Etiket: can kasapoğlu

  • Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu serbest bırakıldı

    Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu serbest bırakıldı

    PİRHA- Almanya’dan geldiği Adana Havalimanı’nda gözaltına alınan Gazeteci-Yazar Can Kasapoğlu, ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

    Gazeteci-Yazar Can Kasapoğlu, Adana Havalimanı’nda gözaltına alındı. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve ‘Örgüt propagandası’ suçlamasıyla gözaltına alınan Kasapoğlu, emniyetteki işlemlerinin ardından Adana Adliye’sine çıkarıldı.

    İfadesi alınan Kasapoğlu, serbest bırakıldı.

    PİRHA/ADANA

    İLGİLİ HABER

    >Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu gözaltına alındı

     

  • Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu gözaltına alındı

    Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu gözaltına alındı

    PİRHA- Gazeteci-Yazar Can Kasapoğlu, Almanya’dan geldiği Adana Havalimanı’nda gözaltına alındı. 

    Gazeteci-Yazar Can Kasapoğlu, Almanya’da yapılan bir ‘şikayet’ üzerine akşam saatlerinde Adana Havalimanı’nda gözaltına alındı. Can Kasapoğlu’nun Adana Adliye’sine çıkarılması bekleniyor.

    PİRHA/ADANA

  • “Dersim Tunceli’ye, Alevilik ise Alevicilere boyun eğmeyecektir”

    “Dersim Tunceli’ye, Alevilik ise Alevicilere boyun eğmeyecektir”

    PİRHA- Kasapoğlu, Dersim özgülünde Alevilere yönelik asimilasyon politikası uygulandığını yazdı; “Her ne kadar mevcut durumda hal-vaziyet böyle olsa da Dersim Tunceli’ye, Alevilik ise Alevicilere boyun eğmeyecektir.” dedi.  

    Yazar Can Kasapoğlu, Dersim Gazetesi için yazdığı, “Alevi(ci)lik ve Tunceli(ci)lik kol kola..” başlıklı yazısında, Cumhuriyet dönemi Dersim ve Alevi politikalarına mercek tuttu.

    Kasapoğlu, Alevi ve Dersim politikasının birlikte düşünülmesi gerektiğini belirterek, “Gerek Aleviler ve gerekse Dersim söz konusu olduğunda ‘paralel’ giden bir süreç var.” dedi.

    Kasapoğlu’nun yazısı şöyle:

    Her dönem olduğu üzere dikkat edilirse özellikle son dönemlerde gerek Aleviler ve gerekse Dersim söz konusu olduğunda ‘paralel’ giden bir süreç var.

    Daha doğrusu Alevilere ya da Aleviliğe yaklaşım ile Dersim’e yaklaşım aynı hedef tahtasına oturtularak yine aynı cephenin, aynı amaçları doğrultusunda kullanılmak istenmektedir.

    Hatırlanırsa yakın bir dönemde çok büyük yaygaralar kopartılarak ortaya atılan ‘Alevi açılımı’ aslında ‘Aleviliği hiçleştirme’ ya da ‘açılım’ adı altında iyice asimile etmeyi amaçlıyordu.

    Bu ‘sözde’ açılım da tıpkı diğer açılımlar gibi açılır açılmaz kapanıyor, buhar olup gidiyordu nedense..

    Bu açılımdan(!) bir süre önce ise (10 Aralık 1996-1999) başını Ali Haydar Veziroğlu’nun çektiği bir ‘proje’ (açılım) devreye konuluyordu. ‘Devreye konuldu’ diye belirtiyorum çünkü her dönem ortaya çıkan açılım(!) ya da ‘parti’ adı altında döneme damgasını vuran gelişmeler aslında Aleviliğe birer darbe idi.

    Çünkü her bir açılım(!) ya da bu anlamda partileşme, her dönemin sistem açısından ‘konjonktürü’ gereği-içinde ele alınıp yakından incelendiğinde bu durum açıkça görülecektir.

    (Burada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilme süreci vahim olmakla birlikte yine benzeri bir durumdur.)

    Daha öncesinde yine (80’li yılların sonunda ve sonrası) devletin bu yönlü ‘önemli’ açılımları çerçevesinde gerçekleştirmek istediğine tarih şahittir.

    Özal, Demirel vb siyasetçilerinin, ‘Çin seddinden Adriyatik’e kadar Alevi-Bektaşi Dünyası’ projeleri günümüze kadar gelmektedir.

    Biraz daha gerilere (1966-1981) gidildiğinde yine Aleviler ve Alevilik kıskaca alınmak isteniyor ve bir Alevi partisi olan Türkiye Birlik Partisi (TBP) kuruluyordu.

    Partinin amblemi bir duvar saatini andırıyor. Kırmızı zemin üzerine 12 adet yıldız bulunan amblemde; akrep saat 9’a denk gelen yıldızı, yelkovan ise 5’e denk gelen yıldızı gösteriyordu.

    TBP Kurucu Genel Başkanı Hüseyin Ekici (sonrasında Mustafa Timisi) ise , “10 Kasım 1938 Saat 9’u 5 geçe Atatürk devrimlerinin dondurulduğu tarihten itibaren kaldığımız yerden mücadelemize devam edeceğiz” diye konuşuyorlardı.

    Çok daha gerilere gidersek hem yerimiz el vermez ve hem de zaten işin altından malum CHP çıkıyor!

    Bütün bunlara paralel olarak son yıllarda, özellikle Dersim’de bulunan ‘Tunceli Cemevi’ bir kez daha mercek altına alınıyor.

    Buraya (Dersim’e) olan ilgi giderek artıyor. ‘Tunceli Cemevi yenileniyor, sözde ‘modernleştirilyor’ ve ‘Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Cemevi’ binası olarak yeniden hizmete açılıyor.

    Ramazanlarda ‘iftar’ açma etkinlikleri, 12 İmamlar’da ‘oruç’ açma ve aşure darken benzeri birçok aktivite en üst düzeyde(!) devletlülerin katılımları ile gerçekleştiriliyor.

    Bütün bunlar devam ederken diğer yandan ise bazı cenazelerin cemevine alınmadığı haberleri düşmüş olsa da ajanslara bunlar cemevinin gündemine gelmiyor. Ormanlar ateşe veriliyor, kutsal mekanlar, ziyaretler bombalanıyor ancak nedense Tunceli cemevi bunları görmezden, duymazdan geliyordu.

    Zaten Cemevi yönetiminin ‘biat’ı kendisine rehber ettiği duruşu bu süreci adeta destekliyor.
    Yanı sıra Dersim’e bilinen malum parti genel başkanları, başbakanların, cumhurbaşkanları, 2018’de AKP delegasyon olarak ve en son diyanet işleri başkanının peş peşe ziyaretleri gerçekleşiyor.

    Bu ziyaretler öyle sıradan değildi ve “diz çöktürme, biat ettirmenin yanı sıra içerden ise Allah ordumuza zeval vermesin, kılıcını keskin eylesin” şeklinde bir kez daha boyun eğdirme yönünde idi.

    Gelişmelere bakıldığında Dersimle özdeşleşen Raa Haq Aleviliği ve diğer yandan ise özgürleştiren, biat etmeyen, onurlu duruşa sahip Dersim’i ‘Tunceli(ci) kültürü(?) ile kuşatarak iç ve dış asimilasyonu diri tutmak, gerekiyor ise tekrarlamaktır.

    Bu gidişata karşı onurluca direnen ve ‘dur’ diyen Dersimliler ile Pirleri, sanatçıları, aydınları, şairleri, siyasetçileri ve devrimcileri adeta bir yargı kıskacı kuşatmasına alınıyor.

    Aslında Dersim’de bitirilmemiş, tamamlanmamış soykırım devam ettirilmek isteniyor.
    Tıpkı Alevilere ve Aleviliğe karşı gerçekleşen sözde açılım, hiçleştirme, asimile etme, artarak devam eden ve nefret suçlarını kapsayan yaklaşımlar gibi Dersim boş bırakılmıyor.

    Kimlik, Kürt-Kızılbaş Raa Haq, inanç, kültürel değerleri ile bir bütün olarak Dersim pilot bölge seçiliyor.

    Buraya, utsal coğrafyaya, ‘nokta atışları’ yapılıyor..

    Kısacası Alevi(ci)lik ve Tunceli(ci)lik kol-kola, güle oynaya ve de göz göre-göre tozu dumana katarak ilerlemeye devam ediyor..

    Bu gidişata ‘dur’ diyecek olan ise yine Aleviler, Dersimli olduğunu söyleyen ve bu konuda az-çok emek veren kurumlar, Dersimliler ve dostlarıdır.

    Bunun yolu ve yordamı ise içinden geçtiğimiz şu günlerde bundan 81 yıl önce idam edilen Pir Seyid Rıza ve yoldaşlarının duruşu, bıraktıkları mirasa sahiplenmektir..

    Her ne kadar mevcut durumda hal-vaziyet böyle olsa da Dersim Tunceli’ye, Alevilik ise Alevicilere boyun eğmeyecektir..

    Zalimler kaybedecek, Mazlumlar kazanacaktır.. !! (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Can Kasapoğlu: Dersim için bir damla su, yetmez ama olumludur

    Yazar Can Kasapoğlu: Dersim için bir damla su, yetmez ama olumludur

    PİRHA- Yazar Can Kasapoğlu, Dersim’de ormanların yakılmasına ilişkin kaleme aldığı yazıda, Dersim’de insanlara ve tüm canlılara karşı suç işlendiğini belirtti. Dersim’de kutsalların yakıldığını ifade eden Kasapoğlu, ‘Dersim için bir damla Su’ çağrılarına duyarlılık gösteren, Dersimlinin feryadına ses veren gelişmeler değerlidir, olumludur ancak yetmiyor, yetmeyecektir” dedi. 

    Yazar Can Kasapoğlu, Dersim’deki orman yangınlarına dikkat çekerek, Dersim’in OHAL içinde bir başka OHAL’i yaşadığını ifade etti.

    2018 yılının Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait helikopterlerden atılan bombalarla Dersim’de ormanların bir kez daha onlarca kez ateşe verildiğini hatırlatan Kasapoğlu, yangınların söndürülmesine AKP hükümetinin talimatıyla izin verilmemesini eleştirdi.

    “DERSİM’DE YAKILAN ORMANLAR BÜTÜN CANLILARIN”

    “Dersim yanarken ise ülkede yine savaş tamtamları çalıyor. Ya da savaş tamtamları çalarken Dersim yakılıyor da diyebiliriz” ifadesini kullanan Kasapoğlu, “Dersim’de yakılan ormanlar salt Dersimlilerin ormanları değildir. Bütün canlıların, Tekirdağlının, İstanbullunun, Tokat ya da Karadenizin ormanlarıdır” dedi.

    “DERSİM’DE İNSANLARA VE CANLILARA KARŞI SUÇ İŞLENİYOR”

    Türkiye’de bilinen tek yanlı medyanın Dersim’deki orman yangınlarını görmezden geldiğini belirten Yazar Can Kasapoğlu, şunları kaydetti:

    “Dersim’de doğaya, insanlara ve canlılara karşı açık bir suç işlenmektedir. Dersim’de yanan sadece ormanlar değildir. Dersim inancının kutsal mekanları, mezarları ve tarihi dünyanın gözü önünde yakılmaktadır. Kültür, tarih, doğa ve toplumsal hafıza yok edilmektedir. Dersim’de on yıllardır süregelen sistematik soykırım politikaları ve olağan olmayan hukukdışı baskılar devam ederken son yıllarda bir de buna orman yangınları eklenmiştir. Bu yaklaşımların hedefinde tarihten günümüze Dersim olduğu çok açıktır. Bununla birlikte insansızlaştırma, barajlar, HES’ler, demografik yapıya müdahale ile bir tarih yok edilmek istenmektedir. 37-38 Dersim Soykırımı ile başlayan ancak kendilerince tamamlan(a)mayan kültürel ve coğrafik soykırım ısrarla devam ettirilmektedir.
    Diğer yandan ‘Tunceli’leştirme, kimlik üzerindeki ırkçı politikalar, eğitimdeki ‘tek’ çi anlayış ile birleştirilip özel yasalar ve ‘Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) eşliğinde Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçilerine yönelik ‘özel’ bir ‘Bektaşi(cilik)’ kuşatması dayatılmaktadır.”

    Bütün bu olup bitenlere karşı ise onurlu Dersimlilerin karşı durmaya çalıştığını dile getiren Kasapoğlu, cezaevindeki ve dışarıdaki siyasetçilerin, sanatçı, aydın ve yazar ile bir kaç sivil toplum kuruluşunun süreci göğüslemeye çalıştığını hatırlattı.

    “DERSİM’DE KUTSALLARIMIZ, İNANCIMIZ YOK EDİLİYOR” 

    “Ülkede ve yurt dışındaki Dersimli kurumlar ve şahsiyetler orman yangınlarına karşı ‘Bir Damla Su’ çağrıları yapmakla kalmıyor aynı zamanda kendileri birer damla su oluyor” diyen Can Kasapoğlu, şöyle devam etti:

    “Avrupa’nın bir çok önemli merkezinde Dersimliler, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi (AK), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Greenpeace ile Çevreyi korumak için kurulmuş tüm sivil toplum örgütleri ve yetkililerine sorumluluklarının gereğini yerine getirme çağrıları yapıyor. Dersimlilerin bu feryadına ve çağrısına ise bazı dost kurumlar, onurlu siyasetçiler ve Aleviler destek veriyor. Sonuçta Dersim’de kutsallarımız, inancımız ve kültürümüz yanıyor, yakılıyor, yok edilmek isteniyor. Nasıl ki Mekke-Medine Müslümanlar için neyi ifade ediyor ise ve nasıl ki Vatikan Hıristiyanlar için ne anlama geliyor ise ve nasıl ki Kudüs Yahudiler için önemli ise Dersim ve kutsal coğrafyası, dergahları, Ocakları ile başta Kürt-Kızılbaş Aleviler olmak üzere kendisine Aleviyim diyenlerin merkezidir.”

    Yazar Can Kasapoğlu, ‘Dersim için bir damla Su’ çağrılarına duyarlılık gösteren, Dersimlinin feryadına ses veren gelişmeler değerlidir, olumludur ancak yetmiyor, yetmeyecektir” dedi.

    “Az sayıda duyarlı ve ısrarlı insanların emekleri, Dersimlilerin, Alevilerin ve ‘İnsanım’ diyenlerin kendi öz kaynakları ile oluşturdukları medyası aracılığı ile dünyaya duyurulmaya çalışılan bu sese ses vermek vicdan sahibi kesimlerin insani görevidir” diyen Kasapoğlu, şunları ekledi:

    “Bu anlayış ve görev ile Dersimlilerin sesi olmak aynı zamanda Cumartesi Annelerinin ve insanlığın sesi olmaktır. Bu cephe mazlumların zalimlere karşı direniş cephesidir ve güçlendirilmesi, genişlemesi elzemdir. Damla su hiç yoktan iyidir ancak, az gelir, yetmez, dere, ırmak, göl, deniz, okyanus olunmalıdır. Çünkü ateş büyüktür..

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Can Kasapoğlu: Alevi kimliğini taşıyabilecek olanlar meydanlara çıkmalı

    Can Kasapoğlu: Alevi kimliğini taşıyabilecek olanlar meydanlara çıkmalı

    PİRHA- Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu, 24 Haziran seçimlerinde Alevi kimliğini taşıyabilecek olanların meydanlara çıkması gerektiğini vurgulayarak, “Aday adaylarının Alevi inancını tanıması elzemdir” dedi. 

    Gazeteci Yazar Can Kasapoğlu  “Alevi aday adayları ve seçim komisyonları üzerine bir analiz” başlıklı yazısında 24 Haziran seçimlerini, Alevi adaylarının niteliklerini ve Aleviliğin mecliste temsilinin nasıl olması gerektiğini değerlendiriyor. 

    Kasapoğlu, yazısında her seçim döneminde olduğu üzere siyasal partilerin dikkatlerinin Aleviler üzerinde yoğunlaştığını ve Alevilerin seçimlerde alacağı tavrın Alevilerin geleceği açısından büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etti. 

    “CUMHURİYET, ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN TASFİYESİ ÜZERİNE ŞEKİLLENMİŞ”  

    Seçimde, Alevi kimliğini taşıyabilecek olanların meydanlara çıkması gerektiğini vurgulayan Gazeteci-Yazar Can Kasapoğlu, şöyle yazdı:

    “Özellikle cumhuriyetle birlikte Alevilerin ‘sözde laik’ TC’yi sahiplenmesi sağlanmış ancak hiçte laik olmayan, başta Aleviler olmak üzere Mezopotamya-Anadolu’da Kürtlere, Alevilere ve diğer kadim azınlık halklar ile inançlarına adeta ‘kan kusturan’ bu sistem, ne Alevileri ne de diğer halkları ve inançlarını sahiplenmemiştir.

    Zaten genel olarak Kürtlerin ve özel olarakta Alevilerin tasfiyesi üzerine şekillenmiş cumhuriyetin siyasal parti ya da partileri, ne zamanki seçimler zamanı gelmiş, işte o zaman mevcut sistem ve onun düzen partileri Alevilere ‘şirin’ görünmek adına tekrardan sinsi, çıkarcı, asimilasyoncu ve diğerini ‘öcü’ gösterip kendini ise ‘şefkatli’ gösteren sahte ve yalancı siyaseti ile Alevilerin karşısına çıkmaktan utanmamıştır.

    Giderek su yüzüne çıkan bu siyasetleri ve deşifre olmalarından ötürü cumhuriyetin ‘köklü’ partileri ise başından beri olduğu üzere son dönemlerde ‘yine Alevi Aday’ adı altında ikinci bir kuşatmaya yöneldikleri gözlemlenmektedir.”

    “ADAY ADAYLARININ ALEVİ İNANCINI TANIMASI ELZEMDİR”   

    Can Kasapoğlu yazısında bu noktada aday adaylarının kriterleri ve bu adayların başvurularını değerlendiren ‘komisyonlar’ da görev alanlarında ‘Alevilik ve Aleviler’ olmak üzere genel olarak ‘Alevi inancını’ tanımasının elzem olduğunu ifade ediyor:

    “Elbette başvuru şartları bulunan her Alevi kişinin başvuru hakkı vardır ve ‘aday-adaylığı’ süreci yaşanacaktır. Başvuru sonrasında ise komisyonlar tarafından demokratik bir şekilde değerlendirilen ‘aday-adaylarının’ durumu netleşecek ve yarış başlayacaktır. Burada önemle üzerinde durulması gerektiğine inandığımız bir-iki başlığa dikkat çekmekte yarar var.

    Bunlar;

    Bürokratik vb sorunları olmayan aday-adaylarının başvurularını değerlendiren ‘komisyonların’ adaylardaki Alevilerle ilgili hangi kriterleri gözönüne alıp-almadığıdır. Bu anlamda ‘komisyon’da görev alanlarında başta ‘Alevilik ve Aleviler’ olmak üzere genel olarak ‘inançlarımızı’ ne kadar tanıyıp-tanımadığı elzemdir. Bazı durumlara ‘özgün’ yaklaşmak önemlidir.

    Diğer bir deyimle herhangi bir kurum ya  da federasyon-konfederasyon tarafından ‘önerilen’ adaylar önemli olduğu kadar bu tek başına yeterli olmayabilir. Esas belirleyici olanın ise adayın olduğu kadar ‘aday-adaylığı’ başvurusu yapan ya da önerilen kişinin yukarıda adı geçen ana başlıklara nasıl yaklaştığı, bu anlamda birikimi, deneyimi vb. yetenekleri, çözüm önerileri var mıdır, yok mudur meselesidir.”

    “HDP 7 HAZİRAN 2015 SEÇİMLERİNDE FARKLI BİR DURUŞ GÖSTERMİŞTİR”   

    Can Kasapoğlu yazısında, 7 Haziran 2015 seçimlerinde Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) mevcut ve partilerden farklı bir duruş sergilediğini bizzat Alevilere, Alevi federasyon veya şahsiyetlerine, ‘gelin kendinizi temsil edin, kendi adınıza siyaset yapın’  diyerek yeni bir yaklaşım gösterdiğini belirtiyor.

    Kasapoğlu şöyle devam etti:

    “Kaldı ki HDP içerisinde zaten oldukça önemli sayıda Alevi inançlı milletvekilleri var iken HDP bunu yapmıştı ancak bunlar daha çok ‘genel’ anlamda bir siyaset yapıyorlardı. Yani bir bakıma HDP, Alevilere ‘Kontejan’ vererek bir kapı açmıştı.

    “ALEVİ KİMLİĞİNİ TAŞIYABİLECEK OLANLAR MEYDANLARA ÇIKMALI”    

    Can Kasapoğlu yazısını Alevi kimliğini taşıyabilecek, sahiplenecek  ve de hesap sorabilecek adayların meydanlara çıkması gerektiğini ifade ederek şunları vurguluyor:

    “Başka bir deyimle salt ‘Alevidir’ yerine, Aleviler içinde veya yapılan ‘Aday-Adayları’ başvuruları arasında yukarıda belirttiğimiz sıfatlara, birikime sahip, bu anlamda bedel de ödemiş ya da ödemeyi göze almış, gerek ülkede ve gerekse diasporada Alevi kurumlarında hizmet veren akademisyen canlarımızın olduğuna inanıyorum.

    Sonuç olarak bir bütün olarak bu değerlerimiz, devletin resmi dini statüsündeki İslamiyetin hem tesiri ve hemde esiri altındadır!

    24 Haziran 2018 seçimlerinde hem Alevilerin ve hem de Aleviliğin kendi temsiliyetini meclise taşıyacak, Aleviliğin tarihsel onurlu duruşunu sahiplenerek zalimlerden hesap soracak olanlar çıkmalı ‘hak meydanına.”   (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Tunçeli’nin Dersim düşmanlığı devam ediyor’

    ‘Tunçeli’nin Dersim düşmanlığı devam ediyor’

    PİRHA– Dersim coğrafyası kimlik, dil, kültür ve inanç boyutu her zaman ‘öteki’ olarak algılandı. Coğrafyasına HES’ler yapılmaya, kalekollar inşa edilmeye, seçilmiş vekilleri, belediye başkanları ve temsilcileri gözaltına alınıp tutuklandı. Dersim medyası ve sanatçısı, aydını, yazarı-çizeri baskı altına alındı” diyen Can Kasapoğlu, Tunçeli’nin Dersim kindarlığının devam ettiğini vurguladı.
    Can Kasapoğlu, “Tunçeli’nin Dersim (kindarlığı) düşmanlığı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Dersim gazetesindeki yazısında, “Tunçeli’nin Dersim’e olan (kindarlığının) düşmanlığının temelinde genel anlamda İlk kez 24 Eylül 1925 tarihli ve “Gayet mahremdir” ibaresi taşıyan Şark Islahat Planı Kararnamesi ile uygulamaya konuluyor” dedi.

    Dersim’e yönelik diğer bir kindarlığın ise şöyle başladığını söyledi:

    “Düşmanlığın ve kindarlığın özel olarak Dersim’i kapsayan resmi olarak başladığı ikinci ve önemli bir ayağı ise 1934’te çıkarılan İskan Kanunu ile İsmet Paşa’nın 1935 tarihli ‘Kürt Raporu’ doğrultusunda çıkarılan soykırım eksenli bir katliamın açık habercisi olan ‘Tunceli Kanunu’nun olduğu görülmektedir.”

    Bu kanun ile birlikte Dersim Jenosidi, soykırımın taşlarının döşendiğini ifade eden Kasapoğlu, “Buna ek olarak TBMM’sin de 4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu ‘Dersim Vurulacak’ kararı ile pratik olarak harekete geçiyor ve tertelenin startını veriyordu. 1937’de başlayan soykırım harekatı 1938 yılının sonlarına kadar sürdü” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM DÜŞMANLIĞI BİTMEDİ”

    Kasapoğlu’nun yazısının devamı ise şöyle:

    Bölgeye yapılan operasyonlarda Yüz bine yakın insan hayatını kaybetti. On binlercesi bölgeden sürüldü. Dersimin üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen 1956 yılında Halit Kıvanç’a verdiği bir röportajda, “Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Halkın gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk” derken, 30 Mart 1937’de, Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde “Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa’dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim” diyecektir. Harekatı yöneten ve harekatın içinde olan bu iki görevlinin ifadeleri 1937-38 yıllarında bölgede neler yaşandığını gözler önüne sermektedir.

    Bu konuda (Dersim Soykırımı) çok yazıldı, dile getirildi, uluslararası konferanslar, podyumlar, paneller gerçekleştirildi ve Dersim’de yaşananların bir soykırım olduğu vurgulandı.

    Ancak Tunçeli’nin Dersim’e olan (kindarlığı) düşmanlığı durmak, bitmek bilmedi ve hala devam etmektedir.

    HESLER, KALEKOLLAR, GÖZALTILAR, TUTUKLAMALAR…

    Dersim coğrafyası kimlik, dil, kültür ve inanç boyutu her zaman ‘öteki’ olarak algılandı. Coğrafyasına HES’ler yapılmaya, kalekollar inşa edilmeye, devşirilmiş sözde inanç önderleri(!) aracılığı ile ise inancı kuşatmaya alınmak istendi.

    Seçilmiş vekilleri, belediye başkanları ve temsilcileri gözaltına alınıp tutuklandı. Dersim medyası ve sanatçısı, aydını, yazarı-çizeri baskı altına alındı.

    En son Tunceli Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi DBP İl Başkanı Ergin Doğru, DBP Pertek İlçe eski Başkanı Erdal Kotan, parti yöneticisi Deniz Kazan ve Sinan Kırmızıçiçek hakkında açılan ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ davasında toplam 36 yıl 1 ay hapis cezası verdi.

    Aynı zamanda ‘Dersim Gazetesi’ kurucularından olan Ergin Doğru, DBP Dersim il eşbaşkanlığı yaptığı 2013-2015 yılları arasında Munzur Nehri üzerinde yapımı planlanan baraj ve HES projelerini protesto açıklamasına katılmak, HES projesini protesto açıklamasına katılmak, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine gibi 50 farklı eylemlere katıldığı gerekçe gösterilerek tutuklanan gazeteci, yazar ve siyasetçi Ergin Doğru  örgüt üyeliğinden 10 yıl, propagandadan 1 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    DÜŞMANLIĞI SEBEBİ; HAKLI DURUŞU

    Dersim’de bırakalım yürüyüş, miting vb aktiviteleri, bir basın açıklaması yapmak, katılmak, bir nefes dillendirmek, Kirmanciki bir ıslık çalmak, dinlemek ve bu konuda görüş belirtmek dahi ‘suç’ unsuru olarak yorumlanıyor ve hemen hakkınızda işlem başlatılıyor.

    Sonuç olarak, Tunçeli’nin Dersim (kindarlığı) düşmanlığı devam ediyor..

    Dersim’e karşı dinmeyen ve kudurtan bu düşmanlığın sebebi ise diz çökmeyip, ‘dert olmaya devam’ olan meşru, haklı duruşu olduğu kesindir.  (HABER MERKEZİ)