Etiket: Cemal Salman

  • Cemal Salman: Alevi inancı tanınmalı, ayrımcılık son bulmalı!-VİDEO

    Cemal Salman: Alevi inancı tanınmalı, ayrımcılık son bulmalı!-VİDEO

    PİRHA- Yazar Cemal Salman, Alevilerin cumhuriyetin ikinci yüzyılında kimliklerinin tanınmasını istediğinin altını çizerek, “Alevilere dönük ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor” dedi.

    Yazar Cemal Salman, Alevilerin ulus-devlet inşaasının dışında tutulduğuna dikkat çekerek, “Haliyle o görmeme ya da yok sayma hali yüzyıl boyunca Alevilerin çeşitli sorunlar yaşamasına yol açtı. Bugün yeni yüzyılın başında Alevilerin sorunları devam ediyor. İnanç kimliklerinin tanınmaması, cemevlerinin ibadethane sayılmaması, okullarda zorunlu din eğitiminin ağırlıkta Sünni içtihat üzerinden veriliyor olması, Alevi köylerine cami yapılması ya da Alevi dergahları üzerinde bir takım müdahalelerin olması gibi meseleler Alevilerin inançla ilgili sorunların halen devam ettiğini gösteriyor” dedi.

    “CUMHURİYET HÜKÜMETLERİ ALEVİLERİ TAM OLARAK BİR YURTTAŞLIĞIN EŞİT ÖZNESİ GÖRMÜYOR”

    Alevlerin yurttaş olarak hizmet almada da sorunlarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Salman, “Çünkü köylerine hizmet almaktan, mahallelerine hizmet götürmeye, Alevi çocuklarının kamuda istihdamından, toplumsal alanda açık, örtük ayrımcılığa uğramaya kadar çeşitli sorunlarla yüzleşiyorlar. Bu iki durum cumhuriyet iktidarlarının ya da hükümetlerinin Alevileri tam olarak bir yurttaşlığın eşit özneleri, aktörleri olarak görmediğini gösteriyor” diye belirtti.

    “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Aleviler  temel sorunlarının çözülmesini istiyor” diyen Cemal Salman, şunları ifade etti:

    “Sonra için belki daha bir ortak yurttaşlık üzerinden Aleviler hayatlarını devam ettirebilir. Alevi inanç kimliğinin temel kırma noktalarının çözülmesi lazım. Bunun içinde pek çok kanuni düzenleme gerekiyor. İkincisi de Alevilere dönük ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor.”

    Alevilerin kendini ifade etmede, kimliğini sahiplenmede önemli bir yol aldığının altını çizen Salman, “Aleviler yüzyıllardır çok zor şartlarda kimliklerini aktarıp, bugüne getirdiler” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı 2. gününde devam etti-VİDEO

    Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı 2. gününde devam etti-VİDEO

    PİRHA – Çok sayıda Alevi örgütü, “Alevilerin Örgütlenme Manzarası” başlıklı çalıştayda bir araya geldi. Akademisyenlerin yaptığı sunumlarda, kurumların önerilerine dair başlıklar paylaşıldı.

    Ülke genelindeki faaliyet yürüten çok sayıda Alevi dernek, vakıf, federasyon yöneticileri, İstanbul’da “Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nda bir araya geldi.

    Garip Dede Dergahı’nda düzenlenen çalıştay, 4 Ekim’de başlatılıp, basına kapalı şekilde yürütülmüştü. Çalıştayın ikinci günü, “Alevi Örgütlenmesinin Panoraması Toplumsal Yapı, Siyaset ve Değişim” başlığıyla açıldı.

    Çalıştayın açılışı, akademisyenlerin sunumlarıyla başladı. Çalıştayın ilk gününde kurulan masalarda öne sürülen başlıklar aktarıldı.

    “İNANÇSAL ANLAMDA BİR GERİYE GİDİŞ OLDUĞU TESPİT EDİLDİ”

    Çalıştayda ilk olarak Akademisyen Gözde Orhan söz aldı. Çalıştayın ilk gününde yapılan konuşmaların özetini paylaşan Orhan, Masa 1’in ele aldığı başlıklara değindi. Orhan, yapılan çalışma ile dezavantajlı olan Abdallar, Çepniler gibi Alevi gruplarına da yer verildiğini belirterek şunları aktardı:

    “Ankara’da kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair konuşmalar, öneriler yapıldı. İnançsal anlamda bir geriye gidiş olduğu tespiti yapıldı. ‘Kurumların temel ihtiyaçları üzerinde somut, finansal çözümler üzerinde arayışa girmeliyiz’ denildi. ‘Örgüt içi yapıları daha demokratik hale nasıl getirebiliriz?’ bunu uzun uzun konuştuk.

    Öneriler içerisinde arşiv çalışmalarının kayıt altına alınması gerektiğinin önemine de değinildi. Kurumların bu tür çalışmalara destek vermesi gerektiği vurgulandı.”

    “ÇATI ÖRGÜTLENMESİ ÖNERİSİ ÜZERİNDE DURULDU”

    Doç. Dr. Cemal Salman da çalıştayın ilk gününde ele alınan başlıkları özetledi. Salman, Masa 2 olarak temel çalışmanın ‘örgütler ve örgütlenme üzerine’ olduğunu aktardı. Salman, şunları söyledi:

    “Örgütlerin kendi iç sorunları ve örgütlerle, dergahlar ile ocaklar arasındaki sorunlar üzerine konuştuk. Temel tespitlerden biri, Alevi örgütlenmesi, yüzyıllarca ocak sistem üzerinden yürüdü, modernleşme süreçleri ile beraber ocakların açtığı alanı dernekler ve vakıflar doldurdu. Gençlerin, kadın temsilinin örgütlerde az olması başlıkları da tartışıldı. Dışarıdan ‘Alevilerde çok başlılık, çok seslilik var’ deniliyor ancak burada farklı Alevi topluluklarını da içerisinde barındırmak üzere geniş kapsamlı bir buluşma var. Çepniler, Tahtacılar, Abdallar gibi birçok kesim burada. ‘Örgütler arası ilişkiler’ başlığı da çok önemliydi. Bütün örgüt temsilcileri ‘bir şekilde bir araya gelmemiz gereken bir zemin olmalı’ önerisi sunuldu. Çatı örgütlenmesi önerisi üzerinde duruldu.”

    “ÖRGÜTLERİN, TOPLUMU NE ORANDA TEMSİL ETTİĞİ KONUSU TARTIŞILDI”

    Doç. Dr. Mehmet Ertan da Masa 3’teki başlıkları aktardı. Ertan, Alevi kurumlarının, kamu kurumları, belediyeler ve siyasi yapılarla nasıl ilişki içerisinde olması gerektiğine dair bilgi paylaşıldığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Dergahların, Alevi kurumlarının denetimlerine değinildi. Kamu personeli alımında ayrımcılığın önlenmesi başlığı da öne çıktı.
    Belediyeleri ilgilendiren kısımda ise ‘temasa geçilebilir’ denilerek cemevlerinin kamusal alan olduğuna vurgu yapılıp, dolayısıyla bu belediyelerle ilişki içerisinde olunmasının son derece doğal olduğu belirtildi. Siyasi partilerle tabii ki de temas kurulmalı fikri oylandı ancak Alevi hareketinin oluşturacağı bir diplomasi komisyonunun, kamu kurumlarıyla, siyasi partilerle, belediyelerle temaslar yürütülebilir önerisi çıktı.

    Uzmanların olacağı bir diplomasi komisyonunun ilişki yürütebileceği konuşuldu. Şahsi ilişkiler üzerinden değil; Alevi kurum başkanının, bir temsilci ile değil, komisyon üzerinden görüşülmesi meselesi konuşuldu. Topluma ve kuruma şeffaflık sunulması meselesine de değinildi. Kurumlarla nasıl görüşülmesi gerekir konusu ön plana çıkarken, Alevi kurumlarının da bu konuda kendini dara çekmesi konusu belirdi. Örgütlerin, toplumu ne oranda temsil ettiği konusu da tartışıldı. Örgütler ile toplum arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirmek konusu da ele alınan konulardandı.”

    “ALEVİLERE YÖNELİK GERÇEKLEŞTİRİLEN KIYIMARLA YÜZLEŞMENİN ÖNERİSİ DİLE GETİRİLDİ”

    Prof. Dr. Şükrü Aslan ise Masa 4’te yer alan isimlerin hem gençleri hem de ileri yaştaki grupları temsil ettiğini söyledi. Aslan, şunları aktardı:

    “Devletin, inanç kurumlarının yerine geçmek gibi bir amacının olduğu sorunu gündeme geldi. Alevileri tanımak yerine onlar adına bir şeyler yapmak amacı taşıdığına ve meşruiyet probleminin de buradan kaynaklandığı söylendi. Eğer devlet tarafından gerçekten Alevilere ilişkin bir şeyler yapılacaksa temsilcilerin muhatap alınması gerektiğini söylendi.

    Bir ortak tespit de ‘Alevi örgütlenmesinde tıkanma var’ şeklindeydi. Diğer yandan Alevilerin siyasi muhatabı olarak devletin, ilgili kurumlarıyla muhakkak bir şekilde temas kurulması gerektiği ifade edildi. İlgili kurumların Alevilere yönelik atacakları adımlara karşı hazırlıklı olunması gerektiği dile getirildi. Mevcut durumda cemevi örgütlenmesinin, cemevi dışında pek çok işlev içerisinde olduğuna değinildi. Alevi kurumlarının bir hukuk kurumu oluşturması gerektiği konusunda da bir ihtiyaç dile getirildi. Bütün avukatların orada buluşabileceğine değinildi. Eğer Türkiye’de yeni bir anayasa yapılacaksa tabii ki Alevi kurumlarının tamamı burada görüşlerini ifade etsin ama ondan önce Alevilere yönelik bugüne kadar gerçekleştirilen kıyımlarla yüzleşmenin önerisi de dile getirildi.

    Masa katılımcıları içinde 2002 doğumlu bir arkadaşımızın olması, 1995 doğumlu iki arkadaşımızın olması son derece değerli ve anlamlıydı.

    Masa sunumlarında yapılan tartışmalarda sadece mutabık kalınan hususlar burada sunulacaktır. Bunları da tematik başlıklar altında şöyle sıralayabiliriz:

    Alevi Örgütlenmesi Ya da Alevilerin Örgütlenme Manzarasına Dair: Alevi örgütlülüğü ile ilgili olarak yapılan tartışmaların özetini belki de bir katılımcının şu cümlesinde özetlemek mümkün: “Alevi örgütlenmesinde bir tıkanma var”.

    Alevi örgütlenmesinde devletle ilişki kurmak, kimlik inşasının, toplumsal mücadelenin vb. doğası gereğidir. Dolayısıyla devlet ya da ilgili kamu kurumlarıyla ilişki temas vb. bir bakıma kaçınılmazdır. Bu ilişkinin aleni ve Alevilerin taleplerine uygun olarak kurulması gerekir. Bunun için diplomasi de, müzakere de gereklidir. Bu müzakere ve temasın, Alevi kurumları temsil eden kurullar aracılığıyla yapılması uygun olur. Fakat bunun mümkün olmadığı durumlarda Alevi kurumların genel olarak bu müzakerelerde bulunması uygun olur. Kamu kurum yöneticilerinin tercihlerine göre bir temas ve müzakere kabul edilemez.

    Devletin ya da hükümetlerin inanç gruplarının taleplerine yanıt vermek, onlarla müzakere etmek ve onların özgürlük alanlarını açmak gibi görevleri dururken, kendini inanç gruplarının yerine koyup o kimliği kendisinin inşa etmesi kabul edilemez. Bu anlamda sistemin Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Sunni Müslüman dünyayı kendi öngördüğü gibi kurma ve yönetme politikası uygulaması sorunlu olduğu gibi Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurması da aynı amaca matuftur ve makul değildir. Bu kurum, kaçınılmaz olarak kendine uygun bir Alevilik inşa etmektedir ve Alevi kurumlar tarafından kabul görmemesi de bundandır.

    Alevilerin yeni bir örgütsel kurum ve yapıya ihtiyacı olduğu, bu yeni kurumsallaşmada cemevi fonksiyonlarının yeniden tanımlanması gerektiği, Cemevinin inançla ve ibadetle ilgili olduğu ve bu sınırlar içinde işlemesi gerektiği, diğer tüm kamusal girişimler (eğitim, sağlık, hukuk, çevre vb.) için ayrı örgütlenmelere ihtiyaç olduğu dile getirildi.

    Aynı şekilde Alevi örgütlenmesinin ihtiyaç duyduğu yeni kurumsal inşanın sadece türkiye’de değil, dünyadaki tüm alevi kesimleri kapsayacak biçimde inşa edilmesi gerektiği belirtildi.

    Hukuk Alanı ve Alevilerin Geleneğine Uygunluk

    Alevi geleneğinin yüzyıllar boyu “Ocak” sistemi içinde kendini üretmesiyle birlikte, kentsel yeni hayatın getirdiği ortamda büyük ölçüde sendikal örgütlenmeye benzeyen yeni dernek sisteminin kurulması bir bakıma kaçınılmazdır. Bu durumu belki bir yönüyle geleneğin kurumsal yapısında bir savrulma olarak okumak mümkün ama aynı zamanda yeni ortamda yeni imkanlar olarak da düşünülebilir. Dolayısıyla bu alanı düzenleyen yeni bir hukuk sistemine ihtiyaç bulunmaktadır.

    Alevi kurumların hem kendi aralarında, hem de kendi içlerinde yeni hukuk alanları düzenlemek ve bu iki alanın hukukunu yeniden düşünerek inşa etmek. Alevi kurumların dışarıyla ilgili ilişkilerinde ve işlerinde bir “Hukuk Kurumu” olşuturmak ve ve tüm Alevi dünyası için ilgili adımları atmak, rapor oluşturmak ve süreçleri (Türkiye’de ve dünyada) takip etmek. Bir bakıma “Hukuk Raporları” geleneğini oluşturmak. Örneğin “Alevilere Yönelik Hak İhlalleri İzleme komitesi” gibi. Aynı kurul, Türkiye’nin anayasası ve hukuk sisteminin, kimlik dışlayıcılığı ve bilhassa Alevilere yönelik dışlayıcı düzenlemeler yönünden (677, Diyanet Kanunun, Köy Kanunu, nüfus Kanunu vb.) gözden geçiren ve bir çerçeve sunan metin önerileri hazırlamak. Ya da cemevlerini ibadethane olarak kabul eden yeni bir yasal düzenleme hazırlamak gibi. Masa sunum özetleri için bu konuda ilk taslak çalışmalar da sunuldu.

    Bu alanda son olarak Alevilerin talep listesinin güncellenmesi, bu taleplerin tüm Alevi kurumların ortak mücadelesi ve girişimlerinin metinleri olması gerektiği noktasında mutabık kalındı. Bu listeye eklenmek üzere yeni anayasa çalışmalarından önce, Alevi katliamlarıyla yüzleşmeyi esas alan vir “yüzleşme ve Hakikat komisyonu” kurulmasını talep etmek.”

    Masa 8’in oturum özetleri ise şöyle:

    “Bu masa ağırlıklı olarak akademisyenlerden oluştu. İletişim alanından iki, sosyoloji alanından iki, sanat alanından iki akademisyen vardı. Bugün Alevilerin ortaklaşalaştığı alanın teoloji değil, sosyolojik olduğu tespit edildi. Dolayısıyla teolojik alanda tüm Aleviler arasında bir birlik kurmaya çalışmanın makul, uygun, doğru olmayacağı vurgulandı. Sosyolojik alanın kuruluşunda devletin şimdiye kadarki yasakçı politikasının, bugün ABCB gibi bir kurumla sonuçlanmış olmasının hem bir kazanım hem de devletin kendini inanç gruplarının yerine koyması olarak sorunlu olduğu vurgulandı.

    Türkiye’de Alevilerin ilk derneklerinin “Köy Dernekleri” olduğu, kentleşme ve göçlerle birlikte “Ocak” sisteminin ağır şekilde çözülmeye başladığı ve sendikal tip bir örgütlenmenin öne çıktığı vurgulandı. Bu yeni örgütlenme tipinde “Dede” rolünün, dernek başkanına tabi olması bir gerilim olarak tespit edildi. Bu yeni modelde geleneksel Aleviliğe, Ali’ye saldırmak normalleşti. Bu durumun tüm Alevi topluluklarda (Tahtacı, Çepni, Arap Alevileri gibi) aynı şekilde devam ettiği tespit edildi ve vurgulandı.

    Alevifobinin inşasının Türkiye’de hemen her zaman canlı tutulduğu, inşa edildiği ve bugün de devam ettiği vurgulandı. Alevi örgütlenmesinde diasporanın özel bir alan olarak ele alınmasının gerekliliği vurgulandı. Özellikle iletişim alanında yeni bir politika gerekliliği tespit edildi. Dijital ortamda kimlik inşası ve örgütlenmenin çok daha özel bir uzmanlık ve biçim olarak kurulması gerektiği vurgulandı.

    Dikey örgütlenme modelleri yerine, yatay örgütlenme modellerinin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Alevi hafızasının inşasının esas alan örgütlenme modelleri ve araçlarının inşasının önemi vurgulandı. Bu anlamda söz ve müziğin Alevi gelenek ve kimliğinin inşasındaki öneminin altı çizildi.

    Alevi kurumların demografik özellikleri ile ilgili kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğu tespit edildi. Önce bu alanın manzarasını tespit etmek gerekir.

    Alevi Bektaşi kurumlarında kadınların görünmez oluşunun çok büyük bir sorun olduğu ve bunun Alevi geleneği ile uyuşmadığı tespit edildi.

    Türkiye’de ve dünyada Alevi mekanların bir envanterinin çıkarılması ve bunların korunması yönünde özel bir çalışmanın yapılması ihtiyacı dile getirildi.

    Alevilerin bir yol arayışında olduğu tespit edildi. Tüm gerilimlerin buradan kaynaklandığı vurgulandı. Bir Alevi Bektaşi Meclisi kurmanın çok daha uygun bir model olacağı vurgulandı. Tüm spesifik alanların (hukuk, eğitim vb.) bunun alt kurumları olması gerektiği tespit edildi. Bu meclisin alt kurumlarında “Eğitim”in ayrı bir başlık olarak incelenmesi gerektiği tespit edildi. Bu alanda enstitü gibi yeni kurumsal yapılara ihtiyaç dile getirildi. Alevi örgütlerin siyasete angaje olmaması gerektiği vurgulandı. Örgütlerde delegelik sistemini kaldırılması gerektiği vurgulandı. Örgütsel manzaranın tespiti, yeni kurumsal inşalar, alt başlıklar ve bilhassa eğitim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Şahkulu Sultan Dergahında ‘Yaşar Kemal romanlarında Alevilik’ paneli-VİDEO

    Şahkulu Sultan Dergahında ‘Yaşar Kemal romanlarında Alevilik’ paneli-VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahında yapılan panelde ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ başlığı değerlendirildi. Akademisyen Çiğdem Boz, Yaşar Kemal’ kitaplarındaki Alevi vurgusunun yoğunluğuna dikkat çekerken, Doç. Dr. Cemal Salman ise Kemal’in, Alevilikten yoğun bir şekilde beslendiğini vurguladı. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya da Yaşar Kemal’in, doğrudan Alevi mirasları içerisinden unsurlar anlattığını söyledi.

    Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı tarafından yapılan kültür ve sanat buluşmalarının bu haftaki konusu ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ oldu.

    Panelin konuşmacıları arasında Prof. Dr. Çiğdem Boz, Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ve Doç. Dr. Cemal Salman yer aldı.

    Programın açılışını Yazar Ayhan Aydın yaptı. “Aydınlık yolumuzu hiç karartmadan yol alacağız” diyen Ayhan Aydın, konuşmasında Şahkulu Sultan Dergahının tarihsel rolüne de değindi.

    Panele katılanlar arasında Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha da yer aldı. Salonu selamlayan Semiha, “Burası Yaşar Kemal’in bir dost mekanı. Sizlerle birlikte olmaktan ötürü çok mutluyum” dedi.

    “PANELİ SURİYE’DE ZULME UĞRAYANLARA ATFEDİYORUM”

    Prof. Dr. Çiğdem Boz, ilk sunum yapan isim oldu. Akademisyen Boz, konuşmasında Suriye’de devam eden Alevi katliamına da değinerek ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ konferansına nasıl karar kılındığını şu cümlelerle anlattı:

    “Aleviler, bin bir renkli halıdaki motiften birisi. Yaşar Kemal, özellikle bizim gibi topluluklara ‘halının altına silinen bir toplum olmayın’ diyor. Toplumu anlamaya çalışan toplum bilimciler olarak Yaşar Kemal, bizlere önemli doneler veriyor. Romanlardan, edebiyattan akademik çalışma çıkarmamız nedeniyle eleştiri de alıyoruz evet. Alevi nefreti gerçeği de mevcut. Çok uzak değil, şu an sınırımızda dahi Aleviler katlediliyor. O nedenle bizlerin Aleviliği konuşmamız lazım. Bu nedenlerle bu paneli rızalığınız varsa Suriye’de zulme uğrayanlara atfetmek istiyorum.”

    YAŞAR KEMAL’İN KİTAPLARINDA GEÇİM BİÇİMLERİ

    Prof. Dr. Çiğdem Boz, sunumunun devamında “Ben Bu Dağın Maralıyam: Alevilerin geçim biçimlerini Yaşar Kemal romanlarında aramak” başlığını değerlendirdi. Çiğdem Boz, konuşmasında şunları söyledi:

    “Geyik avının bir laneti var. Geyik ne zaman gözden düşüyor diye baktığımızda, bunun erkekleşmeyle alakası olduğunu söylemek mümkün. Alevileri de bu dağın maralı olarak gördüm. Hep bir kırımdan kaçan, ince olup aynı zamanda zayıftırlar şeklinde bir bağ kurdum. Aralarında bir bağ var.

    Yaşar Kemal’in kitaplarında Tahtacılar, Abdallar, ağıtçı kadınlar, hayvancılık, balıkçılık yapanlar da var. Yoğunluklu geçim kaynağı olarak tarımla uğraşanları görürüz. Mevsimlik işçileri, pamuk toplayanları görürüz. Çok özel bir geçim kaynağı olarak Sarız bölgesindeki, Binboğalar tarafında kökçülük işini de görüyoruz. Çok ağır ve zahmetli bir iş.

    Bir diğer geçim kaynağı olarak da eşkiyalar karşımıza çıkıyor. Yaşar Kemal kitapları denilince ilk akla gelen geçim kaynaklarından birisi de bu oluyor. Ama kitaplarda bir tane Alevi eşraf da buldum. Musa Kazım Ağa… Alevi olduğunu 12 yüzüğünden anlıyoruz. Girit’e gitmeden önce pir ocağından olduğunu söylüyor. Dolayısıyla toparladığımızda Musa Kazım haricinde bir zengin Aleviye rastlamadık. Zanaatları olduğunu biliyoruz ancak şehirlerde bu zanaatlar işe yaramıyor.

    Yaşar Kemal kitaplarını okuduktan sonra, Alevi ocaklarının zanaatlara göre ayrıldıklarını bilmiyordum, bunu fark ettim. Davulcular Ocağı, Kavalcılar ocağı gibi…”

    “YAŞAR KEMAL, ALEVİLİKTEN BESLENMİŞTİR”

    Doç. Dr. Cemal Salman ise “Âşık, Ocak, Ziyaret: Yaşar Kemal’de kırsal Aleviliğin kutsalları” başlığını değerlendirdi. Akademisyen Salman, sunumunda şunları söyledi:

    “Elime aldığım ilk kitap ‘Sarı Sıcak’ oldu. Bilmediğim dünyadan büyülü hikayeler okudum. Aleviliği edebiyatın bir yerine yerleştirecek olursam bu şiir ile olur. Yaşar Kemal de Aleviliği duvara işleyen bir tasvir vardır. Her bir kelimeyi nakşeder, iştah ve içtenlikle anlatır. Yaşar Kemal’le ilgili toplam 97 makale yazılmış ancak Alevilerin var-yok haliyle uğraşmak mı istememişler bilemiyorum. Yaşar Kemal, ‘Aleviler çok zulüm gördüler. O nedenle onları çok sevdim’ diyor.

    Benim Yaşar Kemal’den seçtiğim kutsallar; aşıklar, ocaklar ve ziyaretler… Bunların üçü ‘Alevilikte kutsal nedir?’ sorusunun da karşılığını veriyor.

    ‘Aşık’ dediğimiz bazı yerlerde ‘Zakir’ ve ‘Hakk aşığı’ olarak da geçiyor. Alevilikte bağlama, öylece ele alınıp çalınan bir saz değildir. Alan araştırması yaptığım yıllarda Sivas Yıldızeli’nde bir dede ile tanıştım. Aynı zamanda aşıklık da yapıyordu. Soyadımın ‘Salman’ olduğunu söylediğimde uzunca bir şiiri ezbere okumuştu. Yani bir tablete ya da ekrana bakma hali yoktu.

    Alevilikte ziyaretleri öylesine bir yer olarak görmüyoruz. Doğanın da bir ruhu olduğuna inanan; belki bir ağaç, belki ulu birinin yatırı da kutsal olabilir. Yıldızeli’nde alan araştırması yaptığımda 44 kutsal mekanı olduğunu not etmiştim.

    Yaşar Kemal’in kitaplarında adında ‘Alevi’ geçmese bile Alevi ritüellerini okursunuz. Binboğalar Efsanesi’nde örneğin semah dönenler var.

    Yaşar Kemal de aşık olmayı çok istermiş. Hikayelerinde aşıklığı, dengbejliği kutsallıkla anlattığını görüyoruz.

    ‘İnce Mehmet’ bahsettiğim tüm temaların en çok işlendiği kitaptır. ‘Sefil Ali’ figürü örneğin… Kırkgöz Ocağı çok derin anlatılıyor örneğin. Özetle şunu diyebiliriz; adı konulsun ya da konulmasın, Yaşar Kemal Aleviliğin sözünden, sesinden beslenmiştir.”

    “KUTSALINIZ YOKSA SİZ DE YOKSUNUZ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya: “Dağın Öteki Yüzü ve Binboğalar Efsanesi: Kutsalın gücü, kutsalın göçü” başlığı altında sunum yaptı. “Yaşar Kemal külliyatı Aleviler tarafından hep kaçırıldı” diyerek söze başlayan Yalçınkaya, şunları söyledi:

    “Kutsalın göçü nereye göçtü? Kutsal ile temas, bir anlamda ölümle temastır. Kim kutsalın kendisi haline gelmişse ölmüştür. Kutsal olan ölmek zorundadır. Aleviler, kendi kutsallaştırdıklarıyla kişisel düzeyde ilişki kurarlar. Örneğin Haydar Usta ‘Beni Allaha rezil etmeyin. Allah benim babamın oğlu mu?’ diyor. Allaha beddualar ediyor. Yani Allah ile ilişkisi böyle yani. Bireysellik, bedduayı da içeriyor. Tanrı ile ilişki, bizim bütün deyişlerimizde Yaşar Kemal’in kitaplarında anlattıklarıyla birebir aynıdır. Yaşar Kemal’in doğrudan Alevilerin adını zikrederek anlattığı kitap Binboğalar Efsanesidir.

    Yaşar Kemal’in kitaplarında bütün kutsallıklar yerseldi. Ama göksel unsurlar da vardır tabi. Bizde göksel unsur olarak ay ve güneş vardır. Güneş anadır, baba ise aydır. Bugün halen Kürt coğrafyasında güneşe doğru dua edilir. Yaşar Kemal, doğrudan Alevi mirasları içerisinden unsurlar anlatıyor.

    Yaşar Kemal’in kitaplarında en az görülen kutsal nesnelerdir. Kutsalınız yoksa siz yoksunuz. Peki bizim kutsalımızın Sünniliğin içinde ne işi var? Alevilerin kutsallık anlayışı Sünnilerin kök anlayışından kök olarak daha eskidir. Dolayısıyla kutsalı olmayanın dini çalışmaz. Her din ikiye bölerek çalışır. Kutsallık iki uçludur; negatif ya da pozitif… Ama Sünni kutsalın sadece Allah’ı vardır. Sünni Ortodoks, Aleviliğin sapmasıdır. Kutsal, bugün bizden Sünni topluluklara doğru göçüyor. Çocuklarımıza, dedelerimizin hikayelerini ‘batıl inanç’ olarak anlatırsanız kendi kutsalınızı terk etmişsiniz demektir.”

    Programın sonunda Dede Ali Doğan, Yaşar Kemal adına verilecek lokma için gülbeng okudu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    PİRHA-CAN TV’de yayınlanan Yol’un Yüzyılı programı Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla izleyiciyle buluştu. Programda hakikatin bulunmaya çalışılacağı vurgulandı. 

    Cumhuriyet’in yüzyılını geride bırakırken, Alevilerin son yüzyılda yaşadıklarını tarihsel, sosyal ve kültürel açıdan değerlendiren Yol’un Yüzyılı programı CAN TV‘de ilk bölümü yayınlanarak izleyiciyle buluştu.

    Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumunda yapılan programın ilk bölümüne Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Doç. Dr. Cemal Salman, Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, CAN TV Yayın Kurulu üyeleri Çilem Küçükkeleş ve Veli Büyükşahin katıldı.

    “SEYİRCİYLE BULUŞMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ BİR PROGRAMA DÖNÜŞTÜ”

    Programda ilk olarak konuşan CAN TV Yayın Kurulu üyesi Çilem Küçükkeleş, “Aslında tam da 100. yaşı tamamlarken birçok şeyi konuşmuş olmak istiyorduk. Türkiye’nin tarihi denilen tarihi seçim, büyük seçim aslında hepimizin kaderini belirleyen gibi çok abartılı yaklaştığımız ama gerçekte öyle bir abartının olmadığını hep birlikte deneyimlediğimiz, o deneyimin de bize bu programı getirdiğini daha da güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü biz Aleviler, Cumhuriyet’in o kadar kolay değişmediğini, öyle sandıkla bir demokrasi gelmeyeceği meselesini demokrasinin tam da toplumsal bir mesele olduğunu biraz deneyimlediğimiz bir süreç oldu. Ve yeni yayın döneminde mutlaka seyirciyle buluşması gerektiğini düşündüğümüz bir programa dönüştü. Seyircimiz tarih programı gibi elbette algılanmasın. Çünkü biz bir yüzyıla, bir şekilde Cumhuriyet’te ne yaşadığımıza gideceğiz. Ama bir de geri döneceğiz biz bu yüzyılda neler yaptık diyeceğiz” dedi.

    “ALEVİLİKLE İLGİLİ HANGİ SORULARI CEVAPLAYABİLDİK?”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar ise programın amacına dair konuşarak, “Amacımız, son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaları, bu çalışmaları yapan akademisyenleri davet etmek. Bu çalışmalarda Alevilikle ilgili biz hangi soruları cevaplayabildik? Hala hangi soruları soruyoruz? Biraz programın amacı da bu. Son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaların sayısı epeyce arttı. Bu çok önemli” dedi.

    “GELECEK YÜZYILI DOĞRU KURMAMIZ LAZIM”

    Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, programda nelere değineceklerini şöyle ifade etti:

    “Yaşananlara, itirazlara, alternatif önerilere, anayasa kısmında Koçgiri’ye de değineceğiz. Muhtemelen sonrasında da Dersim. Bunların hepsi kuruluşun problemleridir. Koçgiri, siyasal birliğin kurulması konusunda önerileriyle bir anahtar. Eğer o öneriler kabul edilseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz ediyor olacaktık. Gelecek yüzyılı doğru kurmamız lazım. Bunun bir anlamı da bu, programın katabileceği belki.”

    “BURADA YAPILACAK ŞEY BİLGİ AKTARIMI VE HAFIZA TAZELEME OLACAK”

    Doç. Dr. Cemal Salman da, bilgi aktarımı ve hafıza tazelemeye dikkat çekerek, “Temelde ister adını tarih koyalım, ister sosyal bilimler koyalım. Burada yapılacak şey, bir tür bilgi aktarımı ve hafıza tazeleme olacak aslında. Çünkü Alevi tarihi hem sözlü hem yazılı kaynak olarak yüzyıllara uzanan bir geniş, derin bilgi hazinesini içeriyor” ifadelerini kullandı.

    “BU PROGRAMDA HAKİKATİ BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    CAN TV Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin ise programın bir ciddi karşılığının olabileceğini düşündüğünü söyleyerek, “Bu programda hakikati bulmaya çalışacağız” dedi.

    Programın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL