Etiket: cafer tabak

  • Fırçayla tanıklık: Maraş katliamı tuvalde yeniden anlatılıyor! -VİDEO

    Fırçayla tanıklık: Maraş katliamı tuvalde yeniden anlatılıyor! -VİDEO

    PİRHA – Ressam Cafer Tabak, Maraş Katliamı’yla yüzleşmek adına yeni resim projesini başlattı. Katliamın tanıklarının hala hayatta olduklarına dikkat çeken Tabak, “Bugün tanıklar varken bu mücadele verilmelidir. Ben de bu mücadele için bir zemin hazırlamaya çalışıyorum” diyerek Alevi kurumlarından da destek beklediğini söyledi.

    Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevilere yönelik yapılan katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi öldürüldü. Yedi gün süren katliam boyunca kolluk güçleri hiçbir müdahalede bulunmazken, Alevilere ait yüzlerce evin yanı sıra işyerleri de yakılıp yağmalandı.

    Katliama ilişkin yürütülen hukuk süreci ise tam 23 yıl sürdü. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ulaşılamadı! Maraş, Alevi toplumunun kapanmayan yarası, cumhuriyet tarihinin üzeri hep örtülü tutulmak istenen insanlık ayıbı olarak kaldı.

    Şu an Ankara’nın Mamak ilçesine bağlı bir köyde yaşam süren ressam Cafer Tabak da Maraş katliamının mağdurlarından birisi. Maraş’ta doğup büyüyen sanatçı, yaşanan katliamın unutulmaması adına uzun soluklu bir resim projesine başladı. Alanında ilk olan projenin detaylarını Cafer Tabak PİRHA’ya anlattı.

    “O ANLARA TANIK OLDUM!”

    Katliamın olduğu günlerde askerlik yaptığını belirten Tabak, “Maraş’ta olsaydım şu anda hayatta olur muydum, bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Katliamın yaşandığı yıldan bu yana, toplumsal sorunların resimle kalıcılaştırılması gerektiği fikrini savunan Tabak, Maraş’a dair planladığı projenin ilk fırçasını tuvaliyle buluşturdu. Çalışmasının uzun soluklu olacağını belirten Cafer Tabak, katliamın bittiği gün terhis olduğunu, şehre döndüğünde ise karşılaştığı manzarayı şu sözlerle anlattı:

    “Askerde olmaktan kaynaklı katliamdan kurtulduğumu düşünüyorum. Bölük komutanı, bir süre beni göndermemişti. Hatta beni gönderirken ‘Gittiğinde asker elbiseni çıkartmadan yat’ demişti. Geldiğimde ise Maraş çok korkunç vaziyetteydi. Her taraf duman, yıkıntı içerisindeydi. Sayısız insan yaralanmış, öldürülmüş, yok edilmişti. Yani korkunç bir durumdu gördüklerim. Sözcüklerle ifade etmek çok zor. İnsanlar, kamyonlarla durmadan Maraş dışına sevk ediliyordu. Resmen devlet, Maraş’ı boşaltıyordu. O anlara hep tanık oldum. O esnada bir kardeşim yaralıydı. Köyümüzden 16 kişiyi de katletmişlerdi. Bunların içerisinde 6 aylık Yılmaz Boz isimli bebek, yatalak denecek durumda olan Ali Şükran isminde yaşlı bir amcamız da vardı. Ayrıca mahalleden tanıdığımız birçok insan, dostlarımız, arkadaşlarımız da katledilmişti.”

    ÜÇ SENELİK HAZIRLIĞIN ARDINDAN RESİMLER OLUŞMAYA BAŞLADI!

    Cafer Tabak, resim sanatında ilerleme sağlamak üzere katliamdan sonraki yıllarda Ankara’ya taşınır. Lise eğitimini dışarıdan bitiren Tabak, ardından Hacettepe Üniversitesi resim bölümünde eğitimini tamamlar. “O yıllarda sadece Maraş Katliamı’nı değil, tüm katliamlar üzerinde çalışmak istiyordum ancak bir türlü içinden çıkamadım” diyen Tabak, projesinin oluşum sürecini ve tekniğine dair şunları anlattı:

    “Dersim, Zilan, Koçgiri, Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarını da resmetmek istiyordum. Senelerdir ‘bu katliamları nasıl anlatabilirim’ diye düşünüyorum. Fakat sonra kendi kendime ‘sana en yakın olan, senin kendi içinde yaşadığın durum var. Önce şunu bir çözümle’ dedim. Bu pencereden Maraş Katliamı’nı araştırmaya başladım. Yaklaşık 3 senedir hazırlık yapmaktayım. Bu çalışmadaki amacım yüzleşmek. Hazırlamak istediğim sergide kaç resim yer alacak henüz net değil. Serginin girişinde sokakta oynayan çocuk resimleri olacak. Arka fonda ise sesler gelecek. Ondan sonra katliam alanına; katliam resimlerine girdiğimizde ise fonda silah, katliam sesleri olacak. Bu resimleri, tanıkların anlattıkları üzerinden hazırlıyorum. Ayrıca resimlerin köşesinde bir de kare kod yer alacak. Örneğin kazanda kaynatılarak katledilmiş Ali Tıraş isminde bir çocuk var. Resmin köşesindeki kare kod okutulduğunda o resimle ilgili olan video karşınıza çıkacak. Serginin bitiminde ise katliamda kurtulmuş çocuk resimleri olacak. Orada da katliamda kurtulan insan sesleri…”

    “KENDİ İMKANLARIMLA RESİMLERİMİ HAZIRLIYORUM”

    Cafer Tabak, konuşmasında sanat camiasına da eleştiri yöneltti. “Sanat gerçekten yapılırsa toplumda karşılığını bulur” diyen Tabak, bu zamana dek Alevi katliamlarıyla ilgili yeteri oranda sanatsal içerikli üretim yapılmadığını belirtti.

    “Sanat camiası, küçük burjuva yapısı itibarıyla çok kaygan bir zemindedir. Oturup sohbet ederlerken dünyayı kurtarır görünürler fakat atölyelerine kapanınca ‘Hangi resmi satayım?’ diye oturup resim çalışırlar. Resim alanı diğer sanat alanlarından bayağı farklıdır. Zaten literatürde de ‘Burjuva sanatı’ olarak geçer. Dolayısıyla şu anda benim hazırlamaya çalıştığım projeden hiçbir para talep etmiyorum. Kendi imkanlarımla resimlerimi hazırlıyorum. Katliamın 50. yılında, yani 2028’de Ankara’da ilk sergiyi düşünüyorum.”

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI!

    Cafer Tabak, söz konusu projeye dair Alevi kurumlarının da ilgi göstermesi gerektiğini belirtti. Resim çalışmasıyla ilgili Alevi kurumlarına da bilgi vereceğini söyleyen Tabak, şöyle devam etti:

    “Resimleri hiçbir şekilde satışa sunmadan, birbirinden ayırmadan bu projenin Alevi kurumları tarafında kullanılmasını istiyorum. Alevi kurumları, bunu Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde sergileyebilmeli. Meseleyi gündeme taşımalılar. Türkiye bununla yüzleşmelidir. Maraş, öyle bir soykırım ki 35 sene geçmesine rağmen hiç kimse orada anma bile yapamamış! Herkes kabuğuna çekilmiş. Korkunç bir dehşet yaşanmış. Hala anmalar Maraş’ta yasak. ‘Sadece cemevinde toplanın, kendi kendinize bir şeyler söyleyin, dağılın’ şeklinde izin veriliyor. Bunun dışında Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzleşmek gibi bir derdi yok. Benim amacım ise bu yaşananları görsellikle sunup yüzleşmeyi sağlamaya çalışmaktır. Maalesef sanatçılar bu katliamlarla pek ilgilenmemişler.”

    “BU TANIKLAR VARKEN BU MÜCADELE VERİLMELİ”

    İlk sergiyi Alevi kurumlarının desteğiyle Ankara’da açmak istediğini belirten Cafer Tabak, “Eğer yüzleşme sağlanır, özür dilenirse bu resimler Maraş’ta bir mekanda sürekli sergilenmeli. Tabii devlet, katliamı kabul ederse… Yoksa bu resimler Alevi kurumlarınca dünyanın birçok ülkesinde gezdirilip katliamın anlatımı yapılmalıdır. Bugün hala katliamı yaşayan tanıklar var. Bu tanıklar varken bu mücadele verilmelidir. Ben de bu mücadele için bir zemin hazırlamaya çalışıyorum” dedi.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Aydın ve sanatçılardan Rojava tepkileri gelmeye devam ediyor: Yarın çok geç olabilir!

    Aydın ve sanatçılardan Rojava tepkileri gelmeye devam ediyor: Yarın çok geç olabilir!

    PİRHA – Rojava’ya yönelik saldırılara aydın ve sanatçılardan tepki geldi. Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) bağlı silahlı grupların saldırılarının yalnızca Kürtleri değil, Suriye’deki tüm halkları ve özellikle Alevileri hedef aldığına dikkat çeken isimler, Kürt ve Alevilerin hak mücadelesinde ortak duruşun hayati önemde olduğunu vurguladı.

    HTŞ’ye bağlı çetelerin Rojava’ya yönelik saldırıları sürerken, dünya kamuoyunda tepkiler artıyor. Saldırılara ilişkin görüşlerini paylaşan Maraş Katliamı mağdurlarından Ressam Cafer Tabak, emperyalist güçlerin Suriye politikalarını sert sözlerle eleştirdi.

    Tabak, “Kendisini dünyanın sahibi olarak gören ey insan oğlu kendine gel. Bu dünya sadece senin değildir” diyerek, yaşananların 21. yüzyılda kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “HALKLARIN DİLİNE VE KÜLTÜRÜNE DESTEK VERİLMELİ”

    Suriye halklarına yönelik saldırıları kınayan Tabak, şu ifadeleri kullandı:

    “Yirmi birinci yüzyılda barış içinde, insanca yaşamak mümkünken; emperyal güdüler, milliyetçi-ırkçı yaklaşımlar ve din-mezhep çatışmalarıyla hâlâ en gaddar yöntemler uygulanıyor, kafa kesiliyor, kan dökülüyor. Eğer yerkürenin herhangi bir köşesinde bir halk varsa ve o halkın bir dili, bir kültürü bulunuyorsa, bu dili ve kültürü yaşatmak için o halka destek vermemiz gerekir.”

    Suriye’de yaşananlara dikkat çeken Tabak, Kızılderili atasözüne atıf yaparak, “Kızılderililer ‘Bir suyun içindeki balıklar kavga ediyorsa, oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir’ der. Suriye’den yalnızca bir İngiliz değil, Amerikalı da geçti, başkaları da. Gücü elinde tutan, baş kesen bu yapılar önce Alevileri, ardından bir ulusu yok etmek istiyor” dedi.

    “İSRAİL’İN İŞGALİNE NEDEN SES ÇIKARILMIYOR?”

    HTŞ yönetiminin Suriye halkları açısından ciddi bir tehdit olduğunu vurgulayan Tabak, Türkiye’nin rolüne de işaret etti:

    “Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz ediliyor ama İsrail istediği yerleri işgal ediyor, buna ses çıkaran var mı? Yok. Demek ki mesele güç meselesi. Türkiye’nin açık desteği, ABD’nin oluru ve İsrail’in sessiz onayıyla HTŞ gibi karanlık bir yapı Suriye’de hâkim güç haline getiriliyor. Fırsat bulduklarında geçmişte yaptıklarını yine yapacaklar. Aynı zihniyet Türkiye’de Maraş’ı, Madımak’ı yaşattı. Hiçbiri için özür de pişmanlık da duymadılar.”

    “FİT VERENLER OLDUKÇA BU DÜZEN DEĞİŞMEZ”

    Ortadoğu’daki sorunların kaynağının emperyalist müdahaleler olduğunu vurgulayan Tabak, çözümün de buna karşı mücadeleden geçtiğini belirtti:

    “Su akarına bırakılırsa ‘uzun bacaklı İngiliz’in ve Sam Amca’nın istediği yönde akar. Suyu tersine çevirmek emek ister, güç ister. Fit verenler olduğu müddetçe halimiz böyle olur. Ama her fit verenin bir de takozu vardır; suyu başka kanala akıtmak mümkündür.”

    “RADİKAL İSLAM’IN KODLARINDA VAR”

    İngiltere’de yaşayan Gazeteci-Şair Hasan Boz da HTŞ’nin ideolojik yapısına dikkat çekti. Boz, “Selefi-cihatçı bir koalisyon olan HTŞ ve başındaki Colani’nin ideolojik kodları ABD ve İsrail tarafından gayet iyi biliniyor. Terör listelerinde yer alan bu yapıların Alevilere, Dürzilere ve şimdi de Kürtlere karşı ilan ettikleri ‘Enfal’ çağrıları şaşırtıcı değil. Bu, radikal İslam’ın kodlarında var” ifadelerini kullandı.

    “YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR”

    Türkiye’nin Suriye politikasını da eleştiren Boz, mevcut iktidarın yıllardır izlediği çizginin ortada olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “HTŞ yönetiminin kalıcılaşması, Aleviler ve Kürtler açısından çok daha vahim sonuçlar doğurur. Alevilere ve Kürtlere iyi bir gelecek sunulmasını beklemek saflık olur. Tüm demokrasi güçlerinin, Kürtlerin ve Alevilerin hak mücadelelerinde ortak bir duruş sergilemesi gerekiyor. Bu birlik sağlanmazsa, yarın çok geç olabilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ressam Cafer Tabak: Savaşlar oluyor, ressam bundan etkilenmiyor; işte problem burada-VİDEO

    Ressam Cafer Tabak: Savaşlar oluyor, ressam bundan etkilenmiyor; işte problem burada-VİDEO

    PİRHA – Kimliksel sanat üretimleriyle tanınan Ressam Cafer Tabak, ülkenin temel sorunlarında sanatçıların rolüne değindi. Cafer Tabak, “Bir sanatçı, yaşadığı çağa tanıklık yapamıyorsa orada bir eksiklik vardır. Benim asıl sorunum, sanatçıların neden toplumsal sorunlara eğilmedikleri konusu” diye belirtti.

    Cafer Tabak ve eşi Zehra Tabak, tam 24 yıldır hem şehirden hem de insan kalabalığından uzak halde yaşamlarını sürdürüyor. 2010 yılında Mamak ilçesine bağlı Lalahan’da bir köye taşınan Tabak ailesi, burada hem toprağı işleyip hem de hayvancılık yapıyor.

    Ressam Cafer Tabak, bu yaşam tarzıyla bir nevi inzivaya çekiliyor ancak sanatı ise küresel çapta büyük karşılık buluyor. Sanatsal yaratıcılığının yanı sıra Tabak’ın çizdiği her resimde çağımızın bir sorunu ile yüz yüze gelmek mümkün.

    “ARTIK ŞEHİRLERE KATLANAMIYORUM”

    Maraş’tan Ankara’ya gelme sebebinin sadece sanatsal amaç olduğunu söyleyen Cafer Tabak, “Küçük bir yerde sanat yapamayacağımı anlamıştım” diye de ekliyor. Liseyi dışarıdan bitirip ardından fakülteye girme başarısını gösteren Cafer Tabak, Ankara ve sanat sevdasına dair de şunları söyledi:

    “40’lı yaşlarda ise fakülteli olup Hacettepe resim bölümünde eğitim aldım. Doğaya yerleşme fikri ise gerçekten artık şehirlere katlanamıyorum. İnsanlara, şehrin gürültüsüne artık dayanamıyorum. Yaklaşık 20 yıldır dağlardayım. 4 sene de terk edilmiş bir köy içerisinde yaşadım. Koca köyde sadece 2 aile yaşıyorduk. Sonradan gelip buraya yerleştik.

    Ankara içerisinde öğrencilere üniversiteye hazırlık dersleri, hobi çalışmaları, çocuklarla yapılan resim çalışmalarım oldu. Çok güzeldi ama çok da yoruldum. Sonrasında buraya çekilip kendim için çalışmayı tercih ettim. Doğayı tercih etmeyecek kimse yoktur fakat doğada yaşamak zor, kimse bu bedeli ödeyemiyor. Bu bedeli ödeyemedikleri için de herkesin hayalindedir. Ben de onlara ‘siz hayalini kurun ben ise yaşıyorum’ diyorum.”

    “ÜNİVERSİTEYE KADAR OLAN SANAT EĞİTİMLERİ REZİL”

    Ressam Cafer Tabak, kırsaldaki yaşamı nedeniyle sanatsal camiadan yoksun kaldığını söylese de doğadan aldıklarının daha çok kendisini beslediğinin altını çiziyor. Günümüz eğitim sisteminin sanatı olumsuz etkilediğine işaret eden Tabak, şöyle devam etti:

    “Her ne kadar insanlardan kaçıyorum desem de dolayısıyla sanat camiasının diyaloglarından uzak kalıyorum. Gerçi sergi gezmekten de bir noktada bıktım artık. Çünkü gezdiğinde de aynı resimler aynı kişiler… ‘Keller, Körler birbirini ağırlar’ gibi. Çünkü sosyal içerikli pek sanat yapılmıyor. Çünkü sanat Marx’ın da söylediği gibi ‘bütün ihtiyaçlar karşılandıktan sonra ancak sanat çıkabilir.’ Önce insan biyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak ki ondan sonra arta kalan zamanını da sanata ayırabilsin. Ülkede bu sıkıntılar çok fazla. Eğitim insanları çürütmek için veriliyor. Hele ki üniversiteye kadar olan sanat eğitimleri de rezil. Dolayısıyla insanlar bu sanatsal kültürü alamıyor. Hele ki bir insanın resimde, heykelde bir şey algılayabilmesi için insanın o konuda bir çaba harcaması gerekiyor. ‘Ne için, neden?’ sorularını sorup araştırması gerekiyor. Araştırılmayınca resmi anlamak da mümkün değil.

    “İNSANLIK GRİLEŞMİŞ”

    Burada bir tek Zehra ve ben yaşıyoruz. Tabiri caizse ‘bir Köroğlu bir de Ayvaz’ meselesi gibi… Yaz kış hayvanlarla zaman geçiriyoruz. Yazın daha çok bitkilerle zaman harcıyoruz. Ayrıca arılarımız da var, bal üretiyoruz. Mesela inanır mısınız yazın burada atölyeye hiç giremiyorum. Doğa, insanı o kadar meşgul ediyor. Ama tabii bu huzur veren bir meşguliyet. Çünkü canlıya zamanında müdahale etmezsen çok yanlış olur. Resim ise canlı değil; gece de kışın da yapılabiliyor. İnsanların da bu şekilde yaşaması gerektiğine inanıyorum fakat kırsalda yaşamak zor olduğu için insanlar betonu tercih ediyorlar. Beton insanlara işlediği için de insanlık grileşmiş.

    “20 YILDAN BERİ MARKETTEN YUMURTANIN, YOĞURDUN TADINA BAKMADIM”

    20 yıldan bu yana marketten yumurtanın, yoğurdun ve benzeri ürünlerin tadına bakmadım. O ürünleri tatmak bile istemiyorum. Balı, poleni, propolisi, arı sütünü, arılarımızdan faydalanıyoruz. Köyde yaşamamız nedeniyle dilediğimiz zaman en sağlıklı sütü de bulabiliyorum.”

    Burası geçmişte harman yeriymiş. Yani kayalık, çöl gibi bir yerden bahsediyoruz. Ankara’nın bozkırında, ağaçsız bir yerdeyiz. Ektiğimiz ağaçların haricinde dışarıdan çok çeşitli bitkiler de bulup getirdim. Çevredeki tarlalarda lavantalar yetiştirdim. O lavantaların, sağlığımıza ürettiği havanın da çok ciddi katkısı oldu. Lavantalar, kara sinek ve benzeri haşaratı da ciddi şekilde azaltıyor. Melisa, kekik, sarı kantaron bitkilerini de ekiyoruz. Doğanın nimetlerini kullanmaya çaba gösteriyoruz.”

    “SÖZ EDİLEN O YETENEK BENDE YOK!”

    Cafer Tabak, resim sanatının kendisinde nasıl belirdiğini de anlattı. İlk adım olarak kara kalem ile yapılan çizgiler olduğunu söyleyen Tabak şöyle devam etti:

    “Öğrencilik yıllarında kitaplardaki şekilleri defterime aktararak resme başlamıştım. Aslında çok iyi gören, gördüğünü anında kağıda, tuvale aktarabilen birisi değilim. Bu işi çok sevdiğim için bir şeyler yapabildim. Yani söz edilen o yetenek bende yok. Merak, sevgi, emek çok, bunlarla resim yapabildim.

    Babam çok ufku açık bir insandı. Bizimle de ilgilenirdi. Ben ilkokul 4. sınıfa geldiğimde bana ‘bugüne kadar milyonlarca insan gelmiş ve gitmiş. Neden sadece bazı insanlardan söz ediliyor?’ dedi. Bayağı uzun bir sohbetin ardından şöyle bir yere bağladık; bir insan kendisi için bir amaç tespit ederse ve bu amaç uğruna mücadele ederse o insan kesinlikle o alanda bir şeyler yapar. Amaçsız yaşanılınca da herhangi bir insan olunur. Bunun üzerine de ben fizik okumayı hedefledim ancak babamı erken yaşta kaybedince de eğitim olanağım da sıfırlandı. O dönemde okulda yaptığım çizimler vardı, o sistemi geliştirerek arkadaşlarımın fotoğrafları üzerinde ‘kareleme’ sistemi yapardım ve bu sistemi kendi keşfim sanıyordum. Meğerse 500 yıl önce Rönesans icadıymış. Haberim yoktu ama ben bunu hiçbir yerden öğrenmeden keşfettim. O şekilde kara kalem çalışmaya başladım.”

    “RESSAM, OLUP BİTENLERDEN ETKİLENMEZ Mİ?”

    “Sanat ve bilim problemdir” diyen Cafer Tabak, kendi problemini ise “sosyal olaylar” olarak ifade etti. Dünyada yaşanan sorunlara duyarsız kalamadığını belirten Cafer Tabak, bir sanatçı refleksinin nasıl olması gerektiğine ise şu sözlerle vurgu yaptı:

    “Örneğin 1995’te mezuniyetteki ilk sergimde özellikle bir el resmi kullanmıştım. Çünkü o tarihte Buca Cezaevi’nde bir katliam gerçekleşmiş, mahkumlar öldürülmüştü. O mahkumların ellerinden başka bir savunma araçları yoktu. O el formu üzerinden resimler çalışmıştım. Bir sanatçı yaşadığı çağa tanıklık yapamıyorsa orada bir eksiklik vardır. Ankara’da sık sık sergi geziyoruz ve sürekli aynı kişiler, aynı resimler… İnsan, olup bitenlerden etkilenmez mi?

    Sanat tarihinde üsluplar vardır, Rönesans, Barok vesaire… 20. yüzyılın başına geldiğimizde birçok akım başlıyor. Bu yüzyılın ortalarına geldiğimizde ise hiçbir şey kalmıyor. Bireyselleşme öne çıkıyor. Bir ressam yaptığı resim satılmaya başlayınca sadece hayatı boyunca o resme devam ediyor. Dolayısıyla sanatçı çağına tanıklık yapmamış oluyor. Bu da bana göre çağın sanatı olmuyor.”

    “SANATÇILAR, TOPLUMSAL SORUNLARA EĞİLMİYOR”

    Cafer Tabak sanat ile toplum arasında büyük bir uçurumun olduğunu da ifade etti. Özellikle plastik sanatların uç noktalarda kaldığına dikkat çeken Tabak, şöyle devam etti:

    “Aslında sanat ile toplum arasında her zaman bir uçurum vardı. Olması da doğaldır. Toplum her zaman sanatçının çok gerisinden gelir. Hele avangart sanatçıların yüzyıllar sonrasından gelir. Özellikle resim, heykel ve benzeri sanatlar sürekli uç noktalardadır. Çünkü söz yoktur, anlaşılması zordur. İşte bu husus toplumda hat safhada ama bu çağımız boyunca da hep vardı. Ama benim asıl sorunum sanatçıların neden toplumsal sorunlara eğilmedikleri konusu. Nedendir ki bu sanatçılar katliamlara, savaşlara, kadına şiddete, çocuk gelinler meselesine vesaire konulara eğilmiyor? Dünyada savaş oluyor biz hala bildiğimiz o formu devam ettiriyoruz. Benim problemim burada. Halk resim görmeye gelmiyor, gitmiyor, anlamıyor şeklinde bir sıkıntım yok.”

    GÜNÜMÜZ SANATÇILARININ HALİ!

    Resmin bir tür “burjuva sanatı” olduğunu söyleyen ressam Cafer Tabak, sanatın her zaman farklılık, yenilik yaratma gibi bir misyonu olduğunu da belirtti.

    Ressam Cafer Tabak, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Resim sanatının yoksul kesimle çok alakası yok, çünkü ancak biz yoksul kesimin problemini sanatla dile getirebiliriz. Toplumlar ancak bir resim izleyicisi olabilirler; onu dahi zor olabiliyorlar çünkü gerçekten resim burjuva sanatıdır, para pul işidir, artı bir kültür işidir de. Okuyacaksın, araştıracaksın, öğreneceksin… Şu gerçek var; Türkiye’deki sanatçılar kendi içinde bocalıyor. 90’lı yıllarda fakültedeyken okulda kimi uygulanan sistemlere itiraz ettim. Bölüm başkanı, bağırarak ‘eski köye yeni adet getirme’ dedi. Diğer hocalar da önerilerimi kabul etmedi. Yahu sanatın işi eski köye yeni adet getirmektir zaten. Galiba Türkiye’deki sanatçının hali bu sözle özetlenebilir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA