Etiket: caner canerik

  • ‘1938 Katliamı’nın travması nesiller boyu sürüyor’-VİDEO

    ‘1938 Katliamı’nın travması nesiller boyu sürüyor’-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Caner Canerik, 1938’de yaşananların soykırım düzeyinde travmalar bıraktığını; hayatta kalanların acıyı erteleyerek yaşamayı seçtiğini, ancak bu tanıklıkların günümüz toplumuna doğru ve etkili şekilde aktarılmadığını vurguluyor. Canerik, ”Kültür ve sanat pratiklerinin yetersizliği, dil kopuşu ve sürekli yeniden dizayn edilen coğrafya, travmanın aktarımını engelliyor ve güncel sorunların kökünü besliyor” dedi.

    1938 olayları, bölgenin toplumsal ve kültürel dokusunu kökten sarsan bir dönüşüm sürecinin zirve noktası olarak görülüyor. O tarihte uygulanan zorla yerinden etme, toplu katliam ve yerleşim düzenlemeleri yalnızca bireylerin yaşamını değil, köy-kent yapısını, dilsel ve inançsal bağları da hedef aldı; böylece sıradan bir şiddet olayı olmaktan çıkarak kolektif bir kırılmaya dönüştü.

    1938’de yaşanan katliamın üzerinden yaklaşık bir asır geçmesine rağmen, toplumsal hafızada açılan yaralar hâlâ tazeliğini koruyor. Bölgede yapılan görüşmeler, 38’in yalnızca bir tarihsel kırılma değil, kuşaklar boyunca aktarılan derin bir travma olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

    İstanbul’daki aktif gazeteciliği bırakarak memleketi Dersim’e yerleşen Caner Canerik, fotoğrafçılığın yanı sıra belgesel ve film çalışmaları da yapıyor. Caner Canerik, ‘Kamile Dersim’ projesiyle başlattığı kayıtlara 2011’de başladı ve 400’e yakın insanla görüşüp kayıt altına aldı. Kamile Dersim adıyla başlattığı çalışmasını Dersim Masalları adıyla kitaplaştırdı.

    1938 Katliamı’nda ailesinden de katledilenlerin olduğu Yönetmen Caner Canerik, Dersim Katliamı’nın geçmişten günümüze gelen travmatik etkilerini anlattı.

    “ÜZERİNDEN 70-80 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN HALEN O ACIYI YAŞAYAN İNSANLAR VAR”

    Dersim’de birçok kişiyle görüşmeler yaptığını aktaran Caner Canerik,

    “Travma ötesi olarak tanımlayabileceğimiz, aslında soykırım olarak da tanımlanan bir süreç var. Herkesin hemen hemen öldürüldüğü bir süreçte insanların buna tahammül etmeleri çok zordu. Bunun için ancak bazı şeyleri görmezden gelip bazı şeyleri erteleyip dayanabileceklerdi. Kendi canını kurtarmak yetmiyordu, ya yanında yaralı bir insanı götürmüş, ya geride çok sevdiği bir insanı bırakmış, ya da günümüzde de olduğu gibi çok sevdiği insanlar vahşi hayvanlara yem olmuş ya da buna benzer çok travmatik olaylar var. Üzerinden 70-80 yıl geçmesine rağmen halen bu acıyı yaşayan insanlar var. O dönemde daha çocuk olan bir kişiyle yaptığım görüşmede o travmayı halen yaşadığını hissediyorsun. Katliam travması dayanılacak bir şey değil. Çünkü ayağımıza armut dikeni battığında dahi çok büyük acılar yaratırken, aileden birçok insan öldürülmüş ve sağ kalan insanlar bu acıyla yalnız başlarına yüzleşmek zorunda kalmışlar ve hayatlarını da kurtarmak çabasına girmişler. Bir acıyı ertelediğin zaman o acı bir süre sonra karşına çıkıyor ve çıkmaya da devam ediyor. Bunu zamana yayarak bununla yüzleşmeyi seçtiler. Ama 38’de acıyı yaşamış insanlar o travmayı atlatamadan aramızdan ayrıldılar, birçoğu böyleydi” .

    “1980’Lİ YILLARDA, BİZİM ÇOCUK OLDUĞUMUZ ZAMANLARDA ASLA 1938 KONUŞULMAZDI”

    Günümüzde insanların önceliklerinin ve algılarının değiştiğine vurgu yapan Caner Canerik, “Bizim yaşananları formatlayıp öyle insanlara sunmamız gerekiyor. Yoksa bu acı böyle bastırılacak ve biz çok fark etmeksek de bunların etkileri toplum içinde devam edecek ve günümüzde farklı birtakım sorunlarla beraber karşımıza çıkacaktır. 2000’li yıllardan sonra biraz daha özgüven gelişti. İnternetin yayılmasıyla birlikte örnekler çoğaldı ve insanlar bu örneklerden cesaret alarak konuşmaya başladılar. Ankara’daki politik mücadeleden ötürü bize bir alan açıldı ve bu alanda bizim sesimiz daha fazla duyulabildi. Bu durumun çeşitli yansımaları da oldu. 1980’li yıllarda yani bizim çocuk olduğumuz zamanlarda asla bu meselelerin konuşulmasına izin verilmezdi” diye belirtti.

    “KATLİAMDA KARDEŞLERİNİ KAYBEDEN NENEM, 38 DENDİĞİ ZAMAN AĞLAMAYA BAŞLIYORDU”

    Suskunluğun iki temel nedeninin olduğuna dikkat çeken Caner Canerik,” Birincisi, travmaları tetiklemesiydi. Yani ben ninemi biliyorum. Çok erken kaybettik, hani birçok şeyi kayda alamadık ama o insan katliamda kardeşlerini kaybetmişti ve 38 dendiği zaman ağlamaya başlıyordu. Çünkü o travmayla yüzleşmemişti, anlatamıyordu, konuşamıyordu. Diğer insanlarla kendi aralarında konuşuyorlardı ama sonraki nesillere aktarmada bir kaygı yaşandı” ifadelerini kullandı.

    Canerik bu travmanın birkaç sebebi olduğunu söyledi ve şöyle aktardı,

    Bunun birkaç sebebi vardı tabi. Bunlardan ilki intikamcı bir yaklaşımın gelişmesinden ve sevdiği insanların tekrar zarar görmesinden korkuldu. Susarak, sineye çekerek, yani yaşananları pasifize ederek aradan sıyrılmak diyelim buna. Sanki hiç sesimiz çıkmazsa kimse bize karışmayacak psikolojisine girildi. Çünkü yaşanılan acılar çok ağrıdı, insanlar bunlarla yüzleşmemişti, cesaret alabilecekleri, dayanabilecekleri herhangi kimse yoktu. Yani uzman psikolog da yoktu, siyasi olarak da destek veren bir güç yoktu ve aslında bu söylemler dile geldiği anda karşılaşılan muamele de korkutucu boyuttaydı. İkincisi, kendilerinin halen tehdit olarak görüldüğünü düşünüyorlardı. Bundan dolayı pasif kalmayı tercih ettiler. Konuşmadılar, anlatmadılar. Pülümür’de katliam yerleri belli olmasına rağmen uzun yıllar boyunca kimse gidip mezarlıklarını ziyaret etmedi”

    “DİL VE İNANÇ AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR”

    Yaşananlara doğru bir şekilde yaklaşılmasının önemine değinen Canerik,

    ”İnsanlar artık yaşadıklarıyla yüzleşmeye başladı. Ama yaşanılan bu olayların, travmanın günümüzdeki insanlar tarafından çok doğru bir şekilde değerlendirildiğini düşünmüyorum. Yani sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte insanların bu alanda duyarlılık göstermeleri, anmaları oluyor. Bunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Neydi, neden yapıldı, sonuç ne oldu ve biz nerede kaldık… Bunları sormamız gerekiyor. Bunları sorduğumuz anda zaten bir gerçekle yüzleşeceğiz ve bu gerçek karşımıza çıkacak. Ama bunlar sorulmadığı için sadece işte mum yakılma, anma töreni düzenleme ki bir dönem şöyle bir şey de vardı yani anmalarda halay çekildiğini biliyorum. Bir sürü sanatçıların konser verdiklerini biliyorum. Şimdi bunlar aslında içeriğinin nasıl boşaltıldığının göstergesiydi. Yani bizim insanlarımız günümüzde biz nasıl bir hayat sürüyoruz, 38 nasıldı, 38’den sonra nasıldı? Hani travmalar var evet bunlar sürekli olarak devam ediyor. Çok yaşanan adli olayların arka planında 38 travmasının olduğunu çok rahat söyleyebilirim.

    Çünkü insanların birey olmalarının önünde de engel oldu bu. Kendilerini yaşayamadılar, kendi dillerini ve kültürlerini yaşayamadılar. Sudan çıkmış balık gibi ortada kaldılar. Çünkü farklı bir kültür dayatıldı, yabancı bir kültür dayatıldı. Şimdi düşünsenize hani kendi yaşadığın gerçeklikten kopuk bir hayat sürdüğün anda hayali bir alemde yaşarsın ve sen birey olamazsın. Kendin olamıyorsun çünkü. Kendin olamadığın zamanda attığın her adım seni çatışmaya götürecektir. Kültürü, inancı, dili, değeri ve ilkesi olmayan insanlar serseri mayın gibi nereye çarpacaklarını bilemezsin. Bizim bugün yaşadığımız biraz da bu. Dil ve inanç ayrılmaz bir bütündür. Bu iki olguyu ayırdığınız zaman iş kopuyor. Hani Kırmançki konuşabilirsiniz ama o inancı bilmedikten sonra siz boşlukta kalırsınız. Günümüzde yaşanan sorun biraz da bundan kaynağını alıyor. Çünkü geçmişle bağları kopmuş ve bu kopukluk günümüzde bu sorunları açığa çıkartıyor” şeklinde konuştu.

    “DERSİM, SÜREKLİ YENİDEN DİZAYN EDİLİYOR”

    Katliam tarihinden günümüze bir göç döngüsünün yaşandığını belirten Canerik, sözlerini şu şekilde tamamladı:

    “Kaç defadır insanlar yerlerinden ediliyor ve Dersim yeniden dizayn ediliyor. 38’de buralar boşaltıldı ve yeni bir dizayn yaratıldı. Altmışlarda bir göç oluştu insanlar tekrardan geri döndü. Seksen döneminde yine öyle, doksanlar tekrar yine öyle… Yani hemen hemen her on senede bir resetlenen bir coğrafyadan bahsediyoruz. Bu yeniden dizaynda eskiden kalan değerler pek fazla olmuyor. Yeni dizaynlar yeni değerler yaratıyor. Bu yeni değerler de geçmişte yaşanan travmaları tetikliyor. Bu insanlar mevcut durumda kendilerine yer bulamıyorlar. Çok ağır bedel ödemiş ama toplum ona sahip çıkmıyor. Çünkü toplum değişmiş, her on yılda bir değişmiş. Hiçbir şey kalmamış geriye.”

     PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Katliamı tanığı Ali Koçak: Döndüğümüzde her taraf kan ve harabeydi-VİDEO
    -Dersim Katliamı tanığının kızı Beser Uluşan: Devlet arşivleri açsın-VİDEO

  • Yönetmen Canerik: Dersim kişiliğini şekillendiren unsurlar efsaneler ve masallardır-VİDEO

    Yönetmen Canerik: Dersim kişiliğini şekillendiren unsurlar efsaneler ve masallardır-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Caner Canerik, yok olma tehlikesi altındaki Dersim kültürünü gelecek kuşaklara taşıma mücadelesi veriyor. Dersim kültürünün merkezinde dil ve inanç olduğunu belirten Canerik, “Dil ve inanç aslında birbirinden ayrılmaz bir parça. Dersim kültürü çok zengin ancak bizim dilimizin ve kültürümüzün yok oluşunun önüne geçmemiz çok zor görünüyor” dedi.

    İstanbul’daki aktif gazeteciliği bırakarak memleketi Dersim’e yerleşen Caner Canerik, fotoğrafçılığın yanı sıra belgesel ve film çalışmaları da yapıyor.

    Caner Canerik, ‘Kamile Dersim’ projesiyle başlattığı kayıtlara 2011’de başladı ve 400’e yakın insanla görüşüp kayıt altına aldı. Kamile Dersim adıyla başlattığı çalışmasını Dersim Masalları adıyla kitaplaştırdı. Dersim’in tüm ilçelerini, köy köy gezerek yaşlılara anlattırdığı masalları kitapta toplayan Canerik, “Hangi fakirin evine girersen gir, sana verecek bir masalı vardır mutlaka” diyor.

    “DİL VE KÜLTÜR BİRBİRİNDEN AYRILMAZ BİR PARÇA”

    Dersim kültürünün merkezinde dil ve inanç olduğunu belirten Caner Canerik, “Dil ve inanç aslında birbirinden ayrılmaz bir parça. Bugün konuştuğumuz dil farklı şivelerle Bingöl’de, Palu’da, Amed’de ve birçok yerde konuşuluyor ama Dersim’de dili şekillendiren kültürel altyapıdır. Buradaki inanç, coğrafi özelikler ve yaşam tarzı bu dile kimliğini veren unsurlar. Dersim aslında dil, inanç ve coğrafyası ile diğer yerlerden ayrılıyor. Hepsini birleştiğimiz zaman eskilerin deyişiyle Kırmanciye yenilerin deyişiyle Dersim kültürü dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Burada farklı olarak inancın, coğrafyanın ve kültürün şekillendirdiği ayrı bir karakter oluşmuş. O yüzden aslında kaybolmakta olan Dersim kültürü” diye ifade etti.

    “ÇOCUĞUMUZA DİLİMİZİ ÖĞRETMİYORUZ”

    Kırmancki’nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasında birçok hata yaptıklarını ifade eden Caner Canerik, “‘Okullarda ders verilmiyor, devlet asimilasyon politikası uyguluyor’ deniliyor evet bunlar var ama bunlar çok küçük bir oranda. Biz kendi dilimizi bilmiyoruz, çocuğumuza da dilimizi öğretmiyoruz. Bu konuda asıl suçu kendimizde aramamız gerekiyor. Ben dil konusunda da çok karamsarım artık, ‘Kamile Dersim’ projesi çektiğimde şunu söyledim: 50 yıl sonra insanlar artık burada böyle bir dil ve kültür varmış diyecekler. Artık insanlara ulaşamıyorsun. İnsanlar ne Kırmancki konuşuyorlar ne de okuyorlar. O yüzden bizim dilin ve kültürün yok oluşunun önüne geçmemiz çok zor gözüküyor. Gençler burayı terk ediyor, çocuk doğum oranları çok düşük. Yeni insan olmadıktan sonra bunun önüne geçmek çok zor” dedi.

    “MASALLARIN DEĞERİNİN FARKINDA DEĞİLİZ”

    Çocukluğunda masalları çok fazla dinleyemediğini söyleyen Caner Canerik, “Asimilasyon süreci ve 1980’li yıllardaki baskı ortamı çok fazla olduğu için biz kendi kültürümüzden kopmuştuk. Daha sonraki süreçte masalları derlemeyi aslında kendim için yaptım. Çünkü masalları dinlemek hoşuma gidiyordu. Özellikle o fantezi dünyasını Kırmancki görmek anlamlıydı. Biz masalların değerinin farkında değiliz. Yani masal diye aşağıladığımız birçok kimlik bizim kendi kültürümüzün bir parçasıydı. Örneğin Dersim masallarındaki kadın olgusuna baktığımız zaman cesur, öz güvenli, kafası çalışan ve erkeğe yön veren bir karakter var. Çocuklara anlatılan masalların onların kişilik şekillenmesinde önemli etken olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuk bu masalı dinlediği zaman kendisi hayal kuracaktır ve onun gibi olmak isteyecektir” diye belirtti.

    “MASALLARA ULAŞMA KONUSUNDA SIKINTI YAŞIYORUZ”

    Son yıllarda masallara ulaşma konusunda sıkıntı yaşadıklarını ifade eden Canerik, şöyle devam etti:

    “Çünkü kitlelere kendi dilimizle ulaşmada bir sorun yaşıyoruz, çünkü insanlar okumuyorlar. Ben topladığım kayıtların çoğunu Kırmancki alıyorum. Çünkü onun kendi özgü bir rengi, dinamiği ve bir sıcaklığı var. Bu yönüyle bence çok daha değerli. Farklı bir dile çevirince aynı anlamı katabilmek çok kolay değil. Ama insanlara ulaştırmak için hiç yoktansa bu da iyidir. Kırmancki olarak masal dinleyip büyümüş bir insanın kültürel olarak çok daha zengin olduğunu düşünüyorum. Kamile Dersim projesinde benim amacım, var olan, yaşayan insanlardan alabileceğimi almak ve daha sonra onları değerlendirmekti. Yaklaşık olarak şu an yedi yıldır bu işle uğraşıyorum. Ciddi anlamda zorluklar yaşadım 350-400 civarında kayıt aldım. Gittiğim bölgeyle ilgili, kişinin kendi yaşadığı deneyimler, rüyalar, masallar ve efsaneleri kayıt altına almaya çalışıyorum. Biz tarih olarak bakınca en fazla 1938’deki katliamı biliyoruz ama Dersim tarihi sadece orayla sınırlı değil” dedi.

    “DERSİM KİŞİLİĞİNİ OLUŞTURAN UNSURLAR EFSANELER VE MASALLARDIR”

    Dersim hafızasını iyi bilmeleri gerektiğini vurgulayan Canerik, “Kafanın içine girmemiz gerekiyor. Yani dışarıda insanların fiziki olarak yaptığı mücadele elbette ki değerli ama kafanın içi daha önemli. Dersim kişiliğini şekillendiren unsurlar efsaneler ve masallardır. Eğer bu unsurları bilirsek o zaman gerçek Dersim’i ortaya çıkartabiliriz. Biz uzun yıllar Rus edebiyatı ve mitoloji olarak da ben kişisel olarak Yunan mitolojisine çok meraklıydım. Son yıllarda kendi kültürümüzü yeniden bir araya getirmeye başladık. Ama bizim mitolojik anlatımlarımızın onlardan hiçbir farkı yok” diye konuştu.

    “BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ ÇOK ZENGİN”

    Toplum olarak çok aşağılandıklarını dile getiren Canerik, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Solcular geldi aşağıladı, sağcılar geldi aşağıladı. Herkes ‘burası geridir, modernize edilmeniz gerekir’ dedi. Ama bugün ben baktığım zaman diyorum ki hayır arkadaş bizim kültürümüz çok zengin. Medusa’nın hikayesi Kırmızıköprüde yaşanmış ama biz bunu bilmiyorduk. Medusa’yı okuyoruz ve ne güzel fantastik bir hikaye diyoruz ama Şehriban’ın hikayesi de var bunun farkında değiliz. Aynı hikayenin yansıması ve kadının mezarı var orada. Yani bu tür değerlerimizin farkında değiliz, bu durum bizi geçmişimizden kopartıyor ve sudan çıkmış balık gibi görünüyoruz. Ama gözlemlediğim kadarıyla Dersim kültürünü referans alarak yürüyen insanlar bence hep daha başarılı olmuştur, bundan sonra da başarılı olacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Dersim’in acısının tarihidir Sılo Qız’-VİDEO

    ‘Dersim’in acısının tarihidir Sılo Qız’-VİDEO

    PİRHA – Hakka uğurlanan Sılo Qız’a ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimliler, “100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı, Dersim’in acısının tarihiydi Sılo Qız” ifadelerini kullandılar. 

    Haberin videosu

    Dersim 1938 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” denilerek katledilmeyen Sılo Qız, Dersim’de ağıtlarla Hakka uğurlandı.

    Dersim’in acısının tarihi olan Sılo Qız’a ilişkin Yönetmen Caner Canerik, Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, bağlama ustası Hüsnü Güngör ve Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ile konuştuk.

    “SILO QIZ; DERSİM’İN ACISININ TARİHİDİR”

    Sılo Qız’ın belgeselini çeken Yönetmen Caner Canerik, şöyle anlatıyor Sılo Qız’ı:

    “Köyde yaşadığı süreçte yalnızdı zor şartlardaydı ama mutluydu; kendi köyünde, toprağındaydı. Her gittiğimizde dut ağacının altında görürdük kendisini. Yüz yıllık bir dut ağacıydı o. Süleyman amcanın 100 yaşında olduğu dönemde kendisiyle tanıştım.”

    Sanatçı kimliğinin haricinde insanlığı çok güzeldi. Güler yüzle karşılayıp oturur sohbet ederdi bizimle. Dertleşmeye ihtiyacı vardı. Kayıt yapmadığım dönemler de çok oldu. O anlatırdı biz dinlerdik.”

    Sılo Qız’ın, geçmişle olan bir bağ olduğunu söyleyen Canerik, “Bugün Dersim tarihi sözlü olarak aktarılıyor. Bunun en büyük taşıyıcısı Sılo Qız’dı. Böyle bir önemi vardı ama ne kadar sahip çıkıldı bu tartışılır. Köyünde bir heykelinin dikilmesi, ona ithafen köyünde bir şenlik yapılması vs bunları yaptıramadık” dedi.

    Sılo Qız’ı anlatmak için Dersim’i anlatmanın gerekli olduğunu vurgulayan Canerik, şunları kaydetti:

    “38’i, 80’leri her şeyi anlatmak lazım. 100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı Sılo Qız. Ben kendisini böyle hatırlayacağım. Dersim’de herkesin evinde Sılo Qız’ın sesi vardır. Herkesin acılarına ortak olmuş bir insandır. Süleyman amca, Dersim’in acısının tarihidir.”

    “SESİYLE BİR DESTAN YARATTI”

    Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan ise toplum olarak Sılo Qız’a bir vefa borcu olduğunu söyleyerek Sılo Qız’ın yarattığı değerden söz ediyor:

    “İnancına ikrarına bağlı, onca çileye rağmen her şeyi dile getirmeye çalıştı. Sesiyle bir destan yarattı. Sözlü anlatımda ne yaşadıysa belge sundu Sıloq Qız. Sesiyle, ağıtlarıyla canlı bir belge oldu.

    Eskilerimizi, yaşadıklarımızı, canlı tanık olan insanlar, Sılo Qız gibi insanlar aktarabilir ancak. Devri daim olsun.”

    “İNSANLARIN FERYADININ SESİYDİ SILO QIZ”

    Bağlama ustası Hüsnü Güngör de Dersim’de Hakka yürüyen insanlar için klamları vardı Sılo Qız’ın. Dersim ulu bir çınarını yitirdi” dedi. Sılo Qız’ın klamlarıyla, insanlığıyla herkeste iz bırakacağını belirten Güngör, “Şimdi de biz onun klamlarını devam ettireceğiz. Onu her daim bu şekilde içimizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.

    Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ise, “Dersim, ulu çınarlarından birini daha kaybetti. Süleyman amca, Dersim’de inancıyla, itikatıyla bir çınardı. 38 katliamında, kurdun, kuşun, böceğin, ağacın, suyun, insanların feryadının sesiydi. Bunları söyleyerek, kendi ana diliyle insanların acılarına ortak oldu. Kültürümüz, inancımız, itikatımız açısından o bir üniversiteydi” diyerek söz etti Sılo Qız’dan.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’in kültürünü, inancını ve belleğini sanatı ile işleyen bir yönetmen: Caner Canerik-VİDEO

    Dersim’in kültürünü, inancını ve belleğini sanatı ile işleyen bir yönetmen: Caner Canerik-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in inanç ve kültürüne ilişkin yaptığı belgesellerle tanınan Yönetmen Caner Canerik, yeni projesi olan ‘Kâmîlê Dersim’ için finans yaratmak amacıyla arıcılık yapıyor. Canerik, hem projeyle ilgili hem de yaptığı arıcılık faaliyeti ile ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Uzun yıllardır Dersim’de inanç, kültür, tarih ve mitolojiler üzerine çalışmalar yürüten Caner Canerik, finansman sıkıntısı içinde yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor. Kendi çabası ile bu sıkıntıları aşmaya çalışan Canerik, Pîrdesûr (Kırmızıköprü) köyünde arıcılık yapmaya yöneliyor.

    Sırtını sisteme dayayıp onun kurumlarından beslenerek, egemenlerin icazeti ile topluma hizmet ettiğini iddia edenlerin aksine; ne kadar zorlansa da bu yöntemi kabul etmeyip kendi emeği ile bir yol açan ve kültür-sanat alanında toplumuna hizmet eden Canerik, kendi köyünde, kendi emeği ile arıcılık yaparak yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor.

    Köyü Pîrdesûr’da misafir olduğumuz Canerik ile Dersim doğasının insanı mest eden güzelliği içerisinde sohbete koyuluyoruz. Odun ateşinde pişen çay eşliğinde Canerik çalışmalarını anlatmaya başlıyor.

    Caner Canerik kimdir? Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

    Yaklaşık 22 yaşına kadar burada yaşadım. Sonra üniversiteye gittim. Üniversiteye gidişimle zaten köyler de boşaldı. 15 sene İstanbul’da yaşadım. Gazetelerde, TV’lerde kameraman olarak başladım. Sonra muhabirlik yaptım. 2004 yılında ilk kez Dersim’e ilişkin kayıt yaptım. Kayıtta ilk amacım belgesel yapmaktı ama ekonomik sıkıntı yaşayınca kitap haline getirmeye karar verdim ve öyle yaptım. İstanbul’da yazım konusunda sorun yaşadım. Hikayeleştirmeyi istiyordum ama bir türlü yazamamıştım. 2006 yılında eski dev monitörlerden sırtlayıp geldim. Orada 4-5 ayda yazamamıştım ama burada 1 ayda 300 sayfa yazdım. Dersim’de mekanla bütünleşiyorsun. Kendine ait hissettiğin, azınlık hissetmediğin, dışlanmadığın mekan. Üretmek için ideal bir yer. Burada bir şeylerle uğraşıyorsun ama fiziksel yorgunluk yok. İstanbul’da öyle değildi.

    Uzun yıllar çatışmalı bir süreç vardı. Burada çok şeyi hissediyorsun. Sürekli silah sesleri gece başlardı, tüfeklerle başlar bombalarla devam ederdi sesler. İnsanın kendi memleketinde olması güzel bir duyguydu yine.

    Kitabı yazdıktan sonra bir taraftan burada yaşarken işimin karşılığı olarak yaşlılarla 38 sohbetleri, masallar toplamak, hikayeler bulmak. Sadece belgesel değil, belgesel sinema yapmak istiyorum. Bunun inandırıcılığı daha fazla. Belgesel sinemada insanların yaşantısının içerisine giriyorsun sadece izleyicisin. O yaşamı gözlemleyip bir hikaye çıkartıyorsun, yapabildiğin kadar sinema. Görsel bir estetik anlayışla tabi. Bunu film haline getirmeye çalışıyorsunuz. 2008’de ilk belgeselimi çektim Pırdesur adında. Sonra devamı geldi. Dersim’deki inanç, toplum, bellek.

    Son iki senedir büyük oranda yaşlılarla çekimler yapıp kaydediyorum. Kendi gerçekliğimizin ne olduğunu gösterebilmek adına. Yaklaşık 150 kişiyle görüşme yaptım. Bunlardan 5 dakika sürenler de oldu. 11-12 kere ziyaret ettiğim insanlar da oldu. 4-5 saatlik sohbetler oldu. Dersim, kültürel olarak çok zengin bir yer. Yalnız biz buna sahip çıkamıyoruz. Bir dönem devrimcilik adına sahip çıkmadık şimdi ise modernite adına sahip çıkmıyoruz. Sadece dağ, taş, manzara olarak görüyoruz. Yukarı köyde bir köylünün ziyarete gittiği zaman zihninde canlandırma çekmek istiyordum. Dönüşte amca bir taşın öyküsünü anlattı. Yaklaşık yarım saat sürdü bu hikaye. Edebi olarak baktığın zaman gerçekten çok güçlü bir hikaye. Ama biz bunlara sahip çıkmıyoruz. Keza inanç; Dersim bana sorarsanız Türkiye Kızılbaşlarının büyük oranda merkez noktalarından bir tanesi. Burası çöktüğü zaman Türkiye’de Alevilik, Kızılbaşlık büyük oranda çökecek. Yerel inanç yok edilmeye başlandı. Dersim madem Aleviydi. Yani cemevinden insanlar sabah çıkıp neden dua etmez ki ya da hangisinin yapısı güneşe endeksli, yok böyle bir şey. Bir değişim yaşatılıyor bize. Biz kendi geçmişimizin farkında olmadığımız için kabul ediyoruz bunları. Başka engeller olmadığında da ekonomik engeller çıkıyor karşına, onları aşamıyorsun. Kültür Bakanlığı’ndan destek alsan Dersim’de farklı algılanacak, devletten destek alıyorsun diye. Bağımsız kalmayı önemsiyorum. Herkesin politik görüşü vardır. Benimki de bu, yaşam tarzıdır aynı zamanda. Tarafsız kaldığın zaman seni karşı görenler, kişisel bir çatışmaya girdiği zaman parası pulu yok bu insan bunu yapıyor ben yapamıyorum diyerek karalamalar oluyor. Güç dengesidir bu. İnsanlar maalesef özellikle metropollerde yaşayıp geri dönen, ekonomik birikimle dönenler burada kendi şeylerini söylemek istiyorlar.

    Burada yaşamanın güzelli şu: Doğayla iç içe yaşıyoruz. Doğadan kopuk değiliz. Burada ayıları izlerdim. Hayvanların verdiği bir zarar yoktu. Köpekle dalaşmaktan yoruluyorlardı. Ayı bir tarafta, köpek bir tarafta yatıyordu. Yerler elma dolu, gelsin yesin. Gelmezse toplayıp doğaya bırakırız. Ayının gelip elmayı yemesi mutluluk veriyor insana. Pozitif enerjiyi böyle şeylerden alıyorsunuz. Burayı bütünüyle kabul etmek önemli. Böyle yaptığımız zaman alabileceğimiz çok şey var aslında. Doğası, inancı, kültürüdür.

    Şu an üzerinde çalıştığınız ‘Kamile Dersim’ projesi nedir? Nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

    Son iki yıldır özellikle Dersim kültürüne ilişkin Kamile Dersim diye isim verdiğim projeyi yürütüyorum. Amacım 80 yaş üzeri, özellikle Dersim kültürünü kaybetmemiş insanlarla yaşamın her alanına dair söyleşiler yapmak. Konu başlıkları var, bunun içerisinde en son somutlaşan masallar var. Şimdiye kadar 75 tane masal topladım. İlk kayıt yapmaya başladığımdan beri böyle söyleşiler yapıyordum. İlk 2007 yılında masalları kaydettim. Bu masalların 50 tanesini düzenledim. Türkçe’ye çevirdim. Yayınlamak istedik, yayınevine gönderdik bekledik. Ama telif çok vasat durumda. Kendim basmaya karar verdim. Bunda da karşına tabi ki ekonomik sıkıntı çıkıyor. En pratik çözüm olarak arıcılık aklıma geldi. Kısa dürede dönüş sağlayacağı için. Yarısı veresiye yarısı mesleğim dışı işler yaparak kazandığım paralarla 10 tane arı alabildim, bir 10 tane de veresiye alabildim. Bal çıkartıp satacağız ve sonrasında kitabı bastıracağız. Böyle bir hayaldi. Ama şansımıza arı sezonu çok iyi gitmedi. Çıkan bal ile büyük oranda yaptığımız masrafları karşılayacağız. İnsanın herhangi bir çalışma için ekstra farklı bir alanda iş yapması bizim toplumun da kendisini sorgulatması gereken bir şey. Birisine eğlenmeye gidelim desen acımazlar paraya, ama kitabımı finanse et dediğin zaman destek bulamıyorsun.

    İnanca ilişkin söyleşiler yaptım. Çok ayrıntıya girmek istemiyorum, çok işlenmiş konular değil bunlar ama eski Dersim’e ilişkin mistik bir dünyaya ilişkin söyleşiler var. Materyaller topladım insanlardan. Bunları işlerken sponsorluk anlamında üç bin kadar para buldum. Bu parayla 50-60 bin km yol yaptım. Kayıt alamadığımız, boş döndüğümüz çok oldu. Erzincan’da 500 km yol yaptık, bir söyleşi yapamadık, bu tür engellerle de karşılaşıyorsun. Onun için yaşamından fedakarlık yapıyorsun. Daha yakın bir çevreye gidebiliyorsun. Elazığ’da yaşayan bir teyze var. Çok iyi bir tarih tamamen ama yaklaşık gidiş geliş maliyetleri yüksek bir rakama patlıyor. Sürekli yapamıyorsun, ayda bir anca gidebiliyorsun. Dersim tarihine ilişkin; aşktan, sevgiden, savaştan, kavgadan, dramdan, fantazilerden her şeye kapsayan bir proje. Yaklaşık 100 masalı bulur tahminimce. İki tane çok kaba haliyle yazdığım senaryosu var. Kurmaca film çıktı. Bunun içerisinden kısa kısa hikayeler çıkıyor. Bunlar toplumun hafızasının anlaşılması bağlamında çok önemli olan şeyler. Dersim müzikal anlamda da çok güçlü bir yerdir. Çok şarkılarımız var, klasikleşmiş şarkılar var. Bunların hikayesini bilmiyoruz.

    Geldiğimiz noktada bir kopuş yaşanıyor. Bizim büyüklerimizden alabildiğimizi biz çocuklarımıza aktarmıyoruz. 50-60 yaşındaki insanlarla konuşuyoruz, babam masal anlatırdı ama hatırlamıyorum diyor. Aktarmakta zorlanıyoruz. Yaşam tarzları değişti tabi. En azından yazılı olarak bunu yapabiliriz. Aile içerisinden olmak gerekmiyor. Konu komşu akraba olarak bir aileye, bir yaşlıya gidip onun hayat tecrübesini sonraki nesile aktarabilirim. Yapmak istediğim budur.

    -Pülümür Pırdesur’da arıcılık yapıyorsunuz, burada doğayla iç içesiniz. Bu konuda neler aktarmak istersiniz?

    Arıcılık benim için finans yaratmak için, özellikle kitap baskısı için finans gerekiyor. Öyle bulduğum bir yöntemdi. Aynı zamanda avantajı şu: Sizin yüzde yüz başında bulunmanız gerekmiyor. Siz kendi işinizi yaparken arı çalışıyor. Bölgenin florası uygun, çok zengin bitki çeşitliliği var. Bu sene yağışlardan dolayı her ne kadar verim düşük olsa da kendini kurtaracak kadar getirisi oluyor. İlkbaharda ön hazırlıklarını yapmak gerekiyor. Arkadaşlardan destek aldım. Yol yöntem gösterdiler. Hayvanın beslenmesi, bakımı, peteklerin eklenmesi gibi şeyler, aslında çok zorlayıcı bir şeyi yok. İçinde olmak ve takip etmek gerekiyor. Genelde öğleden sonra serinlediği zaman bakılıyor. Çok geniş ve fazla çerçeve atarak alanı geniş bıraktım. Büyük anlamda imaj sorunu oluşmuş. İnsanlar şekerli bal satmışlar, glikoz kullanan insanlar da varmış. Şimdi bir imaj sorunu yaşanıyor. Bunu kırmak gerçekten çok zor. Arıcılık da aslında uzun yıllardır burada yapılan bir uğraş. Hala lezzetinden bahsedilen ballar üretilmiş burada. Neden tekrar eskisi kadar güzel bal üretmeyelim. Floranın çok daha zayıf olduğu yerlerde çok güzel ballar üretilirken Dersim’de bu niçin olmasın? Özellikle Pülümür’ün balı meşhurdu ama şimdilerde imaj sorunu yaşıyor. Başka insanlar başka isimler altında pazarlayabiliyorlar bir şeyleri. Ama şunu söyleyebilirim; ben gerçekten şeker koymadım. Üstten sıyırırsak tamamen organik diyebileceğimiz bir bal. İçinde petek var onu satın almak zorunda kalıyorsun. Ben burada satılan balın iki katı fiyata satıyorum. İnsanlar çok pahalı buluyorlar. Şekerli balı tercih ediyorlar. İnsanlar alışmışlar ucuza. Bu işin ticaretini düşünmüyorum zaten, her şeyi bırakayım arıcılık yapıp para kazanayım düşüncem yok. Öldükten sonra geride sağlam bir kitap ve bir film bıraksam yetecek benim için. Tek amacım bu açıkçası. Malım olsun mülküm olsun gibi başka bir derdim yok. Bir kerede oturup çok iyi bir kitap ya da çok iyi bir film senaryosu yazıp çekemiyorsunuz. Tecrübeyle ilerleyebiliyorsunuz. Bu da ekonomi gerektiriyor. Arıcılığın bu yanı vardır. Kişileri bağımlı kılmaması, özgürce hareket edebilmen arıcılığın iyi yanı. Ayrıntıları kaçırmamak gerekiyor tabi. Bakımına vs alışıyorsun. İlk zamanlar gergin oluyorsun. İlk girdiğimde 15 arı sokardı. Şimdi tek tük. Arı da alışıyor zamanla. Seneye ayarlayabilirsem doğaya gitmek istiyorum. Kendini yaşayabileceğin, doğayla tamamıyla bütünleşebileceğin bir yaşam istiyorum.

    Benim mekanla bütünleştiğim tek yer Dersim’dir, Dersim’de taş sadece taş değildir. Taş, su, kurt, kuş, ayı kutsaldır. Karadenizle karşılaştırırsak belki görsel olarak çok şey barındırır ama bizim doğamız taşımız kutsaldır, Dersim özel bir yerdir bizim için.

    Ersin ÖZGÜL-H. Yaşar SEZGİN
    DERSİM

  • Dersim’de ‘İki dünya arasında aşk masalları’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Dersim’de ‘İki dünya arasında aşk masalları’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği “İki dünya arasında aşk masalları” konulu panel düzenledi. Panelde masalların geçmişin izlerini sürmek için yol gösterici olduğu vurgulandı. 

    Dersim’de Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği, Şaroğlu otelde “İki dünya arasında aşk masaları” konulu panel düzenledi. Düzenlenen panele Melek Özlem Sezer, Sitem Ateş, Caner Canerik konuşmacı olarak katılırken panelin moderatörlüğünü Yeşim Dorman yaptı.

    SEYİT RIZA AİLESİNİ BİR ARAYA TOPLAYARAK MASALLAR ANLATIYORMUŞ

    İlk olarak söz alan Caner Canerik, masalların özel olarak çalıştığı bir alan olmadığını daha çok yaşlılar ve eski Dersim’i konuşmak için projeler yaptığını söyledi. İlk masalları derlemeye başladığında 2004 yılında ilk masalı kaydettiğini fark ettiğini ifade eden Canerik, Seyit Rıza’nın eskiden ailesini bir araya toplayarak masallar anlattığını ve anlattığı masallardan birkaç tanesinin kendisine üç, dört elden ulaştığını belirtti.

    DERSİM MASALLARINDA ERKEK KADININ ÇOK GERİSİNDE

    Dersim masallarının şuan eleştirilen azınlık, cinsiyet gibi ayrımları yok ederek insanların beynine ideal bir dünya yerleştirmeye çalıştığını kaydeden Canerik, Dersim masallarında erkeğin kadının çok gerisinde kalan ve tutarlı olmayan karakterler olarak anlatıldığını ifade etti.

    “AYAK İZLERİNİ PEŞİNDEYİZ”

    Canerik’in arkasından söz alan Sinem Ateş ise anlatıcı olarak ayak izlerinin peşinde olduklarını ifade ederek bunu masalla, edebiyatla, sinemayla, belgeselle ifade etmeye çalıştıklarını kaydetti. İçinden gelinen kültürün insanı tanımlayan temel şey olduğuna dikkat çeken Ateş, başlangıçta sözün olduğunu ve annelerin, ninelerin bilerek ya da bilmeyerek bu sözlü gelenekle çocuklarını yetiştirdiklerini belirtti. Bir şekilde bir anlatı kültürünün oluştuğunu söyleyen Ateş, kendi çocukluğunun anlatı kültürünü oluşturan şeyin dedesinin hikayeleri olduğunu ekledi.

    “MASALLAR YOL GÖSTERİCİ”

    Çerkez kültüründen gelen Melek Özlem Sezer de kendi kültürüne dair bilmediği birçok şey olduğunu ifade ederek masalları okuduğunda kendi kültürüne ait birçok şey öğrendiğini belirtti. Masalların bir toplumun hafızasını gösterdiğini kaydeden Sezer, iz sürmek açısından da masalların yol gösterici olduğuna işaret etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Yönetmen Caner Canerik: Dersim inancını ve dilini korumak en büyük karşı duruştur-VİDEO

    Yönetmen Caner Canerik: Dersim inancını ve dilini korumak en büyük karşı duruştur-VİDEO

    PİRHA – Dersim’le ilgili yaptığı belgesellerle bilinen yönetmen Caner Canerik Dersim 38’in hala kanamaya devam ettiğini belirtti. İnsanların hala cenazelerini düzgün bir şekilde toprağa veremediğini ifade eden Canerik Dersim inanç ve dilinin korunmasının en büyük karşı duruş olacağını belirtti.

    Haberin Videosu

    PİRHA’ya konuşan Yönetmen Caner Canerik, Dersim 38’in iki yönüyle kanamaya devam ettiğini belirterek nedenlerini şöyle sıraladı:

    “Birincisi insanların cenazelerine kavuşamamalarıdır. Cenazeleri hala dere kenarlarından alıp düzgün bir şekilde toprağa veremiyorlar. Diğer bir yara da insanların birçoğu anmaları eğlence gibi bir anlayışta görmeseler de yaptıkları işler hemen hemen buna karşılık geliyor. Konserler, şiirler, şarkılar. Tezat olan bir tanesi de bu anmaların büyük oranda Türkçe yapılması. Bizim de şu an konuştuğumuz gibi Türkçe’nin buraya hakim olması, 38’in hedeflerine devlet açısından kavuştuğunun göstergesi. Çok küçük noktalar belki ama bunlar ileride çok büyük bir kapı, basamak ve bizim gideceğimiz yönleri tayin edecek.”

    “DERSİM KENDİ GEÇMİŞİYLE BAĞINI KURABİLMELİ”

    “Trajik bir şey yaşanmış değil de sanki bir eğlence, bir şeyin kutlamasını yapıyorlarmış gibi yaklaşım var” diyen Canerik, “Anmalarda hakim dilin Türkçe olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Geçmişle bağlantımız kopartılmış, sıkıntı budur aslında. Dersim’in kendi geçmişiyle bağını kurabilmesi gerekiyor. Bugün anmaların yapılış tarzını eleştiriyoruz. Zaten geçmişle bağımız kurulduğu anda böyle bir sıkıntı ortada kalmayacak. Biz hayatını kaybeden insanlarla, insanların yaşadıklarıyla kendimizi bir anlamda bütünleştirebileceğiz ve sıkıntıyı ortadan kaldırabileceğiz.”

    “TOPLUMUN ORTAKLAŞMASI ÖNEMLİ”

    “Eleştirebileceğimiz çok nokta var ama yine de son yıllarda anmaların belirli tarihlerde yapılması toplumun ortaklaşmasının, hemfikir olması, iyi bir şey” diyen Canerik, biraz içinin doldurulması ve geçmişle bağların sağlam kurulması gerektiğini belirtti.

    “38 BÜYÜK BİR TRAJEDİDİR”

    Yönetmen Caner Canerik, “Bu bağı kurduğumuz zaman geleceğe de bir şeyleri aktarabileceğiz. 38 büyük bir trajedidir. Buna karşı durmak da soykırıma yol açabilecek kültürel, fiziksel imhaya karşı durmakla gerçekleşebiliyor. Bugün yapabileceğimiz en büyük karşı duruş Dersim inancını ve dilini koruyarak bu tepkiyi ortaya koyabiliriz” diye konuştu.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM