Etiket: ÇED Raporu

  • Sivas’ın Kangaltekkesi köyündeki mermer ocağı için verilen ‘ÇED olumlu’ kararı iptal edildi

    Sivas’ın Kangaltekkesi köyündeki mermer ocağı için verilen ‘ÇED olumlu’ kararı iptal edildi

    PİRHA- Sivas’ın Kangal İlçesine bağlı Kangaltekkesi Köyündeki mermer ocağına yönelik verilen ‘ÇED olumlu’ kararı, Sivas İdare Mahkemesi’nce iptal edildi. Köylülerin ‘ÇED olumlu’ kararına karşın açtığı davanın duruşması 29 Nisan’da görülmüştü.

    Sivas İdare Mahkemesi, 29 Nisan’da görülen duruşma sonrasında, Kangaltekkesi Köyünde kurulması planlanan mermer ocağına verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptaline hükmetti.

    Sivas İdare Mahkemesi, köy sakinlerinin, bölgede açılması planlanan mermer ocağı için verilen “ÇED Olumlu” kararının iptali istemiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aleyhine açtığı davayı karara bağladı. Mahkeme, mermer ocağına verilen “ÇED Olumlu” kararının iptaline hükmetti.

    MAHKEME SU KAYNAKLARINA İŞARET ETTİ

    Mahkemenin kararında, faaliyete geçirilmesi planlanan mermer ocağına ilişkin davalı idarece verilen “ÇED Olumlu” kararına dayanak teşkil eden proje tanıtım dosyasının maden, çevre, orman ve ziraat mühendislikleri ile antropolojik ve biyolojik açıdan Çevre Kanunu, ÇED Yönetmeliği ve üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri ve sürdürülebilirlik açısından yerinde olduğu belirtildi.

    Bununla birlikte, maden sahasında Kangaltekkesi köyünün su kaynaklarının bulunduğuna işaret edilen kararda, köye ve Bozarmut Göleti’ne doğru akan derelerin, madencilik çalışmasından etkilenebileceği; bunun yüzey ve yer alt sularını, dolayısıyla içme sularını etkileyebileceği kaydedildi.

    ÇED RAPORUNUN HUKUKA UYARLILIĞI BULUNMADIĞI KANAATİNE VARILDI

    ÇED raporunda, Davulbaz Göleti ve proje etki alanı içinde kalan Kangaltekkesi Mahallesinde boşalım sağlayan karstik kaynaklar ve Davulbaz Regülatörü ile ilgili bir bilgiye ver verilmediğine dikkat çekilen kararda, ÇED raporu ve eklerinde yüzey ve yeraltı karst morfolojisine ilişkin değerlendirmelere ver verilmediği; jeoloji, hidrojeoloji, hidroloji ve deprem haritasının sadece harita olarak verildiği ve yeterli olmadığı, jeolojik kesitlerin proje alanındaki jeolojik yapıyı temsil edecek düzeyde sunulmadığı, uyuşmazlığa konu alanın jeololik yapısına ilişkin takip edilebilir ve izlenebilir herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği aktarıldı.

    Kararda, bu sebeple “eksik değerlendirmeye dayalı proje tanıtım dosyasına dayanılarak düzenlenen dava konusu ‘ÇED Olumlu’ kararında, belirtilen yönlerden hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı” bildirildi.

    İdare mahkemesinin kararına Danıştay’da itirazda bulunabilecek.

    PİRHA/SİVAS

    İLGİLİ HABERLER:

    Sivas Tekke köyündeki mermer ocağına verilen ‘ÇED raporu’ duruşması görüldü-VİDEO

  • Sivas Tekke köyündeki mermer ocağına verilen ‘ÇED raporu’ duruşması görüldü-VİDEO

    Sivas Tekke köyündeki mermer ocağına verilen ‘ÇED raporu’ duruşması görüldü-VİDEO

    PİRHA- Sivas Kangal’a bağlı Tekke köyündeki mermer ocağına yönelik verilen ‘ÇED olumlu’ kararının iptali için açılan davanın duruşması bugün görüldü. Avukat Berat Aslı Han, “4 köyün içme ve tarım sulaması sağlayan Davulbaz Göleti’nin ve bölgede bulunan 700 yıllık tescili anıt ağacının ÇED raporunda geçmediğini, yapılacak maden ocağının Alevi inanç merkezi olan Samut Baba Tekkesi’ne vereceği zararı belirttik” dedi. 

    Sivas’ın Kangal ilçesi Tekke köyünde halkın itirazına ve mahkeme kararlarına mermer ocağı açılmıştı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın aldığı ‘”ÇED olumlu” kararının iptali davası bugün Sivas İdare Mahkemesi’nde görüldü.

    Sivas İdare Mahkemesi’nde görülen davaya Sivas Çevre Platformu üyeleri, dava avukatlarından Berat Aslı Han, Barış Barışık ve Tekke köylüleri katıldı.

    “MADEN ŞİRKETİ 4,5 AYDA BÖLGEYE VEREBİLECEĞİ ZARARI VERDİ”

    Duruşmadan sonra açıklama yapan Avukat Berat Aslı Han, yürütmeyi durdurma aldıkları süreçte maden şirketinin 4,5 ayda bölgeye çokça zarar verdiğini belirterek, “Bu adalet herkese lazım olacak. Bizler davamızda bölgenin durumunu özetledik. Mermer alanı açılmak istenen alanın birkaç kilometre ilerisinde zaten mermer olacakları açılmış. Ve yeterli verim alınmadığı için bu ocaklar kapatılmış. Kangal Tekkesi köyünün Sivas gibi bozkırda yeşil alanları ve sularıyla bir vaha alanı olduğu belirttik. Yapılacak maden projesi suları, tarımı ve hayvancılığı etkileyecek. 7 Haziran’da bir keşif gerçekleşti. Bilir kişiler ile maden ocağından köye kadar yürüdük. Bilirkişiler rapor tam 5 ay 10 günde hazırladı. Lehimize bir rapor geldi ancak karşı tarafında itirazı doğrultusunda dosya ek rapora gitti. Şubat 2025 yılında durdurma kararı alabildik. 14 ay sonra gelen yürütmeyi durdurma karası sonrasında  maden şirketi 4 buçuk ay boyunca maden ocağını işletti. Çevreye verebileceği zararı zaten verdi. Biz bunun ıslahı içinde gerekli hukuki yollara başvuracağız” dedi.

    “ALEVİ İNANÇ MERKEZİ SAMUT BABA ZARAR GÖRECEK”

    Han, ‘ÇED olumlu’ raporunun iptalini beklediklerini kaydederek, “4 köyün içme ve tarım sağlayan Davulbaz Göleti’nin ve bölgede bulunan 700 yıllık tescili anıt ağacının ÇED raporunda geçmediğini, yapılacak maden ocağının Alevi inanç merkezi olan Samut Baba Tekkesi’ vereceği zararı belirttik. En kısa zamanda bu olumlu ÇED raporunun iptalini bekliyoruz” diye konuştu.

    “SİVAS VAHŞİ MADENCİLİKLE TARUMAR EDİLİYOR”

    Sivas Çevre Platformu adına konuşan Adnan Yılmaz ise, “Sivas’ın bütün yaşam alanları ne yazık ki vahşi madencilik ile tarumar edilmektedir. Tekke köyü bunun son örneklerinden birisidir. Biz yaşam savunucuları olarak hayata dair her şeyi savunmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    Tekke köyünden Süleyman Ülger de maden ocağının aktifleşmesi durumunda kimsenin köyüne gelemeyeceğini ifade ederek, “Metropollerde yaşayan 500 tane emekli insanımız var. Ortalama emekli maaşları ise 15 bin TL. 500 insanın yarısı yazın köyüne geliyor. Böylesi bir ekonomik krizde insanların gelerek bahçelerinde tarım yapıyor. Kışlık yiyeceğini çıkarıyor. Maden hayata geçerse insanların gelmesinin artık bir gereği yok” şeklinde konuştu.

    PİRHA/SİVAS

  • Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’nden Afşin ve Elbistan’daki termik santraline tepki

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’nden Afşin ve Elbistan’daki termik santraline tepki

    PİRHA- Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin genişletilmesine itiraz etti. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, santralden kaynaklı oluşacak çevresel tahribata dikkat çekilerek “Çevresel etki değerlendirmeleri, yanlış ve eksik verilere dayandırılarak hazırlanmakta, hava kalitesi modellemeleri ile emisyon sınır değerlerine ilişkin hesaplamalar gerçek durumu yansıtmamaktadır” denildi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi Başkanı Ahmet Güden, Afşin-Elbistan Termik Santralindeki üretim kapasitesinin arttırılması yönündeki karara ilişkin açıklama yaptı. Yazılı paylaşılan basın açıklamasında, santralin kurulduğu günden bu yana insan sağlığını ve ekolojik dengeyi tehdit ettiğine vurgu yapıldı.

    KÜLTÜREL VE İNANÇSAL KİMLİKLERDEN KOPARILMA RİSKİ!

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi, Maraş’taki Afşin-Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ tarafından yapılması planlanan Çelikler Afşin-Elbistan Termik Santrali V. ve VI. ünite ilaveleri için 27 Aralık’ta verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının bölge halkında büyük endişe yarattığını ifade etti. Yapılan açıklamada, yıllardır santrale filtre takılması ve çevre dostu hale getirilmesi için mücadele edildiği de vurgulandı.

    Gelinen süreçte ek ünitelerin açılmasına onay verilmesinin insan sağlığını hiçe sayan bir yaklaşım” olduğu belirtilerek şöyle devam edildi:

    “HALKIN GÖRÜŞÜ DİKKATE ALINMADAN ALINAN KARARLAR KABUL EDİLEMEZ!”

    “Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi olarak, bu sürecin şeffaf, katılımcı ve tüm tarafların görüşlerini ifade edebileceği bir zemine oturtulması gerektiğini savunuyoruz. Termik santrallerin çevresel etkileri yalnızca doğal yaşamı değil, tüm ekosistemi ve insan sağlığını da derinden etkilemektedir. ÇED süreci, bilimsel verilere dayanarak ve halkın katılımıyla yürütülmeli, özellikle bölge halkının görüş ve önerileri dikkate alınmalıdır. Bölgemizde yapılacak herhangi bir projenin etkilerini anlamak istiyoruz ve halk olarak, bizleri yok sayan hiçbir kararı kabul etmeyeceğimizi açıkça belirtiyoruz.

    TEK BİR ÇED RAPORU İLE PROJE YASALLAŞTIRILAMAZ!

    Afşin-Elbistan Termik Santrali, 1972 yılı yatırım programına dahil edilmiş, ilk dört ünitesi 1993 yılı öncesinde işletmeye alındığından ÇED sürecinden muaf tutulmuştur. Ancak bugün toplamda altı ünite olması beklenen bir projede, tek bir ÇED raporuyla süreç tamamlanamaz, entegre proje planlaması yapılmadan ilerlenemez. Çevresel etki değerlendirmeleri, yanlış ve eksik verilere dayandırılarak hazırlanmakta, hava kalitesi modellemeleri ile emisyon sınır değerlerine ilişkin hesaplamalar gerçek durumu yansıtmamaktadır.

    Kömür madenciliği sürecinde meydana gelen ekolojik yıkımlar, tarım alanlarının yok olması, su kaynaklarının kirlenmesi ve orman ekosisteminin bozulması, bölgemizde geri dönülemez tahribatlar yaratmaktadır. Bu süreçte, kömür madenlerinde çalışan işçilerin ve çevrede yaşayan halkın sağlık ve güvenlik sorunları detaylı bir şekilde ele alınmalı, projelerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ve uzun vadeli riskleri ÇED raporlarında açıkça belirtilmelidir.

    MARAŞ COĞRAFYASI TARIM VE HAYVANCILIKLA YAŞAMAKTADIR!

    Maraş coğrafyası, tarih boyunca insan yaşamına elverişli bir alan olmuş, özellikle Elbistan Ovası, Türkiye’nin en büyük tarımsal üretim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Biz üreticiler, bu topraklarda ülkenin temel gıda ihtiyacını karşılıyoruz. Ancak termik santral faaliyetleri hem bizim sağlığımızı tehdit etmekte hem de üretim sürecimizi sekteye uğratmaktadır. Aynı zamanda, bölgemizdeki bitki türleri ve ekosistem de ciddi zarar görmektedir.

    Tüm bunlar bilinmesine rağmen, santral projelerinin genişletilmesinde ısrarcı olunması, bölgede yaşayan insanların sağlığını ve geçim kaynaklarını doğrudan tehdit etmektedir. Bu, sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda insanların zorla göçe zorlanmasıyla sonuçlanabilecek bir süreçtir. İnsanlar sadece coğrafyalarından değil, kültürel ve inançsal kimliklerinden de koparılma riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

    “TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLAR DOĞURACAKTIR”

    Ahmet Güden, kültürel miraslarını korumak için mücadele yürüteceklerini de belirterek açıklamaya şu cümlelerle devam etti:

    “Bizler, bu coğrafyanın insanları olarak, kendi topraklarımızda, kendi dilimizle, kendi gelenek ve inançlarımızla yaşamak istiyoruz. Ata yadigârı topraklarımızdan kopmamak için, duyarlı tüm kesimleri, kanaat önderlerini, siyasetçileri ve bilim insanlarını Maraş, Elbistan ve Pazarcık coğrafyasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Sonuç olarak, yetkilileri, rant uğruna insan sağlığını ve doğayı tehlikeye atan bu projeleri askıya almaya ve çevre dostu alternatif enerji projeleri geliştirmeye davet ediyoruz. Afşin-Elbistan Termik Santrali yıllardır halk sağlığını hiçe sayan bir anlayışla yönetilmektedir. Filtre sistemleri hâlâ etkin şekilde devreye sokulmamış, hastalık oranları artmış, tarım ve hayvancılık büyük zarar görmüştür. Mevcut ve ek ünitelerle birlikte yaratacağı telafisi imkânsız zararlar, insan ve çevre sağlığı açısından kabul edilemezdir ve bu projelerin derhal durdurulması gerekmektedir.”

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Çevreciler balık çiftliklerine ÇED olumlu kararını yargıya taşıyor

    Çevreciler balık çiftliklerine ÇED olumlu kararını yargıya taşıyor

    PİRHA- Mersin’in Aydıncık ilçesine taşınması planlanan balık çiftlikleriyle ilgili proje için ÇED olumlu kararı verilmesine karşı çevre gönüllüsü kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri temsilcileri güç birliği yaparak gerçekleştirdiği toplantıda dava açma kararı alarak, hukuki mücadelenin yol ve yöntemlerini belirledi.

    Aydıncık Belediye Başkanı Özkan Kılıçarpa’nın başkanlığında Aydıncık Belediyesi hizmet binasında gerçekleşen toplantıya, Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Başkanı Av. Derya Demir, komisyon üyesi Av. Azize Altıok Özmen, Aydıncık Belediyesi Avukatı Halil Yıldırım, Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Sinan Can, Makine Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı İsmail Oğuz, Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Aydıncık Kent Gelişimi ve Dayanışma Derneği (AGİKDER) Başkanı Mustafa Yalçıner, AGİKDER Başkan Yardımcısı Mustafa Şimşek, Bozyazı Dokuma ve Kültür Ürünleri Geliştirme Derneği (DOKUDER) Başkanı Begüm Balcı, Aydıncık Ziraat Odası Genel Sekreteri Hasan Arttırık, Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Aydıncık Belediyesi meclis üyeleri Onur Günebakmaz ve Salih Seçkin Yıldırım ile Çevreci-Aktivist Mehmet Sarı katıldı.

    HUKUKİ MÜCADELENİN YOL VE YÖNTEMLERİ BELİRLENDİ

    Aydıncık Belediye Başkanı Özkan Kılıçarpa, Aydıncık kıyılarında kurulacak balık çiftliklerine karşı yapılacak hukuki mücadelenin yol ve yöntemleri değerlendirildi. Projenin bölgeye ve kıyılara vereceği tahribat, proje için onaylanan ÇED raporundaki “teknik-hukuki hatalar ve çelişkiler” üzerinde duruldu. ÇED olumlu kararına karşı açılması kararlaştırılan davaya, toplantıya katılan kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının tamamının davacı/müdahil olarak katılması kararlaştırıldı. İzlenecek yol haritası için görev dağılımları yapıldı. Toplumsal tepkinin hukuki mücadeleye paralel olarak sürdürülmesinin önemine vurgu yapıldı.

    PİRHA/ MERSİN

  • İliç’teki madenin ÇED raporu iptal edildi

    İliç’teki madenin ÇED raporu iptal edildi

    PİRHA – Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirmesine neden olan siyanürlü altın madenin ÇED raporu iptal edildi. 

    Erzincan’ın İliç ilçesinde, 13 Şubat’ta 9 işçinin yaşamını yitirmesine neden olan siyanürlü altın madeni için AKP’li Murat Kurum döneminde verilen olumlu Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu (ÇED) iptal edildi. İş cinayetine kurban giden işçilerin cansız bedenleri ise aylarca bulunamadı. Artı Gerçek’in haberine göre, bilirkişi raporlarını da dikkate alan Erzincan İdari Mahkemesi, Anagold Şirketi’nin, maden sahası genişletme projesiyle ilgili ÇED olumlu raporunu iptal etti. Kararda, davaya konu ÇED raporunda altın madeninin depremsellik, erozyon, heyelan ve sel açısından yeterince değerlendirilmediği ve Şubat ayında yaşanan toprak kaymasının öngörülemediği vurgulandı.

    Tesisin deprem performans raporunun olmadığının, ocakta gerçekleştirilecek patlatmaların neden olabileceği olası çevresel etkilerin dik, dike yakın ve yüksek şevlerde ve yığın liçleri açısından değerlendirilmediği belirtilen mahkeme kararında, “Atık depolama tesisinde biriktirilen atıklardaki çok küçük tane boyundaki taneciklerin rüzgar erozyonuyla taşınmasıyla ortaya çıkabilecek hava kirliliği riski bakımından Nihai ÇED Raporunda bilimsel ve teknik herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadığı” ifade edildi.

    DİVRİĞİ FAYI GÖRMEZDEN GELİNMİŞ

    Mahkeme kararında ayrıca, “Projenin yer aldığı bölgede deprem üretme potansiyeline sahip aktif fay hatlarının bulunduğu, Licik’in hemen batısında yer alan Divriği fayının nihai ÇED raporunda dikkate alınmadığı, proje sahasının yeraltı jeolojik yapısındaki düşük hız zonunun dikkate alınmadığı, olası bir deprem, heyelan vb. afet esnasında, projeye ait mühendislik yapılarının zarar görebileceği” belirtildi.

    Mahkeme, toprak kayması sonrası yapılan toprak analizlerine göre, toplam siyanür değerinin dikkat çekici olduğu ve çevresel açıdan risk teşkil edeceğinin öngörüldüğü de ifade edildi.

    ÇED RAPORU HATIRLATILDI 

    Kararda, ÇED raporunda “Yığın liç sahasında dinamik yük altında sahada yerel kaymalar olması muhtemel olsa da yapının bütünlüğünü bozacak bir duyarsızlık söz konusu olmayacaktır” denildiği ancak bu tespitin aksine 13.02.2024 tarihinde yığın liç sahasında 428.68498 metrekarelik bir alanın kaydığı ve 9 işçinin toprak kayması nedeniyle hayatlarını kaybettiği, bu olayın ÇED raporunda böyle bir riskin öngörülemediği ve gerekli tedbirlerin alınamadığını gösterdiğine işaret edildi.

    KUZEY ANADOLU FAYINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Kararın devamında da, “Proje sahasını doğrudan etkileyen faylar ve proje sahasına çok yakın mesafede yer alan Türkiye’nin en önemli kırık hattı olan Kuzey Anadolu Fay Zonunun bölgeyi deprem açısından önemli kıldığı, lokal faylar ve Kuzey Anadolu fay zonunda meydana gelecek büyük depremlerin proje sahasını etkileyeceği ve çeşitli problemlerin yaşanmasına neden olacağı, proje sahasında eğimi yüksek yamaçların bulunmasının bölgenin dış etkilere karşı hassasiyetini artırdığı, eğimin yüksek olması nedeni ile yağışlı dönemlerde meydana gelecek bir deprem durumunda ve sahada yürütülecek inşaat faaliyetleri esnasında heyelanların meydana gelmesinin beklendiği, projenin yer aldığı bölgede, deprem, heyelan, su baskını ve çığ gibi doğal afetlerin meydana gelme potansiyelinin yüksek olduğu” belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sarım Çayı üzerindeki HES projesinin ÇED raporu iptal edildi

    Sarım Çayı üzerindeki HES projesinin ÇED raporu iptal edildi

    PİRHA-Dicle Havzası’nın son özgür kolu olan Sarım Çayı üzerindeki HES projesinin ÇED raporu iptal edildi.

    Bingöl’ün Genç ilçesi ve Diyarbakır’ın Lice ilçesi arasında Sarım Çayı ve Yan Kolları üzerinde yapımı kararlaştırılan Birsu Hidroelektrik Santrali (HES) için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararı mahkemece iptal edildi.

    Mahkeme kararını bölgede yaşayan yurttaşların ana geçim kaynaklarından arıcılığın HES’den zarar göreceği ve çığ tehlikesine karşı ÇED raporunda gerekli önlemlere yer verilmediği gerekçelerine dayandırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    PİRHA – Göleli kadınlar, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 4 köy arazisini kapsayan alan içerisinde yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Hayvancılık ve çiftçilikle geçimini sağlayan kadınlar, “Yurdumuzda maden faaliyeti istemiyoruz. Koza Holding, toprağıma, suyuma dokunma. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

    Ülke genelinde artan maden faaliyetleri, çevresel felaketin yanı sıra iş cinayetleriyle de sık sık anılıyor. Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat’ta yaşanan ve 9 insana mezar olan maden faciası da sermayedarların kar hırsını engellemedi.

    İnsan ve çevre yaşamını olumsuz etkileyen maden faaliyetlerine son olarak Ardahan’ın Göle ilçesinde yaşayan yurttaşlardan tepki geldi. Hayata geçirilmek istenen altın madeni projesi için itirazlarını dile getiren kadın yurttaşlar, “Toprağımıza, suyumuza dokunmayın. Maden faaliyeti istemiyoruz” dedi.

    “BİZİ DOĞAMIZLA BAŞ BAŞA BIRAKSINLAR”

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılmak istenen maden faaliyeti Göle ilçesinin Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerini kapsıyor. İlgili şirketin, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptığı ifade ediliyor.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, PİRHA’ya ulaştırdığı videolar ile tepkilerini dile getirdi.

    Şeki Köyü‘nden Sevda Karataş, “Köyümüzün yok olmasına izin vermeyelim” diyerek şöyle devam etti:

    “Doğup büyüdüğüm, çocukluğumu geçirdiğim köyüme maden ocağı kurulacağını öğrendim. Bu ocaklar doğamızı, arazilerimizi zehirleyeceği için kesinlikle istemiyorum. Maden ocaklarının kurulması demek, köyümüzün doğası, arazilerimizin verimliliği, yaban yaşamını ve bizlerin yaşamını olumsuz yönde etkileyecek. Bu şirketlerin kesinlikle memleketimize girmesini istemiyorum. Bizi doğamızla baş başa bıraksınlar. Buradan bir kez daha sesleniyorum; köyümüz ve ilçemizin mahvolmasına izin vermeyelim. Çünkü biz Göle’mizi yeşil seviyoruz. Koza Holding’i burada istemiyoruz. Hemû jiwera silav û rez, spas dikim.”

    “GÖLE DE İLİÇ OLMASIN!”

    Büyük Atınbudak köyünden Kudret Irmak “Köyümüz yok olmasın” dedi. Maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirten Irmak, “Bu yapılacakları istemiyoruz. Göle de İliç gibi olmasın. Siyanür buradaki dereye de karışacaktır ve bütün hayvanlar da o suyu içecektir. O derenin suyu ile hepimizi zehirleyip öldürür” diye konuştu.

    “YENİ FİDANLAR DİKİLMİŞTİ”

    Birgül Irmak ise “Köyümüz mahvolmasın. Hayvancılık bitmesin ki başka ülkelere muhtaç olmayalım” uyarısını yaptı. Irmak, “Koza Holding’e hayır diyoruz. Dağlarımıza dokunmayın! Buralara daha yeni fidanlar dikilmişti. Bu durumda hepsi sökülecek, bunu istemiyoruz. Su kaynaklarımız da tehlike altında. Ayrıca bölgeden fay hattı da geçmekte” diye belirtti.

    “ÇÖLLEŞMEYE HAYIR!”

    Bilgi Irmak da, “Koza madenciliği ilimizde istemiyoruz. Çölleşmeye hayır diyoruz. Köylerimiz yok olmasın. Bizim peynirimiz, sütümüz; yani hayvancılığımız geçim kaynağımızdır. Koza şirketini kesinlikle burada istemiyoruz. Kazılacak alan köyüme 150 metre mesafede. Yapılacak dinamit çalışmalarıyla bütün binaların hasar alması çok olası bir durum. Söz konusu alanın hemen yanında mezarlığımız bulunmakta, bunlar için ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama biz köyümüzden çıkmak istemiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    “SADECE KENDİ ÇIKARLARINIZ İÇİN…”

    Ailesinin hayvancılıkla geçimini sağladığını dile getiren Keziban Irmak, “Babam işini yapamazsa ne olacak? Maden faaliyetlerinin zararlarına hep değiniliyor. Örneğin ozon tabakasının gördüğü zarara hep değiniliyor ama umursayan olmuyor. Bu nedenle bizler Koza Holding’i burada istemiyoruz. Sadece kendi çıkarlarınız için bu faaliyette bulunmayın” ifadelerini kullandı.

    “İZİN VERMİYORUZ!”

    Gundik Köyü‘nden Sevda Kat da maden faaliyeti ile büyük bir çevresel talanın yaşanacağına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Toprağımızın, suyumuzun, havamızın bu rantçı çeteler tarafından kirletilmesine izin vermiyoruz. Bu güzelim doğa atalarımızdan bizlere nasıl ki tertemiz kaldıysa bizler de bu çetelere karşı direnerek, çocuklarımıza bu toprakları temiz şekilde bırakmak istiyoruz. Buradan demokratik kitle örgütlerine ve çevreci dostlarımıza çağrı yapıyoruz ve bu duruma bir an önce müdahale etmelerini, sesimizi duyurmalarını istiyoruz.”

    “EKMEĞİMİZİ, SUYUMUZU, HAYATIMIZI ZEHİRLEMEYE KİMSENİN HAKKI YOK”

    Durucasu Köyü‘nden Simüzer Akgöz ise maden girişimine dair eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Altın kazı çalışmasına asla müsaade etmeyiz. Çünkü bizim yaşam alanlarımızı, yaşama sevincimizi, hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok. Bütün duyarlı vatandaşların buna tepki göstermesini rica ediyorum. Çünkü bizden sonraki nesillerin temiz havaya, suya ihtiyacı var. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Yapılanlara her zaman tepkimizi göstereceğiz ve asla müsaade etmeyeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • Zorlu, Alevi köyü Aydın Alamut’a JES kurmak istiyor; köylüler tepkili-VİDEO

    Zorlu, Alevi köyü Aydın Alamut’a JES kurmak istiyor; köylüler tepkili-VİDEO

    PİRHA- Aydın’ın Bozdoğan ilçesindeki Tahtacı köyü Alamut’ta JES projesi yapılmak isteniyor. Alamutlular, “Yaşam alanımız yok edilmek isteniyor. Bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Biz bunları Akbelen’den, Bergama’dan, Kaz Dağları’ndan, Cerattepe’den ve en son Erzincan İliç’ten tanıyoruz” diyerek projeye tepki gösterdi.

    Zorlu Jeotermal Enerji Elektrik Üretimi A.Ş., Bozdoğan’a bağlı Alamut Mahallesi, Boykesiği ve Bozdoğan-Aydın karayolu kenarındaki 48 dönümlük sahada 50 MWe kurulu gücünde Nazilli Diracık JES projesinin tesis edilmesi ve işletilmesi için çalışmalara başladı.

    Projeyle ilgili olarak firmanın başvurusu üzerine Aydın Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişik Müdürlüğü tarafından ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ (ÇED) süreci başlatıldı.

    48 dönüm üzerine kurulmak istenen JES santralinin tamamı ise Alamut köyündeki tarım arazileri, ekili tarlalar, yüzlerce yıllık zeytinlikler ve su havzalarını içerisine alıyor.

    KURULMASI İSTENEN SANTRAL KÖYE 1 KİLOMETRE UZAKLIKTA

    Aydın-Muğla-Denizli planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli onaylı çevre düzeni planında “sulama alanı ve tarım arazisi” olarak işaretlenmiş alanlarda yapılmak istenen JES tesisleri, Alamut köyü merkezine yaklaşık 1 kilometrelik mesafede bulunuyor.

    SAATTE 2 BİN TON!

    50 MW kurulu gücünde kurulacak olan jeotermal enerji santralinde planlanan jeotermal akışkan miktarı 2.000 ton/saat olması dikkat çekici. Diğer yandan yine Aydın’da Kuyucak ilçesinde 50 MW kurulu gücünde Kuyucak Jeotermal Enerji Santrali (JES) kurulmak için girişimde bulunulduğu duyurulmuştu.

    20 KUYU AÇILACAK

    Projeye göre, santral alanı ile alternatif santral alanına ilave olarak 10 tanesi üretim, 9 tanesi reenjeksiyon kuyusu ve 1 tane alternatif olmak üzere toplam 20 kuyu açılacak.

    JES PROJESİNİN ÖMRÜ EN AZ 49 YIL

    ÇED kararı alınması sonrasında izin süreçlerinin tamamlanmasıyla birlikte sondaj ve santral alanındaki çalışmaların yaklaşık 2 yıl sürede tamamlanması ve tesisin tam kapasite ile işletmeye alınması öngörülüyor. Planlanan projenin ekonomik ömrünün 49 yıl olacağı hesaplanırken, 49 yıl sonra ise gerekli revizyonların yapılmasıyla birlikte bu sürenin uzatılması söz konusu olabilecek.

    PROJEDE GERÇEKLER GİZLENDİ

    Proje tanıtım dosyasında (PTD) JES alanı ile ilgili paylaşılan fotoğraflarda alanların ekili tarım arazisi olduğu ve çevresinde zeytinliklerin bulunduğu görülmesine rağmen proje alanının “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’da belirtilen alanlar içerisinde yer almadığı” ileri sürülüyor. Yine çevre düzeni planında “sulama alanı ve tarım arazisi” olarak işaretlenmiş JES alanları için PTD’de “Tarım alanları: Tarımsal kalkınma alanları, sulanan, sulanması mümkün ve arazi kullanma kabiliyet sınıfları I, II, III ve IV olan alanlar, yağışa bağlı tarımda kullanılan I. ve II. sınıf ile özel mahsul plantasyon alanları içerisinde yer almamaktadır” yazıldığı görülüyor.

    KÖYLÜLER JES’E KARŞI TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRDİ

    Aydın Bozdoğan’a bağlı Alamut köyü yakınlarında işletilmek istenen JES’e karşı köylüler ayağa kalktı. Köyde yapılan bilgilendirme toplantısında yüzlerce köylü tarlalarında jeotermal kuyusu ve işletmesi açılmasına izin vermeyeceklerini dile getirdiler. Zorlu Holdinge bağlı Zorlu Enerji şirketinin yerleşim yerine yakın, verimli tarlaların üzerine yapmak istediği JES’e karşı “Havama, suyuma, toprağıma dokunma!” pankartlarının asıldığı köy meydanında yapılan toplantıda Aydın Tabip Odası’ndan doktorlar ve hukukçular köylüleri JES’lerin sağlık ve çevresel etkileri konusunda bilgilendirdi.

    “‘ZORLU’ ÇEKİP GİTSİN!”

    Çiftçilik yapan Cansu Kahyaoğulları, projenin uygulanmasıyla ekili alanların ve zeytinliklerin kalmayacağını belirterek, “Çiftçiyiz ve hayvancılıkla uğraşıyoruz. Köyümüz güzel ve biz zehirlenmek istemiyoruz. Bu ZORLU başımıza nerden geldiyse çeksin gitsin. Hiçbir köylümüz bunu istemiyor. Çocuklarımız var ve üstümüze kükürt yağacak, kokudan geçilmeyecek. ZORLU köyümüzden çıkıp gitsin. Ağaçlar, zeytinler kuruyacak, topraklarımız susuz kalacak. 30 kuyunun açılmasından bahsediyorlar, bir kuyu bile insanı kanser ediyor. Köylünün dağda zeytini, ovada ekini var. Bu proje gelirse hiçbir şeyimiz kalmayacak” diye konuştu.

    “YALNIZ BIRAKILMAYALIM”

    Köy sakinlerinden Sultan Kahyaoğulları, Alamut’un Alevi köyü olmasından kaynaklı yalnız bırakıldığına vurgu yaptı. Alamut köyünün mücadelesine ses verilmesi çağrısında bulunan Kahyaoğulları, “Alamut köylüleri olarak hiçbir şekilde çocukların, doğanın ve arazilerin kanser alanı olmasını istemiyoruz. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz ve bu zorbalara köyümüzü teslim etmeyeceğiz. Bizim seçtiğimiz belediye başkanının yanımızda olmasını istiyoruz. Bu köyü sahipsiz ve yalnız bırakmasınlar. Alamut Alevi köyü ve yalnız bırakıldık. Bir dayanışma ile köyümüze yardım edilmeli. Bu köy ilk defa böyle bir şey ile karşılaşıyor. Bununla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bizim için çok değerli olan ağaçlarımızın, doğamızın katledilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    “ÖMRÜMÜZÜ SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE KAYBETMEYECEĞİZ!”

    Yine Alamut köyünden serbest Veteriner Hekim İsa Kıvrak ise “Akçay ve Büyük Menderes havzası için yapılabilecek en büyük kötülük” diye tariflediği projenin büyük bir tehlike olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

    “İnsanlar doğayı nasıl katlederiz diyerek buraya jeotermik kurmaya karar vermişler. Akçay ve Büyük Menderes havzası için yapılabilecek en büyük kötülük. Milyon doları olan insanlar, birkaç milyon dolar daha kazanmak için çocuklarımızın ve bizlerin canını yok sayarak bu projeyi başlattı. Bizim için çok tehlikeli. Hiçbir zaman ömrümüzü sağlıklı bir şekilde kaybedeceğimizi düşünmüyorum. Bu proje gerçekleşirse bizler kanser, çocuklarımız ise engelli olacak. Geleceğimizi kaybedeceğiz. Hayvansal ürünleri sağlıklı olarak tüketemeyeceğiz. Bu konuda Alamut köyü olarak yalnız kaldığımızı, sesimizi duyuramadığımızı düşünüyoruz. Yaşamak istiyorsun ama yaşayabilecek bir alanın yok. Mutlu olmak istiyorsun ama mutlu olabilecek bir sebebimiz yok.”

    “BUNLARI AKBELEN’DEN, İLİÇ’TEN TANIYORUZ!”

    37 yıl çalıştıktan sonra emekli olan ve 2017 yılında köyüne yerleşen Birtan Kulakoğlu da JES projesine dair 15 Ağustos tarihinde kimsenin haberi olmadan keşif yapıldığını kaydederek, “Proje başlamadan, şantiye kurulmadan köylüler olarak buna müdahale ettik. Biz bunları Akbelen’den, Bergama’dan, Kaz Dağları’ndan, Cerratepe’den ve en son Erzincan İliç’ten tanıyoruz. Köyümüzde birlik daha da ileriye ortak bir tavra götürülerek projeyi istemediğimizin mesajını verdik. Köyümüz buna dair bir toplantı yaptı ve elini taşın altına koymaya karar verildi. Projeye dair hiçbir ikaz yok ve 15 Ağustos’ta kimsenin haberi olmadan keşif yapmışlar. 27 Aralık’ta Aydın Çevre İl Müdürlüğü’ne fizibilite raporları sunulmuş. Biz projeye başlandıktan sonraki mahkemenin durdurma kararını beklemeyeceğiz. Geç gelen adalet adalet değildir” şeklinde konuştu.

    “40 YIL SONRA DÖNDÜM VE ENDİŞELİYİM”

    Almanya’da kaldıktan 40 yıl sonra köye kesin dönüş yapan Veli Öztürk ise “Çalışıp emekli olduktan sonra tek hayalimiz köyümüzde huzur içerisinde yaşamaktı. Bu manzarayla karşılaşmak beni gerçekten üzdü. Yaşam alanlarımızı yok etmek istiyorlar ve buna karşı direnmemiz lazım. Huzur ile yaşayabilecek bir köyümüz kalmadı. Endişe içerisindeyiz. Bu projeyi istemiyoruz, gerçekleşmesine müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “BU KÖYÜ HARİTADAN SİLMEK İSTİYORLAR”

    ‘Bu köyü haritadan silmek istiyorlar’ diyen 75 yaşındaki İsmail Atilla, “İkinci bir İliç olmak istemiyoruz. Bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Mevcut yönetimin düşüncesine karşı yoğunlukta olduğu için bu köyü haritadan silmek istiyorlar. Baraj suyu dibimize kadar geldi ama hala bizim zeytinliklerimize su vermiyorlar. Oysaki bütün köyler baraj suyundan faydalanıyor. Toplumsal olaylara duyarlılığı olan herkes gelip buraya sahip çıksın” çağrısında bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/AYDIN

     

     

     

  • Alevi köyü Günçalı’da maden faaliyetine ÇED raporu engeli

    Alevi köyü Günçalı’da maden faaliyetine ÇED raporu engeli

    PİRHA-Tokat’ta Alevi toplumu için önemli olan Çal Baba Ormanı’nda verilen altın madeni ruhsatına karşı köylüler nöbette. Dava süreci devam eden sondajlı arama faaliyeti için bir ÇED raporu ise bulunmuyor. 

    DW’de yer alan habere göre, Tokat’ın Killik ve Günçalı köyleriyle Çal Baba Ormanı’nı Türkiye’de madencilik faaliyetlerine açılan alanlardan bir tanesi oldu. Aleviler tarafından inançsal bir öneme sahip olan ve ziyaret merkezi olan orman, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından verilen ruhsat iznine göre şirkete 1477,24 hektar sahada 15 Nisan 2029 tarihine kadar faaliyet hakkı tanındı.

    HLC Kıymetli Madenler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) muafiyeti de aldı. Ancak yapılan sondajlı arama faaliyeti bu muafiyeti kapsamıyor.

    “YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEP EDİLDİ”

    Bölge halkı ve Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Temmuz ayında ruhsat iptali davası açıldı. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne, açılan davanın dilekçesinde, maden arama ruhsatının iptali, yapılan işlemin “açıkça hukuka aykırı ve telafisi imkansız zararlar doğuracak olması” nedeniyle dava sonuçlanıncaya kadar yürütmenin durdurulması talep edildi.

    Ormandaki anıt ağaçlara zarar verip ekolojik tahribata yol açacak bu çalışmalar dolayısıyla bölgede yapılan ibadetin de artık yapılamayacağına işaret edilen dilekçede, kâr uğruna kamu zararı çıkmaması için maden arama ruhsatının mutlaka iptal edimesi talep edildi.

    “RAPORA GÖRE, ALEVİLERİN YAŞANTISINA ÖZGÜ BİR İNANÇ MERKEZİ”

    19-23 Ağustos 2023 tarihleri arasında Günçalı Köyü ve Çal Baba mevkiinde, yöreye özgü sosyo-ekolojik ilişkilerin tespit ve analizi amacıyla, antropolojik bir ön araştırma da gerçekleştirildi.

    Araştırma dahilinde hazırlanan 12 Ekim tarihli güncel saha raporunda Çal Baba Ormanı’nın, Alevi kültürünün kendini var etmesinin temel koşulu olmuş ritüellere ev sahipliği yapması açısından çok önemli bir kutsal müşterek olduğu ve Alevi yaşantısına özgü bir inanç merkezi olarak tescillenmesinin yerinde olacağı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Çevrecilerin Erzin mücadelesi sürüyor: Az öte gitmiyoruz, tesis yapılamaz!- VİDEO

    Çevrecilerin Erzin mücadelesi sürüyor: Az öte gitmiyoruz, tesis yapılamaz!- VİDEO

    PİRHA- Erzin’de yapılmak istenen polipropilen ve petrokimya tesislerine karşı tepkiler yükseliyor. Tesislerin planlama ve izin aşamasında bölgede yaşayan nesli tehlikede olan canlılar için “Saha çok geniş az öte gitsinler” söylemine karşı  çevreciler, “Az öte gitmiyoruz. Gitmesi gerekenler doğayı katledenlerdir” dedi.

    Byport Petrol Ürünleri Terminal Hizmetleri A.Ş. tarafından Hatay’ın Erzin ilçesi ile İskenderun körfezinde yapılmak istenen polipropilen ve petrokimya tesislerine karşı çevreciler ayakta. Soruna ilişkin mücadele yöntemlerini konuşmak adına Doğu Akdeniz Çevre Platformu (DAÇE) bünyesinde Mersin, Adana ve Hatay’dan çok sayıda çevreci Erzin ilçesinde bir araya geldi. DAÇE’nin düzenlediği toplantılara Erzin Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu, CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara ve Erzin’li yurttaşlar katıldı.

    Bölgede yaşanan ekolojik sorunlara ilişkin toplantı ve etkinlikler yapan ekolojistler, Byport Erzin Polipropilen ve Dörtyol Doğu Akdeniz Petrokimya projelerinin bölgede ciddi bir eko-kırım yaratacağına dikkatleri çekti.

    BİLİRKİŞİ OLUMSUZ GÖRÜŞ BİLDİRDİ

    Çevre derneklerinin polipropilen tesisine karşı açtığı davada mahkemenin belirlediği bilirkişi, tesisin burada yapılmasının sakıncalı olduğuna dair görüş bildirdi. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun iptaline yönelik kararı beklediklerini söyleyen Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derneği (AÇTKD) Başkanı Sadun Bölükbaşı, söz konusu tesislerin zararlarını PİRHA’ya şöyle anlattı:

    “Ekosistem ciddi risk altında özellikle bu bölgede yapılması planlanan polipropilen üretim tesisi ve ona çok yakın olan çok büyük bir petrokimya tesisi planlanıyor. Bu planlanan iki büyük proje bölgenin biyoçeşitliliğine, tarımsal üretimine ve insan sağlığına çok ciddi zararlar verecek. Çukurova bölgesindeki tüm kirletici tesisler birbirleriyle etkileşim içerisinde. Adana sahillerinde çalışan Hunutlu Termik Santrali ile İsken Kömür Santrali, onun karşısında bulunan Atlas Kömür Santrali, Erzin’deki doğalgaz termik santrali, İskenderun demir çelik fabrikası ve dahası bölgede çok ciddi bir kirlilik oluşturuyor. Bu bölgenin hem bunlara hem de yeni kirleticilere tahammülü kalmadı. Buranın suyu, havası, toprağı yoğun şekilde kirlenmeye devam ediyor. Bu zararların önüne geçmek, tesislerin yapılmasının önüne geçmek için toplumsal ve hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    DEPREMZEDE YURTTAŞLAR: GİDECEK BAŞKA YERİMİZ YOK

    Erzinliler, Byport şirketinin yeşil alan, çocuk alanları ve iş imkanı gibi söylemlerle bölge halkının fikrini değiştirmeye çalıştıklarını söyledi. İlçedeki doğal gaz tesisinin çevreye oldukça zarar verdiğini belirten bölge halkı, yeni yapılacak tesislerin yaratacağı ekolojik zararlara tahammül edemeyeceklerinin altını çizdi.

    Öte yandan evini kaybeden ve Erzin’de yerleşen yurttaşlar da doğaya zarar verecek olan bu tesislerin yapımına karşı çıkıyorlar. Bu konuda mücadele yürüten mahalleli Nazife Yıldız, “Depremden hemen sonra buraya geldim. Benim gibi depremden etkilenen çok kişi buraya yerleşti. Depremden kaçtık fakat şimdi de yaşam alanlarımızın talan edilmesi tehlikesi ile karşı karşıyayız. Sitemizin hemen alt tarafına Byport plastik fabrikası kuruluyor. Tüm canlıların yaşamını tehlikeye atacak bu tesis. Denizimizi kullanamayacağız, soluduğumuz hava bizi zehirleyecek, birçok canlı yaşamını yitirecek. Bu nedenle yapılmaması için elimizden geleni yapacağız. Bizim gidecek başka bir yerimiz yok” dedi.

    “KORUMA STATÜSÜNDEKİ YERE TESİS YAPILAMAZ”

    Tesisin yapılması planlanan alanda DAÇE tarafından basın açıklaması yapıldı. Çevrecilerin, avukatların, milletvekilinin ve bölge halkının katıldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “İskenderun körfezi kıyıları plastik üretim tesisleri, termik santraller, pertokimya tesisleri, çimento fabrikaları, demir-çelik fabrikaları gibi kirletici tesisler ile kuşatılmış durumdadır. Bu tesislerin planlama ve izin aşamasında bölgede yaşayan nesli tehlikede olan canlılar için “saha çok geniş az öte gitsinler”, “hızlı hareket ederler” söylemi ile onaylar alınmaktadır. Ancak körfezde az öte gidecek yer kalmamıştır. Ayrıca az öte gitsinler söyleminin sadece bu savunmasız canlılar değil biz insanlar için de olduğunun farkındayız. Bizler burada bu sahillerin ve denizin kadim sahipleri yeşil deniz kaplumbağaları, ve kumsal kertenkelelerinin sesiyiz. Ve diyoruz ki ‘Az öte gitmiyoruz’ gitmesi gerekenler sizin gibi deniz kirleticileridir. Pek çok uluslararası ve ulusal koruma statüsüne sahip olan Erzin- Burnaz bölgesi ve Dörtyol- Yeniyurt sahili, plastik üretim ve petrokimya tesisleri gibi kirletici tesislere feda edilmemelidir.
    Biyoçeşitlilik açısından denizi ve sahili, içme suları havzası, sulak lanlar ve tarımsal ova olarak toprağın üstü ve altı koruma altında olan bu bölgeye daha fazla zarar verilmemesi için yenilerini yapmak değil halen faaliyette olan termik santraller ve çimento fabrikaları başta olmak üzere tüm kirleticilerin kapatılmasını talep ediyoruz”

    Fatoş SARIKAYA/ HATAY

     

  • Bingöl’de iptal edilen maden projesi tekrar gündeme getirildi; ‘Bu bir vahşettir’

    Bingöl’de iptal edilen maden projesi tekrar gündeme getirildi; ‘Bu bir vahşettir’

    PİRHA- Bingöl Kiğı’da daha önce iptal edilen maden projesinin yeniden başlayacağı, firma yetkililerince bölge halkına iletildi. Bölge halkı yaptığı açıklamada, “Bingöl Metal Madencilik AŞ. ilgililerine sesleniyoruz, bu bir vahşettir. Bundan vazgeçin. Biz haklıyız ve kazanacağız” dedi.

    Bingöl’ün Kiğı ilçesine bağlı Eskikavak köyü yakınlarında yapılmak istenen Kurşun, Gümüş ve Çinko madeni projesi, Bingöl Valiliği tarafından verilen ‘ÇED raporuna gerek yoktur’ kararı sonucunda açılan mahkemece iptal edilmişti.

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, TBMM Başkanlığına konuya ilişkin sunduğu soru önergesinde aynı firma tarafından tekrar ÇED raporu hazırlanarak, bölge halkına maden arama-çıkarma yapılacağının iletildiğini gündeme getirdi.

    “ÇEVRE ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI RANTI TERCİH ETMİŞTİR”

    Bölge halkı ise duruma tepki göstererek açıklama yaptı.

    Bingöl halkı yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

    “Bingöl/ Kiğı bölgemizde Eskikavak, İlbey, Çevizli, Aysaklı köylerini kapsayacak olan Bingöl Metal Madencilik AŞ tarafından bölgemizde maden çıkarma çalışmasına karşı 2018 yılında Erzurum Bölge İdare Mahkemesi’nde açtığımız dava neticesinde, mahkemenin tayin ettiği bilirkişi raporu bölgenin özelliklerini dikkate alarak böyle bir çalışmanın bölgede yaşamı yok edeceğini açıkça ifade etmiştir. Bunun üzerine bölge mahkemesinde ve daha sonrası Danıştay 6. Daire  tarafından çalışmanın  durdurulmasına karar verilmişti. Ancak Bingöl Metal Madencilik AŞ. buradaki ranttan vazgeçmediğini ortaya koyarak ÇED raporunu almak üzere girişimde bulunmuştur. Gelinen noktada Çevre Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ilgili birimi rantı tercih ederek bu madenle ilgili ÇED raporu vermiştir.

     “BU BİR VAHŞETTİR, VAZGEÇİN”

    Bu durumu kabul etmemiz mümkün değildir. Her türlü hukuki ve meşru mücadelemizi hep birlikte vereceğiz. 2872 sayılı çevre kanunu her vatandaşa bu hakkı vermiştir. Bu açıdan Eskikavak ve İlbey  Köyü halkıyla ortak yaptığımız toplantıda bu durumu kabul etmediğimizi vurguladık. Her durumda yaşam alanlarımızdan vazgeçmiyoruz. Her türlü mücadeleyi vereceğiz. Bölgede anılarımız var, mezarlarımız var, hayallerimiz var, ötesi bizimle birlikte yaşayan çok türlü canlılar var. Bütün bunların ranta kurban edilmesini istemiyoruz. Ayrıca sivil toplum örgütleri ile de dayanışma içerisindeyiz. Bölgenin bir yanı kuzey fay hattı diğer tarafı öz altın baraj kapsamında. Hangi mantık, hangi hukuk, hangi adalet bu duruma müsaade ediyor anlamak mümkün değildir. Şimdiden Bingöl Metal Madencilik AŞ. şirket ilgililerine sesleniyoruz, bu bir vahşettir. Bundan vazgeçin. Biz haklıyız ve kazanacağız.”

    BİNGÖL/PİRHA

  • Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    PİRHA – Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yozgat’ta Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağı sebebiyle yurttaşların itirazlarını Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Koçyiğit, köylüler tarafınca kutsal görülen ağacın, maden sahasındaki patlamalar sebebiyle zarar görebileceğine işaret etti.

    Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde açılan mermer ocağı sebebiyle köylülerin itirazları sürüyor. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan Ulukavak ağacı, kurulan mermer ocağı sebebiyle tehlike altında. Köylüler, maden faaliyetleri sebebiyle kutsal sayılan ağaçların zarar göreceğini belirtiyor.

    Yurttaşlar, uzun bir süredir yaptıkları eylemlerle hem çevrenin ciddi zarar gördüğünü hem de kutsal kabul ettikleri ağaçların tehlike altında olduğuna işaret ediyor.

    CEMLERİN YAPILDIĞI ANIT AĞAÇ TEHLİKE ALTINDA!

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yaşananlar ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u sorumluluk almaya davet etti. Koçyiğit, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın bölgedekiler için dini ve kültürel önemi olduğuna vurgu yaptı.

    Milletvekili Koçyiğit, Alevi köyü olan Kamışçık’ta, adakların adandığı, her yıl rutin ziyaret ve etkinliklerin düzenlendiği, cemlerin yapıldığı anıt ağaç bölgesinin mermer ocağı için yapılacak patlamalardan olumsuz yönde etkileneceğinin altını çizdi.

    “MERMER OCAĞININ YARATACAĞI TAHRİBATA İLİŞKİN ARAŞTIRMA YAPILMIŞ MIDIR?”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Bakan Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “*Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde mermer ocağı yapılacağına ilişkin şirkete verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararından haberdar mısınız?

    *Bakanlığınızca Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde yapılmak istenen mermer ocağının yaratacağı tahribata ilişkin inceleme ve araştırma yapılmış mıdır?

    *Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın yapılacak mermer ocağından kaynaklı yok olacağından haberdar mısınız? Koruma altında bulunan bir bölge iken ruhsatlandırma işlemi nasıl yapılmıştır?

    *Mermer ocağından kaynaklı yapılacak patlatmalardan çıkan tozlar, gürültü, trafik ile anıt ağacın civarının işlevsizleşmesinin önünü açan bu planın hayata geçmesiyle beraber oluşacak zarar nasıl karşılanacaktır?

    *Şirketin proje alanı 100 hektarın üzerinde olmasına rağmen ÇED mevzuatlarını aşmak için ruhsat sahasının 93 hektar gösterildiği ve bunun da 24 hektarı için ÇED başvurusu yapıldığı iddiaları araştırılmış mıdır?

    *Şirketin ÇED başvurusunun Tokat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde yürütülmesinin sebebi nedir? Proje sahasında yer alan mera, otlak ve tarım arazilerinin Kamışçak’a ait olduğunun bilinmesine rağmen ÇED süreci nasıl Tokat’ta ilerleyebilmiştir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Manisa’da ekolojik yıkıma hazırlık

    Manisa’da ekolojik yıkıma hazırlık

    PİRHA- Salihli ve Ödemiş arasında çam ormanları ve tarım arazileri üzerinde Canmar Mermercilik tarafından yapılması planlanan Saha Mermer Ocağı İşletmeciliği Projesi için ÇED süreci başlatıldı.

    Manisa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü internet sayfasında Salihli İlçesinde Canmar Mermer Madencilik LTD Şti tarafından yapılması planlanan Saha Mermer Ocağı İşletmeciliği Projesi için Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu alınması için sürecin başlatıldığını duyurdu.

    “ÇED SÜRECİNİ TAKİP EDİP, BAŞVURULARI YAPACAĞIZ”

    Bahçecik köyünün İzmir’in Ödemiş ilçesi Bozdağ Kasabası’na daha yakın göründüğünü ve buralarda Napolyon kirazı, patates ve brokoli gibi sebze tarımının yaygın olarak yapıldığını belirten Salihli Çevre Derneği’nden avukat Seçil Ege Değerli, “Proje, Salihli’yi Gediz’i besleyen nehirleri yok edecek nitelikte. Burası ayrıca çam ormanlarının olduğu bölge. Hem köylerin su kaynaklarını hem de yeraltı sularını kirletecek. Boz Dağları’nın eriyen karları bu tozdan etkilenecek. ÇED sürecini takip edeceğiz, ÇED olumlu raporu verilmemesi yönünde başvurularımızı yapacağız.  Süreçle ilgili köylerde çalışma yürüterek halkın taleplerini yansıtacağız. Aksi karar çıkarsa Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ile dava süreçlerini başlatacağız” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Yine bir Alevi köyünde çevre talanı!

    Yine bir Alevi köyünde çevre talanı!

    PİRHA-Tokat’ta koruma altındaki ardıç ağaçlarıyla kaplı Fırtıman köyüne mermer ocağı yapılacağı söylentilerinin ardından yurttaşlardan tepki geldi. Bölgede yaşayan Erdal Koçak, “Burada ocak açma izniyle ilgili bir ÇED raporu yok, sadece arama ruhsatı var. Henüz çalışma ruhsatı alınmamış” dedi. 

    Tokat’ın Zile ilçesine 3 km uzaklıktaki koruma altında olan Fırtıman köyüne mermer ocağı yapılacağı söylentisi halkın tepkisine neden oldu.

    Bölge halkından Erdal Koçak, ardıç ağaçlarıyla kaplı Fırtıman köyüne yapılacağı söylenen mermer ocağına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Koçak, planlanan ocakla birlikte doğanın tahrip edileceğini söyleyerek “Ormanımızı, ağaçlarımızı koruyabilmek ve bizden sonraki kuşaklara aynı güzellikte aktarabilmek için bir çabamız var” dedi. Aynı zamanda öğretmen olan Erdal Koçak, “Kendi yaşam alanımızı korumakla mükellefiz” diyerek şunları söyledi:

    “Çocuklara, masallarda ‘hep güzel olanlar kazanır, kötüler kaybeder’ diye anlatırdım. Fakat hayatla tanıştıktan sonra masallar çocuklukta kalıyor. Yani ‘kötü’ olarak lanse edilen insanların, yaşam alanlarına müdahale ettiği noktada insanlar kendi yaşamlarını devam ettirebilmek için bu tür olumsuzluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Artık bu masallardaki gibi gerçek hayatımızda da güzel olanların kazanmasını istiyoruz.

    Dolayısıyla bir ağacın önemini, o ağacın oksijen salınımında ne kadar önemli olduğu gerçekliğini bizler biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak benim de bir yaşama hakkımın olduğunu, neticede ülkemizi çok seviyoruz, ülke insanın küçük ölçekte yaşadığı yere sahip çıkmasının en doğal hakkı olduğunu düşünüyorum. Bulunduğumuz yerde mermer ocağının kurulması halinde buranın yaşam formunun, insanların ekip biçtikleri yerlerin, su havzalarının zarar göreceği biliniyor. O nedenle bu mermer ocağının yapılmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan ettik. Sivil toplum örgütleriyle diyaloğa geçtik. Milletvekili tanıdıklarımızla buluştuk, haber ajansları ile görüştük.”

    ÇED RAPORU OLMADAN MERMER OCAĞI GİRİŞİMİ!

    Erdal Koçak, köy çevresinin ardıç ağaçlarıyla kaplı olduğunu belirterek, ruhsat alan firmaya iki bin dekarlık alanda iki yıllık arama izni verildiğini söyledi. Koçak, bunun üzerine Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu verilmeden yürütülen faaliyetlere karşılık yetkili birimlere, şikayet dilekçesi sunduklarını anlattı. Erdal Koçak “Hatta bu dilekçemizle birlikte onlar da bu noktada biraz şaşırdılar. Çünkü insanlar bu tür gelişmeleri haberlerde izlediklerinde öğrenmiş oluyorlar ve ruhsat alımından sonra müdahale etmeye çalışıyorlar. O zamana kadar da iş işten geçmiş oluyor. Burada ocak açma izniyle ilgili bir ÇED raporu yok, sadece arama ruhsatı var. Henüz çalışma ruhsatı alınmamış” ifadelerini kullandı.

    YİNE BİR ALEVİ KÖYÜNDE ÇEVRE TALAN EDİLİYOR!

    Erdal Koçak, mermer ocağı faaliyetlerini önceden öğrenmelerinin büyük avantaj olduğunu belirterek “Bazı yerlerde bakanlıklar üzerinden işlem yürüyor, ne oluyor ne bitiyor nere alınıyor, nere satılıyor kimsenin haberi yok. Bir bakıyorsunuz iş makinaları gelmiş çalışmaya başlayınca insanların haberi oluyor. Ama bizim bu anlamda şansımız gelişmeleri önceden görebildik” dedi.

    Koçak, köylerinin Alevi köyü olduğuna da işaret ederek şunları söyledi:

    “Yakınımızda çekerek ırmağı var. Oraya 3 sene önce HES yapılma projesi vardı. Çekerek ırmağı hattı üzerinde bulunan ve Çekerek ırmağından yararlanan birçok köy vardı. Yani bu tür olumsuz gelişmelere karşı sorunlarımızı havuz medyası olarak adlandırılan basından hiçbir şekilde duymuyoruz. Ancak çevre konusunda duyarlı sosyal demokrat camiadan ve çevreci vatandaşların tepkisinden dolayı çevre tahribatı, felaketi gibi konular gündeme gelebiliyor diye düşünüyorum.

    İnsanların dirençli olması gerekir ki çevremizde de bu duyarlılık var. Bu sistemin ne yapacağını, kendisini nasıl geliştirdiğini, ne olduğunu ne bittiğini gözlemleyebilen bilgili insanlarımız olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla işler nerede başlıyor nereden bitiyor bilgi alma noktasında kendimizi yeterli görüyoruz.

    Sosyal medyada çok etkili oluyor. Gerçekten tepki gösterme noktasında katılımlar da güçlü olunca bu firmaların geri adım atacağını düşünüyorum. Yani doğaya ve çevreye yönelik tahribata karşı duruş sergileyen katılımcıların çok olmasının etkili olacağını düşünüyorum.

    Bu anlamda duyarlılık gösteren, sorunlarımıza sahip çıkan başta Zile Köyleri Dernekler Federasyonu’nun ve birçok ismin bir hayli çabası oldu. Yine CHP ve Yeşil Parti ilçe başkanlarının bu noktada bizimle olduğunu görüyoruz, bu da bize güç veriyor.

    Mücadelemiz; buraya göz dikmiş olanlara yöneliktir. Buraya yatırım yapan insanlarla hiçbir şahsi sorunumuz yok. Burası bizim yaşam alanımız. Burayı tahrip etmeye çalışanlara karşı kim olursa olsun karşı çıkmaya ve mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bu noktada iş olumlu noktalanana kadar mücadeleden yılmayacağımızı beyan ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Çığlık Mahallesi sakinlerinden taş ocağı tepkisi!

    Çığlık Mahallesi sakinlerinden taş ocağı tepkisi!

    PİRHA-Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi Çığlık mahallesinde yaşayan mahalle sakinleri, yerleşim alanlarına yakın bir yerde yapılması planlanan olan maden ocağı için tepki gösterdi. Yurttaşlar, verilen ÇED raporunun iptal edilmesini istedi. 

    Çığlık mahallesi sakinleri, “Çığlık köyümüzün adeta ortasına açılmak istenen maden ve taş ocakları, yaşamımızı ciddi anlamda tehdit etmektedir” diyerek ekolojik yapının bozulacağını ve yurttaşların sağlık açısından zarar göreceğini ifade ederek eylem yaptı.

    “RANT VE ÇEVRE TALANINA KARSI UYANIK OLMALIYIZ”

    Mahalle sakinleri, yaptıkları basın açıklamasında, maden ocaklarını istemediklerini belirterek şunları söyledi:

    “Ekolojik ve toplumsal mücadeleler silsilesinin içinde gayet küçük ve benzerlerinden farklı hiç bir özellik bulundurmayan bir anın içindeyiz. Muhtemelen halkların tarihi böylesi binlerce örnek barındırmaktadır. Ama yine de şu anın bizim için önemi tartışılmazdır. Çünkü bu toplum tüm engellere rağmen bugün kendi geleceğine dair bir cilt söz söyleme düzeyine ulaşmış durumdadır.

    Zor ve tehlikeli zamanlardayız. Ekip biçtiğimiz toprakların, bitkinin, suyun ve soluduğumuz havanın bizden alınmak istediği zor ve tehlikeli zamanlar. Ama tüm zorluk ve tehlikeleri yerle bir edecek bir gücün elimizde olduğunu iyi bilmeliyiz. O güç halkımızındır. Biz haklıyız fakat haklı olmanın tek başına yetmediğini, hakkımızı elde etmek için mücadele etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.

    Çıkarılan son maden yasası ile birlikte meralarımız ekili-dikili arazilerimiz doğamız daha kolay talan edilir hale getirildi. Türkiye’nin birçok bölgesinde olduğu gibi Malatya’da da başta Hekimhan, Arguvan, Doğanşehir, Yeşilyurt olmak üzere birçok ilçemizde, köyümüzde maden, taş ve mermer ocaklarının açılması, meraların kiralanması adı altında önümüzdeki dönem yaşatılacak rant ve çevre talanına karsı uyanık olmalıyız.

    Yeşilyurt’un Cafana, Örnekköy, Kırlangıç köylerinden başlayıp Doğanşehir ilçemizin; Eskiköy, Kelhalil köylerine kadar uzanan ve nihayetinde Çığlık köyümüzün adeta ortasına açılmak istenen maden ve taş ocakları yaşamımızı çok ciddi anlamda tehdit etmektedir. Biz eğer bugünden başlayarak bu yağmacılara, madencilere karşı mücadele etmezsek yarın çok geç olacaktır. Eğer şimdi sesimizi yükseltmezsek yarın ekip biçeceğimiz bir toprağımız kalmayacaktır. Eğer şimdi birleşmezsek yarın hayvanlarımızı otlatacağımız meralarımız olmayacak, yeraltı ve içme sularımız kullanılamaz hale getirilecek, aile büyüklerimizin mezarlarının olduğu yerler yok olacak. Dostlar, bizler bugün dayanışmamızı daha da büyütüp derinleştirmediğimiz takdirde atalarımızdan bize miras kalan ve yarın çocuklarımıza emanet edeceğimiz bir parça toprağımız kalmayacaktır. Toprağını seven, namus sahibi her köylü bu sese kulak vermelidir. İleride astımla, kanserle boğuşmak istemeyen her köylü bu sese kulak vermelidir. Tüm devlet yetkililer ve duyarlı her yurttaş bu sese kulak vermelidir.

    Buradan başta hükümete, Tarım Bakanlığı’na ve tüm yetkililere sesleniyoruz. Köyümüzün yanı başına açılmak istenen ocağın ÇED olumlu raporu bir an önce iptal edilmelidir.

    Bir kez daha ilçemizde ve nihayetinde köyümüz Çığlık’da açılacak maden ocağına karşı başta Polatdere, Kelhalil, Eskiköy,Şatıroba Çömlekoba, Gözene, Asipinar Hudut ve Dedeyazı köylüleri olmak üzere bu civarda arazisi olan olamayan herkesi duyarlı hareket etmeye, biz Çığlık Köylüleri ile birlikte dayanışma göstermeye ve mücadele etmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/MALATYA

  • Mahkeme, Poliporoilen Tesisi’nin ÇED olumlu raporunu iptal etti

    Mahkeme, Poliporoilen Tesisi’nin ÇED olumlu raporunu iptal etti

    PİRHA- Mersin’in Akdeniz ilçesinde kurulmak istenen Tekfen Poliporoilen Üretim Tesisi Yatırım Projesi ile ilgili alınan ÇED olumlu raporu, Mersin 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.

    Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Karaduvar Mahallesi’nde tarım alanında kurulmak istenen ve insan sağlığını olumsuz etkileyecek Tekfen Polipropilen Üretim Tesisi Yatırım Projesi ile ilgili alınan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararına karşı Mersin 2’nci İdare Mahkemesi kararını verdi.

    Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Barosu, Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve Halkların Demokratik Partisi’nin de (HDP) aralarında bulunduğu çeşitli sivil toplum örgütü ve siyasi parti yürütmenin iptali için Mersin İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

    Mersin 2’nci İdare Mahkemesi açılan davada, kararını açıklayarak, ÇED olumlu raporunu iptal etti.

    Mahkeme tarafından açıklanan kararda, “…ÇED raporunda uygulanacağı belirtilen fiziksel, kimyasal ve biyolojik arıtma uygulanacağı ve gerekli mühendislik hizmetinin alınacağı şeklinde taahhütlerinin somut ve denetime elverişli olmadığı, dolayısıyla söz konusu eksiklikler nedeniyle bilirkişilere projenin çevre üzerindeki olası olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olup olmadığının saptanabilmesi için değerlendirme yapılabilme olanağı bırakılmadığı, bu kapsamda bilirkişi raporunda yer verilen tespitler bağlamında, belirtilen korunmasına yönelik somut çözümler ve gerekçeler üretmekten uzak ve yetersiz şekilde hazırlandığı anlaşılan ÇED raporuna dayalı olarak verilen davaya konu ‘ÇED olumlu’ kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır” denildi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • TÜM-KÖY-SEN: Çiftçilerin sesini duyun, borçlardan icralık oluyoruz

    TÜM-KÖY-SEN: Çiftçilerin sesini duyun, borçlardan icralık oluyoruz

    PİRHA- Tüm Üretici Köylüler Sendikası (TÜM-KÖY-SEN) Malatya Şube Başkanı Ali Gürel, Pandemiyle birlikte çiftçinin borç batağına saplandığını ifade ederek “Üreticiler, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yüksek faizlerle çektikleri kredileri ödeyemez duruma geldi. Aldıkları tarımsal araç gereçlerinin parasını ödeyemedikleri için icralık oluyorlar” dedi.

    TÜM-KÖY- SEN üretici ve köylünün sesi olmak için Malatya’da yapılanmasını tamamlayarak açılışını gerçekleştirdi. Şube Başkanı Ali Gürel, sendikanın 2004 yılında kurularak, 41 ilde şube açtığını ancak “köylünün sendikası mı olur” denilerek, sendikanın kapatıldığını belirtti. Yoğun bir çaba sonucunda tekrar sendikanın açılarak, yasal statüye kavuştuğunu ifade eden Gürel, mahkeme kararıyla çalışma bakanlığından yetki alındığını, yeniden örgütlenme çalışmalarının başlamasıyla birlikte Malatya’da şube açtıklarını dile getirdi.

    “DOĞAMIZI YAŞANMAZ HALE GETİRİYORLAR”

    Ülkede tarım ve hayvancılık alanında sürekli geriye gidildiğini ve dışarıdan ürün ithal edildiğini belirten Gürel, açıklamasının başında maden ocaklarına değindi. Gürel, “Son yıllarda buna bir de çevre ve ekoloji sorunları eklendi. Özellikle son yıllarda tüm Türkiye’de verilen ÇED raporlarıyla neredeyse bütün dağlar, ovalar, meralar 49 yıllığına yerli ve yabancı şirketlere kiralanıyor. Bu şirketler siyanürle altın arama başta olmak üzere taş ocakları, maden ocakları, HES’ler ile doğamızı talan edip yaşanmaz hale getiriyorlar. Su kaynaklarını yok ediyor, tarım arazilerini, orman arazilerini adeta yok ediyorlar.” dedi.

    “ÇİFTÇİ KREDİLERİNİ ÖDEYEMİYOR”

    Çiftçinin çektiği kredileri ödeyemediğine dikkat çeken Gürel; “Üretici köylülerimiz Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yüksek faizlerle çektikleri kredileri ödeyemez durumdalar. Aldıkları tarımsal araç gereçlerinin parasını ödeyemedikleri için icralık oluyorlar. Bir tarım ülkesi olan ülkemizin neredeyse ithal etmediği ürün kalmadı. Tarım politikaları sonucu üretime dayalı bir tarım yapılamaz hale geldi. Yani üretici köylü desteklenmediği gibi, bu borçlar yüzünden traktörlerini, hayvanlarını satmak zorunda kalıyorlar. Bizler tarımın ve çevrenin sorunlarını burada anlatmakla bitiremeyiz. Dolayısıyla sorunlarımızı örgütlü bir şekilde dile getirmek, mevcut hükümeti uyarmak, halkımızı duyarlı hale getirmek için sendikamız çatısı altında örgütlenmemiz gerekiyor. Nasıl ki işçilerin, memurların sendikaları varsa, bu sendikalar üyelerinin ekonomik özlük ve sosyal hakkını savunuyorsa, bizler de tüm üretici köylülerimizin haklarını aramak, sorunlarını tek elden dile getirmek, çözüm yolu bulmak için tüm üretici köylüleri Tüm Köy Sen çatısı altında birleşmeye, üye olmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanı imara açıldı

    Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanı imara açıldı

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanını imara açarak ‘ticaret alanı’ ilan etti.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanını imara açarak ‘ticaret alanı’ ilan etti. Bin 443 ağaç bulunan parselin 61 bin metrekaresine 2 katı geçmeyecek AVM, otel, çarşı finans kurumu gibi ticari birimler inşa edilebilecek. Söz konusu arazi, daha önce ormana yapılması gündeme gelen 553 adet villa projesinin ortasında bulunuyor. Bakanlık, daha önce 20 adet otel ve 13 adet spor tesisi yapılmasını planladığı araziyi, bu kez yeni plan hazırlayarak askıya çıkardı.

    “ÇED gerekli değildir” kararının ardından yapımından vazgeçilen villa projesinin ortasında kalan parsel, Çevre Düzeni Planı’nda “tarımsal niteliği korunacak alan” olarak belirlenmiş durumda.

    TARIM DIŞI KULLANIMA İZİN VERİLDİ

    Parsel için yapılan plan değişikliğinin raporuna göre parselin tarım dışı kullanılabilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan kamu yararı kararı alınarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na gönderildi. Bakanlık da 18 Eylül 2019 tarihli kararı ile parselin tarım dışı kullanılmasına izin verdi.

    “Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” statüsü de taşıyan parsel için hazırlanan imar planlarında alanın yüzde 55’i yani 61 bin metrekaresi ticaret alanı, kalan yüzde 45’i ise eğitim, ibadet, park ve yol olarak planlandı. Alanın 7 bin metrekaresi ilkokul, 3 bin metrekaresi cami, 18 bin 645 metrekaresi park, 3 bin metrekaresi pasif yeşil alan, 17 bin 814 metrekaresi yol için ayrıldı.

    Plan değişikliği kapsamında hazırlanan “Ağaç Rölöve Raporu”na göre parselde 21 farklı türde bin 443 adet ağaç saptandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Avanos’taki ağaç katliamı Meclis gündeminde

    Avanos’taki ağaç katliamı Meclis gündeminde

    PİRHA-HDP’li Ali Kenanoğlu, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Avanos’taki Ziyaret Dağı’nda, Kanadalı maden şirketinin ağaç keserek yaptığı sondaj faaliyetini Meclis gündemine taşıdı.

    Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Özkonak kasabasındaki Ziyaret Dağı’nda Kanadalı bir altın madeni şirketi, ağaçlandırma alanında, ağaçlara keserek ‘altın arama’ çalışmaları başlatırken, çevre örgütleri, aktivistler ve yurttaşlar sosyal medya üzerinden tepkilerini dile getirdi. Change.org sitesinde ‘Özkonak’ta Doğa Katliamına Dur Diyelim!’ ismiyle kampanya başlatırken, doğa katliamı Meclis gündemine taşındı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Kapadokya bölgesinde yürütülen maden faaliyetlerini Meclis gündemine getirdi.

    Kenanoğlu, Avanos’taki Ziyaret Dağı’nda Kanadalı maden şirketi Centerra Gold’un altın arama çalışmaları kapsamında ağaç katliamı yaptığını ifade etti. Kenanoğlu, Kanadalı şirketin 1998 yılında Kırgızistan’da 1.7 ton siyanürü içme suyuna karıştırması sonucu 5 bin insanın zehirlendiği olayı hatırlatarak bölgede oluşacak riskleri Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu.

    Kenanoğlu, yönelttiği soru önergesinde “Tarihi bir bölge olan Avanos Özkonak’ta, içme ve tarımsal sulama kaynaklarının yer aldığı, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü Ziyaret Dağı Maksut Mevkiinde, altın arama faaliyetlerini başlaması bölgede yaşayanların itirazları ile birlikte tedirginliğe yol açmıştır” diyerek şu soruları yöneltti:

    “-Ağaçlandırma alanında maden araması çalışması için ÇED raporu alınmış mıdır?

    -Maden arama sahasında kaç ağaç kesimi yapılacaktır?

    -İçme suyu ve tarımsal sulama kaynaklarının bulunduğu alanda bu faaliyetlerin yürütülmesi halinde insan sağlığına ve bölgeye vereceği olası zarar hususunda etki analizi yapılmış mıdır?

    -Bu maden sahasından etkilenecek olan yöre halkı bilgilendirilmiş midir?

    -Tarım ve hayvancılığın devam ettiği bölgede yöre insanının itirazları neden dikkate alınmamaktadır?

    -İnsanların yaşam ve geçim alanlarına, su kaynaklarına, tarım arazilerine, kültürel geçmişe, doğaya ve canlılara zarar vermesi muhtemel olan bu maden işletmesine izin verilecek midir?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevi ziyaret mekanlarına dönük saldırıları durdurun’-VİDEO

    ‘Alevi ziyaret mekanlarına dönük saldırıları durdurun’-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuştu. ÇED raporlarının yok sayılarak maden sahalarının sebep olduğu doğa talanına değinen Kenanoğlu, Alevilerin ibadet alanlarına yönelik ‘madencilik’ adı altında yapılan saldırılara da dikkat çekti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2021 Yılı Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuştu.

    Kenanoğlu’nun öncelikli gündemi Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarının tanınmayarak yapılan maden işletmeleri oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, maden sahaları konusunda köylülerin yanında olmadığını söyleyen Kenanoğlu, şirketlerin korunduğunu ifade etti.

    Kenanoğlu, “talana göz yumuluyor” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bunu örnekleriyle ifade edebiliriz. Şirketler kapasiteyi eksik gösterip ‘ÇED gerekli değildir.’ kararlarıyla faaliyetlerine devam ediyor ve bu konuda etkin bir inceleme yapılmıyor ki Sayıştay raporlarına girmiş bu. Mahkeme ‘ÇED gerekli değildir.’ kararını iptal etmesine rağmen çalışmasına izin veriliyor, göz yumuluyor. Samsun Çarşamba Ovası’nda olduğu gibi. Daha önce davalık olup Danıştay kararıyla durdurulan projeler yeniden başlatılıyor, Van Erciş Zilan Deresi’nde olduğu gibi. Diğer taraftan pandemiyi fırsata çevirip şirketler lehine, çevre ve doğa savunucuları aleyhine tavırlar sergileniyor. Örneğin, Kaz Dağları’nda, orada hiçbir çıkarı olmayan, hiçbir maddi beklentisi olmayan insanlar sırf yaşadıkları doğayı, çevreyi korumak adına orada bir nöbet tutuyorlar. Onlara pandemi nedeniyle, pandemi kurallarını ihlal ettiniz diye yüz binin üzerinde para cezası kesiliyor. Yani ne hikmetse bu virüs AK PARTİ mitinglerine hiç bulaşmıyor. Siz burada kimden yanasınız? Doğadan, çevreden mi yanasınız, yoksa şirketlerden mi yanasınız? Aslında sorunun cevabı da uygulamalarda çok net bir şekilde belli oluyor.”

    “ALEVİLERİN ZİYARET MEKANLARINA SALDIRILIYOR”

    Kenanoğlu, Alevilere ait ziyaret mekanlarına dönük saldırıları da gündeme getirerek şunları söyledi:

    “İşte; Dersim Munzur Gözeleri, Halbori Gözeleri, Adıyaman Kömür Beldesi, Sivas Hafik Beykonağı, Antalya Abdal Musa gibi bunları sayabiliriz. Şimdi, buralarda ne oluyor? Maden sahaları ilan ediliyor ve arkasından itiraz edildiği zaman Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na müracaat ediliyor, oradan da ‘uygundur raporu’ geliyor filan, dolayısıyla burada da bir saldırı söz konusu. Bu anlamıyla burada halkın beyanını ve onların değerlerini esas almak gerektiğini görmemiz gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA