PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Örgütlenme Sekreteri/Ege Bölge sorumlusu Mevlüt Akbal, Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına tepki gösterdi. Akbal, Alevilerin ibadetlerini yaptığı, lokmalarını paylaştığı bir yere cami yapılmasının, geçmişte Ankara Tuzluçayır’da yapılmak istenen cami-cemevi projesinin devamı olduğunu belirtti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Örgütlenme Sekreteri/Ege Bölge sorumlusu Mevlüt Akbal, Çorum’da Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmak istenmesini PİRHA’ya değerlendirdi.
“CAMİ-CEMEVİ PROJESİNİN DEVAMIDIR”
Alevilerin yaşadığı bölgede bulunan Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına tepki gösteren Mevlüt Akbal, “Geçmişte Ankara Tuzluçayır’da yaşadığımız Fethullah Gülen’in projesi olan cami-cemevi projelerinin son süreçte başka biçimlerde ülkenin gündemine dayatıldığını görüyoruz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Cem Vakfı’nın birlikte yaptığı ortak çalışmaları biz Hacıbektaş’ta da gördük ve şu an başka yerlerde de bunun örneklerini görüyoruz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Cem Vakfı’nın ortaklaşa yaptığı şeyler aslında geçmişte Cem Vakfı’yla Feytullah Gülen’in ortaklaşa yaptıklarıyla çok örtüşüyor. Bugün Koyunbaba Türbesi’nde yapılmak istenen proje Tuzluçayır’da yapılan cami-cemevi projesinin aynısıdır” dedi.
“İNANCIMIZA SAYGI GÖSTERİLMELİ”
Aleviler olarak her zaman insanların inançlarına saygılı olduklarını belirten Akbal, “İnsanlar camiye gidip namazlarını kılabilir, ibadetini yapabilir ama ibadet yaptığımız yerlerin de bize özgü, bize ait olduğunun farkına varılması gerekir. Cemevlerine başka birtakım ritüeller sokulmaya çalışılıyor. Bu açıkça bizim inancımızı tarif etmektir ve biz bunu kabul etmeyeceğiz. Bunu ne Koyunbaba’da ne Hacıbektaş’ta ne de başka bir yerde kabul edeceğiz” diye konuştu.
Akbal, devlet erkanının dedenin veya bir yöneticinin rehberliğinde cemevini gezebileceğini ifade eden Mevlüt Akbal, şöyle devam etti:
“Ancak cemevinde bizim kutsallarımız vardır. Kimin nerede oturacağı, nerenin neyi temsil ettiğine dikkat edilmesi gerekir. Ziyarete gelen devlet erkanı cemevimizi gezebilir, bakabilir, sohbet edip sorular sorabilir. Bizim ihtiyaç ve taleplerimizi sorabilir ama herkes oturacağı yeri iyi bilmelidir. Biz dedemizi camide hutbe okumaya çıkarmıyoruz. Bir imamın veya bir devlet erkanının gelip bizim postumuza oturmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz.”
PİRHA-Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu, 2 Ekim’de Ordu’da “Horasan Erenleri, Hacı Bektaş Veli” başlığı altında yapılacak panele tepki gösterdi. Yapılan açıklamada “Bu etkinlik Aleviliği, Alevileri asimile etme, yok etme, gerçek faaliyetlerinin dışında farklı bir kanala yönlendirme çabasıdır. Bir zamanlar ‘cami-cemevi’ projeleriyle benzerlik göstermeleri de manidardır” ifadeleri kullanıldı.
Ali Aker isimli şahsın 2 Ekim’de Ordu’da organize ettiği panele Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan (KAB-FED) tepki geldi. Konuya ilişkin açıklama yapan KAB-FED, ‘Horasan Erenleri, Hacı Bektaş Veli’ adlı panelin akabinde Gürgentepe Yer Kırığı Güvenç Abdal Cemevinde lokma ikramı ve cem ibadeti yapılacak olmasını “Biz Aleviler, birileri istedi, gönülleri hoş olsun diye cem birlemeyiz” sözleriyle eleştirdi.
“ALEVİLERİ ASİMİLE ETME ÇABASIDIR”
Yapılacak panel ve cemi “cami-cemevi projeleriyle benzerlik göstermekte” sözleriyle eleştiren KAB-FED, konuya ilişkin şu açıklamayı paylaştı:
“Panelistler kimler, belirtilmemiştir. 193 devletten oluşan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 40. Genel Konferans kararıyla 2021 yılı için ‘Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evran Yılı’ olarak kabul edilmiştir. Başta Mürşidimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli ve yol ulularımız, Yunus Emre, Ahi Evran pirlerimizin isimlerinin geçmemesi manidardır.
Programda protokolden bahsedilmektedir. Kim ve kimlerden oluşmaktadır bu protokol? Katılımcıların, bu isimleri bilmesi neden saklanılmakta, afişte yer verilmemektedir?
Biz Aleviler, birileri istedi, gönülleri hoş olsun diye cem birlemeyiz (bir araya gelmeyiz). Bir araya gelindiğinde erkanlar yürütülür. Burada hangi erkanı yürüteceksiniz (musahiplik, dardan indirme, görgü, ikrar ve nikâh, Hakk’a yürüme, muhabbet erkânı) belirtilmemiş. ‘Sadece bir araya geleceğiz’ (Cem olacağız) denilmektedir. Biz yola ikrar vermiş, yol hizmet erleriyle beraber, hizmetin konusu, anlamı doğrultusunda cem oluruz. Yol ulumuz Kul Himmet şöyle buyurur:
Erenler cemine her can giremez.
Edep Erkan Yol olmayınca.
Her Kamberim diyen Kamber olamaz.
Şahın Kamberine Kul olmayınca.
Erkanların olmadığı yerde, yol, edep olmaz.
Hele hele protokole uygun bizim inancımızda da erkân mevcut değildir.
Bu etkinlik Aleviliği, Alevileri asimile etme, yok etme, gerçek faaliyetlerinin dışında farklı bir kanala yönlendirme çabasıdır. Bir zamanlar ‘cami-cemevi’ projeleriyle benzerlik göstermeleri de manidardır.
Bu nedenlerden dolayı, bizim inancımızı, amacının dışında uygulamaya çalışan, Dursun Ali Göktepe’ye ve bu etkinliğe katkı sunup destek verenlere aşağıda isimleri olan örgütler olarak sıcak bakmadığımızı, ulusal ve uluslararası duyarlı kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
PİRHA- Veli Bayrak’ın öykülerden esinlenilerek yazdığı, Serdar Doğan’ın ise sahneye taşıdığı ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı oyun Ankara Simurg Oyuncuları’nın performansıyla seyircisiyle buluşacak.
Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı tek perdelik ‘Kara kızıl komedi’ diye nitelendirdikleri oyunlarını sergilemeye hazırlanıyor.
TUZLUÇAYIR HALKININ DİRENİŞİ TİYATROYA UYARLANDI
Oyun, yazar Veli Bayrak’ın, inancından ötürü devlet baskısı altında olan Tuzluçayır halkının direnişinin anlatıldığı öykü kitabından esinlenerek yazıldı. ‘Küçük Moskova Tuzluçayır’ adlı oyun Ankara’nın Dikmen ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda, 16 Nisan 2021’de sergilenecek.
Serdar Doğan, sergilenecek olan tiyatro gösteriminde anlatılan Tuzluçayır Mahallesi için şunları söyledi:
“Tuzluçayır, önemli bir mahalledir. Dikmen, İncirli gibi Sosyalist duruşun kalesidir. Tuzluçayır lise direnişidir. ‘İçeride çocuklarımızı öldürecekler’ diye kendini siper eden Menekşe Anadır. Feyzullah Çınar, Gülsüm Karababa, İsmail İpek, Hüseyin Çırakman, Ali Kızıltuğ, Ozan Şahturna, Mahmut Erdal, Sadık Gürbüz’dür. Ses olmuştur her evde. Muhlis – Muhibe Akarsu, Gülsün Metin, Sait Metin’dir. Madımak Ateşidir her evde. Gezi’de ağaçlar sökülüp, gençler dövülürken; ağaçtır, çadırdır, candır Tuzluçayır. Cami-Cemevi projesine karşı barikat, Fetoşun-İzzetullahın asimilasyon kuşatmasına direnç gülüdür Tuzluçayır.”
“YOLDAŞ OLMAK İSTEYEN HERKESİ BEKLİYORUZ”
Tuzluçayır Mahallesi’ne hakim olan değerleri, kültürü, yaşanmışlıkları bir oyunla anlatamayacaklarını aktaran Serdar Doğan, bunun kapsamlı bir belgesel ya da sinema projesiyle ele alınabileceğini kaydetti.
Doğan, son olarak tiyatroya katılım çağrısı yaptıarak “Veli Bayrak’ın güzel öykülerinden yola çıktık. Yoldaş olmak isteyeni bekleriz.” dedi.
Kayyım olarak atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, koronavirüse karşı cami ve cemaatlere ait Kur’an kurslarında dezenfekte çalışmaları başlatırken, Meryem Ana Kilisesi ile kentin tek cemevini es geçti.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyım, koronavirüse karşı başlattığı dezenfekte çalışmalarını inanç mekanlarında sadece camilerde yapıyor. MA’da yer alan habere göre; Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı ekipleri, koronavirüse karşı camiler ve cemaatlere bağlı Kur’an kurslarında dezenfekte çalışması başlattı. Kayyım atanmış belediye, kentte bulunan kilise ve tek cemevini ise es geçti. Dezenfekte çalışmaları yerli ve yabancı turistlerin sıkça ziyaret ettiği ve ibadetlerin yapıldığı Meryem Ana Kilisesi’nde de yapılmadı.
“VAKANIN YAYILMASINDAN ENDİŞELİYİZ”
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi’nin Papazı Yusuf Akbulut, camilerin dezenfekte edildiğini, ancak aynı işlem için kilisede herhangi bir çalışmanın yapılmadığını söyledi. Kilisede ibadetlerini ertelemediklerini belirten Akbulut, virüsten dolayı kaygılı olduklarını kaydetti. Akbulut, kiliseyi Diyarbakır’ın en eski tarihi yapılarından birisi olmasından dolayı yerli ve yabancı turistlerin sık ziyaret ettiğini hatırlatarak, bunun da olası bir vakanın yayılmasından endişe etmelerine neden olduğunu belirtti. Talep etmelerine rağmen geri dönüş olmadığını söyleyen Akbulut, kilisenin bir an önce dezenfekte edilmesi gerektiğini dile getirdi.
“DİĞER İNANÇLAR İÇİN HASSASİYET YOK”
Yine Diyarbakır Pir Sultan Abdal Cem Evi’nde de dezenfekte çalışması yapılmadı. Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, Diyarbakır’da kamuda ve sosyal yaşamın toplu yerlerinde önlemlerin alındığından haberleri olduğunu, ancak bunun inanç merkezlerini kapsamadığını aktardı. Cami imamlarının herhangi bir talebi olmadan buralarda çalışmalar yapılmasına rağmen diğer inanç mekanlarda bu hassasiyetin gösterilmediğini vurgulayan Koluman, cemevinin dezenfekte edilmesi için belediyeye başvuru yapacaklarını ifade etti.
Yapılan haberler sonrasında belediye görevlilerinin cemevi ve kiliselere dezenfekte işlemini uyguladığı öğrenildi.
PİRHA – Alevi köyünde inşaatı devam eden cami yapımına karşı Aşağısallıpınar Köyü’nün şehirde yaşayan köylüleri, yapılan caminin cemevine çevrilmesi için imza kampanyası başlattı. Cami inşaatına tepki gösteren dedeler Takmaz ve Deprem, bu asimilasyon politikalarına karşı gerekirse köye gidip köy meydanında cem yapacaklarını söyledi.
Haberin Videosu
Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’daki cami inşaatı devam ederken köylüler, yapılan cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlattı. Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, Pir Hamza Takmaz ve Süleyman Deprem bir araya gelerek konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“YAPILAN CAMİNİN CEMEVİNE ÇEVRİLMESİNİ İSTİYORUZ”
Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, İstanbul ve İzmir’de imza kampanyası başlattıklarını belirterek, Alevi Dernekler Federasyonu’na (ADFE) topladıkları imzaları göndereceklerini ve vakfın da toplanan imzaları kaymakamlığa, valiliğe ve TBMM’ye göndererek cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için mücadele edeceğini duyurdu.
“Yapılan caminin cemevine çevrilmesini istiyoruz” diyen Candan, köydekilerin de bunu böyle istediğini fakat korkutulduklarını söyledi. Kimsenin inancına, düşüncesine ve ibadet şekline karşı olmadıklarını dile getiren Candan, Kaymakama seslenerek, “Çok yürekliyse gidip bir Sünni köyüne ‘Ben burada cemevi yaptıracağım’ desin. Bakalım Sünni köyün tepkisi ne olacak. Alevi köyüne cami yaptıracağına cemevi yaptır” dedi.
“GİRİŞİMLER SONUÇ VERMEZSE AİHM’E GİDECEĞİZ”
Konunun mecliste HDP milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından da gündeme getirildiğini hatırlatan Candan, CHP’li milletvekilleriyle de görüştüğünü onların da gerekli desteği vereceğini söyledi.
Bu konuda iyi bir kamuoyu oluştuğunu kaydeden Candan, Türkiye’nin şu anda çok hassas bir dönemden geçtiğini ve bu dönemde bu şekilde bir Alevi köyüne caminin yapılmasını doğru bulmadığını belirtti.
Son olarak Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, yapılan girişimlerden sonuç alınmaması halinde AİHM’e gideceklerini söyledi.
“ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPILMASI DEVLETTEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR”
Sinemilli Ocağı dedelerinden Süleyman Deprem ise Emevi İslamının iktidarından bu yana özellikle Alevilere yönelik yok etme politikasının imha, inkar ve asimilasyon olduğunun altını çizdi.
Alevi köyüne cami yapılmasının devletten bağımsız olmadığını kaydeden Deprem, şunları söyledi;
“Geçmişten bu yana bilinçli bir asimilasyon politikası yürütülüyor. Alevi köyüne cami yapmanın altında yatan sebep Alevileri kışkırtarak bir düşman yaratıp onun üzerinden tekrar kendi iktidarlarını pekiştirme gayretidir. Aleviler bu oyuna gelmemek üzere çatışmak ve savaşmak istemediklerinden dolayı Alevilerin bu yumuşak davranışlarını ranta çevirerek oralarda bir çatışma alanı yaratma gayretleri var. Çünkü bu iktidar anca çatışma ilişkileri içinde kendini ayakta tutabilir. Kürtler olmadı Alevilere yönelelim.”
Deprem, kimsenin Alevileri zorla camiye, kiliseye, havraya sokmasına gönüllerinin razı olmadığını bu sebeple her türlü direniş haklarının olduğunu vurguladı.
“ÖRGÜTLÜ BİR ÇALIŞMA GEREKİR”
Daha önce hakka yürüme erkanı için Aşağısallıpınar Köyü’ne giden Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz, AKP’nin geldiği dönemlerde köye cami yapımı için tekliflerin olduğunu ancak köylülerin bunu kabul etmediğini vurguladı.
Köyden birinin “Cami yapılsa da ben gitmem” sözlerini hatırlatan Takmaz, “Evet o gitmez ama kırk yıl sonra sizin çocuklarınız gidecektir camiye. Orada eğitime tabi tutulduğunda mutlaka o camiye sokulacaktır, taraftar olanlar camiye gidecek o çocuklar okullarda karşılıklı ayrışmalara neden olacaktır. Bunu Bergama köylerinde gördüm” dedi.
Örgütlü bir çalışmanın yapılması gerektiğini söyleyen Takmaz, “Yola, ikrara bağlı olmayanlar istediği yere gidebilirler ama Alevi diyorlarsa o köy bir kişiye ait değildir herkesin köyüdür. O köy yol, ikrar bir köydür” diye konuştu.
“DEDELER OLARAK KÖYE GİDİP KÖY MEYDANINDA CEM YAPACAĞIZ”
Takmaz, gerektiğinde dedeler olarak Aşağısallıpınar Köyü’ne gidip köy meydanında cem yapacaklarını belirterek cami yapımına izin vermeyeceklerini söyledi.
Takmaz, “Herkes o köye sahip çıkmalı. Bizi bir nazarda görmeyen sistem okullarda öğretmenler de dahil ellerinizi Alevilerin üzerinde çekin. Dedeler de sahip çıksın” çağrısında bulundu.
PİRHA – Manisa’nın Kula ilçesine bağlı Alevilerin yaşadığı Encekler Köyü’nde hem cami hem de cemevi bulunuyor. Encekler Köyünden olan Bağdat Sümbül, caminin çok eskiden yapıldığını fakat neredeyse köylülerden hiç kimsenin gitmediğini belirterek, köyde beş vakit ezan okunduğunu söyledi.
Haberin videosu
Manisa’da 50 Alevi köyü bulunuyor. Bunların kimi Türkmen Alevi, kimi Abdal, kimi ise Çepni Alevi köyleri.
Manisa’nın Kula ilçesine bağlı bulunun iki Alevi Köyü’nden biri olan Encekler Köyü ise Bektaşi Alevilerinin yaşadığı bir köy. Köyde her yıl Ekim ayının ikinci pazarında, köyde türbesi bulunan Bağdatlı Sultan şenlikleri düzenleniyor.
Encekler Köyü’nden 70’li yaşlarındaki Bağdat Sümbül ile Alevi Kültür Dernekleri Salihli Şubesi Cemevi’nde karşılaştık. Derneğin yönetiminde olan Sümbül ile Encekler Köyü’ne ilişkin konuştuk.
“CAMİYİ KENDİ İMKANLARIMIZLA YAPTIK”
Encekler Köyü’nde doğmadan önce caminin olduğunu söyleyen Sümbül, “Benim bildiğim taş yapımı cami vardı. Biz 77’de caminin olduğu yeri kapattık başka yere kendi imkanlarımızla eş dostun yardımıyla tekrar cami yaptık. Caminin bizim isteğimize göre yapıldı” dedi.
“CUMA HARİCİNDE KİMSE CAMİYE GİTMİYOR”
1982 yılında köyden göç ettiğini söyleyen Sümbül, o zamanlar camiyi bir ihtiyaç gibi düşünüp yaptıklarını söyledi. Sümbül, camiye çok fazla kimsenin gitmediğine dikkat çekerek şunları belirti:
“Ben 82’de köyden göçtüm. Köyden koptum. Camiye cuma haricinde kimse gitmiyor. Bizim cenazelerimiz falan camiye gitmez. Musalla taşına götürülür hoca çağrılır. Ancak namaz vakti geldi mi gelmiyor. Namaz vaktinden sonra geliyor. Bazısına cami hocası geliyor bazısına da dedelerimiz geliyor. Herhalde bir ihtiyaç gibi düşündük. Hani bütün cenazeleri hocalar kaldırıyor, dedeler o zaman hiç görev yapmıyordu; şimdi dedeler yapıyor. Yani gerek duyuluyordu camiye. Ama bizler yine aynı Aleviliği yaşıyoruz.”
KÖYDE HER GÜN BEŞ VAKİT EZAN OKUNUYOR
Cuma günü 10-15 kişinin cuma namazına gittiğini söyleyen Sümbül, onun dışında köyde beş vakit ezan okunduğunu ve sadece bayram namazlarında köylülerin camiye gittiğini belirtti. Caminin kaldırılması için herhangi bir başvurunun yapılmadığını kaydeden Sümbül, şimdilerde rahatsızlık duysalar da bunun kemikleştiğini ifade etti.
1994 yılında ise köyde cemevi yapıldığını kaydeden Sümbül, bu cemevini de köylülerin kendi imkanlarıyla yaptığını söyledi. Önceleri ritüellerini evlerde yaptıklarını ancak cemevine ihtiyaç duyduklarını söyleyen Sümbül, Salihli’de birçok Alevi köyünde caminin olduğunu ifade etti.
PİRHA- İstanbul Halkalı’da yapılan kamuoyunda da Alevi İmam Hatip Lisesi olarak adlandırılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesine tepkiler büyüyor. İstanbul Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Devlet tarafından asimilasyon için baskılar yapıldı, farklı yollar denendi hiçbirisi başarılı olmadı. Ancak daha büyük, daha lüks okullar yaparak Alevi çocuklarını burada eğitip asimilasyonun yolunu açmayı düşünüyorlar” dedi.
Birçok kişinin Alevi asimilasyon politikası olarak değerlendirdiği Dosteli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığının ortak projesi olan ve temeli 2015 yılında atılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi yeni eğitim öğretim dönemine hazır.
Alevi kamuoyunda Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da bilenen lise ile ilgili tartışmalar ve liseye tepkiler de devam ediyor. Konuya ilişkin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Diyanete ve İmam hatip okullarına karşı geldiklerini ancak Alevilerin de İmam Hatip benzeri okullar yapmaya başladıklarını belirten Şahin, “Bu sistemin bize dayattığı bir olaydır. Devlet tarafından asimilasyon için baskılar yapıldı, farklı yollar denendi hiçbirisi başarılı olamadı. Ancak daha büyük daha lüks okullar yapıp Alevi çocuklarını burada eğitip asimilasyonun yolunu açmayı düşünüyorlar” diye konuştu.
“OKULLAR DİN DERSLERİNE YÖNELMİŞ DURUMDA”
Bu okulu yöneten yöneticilerinin niyeti iyide olsa dede yetiştirmek için kullanılan bu sistemin yanlış olduğunu ifade eden Şahin, yıllarca İmam Hatip okullarını istemedikleri gibi içinde cemevi olan bir okula da karşı olduklarını belirterek şöyle devam etti:
“Bizim okullarda fiziğe, matematiğe ve sosyal derslere ağırlık vermemiz gerekirken şimdi ağırlıklı din derslerine yönelinmiş durumda. Bu okulun içinde de cemevi var. Cemevi olduğu zamanda laik bir yaşama çok ters düşmüş olur. Çünkü hem okuyup hem cemevi yapmış oluyorsun. Diğer taraftan da imam hatipte okuyacak abdestini alacak ve namazın nasıl kılındığını öğretecek. Biz onlara laf söylediğimiz zaman kendimize de biraz iğneyi batırmamız lazım. Bu nedenle ben bu tür okullara karşıyım.”
“DEDE SOYUNDAN GELMEYEN DEDELİK YAPAMAZ”
Okulda dedelerin yetişecek olmasına tepki gösteren Şahin, şunları kaydetti:
“Dede soyundan gelmeyen birisi dedelik yapamaz. Ancak el verirse ‘Babacı’ veya ‘Değnekçi’ olunur. Dede yetiştirilecekse ocakzade çocuklarından dedelik yapmak isteyenleri toplayıp ocaklarda yetiştirmek gerekir. Böyle okullarda harman çorman dede yetiştirilemez. Türkiye’nin birçok bölgesinde yoksul ailelerin çocukları gelip burada kalacak. Ama o çocuk kimdir ve kimin çocuğudur? Çocuk belki çok iyidir ve iyi bir yapıya sahiptir ama başka bir dalda, başka bir alanda daha başarılı olabilir. Çocuğu imkansızlıklar çerçevesinde getirip burada okutup burada imkanları daha güzel diye bu işte yetiştirmek o çocuğa ve aileye ayrı bir kötülük yapmaktır.”
“CAMİ-CEMEVİ PROJESİNE KARŞI OLDUĞUMUZ GİBİ BU OKULA DA KARŞIYIZ”
Daha önce de Alevileri asimile etmek için yapılan cami-cemevi projesini hatırlatan Şahin, şunları dile getirdi:
“Cami-cemevi projesinin toplumun karşı çıkması ile yanlış olduğunu gördük. Ayrıca cami-cemevi projesini darbeci zihniyetle geçmişte birlikte yaptılar. Biz o zaman da karşısındaydık, bugün de karşısındayız. Ve bu projenin yanlış olduğunu söylüyoruz. Bu okullar daha farklı şekilde işletilse daha faydalı olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’de yoksul Alevi ailelerin çok olduğuna dikkat çeken Şahin, “Aleviler gittikçe yoksullaşıyor. Yoksul aileler çocuklarının hayatlarını daha iyi bir şekilde idame ettirmek için çocuklarını imkansızlıktan dolayı yollayabilirler. Ama öyle dedelerimiz ve Aleviliğine bağlı insanlarımız var ki o kadar yoksulluklarına rağmen Alevi inancını bugüne kadar buraya getirdiler ve bu insanların çocuklarını asla buraya göndereceklerini düşünmüyorum. Toplumu ve Aleviliği çok önemsemeyen aileler ancak çocuklarını gönderirse gönderirler.”
“PROJE OKULA DESTEK VEREN ALEVİ CANLAR BİRAZ DAHA DÜŞÜNMELİ”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin son olarak Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesine destek olan kurum ve dedelere şu çağrıda bulundu:
“Aleviliği öğretmek ve dede yetiştirmek istiyorsanız farklı projeler üretilebilir. Lüks yaşamak bizim de hakkımız ama bu kadar lüks okullar asimile yoluna gider. Dede yetiştirilecekse türbelerimizin, ocaklarımızın en yoğun olduğu yerde bu kadar lüks olmayan ama bu tür bir mekanda 300-500 değil de 50-100 arası dede yetiştirilebilinir. Ve her yıl farklı yerlere gönderilseler o zaman ona dede deriz biz. Örfü, adet, gelenekleri ve görenekleri ile ocakta yetişen bir dede olursa toplum bundan çok daha verim alabilir. Yolumuzu buraya kadar getiren o dedelere ihtiyacımız var. Bu okulda yetişen öğrenciler hangi dededen ders alacak, hangi dede ne öğretecek bunlara? Ben onu da çok merak ediyorum. Hangi dede hangi hizmeti verecek belli değil bu okulda. Bu nedenle bu okula destek veren Alevi canlarımıza biraz daha düşünmelerini söylüyorum. Çünkü bu okulda halka dedelik yapacak bir öğrencinin yetişeceğini düşünmüyorum.”
PİRHA-Aleviliğe yönelik sürdürülen asimilasyon politikalarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan PSAKD Ankara Şubesi aktivistlerinden Murtaza Ak, “Elimizdeki Kuranı Kerim’in Hz. Ali ve Hz. Muhammed ile alakası yok, ‘biz Müslümanlığın, İslamın özüyüz’ demek cami-cemevi projesini yapanlarla, Aleviliği yolundan saptırmaya çalışanlarla pratik olarak aynı şeyi yapmaktır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kütür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi aktivistlerinden Murtaza Ak, Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Şu anki Kur’an-ı Kerim’in Hz. Ali ve Hz. Muhammed ile alakası olmadığını kaydeden Ak, dini eğitime karşı olmadığını ancak bu eğitimin kimin için yapıldığı, amacının ne olduğu ve geleceğinin ne olacağı gibi sorulara cevap vermek gerektiğini belirtti.
“ALEVİLERLE HİÇBİR İLGİSİ YOK”
Kur’an-ı Kerim’in üçüncü halife Osman tarafından yazdırılmış olduğuna dikkat çeken Ak, “Özünden, orjinalinden saptırılmış bu kitabın Alevilikle hiçbir ilgisi yok” dedi.
Ak, bazılarının “Alevilik İslamın özüdür” söylemlerine ilişkin “Yalan söylemenin alemi yok. Müslümanlığın özü iseniz sözünüz de özünüze, davranışlarınıza uygun olmalı. Bunu söyleyen arkadaşlar cami-cemevi projesini yapıp Alevileri yolundan saptırma, bozma, Aleviliği rayından çıkarma, FETÖ ile işbirliği yapıp bu çalışmanın içerisine girmiş adamlardı” ifadelerini kullandı.
Küçük yaştaki çocuklara Sünni eğitim vermenin asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Ak, geçmişte Osmanlı’nın yaptığı asimilasyonu şimdi de Diyanet’in sürdürmeye çalıştığını ifade etti. “Diyanet İşleri Başkanlığı bizim çocuklarımızı bize karşı doldurmak için ‘Bunlar ana bacı bilmez, kestikleri yenmez’ gibi uyduruk şeylerle günahkarlığın içerisinde dönüp duruyorlar” diyen Ak, sözlerini şöyle
“Diyanet İşleri Başkanlığı değil mi kendi sitesinde ‘ananızın dizinden, yok çocuğunuzdan tahrik olabilirsiniz’ diyen. Bundan daha ayıp bundan daha ahlaksızca bir şey olabilir mi? Din adına. Var mı dinde böyle kepazelik. Hani bize diyordunuz ya ‘Ana bacı bilmezsiniz, kestiğiniz yenmez, cemevlerinde mum söndürüyorsunuz.”
PİRHA- Devşirme dede yetiştirecek özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık, bu projenin Aleviler üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarının son halkalarından biri olduğunu kaydetti.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube eş Başkanı Murat Işık devşirme dede yetiştirecek özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine olan tepkilerini PİRHA’da dile getirdi. Işık, devşirme dede yetiştirecek özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesinin Aleviler üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarının son halkalarından biri olduğunu belirtti.
“Biz gri pasaportlu dedeleri öğrendik. Cami-cemevleri projelerini gördük. Dolayısıyla Alevi köylerine, Alevi yerleşim alanlarına cami yapılmasını, imam atamalarını gördük. Ve Alevilerin yaşam alanlarına Sünni nüfusun yerleştirilerek oraların demografik yapının değiştirilmesini gördük” diyen Işık, asimilasyonun son halkası olarak gördükleri özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesinin Alevileri eriterek sünnileştirme politikasının dışa vurumu olduğunu ifade etti.
“HER KAMU KURUMUNDA DİNCİ YAPILANMA”
Işık sözlerine şöyle devam etti:
“Zaten 4+4+4 sistemi ile devletin kamusal eğitim olarak verdiği Milli Eğitim müfredatı bir biçimde dinselleştirildi. Dinci bir eğitim sistemi haline getirildi. Artık her okulda, her kamu kurumunda mescit, her kamu kurumunun içerisinde bu dinci yapılanmanın olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla Alevilerin vergileriyle, Alevilerin kamusal alanda kendilerini ifade edebilecek bir katre alan bile bırakılmamıştır. Her şeyin Sünni nüfusun talepleri doğrultusunda geliştiği, daha çok dinci bir yapılanmanın giderek devlete hakim hale getirildiğini biz buradan görebiliyoruz.”
“Vergilerimizle bizi asimile eden bu sisteme rıza vermiyoruz” diyen Işık, çocuklarını imam hatip liselerine göndermedikleri gibi özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Liselerine de göndermeyeceklerini ekledi. Alevi toplumunun eritilmesi, yok edilmesi temelli politikaları reddettiklerini kaydeden Işık, “Siyasal iktidar bu konuda Alevilerin asimilasyonunu durdurmalıdır. Alevilerin taleplerini karşılamalıdır. 8 tane çalıştay yapıldı. 8 çalıştayın sonucunda biz Alevi imam hatip liseleri istemedik. Alevilerin toplumsal alanda özgürlüğünü, onların kendi inançlarını serbestçe ve özgürce ifade etmesini talep ettik. Gelinen nokta buysa bu devletin Alevilere yaklaşımındaki samimiyetsizliğini gösterir. Bunu doğru bulmuyoruz, asla rıza göstermeyeceğiz. Ve bu politikanın bir an önce durdurulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Alevi İmam Hatip olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine tepkilerini dile getiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı ve Karadeniz Bölge Sorumlusu Cem Sultan Ermiş, “Bu okul bir asimilasyon projesi dedi. Ermiş, “Bu bir kere Aleviliğin köklerine aykırı. Alevilikte ocak- talip- mürşit ilişkisi vardır. Dede ocağında yetişir, mürşidinden icazet alır ve taliplerini görür” hatırlatmasında bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı ve Karadeniz Bölge Sorumlusu Cem Sultan Ermiş, İstanbul’da yapımı tamamlanmak üzere olan, Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine tepkisini dile getirdi.
Bu projenin Aleviliğin köklerine aykırı olduğunu belirten Ermiş, “Alevilikte ocak talip mürşit ilişkisi vardır. Dede, ocağında yetişir, mürşidinden icazet alır ve taliplerini görür. Yani o okul bir asimilasyon projesi” dedi.
“BÜTÜN OKULLAR ASİMİLASYON YUVASI”
Bu projenin bir asimilasyon projesi olduğuna dikkat çeken Ermiş, “Şu anda ki bütün okullar asimilasyon yuvası haline dönüştürülmüş. Adı Anadolu lisesi olsun, fen lisesi olsun, sosyal bilimler lisesi olsun müfredat bakımında imam hatip lisesinden farkı yok. O yetmezmiş gibi bir de Alevi İmam Hatip lisesi diye bir şey icat ettiler. Bu tamamen Alevileri ve Aleviliği katletmek üzere olan bir proje. Bunun bir uzantısı da Pensilvanya’daki şarlatanın geçmişte fikir babalığı yaptığı bir proje. Buna biz Alevi örgütleri ve Alevi toplumu olarak karşıyız. Gücümüz yettiği kadar da buna karşı olacağız.” şeklinde konuştu.
“TOPLUMUMUZU ORTAÇAĞ KARANLIĞINA GÖTÜRÜR”
“Cami-cemevi projesinde de varlardı. Ama bugün karşı çıkıyorlar. Yarın bununla ilgili de tekrar ‘Pardon’ diyebilirler” diyen Ermiş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aleviliğin temel doğasında böyle bir sistem yoktur. Alevilik ocakla yetişir. Dede mürşidinden feyz alır, ocağından feyz alır, ocağında pişer. Örneğin ben ocakzade evladım. Ama kendime dede diyemiyorum. Çünkü el ele el hakkadır bizde. Yani sen kendin arınmazsan toplumu arıtamazsın. Bizim inancımızda böyle bir kültür vardır. O açıdan dede ya da ana baba olabilmek için arınmak lazım. Su arıtıcıdır ama önce kendini yıkaman lazım ki toplumu yıkayabilesin. Oradan çıkacak beyinler ancak toplumumuzu Ortaçağ karanlığına götürür.”
“ALEVİLİĞİ YOK EDECEK BİR PROJE”
Konjonktür olarak her geçen gün ülkenin daha da geriye gittiğine vurgu yapan Ermiş, “Her geçen gün bir başka olayla irkiliyoruz. Üzerimizde öyle ciddi bir ölü toprağı var ki bu süreçte önümüze bir şeyler konuyor sürekli, gündem değiştiriliyor. Savaş giriyor başka şeyler giriyor bunlar unutuluyor. Ama çok ciddi bir şekilde Aleviliği yok edecek, Aleviliğin özgün yapısını, hakikatçı yapısını bitirecek bir proje. Çok tehlikeli bir proje. Buna sadece Alevi canların değil tüm inançların sünni yurttaşların da tepki göstermesi lazım. Biz kendimize isterken bütün halklara bütün inançlara özgürlük istiyoruz. Sünnilere de özgürlük istiyoruz. O açıdan bu okula karşıyız.” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Aleviliğini gizleyen, baskı nedeniyle camiye gitmek zorunda kalan üniversite öğrencisi Gamze Çelik, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının yansımasını ‘Kader Birdir’ ile ekranlara taşıdı.
Haberin Videosu
Malatya’nın Pütürge ilçesine bağlı Zarato Köyü’nde yaşayan Gamze Çelik, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık bölümü okuyor. Henüz 11 yaşındayken okulda arkadaşları tarafından Alevi olduğu için darp edilen Çelik, toplum baskısı nedeniyle küçükken camide Kuran kurslarına gitmek zorunda kaldı. Ta ki 2007 yılında köyüne cemevi yapılıncaya kadar.
Gamze Çelik, 1974 yılında yapılan cami nedeniyle dedelerin taliplerine küstüğünü ve 30 yıl boyunca cemin yürütülmediği Zarato’da yaşananları beyaz perdeye aktardı. İlk gösterimi bu köyde yapılan belgesel, Trabzon Sanat Evi’nde de izleyicileri ile buluştu.
Gamze Çelik, köyde yaşayan herkes gibi kendisinin de maruz kaldığı toplum baskısını, cami-cemevi ikilemini anlattığı “Kader Birdir” isimli belgeseline ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Malatya’da yaşayan Alevilerin sorunlarını anlatan ‘Kader Birdir’ adlı bir belgesel çektiniz. Bu belgeseli çekme fikri nasıl oluştu?
Sinemaya sürekli bir ilgim vardı. Üniversitede Binbir İnsan Hakları Belgesel Yapım Atölyesi yapıldı. Bir haftalık sıkı bir eğitim verildi. O sırada dedim ‘Madem ilgim var sinemaya, bu atölyeye gideyim.’ Gittim. Orada senaryo falan yazdık. O senaryolardan iki tanesi seçildi ve bize Belgesel Sinemacılar Birliği ekipman desteği sağladı. Zaten fon olarak da Avrupa Birliği finanse ediyordu. Derdim vardı, fırsat bu fırsat ele alalım bu konuyu dedim.
Filmin konusu neydi?
Asimilasyondu. Bu asimilasyonu, toplum baskısını birebir ben de yaşadım. İlkokulda Alevi olduğum için arkadaşlarım tarafından darp edildim, dışlandım. Ondan dolayı bir derdim vardı. İçten içe Alevilik üzerine çalışmalarımız falan vardı. Kendimiz araştırıyorduk, bakıyorduk. Üniversiteye başlayınca daha böyle bir duyarlılık artıyor. Daha fazla şeyle karşılaşıyoruz. Ben üniversite döneminde Yılmaz Güney ile çok fazla zaman geçirdim. Okudum. İnsanların sorunlarını, onların haklarının ellerinden alınması gibi sorunları ele alıyordu filmlerinde. Ondan dolayı aşırı bir hayranlık vardı.
“YERELDEKİ PROBLEMLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR”
Filmde neyi amaçladınız?
Madımak, Çorum Katliamı, Yavuz Sultan Selim’in yaptığı katliamlar gibi büyük çaplı katliamları ele alan belgeseller vardı zaten. Ama benim bu filmi yapmaktaki asıl amacım yerelde de bu tip sorunların, saldırıların, kıyımların da ciddi anlamda olduğunu göstermek. İnsanlar genelde; ‘Ya onlar eskidendi.’ ‘Böyle bir şey yok.’ diyor. Onlar eskiden değil. Ben kendim de o dışlanmayı yaşadığım için dedim ki ‘Yereldeki problemleri bizim gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor.’ Araştırdık baktık böyle bir belgesel veya film yoktu Alevilik üzerine. Bundan dolayı böyle bir şey yaptım.
Siz de orada doğdunuz, büyüdünüz, yaşadınız. Oranın demografik yapısını biraz anlatabilir misiniz?
Şu anda köyün nüfusu 200 civarında. Köydeki insanlar ticaretle uğraşıyorlar. Ekiyorlar, biçiyorlar bunu satmak zorundalar ki köy kalkınsın. Satmak için o insanlarla ilişki kurmak zorundalar. Onlar da bunlar Alevi diye ilişki kurmuyorlardı, dışlıyorlardı. Bir şekilde kalkınma problemi söz konusuydu. Kendilerini iyi bir şekilde kalkındırabilselerdi onlara yanaşma çabası da iyi görünme çabası da olmayacaktı belki. Toplumun böyle baskısı vardı. Eskiden saldırılar da olmuş. Günümüzde de bu dışlanma daha çok gün yüzünde.
Bundan sonra mı köye cami yapma fikri ortaya çıkıyor?
1960 yılından sonra insanlar köyde artık yapamıyorlar. İstanbul’a göç etmeye başlıyorlar. Orada da herkes Sünni, her yerde cami var. Oruç tutuyor millet Ramazan ayında, o tutmuyor. ‘Sen niye tutmuyorsun?’ diyorlar. Bu sefer onu dışlıyorlar, belki iş vermiyorlar. Ne oluyor bir şekilde doğru gelmeye başlıyor. Teknoloji o zaman hat safhada değil. İnsanlar araştırıp öğrenemiyorlar. Herkeste bir geçim derdi var. En büyük problem zaten bu. Onlar ne yapıyorlar köye geliyorlar, diyorlar ‘Şehirde böyle, biz cami yapmalıyız.’ Bir de İstanbul’dan gelenler şehir görmüşler, sözü geçiyor köyde. Onlar da insanlar üzerinde biraz hüküm kuruyorlar bence.
“DEDENİN DE KABAHATİ VAR”
Bunlar olduğu için de camiyi kendi yapmış köylü. Camiyi yaptıktan sonra da çevrenin de baskısıyla bazıları inançlarının yanlış olduğunu düşünüyorlar. Çünkü onların hocası var, onlara anlatıyor, arkalarında inanılmaz bir kitle var. Hükümet onlardan. Çok güçlü hissediyorlar kendilerini. Ondan dolayı da bir meydan var. Meydan boş onlara, istedikleri şekilde davranabiliyorlar. Ama Alevilerde bu pek yok. Niye? Çünkü sadece iki tane köy Alevi. Ne yapabilirler ki? ‘Alevilik inancı bizce yanlış, doğru değil. Camiye gitmek gerekir’ düşüncesine sahip insanlar var. Böyle böyle insanların çoğu camiye gidiyorlar. Camiye gittikten sonra dede gelmiyor köye. ‘Siz camiye gidiyorsunuz’ diyor, ‘Siz benim taliplerimsiniz oraya gidiyorsunuz.’ Böyle bir dargınlık oluşuyor. Burada dedenin de kabahati var. Üzerine gitmesi gerekirdi durumun. Ondan sonra köyün neredeyse hepsi artık camiye gitmeye başlıyor.
Peki cemevi ne zaman kuruluyor?
2007 yılında köydeki sağlık evini muhtar cemevi olarak işlevlendirdi. Annesinden babasından Alevi inancını, ehlibeyt sevgisini biraz daha fazla alan insanlar ‘‘Artık bizim ibadethanemiz burada biz oraya gidelim’ diyerek cemevine gittiler. Ama bu arada camiye gidenler de var. Sonra dedeler geldi. Bir ara yoğunlaştılar insanları oraya tekrardan toplamak için. Ama yarı yarıya kaldı.
“DAHA DİŞLİ HOCALAR GELMEYE BAŞLADI”
Köyde cami hocası var mı?
Köyde cami hiç boş bırakılmaz. Maksimum 10 gün sonra mutlaka başka bir tanesi gelir. Mesela biz küçükken hoca bütün kapıları çalardı ‘Camiye gelin’ diye davet ederdi. Hatta önceden hocalar geliyorlardı bizdeki o samimiyeti gördükten sonra Alevilere olan bakış açıları değişiyordu. Seviyorlardı o inancı, düşünceleri. Ondan sonra hocaların ailesiyle aralarında problemler çıkıyordu. ‘Sen oraya gittin bozuldun.’ Ondan sonra hoca gidiyordu. Çok fazla hoca değiştiriyordu bizim köy. Biz aslında en başta kendimize katıyorduk gibi bir şey. Ekstra böyle bir çaba yoktu tabi ki de kendiliğinden olan bir şeydi. Daha sonra daha dişli hocalar gelmeye başladı camiye. Ondan sonra biz hepimiz Kur’an kurslarına gittik. Hocalar geliyorlardı diyorlardı ‘Doğrusu bu.’
“AMAN SAKIN ALEVİ OLDUĞUNUZU SÖYLEMEYİN”
Hocalar Kuranı öğretmek adı altında başka şeyler yürütüyorlardı. Alevilikten hiç bahsetmezlerdi. Bize kendi kültürümüzü anlatmazlardı. Zaten annelerimiz babalarımız ‘Aman sakın okulda söyleme Alevi olduğunu’ diyorlardı. Niye, çünkü problem. Diyorduk ‘Anne Alevi olmak kötü bir şey mi?’ ‘Yok ama onlar bizi sevmiyorlar’ diyordu. Ondan dolayı hocalar da geliyordu ‘Doğru budur. Gelin bari hiçbir şey yapamıyorsanız çocukları Kuran’a gönderin’ diyerek böyle ekstra bir baskı kuruyorlardı. Gidiyorduk. Beş vakit namaz kılıyorduk, oruç tutuyorduk, Arapça okuyorduk falan. Kuran kursu adı altında bizi Aleviliğe karşı da çok soğuttular. Çünkü bize o empoze edilmiş. Hakikaten Sünni bireyler gibi yetiştik.
1974’ten cemevinin yapıldığı 2007 yılına kadar olan arada yetişen jenerasyonun Aleviliğe bakışı nasıl?
O jenerasyon tam benim annemlerin yaşıtları. Dayım filmde de diyor ‘Ben 36 yaşındayım bu yaşıma kadar hiç cem görmedim.’ Sadece benim anneannem çok itikatlı bir insanmış, anlatırmış onlara. Ama ibadetlere dayalı böyle genel inancın içeriği hakkında pek bir fikirleri yok açıkçası. Bir de hep bir korku var. 1974 yılında cami yapıldıktan 2007 yılına kadar köyde hiç cem yapılmamış. Cem yapılmayınca oradaki insanlar cemi göremiyorlar, hep camiyi görüyorlar. Köydeki insanlarda hep bir geçim derdi hayatta kalma mücadelesi var. Durum böyle olunca annemin yaşıtlarından Aleviliği reddedip camiye gidenler de var, annem gibi dayım gibi annesinden babasından gelen ehlibeyt sevgisiyle cemevine giden insanlar da var.
“ORASINI KARIŞTIRMA”
Belgeselde konuşturduğunuz insanlarda hala bir tedirginlik var mı? Nasıl karşıladılar bu belgeseli yaparken böyle bir konunun açılmasını?
Konuşmacıları seçerken kim daha bilgilidir onu ele alarak hareket ettik. Yaşlılar bize anlatıyorlar işte ‘Eskiden böyle oldu, şöyle oldu’ diye. Onlar da zaten anlatacak birilerini arıyorlar. Neler neler vardı belgeselde konu edinemediğimiz. Diyorlardı ki ‘Orasını karıştırma. Onlar çok kötü. Durumlar bozulur, sıkıntı olur. Şimdi siz bunu televizyonda göstereceksiniz de hani zar zor çevre köylerle ilişkiyi düzelttik. Ya şimdi bozulursa. Pek fazla yayınlamayın, ne yapacaksınız.’ Böyle tedirginlikleri vardı.
Hala kimliklerini saklıyorlar mı?
Herkes biliyor köyün Alevi olduğunu. Ama konuşma geçtiği zaman diyorlar ki ‘Hepimiz Müslümanız.’ Bir Alevilik Sünnilik muhabbeti pek geçmiyor sanırım. Çünkü insanlar onu yaşamışlar, geçmiş.
Belgeselin adı neden ‘Kader Birdir’?
Belgeselin çekimlerini yapmadan bir sene önce köyde çok yaşlı, elden ayaktan düşmüş, zar zor konuşan insanlar vardı. Ağabeyim de telefonla kayıt almıştı köyümüzün tarihi hakkında bilgi almak için. Konuşmacılardan Hacı Parlak ile yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: Herkesin gideceği yer aynı. Ne Alevisi, ne Sünnisi. Kader birdir. Yani en sonunda hepimizin gideceği yer orası. Kader birdir iki midir? Birdir yani.’
Oradan kader birdir lafını sevdik. Ondan sonra belgeselde Mehmet Kasırga vardı, o adamda konuşmasının sonunda denk geldi dedi ki ‘Dünyada her şey yalan. Bir gerçek varsa o da ölümdür. Ölüm de gerçekten hepimizin kapısında mevcuttur.’ Biz de sonuna Kader Birdir dedik. Yani biraz sonuç gibi bir şey oldu.
Bunların aslında gereksizliğini orada vurgulamak istedik. Kader birdir hepimizin gideceği yer belli. Hepimiz öleceğiz, hepimiz aynı yere gideceğiz. Bunların gereği yok düşüncesi vardı. Belgeselin adı ondan dolayı öyle oldu.
Belgeseli çekerken sizi en çok ne etkiledi?
Zaten içinde yaşadığımız için ekstra çok şaşırdığımız bir şey olmadı açıkçası. Genel itibariyle çok samimi bir film çekmeye çalıştık aslında. Kurgusunu yaparken de diyelim Hacı Güngör konuşuyor ardından dayım lafını kapatıyor sanki. Bir masanın etrafında bir muhabbet dönüyormuş havası yaratmaya çalıştım kurguda. Çünkü bizim çekimlerimiz o şekilde yürüdü, çok samimi ilerledi.
Yeni projeleriniz olacak mı? Olacaksa yine Alevilikle mi ilgili olacak?
Yine toplumların sorunları hakkında belgeseller çekmeyi düşünüyorum açıkçası. Ama şu bir iki sene içerisinde değil, biraz daha sonrasında. Sinematografik bilgimi daha da ilerleterek daha iyi işler çıkartma düşüncem var. 12 hizmetler var. Bizim ailemizin hizmeti peyik hizmeti. Peyik hizmetinin üzerine Anadolu’nun çeşitli yerlerinde o peyik hizmetlerinin hikayelerini belki ele alabilirim temel olarak.
Filmin gösterimleri nerelerde oldu? Galasını nerede yaptınız?
Filmin galasını köyde yapmıştık bu yaz. Köylülerin hepsini topladık böyle açık hava sineması gibi oldu.
“BİZİM DERDİMİZE TERCÜMAN OLDUN”
Tepkiler nasıl oldu?
Dayım, babam falan şey diyorlardı; ‘Gamze çok emek verdin hevesleniyorsun ama köylüler film gibi bir şeye alışık değil. İzlemeye kimse gelmez. Çoluğunu çocuğunu gönderir. Sen yine de beklentiyi yüksek tutma. Az kişi gelebilir.’ Köyde 90 hane var, hepsinin kapısını çaldım davetiyeleri bıraktım. Her birinin birer çayını içtim. Ondan sonra dedim ‘Çoluk çocuk ne varsanız gelin. Köyümüzün genel bir sorununu dile getiriyoruz burada. Hepinizin gelmesi gerekiyor diye düşündüm.’ Ondan sonra köyün gençleri de yardım ettiler. Okulun önünde sandalyeleri falan dizdik, perde astık. Sonra insanlar akşam 8 civarı geldiler. Beklediğimin çok çok üstünde bir kalabalık toplandı.
Filmi izledikten sonra soru cevap bölümünde; ‘Derdin neydi senin?’ dediler. Asimile olan kesim aslında bunu söyledi. Camiye gitmeye başlamış ve Alevilik kültüründen soğumuş olan kesim tepki gösterdi ‘Bu ne?’ diye. Orada böyle bir münakaşa gibi şeyler oldu. Ama geneli çok beğendiler, takdir ettiler. Bunun devamının gelmesini istediklerini söylediler. ‘Bak biz şimdiye kadar söyleyemiyorduk. Sen bizim dilimize tercüman oldun. İyi yaptın gösterdin bunu. Herkese göster. Biz asimile olmayalım, sürekli cemler yapılsın’ gibi yorumlar yaptılar. İnsanlarda bunun özlemi de vardı.