PİRHA – Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısı yaparak “Bizlerin asıl amacı eşit yurttaşlık mücadelesi olmalı, devletten elektrik, su giderlerinin karşılanması değil. Yapılacak kurultaya sadece Aleviler değil tüm demokrat insanların da katılması gerekir” dedi.
AKP-MHP iktidarı tarafından yürürlüğe konulan cemevi yasasına karşı Alevi toplumundan itirazlar gelmeye devam ediyor. Söz konusu yasanın iptali, cemevleri ve Alevi inancıyla ilgili mahkemelerin aldığı kararların yürürlüğe girmesi için 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak kurultayın hazırlıkları ise sürüyor.
“İBADET YERİ YAPIMI İÇİN BAŞKA BİR KİŞİDEN İCAZET ALINMAZ”
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin de hükümetin Alevi politikasını eleştirerek, dedelere maaş verilmesi fikrinin incitici olduğunun altını çizdi. Şahin, Alevi hareketinin özeleştiri yapması gerektiğini de belirterek şunları söyledi:
“Önce iğneyi kendimize batıralım. Öncelikle bizler, mücadelenin başlangıcında bir teknik hata yaptık. Yıllardan beri eşit yurttaşlık mücadelesi veriyorduk. Zaten cemevlerini kendimiz yapıyorduk ve istediğimiz şekilde de cemevlerinde kendi erkanlarımızı, yolumuzu yürütüyorduk. Şimdi şöyle ki bir ibadet yeri yapılması için başka bir kişiden icazet alınmaz. Kendi düşüncen, felsefen, yolun nasılsa onu yapacaksın. Zaten yıllardan beri bazı bu hizmetleri yürütenler ‘camilerin aydınlanması, su parası veriliyor. Hocanın parası veriliyor, dedelerin de verilsin’ gibi istekleri oldu. Bu yanlıştır. Çünkü bizler laik, demokratik bir ülke için mücadele ediyoruz ve öyle bir toplumda yaşamak istiyoruz. Laik bir toplumda devlet, din işlerine karışmaz. Devlet bütün inançlar karşısında eşit olmalıdır. O nedenle bizler bir yerde buna karşı çıkarken, Diyanetin devlet yapılanmasından çıkmasını isterken, ‘her inanç grubu kendi hizmetlerinin giderlerini kendileri karşılasın’ derken tekrar onlar gibi devletten, belediyelerden, genel idareden yardım alarak ibadet yerlerimizi yaparsak, hizmet yürütenler devletten maaş alırsa bizim temel düşüncemize felsefemize ters düşer. O nedenle bizlerin ve her inanç grubunun, kendi hizmet yerleri ve giderlerini karşılaması lazım. Bizlerin asıl amacı eşit yurttaşlık mücadelesi olması gerekirdi fakat bir yerde eksiklik ve taktik hatası yaparak ‘cemevlerimiz ibadethane’ diyerek halen bu yüzyılda bu şekilde bir hata yapmamız doğrusu çok yanlış oldu.”
“SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM DEMOKRAT İNSANLARIN KATILMASI GEREKİR”
25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin de konuşan Enver Cemal Şahin kurultayın önemini vurguladı.
Mevcut sorunun sadece Alevilerin sorunu olmadığının altını çizen Şahin, şöyle devam etti:
“Bizlerde bir söz vardır; ‘ağlamayan bebeğe meme verilmez’ diye. Her şey bir emek ve mücadele ile olur. Bizler hakkımızı almak için ne kadar diri ve iri durursak hakkımızı da o oranda alırız. O nedenle bunu sineye çekmek olmaz. Bir mücadele vereceğiz. 25 Aralık’taki İstanbul kurultayına Türkiye’de bütün duyarlı, sadece Aleviler değil diğer demokrat insanların da katılması için çağrılar yapılması gerekir. Güçlü bir şekilde orada istek ve arzularımızı dile getirmeliyiz. Ve artık bir ses çıkarmalıyız. Yani cılız kalırsa bu sesimiz, bizi yönetenler de o şekilde bizi değerlendirir. O nedenle bizlerde bir söz vardır; ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ diye. Bütün duyarlı olan insanların o gün oraya gelmesini arzuluyorum. Yani bu sorun sadece Alevi toplumunun sorunu değil.”
PİRHA – Yol Yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Hakk’a uğurlama erkanları konusunda İngiltere’de verdiği eğitimin detaylarını anlattı. Toplum çoğunluğunun İslami geleneklere göre erkan yürüttüğünü belirten Şahin, asimilasyonun önüne geçmek adına eğitimlerin arttırılması gerektiğini ifade etti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Yol Yürütücüsü Enver Cemal Şahin, 7 Ekim – 6 Kasım 2022 tarihlerinde İngiltere’de Hakk’a uğurlama erkanı konusunda eğitim verdi.
Cemal Şahin, eğitim sürecinin detaylarını PİRHA‘ya anlattı.
25 KİŞİDEN 9’U ERKAN YÜRÜTEBİLİR SEVİYEYE GELDİ!
İngiltere Alevi Kültür Derneği ve Cemevi’nin daveti üzerine eğitime gittiğini belirten Cemal Şahin, “Gönüllü arkadaşlar ile gündüz ve akşam günde 2 farklı eğitim verildi. Gündüz eğitimleri 3 saat, akşam eğitimleri ise 2 saat olarak planlandı. Genellikle Hakk’a uğurlama erkanı üzerinde haftanın 5 günü boyunca süren eğitimlerimiz oldu. 2 aylık süre içerisinde eğitim alan arkadaşlar artık Hakk’a uğurlama erkanı, lokma erkanı ve 40 erkanlarını yerine getirecek duruma geldiler. Şu anda da orada erkan yürütmeye başladılar. Gündüz programında 15, akşam programında ise 10 kişi vardı. Fakat bunlar içerisinde sadece 9 kişi bu erkanları yürütebilecek duruma geldiler” dedi.
“KADINLAR DAHA AKTİF VE İNANÇLI”
Katılımcıların çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirten Cemal Şahin, gençlerin de bu eğitimlere ilgi gösterdiğini söyledi. Hakk’a uğurlama ve lokma verilmesinde Ocakzade olma şartının bulunmadığını belirten Şahin sözlerini şu cümlelerde sürdürdü:
“Bu konuda isteyen can, erkan yürütebilir. Yeter ki orada sevilen, sayılan bir kişi olsun. Yani bizim dilimizle yol düşkünü olmasın, herkes bu erkanları yürütebilir. Zaten cenaze erkanlarını dede soylu kişiler yürütecek diye bir kural yoktur. Kim yürütebiliyorsa yürütür. Bu tür eğitimlerde kadınları görmek elbette ki bende de memnuniyet yarattı. Kadınlar bu konuda daha aktif ve inançlı. Aldıkları görevi de layıkıyla yapıyorlar.”
“ALEVİLİK DAHA GERİYE ÇEKİLMEYE BAŞLANDI”
Cemal Şahin, Türkiye’deki Alevi kurumlarında da benzer eğitimlerin olması gerektiğini belirtti. Şahin, Alevi asimilasyonunun erkanlar üzerinde yürütüldüğünü vurguladı. Şahin şöyle devam etti:
“Ben, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde uzun süre yöneticilik yaptım. 1998 yılından 2012’ye kadar genel merkez yöneticisiydim. Bu hizmetlere 2008 yılında başladım. Hakk’a uğurlamada toplumun giderek asimile olduğunu gördüm ve ‘ne yapabiliriz’ diye düşündüm. Daha sonrasında bir takım araştırmalar yaptım. Maalesef bizde yazılı bir kaynak bulamadım. Bu erkanı yürütenlerle konuştum. Birçoğu İslami geleneklere göre erkan yürütüyordu. Kimi kesim de biraz İslami biraz da bizim inancımıza göre karma bir erkan yürütüyordu. Daha sonrasında bir kitapçık hazırladım. 2009 yılında Pir Sultan Derneği Yayınları olarak yayınlandı. 2010 yılında ise Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyetten Ulusoy bizleri topladı ve dedi ki ‘Canlar Alevilik yok oluyor. Bilhassa Hakk’a uğurlama erkanlarında toplum asimile oluyor. Eğer bir an önce bizler bu işin önlemini almazsak bütünüyle asimile olunacak’ dedi. Kendisi Türkiye’de 30 yerde toplantılar yaptı. Yurt dışında ise 10 farklı yerde bu toplantıları sürdürdü. Üniversitelerden çevreler, bu hizmeti yürütenler, ocaklar ve aşıklarla toplantılar yapıldı. Daha sonra bir komisyon oluştu ve bu komisyonda ilk önce Hakk’a uğurlama erkanı hazırlandı. O komisyonda ben de vardım. Daha sonra cem erkanı, rızalık, ikrar, görgü, dardan indirme gibi erkanlarda hazırlık yapıldı. Ve ardından bunu kitapçık olarak çıkardık. Bu hizmeti yürüten kişiler o erkanlara göre şimdi hizmet yürütüyorlar ama bu çoğunluğu yansıtmıyor. Genellikle baktığımda bu erkanı yürütenler dergah çevresinde toplanan canlar oluyor.
Yaşadığımız ülkede öylesine sorunlar var ki demek ki yöneticiler henüz o sorunları çözemedi ve bu hizmetleri yürütmeye gelemedi. Bizim yıllardır eşit yurttaşlık mücadelemiz var ama henüz daha bir yol alamadık. Hatta son çıkan torba yasası ile Alevilik daha geriye çekilmeye başlandı. Alevilikte bir icazet kapısı yoktur. Alevilik özgür düşünür ve bu şekilde yaşamına devam eder.”
“ÖĞRETİMİZİ ÇAĞIN KOŞULLARINA GÖRE UYARLAMAMIZ LAZIM”
İnancın özüne dönme konusunda çağrı yapan Yol Yürütücüsü Cemal Şahin, “Alevilik, kalıplaşmış bir kültür, yol değildir. Çağın koşullarına göre öğretisini güncellemesi lazım. Bizlerin evren, tanrı anlayışı, ritüellerimiz diğer inançlardan farklıdır. Biz ne oyuz ne buyuz. Bizler Aleviyiz. Kendimize göre düşüncemiz, evren anlayışımız ve bir yaşam biçimimiz var. Bizler bilimi kendimize rehber edinmişiz. Bilime göre bu evren, maddenin değişim ve oluşumundan başka bir şey değil. Bu evrende hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Her şey değişiyor, toplumlar da değişiyor. O nedenle geçmişe dönersek, örneğin bizlere genellikle ‘Dedemiz, atamız böyle yapardı. yine devam ettirelim’ diye düşünceler vardı. Fakat biz aynı dede ve babamızın yaptığı işleri tekrar edersek gelişemeyiz, olduğumuz yerde kalırız. Çağ, toplum, insanlar değişiyor. Kendi öğretimizi çağın koşullarına göre uyarlamamız lazım. Bizlerde öbür dünya inancı yok. Bizler devriyeye inanırız. O nedenle de bir can Hakk’a yürüdüğü zaman ‘Mekanı cennet olsun’ denilmez. Çünkü öbür dünya inancımız olmadığı içindir ki cennet olsun. Bizler ‘Devri daim olsun. Anısı ve sevgisi gönüllerimizden eksilmesin’ deriz.”
PİRHA- Nazlım Abdal Ocağı dedelerinden Cemal Acırlı, bir süredir yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Ankara’da Hakk’a yürüdü. Acırlı, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Kaymaklı Köyü’ne götürülerek burada toprağa sırlandı.
Nazlım Abdal Ocağı dedelerinden Cemal Acırlı bir süredir yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Ankara’da Hakk’a yürüdü. Acırlı, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Kaymaklı Köyü’ne götürülerek burada toprağa sırlandı.
Hakk’a yürüme erkanını Cemal Şahin Dede yürüttü. Şahin, “Kainatta hiçbir şey olduğu gibi olduğu yerde kalmıyor. Her şey değişiyor. Her şey, her an bir yaşamın sonu ve başka bir yaşamın da başlangıcı oluyor. Bu da hakkın değişmez yasasıdır. Hakk’tan geldik, Hakk’a gidiyoruz. Aslında Cemal Can özüne dönüyor. Bizim Hakk’tan dileğimiz Cemal Can’ı aşıkların, pirlerin katarına dahil eylemesidir. Geride kalanlara sağlıklı, mutlu bir yaşam vermesidir” şeklinde konuştu.
Daha sonra rızalık istendi. Erkana katılanlar rızalık verdi. Ardından Hakk meydanı görevi yerine getirilip, gülbengler okunarak Acırlı toprağa sırlandı. Toprağı sırlanmanın sonrasında lokmalar paylaşıldı.
“ALEVİLİĞİN FELSEFESİNİ GERÇEKTEN BENİMSEMİŞ BİRİSİYDİ”
Hakk’a uğurlama erkanına katılan Yazar Rıza Aydın, Cemal Acırlı Dede ile ilgili şunları dile getirdi:
“Hayatta karıncayı incitmemiş, kamil bir insandı. Çok mükemmel, çok temiz, saf bir insandı. İçinde asla kötülük olmayan biriydi. Sevgi doluydu. Bazıları kendilerine dedeyim deyip makamın nimetlerinden faydalanır. Cemal Acırlı asla öyle bir insan değildi. Aleviliğin felsefesini gerçekten benimsemiş bir canımızdı. Yattığı yer incitmesin.”
PİRHA-Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin, Aleviliğin bir doğa inancı olduğunu söyledi. Şahin, “Alevilikte doğanın tüm hareketine ‘Devriye’ denir. Her şey birbirini izler. Her varlaşan ve bedenleşen bitime doğru gider ve bu anlamda her varlıkta bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir canlıyı var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder” dedi.
Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin’den Alevilik ile doğa arasında ne türden bir ilişki söz konusu, bunun detaylarını dinledik.
Tüm canlıların yaşatılması üzerine kurulu Alevi inancı, doğadaki her bir Can’ın; suyun, ateşin, taşın, kısacası en küçük hücrenin dahi bir yaşam hakkına sahip olduğunu ifade eder. Peki kentlerde yaşayan Alevi toplumunun, doğa ve inançları arasında nasıl bir bütünlüğü var? Cemal Şahin ile yaptığımız röportajın detaylarından öğreniyoruz…
“YERDEKİ KARINCAYA KADAR BÜTÜN CANLININ HAKKINI KORUYASIN…”
PİRHA- Alevilik ile doğa arasında nasıl bir ilişki var?
CEMAL ŞAHİN: “Öncelikle nasıl bir evrende yaşıyoruz, kısaca değinmek istiyorum. Bizler ve bütün canlılar, milyarlarca galaksilerden, kara deliklerden, trilyonlarca yıldızlardan ve birçok tespit edebildiğimiz ya da edemediğimiz, görebildiğimiz ya da göremediğimiz maddeyi içinde barındıran bir evrende ve kendiliğinden var olan, insan etkinliğinin dışında kendini sürekli olarak yeniden oluşturan ve değiştiren, değişik nesnelerden oluşan bir doğada yaşıyoruz.
Sonsuzdan gelip, sonsuza giden evrende doğanın yasaları, kendi kurguları içinde, sürekli olarak, kendi doğrultusunda ilerler. Aynı zamanda evrende var olan her şey, birbirine zincirleme olarak bağlı ve karşılıklı olarak birbirini etkiler. Bu nedenle evrende var olan insan ve tüm canlı-cansız dediğimiz her şey birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır.
Alevilik ile doğa arasındaki ilişkiye gelince;
Alevilikle ilgili genel bir çerçeve çizecek olursak Alevilik; insanın insan olma bilincine vardığı günden bugüne değin, uygarlıklar kurmuş ve bilimi kendisine rehber edinmiş olan toplumların oluşturdukları, her türlü maddi ve manevi özelliklerin ürünü olan, insani değerleri, doğa ve insanla iç içe kaynaştırarak, insan sevgisinde somutlaştıran;
– Hakk – doğa – insan birlikteliğini savunan,
– Çevre ile ilgili sistemin sürdürülmesini, öncelikli gören,
– Bu dünyanın gerçekliliğine inanan,
– Var olan tüm şeylerin, birbiriyle bağlantılı olduğunu söyleyen,
– Devriye kuramıyla, sonsuz bir evrimi var gören, Hakk ve hakikat yoludur.
Alevi öğretisinin temeli ‘Her şey eşittir, birdir’ anlayışla, doğada, evrende var olan varlıkların birliği (vahdet-i mevcut, Hak- evren/doğa-insan) temelinde, bir bütün olarak görür.
Bunu:
– Yiğit bilge olasın.
Gönlünü Hakk ile bütün kılasın.
Dünya ile dost olasın ama nefsine kapılmayasın.
Kurda, kuşa, ağaca, yerdeki karıncaya kadar bütün canlının hakkını koruyasın’ özdeyişinde olduğu gibi, benzer birçok özdeyiş ve uygulamaları ile yaşam felsefelerini oluşturarak doğa ile iç içe yaşarlar.”
“ALEVİLİK DONMUŞ, KALIPLAŞMIŞ BİR ÖĞRETİ DEĞİLDİR”
‘Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır’ denilebilir mi?
“Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır. Çünkü Alevi öğretisine göre; evrende hiçbir şey birden bire var olmaz. Her şey birbirini izleyen ve art arta gelen olaylar zinciri sonu oluşur. Her varlaşan ve bedenleşen şey ise bitime doğru gider ve bu anlamda her şeyde bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir nesneyi var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder.
Ayrıca evreni oluşturan maddenin hepsi hareket halindedir. O nedenle evrende hareketsiz hiçbir madde bulunmaz. Şu anda ne görüyorsak her şey hareket halindedir. Çünkü hareket evrenin temel taşı olan atomun özelliklerindedir.
Örneğin; bir insanın yaşamı uygun ortam ve uygun şartlarda, döllenmiş bir yumurtadan başlayarak, ölünceye kadar devamlı hareket halindedir. Ölümden sonra ölü bedenin öğeleri ise başka hayatları oluşturmak için başka şeylere dönüşür. Bilim buna ‘maddenin tepkimesi’ diyor. Eğer maddenin değişimi, tepkimesi olmasaydı ne biz ne de öteki canlı ve cansız maddeler olurdu. Alevilikte doğanın bu hareketine ‘Devriye’ denir. Çünkü Alevilik donmuş, kalıplaşmış bir öğreti değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Bu nedenle Aleviler, tüm öğretilerini yaşadığı çağa göre uyarlar ve yaşadığı zaman ve mekâna uyma yeteneğini her zaman gösterirler. Kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze önem verirler. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğünü kendilerine rehber edinirler. Eleştirel bir yaklaşımı savunurlar. Alevilik öğretisinde mutlaklık, değişmezlik söz konusu değildir. Çünkü sonsuzdan gelip sonsuza giden bu evrende her şey, bir döngüsellik içinde ve bir şey bittiğinde, bir başka şeyi var eder. Bu nedenle Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır.”
Aleviliğin “doğa inancı” olarak yorumlanabilmesindeki en somut söylem ve davranışlar nelerdir?
“Alevilikte ‘öbür dünya, cennet, cehennem’ inancı yoktur. Her şey yaşanılan dünyadadır. Alevi öğretisi taşıyıcılarından Âşık Veysel, TRT de bir söyleyişinde bunu şöyle dile getirir:
‘Ben öldüğümde beni betonun içine koymayın, taşın içine koymayın, toprağın içine koyun.
Bir an önce toprakla karışayım, çayır olayım, çimen olayım, çiçek olayım. Koyunlar gelsin yesin et olsun. Kuzular gelsin yesin süt olsun. Arılar gelsin yesin bal olsun. Onlardan da diğer canlılar faydalansın’ der.
Aleviliğin ‘doğa inancı’ olarak yorumlanmasında ozanlarımızdan birkaç örnek:
‘Evreden evreye nice çark oldum,
Nice hayat buldum, nice gark oldum.
Âdem sıfatına girdim fark oldum,
Denizde, havada, yerde idim ben’
(Ozan Bindebir)
‘Önce ya madendik ya toprak ya taş
Bitki olduk yedi büyük küçükbaş
Sonra insan olduk bu yüz, bu göz kaş
Benzedi o yâre, yâr ile geldik’
(Gönüllü Coşkun)”
“BU DÜNYA İNSAN VE BÜTÜN CANLILARIN EVİDİR”
Alevilikte eğer doğa yüceltiliyor ise bunun günümüze yansımasını nasıl değerlendirmeli?
“Tüm canlılar ve bunların doğal bir uzantısı olan insan, evrende bir zaman diliminin ya da sürecinin ürünüdür. Canlı bir varlık olan doğa ile canlı bir varlık olan insan, birbirleri ile uyum içerisinde olması gerekir. Bu dünya, insan ve bütün canlıların evidir. Burada doğduk, burada geliştik, burada yaşadık.
Para ve çıkar hırsları nedeniyle doğada maden arayarak, nükleer santraller yaparak, gölleri kurutarak, dağları ve ormanları tahrip ederek, HES’ler yaparak, denizleri kirleterek doğa ile barışık olamayız. Yoksa doğanın intikamı çok acı olur.
Unutmayalım; şimdilik bu dünyadan başka gidecek ve yaşayacak bir yerimiz yoktur. Ayrıca bir inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşların yaşadığı coğrafyalarda, o inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşları, zor durumda bırakarak, bu tür yerlerde hem doğayı ve hem de oradaki yurttaşları tahrip ve yok etme uğraşısı, doğaya ve insanlığa yapılan en büyük ihanet olduğu da unutulmamalıdır.”
“CANA KIYARAK KUTLAMA YAPMAK O ÖĞRETİYE İHANETTİR”
Aleviliği ‘Yeryüzü inancı’ olarak tarif edersek eğer ‘Kurban’ ritüeli ve insan haricindeki canlıların yaşam hakkını savunma konusunda neler söylersiniz?
“Bugünkü bilimin gelişmiş olduğu, genel kabul gören ilkeler doğrultusunda, Güneş sistemimizi incelediğimizde, bilim adamlarına göre, yaklaşık 4-6 milyar yıl önce, Güneş ve sistemindeki diğer gezegenler, ölmüş bir yıldızın toz ve gaz bulutlarından oluştu.
Dünyamız oluşumundan yaklaşık 1 milyar yıl sonra, yani günümüzden 3,5 milyar yıl önce, bütün canlıların yaşamı, bakteriler şeklinde ilkel hücrelerle başlar. 3,5 milyar yıldan bu yana, bu tür canlılar, mutasyonlara uğrayarak, günümüz canlı türlerini oluşturur.
Bilim bizlerin de, yaklaşık 6,5 milyon yıl önce, ortak ataya sahip olduğumuz ve gen benzerliğimiz 99,9 olan şempanzelerden ayrılmaya başladığınızı söyler. Böyle bir benzerlik bize, tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini ve zaman süreci içerisinde, meydana gelen uyumlu mutasyonlarla farklılaştığını gösterir.
Yaklaşık olarak 50 bin yıl önce ise, modern insan ‘Homo Sapiens’ ortaya çıkmaya başlar. O tarihten bu güne insanoğlu, bir önceki kuşaktan aldığı kültürü, kendi yaşadığı çağa göre uyarlayarak, bir sonraki kuşağa aktararak, bu günlere gelindi. Bu nedenle Alevilik öğretisini de bu kural ve kaideler içerisinde algılamamız gerekir. Çünkü evrenin tarihi, değişmeye yatkın olmayanların, değişime direnenlerin, değişime ayak uyduramayanların er ya da geç ortadan kalktığını gösterir. İnsanlık tarihi de, değişmeye yatkın olmayan, değişime ayak uyduramayan toplumların da, ortadan kalkığını anlatır. Bu nedenle Evren, evrim ve insan ve tüm canlılar birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır. Bilim de bize, ‘Evrende hiçbir şeyin sabit kalmadığını, her an mimarisini değiştirdiğini, bu nedenle bugünün geçmişe benzemeyeceğini öngörür. Yani geçmiş tıpatıp örnek alınamaz; ancak gelecek için bilgi sağlanmasına hizmet eder’ der.
Alevi öğretisinde ‘Varlığın birliği’ anlayışı ise:
‘Alevi öğretisinde de evrende var olan her şey, bir bütünün parçasıdır. Çünkü var olan her şey zincirleme olarak birbirleriyle bağlı, birbirleriyle özdeş ve birbirlerini etkiler. Bu nedenle var olanlar, aynı bütünün parçalarıdır. Her biri bütünün bilgisini, içinde taşır. Evren de en küçük bir taneciğin içinde, bütün evrenin bilgisi saklıdır. Bilge pirler der ki; ‘Damla deryadandır ve deryanın bütün nitelikleri onda gizlidir’. Bu bilimsel veriler ışığında, Alevi öğretisinde ‘Hakk’ anlayışı, varlığın birliğine dayanır.
Evrende var olan her şey, uyum içerisinde Hakk’ı oluşturur. Bu denenle var olan her şey, bütünün parçasıdır. Evrendeki en küçük zerrenin içinde dahi, bütünün bilgisi vardır.
’Ne varsa âlemde, o vardır âdemde’ özdeyişinde olduğu gibi, insan küçük bir evrendir. Bir insanın içinde de, bütün insanlık ve evren saklıdır. O nedenle, evrende hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine bağlıdır. İnsana ve doğaya verilecek değere, her zaman saygılı olurlar. Bunun içindir ki Alevi yol uluları:
‘Hararet nardadır sacda değildir,
Keramet baştadır taçta değildir,
Her ne arar isen kendinde ara,
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir’ derler.
Bu konuda âşık, ozan ve şairlerimizin birçok deyiş, türkü ve şiirleri vardır.
Örneğin, Yunus Emre bunu şöyle dile getirir:
‘Evvel benim, ahir benim
Canlara can olan benim
Azıp yolda kalmışlara,
Hazır medet eren benim
…………………………
Kâbe ve Put, iman benim,
Çark vurup da dönen benim.
Bulut olup göğe ağan,
Rahmet olup yağan benim.
………………………………
Yeri, göğü benim kuran,
Ayrılmadan kayım duran,
Irmaklara göl çağıran,
Adım Yunus, umman benim’
Cümle âlemin birliğine inanan, doğa ile barışık olan bir öğreti anlayışında, cana kıyarak, kan akıtarak, bir kutlama yapmak o öğretiye ihanettir. Çünkü kişiler doğanın hâkimi değil, bir parçasıdır. O nedenle doğada var olan her şeyle uyum içerisinde olmaları gerekir. Bu nedenle bir cana kıyarak, kan akıtarak bir bayram yapmanın Alevi öğreti ile bir ilgisi yoktur.
Değerli hocamız Prof. Dr. Ali Demirsoy’un ‘Tanrı Parçacığından Güneşe’ adlı eserinden esinlenerek benim de, bütün canlar için dileğim:
Üzerinde kuşların cıvıldadığı,
Ağaç dallarının içine sarktığı,
Şırıl şırıl akan temiz bir su kenarında,
Dostlarımızla yürüyebileceğimiz,
Eğilip kana kana su içebileceğimiz,
Doğanın şiirini dinleyebileceğimiz,
Bin bir çeşit renklerini görebileceğimiz,
Güllerini, çiçeklerini ve çeşit çeşit bitkilerini koklayabileceğimiz,
Tertemiz nefesler alabileceğimiz,
Hiçbir engellerle karşılaşmayan hayvanların, özgürce danslarını seyredebileceğimiz bir doğada, tüm dostlarla birlikte özgürce yaşamak, dileklerimle;
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Cemevi yol yürütücüsü Cemal Şahin, ‘Aleviliğin temel değerlerini ve Hakk’ anlayışını yorumladı. Birçok inanca nazaran insanın ‘Yaratan’ olduğunu ifade eden Şahin “Alevilikte dogmatik, bağnaz bir kural yoktur. Alevilikteki kurallar insan aklının özgürce ürettiği kurallardır” dedi. Cemal Şahin, ‘Sonradan Alevi olunur mu?’ sorusuna da yanıt verdi.
PSAKD Ankara Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Yol Hizmet Yürütücüsü Cemal Şahin “Alevilik nedir? Diğer inançlarda olduğu gibi kuralları var mıdır? Bireyler sonradan Alevi olabilir mi?” sorularını yanıtladı.
Cemal Şahin, her toplumun kurumlaşma temelinde kurallarının olması gerektiğini vurgulayarak, “Aksi halde o toplumda huzur olmaz” dedi. Şahin, semavi dinlerdeki kurallarla Alevilikteki kuralların farklı olduğuna da işaret etti.
“ALEVİLİKTE İNSAN AKLININ ÜRETTİĞİ KURALLAR VARDIR”
Semavi dinlerindeki kuralların Tanrı tarafından gönderildiğine inanıldığını söyleyen Cemal Şahin, “Alevilikte öyle değildir. Alevilikteki kurallar insan aklının özgürce ürettiği kurallardır. Dinlerde değişmeyen kurallar, kaideler vardır. Fakat Alevilikte öyle değildir. Çünkü Alevilikteki kurallar çağın koşullarına göre kendisini yeniler. Çünkü bu evren her zaman söylediğimiz gibi maddenin değişim ve oluşumundan başka bir şey değildir. O nedenle Alevilikte dogmatik, bağnaz bir kural yoktur” açıklamasını yaptı. Şahin, “Çünkü bizler devriye inancına inanırız” diyerek Aleviliğin özgünlüklerine şu sözlerle dikkat çekti:
“Devriye inancı nedir? Bu evrende her şey değişim ve oluşum içerisindedir. Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz, her anın, varlığın bir öncesi bir de geleceği olacaktır. Her durum süreçler zincirini izler ve bu süreçler zincirinde kesiklik yoktur. Her şey zincirleme olarak birbirine bağlı, karşılıklı olarak birbirini etkiler. Her varlık bir yaşamın sonu ve başka bir yaşamın da başlangıcıdır. Bu evrenin yapısı değişim ve oluşum; bir döngüsellik içerisindedir.”
“İNSANDA TANRISAL ÖZELLİKLER GÖRÜRÜZ”
Cemal Şahin, Aleviliği diğer inançlardan ayıran en temel özelliği, can’a yani; insana biçilen değer olarak ifade ederken “Evrendeki en küçük zerrenin içerisinde bütün evrenin bilgisi saklıdır. Bir insanın içeresinde de bütün insanlığın ve evrenin bilgisi vardır” açıklamasını yaptı. Şahin, “O nedenle bizler insanda tanrısal özellikler görürüz” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsanı yeryüzünde tanrının ya da Hakk’ın bir parçası olarak görürüz. Yol erenleri ne der:
Hararet nârdadır, sacda değildir,
Keramet sendedir, tâcda değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir.
Cemal Şahin, Alevi inancında can’ın ‘merkezde’ olduğuna vurgu yaparak “Ozanlarımız, aşıklarımız, sadıklarımız, bunu deyişlerle çok güzel anlatırlar” diyerek Aşık Daimi’nin şu deyişi ile devam etti:
Kâinatın aynasıyım mademki ben bir insanım,
Hakkın varlık deryasıyım mademki ben bir insanım
İnsan Hakkta Hakk insanda, arıyorsan bak insanda.
Çok keramet var insanda, mademki ben bir insanım.
Enel Hakkın ismim ile
Hakk’a geldim cismim ile
Benziyorum resmim ile,
Mademki ben bir insanım.
“İNSAN HİÇBİR CANLIDAN KUTSAL DEĞİLDİR”
Cemal Şahin’in altını çizdiği konu; evrendeki tüm varlıkların zincirleme birbirine bağlı olması durumu oldu. İnsanın hiçbir canlıdan daha değerli olmadığına vurgu yapan Şahin “Çünkü bütün canlıların ortak atası tek hücreli canlılardır. Günümüzden 3,5 milyar yıl önce ilk canlıların oluşumu tek hücrelidir. Yavaş yavaş milyarlarca yıldır evrimleşerek günümüze gelmiştir. Hepimizin ortak atası tek hücreli canlılardır” yorumunu yaptı.
SONRADAN ALEVİ OLUNUR MU?
Alevi toplumunun bir kesiminde kabul gören “Sonradan Alevi olunmaz” kuralı da Cemal Şahin’in değerlendirmeleri arasındaydı. Şahin, Aleviliğin temel kuralları arasında herkesin kendisini özgürce ifade etmesinin yer aldığını söyleyerek şöyle devam etti:
“Düşünce ve inanç özgürlüğünde bütün engellerin kalkmasını isteriz. Cinsiyet ayrımı yapmayız. İnsanı ve doğayı merkezine koyan, eşitlik gibi bir düzen isteriz. Bizler, açların doyduğu, haksızlıkların olmadığı bir ortamda yaşamak isteriz. Bizler, çalışan insanların ihmalkârlık nedeniyle hayatlarını kaybetmediği bir ortamda yaşamasını isteriz. Sokak ortasında insanların öldürülmediği, kimsenin kör bir kurşuna hedef olmadığı, katliamlar nedeniyle anaların ağlamadığı, tarikatlar ya da kişiler tarafından çocukların istismara uğramadığı bir toplumda yaşamak istiyoruz. Bizler, barışın, özgürlüğün, hoşgörünün hâkim olduğu bir toplumda yaşamak istiyoruz.
O nedenle bizler cümle âleme bir nazarda bakıyoruz. Gerek insanları, gerek tüm canlıları eşit olarak görüyoruz. Öylesi bir kültürden gelen bir toplumda bu örnekler çok doğru uymuyor.
Yol erenleri der ki;
Tek kişiye sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde.
“Bizler, hoşgörü temelleri üzerine oturtulmuş bir felsefeden geliyoruz” diyen Cemal Şahin, herkesin kendisini özgürce ifade etmesi gerektiğini söyledi. Şahin, ayrıca “Bu çağda insanlar kendilerini nasıl kabul ediyorlarsa bizim de onun ifadesini kabul etmemiz lazım. O nedenle bu yüzyılda ‘Alevi ve Sünni gençler birbirleri ile evlenmezler’ diye konulan kural da çağımıza uymuyor, ters düşüyor.
Alevilik anne babadan olmaz. Her anne babadan doğan Alevi olunmaz. Alevi anne babadan doğabilir ama daha sonra geliştikten sonra bakar Aleviliğin kurallarını, öğretisini, yolunu benimseyemiyor gider başka bir inançtan da olabilir.
Bir insan kendisini nerede görüyor, nasıl tarif ediyorsa bizler onu kabul edeceğiz. İnsan, kendisini başka inançtaki anne babadan doğduğu halde ‘Alevi’ olarak kabul ediyor ise biz de Alevi kabul edeceğiz.”
PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır’a ilişkin görüşlerini paylaştı. Şahin, “Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan; kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır, sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır ve Muharrem ayına ilişkin görüşlerini paylaştı.
‘Hızır kimdir, nasıl tarif edilir?’ sorularını yanıtlayan Cemal Şahin, “Hızır, Alevilikte simgesel anlamda doğuran, doğanın doktoru, yeniden dirilmenin, canlanmanın, gelişen, dönüşen zamanın simgesidir” dedi.
“HIZIR SAZIMIZIN SIRMA TELİNDE TÜRKÜ SÖYLEYENDİR”
Cemal Şahin, her inancın kendine has kutsal değerlerinin olduğunu söyleyerek, “Kadim bir inanç olan Aleviliğin kutsal değerlerinin başında Hızır inancı gelmektedir” dedi. ‘Boz atlı Hızır’ olarak da bilinen Hızır’a dair Cemal Şahin şunları söyledi:
“Ayrıca kendisinden el alınan Abu hayat içmiş, ölümsüz mürşit olduğuna inanılır. Hızır Yoldaş’ın ola, Yetiş ya Hızır, Kul bunalmayınca Hızır yetişmez… Halk arasında kullanılan bu deyimlerden de anlaşılacağı gibi Hızır, yardıma muhtaç olanların, darda kalanların yardımına koşan bir kurtarıcı olduğuna inanılır.
Hızır, Alevilerin inancına göre değişik donlarda görünen ‘nur yüzlü, bilge ve darda kalanın darına, zorda kalanın zoruna yetişen biri’ olarak bilinir. Onu kendisinin yardımına çağıran herkesin boz atıyla uçarak yardımına yetiştiğine inanılır. Bastığı ve gezdiği yerlerde güllerin, çiçeklerin açtığına, çayırların, çimenlerin yeşerdiğine, kuşların şakırdamaya başladığına, elini sürdüğü kişilerin dertlerden, hastalıklardan, uğursuzluklardan arındığına, ömür boyu sürecek mutluluk sırrına ulaşacağına inanılır.
Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan, kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir.
Bir yavru yolladım gurbet ellere,
Emaneti sana boz atlı Hızır.
Seni bekçi derler bunca yerlere,
Emaneti sana boz atlı Hızır diye.”
“HIZIR İÇİMİZDEKİ İYİLİĞİ BESLEYEN AŞKTIR”
Cemal Şahin, Alevi öğretisinde anlatılan Hızır’ın bir doğma ya da hurafe olmadığına vurgu yaparak sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Hak ve adalet için yola çıkmışlara, kimler yardım ediyorsa o kişiler, onların Hızır’ıdır. Çünkü Hızır içimizdeki iyiliği besleyen ve uyandıran aşktır. Hızır, darda, zorda kalanlara uzanan eldir. Hızır, mazlumun acısına ortak olandır. Hızır, yaraya merhem olandır. Hızır, yardır, yarendir yoldaştır. Hızır, içimizdeki sevgidir, aşktır, bitmez tükenmez sevdadır, aşkın adıdır. Kim kime yardım ediyorsa o onun Hızır’ıdır.
HIZIR CEMİ NASIL OLUŞUR?
Şubat ayının 13’ünde başlayıp 21 Mart’a kadar olan zaman diliminin ‘Hızır Ayı’ olarak anıldığını söyleyen Cemal Şahin, Hızır Orucunu tutma tarihlerinin yöreden yöreye değişiklik gösterdiğini de belirtti. Cemal Şahin, Hızır Orucunun eski Rumi takvime ve ayların hesabına göre 31 Ocak ile 2 Şubat arasında üç gün tutulduğunu, ancak o ayların günümüzde kullanılmadığı için Miladi takvime göre 13-14-15 Şubat günlerine denk geldiğini ifade etti.
Cemal Şahin, Hızır Orucunun bitiminde Hızır Cemi yapıldığını da belirterek şöyle devam etti:
“Köyümüz olan Saraç’ta Hızır geleneği nasıl olur, kısaca bahsetmek istiyorum. Saraç köyü, Sivas ili Şarkışla ilçesine bağlı bir köydür. Köyümüzde değişik ocaklara bağlı insanlar vardır. Hubyar Sultan Ocağı’na bağlı olanlar Hızır orucunu 7 gün tutarlar. İnanca göre Hubyar Sultan yörenin valisi tarafından kızgın fırına atılır. 7 gün sonra sakalı buz tutmuş olarak fırından çıkar gelir. Fırına girerken de yanında beraber bir çocuk götürür ve çocuk da elinde bir gül demeti ile gelir. Hubyar Sultan’ın fırına atılışı Hızır orucu ile aynı güne denk geldiği için birleştirilir. Bu nedenle Hubyar Ocağı’na bağlı insanlar 7 gün Hızır orucu tutarlar.
Köyümüzde Hızır orucunun sonunda müsait olan birinin evinde köyün ileri gelenleri toplanır. Hızır Cemini ne zaman ve kimin evinde yapacaklarını kararlaştırırlar. Kararlaştırılan günden önce görevli kişilerce köylülerden para, bulgur gibi şeyler toplanır. Onlar paraya çevrilerek şeker alınır. Her ev bir gün önceden buğdayı sac üzerinde kavurup el değirmenlerinde değirmen taşlarında çekerek kavut unu yapar. O günün akşamında evlerinin en temiz ve ıssız bir yerinde siniler ve tepsiler içerisine kavut unu koyarak üzerini temiz bir örtüyle örterler. O gece Hızır, gelip kimin kavutunun üzerine el basarsa o eve bereket geldiğine ya da geleceğine inanılır. Ertesi gün akşamı kavut ve lokmalarını cem yapılacak eve getirirler, alınan şekerler kazanlarda şerbet yapılır. Genç kız ve gelinler tarafından kavrulmuş buğday unuyla karıştırarak kavut top haline getirilir. Cem’in sonunda orada bulunan herkese nüfus oranlarına göre eşit şekilde dağıtılır.”
“TARİH SAHNESİNDEN YOK OLMAYALIM”
Eski dönemlerde Hızır Orucu tutulurken saat kullanımının olmadığına işaret eden Cemal Şahin, “Büyüklerimiz, bize şöyle derlerdi; ‘Akşamdan sabah saatlerine kadar; beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yenip ve içilir. Akşam ise, siyah iplik, beyaz iplikten ayırt edilemeyecek duruma gelince de oruç açılır’ derlerdi” ifadelerini kullandı.
‘Alevi kurumları, pirleri, Hızır Orucu hakkında toplumu yeterince bilgilendiriyor mu?’ sorusuna ise Cemal Şahin’in yanıtı şu şekilde oldu:
“Evrenin temel yasası der ki; evrende hiçbir şey olduğu gibi olduğu yerde kalmaz. Her şey değişir. Hiçbir şey kesin son şeklini almaz. İnsanlar da evrenin bir parçası olduğu için, insanların doğa ve evreni algılayışları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal algılayışları değişiyor ve olduğu gibi kalmıyor. Eğer bu gibi değişiklikler algılayıştaki ilişkiler değişmiyor ise o toplumda gelişme ve ilerleme olmaz. Zaten evrenin temel yasalarına göre değişmemesi mümkün değildir. O nedenle bazı kurum ve pirler çağın koşullarına göre öğretiyi uyarlayarak gereken bilgiyi insanlarla paylaşıyor diyebiliriz.
Halklar arasında etkileşim sürekli olduğu için yeni gelenek ve görenekler yaratamayan halklar, kendilerinden daha güçlü geleneklere sahip halkların inançları karşısında yok olup giderler. İnsanların beklentilerini ya da ihtiyaçlarını karşılayan gelenek ve görenekler yaratan halklar, tarih sahnesinde her zaman var olmaya devam ederlerken, bu geleneklerden ya da inanç sistemlerinden yoksun olan halklar yok olup gitmişlerdir. Bu bir yanıyla da halkların kendi kimliğinden, değerlerinden arındırılması anlamına gelir.
Tarih sahnesinden yok olup giden halkların durumunu bu şekilde açıklamak gerekir. Alevi toplumu da bugüne kadar ayakta tutan en önemli öge; yarattıkları gelenekler ve göreneklerdir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerin tarih boyunca yarattıkları gelenek ve görenekleri iyi anlamakta yarar vardır. Bu nedenle gelenek ve göreneklerimize sahip çıkalım ki tarih sahnesinden yok olup gitmeyelim. Hepinize aşk-ı muhabbetimle…”
PİRHA-Eski milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları’nın eşi Hatice Ateşoğulları, Ankara’da Batıkent Cemevinde yapılan Hakk’a uğurlama erkanının ardından toprağa sırlandı.
Eski ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları’nın eşi 1947 doğumlu Hatice Ateşoğulları’nın Hakk’a uğurlanma erkânı Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinde yapıldı.
Pandemi nedeniyle katılımın sınırlı tutulduğu cenaze erkanını Cemal Şahin dede yürüttü. Şahin, “Hatice canımız yaşamı boyunca halkın mutluluğu için mücadele etti” diyerek şu konuşmayı yaptı:
“Canımız Hatice Ateşoğulları bizlerle birlikte ağladı, güldü, dertlerimize, kederlerimize acılarımıza, sevinçlerimize ortak oldu. Bizlere evlatlar, torunlar bıraktı. Bu hizmetlerinden dolayı kendisine minnettarız ama aramızdan ayrıldığı için üzgünüz. Canlar, kainatta hiçbir şey olduğu gibi yerinde kalmıyor. Her şey değişiyor, her şey yaşamın bir sonu aynı zamanda. Başka bir yaşam da başlangıcıdır. Bu da hakkın değişmez yasasıdır. Hak’tan geldik Hakk’a gidiyoruz. O can aslına geri dönüyor ve böylece yaşam kesintisiz bir şekilde sürüyor. Bizim Hak’tan dileğimiz Hatice anayı, erenleri, evliyaların katarına, didarını hayırlı eylemesi, geride kalanlara da sağlıklı bir yaşam vermesidir. Erkanımızda bazen dil, bazen de tel konuşacak.”
Hatice Ateşoğulları, Aydın Birkan Özkan tarafından okunan deyişlerle Hakk’a uğurlandı.
PİRHA- PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, Hakk’a uğurlama erkanının, rızalık meydanı, Hak meydanı ve toprağa sırlanma meydanı gibi üç aşamalı olarak yapıldığını belirterek, “Alevi öğretisinde ölen yok olmamakta, her ölüm yeniden başka bir doğuşu var etmektedir” dedi.
Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, Alevi inancında Hakk’a uğurlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hakk’a uğurlamaların her inanca ve topluma göre değişiklik gösterdiğinin altını çizen Şahin, “Alevi öğretisinde ölen, yok olmamakta, her ölüm yeniden başka bir doğuşu var etmektedir” dedi.
“Alevi öğretisine göre evrende hiçbir şey birden bire var olmaz, her şey birbirini izleyen, art arda gelen olaylar zinciri sonucu oluşur. Her varlaşan, bedenleşen şey ise bir bitime doğru gider ve bu anlamda her şeyde bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni başka nesneleri var eder” ifadelerini kullanan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“HİÇBİR ŞEY YOKTAN VAR, VARDAN YOK OLMAZ”
“O nedenle ölümden sonra, ölü bedenin üyeleri başka hayatları oluşturmak için başka şeylere dönüşür. Böylece evrende her şey bir döngüsellik içinde ve bir şey bittiğinde bir başka şeyi var eder. Alevi öğretisinde evrenin bu hareketliliği göz önünde bulundurularak ölen insanla ile ilgili uygulamalar buna göre yapılmaktadır. Alevi öğretisinde Hak ile bir olmak, Hak ile Hak olmak ve Hak’tan geldik, Hakk’a gidiyoruz gibi deyimler vardır. O nedenle Alevi geleneğinde o kişi için Hakk’a yürüdü, don değiştirdi gibi deyimler kullanılır. Ayrıca Alevi inancında ne cennete gitme hayali, ne de cehennem ateşinde yanma gibi bir düşünce vardır. Bu konuda yol ulularımız bizlere eşim bana huri, evim bana cennet derler. Ayrıca cehennem nârını ise insanların yaşam süresi içeresinde çektikleri azaplar olarak öğretirler.
“ALEVİLİKTE CENAZE ERKÂNI RIZALIK, HAK VE SIRLANMA MEYDANI ŞEKLİNDE YAPILIR”
Alevilikte Hakk’a yürüme erkanı birbirini tamamlayan üç aşamalı olarak yapılmaktadır. Bunlar sırasıyla rızalık meydanı, Hak meydanı ve toprağa sırlanma meydanı gibi üç aşamalı olarak yapılmaktadır. Ne yazık ki Alevilik tarihi yolculuğunda daima hakim inancın karşısında asimile edilmeye, eritilmeye çalışılmıştır.”
Tarihi süreç içeresinde Selçuklu döneminde başlayan asimilasyon faaliyetlerinin Osmanlı’da Yavuz döneminde Alevi kırımlarına kadar vardırıldığına dikkat çeken Şahin, şunları söyledi:
“2. Mahmut dönemi olan 1926 yılında yeniçeri ocağı kapatıldıktan sonra birçok Alevi dergâhları kapatıldı ve Hacı Bektaş Dergâhına, Alevi Bektaşi dede, baba ve dervişlerin yerine Nakşi şeyhleri imam olarak atanmaya başlandı. Bu zatların görevi Alevileri hâkim inanç içerisinde eritmekti. Nitekim 1934 yılında dergâha bir de cami yapılarak asimilasyon sürdürüldü.
1925 yılında Tekke ve Zaviyeler bir yasa ile kapatılınca Alevi Bektaşi dergâhları da bu yasa içerisine alınarak kapatılmıştır. Gerek 1927 yılında ve gerekse de 1925 yılında Alevi Bektaşi tekkeleri kapatılınca Alevi Bektaşi köylerinden birçok kişiler alınarak il ve ilçelere götürülmüş ve onlara nasıl ibadet edecekleri, cenazeyi nasıl kaldıracakları hakkında kendi öğretileri üretilmiştir. Ayrıca 1960’lı yıllarda ben bunu gayet iyi hatırlıyorum. Bizim köyden de gidenler oldu. İmam Hatip Takabil kursları adı altında ilçelerde kurslar açıldı. Alevi köylerinde bu işleri yürüten kişiler alınarak o kurslarda eğitildi ve köye döndükten sonra öğretildiği şekilde bizim köyde de cenazeler o şekilde kaldırılmaya başlandı.”
“YÜZYILLARDAN BERİ BASKI VE ZULÜMDEN DOLAYI İNANÇ VE ERKANLARIMIZI GİZLİ YAPMAK ZORUNDA KALDIK”
Alevilerin ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldığını hatırlatan Şahin, “Kültür bir toplumun tarihsel süreç içerisinde ürettiği ve kuşaktan, kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi ödediklerinin ürünüdür. Eğer bir toplum kendisinden önceki kuşaktan aldığı kültürünü çağın koşullarına göre sentezleyerek, bir sonraki kuşaklara aktaramazsa o toplum eninde ve sonunda yok olmaya mahkûmdur. Bizler bu kültürlerin taşıyıcılarıyız. Ama bizleri zor bir görev beklemektedir. Çünkü bu topraklar üzerinde yüzyıllardan beri egemen çevrelerin baskı ve zulümlerinden dolayı inanç ve erkanlarımızı hep gizli yapmak zorunda kaldık” diye konuştu.
“KORKUDAN TAHKİYE YAPARAK EGEMEN ÇEVRELERİN İNANCINI KENDİ İNANCIMIZMIŞ GİBİ YAŞADIK”
Korkudan dolayı birçok yerlerde de takiye yaparak, egemen çevrelerin edep ve erkanını kendi edep ve erkanımızmış gibi uygulamaya başladık” diyen Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, “Süreç içerisinde de kültürel yönden asimile olup gittik. Zaten görenekler uzun süre uygulandığında gelenekselleşiyor. Eğer bu kültürümüzün yok olmasını istemiyorsak, kendi inancımıza göre erkanlarımızı yapmalıyız” çağrısında bulundu.
PİRHA- Yol hizmet yürütücüsü Cemal Şahin, ülke yönetimini elinde bulunduran siyasilerin bir inanç ve bir etnik kökeni yurttaşlara zorla dayatmaması gerektiğini ifade ederek, “Bu nedenle Aşağısallıpınar köyüne cami yapılma projesinden bir an önce vazgeçilmelidir” dedi.
Haberin Videosu
PSAKD Yenimahalle Şubesi Batıkent Cemevi yol hizmet yürütücüsü Cemal Şahin, Kars Sarıkamış’a bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’a cami yapılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEVLETİN DİNİ OLMAZ, DEVLET İNANÇLAR KARŞISINDA EŞİT MESAFEDE DURUR”
Şahin, üzerinde yaşadığımız topraklar etnik, dilsel, dinsel, yaşamlar gibi farklı kültürleri bünyesinde barındıran çok kültürlü, dilli ve inançlı bir yapıya sahip olduğunu belirterek, şunları dile getirdi:
“O nedenle ülkemizde yaşayan insanlar barış içeresinde, birlikte bir arada yaşayabilmeleri için laik devlet yönetimini benimsemişlerdir. Laik devlet yönetiminde devlet, vatandaşları ile olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmaz. Ayrıca herhangi bir inancın, özellikle de bir toplumda egemen olan inancın aynı toplumda azınlıkların benimsediği inançlara baskı yapmasını önlemesi demektir. Laik bir toplumda devlet organları vatandaşlarına hizmet verirken, inançlara göre hizmet vermez. Bu nedenle devletin dini olmaz, devlet inançlar karşısında eşit mesafede durur. Ülke yönetimi dogmatik kurallarla değil, insan aklının özgürce ürettiği evrensel kurallara göre yönetilmelidir. Yurttaşların birlikte bir arada barış içerisinde yaşayabilmeleri için; insanlar hangi inançtan olursa olsun demokrasi, laiklik, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrensel kurallara uymalı ve bu kuralların ortak paydaları olmalıdır.”
“BİR İNANÇ VE ETNİK KÖKEN YURTTAŞLARA ZORLA DAYATILMAMALIDIR”
“Ülke insanlarının birbirlerine hor bakmamaları, birbirlerini aşağılamamaları için birbirlerinin kültürel değerlerine saygı göstermelidirler. Bu nedenle birbirlerinin kültürel değerlerini doğru algılaması ile olanaklıdır” belirlemesinde bulunan Şahin, “Ne yazık ki günümüzde, ülkemizde var olan birçok kültürel değerler yeterince bilinmemektedir. Ayrıca gerek inançsal açıdan, gerekse de etnik köken açısından ülkemizde ülke yönetimini elinde bulunduran siyasiler tarafından bir inanç ve bir etnik köken yurttaşlara zorla dayatılmaya çalışılmaktadır” dedi.
“AŞAĞISALLIPINAR KÖYÜNE CAMİ YAPILMA PROJESİNDEN BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLMELİDİR”
Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Geçmişte olduğu gibi, şimdilerde de Kars ilinin Sarıkamış ilçesinin bir Alevi köyü olan Aşagısallıpınar köyüne gelen idareciler AKP’ye oy çıkması karşılığında hizmet getirme pazarlığı yapılarak bir cami yapılmaktadır, böylece bu köyde asimile edilmeye çalışılmaktadır. “Alem de biliyor ki Köroğlu Kızılbaş” diye halk arasında bir söz var. Bu nedenle âlem de biliyor ki, Aleviler camiye gitmez, namaz kılmaz. 12 Eylül askeri cunta zamanında da Alevi köylerine birçok cami yapıldı. Ama şimdi gidip görüldüğü zaman camiler bomboş, kimse gidip de namaz kılmıyor. Gerçek amaç ise, bir toplumu asimile etmektir. Ama şu sözde hiçbir zaman unutulmamalı; başka inanç ve kültürlere saygı göstermeyenlerin kendi inanç ve kültürüne saygı bekleme hakları yoktur. Bu nedenle Aşağısallıpınar köyüne cami yapılma projesinden bir an önce vazgeçilmelidir.”
PİRHA – Aleviler için bilimsel yolun vazgeçilmez bir rehber olduğunun altını çizen PSAKD Yenimahalle Şubesi Batı Kent Cemevi Yol hizmet yürütücüsü Cemal Şahin, “Alevilik bir din değil, Alevilik Hakk ve hakikat yoludur, Alevilik gerçeği aramaktır” dedi.
Hubyar Ocağından el alarak PSAKD Yenimahalle Şubesi Batı Kent Cemevinde Yol hizmeti yürüten Cemal Şahin Baba, “Din insan ile Tanrı arasında bağı olan, var olan Tanrı tarafından buyurulan kuralların, doğmaların, kültlerin, ayinlerin ve davranış biçimlerinin tümüdür” dedi.
Şahin, dinde düşünce özgürlüğünün olmadığını belirterek, “Kutsal kitap olarak kabul edilen metinlerde kurallar, kaideler, davranışlar ve ayinler gibi ilkeler belirtilmiştir. Bu ilkeler hiçbir zaman değiştirilemez ve tartışılamaz” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR”
“Bilim ise duyu organlarımızla algıladığımız, özgür aklımızla eleştirdiğimiz ve deneylerle kanıtladığımız bilgilerin ürünüdür” diyen Şahin Baba, “Bilim olayların yasalarını bulmak amacını güden deneyler yapar. Bilimin alanı var olandır, bilim var olmayanla uğraşmaz. Bilim araştırma ve deneylere dayanır. Bilim de duygusallığa yer yoktur, bilimin konusu görünenden, gerçekten var olana varmaktır” diye konuştu.
Aleviler için bilimsel yolun vazgeçilmez bir rehber olduğunun altını çizen Şahin, “Çünkü bilim insanları, daha iyi yaşam koşullarına kavuşulmasına, bilinmeyen olguların bulunmasına ve yeni şeyleri öğrenilmesine önayak olur. Bu konuda Alevilikte birçok söz vardır. Örneğin ‘Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, bilim gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır, bilim bütün iyiliklerin anahtarıdır, bilim iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınaktır, iyi bir yol göstericisidir. Bilim gerçeği ve kendini bilmektir’ diyen birçok sözler vardır” dedi.
Şahin, Aleviliğin bir din olmadığını, Aleviliğin hak ve hakikat yolu olduğunu yani gerçeği aramak olduğunu vurguladı.
PİRHA- İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutuklularının durumuna dikkat çektiği eylemlerinin 317’nci haftasında kanser hastası Cemal Şahin’in serbest bırakılması istendi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği “F Oturumu”nun 317’ncisini Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır” ve “Cemal Şahin serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde hasta tutukluların fotoğrafları taşındı. “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın”, “İnsan hakları ile insandır”, “OHAL işkencesine son” sloganlarının atıldığı eylemde, Şakran 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Tokat Almus Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Şahin’in durumuna dikkat çekildi.
“ASKERİ SAYIM UYGULAMASININ ÖNÜNE GEÇİN”
Eylemde söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Adalet Bakanlığı’ndan Cumhuriyet Başsavcılıklarına “askeri sayım” genelgesi gönderdiğini belirtti. Genelgenin 7 Şubat günü savcılıklara gönderildiğini ifade eden Yoleri, “Cezaevlerindeki uygulamaların insan onuruna uygun olması gerekir. İnsan onuruna zarar verecek herhangi bir uygulamayı savunmak mümkün değildir” dedi. “Askeri nizamda sayım yapılmasının önüne geçilmesini istiyoruz” diyen Yoleri, “Bu uygulama mahpuslar ile cezaevi çalışanlarını karşı karşıya getirecek. Daha düşmanca ve sert uygulamaları beraberinde getirebilir. Bu uygulama mahpusları tehdit olarak gören bir uygulamadır” dedi.
“ŞAHİN SERBEST BIRAKILSIN”
Bu haftaki açıklamayı İHD Hapishane Komisyonu üyesi Taylan Bekin yaptı. OHAL ile birlikte hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir süreçten geçtiklerini dile getiren Bekin, tutuklu Tokat Almus Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Şahin’in durumuna dikkat çekti. Şahin’in Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kanser tedavisi gördüğü bir dönemde, 4 Ekim 2017’de evine yapılan baskınla gözaltına alındığını ve sonrasında tutuklandığını hatırlatan Bekin, Şahin’in Silivri 9 Nolu Cezaevi’nden Şakran 4 Nolu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildiğini, 21 defa ışın tedavisi gördüğünü, 8 seanslık kemoterapi tedavisinin 7’sinin sonlandığını, son seansa gidemediğini ifade ederek, kanser hastalığının ilerlediğini kaydetti.
Şahin’in lenfoma ve hepatit B hastalığı olduğu ve sol böbreğinin de olmadığını ifade eden Bekin, Şahin’in sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi için bir an önce serbest bırakılmasını istedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Geçtiğimiz günlerde hakka yürüyen Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) kurucularından Yazar İsmail Elçioğlu deyişlerle hakka uğurlandı. Elçioğlu Karşıyaka Mezarlığı’nda sırlandı.
Geçtiğimiz günler hakka yürüyen Yurtseverler Birliği Federasyonu, daha sonrasında Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde Alevi örgütlenmesi içerisinde fiilen yer alan, AABF eski başkanlarından Yazar İsmail Elçioğlu’nu Hakka uğurlama erkanı Ankara Batıkent Pir Sultan Abdal Derneği Cemevi’nde yapıldı.
Cenaze erkanına, Almanya’dan ve Türkiye’den gelen ailesi ve dostlarının yanı sıra, yol arkadaşı Musrafa Timisi, CHP’nin eski milletvekili ve AABF başkanlarından Ali Rıza Gülçiçek, ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, Hozat Belediye Başkanı Celaleddin Polat, 2 Temmuz Vakfı’nın eski Başkanı Murtaza Demir, Hüseyin Gazi Vakfı Baskanı Gülağ Öz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın eski Başkanı Ercan Geçmez, Hekimhan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adına Özgür Kaplan, yazarlar Turan Eser, İbrahim Bahadır ve Ali Yıldırım ile birlikte sanatçı Musa Eroğlu katıldı.
Hakka uğurlama erkanını Hubyar Ocağı mensubu Cemal Şahin yürüttü. İsmail Elçioğlu ile birlikte AABF kurucularından yol arkadaşı Recai Aksu, Elçioğlu’nun mücadele yaşamından kesitler sundu.
Erkanın ardından Elçioğlu, Karşıyaka Mezarlığı’nda sırlandı.
PİRHA – Hubyar talibi PSAKD Ankara Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde cem yürüten Cemal Şahin İmam Hatip okullarının çoğalmasıyla ilgili görüşlerini PİRHA ile paylaştı. Şahin, “Bizler daha güzel, daha çağdaş bir ülke için mücadele vermekteyiz ama son dönemlerde ülkemizde ne yazık ki uygulanan milli eğitim politikası bunun tam tersi oluyor” ifadelerini kullandı.
Hubyar talibi PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde cem yürüten Cemal Şahin, milli eğitim politikaları ve İmam Hatip okullarının çoğalması konusuna ilişkin PİRHA’ya konuştu. Şahin, “Yol erenleri derki; bize bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu derler. O nedenle bizler bilimi kendimize rehber edindik. Bizler daha güzel, daha çağdaş bir ülke için, insanların mutluluğu için mücadele vermekteyiz, hizmet yapmaktayız. Ama son dönemlerde ülkemizde ne yazık ki uygulanan milli eğitim politikası bunun tam tersi oluyor” diye konuştu.
“1 FEN LİSESİNE KARŞILIK 17 İMAM HATİP OKULU AÇILIYOR”
1990’lı yıllarda Refah Partili yöneticilerin söylemlerinden söz eden Şahin, şunları kaydetti:
“Refah Partili yöneticiler şöyle demişlerdi: Zaman gelecek bütün okullar imam hatibe çevrilecek. Her yerde imam hatipli valiler, kaymakamlar, hakimler olacak demişlerdi. 2002 yılında iktidara geldikten sonra bunları adım adım gerçekleştirmeye çalıştılar. 2002-2003 yılı öğretim yılında imam hatipte okuyan öğrenci sayısı 71 bin idi.
2016-2017 yılında imam hatip okulunda okuyan öğrenci sayısı 1 milyon 291 bin oldu. 1 milyon 220 bin öğrenci artmış oldu. Okul sayısı ise 2002-2003 yılında imam hatip okulları 450 idi, 2016-2017’de imam hatip okul sayısı 4 bin 112 oldu. 2017-2019 yılına ait fen liseleri bütçesi 109 milyon, 2017-2019 imam hatip okullarına ayrılan bütçe 1 miyar 700 milyon TL, yani bir fen lisesine karşı 17 tane imam hatip okulu açılıyor.”
“ÇOCUKLARA GÜZELLİĞİ, DOSTLUĞU AŞILAMALIYIZ”
Ülkenin bu şekilde kalkınmayacağını belirten Şahin, “Oradaki insanlar nerede istihdam edilecek, Türkiye’de camii sayısı belli, Diyanet’in kadro sayısı belli. Maalesef diğer alanlara kaydırıyorlar. Küçük yaşlarda, daha 4-5 yaşlarda çocuklar kreşlerde kafaları belirli bir inancın fikirleri ile doldurulmaya çalışılıyor. Cinlerden, şeytanlardan öbür dünyalardan bahsediliyor. Çocuklar okulda öğretilenleri annelerine babalarına soruyorlar. Bu yaştaki çocukların bu tür şeylerle kafalarını doldurmak yanlıştır. Çocuklara sevgiyi aşılayacağız, güzelliği, dostluğu aşılayacağız” dedi.
“ALEVİLİK YAŞAMIN KENDİSİDİR”
Şahin, “Son dönemlerde Mersin’de Alevi öğretisi ile ilgili bir okul açılma girişimleri var. Alevilik yaşayarak öğretilir, Alevilik yaşamın kendisidir. Alevilikte ocak sistemleri vardır. Her ocak kendine göre kendi yolunu erkanını yürütecek kişileri önceden belirler. Her ocak olan kişi illa bu hizmeti yürütecek değildir. O ocakta, o ocağa bağlı kaç kişi varsa 100 bin, kimi 200 bin kişi mi bunların içerisinde kim yetenekli ise o hizmeti yürütür diğerleri onun talibi olur. Dede talip ilişkisi, rehber ilişkisi vardır, Alevilerde” diye konuştu.
Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İçinde yaşadığımız ülke etnik, dinsel, inançsal yaşamsal farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir yapıya sahip. Türkiye Cumhuriyeti etnik bakımdan baktığımızda Türk, Kürt, Arap 30’a yakın ayrı ayrı etnik kökenden gelen yurttaşlarla birlikte, inançsal açıdan baktığımızda ise Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Ezidi, Süryani ayrı ayrı inanç kökünden gelen insanlarla beraber yaşamaktayız. Yine diller açısından baktığımızda da ayrı ayrı dilleri olan yurttaşlarla birlikte yaşamaktayız. Aslında Anadolu bir kültürler beşiğidir. Yeter ki bir inanç diğer inancı kendi potasında eritmesin.”
Türkiye’de bunun tam tersinin görüldüğünü söyleyen Şahin, “Egemen bir inanç İslamiyet’in bilhassa Sünni mezhebi diğer inançları kendi potasında eritiyor, diğer inançları yok etmeye çalışıyor. Bu nedenle birlikte bir arada yaşamamız için ortak paydamız demokrasi, laiklik, insan hakları, hukukun üstünlüğüdür. Ortak paydamız olan demokrasi laiklik, insan hakları hukukun üstünlüğü konusunda birleşmeliyiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleştirdi. Pir Hasan Kılavuz, Pir Baki Erdoğan, Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın katılımıyla cem tutuldu.
Haberin videosu
Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, PSAKD Batıkent Cemevi’nde cem gerçekleştirdi.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Mersin Cem evi İnanç Kurulu üyesi Pir Baki Erdoğan, Maraş Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın yer aldığı cemde 12 hizmet gerçekleştirildi.
Pir Hasan Kılavuz Kurmanci, Zazaki ve Türkçe olarak yaptığı konuşmasında anadile vurgu yaparak şunları söyledi:
“Bütün diller kardeştir. Ne kadar çok dil bilirsen o kadar da marifet sahibisin, İngilizce, Almanca, Arapça ne güzel, ama hangi dili iyi biliyorsan o dilden ağlarsın. 40 yıl Almanya’da kaldım Almanca ağla deseniz ağlayamam. Ağlamam için kazanın kaynaması lazım. Gönül’e ateş düşmese, gözyaşı dökülmez. Onun için anadilin seni hangi ninnilerle büyütmüşse, hangi ninnilerle uyutmuş ise o senin gönlündeki ikrar ve iman ile çağırdığın dildir.”
“Hızır da çağırsan, Hakkı da çağırsan, piri de çağırsan inandığın ve içinde hamurun yoğrulmuş olan dildir. Onun için hangi dil olursa olsun niyetiniz, dileğiniz ve çağırdığınız dil yar ve yardımcınız olsun. Boz atlı (Hızır) Qızır Cem’i cümlemizin muradını versin” diye konuşan Pir Kılavuz birlik ve beraberlik adına şunları kaydetti:
“Bu mekanda hep beraberiz. Ülkemizin coğrafyasında nereden koparsak kopalım, nereden gelirsek gelelim hepimiz bir inancın pirine biat etmişiz, ikrar vermişiz, hepimiz onun için buradayız. Nerede olursak olalım tüm cümle canların her birinizin bir piri var bir mürşidi var. Bağlı bulunduğumuz bir ocak var. O pirler, o dedeler, o seyitler burada değil. Ama pirlerimiz bir beyanda bulunmuşlar. Biz o beyan üzerine bu hizmeti yürütüyoruz. Ne zaman olursa olsun, sizlere hizmet veren bir pir varsa o burada hizmet sahibidir.”
“CEM, GÖNÜLLERİ DOYURMAK, RIZALIK ALIP VERMEK İÇİNDİR”
Pir Kılavuz, cemin gönülleri doyurmak için, aklanmak, paklanmak ve karşılıklı rızalık alıp vermek için olduğunu ifade etti. Kılavuz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun için bu meydan hak meydanıdır. Hak meydanına çıktığınız zaman birbirinizden razı olduğunuzu beyan etmek için, herkes hakkına razı ise, hiç kimse kendinden şikayetçi değilse pir cümle canların duasını verir. Yeryüzünde hiç bir inançta yoktur ki Aleviler inancı gibi kendi kusurunu kendisi eline alıp dara durup hazır cemaatin huzurunda durup cemaatin önünde aklanır. İşte bin yıllardır yaşadığımız topraklarda kadının, savcının, hakimin karşısına Aleviler çıkmamışsa işte bu cemlerimizde pire ikrar verip, itikat ile pirin yolunu gözleyen taliplerin doğru, ahlaki, edepli duruşu ile olmuştur. Ve bu bugüne kadar gelmiştir.”
“ÇERAĞLAR YAKILDI, SEMAHA DURULDU”
Konuşmaların ardından çerağlar yakıldı, gulbang okundu, deyişlerle canlar semaha durdu.
12 hizmetin tamamlanmasından sonra Yenimahalle Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin’in lokma gulbangı okuduğu ceme katılımın geçmiş yıllara nazaran oldukça yoğun gerçekleştiği görüldü.
Hızır lokma cemi canların getirdiği lokmalarının pay edilmesiyle sona erdi.
PİRHA – Ankara’da DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde muhabbet cemi gerçekleştirildi. Ceme Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin ve Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem katıldı. Alevilik ve sorunlarının konuşulduğu cemde lokmalar dağıtıldı.
Haberin videosu
DAD Mamak Şubede gerçekleştirilen muhabbet ceminde, Alevilik ve sorunları konuşuldu. Cem, PSAKD Yenimahalle Batı Kent Cemevi Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin, Maraş Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem, Kureyşan Ocağından Hamza Takmaz, Kars Canbek Ocağından Murteza Akbaş ve Tuzluçayır halkının yoğun katılımıyla gerçekleşti.
Muhabbet Cemi’nde PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin kısa bir konuşma yaptı. Şahin, yapılan cemde birbirlerini anlayacaklarını, sorunlarını konuşacaklarını belirtti.
Cemal Şahin Dede, Alevilerde cem olmanın anlamını şöyle anlattı:
“Alevilikte cem vardır. Cemde bir araya gelme, birleşme, birlikte düşünme, insanların birbirleri ile olan ilişkilerini, doğa ve çevreye karşı davranışlarını denetleme ve insanlarda birbirlerine karşı hoşgörü kültürünü geliştirmedir. Cemde belli kurallar vardır. Cemde olmazsa olmaz 12 hizmettir. 12 hizmetin bir amacı bir erkânı, bir yolu ve bir duruş biçimi vardır. Cemde, muhabbet yapılır insanları bilgilendirmek için daha sonra görgü cemleri yapılır, yani ikrar vardır, muhasiplik cemi, görgü cemi, dardan indirme cemi vardır, hakka yürüme erkânımız vardır.”
“ALEVİLİK, ZAMANA GÖRE UYARLANMA YETENEĞİNİ GÖSTERİR”
“Bu kâinat, bu evren maddenin değişim ve oluşumundan başka bir şey değildir” diyen Cemal Şahin, “Bu kâinatta hiçbir şey olduğu gibi yerinde kalmaz. Her şey değişir, bu evrende değişmeyen hiçbir şey yoktur. Her şeyin mutlak bir öncesi vardır birde geleceği vardır. Her şey birden bire olmaz. Her şey süreçler zincirini izleyerek gelir. Sürekler zincirinde bir kesinti yoktur. Her şey birbirini etkiler, her şey birşeyin sonu başka bir yaşamın da başlangıcıdır. Bu evrenin temel yasasıdır” dedi.
“Alevilik dogmatik değildir” diyen Şahin, “Alevilikte mutlak diye bir şey yoktur. Çağın ve teknolojinin gelişimine göredir. Çünkü bizim rehberimiz bilimdir. Bilimin gelişimine göre Alevilikte gelişimi de mutlaka olacaktır. Çünkü bizler çağa uymazsak çağın gerisinde kalırız. O nedenle Alevilik zamana göre kendini uyarlama yeteneğini her zaman göstermiştir” ifadelerini kullandı.
“HERKES ANLADIĞI DİLDEN İBADET ETMELİ”
Alevilerde kırılma döneminin 1500 yıllarda başladığını ancak 1826 yılından sonra insanlara cenazelerinizi böyle kaldıramazsınız denildiğini ve başkalarının geleneğine göre cenazelerini kaldırmaya başladıklarını söyleyen Şahin, Alevilerin nasıl asimilasyona uğradığını şöyle anlattı:
“İkinci kırılma 1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatılınca yine Alevi köylerindeki insanlara cenazelerinizi böyle kaldıracaksınız denildi. 1962 -63 yıllarında bütün ilçelerde İmam Hatip Ekâbir kursları adı altında kurslar açıldı. İnsanlar gitti. Oralarda bu hizmeti yapan Aleviler oralarda eğitildi, başka inançların erkânlarına göre hizmetler yürütülmeye başlandı. Daha sonraki dönemlerde baktık ki Alevilik diye bir şey kalmayacak bu işi yürüten Alevi önderleri bir araya geldiler çeşitli erkân nameler hazırlandı, birçok cemevimizde kendi erkânımıza göre cenazelerimize hizmet yapmaya çalıştık. Ama tepki alıyoruz, dede yasin okumadı, dede Fatiha okumadı, dede Arapça kuran okumadı diye. İbadet insanların anladığı dilden, anlamadığımız bir dilden ibadetimiz olmaz. O nedenle Kürtçe anlıyorsak Kürtçe, Türkçe anlıyorsak Türkçe, Arapça anlıyorsak ise Arapça yapılmalıdır. Anlamadığımız bir dilden ibadet yapmamalıyız.”
“İNKAR VE ASİMİLASYONA TABİ TUTULDUK”
Sinemilli Ocağından Pir Süleyman Deprem de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yolundan erkânından uzaklaştıklarını ve uzaklaştırıldıklarını belirtti.
Selçuklu devletinden bu yana her zaman imha, inkâr ve asimilasyona tabi tutulduklarını söyleyen Deprem, “Her dönem Aleviler topluca katledildi. Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Gazide yaşandı. Dünyanın diğer yerlerinde de iktidarlar kendilerine muhalif olan insanların hepsini katletmişler” dedi.
Pir Deprem, Alevilere yönelik katliam ve soykırımların temel nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Aleviler paylaşımı savunurlar, Aleviler barışçıdır, Aleviler birbirlerine sevgi bağı ile bağlıdırlar. Onun için sınıf çatışması veya çelişkisi olmayan bir toplumda iktidarların kendi iktidarlarını sürdürmesi mümkün değildir. Dersim niye katledildi, Dersim’de Aleviler kendi verdiklerini hakulllah olarak kendi dergahlarına ve pirlerine veriyorlardı. Pirler ve o dergâhlar o toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Kurulan iktidar veya devlet ‘hayır verginizi bize vereceksin’ dedi. Osmanlı, Selçuklu aynı şekilde bize vereceksiniz dedi. Kendi içinde özerk kendi içinde bağımsız bir toplum olamazsınız bize tabi olacaksınız denildi. Bu reddedildiği anda ise katliamla yüz yüze kalındı. Bizim katliamlarla karşı karşıya kalmamızın temel nedenlerinden biri sömürü iktidarlarının kendilerini güvende hissetmemesinden kaynaklanmaktadır.”
“YAZILI KAYNAKLARIMIZI YOK ETTİLER”
Aleviler tarihinin hiçbir döneminde başka bir halka başka bir sınıfa başka bir ulusa başka bir topluma ne daldırdık ne de iktidar mücadelesi verdik. İktidar mücadelesi bir sınıfın başka bir sınıf üzerindeki tahakkümüdür. Biz tahakkümü reddettik, barışı ve sevgiyi esas aldık.
Yazılı kaynaklarınızı yok ettiler dergâhlarımızı kapattılar. Bizim ziyaret yerlerimizi yıktılar, dağıttılar ama yazılı kaynaklarımızı yok etseler de Aleviler bütün felsefelerini deyişleriyle saza ve söze döktüler.”
Muhabbet cemi, konuşmaların ardından deyişler söylendi semahlar dönüldü. Lokma duasının ardından lokmalar dağıtıldı.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Mamak’taki Ana Fatma Cemevi’nde birlik cemi yaptı. Birlik cemini yöneten Hubyar talibi Cemal Şahin, Alevi çocuklarına AİHM kararlarına rağmen zorla Sünni inancının dayatıldığını belirterek, Alevi çocuklarının ciddi bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kaldığını söyledi.
HABERİN VİDEOSU
Hubyar talibi Cemal Şahin ceme katılan erkanın ikrarını ve rızasını alıp dua verdikten sonra Zakir Murat Yılmaz ve Mehmet Koç’la birlikte cemi yürüttüler.
Hubyar talibi Şahin cem öncesi bir konuşma yaptı. Şahin, “Demokrasi, özgürlük ve barış noktasında ülkenin içerisinde bulunduğu koşullar 12 Eylülü aratmıyor. Ülkemizde Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Abaza’sı, Arap’ı, Boşnak’ı olmak üzere otuza yakın farklı kimlik ve farklı inanç yer almaktadır. Ülkemizin bu kadar çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü, çok kimlikli gerçekliği karşısında sistem tek dini, tek inancı, tek kimliği ve tek kültürü topluma zorla dayatıyor” diye konuştu.
“EĞİTİM ADETA PAÇAVRAYA DÖNÜŞTÜ”
Yeni milli eğitim müfredatına bakıldığında eğitim alanının tamamıyla tarikatlara devredildiğini belirten Şahin, “İmam hatip okulları cumhuriyet tarihi boyunca bu seviyeye ulaşmamıştı. Eğitim adeta paçavraya dönüştü. Alevi çocuklarına AHİM kararlarına rağmen zorla Sünni inancı dayatılıyor. Ve ciddi bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıyayız” dedi
Gericileşmeye karşı ortak mücadeleye vurgu yapan Hubyar talibi Şahin, “Alevi Bektaşi kurumları olarak bu dayatmacı politikalara karşı kendi eğitim politikalarını oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini” söyledi.
Hubyar talibi Cemal Şahin konuşmasını Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘memleket isterim’ şiirini okuyarak bitirdi.
Hubyar talibi Şahin’nin konuşmasının ardından 12 hizmet gerçekleştirildi. Çerağlar uyandırıldı. Zakir Murat Yılmaz’ın mersiye ve deyişleriyle semahlar dönüldü. Daha sonra dede Cemal Şahin’in dualarıyla lokmalar dağıtıldı, pay edildi. Cebrail ARSLAN/ANKARA
PİRHA – 4 Ekim gecesi sabaha karşı yapılan eş zamanlı operasyonda Almus Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Şahin gözaltına alındı. Almus Derneği yöneticileri, 5 gündür Vatan Emniyette tutulmakta olan Şahin için Küçük Armutlu son durakta basın açıklaması yaparak serbest bırakılmasını istedi.
4 Ekim gecesi gözaltına alınan Almus Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Şahin 5 gündür Vatan Emniyet’te tutuluyor. Şahin’in gözaltında tutulmasına ilişkin Küçük Armutlu son durakta basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Almus Dernek yöneticisi Erdoğan İşeri okudu.
“Aynı baskında Küçükarmutlu’da oturan dernek üyemiz Hasan Güzeli’n de evi basılmış, hasta ve yaşlı olmasına rağmen zor kullanılmıştır” diyen İşeri, hiçbir gerekçe gösterilmeden evine yapılan baskınla gözaltına alınan dernek başkanlarının serbest bırakılmasını istedi.
Devletin OHAL koşullarını bahane ederek muhalif kesim üzerinde baskı kurmaya çalıştığını vurgulayan İşeri, iktidarın bu baskılarına son vermesini, dernek olarak bu baskıların karşısında olacaklarını belirtti.
BAŞKANIMIZ SERBEST BIRAKILINCAYA KADAR PROTESTOLARA DEVAM EDECEĞİZ”
“İktidar polisinin her fırsatta bizlere yönelik baskısı ne ilk ne de son” diyen Almus Dernek Yöneticisi Erdoğan İşeri sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dernek başkanımızın yasal ve demokratik bir dernekte faaliyet yürütmesini yok sayarak farklı gerekçeler gösteren devletin karşısında olduğumuzu , bu haksız yere tutuklanmayı protesto ediyor dernek olarak bu ülkede yaşanılan hiçbir soruna sırt çevirmeyeceğimizin altını çiziyoruz.
Bazen işçilerin yanında, bazen haksızlığa uğrayan kadınların yanında olduk. Nerede haksızlık varsa biz oradaydık. Bugün sadece dernek üyelerimize baskı yapılmıyor, iktidar kendisinden olmayana kin ve nefretle baskı uyguluyor. Bu baskıların karşısında demokratik haklarımızı kullanarak başkanımız serbest bırakılana kadar protestolarımızı devam ettireceğimizi tüm basın ve kamuoyuna duyururuz.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Ankara Batıkent Cemevi’nde Cem yürüten Hubyar talibi Cemal Şahin semahın müfredatlarda halk dansı olarak gösterilmesine tepki gösterdi. Şahin, “Semah bizim cemlerimizde 12 hizmetlerimizden birisidir. Bu bizim ibadet şeklimizdir. Biz semahımızı sadece cemlerimizde döneriz” dedi.
Her inancın topluma göre şekillendiğini belirten Hubyar talibi Cemal Şahin, “Semah bizim cemlerimizde 12 hizmetlerimizden birisidir. Nasıl ki cerağ 12 hizmetlerimizden, post 12 hizmetlerimizdense, semahta bizim 12 hizmetlerimizden biridir. Bu bizim ibadet şeklimizdir. Biz semahımızı sadece cemlerimizde döneriz” diye konuştu.
Din ile idare edilen toplumların geri zihniyetli olduklarına dikkat çeken Şahin, “Bütün okullar İmam Hatip’e çevriliyor. Müfredatta ona göre şekilleniyor” diye belirtti.
“BİLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR”
“Bizim yol erenler derler ki; bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen Şahin, “Bir toplum bilimi kendine rehber edinmezse o toplum devamlı geriler. Dinle idare edilmiş hangi ülkeye bakarsanız bakın hepsi geridir. Medeni ülke göremezsiniz. 57 tane İslam ülkesi olduğu söyleniyor. Bu 57 tane İslam ülkesinden hiçbiri medeni değildir. Şimdi bizi yönetenler kendi çıkarları için dini kurallarla insanları uyutuyorlar. Din insanla inandığı şey arasındadır. Kimse ona karışamaz. Ama araya onlar giriyorlar, bu toplumu uyutuyorlar ve bu toplumun cahil kalmasını sağlıyorlar” dedi.
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.