PİRHA- Cemal Abdal Ocağı evladı Hıdır Doğan dede 95 yaşında İstanbul’da Hakk’a yürüdü.
Eski Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Hasan Doğan’ın babası, Cemal Abdal Ocağı evladı Hıdır Doğan dede 95 yaşında Hakk’a yürüdü.
Bugün saat 15.00’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi/Cemevinde Hakk’a yürüme erkanı yapılacak. Hüseyin Güzelgül dedenin yürüteceği Hakk’a uğurlama sonrası Hıdır Doğan’ın cenazesi Elazığ Karakoçan’nın Delikan Köyü’nde 4 Nisan’da toprağa sırlanacak.
PİRHA- Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Alevi inancında Hızır’ın evrenselleşmiş sosyal bir kurum olarak sigorta görevi gördüğünü belirtti. Doğan, “7’den 70’e, küçükten büyüğe herkes o kurumun doğal üyesidir. Bu kurumsal yapıda aşk, emek, erdem, iyilik, güzellik gibi evrensel değerler vardır ve o motivasyon enerjiye bağlanmıştır. Halk kurumsallığında bu tamamen sosyal sigorta görevi görüyor” dedi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri çeşitli bölgelerde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına hatta Mart ayına kadar devam eder.
Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Hızır aylarının Alevi inancındaki tarihsel-toplumsal yerini, ibadet aylarındaki geleneksel ritüelleri, farklı inançlardaki mitolojik anlatımları PİRHA’ya değerlendirdi.
“HIZIR, ALEVİLERDE SOSYAL BİR KURUMDUR”
Hızır’ın Alevi inancında sosyal, kurumsal bir yapıya kavuştuğunu söyleyen Doğan, “Anadolu’da yaşayan bir çok halkta Hızır kavramı vardır. Darda, zorda olana yardım etmek ve insan sıfatında olup da karşılıksız çıkarsız, gösterişsiz, yapılan hizmet o erdem, eylem türüne Hızır’ın eylemi diyorlardı. Hiçbir inanç ve ibadette Hızır kavramı sosyal kurumsal bir yapıya kavuşmamıştır. Ama Aleviler, Kızılbaşlar ve Bektaşilerde çok düşünsel, davranışsal olarak sosyal sivil halk kurumsallığı yerine oturmuştur. Yardım eden, darda, zorda olanı kurtaran ve bu içtihatı da inancımızda çok iyi bir terminoloji yapmıştır. Bu kavram günü birlik dahi kullanılıyor” diye konuştu.
“HIZIR RESMİ BAYRAM GİBİ KUTLANIYOR, İBADET AĞIRLIKLARI BU AYLARDA”
Doğan, Hızır ayının Alevilerde resmileşmiş bir bayram havası aldığını söyledi. İbadet ağırlığının bu aylara yayıldığını ve kurumsallaşmış bir otokontrol sistemi olduğunu belirten Doğan şöyle devam etti:
“Şubat ayında inançsal ve sürekli olarak kullanılması için sosyal, toplumsallaştırılmış ve hatta Mart ayının sonlarına kadar Hızır ibadetlerinin, cemlerinin yapılması vardır. Bu aylarda en çok ibadetin yapılması yanında bir de görgü yapılmasıdır. Görgü de sosyal toplumsal olaylarla, ailedeki huzur, mutluluk, kapı komşusuyla ve toplumsallıkla olan ilişkiler sorgu edilir. Alevi Kızılbaşlar, Hızır ayını resmileşmiş bir bayram gibi kutlayarak yaşıyorlar, hem de ibadet ağırlıklarını bu aylara yerleştirmişler. Aile görgüleri, kapı komşu hakları, toplumsal sorunlar, ikrar verme ve alma Hızır ayında başlıyor. Şubat ayından Mart ayına kadar Hızır bir inanç, felsefe olarak insanın doğayla ilişkisi, kusurlarını dile getirerek özünü dara çekmesi, rehber huzurunda herkesle barışık yaşamasında yerini alıyor. Bu kurumsallaşmış bir otokontrol sistemidir.”
“HIZIR, DARDA/ ZORDA OLANA SOSYAL SİGORTADIR”
Hızır inancının Alevilikte sosyal bir kurumsallaşma hali alarak darda, zorda olana toplumsal bir sigorta olduğunu ifade eden Doğan, “Herkes günü birlik yaşamında darda, zorda olduğunda yardım edildiğinde, ‘sen bana Hızır gibi yetiştin’ der. Bu bir insan sıfatıdır ve insan yardımlaşmasıdır. Düşündüğümüzde Alevi ocaklar yapısında ve sosyal sivil halk kurumsallığında bir organize biçimi olarak insanı insana sigortalama biçimidir. Yine bu sigortalanma biçimi musahiplik ve kirvelikte de öyledir. Ama Hızır ilişkisi çok daha ön planda ve tamamen sosyal sigorta görevi görüyor. Herkes sosyal sivil olarak onun üyesidir ve insan olarak Hızır’ın görevini alır, darda ve zorda olana yardım eder. Küskün, kırgın dahi olsa kendisine yapılanı unutur ve gurur yapmadan ona insan sıfatında yardım eder. Bunu Hızır aşkına ve adına yapar” şeklinde konuştu.
“7’DEN 70’E HERKES O KURUMUN DOĞAL ÜYESİDİR”
Doğan, devamında ise, “Alevilikte Hızır evrenselleşmiş ve oturmuş bir kurumdur. 7’den 70’e, küçükten büyüğe herkes o kurumun doğal üyesidir. Binlerce yıldır darda zorda olan yetişmek, hatasını kusurunu anlamak, toplumsal ilişkilerini barışık kılmak ve en çok bu ayda özlerini dara çekip sorguluyorlar. Bu kurumsal yapıda aşk, emek, erdem, iyilik, güzellik gibi evrensel değerler vardır ve o motivasyon enerjiye bağlanmıştır” ifadelerini kullandı.
“PİRLER TALİBİNE GİDER VE BU MART AYINA KADAR SÜRER”
Hızır aylarında pirlerin mürşit ocaklarındaki pirlerini çağırarak sorgu gördükten sonra taliplerine gittiğini ve Mart ayına kadar bu hizmetin sürdüğünü kaydeden Doğan, şunları kaydetti:
“Biz ocak pirleri önce kendi hanemizin Hızır’ını yapar, üç gün Hızır orucu tutar ve kapı komşularımızla helalleşirdik. Pirimiz, rehberimiz gelir cem yapar ve kendi görgümüzü görürdük. Ondan sonra ise talip köylerine yaya olarak giderdik. Bu bütün ocaklarda vardı ve herkes kendi Mart ayına kadar da talibine giderdi. Talipler istediği takdirde hem görgülerini hem de cemlerini yapıyorlardı. Görgü, talibin arzusu üzerine yapılır. Pir, rehber veya mürşit cem isteyemez. O ocağın üyesi olan talip bu sınavı vermek ister ise görgüsü görülür. Hak ve hakikatini değerler üzerinde yaşatan da taliptir.”
PİRHA- Hızır inancının Alevilikte sosyal bir kurumsallaşma hali alarak darda, zorda olana toplumsal bir sigorta olduğunu ifade eden Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, “İnsanın insana sigortalanmasında Alevilikte iki kurum vardır. Biri musahiplik kurumudur, biri de Hızır. Bunlar sosyal sigortalarımızdır. Hızır inancını Aleviler Kızılbaşlar kurumsallaştırmışlar. Sosyal bir kurum haline getirmişler. Darda zorda olana sigortadır” dedi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri çeşitli bölgelerde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına hatta Mart ayına kadar devam eder.
Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Hızır aylarının Alevi inancındaki tarihsel-toplumsal yerini, ibadet aylarındaki geleneksel ritüelleri, farklı inançlardaki mitolojik anlatımları PİRHA‘ya değerlendirdi.
“IRKLARIN VE RENKLERİN HARMANI OLAN HAKİKATTEN GELİYORUZ”
Alevi inancının ırkların ve renklerin harmanı olan bir hakikatten geldiğini belirten Doğan, “Bu yolda bu erkana kavuşmamızın en büyük amacı insanlık yaratılış mitolojisinde insanın insanla, insanın doğayla sevgiyle, muhabbetle ihtiyaçlı ve muhtaçlıdır. Bu ihtiyaçlık ve muhtaçlık doğanın her türlü sırrını çözmek için kendi ihtiyaçları için yola çıkmış, doğayı tanımış, doğayı incelemiş ve her cisme, her varlığa isim koymuştur. Hatta bütün tanrıların güzelliklerini, simgelerini, imgelerini de vasıflaştıran, isimlendiren insandır. Öyleyse insan, değerli bir varlıktır. Aklıyla, mantığıyla doğanın sırlarını çözerken her türlü çıkmazda bir çıkış bulmuştur. Bir karanlıktan aydınlığa ilk insandan günümüze kadar değişegelen bir insanlık alemi vardır. Işık taifesi ilk insandan günümüze kadar sosyalleşen, o sosyalleşirken de ahlaki, insani, irfanı, örf, adet, geleneklerini kaydetmişler. Hatadan, kusurdan arınan tayfa diyorlardı. Biz hatadan, kusurdan arınan tayfayız. Birbirini kırmamak, doğaya zarar vermemek. İyilik ve güzellik üzerine dayanışmak, sosyalleşmek. Biz o tayfadan geliyoruz. Onun için bugünkü isimleriyle Alevi, Kızılbaş, Bektaşi, Batinilik, insanlığın evrenselliğinde ilk sosyalleşen insanların belli konularda daha iyi yaşamak için, dayanışma içinde olmak için, ırkların, renklerin, dinlerin, dillerin harmanı olan bir hakikatten geliyoruz” dedi.
“ALEVİLİK SOSYAL BİR İNANÇTIR, PAYLAŞIMDIR”
Alevi inancının her dilde kendini var ettiğini ve sosyal bir inanç olduğunu ifade eden Doğan, “Ocaklar, insanlığın tarihsel, toplumsal okullarıdır ve o ocakların eğitim sistemi aynıdır. Deyişi, duası, fikri, düşüncesi her dilde vardır. Ama her dilde iyilik, güzellik, emek ağırlıklı. Sadece kendi dilinde anlatırken onu o değerde kullanıyor. Yani bir ortaklık, bir sosyal inanç şeklidir, paylaşımıdır. Onun için bizim ibadetlerimizde, mesela Hızır ayında Elazığ Karakoçan’da, Mazgirt bölgesinde, Erzincan, Bingöl iç içe geçmiş Sivas’ta hep gelenler, gidenler oluyordu, konuşuluyordu, muhabbet ediyordu. Biz de dinliyorduk. Hızır Ayı, Alevilik ve Kızılbaşlık, Bektaşilik içinde de vardır. Hızır demek; insanın insanla, insanın doğayla barışık yaşaması, yardımlaşması, sosyalleşmesidir. Mesela köylülerde en ufacık bir şey olduğu zaman ‘Hızır yardımcın olsun, Hak yardımcın olsun’ denirdi” diye konuştu.
“HIZIR İNANCI SOSYAL BİR KURUMDUR, SİGORTADIR”
Doğan, Alevi inancında Hızır’ın sosyal bir kurum halini alarak ibadete dönüştüğünün altını çizerek şöyle devam etti:
“Kimdir Hızır? Hızır insandır. O Hak’tır, Ali’dir, Muhammed’dir, peygamberdir, uludur, velidir ama insan sıfatında gelir. İnsana yardım edendir Hızır. Hızır sıfatındaki o insan Hızır simgesiyle, imgesiyle, inancıyla, aşkıyla, enerjisiyle Hızır’dır. Darda, zarda olana yardım etmek ve insan sıfatında olup da karşılıksız çıkarsız, gösterişsiz, yapılan hizmet o erdem, eylem türüne Hızır’ın eylemi diyorlardı. Sen yeter ki çağır ama inanacaksın. Hızır Kürtçe’de hızlı olan anlamınadır. Çabuk gelen, acil yetişen, hemen olan ama insanın arzu ve isteğiyle dile getirdiği o çağrışımla, enerjiyle, onu bulmayı ve kabullenmeyi anlamlandırmışız. Alevi Kızılbaş inancında hem yöresel bölgeselde hem doğuda hem batıda bir ibadet şekline dönüştürülmüş. Yani kurumlaşmış. Ahlaki olarak, değerler olarak, ibadet, inanç olarak kurumsallaşmış, sosyalleşmiş yani. Hızır ayında da Alevilerin, Kızılbaşlıların ibadetleri, en yoğun olduğu dönemdir. Ve mevsim olarak da ‘Sersal’ dedikleri sonra yani yılbaşından sonra ikinci ayı olan şubat ayına denk geliyor. O ayda da insanların çalışma hayatları olarak genellikle herkesin kendi hanesinde bulunarak aşını, işini derleyip topladığı, dışarıda olmadığı, herkesin bir arada bulunduğu aileler vardır. Hızır inancını Aleviler Kızılbaşlar kurumsallaştırmışlar. Sosyal bir kurum haline getirmişler. Nedir o sosyal kurum? Darda, zarda olana sigortadır. Darda, zarda olana doktordur.
“ERDEMLİ EYLEMDİR”
“Bu inancımıza o kadar güzel yerleşmiş ki. Bunu sosyalleştirmişler, kurumsallaştırmışlar, kitaplaştırmışlar. Ne yapıyorlar? Ocaklara bağlı rehber, pir, mürşit ilişkisinde talipler vardır. Talipler öğrencidirler. Öğretmenleri rehberdir. Öğretmenleri pirdir, mürşittir. Bu ocaklar sisteminde kurumsallaşmıştır. Kurumsallığın da anlamı şudur: İçtihat olarak erdemli eylemdir. İnsanın insanla buluşması, insanın insanla tartışması, insanın insanla yüzleşmesi ve yüzleşirken de hatasını, kusurunu birbirine rahatlıkla anlatması. Sohbet dediğimiz bir yerde yan yana karşı karşıya geliyorsun, sorguluyorsun. Çünkü dürüst insan, cesaretli insan, iyi insan hatasını kabul eden insandır. Hatasını kabul etmeyen insan iyi insan değildir. Onun için onlar yüz kızartıcı suç hariç ne varsa orada yüz yüze konuşurlar. Ama yüz kızartıcı suç ise bunu ailede gizlice sadece hanenin içerisinde konuşurlar. Yani her türlü
insanın bilmesi gerekmez, yüz kızartıcı kişiyi deşifre etmezler. Toplum karşısında mahcup etmezler. Kamil insan pir, rehber, mürşit kendi hanesinde onu yargılar. Onun için Hızır bizim inancımızda belli bir mekana, belli bir mütevaya bürünmüştür.”
“PİRLER, GÖRGÜLERİNİ GÖREREK TALİPLERİNE GİDER”
Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Alevilikte insanın insana sigortalanmasında iki ana kurumdan birinin musahiplik diğerinin ise Hızır inancı olduğuna işaret etti. Hızır aylarında pirlerin mürşit ocaklarındaki pirlerini çağırarak sorgu gördükten sonra taliplerine gittiğini ve Mart ayına kadar bu hizmetin sürdüğünü kaydeden Doğan şunları söyledi:
“Bugünün diliyle anlatırsak insanın insana sigortalanmasında Alevilikte iki kurum vardır. Biri musahiplik kurumudur, biri de Hızır. Bunlar sosyal sigortalarımızdır. Toplumda, insani irfani dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma. Seyit olanlar, pir olanlar kendi hanelerinde, kendi evlerinde Hızırlarını kutluyorlar, oruçlarını üç gün tutuyorlar, kurbanını kesip kendi pirlerini çağırıp kendi cemini görgüsünü yapıyorlardı. Bu öncelik neden? Kendi hanesinde görgüsünü yapmayan, piriyle, mürşidiyle görüşmeye gidip cem yapamaz. İşte bunlar kendi hanelerinde, kendi köylerinde, mekanlarında, rehberiyle, piriyle mürşidi görüp Hızır orucunu tuttuktan sonra kurbanlarını keserlerdi. Pirinden destur alıp yani pir talibe çıkarlardı. Hızır ayı, aynı zamanda kurumsal olarak Aleviliğin ibadetlerinin en çok yapıldığı zamanlardır. Şubatın ilk haftasından başlayıp Mart’ın sonuna kadar Hızır devam ederdi. Hızır ayı
pir talip ilişkisinde çok yoğun geçen bir görgü ayıdır. Taliplerin piriyle yüzleşmesiyle, dara durmasıyla maddi ve manevi kusurlar giderilir. Görgü demek
talibin duruşması demektir. Ve bu inanç birleştiricidir, bütünleştiricidir.”
“RESMİ DEVLET, İKTİDAR DİNLERİNE KATILMADIK”
Alevi inancının resmi devlet dinlerine katılmadığının altını çizen Doğan, aksine Aleviliğin sosyal, sivil, halk kurumsallığı olduğu belirlemesinde bulunarak, “Bu inançta, bu felsefede bazı kurumsal yapılar bir sigortadır, eğitim yoludur. Alevi ocakları bir eğitim silsilesidir. Resmi devlet dinlerine katılmadık, resmi iktidar dinlerine katılmadık. Alevilik sosyal sivil halk kurumsallığıdır. Bugünkü insanlar vakıf kuruyor, dernek kuruyor, şube kuruyor. Alevilik binlerce yıl önce bunu kurmuş. Ocaklar insani irfani eğitimdir, bilimseldir, ikrarsaldır, ilkelidir. Aynı zamanda da ahlaki değerlere yüzde yüz bağlıdır. Bu güzellik farklı inançların, renklerin harmanı olan Anadolu’da büyük bir vücut bulmuştur. Ve bugün de bu düşünceler geçerlidir. Çünkü bilime inanıyoruz, ışığa inanıyoruz. Enerjiye inanıyoruz. Dara, zora girdik mi Hızır’ı da çağırıyoruz. Neden? Çünkü iyiden iyiye giden bir enerji vardır. O iyiden iyiye giden enerji de babalarımız, dedelerimiz bize ispatlamıştır” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLİK, BİR ÖRGÜTLENME BİÇİMİ, İLKELİ BİRLİKTELİKTİR”
Pir İsmail Doğan, mazlumların zalimlere karşı örgütlenme biçimi olan Aleviliğin ilkeli birliktelik olduğunu dile getirerek, “Aleviliğin ortak dili haktır, hukuktur, adalettir, sevgidir, muhabbettir. Hangi dilde ibadet edersen et o kutsaldır. Hangi dilde çağırırsam o dilin esas hakikatidir. Onun için Alevilik sorumluluktur. Sevgiye ve hayata dayanır, ilgiye, bilgiye dayanır, içtenliğe dayanır. Erdemli eylemliler hareketidir. Alevilik, mazlum insanların zalimlere karşı bir örgütlenme biçimidir. Bütün halkların zalimlere karşı ilkeli birlikteliğidir. Bu ilkeli birliktelikte daima herkes birbirinin diline, dinine, inancına sevgi, saygı gösterir. En büyük destur da budur. Pir, rehber, mürşit kılığında gelen bilge insanlar sevgiyle, muhabbetle çobanı da eğitmişler, çiftçiyi de eğitmişler, hayvancılık yapanı da eğitmişler, kendi tarlasında çalışanı da eğitmişler. Neden? Çünkü bu bir erdemliler eylemidir. Zalime karşı mazlumları koruyan sosyal bir sıfat vardır her zaman” şeklinde konuştu.
Pirha-Hakk’a yürüme erkanları üzerindeki tartışma sonrası PSAKD bünyesindeki dede ve yöneticiler, konu ile ilgili eğitim çalışması başlatacak. Programa dair bilgi paylaşan Pir Hasan Doğan, sosyal medya üzerinden yapılacak toplantılar sonrasında Hakk’a yürüme erkanlarının nasıl yürütülmesi konusunun maddelerle yazılı hale getirileceğini aktardı.
Hakk’a yürüme erkanlarındaki farklı ritüeller sebebiyle tartışmalar sürerken konuyu bir temele oturtmak adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) harekete geçti. Dedelerin öncülük edeceği toplantılarda Hakk’a yürüme erkanlarının nasıl yürütüleceği konusu ele alınacak.
Pir Hasan Doğan, Hakk’a yürüme erkanları ile ilgili mevcut tanışmanın uzun yıllardır süregeldiğini ifade ederek PSAKD bünyesinde ise 4 yıldır ‘cenaze erkanı’ konusunun irdelendiğini söyledi.
Cemal Abdal Ocağı mensubu Pir Hasan Doğan, Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu’nun geçmişte konuyla ilgili bir kitap çıkardığını da hatırlatarak şu bilgileri paylaştı:
“İSLAMİ DİLİN KULLANILMAYACAĞINI KARARLAŞTIRDIK”
“Önceki yıllarda Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu ve Pir Sultan Abdal Dernekleri İnanç Kurulu’nda ciddi anlamda yol gösterici tartışmalar oldu. Cemler ve Hakk’a yürüme erkanlarının nasıl yapılacağı konusunda kitapçıklar da basıldı. Biz o erkannameleri çıkarırken ciddi endişe duyan kurum yöneticilerinden tutun, dedelere kadar herkes endişelerini dile getiriyordu. Hatta bir dedemiz çıkıp şunu söylemişti; ‘Cemevlerinde Fatiha okumazsam benim bulunduğum cemevinden başka bir cemevine günde çok sayıda cenaze gider.’ Burada ortaya çıkan konu şuydu; kurumlar cenazelere para gözüyle bakıyor. Çünkü cenazeler gelsin, üç beş kuruş para faydalanalım. Kimi bağış yapar, kimi de bir şekilde yardım da bulunur cenazelerden dolayı…
Bu tartışmalar sürerken Pir Sultan Abdal Derneklerinin bu konuda öncülük yapması gerektiğini öne sürdük. Yani bizim derneklerimize bağlı olan hiçbir şubede bundan sonra Fatiha okumak da dahil hiçbir İslami dilin kullanılmayacağını kararlaştırdık.
Geçmişte yaptığımız toplantılarda şu soruyu gündeme getirmiştim:
‘Ben bir dede olarak ceme gireceğim. Toplumun rızalığını almadan cem yürütebilir miyim?’ Dedelerin hepsi ‘Hayır’ dedi. ‘Peki toplumun birbirinden rızalığını almadan cem yürütebilir miyim?’ diye sordum, ona da ‘Hayır’ dediler.
‘Çerağ uyandırmadan cem cem olur mu?’ diye sordum. Yine ‘olmaz’ dediler.
Şimdi ‘Telli Kur’an’ deniliyor. Aslında bu terim biz Aleviler için doğru değil. ‘Bağlamamızı elimize alarak duvaz, deyiş okumazsak cem cem olur mu?’ dedim, yine ‘olmaz’ dediler.
Peki ‘Gülbeng’ çekmezsem olur mu?’ diye sordum, ona da ‘hayır’ dediler.
‘Peki semah dönmezsem cem cem olur mu?’ diye sordum, yine ‘olmaz’ dediler.
Ardından dedelere dönerek ‘Peki gözünüzü seveyim dedeler, benim ömür boyunca yapmış olduğum inanç ritüelleri bunlar. Peki Hakk’a göçerken beni neden çeperimizdeki bir inanç üzerinden uğurluyorsunuz? O zaman cemlerde biz hangi ritüelleri yerine getiriyor isek Hakk’a yürüme erkanı da buna orantılı gitmek zorundadır.”
Pir Hasan Doğan, cenaze erkanlarında bağlama çalınıp nefes okunması konusuna da açıklık getirdi. Hakk’a yürüme erkanlarında semah da dönülebileceğini belirten Doğan, “Bir can Hakk’a yürüdüğü zaman biz bunu unutuyoruz ister dedeler, pirler, analar; isterse de ehli; yani bu işin eğitimini almış kişiler Hakk’a yürüyen canı alır yıkar pir-ü pak eder ve giydirir. Ardından getirilip pire teslim edilir. Pirin çektiği gülbengler sonrasında bağlama ile 3 tane nefes okunur. Bu nefesler devriye niteliğindedir. Okunan nefesler sonrasında hizmet duası verilir” dedi.
“ÖNCE DEDELER EĞİTİLECEK”
Pir Hasan Doğan, PSAKD bünyesinde yapılacak erkan yürütme eğitim tarihinin henüz netlik kazanmadığını belirtirken programın nasıl yapılacağı konusunda bir alt çalışma yürüttüklerini aktardı. Doğan, pandemi sebebiyle eğitimlerin telekonferans yolu ile yapılacağını söyleyerek şunları aktardı:
“Konuyla ilgili bir pirimiz görevlendirildi. Bir tür uzaktan konferans aracılığı ile bölge bölge dedelerimizi bir araya getirip, aklını kiraya vermeyen, gerçekten Reya Hakk yolunda giden dedelerimiz, diğer dedelere eğitim verecek. Yapacağımız bu programda çeşitli akademisyenler ve bu yola kafa yoran insanları da getireceğiz. Fakat önce dedeler eğitilecek. Ardından inanç kurulu yönetimindekiler, şubeleri erkanlar üzerinden denetleyecek. Gerçekten yola uymayan bir dede varsa eğer şube yönetimine iletilecek. Kurum yöneticileri de bu eğitimin arasında olacak.”
Program sonrası erkanların nasıl yapılması konusunda maddeler oluşturulacağını da söyleyen Pir Hasan Doğan, “Gönlümde alacağımız her kararım farklı dillere de çevrilmesi yatıyor. Çünkü Anadolu topraklarında Kürtçe, Arapça konuşan Aleviler de var. Bunları da gündeme getirmek zorundayız.”
PİRHA – Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan, AKP iktidarının Alevi dedelerine maaş vereceği iddiasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Doğan, “Alevi dedelerinin devletten maaş alması kabul edilebilecek bir durum değil. Geçmişten günümüze kadar hiçbir pirimiz devletten ya da egemen sınıftan herhangi bir maaş ya da gelir elde etmediler ki biz yapalım” diye konuştu.
Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan, AKP iktidarının Alevi dedelerine maaş vereceği iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi. Elazığ’dan İstanbul’a göç eden Doğan, 30 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Uzunca bir süredir Pir sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi’ne bağlı cemevinde dedelik yapan Doğan, Alevi dedelerinin devletten maaş almasının kabul edilebilecek bir durum olmadığını söyledi.
Geçmişten bugüne hiçbir pirin ya da dedenin devletten maaş almadığını belirten Doğan, 30 yıllık Alevi hareketi içinde eksikliklerin ve noksanlıkların olduğunu ancak dedelerin devletten maaş alamayacağını, alırlarsa imam- dede olacaklarını söyledi.
Doğan, “Bizler dedelik kurumundan çıkar, ilkin kendi ocaklarımızda pişerek, Alevi canlarımıza hizmet ehlilik yaparız. Bunun da karşılığı hiçbir maddiyatla ölçülmez” ifadelerini kullandı.
İktidarın Alevilerin içine böyle bir öneri attığını belirten Doğan, bin kişilik bir kadro alacaklarını söylüyorlar ama dedelerden 8 bin üzerinde bir başvuru var. Demek bu 8 bin kişi içimizdeki çürük elmalar” dedi.
“RIZALIK ORTADAN KALDIRILDI GİBİ GÖRÜNÜYOR”
Eskiden dedelerin talipleri ziyaret ettiğini ve verilen hak lokmalarıyla geçim sağladıklarını söyleyen Doğan, şöyle devam etti:
“Dedelerimizi, pirlerimizi eskiden şu şekilde finans ederdik: Pirlerimiz kendi ocak köylerine gider gezerlerdi, küskünleri barıştırırlardı, dar-ı mansur, Rıza şehri kurulurdu, bir hak lokması gelirdi, o hak lokmasını dedelerimiz alırdı köydeki fakir olanlara dağıtırdı. Eğer üç beş kuruş kalırsa dedelerimiz o toplumdaki insanların rızalığını ve helalliğini alarak çoluk, çocuğuna yedirirlerdi. Şimdilerde rızalığı ortadan kaldırdık gibi görünüyor. Bu da doğru bir yöntem şekli değil.”
Firik Dede’nin ‘Biz ne zaman ki sırtımızı döndük evliyalarımıza harap olduk’ Harami sofralarına oturmaya başladık’ sözlerini hatırlatan Doğan, yol erkanımıza ciddi bir şekilde zarar verildiğini ve maaş konusunu da o harami sofralarına oturmakla eş değer göründüğünü belirtti.
“DEVLETTEN ALINAN PARA RIZASIZDIR”
Dedelerin aldığı her lokmanın rızalık lokması olduğunun altını çizen Hasan Doğan, şunları belirtti:
“Devletten alınan paralar rızasız alınan paradır. Çünkü insanlar devlete bir vergi ödüyorlar, zorla ödüyorlar. Yani herhangi bir rızalık olmadan ödüyorlar o parayı. Bunun için pirlerimizin devletin o bütçesinden o haksız lokmadan pay almaları doğru değil. Dedelerimiz hızla bundan vazgeçmeli.
Devletten maaş alan dedeler olursa, nasıl ki bizim dışımızdaki diğer inanç yerlerinde dini bir fetva yazar önlerine koyar, bu fetvaları oralarda uygulayın der. Yarın bir gün bizlere de derler. Çünkü sana maaş veriyor. Sen de devletin memurusun. Biz tarihimizden bu yana hiç kimsenin memuru olmadık. Biz sadece toplumuza ve erkanımıza ikrar vermişiz. Verdiğimiz ikrar gereği bu maaşı almamamız lazım.”
“DEVLET ÖNCE ALEVİLERİN İNANCINI TANISIN”
Devletin yol erkanımızı tanımazken, cemevlerimizi ibadethane saymazken, eşit vatandaşlık hakkımızı vermezken maaş almanın doğru bir yöntem olmadığını söyleyen Cemal Abdal Ocağı Dedesi Hasan Doğan, bu yöntemin Alevileri böleceği, yol erkanı dağıtacağını ve inanca denk düşmeyeceğini söyledi.
Doğan, son olarak, devletin önce Alevilerin inancını tanıması ve Anayasal haklarını vermesinden sonra oturulup bu meselelerin konuşulması gerektiği çağrısını yaptı.
PİRHA- Dersim’de yaşayan Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını değerlendiren Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Cemal Abdal Ocağı’na mensup Hasan Doğan, “Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar” dedi.
Haberin Videosu
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ve Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e yönelik bir çok katliam, asimilasyon ve yerinden etme politikası uygulandı, hala da uygulanıyor. Kerbeladan bugüne kadar birçok defa katledilen Aleviler özellikle Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Dersim bölgesine yönelik birçok katliam, göç ve asimilasyon politikası uygulamıştır. Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1938’li yıllarda ise Dersim harekatı adı altın 60 bine yakın insan katledilmiştir. Günümüzde ise Dersim’de katliamlar boyut değiştirerek bölgedeki halkın göç etmesi için barajlar yapılıyor, çeşitli baskı politikaları uygulanıyor.
Cemal Abdal Ocağı ve İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Hasan Doğan, Alevilerin yoğun yaşadığı ve geçmişten günümüze kadar farklı bir kimliğe sahip olduğu için katliamlara, baskılara ve göç politikalarına maruz kalan Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“DERSİM TARİHİ SÜREÇTE İYİ İRDELENMELİ”
Dersim’in tarihi süreçte iyi irdelenmesi gerektiğinin altını çizen Doğan, “Dersim’e Osmanlı ve Selçukluların yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin de tam anlamı ile giremediğini belirterek şöyle devam etti:
“Çok sayıda asker ve kolluk kuvvetini Dersim’de bulundurmalarına rağmen Dersim halkı asla mevcut düzene boyun eğmiş değil. Çünkü biz Alevi toplumunun kendi iç hukuku vardır. Cemlerimizde kurulan mahkemede haklıyı haksızı belirleriz. Biz kendi iç hukukumuzu İslamiyet’ten asırlar önce oluşturmuşuz. Dersim bugün de genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından hep bir çıbanbaşı olarak görüldü. Bir çıbanbaşı olarakta temizlenmeliydi. Nasıl temizlemeye çalıştılar peki? 1926’da Tunceli kanunu çıkararak toplu katliamlar ve göç ettirmeler ile yapıldı. 1934 ve 38 yıllarında ise iyice hat safhaya ulaştı. Devlet kaynakları 14-15 bin kişinin katledildiğini kabul etse bile aslında 60 binin üzerinde insan katledilmiş veya sürgün edilmiştir. Bugün halen yaşayan kayıp kızlarımız vardır. Benim ailemde göç ettirmeler ve sürgünler olmuştur. Babamın amcası olan Süleyman dedemin halen mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz.”
“DERSİM ALEVİLERİN İKİNCİ SERÇEŞMESİDİR”
Doğan, “Dersim Türkiye’deki Aleviler için ikinci serçeşmedir. Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli Dergahı’nda Nahşi postişlerin atılması ile pir ocakları Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli bölgesi olan Karaca Höyük’ü terk edip Dersim’i serçeşme olarak aldılar. Bugün Anadolu’daki bütün ocak sahiplerinin hepsinin ocaklarının Dersim’de olması bir tesadüf değildir. Daha dağlık bölgeler olmasına rağmen oralara gitmediler. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Dersim, Deylem bölgesi olduğu için oraya gittiler. Asırlar önce Alevilik Anadolu’da vardı ve Anadolu halkının bir inancıydı. Bugünkü Dersim de bunun bir devamıdır. Devamı olduğu için sisteme sürekli muhalif ve sitemin dayattığı kurallara asla boyun eğmemiştir. Kendi kendini yönetmeyi bilmiştir. Ve bir dağ gibi orada durmuştur” diye konuştu.
“DERSİM CEMEVİ, ASİMİLASYONA YOL AÇIYOR”
“Günümüz koşullarında baktığımızda Dersim bölgesinde her dönem her gelen iktidar kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” diyen Doğan şunları ifade etti:
“Alan çalışması yaptığımızda bir bakıyoruz Dersim’de mevcut bir cemevimiz var. Dersim’deki cemevi, Tunceli Üniversitesi ve devletin kolluk kuvvetleri hep beraber ortak hareket ederek asimilasyon politikası uyguluyorlar. Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar. Kültürümüzün ve inancımızın içini boşaltıp, ziyaretlerimizin büyük bir bölümünü sular altında bırakıyorlar. Ayrıca inançsal değerlerimizi boşaltacak insanları bu bölgelere atıyorlar.
Dersim’de belli başlı ailelerin çocuklarına molla eğitimi verildiğini söyleyen Doğan, “Molla eğitimini tamamlayan çocuklar köylerine geri döndüğünde bugünkü hal ve hareketler ortaya çıkıyor. İşte asimilasyon dediğimiz şey bu” dedi.
“HAK HUKUK YİYENLER CEMEVİNE GİRMEMELİDİR”
Alevi örgütlülüğünün Dersimi iyi gözden geçirmesi gerektiğini belirten Doğan, “Bugün Dersim’deki cemevinin yapısını, malum bir vakfa bağlı olduğu için değiştiremiyoruz. Bu vakfın yöneticileri Türkiye’deki Aleviler tarafından suçüstü yakalandı. Cemevlerine devlet erkinin götürülüp önünde el pençe durulması veya dedelerin devlet erkinin elini öpmesi kabul edilecek bir durum değildir” dedi.
Doğan, “Devleti yöneten insanlar ne yaparsa yapsın hak hukuk yemiştir. Hak hukuk yiyen insanlar bırak cemevine, bahçesine dahi girememelidir. Buna cemevi dedeleri ve yöneticileri izin vermemeliler. Ancak Dersim Cemevi’nde bunları yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Doğan, gençliğin önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Bizim için önemli olan gençliktir. Elli yaş üzeri insanı dönüştürme şansımız yok bu saatten sonra. Ancak gençlerimizi de teslim etmeyelim. Özellikle Dersim bölgesine bakıldığında bar, pavyon ve alkolün çok tüketildiği yer olarak görülüyor. Özellikle dışarıdan konsomatrisler getirilip Dersim’de çalıştırıldı. Ancak halk buna karşı çıkarak bu gibi işletmelerin kapatılmasını sağladılar.”
“GENÇLERİMİZ ZEHİRLENİYOR VE ZEHİRLETTİRİLİYOR”
Dersim’de gençlerin devlet ve kolluk kuvvetleri tarafından zehirlendiğini belirten İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi dedelerinden Hasan Doğan şunları ifade etti:
“Kişi başına iki buçuk güvenlik görevlisi düştüğü bir ilde uyuşturucun halk tarafından kullanılması mümkün değil. Bunun anlamı gençler güvenlik görevlileri tarafından uyuşturucu bataklığına düşürülüyor. Gençlerimiz zehirleniyor ve zehirlettiriliyor. Alevi kurumları kendi yol ve erkan çerçevesinde Alevi öğretisini gençlere öğretip, aşılatarak ancak bu sorunu aşabilir. Bunun için inanç kurulunun aldığı karar gereği cemevlerinin birer eğitim yuvası haline dönüştürülmesi gerekiyor. Bu şarttır ve kaçınılmazdır. Elbette ki çürük elmalarımız var. Ama yavaş yavaş içimizdeki çürük elmaları geçmişte yaptığımız gibi temizlemeliyiz. Çünkü Alevi tarihi başkaldırı ve isyanlar tarihidir. Asla haksızlığa boyun eğmeyecek ve hakkını hukukunu savunacak güce sahiptir.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, hoşgörüyü ve sevgiyi simgeleyen Hızır ayı devam ediyor. Cemal Abdal Ocağı pirlerinden Hasan Doğan, “Kim olursa olsun, hangi halktan olursa olsun biz bu yılki Hızır oruçlarımızı ve lokmalarımızı Efrin’deki mazlum ve masum insanlara adayacağız.” dedi.
Haberin Videosu
İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi dedelerinden ve Cemal Abdal Ocağı’na mensup Hasan Doğan, Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, hoşgörüyü ve sevgiyi simgeleyen Hızır ayına ve TSK’nın Afrin’e başlattığı askeri harekata ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Alevi inancının ve erkanlarının akışını düzenleyen bir takvimin olduğunu belirten Doğan Aleviler için hangi ayın önemli ve ne anlama geldiğini şöyle ifade etti:
“İnancımızda yıl ikiye ayrılıyor. Birinci bölüm soğuk ve kasım mevsimleri, ikinci bölüm ise sıcak Hızır ayları olarak bilinir. Yılın birinci yarısı olan soğuk kasım ayları 8 Kasım’da başlayarak 179 gün sürüyor. 8 Kasım’da başlayıp 6 Mayısta biten süreye biz inançsal olarak Kasım ayı deriz. Kış ayının başlangıcı olan ve dünyada en uzun gecenin yaşandığı 21 Aralık tarihi ise ‘çile’ ayı olarak bilinir. 22 Aralık’ta başlayıp 30 Ocak’a kadar geçen 40 günlük süreye ise ‘zemheri’ ayı denir. 30 Ocak’ta başlayıp 21 Mart’ta biten süreye ise ‘Hamsin’ adı verilir. Hamsin Arap Halkları arasında Kuzey Afrika’daki bir çöl rüzgarı için de söylenir. 10 Kasım ile 20 Kasım arası Koç katım ayıdır. Bolluk, bereket, üreme için koç katımı bayram ve şenlik havasında yapılır. 30 Ocak’ta başlayıp 20 Şubat’ta sona eren süreye ise ‘küçük çile’ ayı denilir. Küçük çile ile birlikte Hızır ayı başlar.”
“HIZIR AYINDA CEMLER YAPILIR LOKMALAR PAY EDİLİR”
“Küçük çile olarak bilinen 13-14-15 Şubat günleri Hızır orucu tutulmaktadır” diyen Doğan şöyle devam etti:
“Hızır orucu kimi yerde üç gün tutulur kimi yerde bir hafta tutulur. Orucun bitiminde Hızır cemi ve Hızır lokması yapılır. Alevi inancında Hızır orucu çok önemlidir. Hızır orucunun tutulmasında murat edilen şey, doğanın yeniden canlanışı, bolluk, bereket ve darda kurtulmaktır. Zira çile döneminde yaşam dardadır. Darda inmek ve kurtulmak için Hızır’ın erişmesi gerek. Hızır’ın erişmesi için Hızır erkanı gerek.”
“TÜRKİYE HEM İÇ HEM DIŞ SİYASETTE SIKIŞMIŞTIR”
Türkiye’nin hem iç politikada hem de dış politikada sıkışarak Afrin bölgesine bir askeri harekatta bulunduğuna dikkat çeken Doğan, “Efrin’e yapılan bu harekat aslında kendi iç siyasetini kurtarmak içindir. Kim olursa olsun, hangi halktan olursa olsun biz bu yılki Hızır oruçlarımızı ve lokmalarımızı Efrin’de mazlum ve masum insanlara adayacağız” diye konuştu.
“ALEVİLER İÇİN EFRİN ÖNEMLİ BİR MERKEZDİR”
Aleviler için Afrin’in önemli bir merkez olduğunu belirten İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine bağlı cemevi dedelerinden Hasan Doğan son olarak şunları kaydetti:
“Anadolu’daki Aleviler Efrin’i unutmuş. Efrin nüfusunun önemli bir bölümü Kürt Alevisidir. Benim büyük dedelerim eskiden yılın altı ayı Efrin’e diğer altı ayı da Nahçıvan’a pirliğe giderdi. Bu iki bölgeyi şu an Anadolu’nun topraklarında yaşayan Aleviler unuttular. Birinci dünya savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarının çizilmesi ile o bölgedeki taliplerimizin yolunu ve izini kaybettik. Oysa bizim muradımız sınırsız ve sömürüsüz bir dünyadır.” (HABER MERKEZİ)