Etiket: çarpıtma

  • TÜBİTAK desteği ile Aleviler için ‘yeni icatlar!’

    TÜBİTAK desteği ile Aleviler için ‘yeni icatlar!’

    PİRHA- Doç. Dr. Mehmet Ersal’ın Alevilikle ilgili yazdığı akademik makalelerine ilişkin Halil Karaçalı eleştiri ve düzeltme niteliğinde bir yazı kaleme aldı. Ersal’ın, TÜBİTAK’ın finans desteği ile Aleviler için yeni icatlar çıkardığını vurgulayan Karaçalı, “Alevilerin kurmuş olduğu ikrar, birlik, musahiplik, görgü, dar/dardan indirme vb. cemlerde okunan gülbenglerin hiçbirinde yazarın işaret ettiği ve makale sonunda ek olarak belirttiği ifadeler geçmez. ‘İmam-ı Cafer Sadık Buyruğu ve Bektaşiliğin İçyüzü’ gibi temel eserlere dahi bakılmamış” dedi. 

    Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi/2013/65 Sayısı’nda yer alan ve Doç Dr. Mehmet Ersal ve Serpil Ersöz tarafından yazılan “Alevi Gülbenglerinin Temel Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı makaleye ilişkin Halil Karaçalı bir eleştiri ve düzeltme yazısı kaleme aldı.

    Gazete DuvaR’da yayınlanan yazıda Karaçalı, Alevilerin kurmuş olduğu ikrar, birlik, musahiplik, görgü, dar/dardan indirme vb. cemlerde okunan gülbenglerin hiçbirinde yazarın işaret ettiği ve makale sonunda ek olarak belirttiği ifadeler geçmez. İmam-ı Cafer Sadık Buyruğu ve Bektaşiliğin İçyüzü gibi temel eserlere dahi bakılmamış! Ama buna rağmen yazar TÜBİTAK’ın finans desteği ile Aleviler için yeni icatlar çıkarmış” dedi.

    Halil Karaçalı’nın yazısının tamamı şöyle:

    “Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi/2013/65 Sayısı’nda yer alan ve Arş. Gör., Mehmet Ersal ve Serpil Ersöz tarafından kaleme alınan “Alevi Gülbenglerinin Temel Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı makalenin “EK: Hizmet Sırasına Göre Dizilmiş Gülbengler” bölümünde: ‘Namaz-Dar’, ‘Namaz-Secde’, ‘Namaz-Tecella’, ‘Seccade’, ‘Seccade-Seccade’nin Duası’, ‘Seccade- Namaz-Sorgu’, ‘Seccade-Seccade Üzerinde Kalkış’, ‘Seccade-Seccade Silkeleme’, ‘Kasap’  vb. başlıklara yer verilmiştir.

    “‘ARAŞTIRMACI, POSTA SECCADE DİYOR; POST DEMEYE NE DİLİ VARIYOR NE DE KALEMİ YAZIYOR”

    Türkoloji Çalışmaları Dergisi 6/1 Kış-2011, Arş. Gör., tarafından yazılan “Alevi İnanç Sistemindeki Ritüelik Özel Terimler: Musahiplik” başlıklı makalede;

    (…) Maalesef Alevi-Bektaşi inanç zümresinin ritüelleri ve bu riteüller için oluşmuş özel terminolojinin büyük bir kısmı henüz kayıt altına alınamamıştır. Bu sebeple inanç sistemine dair yazmalarda veya şiirlerde geçen terminolojik adlandırmalar anlaşılmamakta veya yanlış anlamlandırılmaktadır. (…) Seccade Serme: Dedenin huzuruna serilen battaniye, örtü vb. verilen addır. Hizmeti yapan kişiye de “seccadeci” denir. (…). Erkekler seccade üstünde birbirine sarılarak yatarlar. Üstlerine beyaz örtü örtülür. Eşleri de ayakuçlarında dara dururlar. Bu inanç pratiğini uygulayan ocakların taliplerine göre ayakta duran eşleri, onların “kabir taşları”dır. Burada ölüme bir gönderme vardır. Bu ölüp yeniden dirilmektir.”

    Merak edip, Seccade nedir diye TDK Sözlüğü’ne baktık ve “Bir kişinin üzerinde namaz kılabileceği büyüklükte, halı, kilim, post veya kumaştan yaygı, namazlık” diye tanımlamaktadır. Peki, makaleyi kaleme alan ‘araştırmacı’nın lisansı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü olmasına rağmen neden üzerinde bir kişinin namaz kılabileceği seccade üzerine birden fazla kişiyi çıkarıyor? En basit haliyle burada en az iki çarpıtma, tahrifat ve kurgu mevcuttur. Birincisi seccadeyi anlam dünyasından çıkararak namaz kılan kişilere ve ikincisi Cem meydanında seccade üzerinden birden fazla kişinin olabileceğini varsayarak. Hatta bununla yetinmeyip, yazara göre kişiler birbirine sarılıp seccade üzerinde yatabilirmiş de de! Belli ki yazar burada ‘seccade’ derken meydana serilen postu ifade etmeye çalışmakta ama bir türlü ne dili varıyor ne de kalemi yazıyor. Doğru ya dilden ve gönülden gelmeyince kalem ne yazabilir ki? Oysaki sayın yazar “araştırma” yürüttüğü alanı Erdebil süreğine bağlıyor; ki bu bilgi yanlış ama madem öyle İmam-ı Cafer Sadık Buyruğu ve Bektaşiliğin İçyüzü adlı temel eserlerde yer alan gülbeng ve tercümanlara baksın ve neresinde seccade ve namaz geçiyor? Bize gösterilsin ve biz de ‘aydınlanmış’ oluruz. (Bkz. Buyruk için sayfa: 129-130, Bektaşiliğin İçyüzü için sayfa: 216-220). Erdebil Süreğini süren talipler İmam-ı Cafer Sadık Buyruğu inkâr mı ediyorlar yani? Ki bu imkânsız çünkü en çok referans aldıkları temel eserdir. Her nedense araştırmacı Alevi gülbengleri üzerine değerlendirme yapıyor ama İmam-ı Cafer Sadık Buyruğu adlı temel esere bakmıyor!

    “YAZAR ‘KAÇAK KAT ATMA’ GİRİŞİMİNDE BULUNUYOR”

    Makale ile ilgili ikinci bir hususa gelince Alevi gülbenleri üzerine doğru ya da yanlış bir değerlendirme yapılıyor ama asıl soru şu: Kaynakça ve Kaynak Kişi Dizini’nden sonra neden “EK: Hizmet Sırasına Göre Dizilmiş Gülbengler” denilip, sonra “Aşağıda en çok kullanılan gülbeng yapıları verilmiştir” ve devamında: ‘Namaz-Dar’, ‘Namaz-Secde’, ‘Namaz-Tecella’, ‘Seccade’, ‘Seccade-Seccade’nin Duası’, ‘Seccade- Namaz-Sorgu’, ‘Seccade-Seccade Üzerinde Kalkış’, ‘Seccade-Seccade Silkeleme’, ‘Kasap’  vb. başlıklara yer açılmıştır?

    Alevilerin kurmuş olduğu ikrar, musahiplik, görgü, dar/dardan indirme vb. cemlerde okunan gülbeng ve tercümanların hiçbirinde yazarın işaret ettiği ve makale sonunda ek olarak belirttiği ifadelerin hiçbiri geçmez. Yani cem kurulur, dem sürülür ve bunun açık anlamı hakkın ve hakikatin binasını kurmaktır. Başka bir ifade ile zaman ve mekân feshedilir, geçersiz kılınır ve bir aşkınlık hali olarak başlangıçtaki saf, bozulmamış ve kusursuz ana vasıl olunur. Bu an kusursuzdur, hiçbir şey bozulmamıştır ve bu anda hiçbir şey olmaz, eskimez, yıpranmaz ve ölmez. Pirden doğmanın anlamı da budur. Ama her ne hikmet ise yazar bu anda pek memnun kalmıyor ve meydana ekleme ve çıkarma yapabilmekte ve bununla da yetinmeyip, her dem ve anda yeniden kurulan hakkın binasına “kaçak kat atma” girişiminde bulunmaktadır. Hayır, yani kat yükseltisi veya kot farkından dolayı imar planından tadilata ya da değişikliğe mi gidiyoruz?

    “YAZAR, ALEVİLİĞİN TÜMÜ İÇİN ÇALIŞILMIŞ GİBİ BAŞLIKLAR ATIYOR”

    Gelelim yazarımızın Türkoloji Çalışmaları Dergisi’nde yayınlanan makalesine; aralarında tarih farkı olsa da aslında araştırmacının izlediği yöntem birbirinden pek de farklı görülmüyor. Makaleler için Alevi Bektaşi toplumunun tümü üzerinde çalışma veya araştırma yapmış gibi başlıklar atılmaktadır. Örneğin, “Alevi İnanç Sisteminde Dem Kültü ve Dem Geldi Semahları”, “Alevi Gülbenglerinin Temel Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme”, “Alevi İnanç Sistemindeki Ritüelik Özel Terimler: Musahiplik” vb. Bu başlıklara bakıldığında sanki Alevilik ve Aleviler üzerine bütün külliyat çalışılmış ve araştırılmış gibi! TÜBİTAK 109K072 Numaralı proje kapsamında, yazarın ifadesi ile: “Bunun için geleneğin devam ettiği beş ildeki 42 yerleşim biriminde icra edilen 46 cem ritülenin deşifresi sonucu (…).” Ki bu ifadede dahi kesin yargı ve sorun var çünkü “geleneğin devam ettiği beş ildeki” denilmektedir! Ama bütün başlıklar Aleviliğin bütünü ve Alevilerin tümü için atılmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere sosyal bilimlerde yöntemsel yaklaşımlar, araştırma yöntem ve teknikleri büyük oranda göz ardı edilip, kurgu ve tahrifatta sınır tanınmamıştır. TÜBİTAK yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun bu hususta ayırmış olduğu kaynak israftan öte gitmemiş olup, Alevilik ve Aleviler için de böylesine dâhiyane icatların çıkarılmasına vesile olmuştur!

    “KADINLARI KABİR TAŞLARI OLARAK GÖRMEK MÜDERRİSLİK FAALİYETLERİNE GİRER”

    Peki, ne tür dâhiyane icatlar? Örneğin, “Erkekler seccade üstünde birbirine sarılarak yatarlar. Üstlerine beyaz örtü örtülür. Eşleri de ayakuçlarında dara dururlar. Bu inanç pratiğini uygulayan ocakların taliplerine göre ayakta duran eşleri, onların “kabir taşları”dır” ifadesi bu icat biçimlerinin en uç örneğidir. Cemin kurulduğu meydan bir bütündür ve bu bütünlüğün kendisi hakikati temsil eder. Meydanın bir tarafı mezarlık bir tarafı kabir taşlarından oluşmaz. Meydan-ı Ali’de postun üstünde kavli bağlanan musahip kardeşler eşleri ile birlikte mevcut olma halindedirler. Bu an vahdet-i vücut olma halidir yani vardan var olanların bir olup, vahdet-i vücuta geçiş anını temsil eder. Ölmeden evvel ölme anıdır. Öyle kabir, taş, mezar ile açıklanacak veya yorumlanacak anlar değildir. En basit haliyle kadınların o meydanda kabir taşları olarak görülmesi Aleviliğe bir bütün olarak aykırıdır ve yeri de yoktur. “Yetmiş iki fırkayı bir nazar ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asidir” düsturu üzerine kurulu olan bir yolun cem ayinindeki an-ı daimi bir kenara bırakıp, kadınları kabir taşları olarak yorumlamak veya görmek müderrislik faaliyetlerine girer. Ki bu durum kurulan cemi süren erenleri ayırmaktır.

    Sayın yazar cem ayininde okunan gülbengleri bir başka formata büründürme çalışması ile yetinmeyip: “Maalesef Alevi-Bektaşi inanç zümresinin ritüelleri ve bu riteüller için oluşmuş özel terminolojinin büyük bir kısmı henüz kayıt altına alınamamıştır. Bu sebeple inanç sistemine dair yazmalarda veya şiirlerde geçen terminolojik adlandırmalar anlaşılmamakta veya yanlış anlamlandırılmaktadır” demektedir. Burada vurgulamaya çalıştığı yazılı kaynaklardır. Alevi-Bektaşilerin esas aldığı temel kaynakları yetersiz bulmuş olmalı ki ve hatta bu yetersiz görmenin ötesinde “şiirlerde geçen terminolojik adlandırmalar anlaşılmamakta veya yanlış anlamlandırılmaktadır” diyerek deyiş, devriye, nefes, duaz, deme ve mersiyeler için de bir şeyler icat etmeyi düşünmektedir.

    “KAFASI KARIŞIK BİR ALEVİ Mİ VAR? DONDURULMUŞ PAKET PROGRAM HAZIR”

    Nedir bu icat? Kamerayı alalım elimize, Meydan-ı Ali’de cemin kurulduğu mekânın tam ortasına yerleştirelim, ne var ne yok hepsini tümden kayıt altına alıp donduralım! Deyiş, nefes ve devriyeler ‘dem bu dem’ ya da ‘an-ı daim’ denilen olguyu işler. Dem Farsça’da soluk, nefes, içki, an, zaman, vakit, saat anlamlarını taşır. Döngüselliği ve çok katmanlılığı ifade eder. Dem aynı zamanda insan, hayat, varlık ve aşk da demektir. Buna örnek verecek olursak güzel yaşayan insanların ardında “Demi devranı güzel sürdü” denilir. Bir nevi anı daiminin anlarını yakalayarak yaşadı anlamına gelir. Böylelikle anı daim içinde tarihsel zaman bütünüyle devre dışı bırakılır. Bu döngüsellik ve dem bu dem hali çoğu zaman veliler aracılığı ile insanlara yeni ve başka olarak görünür. Tam da bu noktada ezeli yani öncesiz ve ebedidir yani sonrasızdır. Ve böylelikle aşık ile maşuk aynı anda ve aynı demde hemhal olur. Bu hemhal olmada arif ve kâmil olan neşe ve gülümseme ile bakar. Artık görünen cemaldir, vasıl olunan sırdır ve bir olunan Hak’tır. Yol ulularımızdan gördüğümüz, duyduğumuz ve bizlere aktarılan böyledir.  Hak ile bir olunan anı kamera ile kayıt altına alıp, dondurmanın anlamı sır olan her ne ise görünür kılalım, zaten “Alevilerin de kafası karışık” ve tam da bu karışıklığı gidermek için dondurulmuş an/lardan hediye edelim! Bu meydan-ı Ali’de kurulan cemi baştan sona didikleme ve aşırı görünür kılmanın şiddetidir. (Bkz. “Şiddetin Topolojisi”, Byung-Chul Han). Bu aşırı görünür kılma çabası cemi bir bütün olarak düzleştirir ve insanları da makinaya dönüştürür. Başka bir deyiş ile cem meydanın eşiği aşılırsa sır olan faş edilir ve her şey aynılıkta düzleştirilir. O zaman da Alevilik ve Aleviler kendi tanımlama ve vurguları ile X, Y, Z vb. “kültürünün önemli bir zenginliği” olarak ortada kalkmış olur. Ki amaç da budur, tek tipleştirme, standartlaştırma ve en nihayetinde kayıt altına alınmış bir paket programa dönüştürme. “Kafası karışık bir Alevi mi var? Dondurulmuş paket program hazır!

    Halil KARAÇALI

     

     

     

  • İnancı çarpıtmaya Karaçalı’dan yanıt: Alevi teolojisi zerre kadar meydan vermez

    İnancı çarpıtmaya Karaçalı’dan yanıt: Alevi teolojisi zerre kadar meydan vermez

    PİRHA- Yrd. Doç., Mehmet Ersal tarafından kaleme alınan bir makalede, “Şah Kalender Veli, Hacı Ali Turabi, Seyyid Cibali Sultan, Hacı Muradi Veli ve Hacı Mehemmed Abdal Ocaklarının cemlerinde dem dağıtılmasını ele alırken, dem dağıtanların “Kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir”, “onu kirli olmayanlar dağıtabilir” ifadeleri dikkat çekiyor. Ersal’ın bu ifadelerine karşı bir yazı kaleme alan Halil Karaçalı, “Kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir”, “onu kirli olmayanlar dağıtabilir” vb. zihinsel bir yapıya, Alevi teolojisi zerre kadar meydan vermez” dedi. 

    Halil Karaçalı’nın kaleme aldığı yazının tümü şöyle:

    “Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 2016/77 sayısında yer alan ve Yrd. Doç., Mehmet Ersal tarafından kaleme alınan “Alevi İnanç Sisteminde Dem Kültü ve Dem Geldi Semahları” başlıklı makalede;

    “Erdebil Süreğini süren Ankara, Çubuk, Kalecik, Gölbaşı, Çankırı Şabanözü, Eldivan, Kırıkkale Sulakyurt ve Bursa İnegöl ilçeleri ve köylerinde yaşayan Şah Kalender Veli, Hacı Ali Turabi, Seyyid Cibali Sultan, Hacı Muradi Veli ve Hacı Mehemmed Abdal Ocaklarının cemlerinde sakinin yardımcısı olarak dem dağıtma görevini önce musahipli iki kadın yapar. Bu kadınların kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir. İlk demi bunlar dağıttıktan sonra iki genç kız meydana gelir ve dem üçleninceye kadar dem dağıtırlar. Bu iki örnekte de temizliğe, saflığa bir gönderme vardır. Dem kutsal ve dualı bir sudur. Onu kirli olmayanlar dağıtabilir.” denilmektedir.

    Makaleyi kaleme alanın bütünüyle çarpıtılmış ve kurgulanmış ifadelerine Virani’ye kulak vererek yanıtlamak mümkündür: “Güruh-u Naci´den bir bacı geldi/Kırkların dolusun eline aldı/Cümlesi o bacıya hep secde kıldı/Şah dedik bacıya Şah´tan içeri.” Virani’den tecelli eden nefesin bu sözlerinden “kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir”, demi su olarak algılamak ve yorumlamak mümkün müdür? Ama yazar kurgulamış!

    Aleviliğin kurucu ilke ve esasları, destur ve düsturları, ritüelleri bir bütün olarak Kırklar Cemi’nde mevcuttur. Kırklar Cemi’nin hiçbir yerinde ve hiçbir aşamasında ‘kandınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir”, kirli olmayanlar” vb. ifadeler geçmez. Ve artı deyiş, nefes, deme, duaz-ı imam, mersiye, buyruk, velayetname vb hiçbir kaynağımızda bu tür beyanlara rastlanılmaz. Kurulan cemlerde, sürülen demlerde, yapılan muhabbetlerde her dem hakkın binası kurulur ki, bu meydanda eşikteki, beşikteki, döşekteki birdir. “Kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir”, “onu kirli olmayanlar dağıtabilir” vb. zihinsel bir yapıya Alevi teolojisi zerre kadar meydan vermez. Ne hakkın kelamında ne ulularımızın nefesinde böyle asılsız beyanlar tecelli eder. Deme gelince kudret kandilini nurdan ve kaynağını dem biliriz. Akıl ile gönlü birlemeyenleri aşar bu mesele. Düşmemiş bir zihinsel yapı kadınlara yönelik ‘kadınlıktan düşmüş olmasına dikkat edilir’ gibi bir ifade kurmaz.

    Anlaşılan odur ki yazar kendi kafasındaki kurgu üzerinden bu tür çıkarsamalarda bulunmuş. Bu kurguyu yapmadan önce en yalın haliyle YÖK Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesine bakması gerekirdi. Ayrıca makalenin sosyal bilimlerde yöntemsel yaklaşımlar anlamında hiçbir dayanağı yoktur. Örneğin, yorumsamacı, realist, feminist, postmodern vb. Bahse konu olan makalede 30’u aşkın fotoğraf ve görsel yayınlanmıştır. Bu fotoğrafların yayınlanmasına ilişkin kişilerden herhangi bir izin alındığına dair vurgu bulunmamaktır. Araştırmaları yürüten kişi şunu bilmelidir ki: Yolumuz kameralarda değil gönülden geçer.

    Artı belirtilmesi ve düzeltilmesi gerek bir başka bilgi ilgili ifadelerde geçen ocakların Erdebil süreğine bağlı olduğunu iddia etmesidir. Bu bilgi asılsız ve yanlıştır. Yazar kuvvet ve muhtemel Hacı Bektaş Veli Dergâhı ile herhangi bir bağının olup olmadığını öğrenmek istememiştir.

    Pirimiz Hacı Bektaş Veli derki: “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde/Hakkın yarattığı her şey, yerli yerinde/Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok/Noksanlık da eksiklik de, senin özünde.” Özü ve zihinsel yapı bir yana dursun yazarın makalesinde yöntemsel yaklaşım, araştırma teknikleri, bilimin temel kuralları ve akademik etik açısından birçok eksik, noksan, yanlış ve kusur bulunmaktadır.

    Bu düşünsel ve zihinsel yapının kurgulayarak bilgileri nasıl çarpıttığını bilmek için kâhin olmaya gerek yok fakat asıl acı olan bu tür kurgusal ve zihinsel yapıların değirmenine su taşımakla yetinmeyip, değirmenlerine buğday taşıyanların halidir. Hacı Bektaş Veli; Diyar-ı Rum’a geldiğinde Rum Erenleri’ne gıyaben selam verir. Selam, o sırada mecliste onlarla birlikte oturan Fatma Bacı’ya ayan olur; ayağa kalkıp selamı alır. Erenler kimin selamını aldığını sorarlar; o da Rum’a yeni gelen bir erenin selamını aldığı cevabını verir. Sanırım değirmene buğday taşıyanların kaçırdıkları nokta bu ayan olma durumudur. Hakikat şehrinde, mana bağında, muhabbetin neşesi ile gönülleri birleyenlerin halleri Ulu Pir’e ayandır; sır bildikleri nokta-ı beyandır.”

    Halil KARAÇALI