Etiket: can

  • 33. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde!-VİDEO

    33. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde!-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı anmasında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak Oteli’ne “Utanç Müzesi” tabelası astıklarını belirterek, “O tabelayı oradan indirmeyeceğiz” dedi. Erçe, Sivas Katliamı’yla yüzleşilmeden Türkiye’de barış ve demokrasinin sağlanamayacağını söyledi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla düzenlenen yürüyüşün ardından binlerce yurttaş Madımak Oteli önünde bir araya geldi. Ardından semaha duruldu.

    “UTANÇ MÜZESİ TABELASINI ORADAN İNDİRMEYECEĞİZ”

    Madımak Oteli önünde düzenlenen anma programında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, geçen yıl yaptıkları çağrıyı hatırlatarak, Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” olduğunu söyledi. Erçe, “Geçen yıl burada yaptığım konuşmada burası utanç müzesidir dedik. Bugün burada ‘Utanç Müzesi’ tabelasını astık. O tabelayı oradan indirmeyeceğiz” dedi.

    SİVAS İÇİN ADALET SAĞLANMADIKÇA BU ÜLKEYE BARIŞ GELMEYECEK”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Erçe, dava sürecinde verilen kararların adalet duygusunu karşılamadığını belirtti. “33 yıldır sabırla ve inatla adalet kavgamızı sürdürüyoruz” diyen Erçe, “Gördük ki Sivas için adalet sağlanmadıkça, Koçgiri, Dersim, Maraş, Malatya ve Gazi katliamlarıyla yüzleşilmedikçe bu ülkeye barış da demokrasi de gelmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “BU KATLİAMIN HESABINI SORACAĞIZ”

    Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, emekçilerin ve kadınların ortak mücadele edeceğini belirten Erçe, “72 milletle el ele bu katliamın hesabını soracağız” dedi. Katliamın sorumluluğuna ilişkin de konuşan Erçe, “Bu katliamın arkasında da önünde de perdenin gerisinde de devlet var, siyasal iktidar var” ifadelerini kullandı.

    NATO TEPKİSİ

    Konuşmasında NATO’ya da tepki gösteren Erçe, Ankara’da yapılacak NATO toplantısını hatırlatarak, yeni savaş planlarının Türkiye’de hazırlanacağını savundu. NATO karşıtı eylemler nedeniyle çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Erçe, alandakilere “Hep birlikte haykıralım: NATO’ya hayır” çağrısında bulundu.

    “BURASI BİZİM NÖBET ALANIMIZ”

    Katliam davasına da değinen Erçe, Madımak Katliamı’nda sorumluluğu bulunan kişilerin yargılanma sürecini eleştirdi. Katliamda görev alan kişilerin bir bölümünün içeride, bir bölümünün ise dışarıda olduğunu söyleyen Erçe, “Dışarıdakileri içeri almak yerine içeridekileri bıraktılar” dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduklarını hatırlatan Erçe, “Mücadeleyi ulusal alanda da sürdürüyoruz ama burayı bırakmıyoruz. Burası bizim nöbet alanımız” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN ALEVİLERİ OLMAYACAĞIZ”

    Hak mücadelesi veren tüm toplumsal kesimlerle dayanışma içinde olduklarını belirten Erçe, “Biz haklarını arayan öğretmenlerin, maden işçilerinin de yanındayız. Dağına taşına sahip çıkan canlarımızın yanındayız. Çünkü onlar biziz, onlar hepimiziz” dedi.

    İktidarın dini politikalarını da eleştiren Erçe, her geçen gün şeriat anlayışının yaygınlaştırıldığını savunarak, Alevilere yönelik uygulamalara tepki gösterdi. Alevi çocuklarının “devletin Aleviliği” anlayışıyla yetiştirilmek istendiğini söyleyen Erçe, “Hangi Aleviler? Devletin Alevileri. Biz devletin Alevileri olmayacağız” dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştiren Erçe, “Ucube bir başkanlık kurdular. Tanımıyoruz, bundan sonra da tanımayacağız” ifadelerini kullandı. Erçe, konuşmasını “33 canımızın hatıralarını sonsuza kadar yaşatmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamladı.

    PİRHA/SİVAS

  • ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    “VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”

    Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:

    “Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.

    Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.

    Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”

    “HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR” 

    Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:

    “Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.

    Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
    Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
    Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:

    ‘Evvel benem ahir benem
    Canlara can olan benem
    Azıp yolda kalmışlara
    Hazır medet eden benem

    Halk içinde dirlik düzen
    Dört kitabı doğru yazan
    Ak üstüne kara dizen
    Ol yazdığı Kur’an benem’

    Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.

    Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
    Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”

    Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:

    “Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
    Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
    İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
    Ozanların konuya dair şu sözü var:

    ‘Daha Allah ile Cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
    Hanemize aldık, mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan Eyledik’

    Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”

    ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ

    Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:

    “Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.

    Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’
    2-‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’

  • Döşemealtı AKD Başkanı: Herkese can oluyoruz, Aleviliği anlatıyoruz-VİDEO

    Döşemealtı AKD Başkanı: Herkese can oluyoruz, Aleviliği anlatıyoruz-VİDEO

    PİRHA-AKD Antalya Döşemealtı Şube Başkanı Ergün Kurt, cemevi olmadığı için derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini ifade etti. Kurt, “Ritüellerimizi yerine getirmek ve Aleviliği tanıtmak için ayrım yapmadan herkese gidiyoruz. Bazen Alevilere bile Aleviliği öğretmek durumunda kalıyoruz ne yazık ki” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD)Antalya Döşemealtı Şube Başkanı Ergün Kurt derneklerinde yürüttükleri faaliyetleri anlattı.  Derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini, kadınlara ve gençlere yönelik etkinlikler yaptıklarını, sokak hayvanları için mama desteği sağladıklarını anlatan Kurt, pandemi sürecinden olumsuz etkilenseler de faaliyetlerini asgari düzeyde sürdürmeye devam ettiklerini söyledi. Kurt bu zor süreci ayrım yapmadan dayanışma içerisinde geçirdiklerini belirtti.

    Dernekleri hakkında bilgi veren Kurt şunları aktardı:

    “Ben Alevi örgütlülüğüne 2007 Antalya Şube Başkanlığı ile başladım. Alevi Kültür Derneği olarak Antalya’da tek bir şubemiz vardı. Antalya Şube başkanlığı ve aynı zamanda AKD Genel Merkezi Örgütlenme Genel Sekreterliği yaptım. 2010 tarihinde Antalya’da şube sayımızı yeni şubeler açarak 6 şubeye çıkardık. Belediye ile ortak işbirliği protokolü çerçevesinde belediyenin kendi mülkü olan bir yeri derneğimize tahsisini yaptırdık. Ondan sonra tahsisatı ve içinin döşenmesi ile ilgili sıkıntı yaşasak da işyeri merkezi içerisinde 170 metrekarelik alandan oluşan şubemiz var.”

    “RİTÜELLERİMİZİ YERİNE GETİRMEK İÇİN SALONUMUZU CEMEVİ YAPTIK”

    Derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini belirten Kurt sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada kendi inancımızın ritüellerini yerine getirmek için dairenin içinde 60 metre kare olan büyük salonu cemevi formatına dönüştürdük, çokta güzel bir cemevimiz oldu. Orada kurulduğu tarihten itibaren 3 yıldır öğretimimizin bir parçası olan aşure lokmamızı yapıyoruz. Aşure çorbamızı kaynatıyoruz. Aşuremizi bina içerisinde bulunan dernekte değil, alanda yaptık. Alanda yaparak dedi ki Alevileri bu bölge tanısın, Aleviler kimdir,  Alevilerin öğretisi nedir, ne çalar, ne söylerler, ne dönerler. Özellikle ilçenin feodal yapısı olmasından dolayı orada Alevi öğretiyi insanlara anlatmak için merkezde ve cuma namazına giden diğer inanca sahip olan kişilerin cuma namazı çıkışında gelsinler hem bizim lokmamızı bizlerle paylaşsınlar, lokmamızı yesinler, hem de bizi tanısınlar istedik. Bizler niye deyişler söyleriz, semah döneriz bunları anlatmak için  çok da güzel bir şey oldu.

    “ALEVİLİĞİ TANITMAK İÇİN ALANA ÇIKIP LOKMALARIMIZI HERKESE DAĞITTIK”

    Pandemi kısıtlamalarına rağmen bu sene de aşure etkinliği yaptıklarını dile getiren Kurt şunları aktardı:

    “Bu pandemi süresince yasaklar vardı. Bu yasaklardan dolayı da bazı etkinlikler kısıtlandı. Türkiye genelinde 100’ün üzerinde şubemiz var ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun en büyük bileşeniyiz. Dedik ki, böyle büyük bir örgütlenme kendi içerisine kapanmaz, kendi tedbirlerimizi alalım. Sosyal mesafe kuralını, hijyeni, maskeyi göz önüne alarak, hiçbir canımızın hayatını da tehlikeye atmadan ne tür etkinlikler yapabiliriz noktasına baktık.

    “BİR ALEVİ ÖRGÜTÜ KADAR OLAMIYORUZ, DİYORLAR”

    Bu senede açık alanda masa açmadan, oturum düzeni yapmadan yine 3 bin kişilik aşuremizi kaynattık, canlarımıza dağıttık. İnsanlarımız alıp evlerine götürdüler, lokmalarımızı paylaşmış olduk. Bu lokmalarımızı yaparken de hiçbir kurumdan destek almadan, Alevi ve Sünni canlarımızın lokmalarıyla yapmaya çalıştık. Bu etkinliklerimizle birlikte bölgede gerçekten bazı siyasi partiler, Alevi kimliğine sahip olmayan insanlar artık Alevileri konuşmaya başladı ve kendi içlerinde bile bir Alevi örgütü kadar olamıyoruz deme noktasına kadar geldi bu iş.

    Geçen sene pandeminin başladığı dönemden itibaren bir proje başlatalım, canlarımıza can olalım dedik. Pandemi sürecinde işinden, ekmeğinden, aşından olan farklı etnik gruplara mensup canlarımız vardı. Sadece Alevi canlarımız değil. Bunlarla ilgili dostlarımız sağ olsun bizi seven, Alevileri seven, gerçekten Alevi öğretisini özümseyen dostlarımız, Alevi kimliğinin dışında olan insanların da desteklerini alarak canlarımıza bir gıda desteği verdik. Bu desteği yaparken hiç kimseyi inançsal kimliğinden, siyasal kimliğinden ve gerçekten ötekileştirmeden herkese can gözüyle bakarak ulaşmaya çalıştık. Sadece Döşemealtı’ndaki bölgemizde değil, kendi bölgemizin dışına çıkarak adeta kendi kabuğumuzu kırarak oradaki canlarımıza da ulaştık.”

    “KADINLAR VE GENÇLER BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ ”

    Ormanda yaşayan hayvanlara mama desteği sağladıklarını da söyleyen Kurt, şubelerinin kurulduğundan bu yana yaptıkları faaliyetleri ve etkinlikleri de anlatarak şu bilgileri paylaştı:

    “Bu yetmedi ne yaptık? Hafta sonları yasaklarının olduğu dönemlerde hayvan canlarımıza kırsaldaki, ormandaki sokak hayvanlarını besledik, onlara mama desteği verdik. Çünkü diyoruz ki o da can. Ki asıl ihtiyacı olan canlarımız onlar, onlara da can olalım dedik. Biliyorsunuz Alevi öğretisinde 1960 senesine kadar kasaplık mesleği yoktu. Aleviler kan akıtmaz. Alevilerin temel düsturu nedir? Sevgidir, kabesi candır o mantıkla bakarak bunları yaptık.

    Biraz da geriye dönersek, kendi inançsal ziyaretlerimizi yaptık, gittik türbeleri ziyaret ettik, canlarımıza geziler düzenledik. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde iki defa kadınlarımızı aldık gezilere götürdük. Antalya’nın farklı bölgeleri olsun, Isparta’nın karlık olan bir bölgesi var oraya götürdük. Hem kayak yaptılar hem de mangal yapıldı. Lokmalarımızı paylaştık. Kadınlar gününü de unutmadık, çünkü kadınlar bizim baş tacımız. Alevi örgütünde, Alevi örgütlenmesinde kadınlar temel meseledir. Kadınlar olmasa hiçbir toplumun da geleceği olmaz, diyoruz. Kadın ve gençlik çok önemli.”

    “NE ACIDIR Kİ ALEVİLERE ALEVİLİĞİ ÖĞRETMEYE ÇALIŞIYORUZ

    Bulundukları bölgenin feodal bir yapısı olduğunu ve örgütlenme konusunda zorluklar yaşadıklarını da ifade eden Kurt son olarak şunları kaydetti:

    “Bizim bölgemiz feodal bir bölge olmasından dolayı örgütlenme gerçekten sıkıntılı. Bölgemizdeki Alevilere Alevi öğretisini öğretmeye çalışıyoruz Alevi’ye Aleviliği öğretiyoruz çok acı bir şey aslında. Alevi kimlikli bir insana, bir Alevi ana babadan doğan bir insana Aleviliği anlatmak kadar çok üzücü bir şey yok.

    Çalışmalarımız devam ediyor.  Yasaklar devam ettiği sürece biz yine canlarımıza can olmaya yine devam edeceğiz. Tabi sosyal mesafeyi koruyarak, canlarımızı ve kendi canımızı da koruyarak ama hiçbir canımızın da yatağa aç girmesine müsaade etmeyiz, buna ne vicdanımız el verir ne de öğretimiz el verir. Herkese can olmaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • ‘Sıra posta oturmaya gelince kadının yeri yok; kurumlar erkek egemen-VİDEO

    ‘Sıra posta oturmaya gelince kadının yeri yok; kurumlar erkek egemen-VİDEO

    PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir ve bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” soruları sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Alevi kadın kimliğini bilince çıkararak mücadele eden ve KHK ile ihraç edilmiş öğretmen Aynur Şahin yanıtladı.

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyuyoruz. “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin dillendirir.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlarına bıraktık.

    Yazı dizimizin bu bölümünde soruları Öğretmen Aynur Şahin’e sorduk.

    “SIRA POSTA OTURMAYA GELİNCE KADININ YERİ YOK”

    PİRHA: Alevilikte kadının yerini tartışıyoruz. Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?

    Aynur Şahin: Aleviliğin özünde her daim kadın ve erkeğin eşit olduğu söylenir geçmişten bugüne. Kadına ve erkeğe eşit can diye bakılır, ayrım yapılmaz, cinsiyet ayrımı yoktur bu anlamıyla. Bir inanç, bir felsefe bir yaşam biçimi olarak bakıldığı zaman. Ancak günümüzde Aleviliğin bu özünün giderek kaybolmaya başladığını da görüyoruz. Eşitlikçi yanının ortadan kalktığını, eril bir yapıya, cinsiyetçi bir yapıya büründüğünü görüyoruz. Bunu nerede görüyoruz? Aile ilişkilerimizde, kadın erkek ilişkilerinde görüyoruz. Kurumlarımızda, derneklerimizde görüyoruz. Cemevlerindeki çalışmalarda yine bunları görebiliyoruz. Kadınlar cemevlerinde mutfak işi olarak addedebileceğimiz pek çok işi yapmakla birlikte ancak cemevi yönetimi veya cemlerde posta oturma sırası geldiği zaman kadınların yerinin olmadığını görüyoruz. Halbuki çok eski zamanlarda kadınların cem yürüttüklerini bu anlamıyla söz söylediklerini de biliyoruz. Alevi toplumu içerisinde illeri gelen kesimlerden biri kadınlar bu anlamıyla.

    “KENTLEŞME, BİRLİKTE YAŞAM KÜLTÜRÜNÜN ÖNÜNDE ENGEL”

    Peki geldiğimiz noktada durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi?

    Aynur Şahin: Bunun tarihsel sebepleri de vardır mutlaka. Ancak günümüz açısından düşündüğümüz zaman eskiden köylerde daha çok kırsal alanda yaşamak durumunda kalan Aleviler, kentleşmeyle, kentliliğin artmasıyla birlikte, ekonomik ve eğitim gibi sebeplerle kente göçtükçe Alevilik yapısı da değişime uğruyor. Çünkü aynı köyde, aynı topluluk arasında yaşayan insanlar, kendi değerleriyle yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Alevilik yaşamaya devam ediyor. Alevice yaşamaya devam ediyorlar daha doğrusu. Ancak göçle birlikte kentin farklı farklı noktalarına yerleşmek zorunda kalabiliyor. Aynı mahalleye, aynı apartmana taşınıyor olsalar bile köydeki veya kırsaldaki o birlikte yaşam kültürünü, ortak yaşam kültürünü sürdürme şansı da kalmıyor. Çünkü kent yaşamı herkesin böyle atomize olmasını, geçim derdine düşmesini, bireysel sorun ve sıkıntıların çözümü noktasında insanlar kendi yaşamlarına, bireysel yaşamlarına yoğunlaşıyorlar. Bu anlamıyla Alevilik mevzusu da inanç mevzusu da bir noktada ikinci planda kalmak durumuna düşüyor, unutuluyor. Yaşamımıza yansıma noktasında da bir gerileme olduğunu görebiliyoruz.

    “ASLINDA ALEVİLİKTE BÜTÜN CANLILAR EŞİT”

    Peki Aleviler her konuşmasında “Bizde kadın erkek eşittir” derler. Gerçekten eşitler mi?

    Aynur Şahin: Aslında az önce de söyledim, özü itibarıyla bir eşitlik söz konusu. Yani bütün canlılar aslında Alevilikte eşit. Bütün canlılara bir yaklaşır. Evren anlayışı, insan-doğa anlayışına baktığımızda bütün canlıları bir tutar. Yalnızca kadın erkek anlamıyla değil, bütün evren, bütün doğa aynı özden gelmiştir. Dolayısıyla aynı değerdedir. Ancak pratikte dediğim gibi bu karşılığını bulmuyor. Çünkü özellikle kendi değerlerini, kendi ritüellerini sürdürememe noktasına geldiği için içerisinde yaşadığı toplumun değerleri ile kaynaşmaya başlıyor. Bir de Türkiye’de Alevilik öyle rahat yaşanabilecek bir inanç da değil. Gerek toplum içerisinde ötekileştirilen bir noktada, gerek devletin politikaları bakımından baktığımızda eşit yurttaş noktasında değil Aleviler.

    İşte tekke ve zaviyelerin kapatılması sürecinden sonra, Cumhuriyetin kurulmasından sonra da kendi ibadethaneleri, kendi kurumları olmadığı için Aleviliği gizlice yaşamak zorunda kalma durumundalar. Bu da Alevilerin ortak yaşam kurması önündeki en büyük engellerden bir tanesi. Bu noktada da kendi değerlerini sürdüremediği için içerisinde yaşadığı farklı kültürlerin, farklı inançların -özellikle İslamiyet’in etkisiyle, İslamiyet’in eril bir din olduğunu, eril bir yapıda olduğunu düşünüyorum ben- etkisinde kalınıyor. Dolayısıyla da İslamiyet’le de iletişim, İslamiyet’le etkileşim noktasında veya İslami kesimin Alevilere yaptığı baskı üzerinden giderek müslümanlığın etkisinde kalarak daha da eril bir yapıya dönüştüğünü düşünüyorum.

    “ERİL BİR İNANCI SAVUNURSANIZ KENDİ İNANCINIZDAN KOPARSINIZ”

    Aleviler kendi kültürlerini sürdürmek yerine  “En iyi Müslüman benim” mantığı üzerinden, “İslamı en iyi biz biliriz” mantığı üzerinden de hareket ediyor. Dolayısıyla Aleviliği savunmak yerine neredeyse müslümanlığı savunan, İslamı savunan bir noktaya düşüyorlar. Kendi değerlerinden uzaklaşmak, farklı değerleri, farklı inancı savunur pozisyonuna düşmek seni kendi değerlerinden uzaklaştırıyor. Bu noktada da siz eril bir inancı, eril değerleri savunurken kendi eşitlikçi değerlerinizi de savunamıyorsunuz. Bu yüzden de bizim aile ilişkilerimizde de, ahlak anlayışımızda da, namus anlayışımızda da Alevilik değerleri değil, İslamın veya farklı diğer etkileşimde bulunulan inançların etkili olmaya başladığını görüyoruz.

    “KURUM KÜLTÜRÜMÜZ ERKEK EGEMEN BİR YAPIDA”

    Alevi kurumlarında ve inancın sürdürülmesinde kadınların yer alması gerektiğini söylüyoruz. Bu ne anlama geliyor. Neden önemli?

    Aynur Şahin: Şimdi biz Aleviliği yaşatacak ve yaşayacaksak kurumlarımız bunun hayata geçmesi açısından önemli. Ancak kurum kültürü de erkek egemen bir yapıda. Siyasetin kendisi zaten erkek egemen bir yapıda. Dolayısıyla biz Aleviler de siyaseti mevcut siyasi söylemlerden etkilenerek yürütüyoruz. Kurumsal yapılarımız yine mevcut kurumsal yapılardan etkilenerek oluşturuluyor. Alevice bir kurum açmak, Alevice siyaset yapmak söz konusu olmuyor. Bu bağlamda kadınlık erkeklik rollerinin de yine cinsiyetçi bir iş bölümüne dayalı olduğunu görüyoruz.

    Kadınlar genelde evde ev işleriyle meşgul, çocuklarla meşgul. Erkek egemen toplumda kadına biçilen rol, misyon, görev ne ise bunları yapmak durumunda kalıyor. Erkek kamusal alanda, siyasette, iş hayatında çalışıyor. Doğal bir iş bölümü gibi algılandığı için bu iş bölümü kurumlarımıza da yansıyor. Kadın evde çocuk bakıyor. İşte erkek dışarıda siyaset yaparken aynı zamanda Alevi kurumlarını oluştururken; Alevi kurumlarının yöneticileri de erkek olmaya başlıyor. Kadınlar niye gelmiyor. Kadınlar çünkü hem kamusal alandan uzak tutuluyor bu anlamıyla, erkekler alanları işgal ettikleri için, daha çok görünür olmaya çalıştıkları için, kadınların yavaş yavaş bu alandan çekildiğini de görebiliyoruz.

    Erkekçe siyaset yapma biçimi de kadınları korkutuyor. İktidarcı, egemenlikçi bir yapı var. Dolayısıyla kadınlar böyle bir siyaset yapma biçimine alışık olmadıkları için daha güvenli buldukları evlerine de çekilebiliyorlar. Tabii ki kadınların biraz sınırlarını zorlaması gerekiyor bu noktada. Siyasetin dilini de değiştirmek, rengini de değiştirmek, değerlerini de değiştirmek gerekiyor. Daha kadınca, özellikle Aleviler ve Alevi kurumları açısından düşündüğümüzde daha Alevice siyaset yapmak gerekiyor diye düşünüyorum.

    “ÖZ KAYNAKLARIMIZI GÜNCELLEMEMİZ GEREKİYOR”

    Peki içinde bulunduğumuz açmazı nasıl bir Alevi örgütlenmesiyle aşabiliriz?

    Aynur Şahin: Özüne dönerek diye düşünüyorum. Yani Aleviliğin kendi öz kaynaklarını aslında biraz tekrardan güncellemek gerekiyor. Alevilik tartışılırken son dönemlerde “İslam içi İslam dışı” tartışmalarına yer yer giriliyor. Yer yer tehlikeli bulunduğu için böyle bir tartışmaya girilmek de istenmiyor. Ancak Alevilik sadece İslam’la var olan bir inanç değil. İslamiyet öncesine de dayanıyor ve çok farklı yönleri de var İslamiyet’ten. Bana sorarsanız İslamiyet’in sadece siyasal yönünü almış Alevililk. Hz Ali, onun çocukları üzerinden geliştirilen bir yaklaşım söz konusu. 12 imam oruçlarının yine İslamiyet’teki açmazlarla ilişkisi var. İbadet etme biçimlerine, ritüellerine baktığımız zaman, İslamiyet’in veya farklı bir inancın değerleriyle uyuşmadığını da görebiliyoruz. Tanrı, evren, insan anlayışı İslamiyet’ten çok farklı. Bunları felsefi anlamda birazcık daha sorguladığımızda veya inanç boyutu ile sorguladığımızda İslamiyet’in tanrısı ile uyuşan bir tanrı, bir evren anlayışı yok. Çünkü Alevilikte ayrı bir tanrı söz konusu değil. Yani bütün canlılığı bir olarak düşünür.

    “ALEVİ KADININ DİLİ, ALEVİLİĞİN DİLİYLE BULUŞUNCA ORTAYA ÇIKAR”

    Bu noktada neler yapmak gerekire tekrar döndüğümüzde dediğim gibi Aleviliğin hem evren anlayışı, insan, tanrı, ahlak anlayışlarına yani kendi değerlerine, kendi kaynaklarına gittiğinizde, bunları açığa çıkardığınızda zaten kendiliğinden farklı bir dil, farklı bir söylem ortaya çıkacaktır. Aleviliğin kendi dili ortaya çıkacaktır. Aleviliğin kendi diliyle birlikte Alevi kadının dili de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Zaten dil değiştiğinde, söylem değiştiğinde hani yaşamlarımıza da yansıyacaktır bu. Bizim düşünme biçimlerimiz, düşünme kalıplarımız da aynı şekilde değişecektir. Yani bu yönlü bir şeyler yapmaya çalıştığımızda en azından bir farklılık yaratılabilir. Kadın erkek eşitliği noktasında Aleviliğe uygun bir adım atılmış olur diye düşünüyorum.

     “KADIN MECLİSLERİ VE EŞ BAŞKANLIK TARTIŞMASIZ KABUL EDİLMELİ”

    Alevi kadın meclisleri tartışmaları sürüyor, yine eş başkanlık tartışmaları var, bu konularda neler söyleyeceksiniz?

    Aynur Şahin: Şimdi ben eş başkanlık tartışmasının artık hayat bulması gereken bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bugün pek çok siyasi örgütte de, parti ve kimi derneklerde de eş başkanlık sisteminin uygulandığını görüyoruz. Alevilikte kadın erkek eşittir desekte ne kurumlarımızda kadınlarımız başkanlık koltuğuna oturabiliyor. Ne yönetimlerde yeterli temsiliyet bulabiliyor ne de posta otururken pirin, dedenin yanında eş temsiliyet anlamında yer alabiliyor.

    Bugün eş temsiliyet dediğimiz şey, eş başkanlık dediğimiz şey kadınların mücadeleleriyle açığa çıkmış kavramlar. Aleviliğin özü gereği hiç bu tartışmalara girmeden kendiliğinden bunların hayat buluyor olması gerekirdi. Ama Aleviliğin kendiliğinden hayatın bu yönünü kadınların zorlaması gerekiyor. Yani biz kadınlar niye yokuz noktasında ise kadınlar, bunu tartışıyorsa demek ki bir eksiklik bir sıkıntı var. Bir kadın da kendini yetiştiriyorsa, yapabiliyorsa ki bunun önünün açılması en azından engellenmemesi gerekir. Kadının da yine dedeyle pirle aynı posta oturup cem yürütebilmesi gerekiyor.

    Kurumlar söz konusu olduğunda da yine hiç tartışmaya mahal vermeden bence direk hayat bulması gereken bir konu. Yani eğer Alevi isek ve Aleviliğin gereği bu diyorsak tartışmadan kabul etmek gerekiyor. Önümüzdeki süreçte biz bu konuya dair çokça tartışacaksak eğer, biz o zaman Aleviliğin özünden uzaklaşmışızdır diye düşünürüm.

     “ALEVİ KADINLARININ ÖZGÜN ÖRGÜTLENMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM”

    Alevi kadınları açısından özgün bir örgütlenme modeline ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz?

    Aynur Şahin: Alevi kadınlarının da ayrı bir örgütlenme içinde olmaları gerektiğine inanıyorum ben. Sosyalist örgütlerde, kadınlar kadın sorunundan bahsettiğinde, kadın örgütlenmesinden bahsettiğinde genelde şöyle bir cevap veriliyordu: Sosyalist devrim olduğu zaman kadınların sorunları çözülür. İşte ‘kadın erkek ayrımı yok, insan sorunu var, sınıf sorunu var’ denildi. Bugün de kimi Alevi kurumlarından, önderlerinden, öncü olan veya söz söyleyen veya kendi aramızda böyle sohbet ettiğimiz kimi arkadaşların buna benzer bir söylemi var. İşte ‘Alevilikte kadın erkek ayrımı yok, ikisi de aynı, candır, kadın erkek sorunu değil Alevilik sorunu var, Aleviler kendi sorununu çözdüğü zaman kadın erkek diye bir sorun olmayacak, şeklinde dile getiriyorlar. Ancak pratiğe baktığımız zaman durum böyle değil. Hem günlük hayatımızda hem de Alevi kurumlarında, örgütlerinde baktığımız zaman erkek egemen yapıyı çok rahatlıkla görüyoruz.

    Biraz önce de söyledik. Alevi kurumları önemli, niye önemli? İşte Alevilerin bir arada örgütlü bir yaşam sürdürebilmeleri açısından önemli. Kendi sorunlarına ortak çözümler üretebilmeleri açısından önemli. Ancak genel Alevi sorunları içerisinde kadın sorunlarını da çözmeye çalışırsak bu yetersiz kalacaktır. Genel kadın hareketi içerisinde kadının eşitlik, özgürlük mücadelesini veren kadın hareketi, feminist hareket de eğer erkeklerin veya bir kısım sosyalistlerin söylediği bu söyleme, devrim sonrasına bırakma söylemine uyum sağlamış olsaydı, bugün dünyada ve Türkiye’de bir kadın hareketinin gelişmesi mümkün olmazdı.

    Kadınlar her şeye rağmen kendi ayrı örgütlülüklerini gerçekleştirdiler, kendi mücadele alanlarını oluşturdular. Mücadele başlıklarını oluşturdular ve bu gün gerek Türkiye’de gerekse dünyada güçlü bir hareket haline geldi. Alevi kadınlar için de aynı şey geçerli. Evet Alevilerin Alevi olmaktan kaynaklı genel sorunları söz konusu. Devletle, toplumla sorunları söz konusu. Alevi kadınları olarak da giderek erilleşen bir inanca dönüşen Alevilik içerisinde kadınlar olarak ayrı bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunu nasıl yaparlar. Hem kurumlar içerisinde ayrı bir örgütlenme kadın meclisi oluşturmak şeklinde olabilir. Alevi kurumlarının çoğunda kadın kolları söz konusu. Kadın kolları dediğiniz zaman yani böyle formalite bir kadın çalışması üretmek durumunda kalıyorsunuz. Ancak Alevi kadınların kadın meclisi gibi talebi de var. Siz bütün Alevi kadınlarını örgütleyerek bu yapı içerisinde söz söyleyebilecek noktaya getirdiğiniz zaman, itiraz edebilecek noktaya getirdiğiniz zaman değişimin önünü de açmış olacaksınız. Çünkü pasifize olmuş, eve, çocuk bakımına mahkum kalmış, erkeğe bağımlı hale gelen kadınların içine konuldukları kabukların dışına, alanın dışına çıkmaya başladıklarını da göreceğiz. Çünkü bunun tarihsel örnekleri de böyle.

    Bizlerin de böyle Alevi kadınlar olarak bir özgürlük yanılsamasına da düşmememiz gerekiyor. Alevi kadın örgütlenmesinin önündeki engellerden bir tanesi de bu. Aleviler genel olarak ‘bizim eşitlik özgürlük sorunumuz yok, biz Aleviler zaten eşit ve özgürüz, ayrım yapmıyoruz’ diyor ama pratikte deminden beri de konuştuğumuz bağlamda aslında Alevi kadınlarının ne genel toplum içerisinde ne de Alevilerin kendi toplulukları içerisinde özgür olmadıklarını görebiliriz. Rahat kıyafetler, istediği kıyafetleri giymek, erkeklerle aynı mecliste oturmak, onlarla birlikte içki içmek –ki bunlar ilk olarak özgür olmanın koşuluymuş gibi akla gelebiliyor- bu bir artı olabilir. Pek çok kesime göre bir artı olarak düşünülebilir. Ancak kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunları da söz konusu. Gerek Alevi toplumu içerisinde gerekse Türkiye toplumu içerisindeki sorunlara çözüm üretebilmesi için ayrı örgütlenmesi, ayrı tartışması gerekiyor. Ayrı çalışmalar geliştirmesi gerektiğine inanıyorum.

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

     

     

     

  • ‘İnançtaki eşitliğin topluma yansımasında aksaklıklar var’-VİDEO

    ‘İnançtaki eşitliğin topluma yansımasında aksaklıklar var’-VİDEO

    PİRHA-1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nda Alevi terimlerini kadınların gözünden yorumlayan kadınlar sorunlarını da tartışarak çözüm yolları bulmaya çalıştı. İnançta var olan kadın erkek eşitliğinin topluma yansımasında sıkıntılar olduğu vurgulandı. 

    İkinci gününde de çerağ uyandırma ile başlayan Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu, can, eş ve eşitlik, pir, ana, bacı, dede, talip rehber, mürşit, rızalık, ikrar, musahiplik, kirvelik, dara durmak ile düşkün gibi Alevi terimlerinin açıklanması ile devam etti. Moderatörlüğü ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mersin Şube Sekreteri Menekşe Özer yaptı.

    CAN VE HAK BİRBİRİNDEN FARKLI DÜŞÜNÜLEMEZ

    Can kavramı konusunda Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Mersin Şube Yöneticisi Gülşen Türk konuşma yaptı. Her canın hakkın bir parçası olduğu ve bir ikrarın talibi olduğunu söyleyen Türk, can ve hakkın birbirinden farklı düşünülemeyeceğini belirtti. Türk, Alevilikte doğadaki her şeyin hakkın bir parçası olduğunu ve hepsinin bir canı olduğunu ekledi.

    EŞİTLİĞİN TOPLUMA YANSIMASINDA AKSAKLIKLAR VAR

    Eş ve eşitlik konularında ise Demokratik Alevi Derneği Üyesi Ruken Bayram konuşma yaptı. Alevi inancında kadın ve erkeğin eşitliğine çeşitli örneklerle vurgu yapan Bayram, bunun topluma yansımasında aksaklıklar olduğunu kaydetti. Alevi kurumlarındaki kadın erkek eşitsizliğine ve kadın temsiliyetinin eksikliğine değinen Bayram, Alevilikle ilgili yapılan medya programlarında erkeklerin daha çok ön planda olduğunu ve bunun “Bizde kadın erkek eşittir” söylemine ters düştüğünü ifade etti.

    Suay ABAK/MERSİN

  • Ana Kızılkan : Alevilikte kadın da erkek de ‘Can’dır

    Ana Kızılkan : Alevilikte kadın da erkek de ‘Can’dır

    PİRHA – Dersim’deki Kureyşan Ocağı’na mensup Ana Raime Kızılkan, Alevilikte özelikle inanç bazında ayrımcılık olmadığını, kadına ve erkeğe ‘Can’ denildiğini, çocukların da yine bu felsefe ile büyütüldüğünü söyledi. Kızılkan, “Alevi inancında da bugün kadınlar sanıldığı kadar özgür ve eşit değil. Her toplumda olduğu gibi Alevi inancında da kadınlar arka plana atılmaya çalışılıyor” ifadesini de kullandı. 

    Dersim’deki Kureyşan Ocağına mensup Ana Raime Kızılkan, Alevi inancında kadınların önemine ilişkin konuştu.

    Kadın-erkek eşitliğini esas alan Alevi inancında, sistem eliyle giderek eril zihniyetin hakim kılınmak istendiğini söyleyen Kureyşan Ocağına mensup Ana Kızılkan, Alevi kadınlardan bunun farkına vararak kendilerine biçilen rolleri kırmalarını istedi.

    Birçok inançta kadınlar ikinci plandayken, Alevi inancında kadın ve erkek eşitliğinin esas alındığına dikkat çeken Kızılkan şunları ifade etti:

    “Eşitlikten de öte “kadın ve erkek yoktur, insan vardır” söyleminin ön plana çıktığı Alevilikte, yine anne ve babanın çocukları arasındaki kız-erkek ayrımı yapması da kabul edilmez. Kadın, doğurgan özelliği sebebi ile “rahman ve rahim” olarak kabul edilir ve saygı duyulur. Buna nazaran başta İslam olmak üzere birçok dinde kadına örtünme, erkeklerden daha geri planda durması emredilmişken, Alevilikte ahlak kuralları dâhilinde olmak üzere kadının giyimine, toplum içindeki hareketlerine sınırlama getirilmez. Ancak bugün kadınların ön planda olduğu Alevi inancında da sistem eliyle eril anlayış hakim kılınmak isteniyor.”

    “BU COĞRAFYADA ÇOK ZULÜMLER VE ACILAR GÖRDÜK”

    Diğer inançlarda kadınlara değer verilmediğini, Alevi inancında ise kadının yerinin farklı ve ayrı olduğunu dile getiren Kızılkan, Alevi kadınlar çalışkan, üretken, fedakar ve mücadeleci kişilikleri ile güçlü bir yapıya sahip. Bu coğrafyada çok zulümler gördük, acılar yaşadık. Eğer bugünlere kadar geldiysek güçlü irademiz sayesindedir” diye konuştu.

    “ALEVİLİKTE KADIN VE ERKEK YOKTUR, CAN VARDIR”

    Alevilikte özelikle inanç bazında ayrımcılık olmadığını, kadına ve erkeğe ‘Can’ denildiğini, çocukların da yine bu felsefe ile büyütüldüğünü söyleyen Kızılkan şöyle devam etti:

    “Alevi inancında da bugün kadınlar sanıldığı kadar özgür ve eşit değil. Her toplumda olduğu gibi Alevi inancında da kadınlar arka plana atılmaya çalışılıyor. Ama yine de özümüzü sürdürmeye çalışıyoruz. Buna rağmen hala Alevilikte kadınlar daha iyi bir noktada diyebiliriz. Alevi inancında tarihte kadın-erkek eşitliğinin olduğuna inanıyorum. Ama şu anda inanmıyorum. Çünkü 1937-38 Dersim Katliamı’ndan sonra sistem özellikle Alevi kadınlarını baskı altına alarak sindirmeye çalıştı. Özgür ve özgün yapılarını ele geçirmek istedi.”

    “SİSTEM ALEVİ İNANCINI YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Kadın ve erkeklerin bir suç işlemeleri halinde eşit şekilde dara çekildiğini kaydeden Kızılkan, “Ritüeller eskiye oranla yoğun bir şekilde asimilasyona maruz kalıyor. Ve sistem Alevi inancını yok etmeye çalışıyor. Bu nedenle gelenekler kaybolma noktasına geldi” diye konuştu.

    “ÖZÜMÜZE DÖNELİM” ÇAĞRISI

    Bu duruma karşı ise özellikle “Alevi kadınlarının özlerine dönmesi gerektiğinin altını çizen Kızılkan, “Kadınlar isterse kendilerine biçilen rolleri kırar, sistemi de değiştirir. Bu nedenle öncelikle kadınların özüne dönmesi gerekir. İnancımızda kadın-erkek eşittir. Kadınlar olarak bunun farkına varalım. Kendi yerimizi ve konumumuzu bilelim. Kadın da erkek de Can’dır. Kimse kimseden üstün değil” dedi. 

    (Mezopotamya Ajansı)

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, “Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları” başlığıyla sosyal medya hesabından kısa bir yazı yazdı. Yıldırım yazısında, “Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır” dedi.

    Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabında ‘Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları’ başlığı ile yazdığı yazıda, “Alevi yolunda deyişler gizlilik koşullarının sır kelamlarıdır” dedi.

    Yıldırım, yolun ilke, incelik ve temellerinin belleme, öğrenme, aktarma ver sürdürmenin deyişler aracılığıyla gerçekleşeceğini ifade etti.

    “DEYİŞLERİN İÇİNDE TEOLOJİ, TARİH VE RİTÜELLER DE VAR”

    Şiir ile müziğin birleşerek belleme ve öğrenme yoluyla sanatsal bir boyuta kavuştuğunu aynı zamanda da beynin öğrenme kapasitesini de harekete geçirdiğini belirten Yazar Ali Yıldırım yazısına şöyle devam etti:

    “Tekrarlarla farkında dahi olunmaksızın tüm doğallığı içerisinde deyişler belleklere işlenir. 
    Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır. Bu yapısıyla deyişler sıradan bir şiir olmanın çok ötesinde bir anlam taşırlar.
    Deyişlerin içeriğinde tarih var, teoloji var, ritüeller  var, bunları ne şekilde icra edilecekleri de var. Bunun yanı sıra Yol uluları, dergahlar ve ocaklar da var. Deyişler,
     pratikte, eylem içerisinde, yaparak, tekrarlayarak öğrenme ve eğitim biçimidir.”

    “ALEVİLERİN BİLİNCİ HAYATIN İÇİNDE ŞEKİLLENİYOR”

    Alevilerin bilincinin hayatın doğallığı içerisinde şekillendiğini belirten Yıldırım, “Bakış açılarımız ortak değerlerimize yaslanan erkanımızın sonucunda gelişir. Söz gelimi yolumuzun temel yapı taşını oluşturan ‘Ali’ olgusu erkanın esasları çerçevesinde şekillenmiştir. Her Alevi can tarafından benimsenip kabullenmiştir” diye konuştu.

    Yıldırım,  yazısında Devrani’nin Alevilerin kollektif tasavvuru olan Ali’yi betimleyen şu deyişine yer verdi:

    “Hakkın kandilinde gizli nihanda
    La mekan elinde sır idi Ali
    Küntü kenzin hep esrarı andadır
    Dünya kurulmadan var idi Ali

    Feriştahlar kendi nurundan oldu
    Sen kimsin diye Cibril’e sordu
    Cibril bilemedi kanadı yandı
    Ol zaman kandilde nur idi Ali

    Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
    Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
    Kendi anasını kendi doğurdu
    Be nokta altında bir idi Ali

    Adem’in bezminden Şit’e erişti
    Müminin ervahı ona karıştı
    Ayin oldu Yasin ile görüştü
    Ervahı ezelden dür idi Ali

    Kuran’da Ali’dir İncil’de İlyâ
    Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
    Yoktan var eyledi bu cümle eşya
    Devranî kapında kulundur Ali”

    “Devrani’nin deyişinde bu şekilde dünya kurulmadan Ali’nin varoluşu, cümle eşyayı Ali’nin varetmesi, dört kitapta onun adının yazılı olması, onun gizli bir sır olması anlatısı hiçbir Aleviye yabancı gelmez” diyen yazar Ali Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    “Erkanın benimsediği Ali’nin nitelikleri budur ve Devrani de onu dizelere dökmüştür.
    Alevi yolunda deyişlerin ‘ayet hükmünde’ sayılması boşuna değildir. İnsan kendi çamurunu kendisi yoğurup kendisini halk ederse elbette söylediği sözler de sure hükmünde olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)