Etiket: Cem vakfı

  • Kıraç Cemevi’nde tapu krizi: Bu cemevini halk kurdu, halk yönetecek-VİDEO

    Kıraç Cemevi’nde tapu krizi: Bu cemevini halk kurdu, halk yönetecek-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Esenyurt’taki Kıraç Cemevi’nde yönetim ve mülkiyet tartışması büyüyor. CEM Vakfı’na verilen tapu kararına tepki gösteren mevcut yönetim ve mahalle sakinleri, cemevinin halkın emeğiyle kurulduğunu belirterek, yönetimin de halkın iradesiyle belirlenmesi gerektiğini savundu.

    İstanbul Esenyurt’ta bulunan Kıraç Cemevi’nde yönetim ve mülkiyet üzerinden yaşanan tartışmalar yargıya taşınıyor. 21 Haziran’da mahalle halkının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen protestoda, cemevinin yıllardır halkın emeğiyle ayakta tutulduğu vurgulanırken, CEM Vakfı’nın yönetim değişikliği girişimi ve tapu süreci tepkiyle karşılandı.

    Kıraç Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Evren Kaya, cemevinin kuruluş sürecinde devletin doğrudan bir müdahalesinin bulunmadığını ancak yapının resmi statü kazanabilmesi için dönemin koşullarında CEM Vakfı ile ilişki kurulduğunu anlattı.

    Kaya’nın aktardığına göre maliye arazisi üzerinde inşa edilen yapının çeşitli resmi işlemleri sonradan tamamlandı. O dönem Alevi toplumunu temsil eden en güçlü kurumsal yapılardan biri olarak gördükleri CEM Vakfı ile yapılan görüşmeler sonucunda cemevinin vakıf çatısı altında temsil edilmesine karar verildi.

    Uzun yıllar boyunca vakfın cemevinin iç işleyişine müdahale etmediğini belirten Kaya, ilişkinin büyük ölçüde sembolik düzeyde sürdüğünü ifade etti.

    “POLİS EŞLİĞİNDE GELDİLER”

    Yaklaşık sekiz ay önce cemevinde daha genç isimlerden oluşan yeni bir yönetim oluşturduklarını belirten Kaya, bu değişikliğin usulüne uygun biçimde CEM Vakfı’na bildirildiğini söyledi.

    Ancak vakfın bu değişikliği onaylamak yerine farklı bir yönetim atama girişiminde bulunduğunu öne süren Kaya, CEM Vakfı temsilcilerinin polis eşliğinde cemevine gelerek yeni bir yönetim atandığını bildirdiklerini söyledi.

    Atanan kişilerin mahalle ve cemeviyle organik bağlarının bulunmadığını savunan Kaya, yaşananların ardından vakıfla olan ilişkilerini sonlandırma kararı aldıklarını belirtti.

    “Buranın yönetimi ve kararı halkındır” diyen Kaya, bağımsız bir örgütlenme sürecine girdiklerini ifade etti.

    BAĞIMSIZ DERNEK KURULDU

    Yaşanan gelişmelerin ardından mahalle sakinleri ve mevcut yönetim tarafından “Halk Temsiliyeti Bağımsız Derneği” kuruldu.

    Derneğin kuruluş başvurusunun onaylandığı belirtilirken, bu süreçte CEM Vakfı’nın da kaymakamlığa başvurarak cemevinin kendilerine ait olduğu yönünde beyanda bulunduğu aktarıldı.

    Evren Kaya, kaymakamlık tarafından yapılan incelemelerde yalnızca bazı faturaların vakıf adına düzenlenmiş olmasının mülkiyet açısından yeterli görülmediğini, asıl önemli olanın cemevinin halka hizmet verip vermediği olduğunu ifade etti.

    “BEKLENEN BİAT GERÇEKLEŞMEDİ”

    Evren Kaya’ya göre vakfın sert tutumunun temel nedeni beklentilerinin karşılanmaması.

    Önceki yıllarda doğrudan müdahalelerin yaşanmadığını belirten Kaya, son dönemde daha siyasi ve güç odaklı bir yaklaşımın benimsendiğini öne sürdü.

    Kendilerinin ise herhangi bir siyasi ya da kurumsal bağlılık yerine mahalle halkıyla birlikte hareket etmeyi tercih ettiklerini söyledi.

    TAPU CEM VAKFINA VERİLDİ

    Taraflar arasındaki anlaşmazlığın merkezinde ise cemevinin tapusu bulunuyor.

    Kaya’nın verdiği bilgiye göre yaklaşık 10 gün önce bakanlık tarafından Kıraç Cemevi’nin tapusu resmi olarak CEM Vakfı’na verildi.

    Dernekle birlikte kendilerinin de başvuruda bulunduğunu belirten yöneticiler, Milli Emlak Şefliği’nin inceleme yaptığını ve 700 kişinin imzasını içeren destek dosyasını yetkililere sunduklarını ifade etti.

    Buna rağmen kararın CEM Vakfı lehine çıktığını söyleyen Kaya, süreci yargıya taşıyacaklarını açıkladı.

    “Yargıya inanıyoruz ancak mücadelemizi yalnızca mahkemelerde değil, sokakta ve meydanlarda da sürdüreceğiz” diyen Kaya, kararın değişmesi için hukuki ve toplumsal mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

    “BU CEMEVİNİN TEMELİNDE ALIN TERİMİZ VAR”

    Mahalle sakinleri de mevcut yönetime destek veriyor.

    1997 yılından bu yana bölgede yaşayan Yazgül Odabaş, cemevinin yapımında mahalle halkının büyük emeği olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Buranın temelinde babamın alınteri var. İnsanlar kendi emekleriyle bu cemevini yaptı. Kimisi kum getirdi, kimisi tuğla taşıdı. Buranın CEM Vakfı’yla bir bağı yok. Biz halkın kendi iradesiyle seçtiği bir yönetim istiyoruz.”

    Mahallede yaşayan genç bir yurttaş ise çocukluğundan beri cemevine geldiğini ve ailesinin kuruluş sürecinde yer aldığını belirterek, “CEM Vakfı’nın burada ne bir taşı ne bir tuğlası var. Mahalle halkı olarak bu durumu kabul etmiyoruz. Buraya gelmeleri yalnızca olumsuz duygular yaratıyor” dedi.

    Kıraç Cemevi’nde yaşanan yönetim ve mülkiyet krizi, tapunun CEM Vakfı’na verilmesinin ardından yeni bir aşamaya taşınırken, mevcut yönetim ve mahalle sakinleri mücadeleyi hem hukuki zeminde hem de toplumsal alanda sürdüreceklerini belirtiyor. Gözler ise bundan sonraki yargı sürecine çevrilmiş durumda.

    Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

  • Kurum başkanlarından Cem Vakfı’na tepki: Yol’umuzun devletle bağı yoktur, özgündür!

    Kurum başkanlarından Cem Vakfı’na tepki: Yol’umuzun devletle bağı yoktur, özgündür!

    PİRHA- Alevi kurum başkanları, Cem Vakfı’ndan, Diyanet, MİT ve HÜDA PAR’a gönderilen dilekçe sebebiyle tepkilerini dile getirdi. Alevi kurum başkanları, “Cem Vakfı, yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek için bir aparat görevi görüyor. Bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler” diye ifade etti.

    Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cem Vakfı), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a geçtiğimiz Haziran ayında dilekçe yazdığı ortaya çıktı.

    Söz konusu dilekçede, Aleviliğin Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir biçimde inanç olarak tanınması istendi. Vakıf, Alevi dedelerinin (Dede-Baba) devlet nezdinde “inanç önderi” olarak kabul edilmesi, cemevlerinde görev yapan personelin kamu görevlisi statüsüne geçirilmesi ve zorunlu din derslerinin seçmeli hale getirilmesi taleplerini de açıkladı.

    Cem Vakfı’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a mektup gönderdiğinin ortaya çıkması tepkileri de beraberinde getirdi.

    Alevi inancının rızalık üzerine kurulduğunu vurgulayan Aleviler, Aleviliğin, ne saraya, ne de istihbarata kapı çalarak var olmadığının altını çizdi.

    Aleviliğin, devletten “izin” değil, insandan “rızalık” isteyen bir inanç olduğu yorumları öne çıkarken, mektuplarının gönderildiği kurumların her birinin, Alevi toplumunun hafızasında yara açmış kurumlar olduğu belirtildi.

    “ALEVİLİK, TANIMA SIĞMAZ!”

    Bu kurumlara Aleviliği “tanıyın” demek ile, ‘kurdu koyunlara bekçi yapma’nın aynı olduğunu dile getiren Aleviler, Aleviliği İslam ile daraltmanın, Diyanet’in söylemini meşrulaştırmak olduğunun altını çizdiler.

    Aleviliğin halkın adalet, paylaşım ve eşitlik arayışının Yol’u olduğunu dile getiren Aleviler, “Devletin tanımladığı her inanç, bir gün o tanımın sınırlarına mahkûm olur. Alevilik, tanıma sığmaz; çünkü onun harfleri dille değil, direnişle yazılmıştır. Alevilik, iktidardan onay alarak değil, zulme baş kaldırarak var oldu” dedi.

    “ALEVİLİĞİN TALEBİ ‘TANINMAK’ DEĞİL, EŞİT YAŞAMAKTIR”

    Aleviler, yorumlarını şöyle sürdürdü:

    “Alevi toplumunun inanç merkezlerinin hâlâ ibadethane sayılmadığı, zorunlu din derslerinin hâlâ dayatılıyor, Alevi köylerine hâlâ imam atanmaya çalışıldığı bir dönemde Diyanet’e “bizi tanıyın” demek, yangını söndürmek için benzine dilekçe dökmektir. Aleviliğin talebi “tanınmak” değil, “eşit yaşamak”tır. Laik bir ülkede hiçbir inanç devletten onay almak zorunda kalmamalıdır. Devletin görevi inançları tanımlamak değil, hepsine eşit mesafede durmaktır. Alevilik devletin sofrasında yer açmak için değil, halkın vicdanında adalet sofrasını büyütmek için vardır. Cem Vakfı’nın gönderdiği mektuplar, bir inancın bürokrasiye sığdırılmasının sembolü oldu. Oysa Alevilik, dilekçeyle değil, deyişle konuşur. Hakikat, devlet kapılarında değil; cem meydanında, niyazda, lokmada, rızalıkta bulunur. Alevilik, devletin tanımını değil, halkın vicdanını bekler.”

    ALEVİ KURUM BAŞKANLARINDAN TEPKİ!

    Cem Vakfı’nın dilekçesine Alevi kurum temsilcileri de tepki gösterdi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviliğin, Cem Vakfı’nın tanımladığı gibi bir inanç olmadığının altını çizerek şu sözlerle tepki gösterdi:

    “Halk nasıl inanıyorsa o şekilde ibadetini yapar, ocağını, Yol’unu sürdürür. Bizimki bir din değildir, Yol’dur. Yol’umuzun da devletle bağı yoktur, özgündür. Cem Vakfı’nın, devlet tarafından, Demirel’in talimatıyla kurulduğu tescillenmiş bir durumdur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da Süleyman Soylu döneminde kurulup cemevleri ziyaret edilip yardımlarla, baskılarla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. İnsanların kendi öz gücüyle yaptığı kurumlar, bu şekilde baskıyla ele geçirilmiş vaziyette.

    Alevilik, bu şekilde kabul edilirse Alevilik olmaktan; yani Reya Hakk olmaktan, halkın gönlündeki, nezdindeki inanç olmaktan uzaklaşacak. Bu yapılanlar, devletin Aleviliği İslam inancı içinde eritmeye çalıştığı politikalarının zirve yapmış halidir. Yani devlet, kendi kurduğu kurumuyla tekrar Alevilik adına, kendi kurumlarına; Diyanet’ine ve Alevilerin en çok mesafeli durduğu Hüda Par gibi bir kuruma dilekçe vererek inancın ‘din’ olarak tanınmasını istiyor. Bunu bir ‘inanç’ ve ‘yol’ olarak da zaten tarif etmiyor. Yapılanların bizim nezdimizde hiçbir geçerliliği, kıymeti yoktur. Şimdi bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler. İyi niyetli bir adım olarak görmüyoruz.”

    “KURULUŞ AMACINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Cem Vakfı’na tepki gösteren bir diğer isim de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan oldu. Üç farklı adrese gönderilen söz konusu dilekçeye işaret eden Aslan “Cem Vakfı’nın kuruluşundan bugüne kadarki misyonunun aynısı. Demokratik Alevi kurumlarının taleplerini sulandıran, iktidar yanlılarına şirin gözükmeye çalışan bir misyon üstleniyor” eleştirisini yaptı.

    “Alevi toplumunun talepleri ne Milli İstihbaratın, ne Diyanet’in ne İçişleri Bakanlığı’nın, ne de gerici, ırkçı bir partinin konusu değildir” diyen Aslan, şu görüşleri paylaştı:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep eden Alevi örgütlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir talepte bulunup inancımızın ne olduğunu ya da kabulüne dair bir söz kurmak ancak ve ancak Cem Vakfı gibi bir kuruma yakışır. Bu sadece Alevi kurumların taleplerini sulandırmaktır. Cem Vakfı hangi amaçla kuruldu? Bugün de o amacını sürdürmeye çalışıyor.

    Son dönemlerde moda oldu. Alevi Güç Platformu gibi milliyetçi, ırkçı, tekçi anlayışlar devrede. Yeni yeni Alevi kurumları oluşturuyorlar. Alevilerin taleplerini, gündemi değiştirmeye çalışan, suni gündem yaratmaya çalışan anlayışlar arttı. Cem Vakfı’nın da amacı aynı. Sadece mevcut demokratik Alevi kurumlarının eşit yurttaşlık mücadelesini sekteye vurmak, gündem değiştirmekten başka bir şey değil.”

    “DEVLETE ‘KIYMETİMİZİ BİLİN’ MESAJINI VERMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de Cem Vakfı’nın söz konusu dilekçeyle “devletin kendisine yüklediği misyonu yerine getirdiğini” söyledi. Erçe, eleştirilerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Cem Vakfı, bir truva atı görevi de görüyor. Maalesef yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek, kendi içinde kırmak için bir aparat görevi görüyor. Ne zaman Aleviler ayağa kalksalar, ne zaman toplu hareket etme eğilimi içerisinde olsalar var olan hareketi mücadeleyi kırmaya çalışıyorlar. Şimdi de kafa karıştıran, Alevilik inancıyla asla örtüşmeyen, uzaktan yakından ilgisi olmayacak ifadelerle Hüda Par gibi Sivas Katliamı’nda rol oynamış bir anlayışa, MİT ve devletin birimleriyle yazışarak, Alevi dünyasının üzerinde uzlaştığı bütün talepleri bir anlamıyla kıvırıp, sulandırarak yeni bir hat çizmeye çalışıyor. Ve aslında bir anlamda da devlete bir mesaj daha veriyor. ‘Kurulduğu günde bize hangi misyonu yüklediyseniz aynı yerdeyiz, aynı yerde size hizmet ediyoruz. Kıymetimizi de bilin’ mesajını vermeye çalışıyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Cem Vakfı’ndan MİT’e, Diyanet’e ve HÜDA-PAR’a Aleviliğin tanınması için dilekçe!

  • Cem Vakfı’ndan MİT’e, Diyanet’e ve HÜDA-PAR’a Aleviliğin tanınması için dilekçe!

    Cem Vakfı’ndan MİT’e, Diyanet’e ve HÜDA-PAR’a Aleviliğin tanınması için dilekçe!

    PİRHA- Cem Vakfı, Aleviliğin “inanç olarak tanınması” talebiyle Diyanet, MİT ve HÜDA PAR’a dilekçe gönderdiği ortaya çıktı.

    Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cem Vakfı), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a 24 ve 26 Haziran 2025 tarihlerinde dilekçe yazdı.

    Cem Vakfı Genel Başkanı Ahmet Rasim Tüken imzasıyla gönderilen dilekçelerde, Aleviliğin doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir biçimde inanç olarak tanınması istendi. Vakıf, Alevi dedelerinin (Dede-Baba) devlet nezdinde “inanç önderi” olarak kabul edilmesi, cemevlerinde görev yapan personelin kamu görevlisi statüsüne geçirilmesi ve zorunlu din derslerinin seçmeli hale getirilmesi taleplerini sıraladı. Dilekçelerde ayrıca, Anayasa’nın eşit yurttaşlık ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen maddelerine atıf yapılarak, “Aleviliğin inanç temelli ayrımcılığa uğradığı” dile getirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede ve kurum yöneticileri, Tekirdağ halkının neden Cem Vakfı’ndan ayrıldığını anlattı!

    Dede ve kurum yöneticileri, Tekirdağ halkının neden Cem Vakfı’ndan ayrıldığını anlattı!

    PİRHA – Şarköy ilçesinde yaşayan Alevi yurttaşlar, belediye tarafından yapılıp Cem Vakfı’na tahsis edilen cemevi için itirazlarını dile getirdi. Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı’nın demokratik bir yönetime sahip olmadığını belirterek “Bunlarda demokrasi ve adalet yok. Tepeden inme, tek adam yönetimi mevcut” dedi. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği yöneticilerinden Hüseyin Kerimoğlu ise” Kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Başkaları tarafından yönetilmek istemiyoruz” diyerek Cem Vakfı’nı eleştirdi.

    Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilip Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’nın (Cem Vakfı) hizmetine sunulan cemevi sebebiyle başlayan tartışma sürüyor. Yedi yıldır Cem Vakfı yönetiminde olan Şarköy Cemevi için yapılan protokol ise 5 Ekim 2025 itibariyle sona erdi.

    Bölge halkı, yeni yapılacak protokolün Cem Vakfı yerine yerel halkla yapılması konusunda ısrarcı. Cem Vakfı’nın demokratik bir yönetim programının olmadığını ifade eden yurttaşlar, Şarköy Cemevi’nin yönetimi için Şarköy Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında bir araya geldi.

    Garip Musa Ocağına mensup Mert Ali Erdoğan, uzun yıllar boyunca Şarköy Cemevi’nde dedelik hizmeti yürüttü. Ancak yakın zaman öncesinde Cem Vakfı’yla yaşanan anlaşmazlıklar sonucu Dede Erdoğan, vakıf ile yollarını ayırdı. “Bizi ekarte ettiler” diyen Mert Ali Erdoğan ile Şarköy ilçesindeki Alevilerin durumunu ve ülke siyasetinin Alevi sorununa yaklaşımını konuştuk.

    “KERBELA’YI UNUTAMADIĞIMIZ GİBİ MARAŞ’I DA UNUTAMAYIZ”

    Aynı zamanda emekli öğretmen olan Dede Mert Ali Erdoğan, sözlerine “Bizim üzerimizde kozmopolitik oyunlar oynanmakta” diyerek başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, cemevleri statüsü hakkında yaptığı konuşmayı işaret eden Erdoğan, “Bizler, Kerbela’yı unutabilir miyiz? Unutamayız. Kerbela’yı unutamadığımız gibi Maraş’ı da Sivas’ı da unutamayız. Kerbela 1500 yıl olmuş! Maraş, Sivas, Çorum daha dün yaşandı, nasıl unutacağız? Maraş Katliamı’ndaki bir kadın, eşine ‘Beni sen öldür, onlar öldürmesin’ diyor. Bunları düşününce şu an dahi gözlerim doluyor” değerlendirmesini yaptı.

    “CEM VAKFI’NIN TABELASINI CEMEVİMİZİN DUVARINDAN İNDİRSİNLER”

    Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı’yla neden yol ayrımı yaşadıklarını ise şu sözlerle özetledi:

    “Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, kimseden 5 kuruş para almadan Şarköy Cemevini yaptı ve teslim etti. Ama bizler, Cem Vakfı’nın yönetim biçimini hiç incelemedik, araştırmadık. Böyle bir şeyi düşünmedik bile. İşte ‘Prof. İzzettin Doğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti şu oldu, bu oldu diye’ hep sahip çıktık. Fakat bilmedik. Biz ‘demokrasi, adalet, hak, hukuk, seçim’ diyoruz ama meğerse bunlarda bunun hiçbirisi yokmuş. Demokrasi yok. Adalet yok. Seçim yok. Tepeden inme tek adam yönetimiyle 2024-2025 arasında altı kere yönetim değişti! Tepeden, bu adamlara en iyi uşaklık yapacak birisini arıyorlar!

    Biz diyoruz ki ‘Şarköy’deki cemevini Şarköy’deki Aleviler yönetsin. Ama bizim cemevini İstanbul’dan yönetiyorlar! İstanbul’daki Cem Vakfı’nın genel müdürünü Şarköy’de kimse tanımaz. O müdür, Şarköy’e hiç gelmiş mi? Şarköy’e atadığı kişiyi, halk dede olarak kabul ediyor mu? Çünkü sonradan duyduk ki Cem Vakfı’nın içinde bir sürü ‘dikme dede’ mevcutmuş. Dede olmadığı halde dedelik yapanlar varmış. Onlar da sonradan birbirini ihbar ettiler. Kısacası, uzaktan yönetimi, tek adam sistemini istemiyoruz. Cem Vakfı’nın tabelasını cemevimizin duvarından indirsinler istiyoruz.”

    “VERDİĞİ HİÇBİR ŞEY YOK AMA HEP ALMAK PEŞİNDE!”

    2021-2022 yıllarında Şarköy Cemevi yönetiminde olan Hüseyin Kerimoğlu da gelinen süreç sebebiyle rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Cem Vakfı’nın, Şarköy Cemevi’ne hiçbir katkısının olmadığını vurgulayan Kerimoğlu, “Çünkü özgürce hiçbir hareketimiz olamıyordu. Emir dikta ediliyordu” dedi.

    Cemevinde görev aldığı yıllarda saymanlık yaptığını belirten Kerimoğlu, şu bilgileri paylaştı:

    “İnsanlardan aldığımız bağışların yüzde 20’sini almak gibi talepleri olmuştu. Ancak bizler bütçemizde para bulundurmadığımız için o dönem bir şey vermedik. Fakat bizden önceki dönemlerde Cem Vakfı, kesilen makbuzlardan, bağışlardan yüzde 20 oranında para almış. Verdiği hiçbir şey yok ama almak peşinde! Yani oraya bir katkısı yok. Sadece ismini kullanarak kendisini Türkiye çapında bir örgütmüş gibi lanse etmek amacıyla Cemevlerini elinde tutmak istiyor. İçlerinde değerli insanlar var tabi ki ancak Cem Vakfı’nın yönetimine, yönetme tarzına karşıyız.

    Biz  istiyoruz ki dünyada da, Türkiye’de de, cemevimizde de tek ağızdan, tek kişiden, tek noktadan yönetilmeyelim. Fikir birliğinde, akıl birliğinde birleşerek yönetelim. Orayı tek kişi yönetmesin. Cemevinin yönetimini, Şarköy’de yaşayan Alevi canlar seçsin. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği’ni iki yıl önce kurduk ancak şu an bir ofisimiz dahi yok. Ancak şimdiden sonra sayın belediye başkanımızdan ricamız; cemevini bize verin. Şarköy’deki Aleviler cemevini yönetsin diye düşünüyoruz. Kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Başkaları tarafından yönetilmek istemiyoruz.”

    Eren GÜVEN/TEKİRDAĞ

  • Cem Vakfı’ndan kopuşlar sürüyor; Kıraç Cemevi de dayatmaya itiraz etti!

    Cem Vakfı’ndan kopuşlar sürüyor; Kıraç Cemevi de dayatmaya itiraz etti!

    PİRHA – Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’nın (CEM VAKFI) Kıraç Cemevi yönetimine “Kayyum” usulüyle kadro atadığı ifade edildi. Hasan Kaya başkanlığındaki yönetimin yerine, bu zamana dek cemevinde hiçbir hizmeti olmayan isimlerin getirilmek istendiği bilgisi verildi. Mevcut yönetim, duruma itiraz ederek yargı süreci başlattı.

    Siyasal iktidarla kurduğu yakın ilişki sebebiyle eleştirilerin odağında olan Cem Vakfı’ndan kopuşlar sürüyor. Rızalık kültürünün işletilmediği vakıfta, demokratik yöntemlerden de uzak bir tavır sergileniyor.

    Esenyurt İlçesindeki Kıraç Cemevi de Cem Vakfı’nın baskıcı politikaları sebebiyle ayrılık kararı aldığını açıkladı.

    Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kaya, 4 Ekim’de kendilerine ulaşan kararla birlikte cemevi yönetiminden uzaklaştırılmak istendiğini öğrendi. Söz konusu karara tepki duyan Kaya ve beraberindeki yönetimi, 6 Ekim’de duruma itiraz etti ve Cem Vakfı’ndan ayrılmak için yasal süreç başlattı. Yapılanı “kayyum atamak” sözleriyle tarif eden Kaya, “Alakası olmayan kişileri yönetici yaptılar. Ancak buranın inşaatını biz yaptık, kurduk, emek verdik” dedi.

    “SABIKASI OLANI DAHİ YÖNETİM LİSTESİNE YAZMIŞLAR!”

    Hasan Kaya, Kıraç Cemevi’nin 2006 yılında yapıldığını ve günümüze kadar sorunsuz bir yönetim anlayışıyla hizmet verdiğini de söyledi. 19 Yıldır yönetimde yer aldığını belirten Kaya, ilk kez merkezden bir atama yapıldığının altını çizdi. Atanan yönetim kadrosunu tanımadıklarını söyleyen Kaya, yaşananları şu sözlerle özetledi:

    “Bu atanan kişiler, cemevinin nerede olduğunu bilmiyorlar! Cemevi ile hiç alakası olmayanları yönetime yazdılar. Fakat biz henüz görevimizden ayrılmadık. Karara karşılık dava açtık. Yapılanlara ilişkin yetkileri yok. Yönetime atadıkları bir kişinin sabıkası var! Biliyorsunuz, sabıkalılar cemevine giremez. Hatta bu kişi, ‘benim sabıkam var, listeye yazmayın’ falan demiş. Kendisi itiraf etmiş. Ruhsatsız silah bulundurmak, kavga, dövüş yapmış. Kendi söylediği halde onu da yazmışlar. Yönetimi doldurmak adına yoldan geçeni yazmışlar.

    Bu zamana kadar Cem Vakfı’na bir muhalefet de yapmadım. Cem Vakfı’nda genel kurulla yönetim belirleme durumu eskiden vardı ama şimdi bunlar kendi kafasına göre karar almışlar. Atama usulüyle yapıyorlar. Hiçbir yasal dayanakları yok yani. Zaten yönetimi bırakacağım. Rahatsızım ve artık yaşlandıkça hastalıklarım oluştu. Bu sebeplerle genç ve yeni bir yönetim oluşturduk. 4 Ay önce listeyi gönderdik ancak onaylamadılar. Pırıl pırıl, hepsi eğitimli insanlardı. Ancak şimdi kendi kafasına göre liste oluşturmuşlar. İlgisi alakası olmayan, sarhoşu, berduşu, tinercisini; hepsini yazmışlar. Listeyi görünce şok oldum. Buranın inşaatını yapan, arsa tahsisini yaptıran benim. İzzettin hocayı sevdiğimiz için gittik onun çatısı altında bir şey kurduk. Benzer durumlar Şarköy Cemevi’nde, Maltepe Cemevi’nde de oldu. Bana yaptıklarının aynısını onlara da yaptılar ve vakıftan ayrıldılar.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cem Vakfı, Şarköy Cemevi’ni 7 yıldır rızasız yönetiyor!

    Cem Vakfı, Şarköy Cemevi’ni 7 yıldır rızasız yönetiyor!

    PİRHA – Şarköy Alevi Bektaşi Derneği, yerel yönetim tarafından Cem Vakfı’na tahsis edilen Şarköy Cemevi’nin kendilerine tahsis edilmesi için talebini sürdürüyor. Konuya ilişkin açıklama yapan dernek yönetimi, Cem Vakfı’nın, atama yöntemiyle dışarıdan yönetici tayin ettiğini belirtti. Belediye yönetimine hitaben yapılan açıklamada ise “Şarköy Cemevinin, Şarköy halkına tahsis edilmesini talep ediyoruz” denildi.

    Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık yedi yıl önce inşa ettiği cemevi binasının devrini Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’na (Cem Vakfı) verdi. Yerel halk, yapılan bu devir işlemine itiraz ederek, “Cemevinin, Şarköy ilçemiz dışında kurulmuş olan Cem Vakfı’na verilmesini kabul etmiyoruz” diyerek itirazda bulundu.

    “BU VAKIFTA DEMOKRASİ İŞLEMEMEKTE”

    Konuya ilişkin yazılı açıklama da paylaşan Şarköy Alevi Bektaşi Derneği yönetim kurulu üyeleri, Cem Vakfı’nın merkezinin İstanbul’da olduğuna vurgu yaptı. Dernek yönetimi, Cem Vakfı yönetiminde olan cemevinin tahsis süresinin 5 Ekim 2025’te son bulacağı bilgisini de paylaştı. Açıklamada “Bizler Cemevi’nin İstanbul merkezli bir vakıfa değil, Şarköy halkı tarafından kurulmuş Şarköy Alevi Bektaşi Derneği’ne, gerçek sahiplerine tahsis edilmesini talep ediyoruz” diye belirtti.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Geçtiğimiz günlerde Şarköy Belediye Başkanımız Sayın Alpay Var’ı ziyaret ettik. Ziyaret sırasında 2000 kişi hedefiyle başlattığımız imza kampanyasını ve Cemevinin neden Şarköy Alevi Bektaşi Derneği’ne tahsis edilmesi gerektiğini anlattık. Ardından Şarköy halkımızın topladığı imzaları kendilerine ilettik. Toplanan imzalar Şarköy halkının sesini yansıtmaktadır. İmza kampanyamızın amacı Şarköy ilçemizde yaşayan Alevi-Bektaşi canlarımızın inançlarını ibadetlerini yerine getirmesi içindir. Cemevimiz ne yazık ki Şarköy’de yaşayan canlarımızın kurduğu Şarköy Alevi Bektaşi Derneği’ne değil İstanbul merkezli bir vakıfa teslim edilmiştir. Bu vakfın şubelerinde seçme seçilme hakkı olmadığından demokrasi işlememektedir. İstanbul’dan Şarköy’e atama yapılmaktadır. Bu nedenle Şarköy’de vakıf altı yıl içerisinde altı başkan ve yönetim kurulunu değiştirmiş, görevden uzaklaştırmıştır. Bunun üzerine Şarköy’de yaşayan canlarımız 3 yıl önce dernek kurmuştur. Kurulan Şarköy Alevi Bektaşi Derneği’mizde yönetim kurulu ve başkanı seçimle göreve gelmektedir. İsteyen herkes derneğe üye olabilmektedir.

    Biz dernek olarak Şarköy Belediye Başkanımız Sayın Alpay Var ile defalarca bu konuyu görüştük. Başkan protokolün süresinin daha bitmediğini bitince bu sorunu Şarköy halkının, Şarköy’de yaşayan canların talepleri doğrultusunda çözeceğini söylemiştir. Bu noktada doğru kararın verilmesi için gerekli girişimleri yaptığımızı kamuoyu ile paylaşmak için bu açıklamayı yaptığımızı bildirmek isteriz.”

    PİRHA/TEKİRDAĞ

  • CEM Vakfı temsilcileri, AİHM’nin Alevilerle ilgili kararlarını reddeden hükümetin etkinliğinde

    CEM Vakfı temsilcileri, AİHM’nin Alevilerle ilgili kararlarını reddeden hükümetin etkinliğinde

    PİRHA- Cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve zorunlu din derslerinin kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden ve davaları kazanan ancak hükümete uygulatamayan CEM Vakfı’nın bugünlerde hükümete yakın durması dikkat çekiyor. CEM Vakfı temsilcilerinin, hükümetin kurduğu Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli anmasındaki panelinde AİHM kararları ve uygulanmamasını konuşacak olmaları çelişki olarak yorumlanarak tepki çekiyor. 

    Yıllar önce CEM Vakfı, cemevlerinin de tıpkı cami, kilise ve sinagoglar gibi elektrik tüketimi nedeniyle faturadan muaf tutulması gerektiğini, bu maksatla Yenibosna’daki cemevinin elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanması talebiyle dava açmıştı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cemevlerinin ibadethane olmadığı yönünde verdiği görüşüne dayanan yerel mahkeme, CEM Vakfı’nın açtığı davayı reddetmiş; Yargıtay da verilen ret kararını onamıştı. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyan CEM Vakfı, davayı kazanmıştı.

    Cem Vakfı zorunlu din dersini de iç hukuk yolları tükenince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştı ve davayı kazanmıştı.

    Böylece AİHM, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından ödenmesi ve din derslerinin, Alevi öğrenciler için “velileri dini veya felsefi inançlarını açıklamaya zorlamayacak koşulları oluşturacak şekilde” zorunlu olmaması gerektiğini karar altına almıştı. Mahkeme Alevi öğrencilerin din dersinden muaf tutulması gerektiğini de belirtmişti. Ancak AİHM kararları AKP hükümeti tarafından yıllardır uygulanmıyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2013 yılının Şubat ayında partisinin İç Anadolu Bölgesi milletvekilleriyle yaptığı kahvaltıda Alevilerin sorunları gündeme geldiğinde “Cemevleri ibadethane değil. İslam’da tek ibadethane vardır, cami. Cemevleri kültür evleridir” demişti.

    Görüldüğü üzere Türkiye’de Alevi inancının devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor.

    AİHM kararları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarında görüşüldü ve AKP hükümetine kararların uygulanması için görüş bildirildi.

    Bu toplantılar doğrultusunda 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Ancak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip.

    Alevi çatı örgütleri Cemevi Başkanlığı’nı Alevi sorunlarını çözmeyeceği, asimilasyon merkezi olacağı gerekçesiyle kesin bir dille reddettiler.

    Cemevi Başkanlığı kurulduğunda mesafeli duran CEM Vakfı ve bağlı olduğu Alevi Vakıfları Federasyonu ise son zamanlarda, hükümetle birlikte hareket etmeyi benimsemiş görünüyor.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE BİRLİKTE DEĞİL, HÜKÜMETİN ANMASINDA

    Bu arada Alevi federasyonları Hacı Bektaş Veli’yi Anma’ya hazırlanırken, AKP hükümeti de Cemevi Başkanlığı eliyle Hacıbektaş ilçesinde bir anma düzenledi. Hükümetin anmasının 3. günü gerçekleştirilecek olan “AİHM ve kararların uygulanması paneli”nde Cem Vakfı ve Alevi Vakıfları Federasyonu temsilcilerinin konuşmacı olması dikkat çekti.

    AİHM’ye kadar giden ve kararları hükümete uygulatamayan Cem Vakfı’nın, Alevi örgütlerinin anmasına değil de hükümetin anma etkinliğine katılması ve bu önemli meseleyi orada konuşması çelişki olarak yorumlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AKD, Cem Vakfı, HBVAKV, PSAKD’ye bağlı 94 cemevi boyun eğdi!

    AKD, Cem Vakfı, HBVAKV, PSAKD’ye bağlı 94 cemevi boyun eğdi!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi Kültür Dernekleri, Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin şubelerinden oluşan 94 cemevinin aydınlatma giderini karşılamayı hedeflediklerini açıkladı. Genel merkezlerinin kesin bir dille reddetmesine rağmen Cemevi Başkanlığı’nın elektrik giderlerini karşılamasını kabul ettiği iddia edilen bu cemevlerinin isimleri merak ediliyor. 

    Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Kültür ve Turizm Bakanlığı Yönetmeliği, 20 Nisan’da Resmî Gazete ’de yayımlandı.

    Alevi toplumundan ve Alevi örgütlerinin merkezlerinden yönetmeliğe tepkiler gelmeye devam ederken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından aydınlatma desteği verilen şubeli dernek/vakıflara bağlı cemevlerinin sayısı paylaşıldı.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aydınlatma giderini karşıladıkları toplam cemevi sayısının 730 olduğunu belirtti. Başkanlığın X hesabından paylaşılan tabloda; Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 35, Cem Vakfı’nın 24, Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı’nın (HBVKV) 22, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) 13 cemevine aydınlatma desteği verildiği belirtildi.

    Oysa söz konusu Alevi kurumlarının genel merkezleri kesin bir dille Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını açıklamıştı. Bu 4 kurumun hangi şubelerinin Cemevi Başkanlığı’yla iletişime geçtiği henüz açıklanmadı.

    “ASİMİLASYON POLİTİKASININ BİR PARÇASI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Kültür ve Turizm Bakanlığı Yönetmeliği’nde cemevleri binasında bile Cemevi Başkanlığı’nın ayrımcı davrandığını kaydetti.

    20 Nisan 2024 tarihli bir yönetmelik, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan “Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Yönetmelik” değerlendiren Koluman şunları vurguladı:

    “Bu yönetmeliğin temel amacı, cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenmesinde uygulanacak usul ve esaslar. Bu yönetmelik cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden ödenmesine ilişkin işlemleri kapsar. Biz her daim şunu söylüyoruz. Bu tür yönetmelik çıkaracağınıza, bu tür kararnameler çıkaracağınıza talebimiz açık ve nettir. Eşit yurttaş olmak istiyoruz, eşit yurttaşlık kapsamında Alevi kimliği vardır, Alevi inancı vardır, Alevilerin bir de ibadethanesi var. Bu ibadethanenin yasal statü altına alınmasını talep ediyoruz. Siz zaten cemevlerine yasal statü verirseniz, bu tür işlerle uğraşmazsınız. Dolayısıyla buradaki niyeti çok iyi okumak lazım. Buradaki niyetin temel amacı asimilasyon politikasının bir parçasıdır. Tamamen devlet tipi, iktidar tipi bir cemevi, bir Alevi toplumu yaratarak kendilerine hizmet etmektir. Biz buna asla boyun eğmeyeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Kültür ve Turizm Bakanlığı Yönetmeliği, 20 Nisan’da Resmî Gazete ’de yayımlandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan yönetmelikte, cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenmesinde uygulanacak usul ve esaslar yer aldı. Yönetmeliğe göre, cemevinin, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılan tespite göre, aydınlatma giderlerinin ödenmesi için bulunduğu ildeki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne yazılı talepte bulunması gerekecek.

    Sayaç tefrik işlemlerinin kontrolünün cemevinin unsurları dikkate alınarak il müdürlüğünün teknik personeli tarafından yapılması zorunlu olacak.

    Aranan koşulların sağlandığı tespit edilen cemevlerinin aydınlatma giderinin fatura ibrazına bağlı olarak ödeneceği il müdürlüğünce cemevine bildirilecek. Aydınlatma gideri ödenen cemevleri, il müdürlüğü tarafından her yıl yerinde kontrol edilecek.

    Yönetmelikte ayrıca, ödeme yapılmayacak haller de belirlendi. Buna göre, cemevi dışında kaldığı tespit edilen ticari amaçla kullanılan bölümlerin aydınlatma giderleri Bakanlık bütçesinden ödenmeyecek ve hükümlere uyulmaması halinde ödenmesi gereken faiz, gecikme faizi, gecikme zammı, kesme-bağlama bedeli gibi her türlü bedel abone tarafından ödenecek. Bu bedellerden Başkanlık sorumlu tutulamayacak.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Koluman: Cemevlerinin Aydınlatma Giderleri Yönetmeliği ile ayrıştırma, ayrımcılık yapılıyor-VİDEO

  • Ufuk Emre Bektaş: Herkesi, 9 Ocak’ta yanımızda görmek istiyoruz-VİDEO

    Ufuk Emre Bektaş: Herkesi, 9 Ocak’ta yanımızda görmek istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilmesi sonucu yarın yargı önüne çıkacak. Derneğin başkanı Ufuk Emre Bektaş, “9 Ocak Salı günü Bakırköy 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nde Yenibosna’daki binada görülecek olan duruşmaya tüm canlarımızı, cemevlerimizi, çatı örgütlerimizi ve tüm dostlarımızı yanımızda görmek istiyoruz” dedi.

    İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile Cem Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun yargıda devam ediyor.

    Cem Vakfı, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor. Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın vekaletiyle Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edildi ve yarın duruşma var.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, dava sürecini PİRHA’ya anlattı.

    “BİRÇOK ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDEN DESTEK ALIYORUZ”

    Cem Vakfı ile derneklerinin arasındaki davanın 1990’lı yılların sonuna dayandığını ifade eden Ufuk Emre Bektaş, “Bu arazide ilk olarak faaliyet gösteren, hizmet eden bizim derneğimiz ve Cem Vakfı’na verilmiş olan binanın da inşaatını derneğimiz yaptı. Zaten bizim olan bir arazinin ve bir binanın daha sonra Cem Vakfı’nın o dönemki iktidarlarla olan ilişkileri üzerinden bu binanın ve arazinin kendisine tahsisini usule aykırı, hukuka aykırı şekilde yapmasından dolayı çıkan münasebet. Düşünün ki sahibi olduğunuz, hakkınız olan arazi üzerinde dönemin bir yöneticisi, bir de eski dernek başkanı tarafından Cem Vakfıyla yapılmış olan bir sahte kira kontratı sözleşmesinden doğan sonuçla birlikte Cem Vakfı dönem dönem davalar açıyor ana bu davaların hiçbirini kazanamıyor. 2 Alevi kurumunun birbirini güvenmediğimiz yargı sisteminin önüne atıyor olması gerçekten üzücü. Ama biz bu anlamda birçok Alevi örgütlülüğünden destek alıyoruz, çünkü bu işin mağduru ve mazlumu biziz” dedi.

    “CEM VAKFI İLE TEMASLARIMIZ OLDU”

    19 Ekim’de görülen davadan sonra Cem Vakfı ile temaslarının olduğunu belirten Bektaş, “Özellikle 10 Aralık’ta yapılmış olan Kadıköy’deki miting sürecinde mitinge Cem Vakfı da dahil oldu. O sırada da belli görüşmeler, belli diyaloglara sağladık. Biz hep diyaloğa açık olma taraftaydık ve onlar dava açma niyetindeyken dahi onlara, 2 Alevi kurumunun problemini çözmesinin yolunu kendi meclisi, kendi mahkemesini kurmayı önerdik. Buna da değer verdiğimiz kurum başkanları hakkaniyetine inandığımız Alevi önderleri gelsinler oturalım bu konuyu etraflıca tartışalım. Hangi karara kanaat getiriliyorsa Cem Vakfı haklıysa biz buradan çıkalım, biz haklıysak Cem Vakfı da bir daha bu dernekle bu münasebetlere girip bir dava konusu etmesin. Cem Vakfı ile geliştirdiğimiz diyalog sürecinde, bir meclis kuralım kısmında ikrar aldık” diye belirtti.

    “HAKLI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Bektaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Haklı mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. 9 Ocak Salı günü Bakırköy 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nde Yenibosna’daki binada görülecek olan duruşmaya tüm canlarımızı, cemevlerimizi, çatı örgütlerimizi ve tüm dostlarımızı yanımızda görmek istiyoruz.”

    Cihan BERK/İSTANBUL

  • ‘Mitingin başarısız olması için çaba sarf ettiler ama cevaplarını aldılar’-VİDEO

    ‘Mitingin başarısız olması için çaba sarf ettiler ama cevaplarını aldılar’-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, 10 Aralık’ta yapılan İstanbul mitingine dair hükümetin tavrını eleştirdi. “Mitingin başarısız olması için ciddi çaba sarf ettiler ama cevaplarını aldılar” diyen Erçe, karşı duruşlarının yerel seçimlerde de gösterileceğini vurguladı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 10 Aralık’ta yapılan ‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingine dair izlenimlerini paylaştı. “Taleplerimizi, meramızı toplumla buluşturma şansı bulduk” diyen Erçe, mitingin çok kıymetli olduğunu ifade etti.

    “BEKLEDİĞİMİZ KATILIM OLMADI AMA KİTLE COŞKULUYDU”

    Cuma Erçe, mitingte beklenen kitleye ulaşamadıklarını ancak farklı kesimleri bir araya getirdiklerini vurguladı. Erçe, “Beklediğimiz katılım olmadı ama çok güçlü, coşkulu bir katılım vardı. Yaprağın bile kıpırdamadığı bu dönemde muhalif kesimlerin coşkusu alana yansıdı. Öyle bir renklilik vardı ki solun renklerinin bir arada olduğu, herkesin kendi renklerini yansıtmaya çalıştığı bir ortam oldu. Verdiğimiz mesajlar da çok kucaklayıcıydı. Suriye’de süren savaştan İsrail’in faşist saldırılarını ele alan meseleye kadar. Eğitimdeki gericileşme meselesine varıncaya kadar Alevilerin taleplerinden bu ülkede kendini öteki sayan herkesin taleplerini içeren; dağın, taşın, uçan kuşun hakkını dahi ifa eden bir metnimiz vardı. Bu anlamıyla da Alevi kurumlarının tırnak içerisinde en sağından en soluna kadar olan kesimleri de bir araya getirmesi açısından kıymetliydi” diye konuştu.

    “MİTİNG ÖNCESİ TOPLUMU BÖLMEYE ÇALIŞTILAR”

    Cuma Erçe, miting öncesi “Çok kapsamlı operasyonlar” düzenlendiğini de anlattı. Yaratılan olumsuzlukların mitingi etkilediğini söyleyen Erçe, şöyle devam etti:

    “Ama bu operasyonların düzenlenmesinden çok da rahatsız değiliz. Çünkü bu vesileyle herkesin rengi de yeri de daha net ortaya çıkıyor. Devlet, kendi söylemek istediklerini bir takım paravanlar kullanarak bunları ifade etti. Örneğin kendi beslediği tırnak içerisinde içinde ‘Alevi’ geçen kimi kurumlar üzerinden basına açıklamalar yaptırıldı. Mitingi bölücülerin düzenlediği, mitinge gelenlerin vatan haini oldukları, ‘mitinge katılmayın’ çağrılarını yaptılar. İfade etmekte hiç sakınca görmüyorum; ‘Horasan Erenleri’ diye devlet güdümlü bir yapılanma, yine ‘Alevi Ocakları’ gibi bizleri de irrite eden bir takım kavramları kullanarak oluşan kesimler, hükümete bizzat destek verip, hükümet ağzıyla konuşup mitingi baltalamaya çalışan, toplumu da yarmaya çabalayan tutumlar sergilediler. Son dakikaya kadar içimize oynayıp bir çelişki çıkartmaya çalıştılar. Son noktada da Cem Vakfı içerisinde bir operasyon çektiler. Bu operasyon bir darbe niteliğindeydi. Sonra da özel sebeplerden dolayı mitinge katılamayacaklarını açıkladılar. Bunların hepsi mitingi baltalamaya yönelikti. Ama ne güzel ki Cem Vakfı içerisindeki aklıselim Alevi vicdanı ile hareket eden yöneticiler, Cem Vakfı’nın o kararına rağmen mitinge gelip bizlerle bütünleştiler. Mitingin başarısız olması için ciddi çaba sarf ettiler ama cevaplarını da aldılar. Akılda kalan bir miting oldu. Hükümetin her yönüyle teşhir edildiği bir düzlem oldu. Bu açıdan mitingi başarılı buluyoruz. Elbette ki eksiklerimiz, ulaşamadıklarımız olmuştur ama sonuç olarak başarılı bir miting oldu.”

    ALEVİ KURUMLARININ TARİHSEL SORUMLULUĞU!

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları olarak toplumsal sorumluluk üstlendiklerine de değindi. Erçe konuya ilişkin şu yorumu yaptı:

    “Biz cesareti aşılayacağız demiştik ve cesareti bulaştırdığımızı düşünüyorum. Bu ölü toprağının artık silkelenmeye başlandığını düşünüyorum. ‘Çerağ uyandıracağız, ışık tutacağız’ demiştik. Evet topluma moral verdiğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki dönem bu birlikteliğin daha da güçlenerek toplumsal bir birlikteliğe yol açacağını düşünüyorum. Alevi kurumları tarihsel bir sorumluluğu yerine getirdiler. Ne zaman bir sıkışma varsa Aleviler toplarlar. O nedenle pirimiz Pir Sultan Abdal ‘Gelin canlar bir olalım’ demiştir. ‘Gelin Aleviler bir olalım’ da diyebilirdi! Kutuplaştırıcı siyaset halkı, ülkeyi çok fazla böldü. Bizler bu siyasete karşı yeniden bütünleşen, buluşturan bir mekanizma olmak istiyoruz ve misyonumuz gereği de bunu yapıyoruz.”

    “İÇİMİZDE GEDİK AÇMA FAALİYETLERİ”

    Cuma Erçe, 9 Aralık’ta İstanbul Valiliği’nin çağrısıyla yapılan “Canlar buluşması” toplantısına da değindi. Erçe, ‘Ne hikmetse bizim şubelerimiz de dahil bütün Alevi kurumları, cemevleri kahvaltıya çağrıldı. Sadece temsili olarak toplantıya katılıp ne konuşulduğuna dair arkadaşlarımızın yerinde müdahale etmesini istedik’ diye belirtti. Erçe, şunları söyledi:

    “Arkadaşlarımız orada Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik çok net ve sert bayanlarda bulundular. Nihayetinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı’nı konuşturtmadılar. Cevdet Yılmaz ve sayın valiye de mesajlarını çok net olarak ortaya koydular. Cem Vakfı’nın mitingden çekilme kararının böyle bir görüşme sonrasında olması ihtimali de var. Çünkü Cem Vakfı’nın başkan vekili olan Hasan Sezgin arkadaşımız toplantılarımızın her birine katılarak bize çok sıcak mesajlar vermişti. Bu çekilme kararına da direkt muhalefet etti ve bu arkadaşımızın bütün yetkileri elinden alındı. Arkadaşımızın muhalefetine diğer şubelerden de destek geldi. Devletin, bu alanda içimizde gedik açma faaliyetlerinin o toplantıda da yapılmış olma ihtimalini görüyoruz. Çünkü kahvaltının 14 Aralık’ta yapılacağı duyurulmuştu fakat birdenbire 9 Aralık’a çekildi!”

    “ÜZERİMİZE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRECEĞİZ”

    Cuma Erçe, dinci eğitim başta olmak üzere Alevi inancına yönelik baskılara karşın eylem ve etkinliklerinin süreceğini de anlattı. “Ülkede devasa hale gelmiş sorunlar çözülmediği sürece muhalefet etme hakkımız var ve tarih boyunca da bu muhalefeti ettik” diyen Cuma Erçe, sözlerine şu sözlerle devam etti:

    “Bizler ‘Hak ve hakikat’ diyoruz. Hakikati haykırmaya, hakkımızın peşinde olmaya devam edeceğiz. Bu bizim inancımızda var olan bir şey. Göz yumamayız, diz çökemeyiz, boyun eğmeyiz, ‘kaderimiz’ diyemeyiz. Evet biz daha katmerli eziliyoruz. Öteki durumundayız, reddediliyoruz, inancımız tanınmıyor ama sokaktaki insanlarla aynı sorunları da yaşıyoruz. Dolayısıyla bizimle benzer sorunları yaşayanların, güçlerini birleştirme çabası en doğal en meşru hakkımız. Bugünden sonra da hükümetin bizi yok sayan, bizi tarif eden, bölmeye çalışan her türlü hamlesine karşı halkımızla hakikati paylaşmak durumundayız. Hem itiraz etme hakkımızı kullanmak durumundayız hem de inancımızın bize vermiş olduğu, mecbur yapmak durumunda olduğumuz faaliyetleri yürütmek zorundayız. Çünkü biz böyle bir inanca sahibiz. Yani mazlumun yaşadığı sıkıntılara gözümüzü yumup, zalimi alkışlayamayız. Alkışlayanı da kendimizden saymayız. İstanbul sonrasında da nerede gerekiyorsa karşı duruşumuzu kimi zaman toplantılarımızla, kimi zaman basın açıklamalarımızla, kimi zaman mitinglerimizle göstereceğiz. Yerel seçimler gelirken de yine tavrımızı net bir şekilde demokrasiden, halkçı belediyecilikten yana kullanarak bu gerici, ırkçı, faşist yapılanmanın gücünü kırmaya yönelik üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Mustafa Aslan, 9 Aralık’taki toplantıya dair konuştu: AKP’nin her adımında bir sinsilik var-VİDEO

    Mustafa Aslan, 9 Aralık’taki toplantıya dair konuştu: AKP’nin her adımında bir sinsilik var-VİDEO

    PİRHA – ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, 10 Aralık mitingi öncesi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Alevi kurumları arasında yapılan toplantıya dair konuştu. Aslan, “AKP’nin her adımında bir sinsilik var” diyerek dinci politikalara karşı eylemlerinin süreceğini vurguladı.

    9 Alevi örgütünün ortak yapacağı açıklanan “‘Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingi” 10 Aralık’ta gerçekleşti. Ancak mitingin hemen öncesinde İstanbul Valisi Davut Gül’ün çağrısıyla 9 Aralık’ta yapılan bir toplantı yeni tartışmalara neden oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da katıldığı toplantıya bütün Alevi örgüt temsilcileri de davet edildi.

    Yapılan toplantının ardından Cem Vakfı, şubelerine mesaj göndererek mitinge katılmama kararını duyurdu. Cem Vakfı’nın kararına karşı duran Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın vekili Hasan Sezgin görevden alındı. Sezgin ile birlikte Cem Vakfı’na bağlı birçok şube yöneticisi de 10 Aralık’ta miting meydanındaydı.

    “HER ADIMIN ALTINDA BİR SİNSİLİK VAR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, yapılan toplantıya dair PİRHA’ya konuştu. Aslan, 9 Aralık’ta yapılan toplantıya kendilerinin de temsilci gönderdiklerini belirterek “Aslında bu toplantı 14 Aralık için planlanmıştı” dedi. Aslan şu bilgileri paylaştı:

    “9 Aralık’ta İstanbul Valiliği tarafından İstanbul’da olan Alevi kurumları ile birlikte bir kahvaltı çağrısı yapıldı. Bu bilgiyi arkadaşlarımız bize ilettiler. Miting öncesi böyle bir kahvaltılı programın organize edilmesi tabii ki düşündürücü. Bu toplantının aslında daha önceden 14 Aralık için planlandığı söyleniyordu ancak aniden, mitingden bir gün öncesine ayarlandı. AKP, bu süreçte her türlü şeyi yapıyor. Attığı her adımın altında mutlaka bir sinsilik var. O toplantıda da mitinge katılım sağlayan kurumların gardını düşürmek amacı taşıdıklarını söylemek mümkün.”

    “SİNDİRME POLİTİKALARI ETKİLİ OLDU!”

    Mustafa Aslan, 10 Aralık mitingine dair gözlemlerini de paylaştı. Miting için hedefledikleri kitleye ulaşamadıklarını belirten Aslan, şöyle devam etti:

    “İstanbul’da beklediğimiz sayısal bir kitlesellik yakalayamadık. Bu da şunu gösteriyor; Türkiye’de muhalif olan kesimlerin sokağa dair bir önceliği yok. Miting öncesi 2 hafta boyunca İstanbul’da girmediğimiz hemşeri derneği, cemevi, kapısını çalmadığımız demokratik kitle örgütü, siyasi parti, medya kuruluşu kalmadı. Hepsine meramızı anlattık. Kapalı salonlarda yaptığımız toplantılardaki ilgi ve alaka daha fazlaydı. Bu heyecanın sokağa da yansıyacağını düşünüyorduk ama maalesef istediğimiz oranda bir yansıma olmadı. Demek ki sindirme politikaları sokak konusunda etkili oldu diye düşünüyorum.”

    “TOPLUMSAL KESİMİN SESSİZLİĞİ BİZİ KORKUTUYOR”

    Mustafa Aslan İzmir ve İstanbul mitingleri ardından dinci politikalara karşı eylem ve etkinliklerinin süreceğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “10 Aralık’ta mitingimizi yaptık, 11 Aralık’ta ise bize yeni bir haber geldi; İstanbul’da Bahçeşehir’deki okulların önünde dini içerikli yayınların dağıtıldığını öğrendik. Eğitime yönelik pervasızca bir saldırı var. Bu saldırılara yönelik bizler, önümüzdeki süreçlerde belki bir süre miting olmayabilir ama daha çok İç Anadolu Bölgesi’nde salon toplantıları, söyleşiler, halkla buluşmalar sağlayacağız. Ama bizi üzen durum şu; bu ülkede laiklikten, seküler yaşamdan yana olan toplumsal kesimin sessizliği bizi korkutuyor. Hiçbir ses çıkmıyor. Eğitim sendikalarından, siyasi partilere, yeteri derecede ses çıkartılmıyor. Bu da açıkçası bizi ürkütüyor. İşimiz kolay değil. Özellikle de Alevilerin işi bu ülkede her geçen gün zorlaşıyor.”

    “ANA MUHALEFET PARTİSİNİN TEK BİR PANKARTI YOKTU”

    ABF Başkanı Mustafa Aslan, 10 Aralık mitingine yönelik toplumsal muhalefetten yeteri destek göremediklerinin altını çizdi. Aslan, ‘Demokratik Cumhuriyet’ mücadelesinin süreceğini belirterek şunları söyledi:

    “Mitinge çağrı yaparken İzmir mitinginden farklı olarak şöyle dedik; ‘Herkes kendi rengi, dili, sesiyle orada olsun’. Kimseye bir kısıtlama getirmedik, her toplumsal kesimin kendisini ifade etmesini istedik ama yeteri derecede farklı bir destek yoktu. Mesela ana muhalefet partisinin tek bir flaması pankartı yoktu. Diğer siyasi partilere baktığımızda da evet katılım vardı ama kitlesel değildi. Mesela İstanbul gibi bir yerde KESK’in kitlesel anlamda katılımı daha güçlü olabilirdi ama maalesef istediğimiz şekilde bir katılım olmadı. Bu durum Alevilerin gardını düşürmez ama biz mücadeleye devam edeceğiz.

    “DERDİMİZ DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET”

    Mitingde de söyledik; miting öncesi tüm anti propagandalar yapıldı. Mitinge çağrı yapan Alevi kurumları bölücülükle itham edildi. ‘Bunlar Avrupa ve Amerika’dan ülkeyi karıştırmak için gelenler’ gibi söylemler oldu. Sözde bazı Alevi kurumları, medya grupları ‘Bunlar inkarcıların temsilcileri’ diye söylemlerde bulundu. Mitingde de söyledik, evet bizim bu cumhuriyetle bir derdimiz var. Bu cumhuriyetin demokratikleşmesini istiyoruz. Cumhuriyetle olan derdimiz cumhuriyetin demokratik, laik olmaması sebebiyledir. Cumhuriyetin laik ve demokratik bir şekle bürünmesi için mücadele edeceğiz. Biz, tam tersine onlar gibi bölücü, tekçi, inkarcı değiliz. Biz bu ülkede yaşayan tüm renklerin, inançların, halkların özgürce, eşitçe yaşayabileceği bir cumhuriyet istiyoruz. O da ancak ve ancak demokratik bir cumhuriyetle olur. Derdimiz demokratik bir cumhuriyet derdi…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi kurumları,10 Aralık’ta İstanbul’da miting yapacak

    Alevi kurumları,10 Aralık’ta İstanbul’da miting yapacak

    PİRHA- İktidarın Alevilere yönelik günden güne arttırdığı baskı ve asimilasyon politikalarına karşı İstanbul’da 10 Aralık günü Alevi kurumlarının çağrısıyla demokratik kitle örgütleri ve eğitim kurumlarının destek vereceği bir miting yapılacak. Alevi kurumları adına yapılan açıklamada, “İktidar, başta eğitim olmak üzere hayatın tüm alanlarını dinselleştirmekte, inanç ve yaşam tarzlarını yok sayarak kendi dinsel pratiklerine göre biçimlendirmeye çalışmaktadır” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Çerağın Bileşenleri’nin ortak açıklaması ile “Laik eğitim, insanca yaşam, demokratik Türkiye” şiarıyla düzenlenecek mitinge çağrı yapıldı.

    “HERKESİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Farklılıkların bir arada barış içinde yaşamasının ancak karşılıklı saygı, tam demokratik bir ülke koşullarında mümkün olabileceğinin vurgulandığı açıklamada, “Bizler sadece kendimize değil hepimiz için laik, insanca yaşayabileceğimiz, demokratik bir ülke ve eşit yurttaşlık için yola çıkıyoruz, herkesi mücadeleye çağırıyoruz. Demokrasiden, emekten, barıştan, laiklikten yana olan herkesi 10 Aralık Pazar günü İstanbul’da yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam ve Demokratik Türkiye” mitingine davet ediyoruz” denilerek mitinge çağrıda bulunuldu.

    “YARGI SİYASALLAŞMIŞ, HUKUK RAFA KALKMIŞTIR”

    “Hükümet, tüm hak temelli etkinlikleri ve farklılıkların kendisini ifade etme girişimlerini güçlerini kullanarak bastırmaktadır” ifadelerine yer verilen açıklamada şunlar söylendi:

    “Gözaltı ve baskılar her gün daha da artmaktadır. Yargı siyasallaşmış, hukuk rafa kalkmıştır. Türkiye’de farklı kimlik ve inançtan insanlar yaşamaktadır. Toplumumuz kendi içinde, farklı din, mezhep, inanç, kimlik, cinsiyet/ cinsel yönelim, inanan, inanmayan ve yaşam tarzları barındırmaktadır. Kimsenin bunu inkar etme ya da kendi anlayışını dayatma tutumu kabul edilemez”

    “TOPLUM DİNLE MANİPÜLE EDİLMEKTE”

    İktidarın başta eğitim olmak üzere her alanda dinselleştirme politikaları izlediğini belirten açıklamada, “Ülkemizin sürüklendiği noktada mevcut iktidar ve yandaşları, başta eğitim olmak üzere hayatın tüm alanlarını dinselleştirmekte, inanç ve yaşam tarzlarını yok sayarak kendi dinsel pratiklerine göre biçimlendirmeye çalışmaktadır. Kamusal ve özel alanda değişik projeler adı altında dinsel uygulamalar gerçekleştirmektedir. İktidar, temel insan haklarını, laikliği, din ve vicdan hürriyetini ihlal etmektedir.

    Ülkemizde gittikçe derinleşen ekonomik krizde, yoksulluğu, işsizliği/ açlığı, barınma sorununu yine fazlasıyla emekçi sınıflar çekmektedir. Hal böyle iken, yapılan dinsel uygulamalarla toplum dinle, imanla, şükürle manipüle edilmekte ve sorunlar görünmez kılınmaktadır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma 9 Ocak’a ertelendi-VİDEO

    Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma 9 Ocak’a ertelendi-VİDEO

    PİRHA – Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği, bulunduğu arazi nedeniyle Cem Vakfı tarafından dava edildi. Duruşma sonrası adliye önünde yapılan açıklamada “Bu dava sonuçlanana kadar Alevileri başka bir inancın içine hapsetmeye çalışmakla misyon haline getirmiş olan İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na karşı bir adım geri atmayacağız” denildi.

    Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilen Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu arazinin duruşması Bakırköy Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme sonrası adliye önünde açıklama yapıldı.

    Davaya Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve yönetim kurulu, Bağcılar Cemevi yönetimi, İkitelli Cemevi Başkanı Bekir Güler, Sarıyer Kilyos Cemevi Ali Çiftçi, Bahçeşehir Canlar Cemevi Başkanı Turan Kızılbaş ve yönetimi, Garip Dede Dergahı ve Cemevi Yönetimi, Alevi Bektaşi Federasyonu Saymanı Ali Ekber Göktepe, HEDEP Bahçelievler örgütü, TİP Bahçelievler örgütü ve TKP Bahçelievler örgütü de destek verdi.

    DAVAYA GİZLİLİK KARARI GETİRİLMESİ TALEBİ!

    Davanın avukatlarından Efkan Bolaç, yaptığı açıklamada, Cem Vakfı’nın açtığı davanın bugünkü duruşmasında mahkemenin 1 yıllık kiranın ne kadar olduğunu tespiti amacıyla bilirkişiye dosyayı gönderdiğini söyledi. Bolaç, bilirkişi raporu sonucunun 9 Ocak 2024’e kadar dönmesini beklediklerini de belirtti. Bolaç, Cem Vakfı’nın konuyla ilgili olarak dosyaya gizlilik kararı getirilmesini istediklerini de vurguladı. Bolaç, şöyle devam etti:

    “Cem Vakfı, konuyla ilgili kamuoyunda oluşan duyarlılık sebebiyle kendilerinin sıkıntıya girdiklerini söyleyerek gizlilik kararı alınması ve yapılan işlemlerin tamamen gizlilik içerisinde yürütülmesini istedi. Mahkeme bu konuda bir karar vermedi. Dava duruşmasında ise bilirkişi raporunun beklenmesine ve 9 Ocak 2024 saat 11:30’a bırakılmasına karar verildi.”

    “DOLANDIRICILIKTAN ÖTE BİR ŞEY DEĞİL”

    Ufuk Emre Bektaş, açıklamasında “asıl sahibi olduğumuz yerde bizi işgalci pozisyonuna sokmaya çalışmak dolandırıcılıktan öte bir şey değildir” dedi. Bektaş, ardından “Alevi toplumunun sistem tarafından sıkıştırıldığı, ülkenin laik temellerden uzaklaştırıldığı ve Alevilerin bir şekilde dize getirilmeye çalışıldığı bir dönemde bir Alevi kurumunun bir başka Alevi kurumunu yargının önüne atıyor olması ne insani ne Alevice ne de vicdani bir durum” diye konuştu.

    “BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ”

    Bektaş, 9 Ocak’ta görülecek davaya da dayanışma çağrısı yaparak şunları söyledi:

    “Cem Vakfı, tehditlerine, para taleplerine devam etti ve en nihayetinde bizi bugün yargı karşısına çıkardı. Bu dava sonuçlanana kadar Alevileri başka bir inancın içine hapsetmeye çalışmakla misyon haline getirmiş olan İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na karşı bir adım geri atmayacağız. Bu davanın sonucunda bir tahliye durumu çıkarsa ve cemevimizin, derneğimizin önüne kepçeler, kamyonlar gelirse bu yıkımı da engelleyeceğiz. Bizi bugün yargı önüne çıkartan anlayışa karşı tüm Alevi kurumlarının ve toplumsal dinamiklerin, demokratik kitle örgütlerinin de davacı tarafa karşı bir tavır alması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda 9 Ocak’ta görülecek olan davaya da dayanışma çağrısı yapıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma yarın

    Cem Vakfı, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’ni dava etmişti: Duruşma yarın

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edilmesi sonucu yarın yargı önüne çıkacak. Derneğin başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi. Bektaş, Alevileri dayanışmaya çağırdı. 

    İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun yargıda devam ediyor.

    CEM Vakfı, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın vekaletiyle Cem Vakfı tarafından beşinci kez dava edildi ve yarın duruşma var.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, sorunu ve dava sürecini PİRHA’ya anlattı.

    Cem Vakfı ve kurucu Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın uzun yıllardır derneğe yönelik açtığı davaların yalnızca bir arazi sorununa dayanmadığını söyleyen Ufuk Emre Bektaş, derneğe beşinci kez dava açılmasının sebebini son dönemde Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketiyle birlikte hareket ediyor olmalarına ve bölgedeki etkin faaliyetlere bağladığını söyledi.

    “DERNEĞİMİZİN BULUNDUĞU YERİ ÜCRETLİ OTOPARK YAPMAK İSTİYORLAR”

    Bektaş, Cem Vakfı’nın derneği beşinci kez dava etmelerinin diğer sebeplerini ise şöyle anlattı:

    “Cem Vakfı henüz burada yokken kurulmuş olan bu derneğin bu kadar kıskaca alınmaya çalışılmasının diğer nedenlerinden biri de derneğimizin bulunduğu yeri ücretli otopark yapma istekleri. Davayı açmadan evvel bize düzenlenmiş sahte bir kira sözleşmesi gerekçe gösterilerek, kira talebinde bulunuldu. Reddetmemiz durumunda dava açacaklarını belirttiler ve derneğimiz beşinci kez Cem Vakfı tarafından dava edilmiş oldu. İzzettin Doğan ve Cem Vakfı kendilerine biçilen misyonu yerine getirmek için Alevi toplumunu kullanarak Alevilerle mücadele etmeye devam ediyor.”

    “BU HAKSIZLIĞIN KARŞISINDA DURACAĞIZ”

    “Yarın görülecek dava için herhangi bir karar çıkıp çıkmayacağına dair net bir şey söyleyemediğini belirten Bektaş, “Biz bu meselenin Alevi kurumları düzeyinde kalmasından yanaydık. Bunu çoğu kez davacı tarafa da ilettik. Kurumlarımızdan, dedelerimizden, toplumumuzun önde gelen isimlerinden bir meclis kuralım, orada muhakeme edelim ve tartışalım dedik. Kabul edilmedi ve tehdit edilmeye devam edildik. Bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumunu bağımsızlığına kanaat getirmediğimiz yargının önüne atması kadar utanç verici bir durum yoktur. Sizin ibadethane olduğunu dahi kabul etmemiş bir sisteme bir başka Alevi kurumunu şikayet etmek tam da İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’na yakışır bir tutumdur. Davaya dönük olarak, dernek avukatımız Efkan Bolaç ve hukuk sekreterimiz Av. Aslı Kavak gerekli çalışmaları yürütüyorlar. Hukuki olarak hakkımızı aramaya devam ederken, örgütsel olarak da bu haksızlığın karşısında duracağız” dedi.

    “TÜM CANLARIMIZI DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, dayanışma çağrısı yaparak şunları dile getirdi:

    “Bu dernek bir protokol usulüyle değil, Alevi toplumunun lokmasıyla, rızkıyla ve direnişiyle kurulmuş bir dernek. Harcında mücadele ve emek olan derneğimizi elbette korumaya devam edeceğiz. Hızır paşalar dün de vardı, yarın da var olmaya devam edecekler. Önemli olan durduğu yeri bilmek ve Yol’u doğru sürmek. Bu anlamda tüm canlarımızı, dostlarımızı, müsahip kurumlarımızı dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    > CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

  • Alevi kurumları Hacıbektaş’tan hükümete seslendi: İnancımızı ve kimliğimizi tanıyacaksınız!-VİDEO

    Alevi kurumları Hacıbektaş’tan hükümete seslendi: İnancımızı ve kimliğimizi tanıyacaksınız!-VİDEO

    PİRHA -Alevi kurumları Hacıbektaş’ta yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nde sonuç bildirgesini okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Bütün itirazlarımıza rağmen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Bu başkanlığı kuranlara sesleniyoruz: Hem Cemevi Başkanlığı diyeceksiniz hem de cemevlerimizi ibadethane olarak tanımayacaksınız. Siz kimsiniz?” ifadelerini kullandı. 

    Hacı Bektaş Veli anma Etkinlikleri kapsamında Hacıbektaş ilçesinde toplantı yapan Alevi federasyonları ve konfederasyonları, vakıfları toplantının sonuç bildirgesini açıkladı.

    Bildirge, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan tarafından Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nde okundu.

    Aslan, “Örgütlü mücadelemizin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen tıpkı bundan önceki yıllarda olduğu gibi eşit yurttaşlık haklarımızdan mahrum olarak Hünkâr’ımızın huzuruna gelmiş bulunuyoruz” dedi.

    “ALEVİLER VARDIR ALEVİLİK HAKTIR”

    Mustafa Aslan tarafından okunan sonuç bildirgesi şöyle:

    “Devletin ve hükümetin asimilasyon çabaları her geçen gün daha da artmaktadır. Bütün itirazlarımıza rağmen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Bu başkanlığı kuranlara sesleniyoruz: Hem Cemevi Başkanlığı diyeceksiniz hem de cemevlerimizi ibadethane olarak tanımayacaksınız. Siz kimsiniz? Duymadıysanız bir kez daha burdan söyleyelim: Cem ibadetimiz Cemevleri ibadethanemizdir! Aleviler vardır Alevilik haktır!

    “ALEVİLERİ KÖKLERİNDEN KOPARMAK İSTEYENLERE CEVABIMIZ NETTİR”

    ‘’Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda
    Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda
    Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda
    Aslanlar ceylanlar dosttur kucağımızda” diyen Hünkar’ın kucağındaki aslanla ceylanı bize alternatif yaptıkları sözde anma etkinliğinde kaldırdılar.
    Daha dün dergahlarımızda Şahı Merdan Ali ve Hünkar‘ın resimlerine tahammül etmeyip kaldıranlar şimdi aynı saygısızlığı bir kez daha yapmışlardır. Hünkar‘ın ve dolayısıyla inancımızın en önemli düsturu olan bir arada yaşam felsefesini ifade eden dünyaya malolmuş resme bile tahammül edemediler. Hünkar‘ımızın ruhunu teslim almaya çalışanlara ve bizi biz yapan değerlerimize saldırıp Alevileri köklerinden koparmak isteyenlere cevabımız nettir. İnancı, rengi, dili, milliyeti, cinsiyeti ne olursa olsun herkesin bir arada, özgürce ve eşit yurttaşlar olarak kardeşçe yaşamasını savunmaya devam edeceğiz. Canlı, cansız bütün varlıkları Hakk‘ın bir parçası olarak görmeye devam edeceğiz.

    “İNANCIMIZI VE KİMLİĞİMİZİ TANIYACAKSINIZ!”

    Oluşturdukları daire başkanlığı aracılığı ile Dede, Baba ve yol önderlerimize maaş teklifi yaparak devletin memuru hale getirmek istiyorlar. Alevi Bektaşi toplumunun yol önderleri hiç bir devletin memuru olmamıştır bundan sonra da olmayacaktır. Aleviliği tanımak yerine, tanımlaya çalışanlara sesleniyoruz: Aleviliği tanımlamak sizlerin haddi de hakkı da değildir. İnancımız ve kimliğimizi tanıyacaksınız. NOKTA.

    “DOĞAMIZA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Sevgili canlar devletin, özellikle Alevilerin ziyaret ve kutsal mekan alanlarını maden şirketlerine ihale etmesi, yangınların çoğunlukla bu bölgelerde yoğunlaşması tesadüf olamaz.
    Biz Aleviler cümle canı kutsal sayar, cana kıymayız. Biz Aleviler tarlalarımızda yere düşen başak tanesini kurdun kuşun hakkı olduğu için almayız. Biz, bu toprakların kurdunu, kuşunu, deresini, ırmağını, ağacını, ormanını, börtüsünü böceğini kutsal sayarız. Bugün ülkemizin dört bir yanında doğamız talan edilmektedir. En son Akbelen örneğinde olduğu gibi dağına taşına, ormanına ağacına sahip çıkanlar bütün dünyaya ders vermişlerdir. Bütün halkımızı aynı duyarlılıkla doğamıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    “ÇOCUKLARIMIZI BİLİM DIŞI HURAFELERLE UYUŞTURMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ”

    Eğitimde dinselleşme ve yaşamın tüm alanlarına sirayet ettirilen gericilik aracılığıyla bugüne kadar uğruna nice bedeller ödenerek kazanılmış haklarımız ortadan kaldırmaya çalışılmış, okullarda okutulan zorunlu din dersleri yetmiyormuş gibi, sözde seçmeli olarak koyulan din dersleri de aslında zorunlu hale getirilmiştir. Buradan toplumun tüm kesimlerini yürüttüğü dinci, gerici, ırkçı politikalarla teslim almak isteyen siyasal iktidara sesleniyoruz. Yıllardır temel taleplerimizden birisi olan zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili mahkeme kararlarını uygulamadınız. Aksine başta eğitim olmak üzere kamusal alanların tamamını tarikatlara cemaatlere pay ettiniz.
    Okullarda devam eden karma eğitim uygulamasına ortadan kaldırıp eğitim kurumlarını harem selamlık hale getirmeye çalışmaktasınız. Çocuklarımızı aklın ve bilimin ışığından uzaklaştırıp tamamen bilim dışı hurafelerle uyuşturmaya çalışıyorsunuz. Hünkar, “Erkek dişi sorulmaz muhabbettin dilinde/ Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde / Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok / Eksiklikle noksanlık, senin görüşlerinde” derken, siz, gençlerimizi, kız ve erkek olarak ayırıp gençlik kampları organize ettiniz.

    “LAİK EĞİTİME YÖNELİK HER TÜRLÜ SALDIRININ KARŞISINDA BİZİ BULACAKLAR!”

    Kamuoyunda ÇEDES projesi olarak bilinen çalışmayla okullara imam atamaktasınız.
    Değerli canlar, buradan sizin huzurunuzda bir kez daha bütün dünyaya sesleniyoruz. Bu türlü ayak oyunlarını bozacağız. Bu proje başta olmak üzere laik eğitime yönelik her türlü saldırının karşısında bizi bulacaklar.

    16 EYLÜL’DE İZMİR’DE YAPILACAK MİTİNGE KATILIM İÇİN HALKA DAVET

    Bu şiarla 16 Eylül 2023 Cumartesi günü İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapacağımız ’’LAİK EĞİTİM, LAİK YAŞAM VE EŞİT YURTTAŞLIK MİTİNGİ’’ne bütün halkımızı çağırıyoruz. Biz Alevi kurumları olarak bu zor günlerde, her türlü hukuksuzluğun, zorbalığın karşısında duracak; emeğimizi, hakkımızı gasp eden zalimlerin ve onların zulmünün karşısında direnmeye devam edeceğiz.

    “DOĞA KATLİAMINA SESSİZ KALMAYACAĞIZ, İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Emeğimizi hakkımızı gasp eden zalimlerin, zulmün karşısında duracağız. Bizleri yoksulluğa mahkûm eden, insanca yaşama hakkımızı elimizden alan ve bizleri açlıkla terbiye etmeye çalışan bu zihniyete ve saray dalkavuklarına karşı savunmasız olanların hakkını savunmak, sömürüye ve talana dur demek bizim mücadelemizin adıdır. Çünkü biz barış içinde, sevgiyle yaşayacağımız vatanımıza yani geleceğimize sahip çıkıyoruz. Aleviler her daim toplumsal barışa hizmet etmek için, laiklik, demokrasi, hukukun evrensel değerleri, ilkeleri ve sosyal hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet için mücadele etmiştir. Cumhuriyeti ileri taşımak ve demokratikleştirmek ve tam anlamıyla laikleştirmekten yana tutum almıştır. Adaletsiz, hürriyetsiz, eşitsiz, hukuksuz, ekmeksiz bir düzen tüm ülkeyi cendereye sokuyor. O cendere de ancak üzerine yürünerek, dokunularak ve kavrayarak kırılabilir. Bu zihniyet iktidara geldiği günden beri ahlaki değerleri, demokrasi, eşitlik, özgürlük kriterlerinin tümünü kirletti; doğayı kirletti. Kısaca insana ait ne varsa kirletti. Müslümanların inançsal değerlerini siyasallaştırarak halkları ayrıştırdı. Başta Suriye olmak üzere bölge halklarına karşı nefret ve savaş suçları da dahil, insanlığa karşı sayısız suça imza attı. Şimdi ise doğaya ve ekolojik dengeye nefretini kusuyor. Ne Akbelen’de ne de başka bir yerde doğa katliamına sessiz kalmayacak ve izin vermeyeceğiz.

    “HALKIN GÜNDEMİ AÇLIKLA MÜCADELEYKEN ONLARIN GÜNDEMİ RANT VE TALAN”

    AKP zihniyeti, kadınların, yoksulların, emekçilerin, Alevilerin, Sünnilerin, Kürtlerin, Suriyelilerin ve doğadaki tüm canlıların gördüğü 21 yıllık kabustur. AKP demek fatura soygunu demektir, açlık ve yoksulluk demektir. AKP işsizliktir, yalandır, talandır, soygun düzenidir. AKP alttakine din iman, üsttekine han hamam siyasetidir. Milyonlarca insanı açlığa mahkûm edip, bir avuç yandaşı lüks içinde yaşatan yüzsüzlüğün adıdır AKP. Cemaat yurtlarına mahkum edilen çocuklar; baskıdan, şiddetten ve dahi istismardan intihar ederken, insanlar ucuz ekmek kuyruklarında beklerken, esnaf kepenk kapatmışken, gençler akın akın ülkeyi terk ediyorken, Hükümetin derdi ülkeyi bir avuç uluslararası sermayeye peşkeş çekmektir. Halkın gündemi açlıkla mücadeleyken, onların gündemi her zaman olduğu gibi rant ve talandır.

    “ÜLKEMİZİN ŞERİATA TESLİM OLMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Milyonlarca yurttaş olarak, bir araya gelip bu kabusu bitireceğiz. Ülkemizin şeriata teslim olmasına, doğamızın katledilmesine asla izin vermeyeceğiz.
    Biz bu ülkede vergilerimizi siz şeriata yatırım yapın, çocukların geleceğini çalın diye vermiyoruz. Bizim tarihimiz 72 millete bir nazarla bakanların eşitlik, demokrasi ve özgürlük için verdiği mücadelelerle doludur. Tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de yarattığınız karanlığa karşı hayatın her alanında ışık olacağız.
    Bugün milyonlarca insanı açlığa mahkum edenler, kadına yönelik şiddeti, çocuklara yönelik istismarı “hoş görenler”, bilime, sanata, laikliğe ve evrensel insan haklarına karşı olanlar, yüzleri dahi kızarmadan eşitlikten demokrasiden bahsediyor.

    Alevi Bektaşi kurumları olarak diyoruz ki; Çocuklarımızı şeriata teslim etmeyeceğiz! Doğayı talana teslim etmeyeceğiz!

    “ÜLKEMİZE, DOĞAMIZA, ÇOCUKLARIMIZA ve GELECEĞİMİZE HIZIR OLACAĞIZ”
    Yaygınlaşan ultra milliyetçiliğe, siyasal İslamcılığa, Kürt, Alevi, mülteci düşmanlığına karşı toplumun direnen kesimleri ile demokrasi kavgasına omuz vermeye devam edeceğiz.”

    Sonuç bildirgesinde imzası olan Alevi kurumları şöyle:

    HÜNKAR AŞKINA.
    ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
    ALEVİ DERNEKLER FEDERASYONU
    HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI
    AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
    ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ
    PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
    AVUSTURALYA ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
    ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU
    ANADOLU ALEVİ CANLAR FEDERASYONU
    CEM VAKFI
    ABD PİR SULTAN ABDAL DERNEKLERİ

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • CEM Vakfı, Alevi Vakıflar Federasyonu’ndan ayrılarak binanın boşaltılmasını talep etti

    CEM Vakfı, Alevi Vakıflar Federasyonu’ndan ayrılarak binanın boşaltılmasını talep etti

    PİRHA- Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanlık görevinden ayrıldığını açıkladı. Ayrıca Cem Vakfı’nın da AVF’den ayrıldığını bildiren Doğan, bu durumu ‘ihanet’ olarak nitelendirerek AVF binasının 15 gün içerisinde boşaltılmasını istedi.

    CEM Vakfı Genel Başkanı İzzetin Doğan, Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanlığı’ndan ayrıldığını yazılı olarak AVF’ye bildirdi. Doğan, ayrıca  Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi Vakfı binasında bulunan AVF Genel Merkezi’nin de 15 gün içerisinde boşaltılmasını talep etti.

    AVF GENEL MERKEZ BİNASININ TAHLİYESİ İSTENDİ

    Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan’ın Alevi Vakıflar Federasyonu’na (AVF) Onursal Başkanlığından ayrılma gerekçesini açıkladığı yazı şöyle:

    “Federasyon kuruluş amaçlarına göre çalışmalarınızı düzenlemediğiniz ve Alevi İslam anlayışını “Ali’siz Aleviliğe” dayandıran tasarruf ve beyanlarınız ve inançtan çok siyasi davranışlarınızla büyük emeklerle kurduğumuz AVF’ye ihanet ettiğiniz için CEM Vakfı olarak;

    1- AVF’den ayrıldığımızı,

    2- Kurucu Onursal Başkanı olarak AVF’den ayrıldığımı, AVF’ye geçici olarak tahsis ettiğimiz AVF Genel Merkez binasını en kısa sürede (en geç 15 gün) içinde tahliye etmenizi, CEM Vakfı’na teslim etmenizi bildirir, iyi günler dilerim.”

    NE OLMUŞTU?

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın başkanlık görevinden alındığını yazılı bir açıklamayla duyurmuş ve bunu onursal başkanlık yetkilerine dayanarak görevden alma işlemini gerçekleştirdiğini belirtmişti. Karar Alevi kamuoyunda tepki ile karşılanmıştı.

    AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan imzasıyla 21 Eylül 2022 tarihli yazıda Haydar Baki Doğan’ın başkanlıktan alınmasını şu ifadeler ile duyurulmuştu:

    “Alevi İslam inancı ile öğretisini; din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın çağdaş bir dünya görüşüyle evrensel boyutta tanıtmayı ve yaşatmayı ilke edinmek; hak aşkına hizmet, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma anlayışını sosyal yaşama geçirebilmek amacı ile kurulan Alevi Vakıfları Federasyonu’nun resmi senedinin 14. maddesi b fıkrası (….. Federasyonun Onursal Başkanı isterse, federasyonun herhangi bir organındaki görevlilerin bu senette yazılı kurallara uymaması ve kurulların görevini yerine getirmemeleri halinde söz konusu kurulların feshedilmesi için gerekli girişimleri başlatmaya ve sonuçlandırılmasını sağlamaya da yetkilidir) gereğince başkanlık görevinizden alındığınızı bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dilerim.”

    GÖREVE DEVAM KARARI

    Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, vakfın yönetim kurulu üyeleriyle toplanmış ve göreve devam etme kararı çıkmıştı. Haydar Baki Doğan, ‘Yola devam, görevimin başındayım’ mesajı vermişti.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu
    > AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Görevimin başındayım
    > Alevi Yol evlatlarından İzzettin Doğan’a çağrı: Yanlıştan dönmesini bekliyoruz

     

     

  • Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    PİRHA – AKP hükümetinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açılacağını duyurması Pir Haydar Buga tarafından sert tepkiyle karşılandı. Buga, Alevi tarihinde ilk kez Aleviler bu kadar ahlaksızca, bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar” yorumunda bulundu. Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiğini belirten Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahındaki açıklamalarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulup, cemevi yönetimlerinin bu yöntem ile yürütülecek olmasını eleştirdi.

    “ALEVİLER İLK KEZ BU KADAR AHLAKSIZ BİR SÜREÇLE KARŞILAŞTI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının samimiyetten uzak olduğunu vurgulayarak, geçmişte yaptığı cemevine yönelik “cümbüş evi” söylemini hatırlattı. Pir Buga, Aleviliğin Kültür Bakanlığına bağlanmasının yanlış olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Binlerce yıllık kadim geleneği süren ve doğduğu coğrafyada yasaklı olan, her baskıcı unsur tarafından da katledilen, kıyımlara uğrayan Alevileri katlederek, sürgün ederek bitiremediler. Ama o kıyım ve katliamlar, Alevilerin onurlu sancakları oldular. Aleviler o sancakların altında bir araya geldiler ve her zaman bir olmaya, iri ve diri olmaya gayret gösterdiler.
    Alevilik tarihinde ilk kez bana göre Aleviler bu kadar ahlaksızca bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar. Alevileri Turizm Bakanlığı’na bağlamak…Aleviler bu ülkenin turistleri değil. Alevileri siz Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız sanki Alevilik bir turistik tesismiş gibi ya da turistik hizmet sunan bir yermiş gibi algılanabilir.”

    “20 YILLIK SÜREÇTE AKILLARINA ALEVİLERİ TANIMAK GELMEDİ”

    “Cumhurbaşkanının zaten geçmişteki söylemlerini biliyoruz. AKP’li Recep Tayyip Erdoğan’ın şu söylemi beni çok incitmişti, ‘Cemevleri cümbüş evidir. Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de en iyi Aleviyim’ gibi söylemlerde bulunmuştu. Bu söylemler bile çok inciticidir. Bu nedenlerle ben şahsen kendisine inanmam. Ama şunu da görüyoruz, 20 yıldır iktidarda olan bir zümre var ama bu 20 yıllık süreç içerisinde her ne hikmetse akıllarına Alevileri tanımak gelmedi. Ama seçime birkaç ay kala beyefendilerin aklına Alevi dergahlarını ziyaret etmek ve Aleviliği tanımak geliyor. Eğer Alevi dergahlarını ziyaret ediyorsanız öncelikle Alevilerin orada temsili olarak astıkları resimlere tahammül etmek zorundasınız. Onları kaldırıp yerlerine anlamadığınız lisanda kimi tabelaların asılması bile dergahlara yapılmış olan zülden başka bir şey değildir. Ardından başka bir dergaha Kur’an’la girmesi doğru değil.
    Eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e bir televizyon programında ‘Türkiye’deki Alevi sorununu nasıl çözersiniz? diye sorulmuştu. Ateş cevap olarak demişti ki ‘Alevileri Kur’an’la tanıştırdığımız gün bu iş bitecektir’.

    “ALEVİLİK BÜYÜK BİR OKYANUSTUR, GÖLETİN İÇİNE SIĞDIRAMAZSINIZ”

    Pir Haydar Buga, Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiği vurgusunu da yaptı. Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirerek şu sözlerle devam etti:

    “Maalesef Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı aracılığıyla yani içinde cem kelimesi bile geçmeyen ama yıllardır Alevilere ‘cem’ olarak yutturulan Cem Vakfı diye bir vakıf aracılığıyla görsel algı oluşturarak, Aleviliğin içine paslı çivi çaktılar. Ve maalesef biz o çivileri şu anda sökmekte zorlanıyoruz.

    Alevilik bana göre büyük bir okyanustur onu küçücük bir göletin içine sığdıramazsınız. Yani İslamiyet’in içerisine sığdıramazsınız. İslamiyet Alevi inancının yanında küçücük bir gölettir. Ama zoraki o koca okyanusu, ummanı küçücük bir göletin içerisine sığdırmaya çalışıyorlar. Tarihin her sayfasında Hızır paşalar vardı, bundan sonra da olmaya devam edeceklerdir. Kişiliklerini, yolunu, benliğini satmış olanlar, birilerine sürekli yamanmak için, bu Alevilerin içindeki bizim kınalı kekliklerimiz…

    “ALEVİLİK KENDİNE HAS BİR İNANÇTIR”

    Ama bu süreçten sonra bence Aleviler biraz daha silkinecek ve kendine gelecektir. En azından taraflar netleşecektir. Birileri şunu diyor ‘2 milyara yakın Müslüman var. Onlar diyor ki ‘Yeryüzünde bir tane İslamiyet var. Siz de eğer İslam iseniz mabet yeriniz camidir’. Kendilerine göre çok haklılar. Ama birisi de çıkmış diyor ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz’.

    Bu durumda Diyanet İşleri Başkanı ile İzzettin Doğan’a şunu sormak isterim: ‘2 milyara yakın Müslüman var. Siz diyorsunuz ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz. Tek bir mabedimiz var o da camidir’. Ama karşınızda 50 milyon olduğunu tahmin ettiğimiz bir toplumun içindeki bazı kişiler de diyorlar ki ‘Yok o 2 milyar Müslüman yalan söylüyor. Asıl İslam’ın özü biziz.’

    Bu iki şahsa ‘Önce kendi aranızda bir karar verin’ demek isterim. Eğer İslam’ın özü cem ise ve özünde cemevi varsa; muhabbet, saz, semah, lokma, çerağı, rızalık var ise o zaman siz 2 milyar Müslümanın yaptığı şey yanlış, siz geleceksiniz ‘İslam’ın özü’ diye buraya sığınacaksınız. Onlar önce kendi aralarında bunun kararını versinler. Alevilik kendine has bir inanç, yol, kültürdür.”

     “ZİHNİYET VE DÜŞÜNCELERİ EBUSUUD İLE AYNI”

    Pir Haydar Buga son olarak Aleviliğin halen Türkiye’de bir inanç olarak tanınmadığını vurgulayıp şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Aleviliği ‘Kültür evi’ olarak yorumluyor. Yani senin inançsal boyutunu göz ardı ediyor. Sana diyor ki ‘Sen inançsızsın’. Yani siz, Alevilerin inançsal boyutunu inkar eder ve Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız Ebussuud ile aranızdaki söylem arasındaki farklılıklar ortadan kalkar. Zihniyet ve düşünce aynı. Geçmişini bilmeyen toplumlar gelecekleri hakkında söz sahibi olamazlar. Nereden geldiklerini bilmeyenler nereye gideceklerini de bilmezler. Aleviler nereden geldiklerini biliyorlar nereye gideceklerini de bilmelidirler. Gidip birilerinin kucağına oturulmamalı, birilerine kendilerini yama yapmamalı. Pir Sultan’ın itlerinin bile oturmadığı harami sofralarına gidip oturmaları bizleri rencide ediyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

    CEM Vakfı ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin arazi sorunu sürüyor- VİDEO

    PİRHA-CEM Vakfı’nın, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltması talebiyle başlayan sorun yıllardır sürüyor. Arazinin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu belirten dernek başkanı Ufuk Emre Bektaş, “Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler verdi. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapıldı. Bu olayın özellikle Alevilik hukukuyla çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz” dedi. 

    İstanbul’da bulunan Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile CEM Vakfı arasında kurum binalarının bulunduğu arazi nedeniyle yıllar önce başlayan sorun devam ediyor. CEM Vakfı çektiği ihtarname ile Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği’nin bulunduğu alanı boşaltmasını isterken; dernek ise arazinin asıl sahibinin kendileri olduğunu belirtiyor.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, yıllardır süren sorunu ve dava sürecini PİRHA‘ya anlattı.

    “GAZİ KATLİAMI’NDAN SONRA İSTANBUL’DA KURULAN İLK ALEVİ KURUMLARINDAN BİRİYİZ”

    Derneğin kuruluşuna ilişkin “Derneğimiz 1995 yılında özellikle Madımak ve Gazi Katliamı’nın ardından Bahçelievler’de bulunan Alevi yurttaşlar tarafından kuruldu. Sanıyorum dönemine göre İstanbul’da kurulan ilk Alevi kurumlarından birisi. O katliamlar silsilesi sonrası kolay bir yol ile kurulmadı derneğimiz o dönem. Çok ciddi bir halk desteği ve inançla kurulmuştur” bilgilerini veren Bektaş, insanların desteğiyle arazinin tapusunun alındığını kaydetti.

    “CEM VAKFI BİNASININ İLK İKİ KATI DERNEĞİMİZCE YAPILDI”

    Bektaş, CEM Vakfı ile yaşanan sorunu ise şöyle dile getirdi:

    “O dönem yaşanan sıkıntılardan birisi de güvene dayalı derneğe alınmış olan tapunun, o dönemki bir dernek yöneticisinin üstüne yapılmasından kaynaklı bugün hala sorunlar yaşamaktayız. Derneğimiz 1995 yılında kuruluyor. Ama üzerindeki arazide şu anda Cem Vakfı’nın genel merkezi de bulunmaktadır. Derneğimiz aleyhine daha önce idare mahkemesine, asliye mahkemesine ve ceza mahkemesine açılmış davalar var. Bugün bunun bir kopyasıyla karşı karşıyayız.

    Şu anda sahibi olduğumuz arazi üzerinde işgalciymişiz veya kiracıymışız gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu doğrudan Cem Vakfı Genel Merkezi tarafından çok ciddi şekilde algı yapılmaya çalışılıyor. Derneğimiz, şu anki Cem Vakfı genel merkezi binasının yapımında çok büyük emekler veriyor. O binanın ilk iki katı derneğimizce yapılıyor. Derneğimizin karar defterlerinde de yandaki binanın yapımı ile ilgili ispatlarımız da var. Daha sonra Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, derneğimizin eski yönetimini kendi yönetimine ve işe alıyor. Sahte bir kira kontratı ile de derneğimiz sanki arazinin sahibi değilmiş de kiracısıymış gibi gösteriliyor. Daha sonrada yapılan fason kira kontratı üzerinden davalar silsilesi başlıyor. O döneme ait gazete küpürleri, haberler, ispatlar da var. O günden itibaren Cem Vakfı ile derneğimiz arasında ne yazık ki mahkeme nedeniyle bir tartışma yaşanıyor.”

    “SORUNUN ALEVİ HUKUKU İÇERİSİNDE ÇÖZÜLMESİ GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİZ”

    Yaşanan sorunu Alevi hukuku içerisinde çözmek istediklerini fakat istedikleri yanıtı alamadıklarını belirten Bektaş, iki Alevi kurumunun karşı karşıya gelmesinden dolayı üzgün olduklarını kaydetti. Bektaş, şöyle konuştu:

    “Biz, bu olayın özellikle Alevilikte, kendi hukuku olan bir yol ve felsefede kendi içerisinde çözülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ama bütün iletişim kanalları kapandığı için biz de artık karşı bir hamle yapmak durumundayız. Çünkü bulundukları binada işgalciler. Bulundukları bina derneğimiz tarafından yapıldı. Bizim de bu konu ile ilgili girişimlerimiz ne yazık ki başlayacak. Yoksa birbirine musahip olması gereken iki Alevi kurumunun, hukuk sistemine dahi tam anlamıyla güvenemediği bir düzende birbirini dava ediyor olması gerçekten çok can yakıcı bir durum. Özellikle geçtiğimiz haftalarda Hacıbektaş’ta yaptığımız çalıştayda Alevilerin birlik ve bütünlüğüne dair mesajlar verdik.

    Ama bunun öncesinde son ihtarname 12 Eylül tarihinde geldi. Birilerini siyasal ya da kurumsal olarak var eden bir sürecin tarihi aslında. Çok trajik bir durum. İhtarname şunu diyor:
    “Biz size 1997 yılında kiraladık. Zamanınız doldu. Sene sonunda da kira kontratı uzamayacak. Burayı boşaltın. Aksi halde dava yoluna gideceğiz.”
    Fakat bugüne kadar kira ödediğimize dair bir tane bile ispatları yok. Şimdi vakfın müdürü bizden bir kira talep ediyor. Burası milli emlak arazisine dönmüş. Kamulaştırıldıktan sonra bu arazinin 29 yıllığına kullanım bedelini almışlar. Kendilerine peşkeş çekilmiş bir arazi zaten derneğimize ait. Burada bir hukuksuzluk var. Üzerine Milli Emlak’tan kiralıyorlar ve amacı dışında kullandıkları bu arazide kendilerinden önce burada olmamıza rağmen şu anda bizim varlığımızdan rahatsızlık duyuyorlar.”

    “ALEVİ KURUMLARI İLE MÜCADELE ETMEK DEĞİL, BİRLİKTE YOL YÜRÜMEK İSTİYORUZ”

    Alevi kurumları ile mücadele etmek istemediklerini vurgulayan Bektaş, eşit yurttaşlık için birlikte yol yürümek istediklerini söyledi. Bektaş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çok absürt gelecek belki ama 30 bin lira kira istiyorlar. Ertesi gün “Kira da istemiyoruz, boşaltın” diyorlar. Ondan sonra ihtarname çekiyorlar. Sanıyorum İstanbul valisiyle bir görüşme gerçekleştirmişler. Genel merkez binalarının yenilenmesi süreci var. Bu sürece sanırım bizi de dahil edip, bütün parseli boşaltıp, yeni bir proje yapma aşamasındalar. Ama şunun da farkındalar. Çok da ileri gidemiyorlar. Bölgedeki halk burayı benimsemiş durumda. Yıllardır burası varlığını devam ettirmekte. Her ne kadar geçmişte buraya dava açmış olsalar da bir arpa boyu yol alamadılar.

    Yani biz hala bu işin kendilerinin ifadesiyle, uluslararası hukukta bir kazanım elde etmiş olan Alevilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanımlar elde etmiş olan Alevi toplumunun (ki bunun da propagandasını en çok İzzettin Doğan yapar) iç hukukta karşılığı olmadığından dem vururuz. Uluslararası anlamda elde ettiğimiz hakların içeride verilmemesinden dem vurulur. Türkiye’deki hukuk sistemine karşı güvensizliklerini ve şikayetlerini de kurumsal olarak hep beyan etmişlerdir bu anlamda. Şimdi o güvenmedikleri hukuk sistemine güveni tuttu ki bu arkadaşların bir başka Alevi kurumunu şikayet edecek kadar kendilerini güçlü hissediyorlar. Yani gücü nereden alıyorlar? Onu da sormak lazım.

    Ama günün sonunda biz şu noktadayız. Bizim kendi hukukumuz var. Alevi hukukumuz var. İnsanlar bir araya gelmeliydi. Bu iş bu noktada daha ortak bir akılla çözülmeliydi. Kendilerine defalarca kez ifade ettik. Birçok mahkemede de bizim daha önceki dernek başkanlarımız, yöneticilerimiz ifade ettiler. Buranın gerçek sahibi derneğimizdir, bu kimliktir. Biz başka bir Alevi kurumuyla yol yürümek istiyoruz. Biz diğer Alevi kurumlarıyla mücadele etmek değil; haklarımız ve kazanımlarımız, eşit yurttaşlık için birlikte mücadele etmek istiyoruz. Birbirimizle mücadele etmek istemiyoruz. Ama bu talebimiz defalarca kez ne yazık ki geri çevrildi ve iş bu noktaya geldi.”

    “ISRARCI OLMALARI DURUMUNDA ALEVİLİĞE VERDİĞİ ZARARLARI DAHA FAZLA TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Bektaş bundan sonraki sürece dair ise “Alacakları hiçbir karar, yapacakları hiçbir adım derneğimizin bulunduğu yerden bir adım dahi geri çekilmesini sağlamayacak. Bunu mümkün kılmayacağız tabii ki. Bu kimi zaman kendi istedikleri şekilde hukuki yolda olacak, kimi zaman toplumsal bir hareketle olacak. Ama bu konuda ısrarcı olmaları halinde biz kendilerinin bugüne kadar Alevi toplumuna elde ettirdikleri kazanımlar baş üstüne olmakla birlikte, ne yaptıklarını, burada nasıl bir faaliyet gösterdiklerini, Aleviliğe son dönemde, Aleviliğin birliğine bütünlüğüne nasıl zarar verdiklerini daha fazla teşhir etmeye devam edeceğiz. Bu anlamda da bir adım dahi geri atmayacağız” yorumunda bulundu.

    “KENDİLERİNİ ALEVİLİĞİN TEK MUHATABI OLARAK LANSE EDEBİLİRLER AMA GERİ ADIM ATMAYIZ”

    CEM Vakfı’nın yıl sonuna kadar alanı boşaltmalarını istediğini belirten Bektaş, Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip (600 üye) derneklerin başında geldiklerini ifade etti.

    Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş ayrıca üniversite okuyan belli sayıdaki öğrenciye burs verdiklerini söyleyerek, şunları kaydetti:

    “Bu yılın sonuna kadar bizden bu alanı boşaltmamızı, terk etmemizi, aksi halde dava açacaklarını söylüyorlar. Dava açabilirler. Daha önce yaptıkları gibi belli hukuki süreçleri zaman aşımına uğratacak kadar eskisi gibi kolları uzun olabilir. Kendilerini Aleviliğin tek muhatabı olarak uluslararası düzeyde ve Türkiye’de lanse de edebilirler. Hiç problem değil.

    Yani onların arkalarına aldıkları güç bizi geri adım attırmaz. Biz Bahçelievler ilçesinde en çok üyeye sahip derneklerin belki başında geliyoruz. Toplumsal bir karşılığımız var. Bizim bu dernekte, dernek üzerinden üniversite hayatına devam ettirmesini sağladığımız çok sayıda gencimiz var. Buranın inançsal, teolojik bir açıdan değil de daha çok kendini toplumsal muhalefette lanse eden, eşit yurttaşlık talebinde bulunan daha çok demokratik kitle örgütü çalışması yapan bir kurum olmasına rağmen bu hareketi yaptıkları için ve bu bölgede başka bir cemevi olmadığı için bizi cemevi pozisyonuna getirmelerini de istemiyoruz.

    Biz hemen yanı başımızda olan kurumun faaliyet alanına girmek istemiyoruz. Ama ne yazık ki bizi bu noktaya da itiyorlar. Yaklaşık iki aydır ben İzzettin Doğan’a ulaşmaya çalıştım. En azından bir diyaloğa geçme teşebbüsümüz olmadığını iddia etmesinler diyeydi. Ama çirkin şeyler duyuyoruz. Bu yakışmıyor. Bu anlamda da bağlı bulunduğumuz Alevi Dernekler Federasyonu’yla da bir görüşme gerçekleştirdik. Bu dernek buranın sahibi, 1995’ten beri faaliyet sürdürmekte. Bundan sonra da faaliyetlerini sürdürmeye devam edecek.”

    “BİR ALEVİ KURUMU İLE MAHKEMEYE ÇIKMAK NE KADAR ALEVİCE?”

    Bektaş son olarak AKP’nin Alevi politikalarına da değindi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevilik dairesi kurulması için yapılan hazırlıkları da hatırlatan Bektaş, “Alevilerin o kadar çatı kuruluşu, kurumu, federasyonları varken, bu yolu süren, bu uğurda emek vermiş, mücadele etmiş insanları muhatap almadan hükümetin bir daire başkanlığı kurma durumu varmış. Kültür Bakanlığı’ndan böyle bir bilgi aldık biz de. Şimdi Aleviliği bu kadar devletleştirmek isteyen, kendine benzetmek isteyen, kendi Alevisini yaratmak isteyen bir iktidar varken ve biz belki de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde Aleviliğin ilk defa bu kadar tehlikeye girdiğini gözlemlemişken ,bir Alevi kurumunun başka bir Alevi kurumuyla o anlayışın hakemliğinde, huzurunda sanık sandalyesine çıkması ya da mahkeme huzuruna çıkması ne kadar insani olur, ne kadar Alevice olur? Bunu sorgulamaktayız” ifadelerini kullandı.

    “BİLDİRİYE İMZA ATTIĞI İÇİN BAŞKANLARINI GÖREVDEN ALMAYAN ANLAYIŞLA YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş’ta gerçekleştirdiği çalıştaya da atıfta bulunan Ufuk Emre Bektaş sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “En çok bir arada durmamız gereken, en çok birlikte görmemiz gereken süreçte biz, bir taraf müşteki, diğer taraf sanık pozisyonunda bir kez daha Aleviliğin neden bugün Türkiye’de bu hale gelmiş olduğunu, son dönemlerde bu kadar zayıfladığını bir kez daha teşhir etmiş oluruz. Bu isteğim tabii ki Alevilerin bir arada durması, bu mücadeleyi birlikte vermesi isteği. Sakın ola Cem Vakfı “Biz acaba onlardan çekiniyor muyuz da böyle söylüyoruz” manasını taşımamalı. İstedikleri şekilde şikayetçi olabilirler. Araziyle ilgili bir talepte bulunabilirler. Hiç problem değil. Bizim yanımızda halk var. Toplumdaki insanlar var. Bu anlamda da güveniyoruz kendimize. O açıdan Aleviliği bölen değil de bütünleştiren, o gün o çalıştayda attığımız imzanın arkasında duran, bildiriye imza attı diye kendi kurum başkanlarını görevden almayan anlayışla yolumuza devam edeceğiz.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu

    İzzettin Doğan, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın görevinden alındığını duyurdu

    PİRHA- Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’nın başkanlık görevinden alındığını yazılı bir açıklamayla duyurdu. Doğan, onursal başkanlık yetkilerine dayanarak görevden alma işlemini gerçekleştirdiğini belirtti. 

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan tarafından, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan‘nın başkanlık görevinden alınmasına dair yazılı bir açıklama yayınlandı.

    AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan imzasıyla 21 Eylül 2022 tarihli yazıda Haydar Baki Doğan’ın başkanlıktan alınması şu ifadeler ile duyuruldu:

    “Alevi İslam inancı ile öğretisini; din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın çağdaş bir dünya görüşüyle evrensel boyutta tanıtmayı ve yaşatmayı ilke edinmek; hak aşkına hizmet, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma anlayışını sosyal yaşama geçirebilmek amacı ile kurulan Alevi Vakıfları Federasyonu’nun resmi senedinin 14. maddesi b fıkrası (….. Federasyonun Onursal Başkanı isterse, federasyonun herhangi bir organındaki görevlilerin bu senette yazılı kurallara uymaması ve kurulların görevini yerine getirmemeleri halinde söz konusu kurulların feshedilmesi için gerekli girişimleri başlatmaya ve sonuçlandırılmasını sağlamaya da yetkilidir) gereğince başkanlık görevinizden alındığınızı bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dilerim.”

    AVF YÖNETİM KURULU TOPLANIYOR

    Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, bugün saat 15.00’te vakfın yönetim kurulu üyeleriyle toplanıyor. Toplantıdan çıkacak karara göre Haydar Baki Doğan yazılı bir açıklama yapacak.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    PİRHA-“Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu ‘Bayram cemi’ adı altında yapılan erkânların Aleviliğe ait olmadığını kaydetti. ABF açıklamasında “Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” ifadeleri yer aldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tarafından yayımlanan “Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı açıklamada, “Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” denildi.

    “ALEVİLİKTE KURBAN, ORTALIĞI KAN GÖLÜNE ÇEVİRİP BAYRAM YAPMAK ANLAMI TAŞIMAZ”

    CEM Vakfı’nın yıllar önce başlattığı erkânların Aleviliği şiileştirmek ve caferileştirmek olduğu belirtilen ABF açıklamasının tamamı şu şekilde:

    “Kelime kökeni Arapça ḳrb kökünden gelen ḳurbān قربان “tanrıya sunulan adak” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ḳurbān קרבן sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice #ḳrb קרב “1. yakın olma, yaklaşma, 2. hediye verme, adak sunma” kökünden türetilmiştir.
    Kurban; kelime olarak Arapça’da “Kurb” kökünden gelip, akraba kelimesi ile aynı anlama gelir. Anlamı: Yakın olmak, yakınlaşmak demektir. “Ben sana kurban olurum” diyen birisi, “Beni götürüp ‘Arafat’ta’ kes” demez. Benim sana sevgi ve muhabbetim-yakınlığım var demek ister. Bunun delili olarak da bir sunak, bir hediye verir. İşte, pirimizin evimize geldiği günü bayram sayan biz, Aleviler; Musahip tutup yola ikrar vereceğimiz gün, gönüllerin birliği (akraba-yakın olma) adına kurban tığlarız.

    Her yıl Pir divanına-Hak huzuruna çıktığımızda Dar’a durup görgü-sorgudan geçtiğimiz gün de tercüman kurbanı tığlanır. “Yani yılda bir kurban talibin hakkı” denir. Bunun haricinde Hızır orucu bitiminde, Yas-ı Matem orucu bitiminde, adak, dilek kurbanları, dergâh ve türbe ziyaretlerinde de dilek ve murat kurbanları, tığlanır.

    Özetle Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hatta kurbanlıklar önceden belirlenir, ona özenli davranılır, eziyet edilmez ve özel bakılır. Aklanıp temizlenip cemde huzura getirildiğinde bir işaret gösterip rızalığını beyan etmez de kaçarsa, kovalanıp yakalanarak boğazlanmaz.

    “ALEVİLERİN KURBAN BAYRAMI KUTLAMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

    Evrende, canlı-cansız her nesneyi hakkın bir parçası olarak gören inancı, birilerinin, cana kıyarak yaptıkları ibadete benzetmeye çalışmak, hele de sonuna bayram ekleyip kutlamalar yapmak, olsa olsa cahillikten ve bilgisizlikten olur.
    ​Kurban bayramı; Zilhicce ayında, Hac yoluna düşüp, Kâbe’ye giderek, günahlarından arındığına inanan insanların kestiği kefaret kurbanının bayramıdır.

    “Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, Tac’da değildir. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hacda değildir” diyen Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Hac yollarına düşmeyen, umre ziyareti yapmayan bir inanca, bayram yakıştırması yapmak, bu inanca yapılacak en büyük kötülüktür. Kâbe’nin etrafında dönemeyip, Mina’da şeytan taşlayıp günahlarından kurtulduğu için kurban kesip bayram yapmayan Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir.

    “UYDURMA ERKANLARIN HİÇBİRİ BİZE AİT DEĞİLDİR”

    ​Yaklaşık 15-20 yıl önce, Cem Vakfının başlattığı ve amacı Alevileri Şii’leştirmek veya Caferi’leştirmek olan uydurma erkânların hiçbiri bize ait erkânlar değildir. Atamızın–ceddimizin yapmadığı (Bayram cemi, Kurban cemi vb.) hiçbir erkânın kurumlarımıza dayatılmasını doğru bulmayız.

    Bu amaçla Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı tüm bileşen ve şubelerimizde bayram cemi, kurban cemi, bayram erkânı, kurban erkânı ve benzer isimler altında erkân yapılmaması gerektiği, aksi davranışın, yolumuza ve birliğimize yapılan bir saldırı olarak algılanacağı bilinmelidir. Şubelerimizin bu konu ile ilgili göstereceği hassasiyete şimdiden teşekkürlerimizi sunarız.”

    PİRHA / İSTANBUL