Etiket: cemal taş

  • “Dersim Kırımı Envanteri” adlı kitabın lansmanı gerçekleştirildi- VİDEO

    “Dersim Kırımı Envanteri” adlı kitabın lansmanı gerçekleştirildi- VİDEO

    PİRHA- Bülent Bilmez ve Cemal Taş’ın yazdığı, “Dersim Kırımı Envanteri” adlı kitabın tanıtım lansmanı yapıldı. Etkinlikte, tarihsel travmanın hâlâ canlı olduğunu ve resmi tarih anlatısının gerçekleri gizlediğini vurguladı. Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası’nda yapılan kitap tanıtım etkinliğinin moderatörlüğünü ise Şahin Çiçek yaptı.

    Prof.Dr. Bülent Bilmez ve yazar Cemal Taş tarafından kaleme alınan “Dersim Kırımı Envanteri: Dokuz Örnek Vaka ve Mekan”, geçtiğimiz ay yayımlanarak okuyucuyla buluştu. Kitap, 1937–1938 yıllarında Dersim’de yaşanan büyük toplumsal travmayı dokuz örnek vaka ve mekan üzerinden inceleyerek olayların somut bir envanterini ortaya koymayı amaçlıyor.

    Otuz yılı aşkın süredir süren Dersim araştırmalarının sonuçlarını temel alan bu çalışma, sahadaki incelemeler ve akademik projelerle toplanan verilerle hazırlandı. Kitapta, İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde yürütülen bir proje kapsamında hazırlanmış, 120’den fazla katliam alanını belgeleyen kapsamlı rapor da ana kaynaklardan biri olarak kullanıldı.

    “TERTELE HALA HAYATLARIMIZDA CANLI BİR TRAVMADIR”

    Etkinlikte moderatörlük görevini üstlenen Şahin Çiçek, yaptığı açılış konuşmasında bölgedeki tarihsel travmanın hâlâ canlı olduğunu ve resmi tarih anlatısının gerçekleri gizlediğini vurguladı. Çiçek, iki Dersimli yazar tarafından kaleme alınan tertele konulu kitabın tanıtımı sırasında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bu coğrafyada terteleyi konuşmak kolay değil. Terteleye dair cümle kurmak kolay değil. Çünkü canlı bir şey, yaşanan bir şey, hâlâ hayatımızda etkileri olan bir şey. Sokağa çıktığınızda, bir kahveye oturduğunuzda tertele mağdurlarıyla karşılaşmanız mümkün. Yani bu, geçip giden, tarihe havale olmuş bir mesele değil. Hayatlarımıza yoğun şekilde travmatik etkisi olan bir durum.”

    Çiçek, üzerinde konuşulan kitabın ise Dersim tertele çalışmaları açısından bir eşik niteliğinde olduğunu söyledi: “Bülent Hoca’nın akademik tarih disiplininden gelen yaklaşımı ile Cemal Taş’ın saha bilgisi ve sözlü tarih çalışmaları birleşmiş. Ortaya yeni bir bakış açısı ve literatüre kazandırılmış yepyeni bir kaynak çıkmış. Bugün bunun üzerine konuşmak istiyoruz.”

    “DERSİM’İN HER KARIŞI TOPLU MEZAR, BU KİTAP ANCAK PİLOT BİR ÇALIŞMA OLABİLİR”

    Bülent Bilmez, Cemal Taş ile birlikte yürüttükleri beş yıllık saha çalışmasının sonucu olarak bu çalışmanın açığa çıktığını söyleyerek, Dersim coğrafyasında yaşanan katliamların izlerini ve yeni kitap projelerini anlattı. Bilmez, “Bu coğrafyada bastığınız her toprak parçası aslında bir toplu mezar” sözleriyle dikkat çekti.

    Bilmez, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde başlattıkları sözlü tarih çalışmalarının, özellikle 37-38 Dersim Katliamı üzerine yoğunlaştığını belirterek, “Sahada edindiğimiz tanıklıklar, ikinci ve üçüncü kuşaktan anlatıcıların aktarımlarıyla birleşince ortaya mikro tarih düzeyinde önemli bir veri çıktı” dedi.

    Beş yıl süren saha çalışmaları sonucunda 130’dan fazla katliam mekânı tespit ettiklerini söyleyen Bilmez, şunları aktardı: “Şimdiye kadar 36 mekânda çekimlerimizi yaptık, anlatımlar yerinde kaydedildi. Bu ilk kitapta 16 mekânın hikâyesini paylaşıyoruz. Bu bir pilot proje, adeta bir numune. Hem kamuoyuyla ne yapmak istediğimizi göstermek hem de sonraki çalışmalara zemin oluşturmak istedik.”

    Bilmez, çalışmanın sadece saha verileriyle sınırlı olmadığını, arşiv, basın ve literatür taramalarıyla desteklendiğini belirtti. Kitabın hazırlanmasında çok sayıda akademisyen ve saha gönüllüsünün katkı sunduğunu ifade eden Bilmez, “Yirmiden fazla uluslararası soykırım ve şiddet araştırmacısıyla da paylaştık, önemli geri dönüşler aldık” diye konuştu.

    Çalışmanın amacını “Dersim’deki tekil katliam mekânlarının ve vakalarının görünür kılınması” olarak özetleyen Bilmez, projenin bundan sonraki aşamalarında daha fazla mekânın ve tanıklığın belgelenerek kamuoyuna sunulacağını söyledi.

    “SOYKIRIM TARİHİNİ VE HAFIZASINI KAYBETMEMEK İÇİN ÇABALADIK”

    Dersim üzerine uzun yıllardır saha çalışmaları yapan Cemal Taş, toplumsal hafızanın korunması için yürütülen çalışmaların geç başlamış olmasının büyük bir kayıp olduğunu söyledi. Toplu katliamların yaşandığı bölgeleri tek tek gezdiğini belirten Taş, şunları dile getirdi:

    “Dağın bir eteği, bir deresi, bir gölü ya da bir nehir kenarı; hepsi toplu mezar ya da katliam yeri. Bugüne kadar isimlerini tespit ettiğimiz 136 yer var. Ben bunların 97’sine gittim, 65’inde bizzat çekim yaptık. Ancak bu çalışmalara çok geç başladık. Olayları birinci elden bilen insanlar artık hayatta değil” dedi.

    Taş, Dersim katliamına dair çalışmalarda en büyük zorluğun kaynak eksikliği olduğuna dikkat çekti: “Yıllarca Azrail ile yarıştık. Yaşlılarımız bir bir aramızdan ayrılmadan onlardan ne öğrenebiliriz diye koşuşturduk. Elimizde yüzlerce kayıt var ama bu kayıtları anlamlandıracak, dünya kamuoyuna anlatacak kapsamlı çalışmalar hâlâ yetersiz” olduğunu belirtti.

    Çocukluklarında yaşadıkları travmayı ve toplumsal belleğin etkilerini ise şu sözlerle aktardı: “Biz, annemizden babamızdan utanır hale geldik. Onların giydiği elbiselerden, konuştukları dilden utanır olduk. Bugün o zihniyetle hesaplaşmak istiyorum. Benim karşı koyuşum, itirazım budur” diyerek tepki gösterdi.

    Taş, hedeflerinin katliam bölgelerini haritalandırmak ve her birine dair mikro çalışmalar yapmak olduğunu belirterek, toplumsal hafızayı kaybolmadan gelecek kuşaklara aktarmanın önemini vurguladı.

    Katılımcıların yaptığı konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Sorulan soruların cevaplandırılması sonrası etkinlik, yazarların kitapları imzalamasıyla son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Yazar Cemal Taş, Halkların Köprüsü Derneği’nin konuğuydu: Hey Allah’ın Zalımları-VİDEO

    Yazar Cemal Taş, Halkların Köprüsü Derneği’nin konuğuydu: Hey Allah’ın Zalımları-VİDEO

    PİRHA- Halkların Köprüsü Derneği’nin etkinliğinde ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitabına dair konuşan Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, “Dünyada rastlanır değildir ama ilk defa bir ile özel kanun çıkarılıyor ve raporlarda Dersimlilerin tamamen imha edilmesi belirtiliyor” dedi.

    İzmir’de çalışmalarını yürüten Halkların Köprüsü Derneği, Güzel Çarşamba Buluşmaları kapsamında bu hafta Dersim üzerine çalışmalar yürüten Araştırmacı-Yazar Cemal Taş’ ı konuk etti.

    Taş’ın, Dersim Soykırımını doğrudan tanıklıklarla ortaya koyduğu, ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitap çalışması ilişkin Alsancak’taki dernek binasında düzenlenen buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Moderatörlüğünü Nermin Biter’in yaptığı buluşmada 1938 sürecinde Dersim’de yaşananları gerek içerden gerek dışardan doğrudan öznelerin anlatılarıyla ele alan ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitabı konuşuldu.

    Taş, tanıklarla yaptığı görüşmeler, fotoğraflar ve mekanlar üzerinden sunumunu gerçekleştirdi.

    “DERSİM DEVLET SIRRI OLARAK KALMAYA DEVAM EDİYOR”

    Dersim’in bir ‘devlet sırrı’ olarak kalmaya devam ettiğini söyleyen Taş, “Herkes Dersim’de ne olduğunu biliyor, ama bu bir devlet sırrı olarak kalıyor. Osmanlı döneminde Dersim’e ait bir sınır var. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Dersim’de Emeniler, Kirmanclar  vardı. Alevilikte etnik kimlik esas alınmaz, her etnisiteden Aleviler vardır. Bunların musahiplik, kirvelik gibi sosyal kurumları var. Bu kurumlarda pirler ve rayberler vardır. Osmanlı ve Dersim’in yapısı asla birbiri ile uyuşmadı. Dağlık alanı olan Dersim’e o dönem çok sefer düzenleniyor ve sonuç alamıyorlar. Cumhuriyet’e geldiğimizde 1920’de Dersim’den 6 mebus istiyorlar ve bunlar meclise gidiyor” dedi.

    OSMANLI-DERSİM İLİŞKİLERİ

    Osmanlı-Dersim ilişkilerine de değinen Taş, “Osmanlı, Ruslara karşı savaşa ikna etmek için Cemalettin Çelebi’yi Erzincan’a gönderip Dersim aşiretleriyle bir toplantı alıyor. Sonrasında 2 sene boyunca Ruslara karşı direniyorlar. İlk defa böyle bir ittifak gelişiyor. 1920’ye geldiğimizde meclise 6 vekil verdiklerini biliyoruz. Öncesinde Koçgiri hareketi var ve Dersimliler o dönem yeterli destek sunamıyor. Alevi oldukları için kısmi bir destek gönderiyorlar. Ki Dersim’de o dönem ulus bilinci çok gelişmemiş. Yine Şeyh Sait İsyanında Şafi oldukları için kendilerine destek vermiyorlar. 1907 yılında Koçuşağı isyanına yine destek vermiyorlar, hatta devlet yanında olan kimi aşiretler var” diye belirtti.

    “DERSİM RAPORLARI; İMHA EDİLMELERİ GEREKİYOR”

    Taş, Dersim’e askeri hareket öncesi hazırlanan istihbarat raporlarından örnekler vererek, ” 1930-1935 yıları arasında Dersim’e yönelik 6 rapor var. Raporun birinde canlı olarak bırakmamak ve Dersim’i bitirme gayesi var. Başka bir raporda ise Dersimlilerin tamamının sürgün olarak götürülebileceği bir yer olmamasından kaynaklı imha edilmeleri gerektiği belirtiliyor. Esas önemli olan İsmet İnönü’nün raporudur. Yeni bir il kurma önerisi var. İsmet İnönü Dersim hareketinin bittiğine dair bir söylemde bulunuyor. Dönemin Başbakanı olan İsmet İnönü görevden alınıyor. Tunceli Valisi olarak Abdullah Alpdoğan meclis yetkisiyle donatılıyor ve kendisine istediğini asıp, keseceği yetki veriliyor” şeklinde konuştu.

    DERSİM’İN OCAKLARI, AŞİRETLERİ, KÖYLERİNE DAİR İSTİHBARAT TOPLANIYOR”

    Dersim’de inanç ocaklarına mensup kişiler, aşiretler, aileler ve köylerin tespit edilerek katliamın gerçekleştirildiğini ifade eden Taş, “1930-1937 arasında devlet Dersimli ocakları, aşiretleri, köyleri çok iyi çalışıyor ve istihbarat topluyor. Nüfusu, kaç hayvanın ve kaç silahı olduğu resmi kayıtlarla tutuluyor. Bu dönemde isimleri olan kimler varsa ellerine geçtiği gibi katletmişler. Bunların nerede öldürüldüğünü ve mezarlarını biliyoruz. Dünyada rastlanır değildir ama ilk defa bir ile özel kanun çıkarılıyor. 1937’de Bakanlar Kurulu ile Dersim’e askeri operasyon kararı çıkarılıyor. İsyan ettiler denilen tüm kişiler Abdullah Alpdoğan’ın çağırmasıyla Elazığ toplantıya gidiyor ve gözaltına alınıyorlar. Bu mahkemelerde 72 kişi yargılandı ve 7 kişi idam edildi. İdam edilenlerin dışındakilerin tamamı farklı cezaevlerine gönderildi. O günden bugüne hiçbiri sağ olarak dönmedi ve hala mezarları yok” diye vurguladı.

    Etkinlik soru-cevap kısmı ile son buldu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Hawazgê Kılamo-XIDIR-Ağıtların Sesi’ belgeselinin galası Dersim’de yapıldı-VİDEO

    ‘Hawazgê Kılamo-XIDIR-Ağıtların Sesi’ belgeselinin galası Dersim’de yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Delil Xıdır ve Hıdır Akgül’ün sanat ve hayat yolculuğunu anlatan ‘Hawazgê Kılamo-XIDIR-Ağıtların Sesi’ belgeselinin galası Dersim’de yapıldı. Etkinliğe konuk olan Delil Xıdır, “Kılamlarımız nasıl oluşmuş, şairlerimiz kimlerdi, bize neler söylediler, geriye neler bıraktılar, bunlar mühim” dedi.

    Yönetmenliğini Hasan Sağlam’ın yaptığı, Dersim halk ozanları Delil Xıdır ve geçtiğimiz 1 Ağustos günü hakka yürüyen Hıdır Akgül’ün yaşamlarını, hikayelerini ve sanat hayatlarını anlatan belgesel film “Hawazgê Kılamo-XIDIR-Ağıtların Sesi”nin galası Delil Xıdır’ın katılımıyla, Dersim Belediyesi Yeraltı Çarşıüstü’nde yapıldı. Cem Vazo’nun moderatörlüğü ve Cemal Taş’ın sunumuyla gerçekleştirilen galaya sanatçı Mikail Aslan ve Dersim eski Milletvekili Alican Önlü de katıldı.

    “HENÜZ YAŞIYORKEN OZANLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Belgesel film gösteriminin ardından konuşmalara geçildi ve konuşmaların tamamı Kırmancki olarak yapıldı. İlk olarak söz alan araştırmacı-yazar Cemal Taş, belgeselde her iki ozanımızın da anlatılması gereken her şeyi anlattığını belirterek, “Dersim iyi ki var. Bir tarafımız Kırmancki, bir tarafımız Kırdaski. Dillerimiz, itikadımız, ozanlarımız var. Ama önemli olan ozanlarımız henüz yaşıyorken onlara sahip çıkabilmektir. Demem o ki kendinizi unutmayın, kim olduğunuzu unutmayın, dilinizi unutmayın” dedi.

    “EDEBİYATIMIZI VE KÜLTÜRÜMÜZÜ UNUTURSAK GERİYE BİRŞEY KALMAZ”

    Ardından sahneye çağrılan ozan Delil Xıdır, çok uzun yıllardır memleketine gelemediğini ama kılamlarını hep anadiliyle söylediğini, onunla hemhal olduğunu belirterek, “Dilimiz, edebiyatımız, kültürümüz çok mühimdir. Bundan 150-200 yıl önce halkımız nasıl yaşamış, başına neler gelmiş, kılamlarımız nasıl oluşmuş, şairlerimiz kimlerdi, bize neler söylediler, geriye neler bıraktılar, bunlar mühim. Bu yüzden diyorum ki edebiyatımızı hiç unutmayalım. Edebiyatı ve kültürü unutursak geriye hiçbir şeyimiz kalmaz. Bu yüzden ozanlarımıza, sanatçılarımıza sahip çıkmalıyız. İlla bize sahip çıkın demiyorum ama söylediklerimize, kılamlara, verilen ürünlere sahip çıkın” dedi.

    Konuşmasında Hıdır Akgül’ü de anan Delil Xıdır, “Keşke aramızda olsaydı. Bu akşam Hıdır Akgül’le birlikte karşınızda olmayı planlamıştık. Birlikte hem konuşup hem de kılamlarımızı söyleyecektik. Hardê Dewreş ona döşek ve yorgan olsun, yeri gülistan olsun ve sesi kulaklarımızdan hiç eksik olmasın” dedi.

    RINDEKA DERSİMİ KLAMININ HİKAYESİ

    Kılamların hepsinin mutlaka kendisine özgü bir hikayesinin, efsanesinin olduğunu ve bunların da önemli olduğunu ifade eden Xıdır, kendisine ait bir kılamın hikayesini şöyle anlattı.

    “Örneğin ‘Rındeka Dersim’ kılamını Avusturya’da yaptım. Yaşadığım yerde Tuna nehrinin kenarında bir meşe ağacı vardı, bir baktım ki yeni bir gelin gibi süslenmiş, kuşanmış ve çok güzel görünüyordu. Dersim’de de meşe ağaçları çoktur ve biz onların müptelasıyızdır. Ben o ağaca aşık oldum ve onunla konuşmaya başladım. Yakınımdan geçen bir Avusturyalı, ‘sen deli misin, kaç aydır bu ağaçla konuşuyorsun’ dedi. ‘Evet’ dedim. Dedi ‘niye’. Dedim ‘bu ağaca aşık oldum’. Sonra kendi hikayemi anlattım adama, bu ağacın bizim toprağın ağacı olduğunu söyledim. ‘Yok’ dedi ‘bu Avusturya’nın ağacıdır. Biraz konuştuk. Kendisinin de ressam olduğunu söyledi, sonra arkadaş olduk.”

    “BİR TOPLUM DİLİNİ, KÜLTÜRÜNÜ UNUTTUĞUNDA İLK ÖNCE ÇAYIRLARINI TERKEDER”

    Daha sonra konuşan Mikail Aslan ise, 20-25 yıl önce Almanya’ya gittiğinde, Delil Xıdır, Mehmet Çapan gibi bir çok ozanın dışarda gurbette olmasının kendisine büyük bir şans verdiğini, bu sayede onları yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirterek, “Diyorlar ki bir toplum dilini, kültürünü unuttuğunda, ilk önce çayırlarını bırakır, onlardan uzaklaşır. Ozanlarımız söyleyemediklerimizi, içimizde kalmışları dile getiriyorlar. Gerçekliğimizi dile getiriyorlar. Onlar olmasaydı belki bugün bu gerçekliğimiz de yok olup giderdi” dedi.

    Konuşmaların ardından Delil Xıdır ve Mikail Aslan sahne alarak kılamlar söylediler.

    Eyüp Hanoğlu / DERSİM

  • Yazar Taş: Dersim Katliamı’yla yüzleşmeli, devletin bu halka özür borcu var-VİDEO

    Yazar Taş: Dersim Katliamı’yla yüzleşmeli, devletin bu halka özür borcu var-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84’ncü yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuşan Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, Dersim Katliamı’nın devletin projesi olduğunu belirterek, “Bir yüzleşme sağlanmalı çünkü devletin bu halka ve bu halkın çocuklarına bir özür borcu var” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Halen birçok yönü gizli tutulan katliamda yaşananların bir kısmı ise, o dönemde görevli olan kimi yetkililer tarafından uzun yıllar sonra açıklandı. Katliam bizzat tanıklık eden dönemin emniyet müdürü ve eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattığı, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti, hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi, böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça girebiliyoruz” sözleri o dönemde yaşananları özetliyor.

    “YAŞLILARIMIZ TEKRAR EVLAT ACISI YAŞAMAMAK İÇİN ANLATMADILAR”

    Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, Dersim Tertelesi’nin 84’üncü yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    “Dersim Katliamı 84 yıl önce yapılmasına rağmen bugüne kadar mağdurlar cephesinde bizler kendimizi katliama, soykırıma uğradığımızdan dolayı sürekli  bunu ispatlamaya çalışıyorduk” diyen Yazar Cemal Taş, “Çünkü yıllardan beri dedeleri, babaları öldürülen katledilen insanların ya da cesetler altında kurtarılan insanların vücutlarında kurşun yaraları olarak dolaşan insanların çocukları olarak biz yıllar sonra bunu öğrenmeye başladık. Zaten ilkokula gittikten sonra, Türkçeyi okulda okuduktan sonra resmi tarih üzerinden okumalar yapmaya başladık. Ama bizim doğduğumuz günden 7-8 yaşına gelene kadarki tarihimiz kayıp ve silik bir hafızaydı. Yaşlılarımız, annelerimiz, babalarımız bu meseleyi öğrenip öç alma duygusuyla hareket ederiz korkusuyla  çocuklarına anlatmadı bunda da haklılık payları vardı. Çünkü biliyorlardı ki çocukları bunları öğrenirse  bu davanın peşine düşecekler. Haklı oldukları için sonuçta biz bunları gözümüzle gördük ama ikinci bir defada evlat acısını tekrar yaşamayalım endişesiyle bunu anlatmadılar ve onların dedikleri de sonradan çıktı” dedi.

    Dersimli gençlerin okullara gittikten sonra bir aydınlanma süreci yaşadığını ve bugüne kadar sayısı bilinmeyen on binlerce genin dağlarda, hapishanelerde, işkencelerde öldürüldüğünü, kaybedildiğini belirten Taş, “Bunlar neden kaybedildi çünkü bu insanlar bu meseleleri öğrenmeye başladılar. Çünkü eğer adalet sağlanmazsa, bir hesap verilmezse insanlar kendi adaletini kendisi sağlamaya çalışır. Dolayısıyla bizim çocuklarımız, gençlerimizde adaleti sağlamak açısından yeni bir düzen, yeni bir yönetim biçimi için davaları uğruna öldüler. Çoğu öldü yaşayanlar da hapishanelerde geri kalanlar da başa ülkelerde mülteci” diye konuştu.

    “DERSİM KATLİAMI DEVLET PROJESİDİR”

    Dersim Katliamı’nın 3-5 kelimeyle anlatılamayacağını, birilerinin üzerine atılarak hedef şaşırtılacak bir mesele olmadığını vurgulayan Taş, şöyle devam etti:

    “Biz artık bunun bilincindeyiz bu Türkiye Cumhuriyeti’ nin meselesidir. Dersim Katliamı devlet projesidir. 1935 yılında çıkartılan Tunceli kanunu ile daha sonra Dersim’de toplatılan silahlarla bu proje yavaş yavaş hayata geçirilmeye başlandı. Askeri operasyonlar yapıldıktan sonra görüyoruz ki 1935 yılında buraya atanan korgeneral rütbesindeki Abdullah Aldoğan’ın iki üç yıl çalışması sonucunda bazı aşiret liderlerinin 70’e yakınının götürülüp Elâzığ’da yargılanması, yedisinin idam edilmesi geriye kalanlarının da hapislere atılması ve akabinde de silahlar toplanıp da bu bölgenin ileri gelenleri seçilip alındıktan sonra geriye kalan savunmasız kadın ve çocuğun da 38′ de hepsinin soykırıma uğratıldığı bir askeri operasyonun sonuçlarını görüyoruz.”

    “DEVLET, KATLİAMI POLİTİK ANLAMDA İSTİSMAR MESELESİ YAPTI”

    Katliamın üzerinden 84 yıl geçmesine rağmen devlet cephesi tarafından son zamanlarda sadece politik anlamda bir araçlaştırma, istismar meselesi yapıldığına vurgu yapan Taş, “Bu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin en tepesindeki kişi burada bir katliam yapılmıştır dedi ama bunun sadece istismar meselesi olduğunu gördük neden çünkü bir yüzleşme sağlanmadı. Yüzleşmenin sağlanması demek bu cinayetlerin işlendiği topraklardaki insanların o topraklarda tekrar özgürce yaşayabilmesi, dillerini özgürce konuşabilmeleri, eğitimlerini o dille yapmaları, inançlarını bağımsız ve özgür bir şekilde diledikleri gibi yapmaları gerekiyor bunun da devlet tarafından yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor.  Dünyada bunun örnekleri var, gerçekten bir yüzleşme sağlanacaksa bu yüzleşmenin ancak demin anlattığım çerçevede bu koşullar yaratılırsa bir yüzleşme sağlanır ve bir daha hem bu topraklarda hem de dünyanın başka ülkelerinde böyle acılar yaşanırsa sonuçlarının bunlar olacağına dair bir deneyim olacaktır. Bir yüzleşme sağlanmalı devletin bu halka ve bu halkın çocuklarına bir özür borcu var. Bunun tek yolu ise mağdurlarla faillerin karşılıklı bu meselede yüzleşmeleri gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • ‘Rüstem Polat’ın ölümüyle Babo Ailesinin hazin tarihine bir ek daha yapılmış oldu’

    ‘Rüstem Polat’ın ölümüyle Babo Ailesinin hazin tarihine bir ek daha yapılmış oldu’

    PİRHA- Geçtiğimiz gün Hakk’a yürüyen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat hakkında yazı kaleme alan yazar Cemal Taş, Polat, yıllarca “Dedemin mezarı nerede?” diye feryat eden biri olarak hafızalara kazındığını vurgulayarak, Polat’ın ölümüyle Babo Ailesinin hazin tarihine bir ek daha yapılmış olduğunu ifade etti.

    Seyit Rıza’nın torunu 70 yaşındaki Rüstem Polat, Almanya’nın Mainz kentinde yaşadığı evinde Hakk’a yürüdü. Vasiyeti üzerine köyü Pixan’da toprağa sırlanan Polat’ın yaşamı boyunca Seyit Rıza ve diğer Dersim büyüklerinin mezar yerlerinin açıklanmasını ve devletin Dersim hakikati ile yüzleşmesini istedi.

    Yazar Cemal Taş da, Bianet’teki köşesinde Hakk’a yürüyen Rüstem Polat’ı yazdı.

    Taş, Polat ailesinin seceresini paylaştığı yazısında Babo Ailesinin, adını Sêyd Rıza’nın büyük dedesi olan Baba’dan aldığını, Bab’ın şeceresinin de büyük dedesi Şıxhesen’e vardığına işaret ederek, “Şıxhesen, Dersim’in en büyük aşiret kolu Şıxhesenu kolunun atasıdır. Şıxhesen’in beşinci kuşak torunu Abas’tır. Abasu aşireti de adını Abas’tan alır. Sali, Seydxan, Qeresıleman, Abas dört erkek kardeştir. Baba, kardeşlerden Abas’ın yedinci kuşak torundur. Babao Pil (Büyük Baba) adıyla anılır, mezarı Xaçeliye köyündedir. Babao Pil,  Sêyd İbrahim’in babasıdır. Sêyd İbrahim de Sêyd Rıza’nın babasıdır” diye belirtiyor.

    “BABO AİLESİNİN HAZİN TARİHİNE BİR EK DAHA YAPILMIŞ OLDU”

    Polat’ın, yıllarca “Dedemin mezarı nerede?” diye feryat eden biri olarak hafızalara kazındığını vurgulayan Taş, “Babo ailesi dallarından dökülen her bir yaprak, düştüğü her mekâna mıh gibi acılı tarih çakıyor. Umarım ki bu ailenin her bir yaprağı döküldüğü yerde bu coğrafyadaki acılara son verecek bir yüzleşme için kapı aralar. Rayber Rüstem de zaten ömrünce bunun için çabalamıştı.  Ta ki, 8 Ocak’ta vefat edene kadar. Ölümüyle Babo ailesinin hazin tarihine bir ek daha yapılmış oldu” diyerek, yaşanan kaybın büyüklüğüne dikkat çekti.

    “KIRMANCİYE HALKININ BAŞI SAĞ OLSUN, IŞIKLAR İÇİNDE UYUYUN”

    Taş, yazısını şöyle tamamladı:

    “Uzun yıllar boyunca dedesinin kardeşi Sêyd Usen ve büyük Dedesi Seyd Rıza ile beraber 1937 yılında Elazığ’da idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerini aradı durdu. Devlet sırrı sayılarak gizli tutulan mezar yerlerini bulmak için çok çaba harcayan Rüstem Polat’ın ne yazık ki bu düşü gerçekleşmedi. 8 Ocak 2021’de acı vatan Almanya’nın Mainz kentinde 73 yaşında dalından düştü Rüstem yaprağı. Pıxamiye köy mezarlığında, Anıke anneannesi ile Cemila annesinin yanında bir mezar taşı da onun için dikildi. Kırmanciye halkının başı sağ olsun. Işıklar içinde uyuyun.”

    Yazının tamamı için;

    https://m.bianet.org/bianet/yasam/237573-babo-ailesinin-cinarindan-rustem-in-yapragi-da-dustu?fbclid=IwAR3qjOFhWHF0yJlV-hQ_pO74OB5N8EqnmYipIhMqfkdoAR23yoBbuA1zQM8

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemal Taş: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarları bir devlet sırrı olarak saklanıyor-VİDEO

    Cemal Taş: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarları bir devlet sırrı olarak saklanıyor-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-yazar Cemal Taş, idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin bir devlet sırrı olarak saklandığını belirterek, “1937-1938 döneminde resmi rakamlara göre 13 bin 160 kişinin öldürüldüğü, bir o kadarının da sürgün edildiği ama yerel kaynaklara göre bu rakamın 3 katı olduğunu düşündüğümüz insanların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum” dedi.

    Haberin videosu;

    15 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza, Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Resık Uşen (Seyit Rıza’nın oğlu), Aliye Mırzê Sıli, Hesenê İvraime Qıji ve Hesen Ağa, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmelerinin üzerinden 83 yıl geçti. Birçok merkezde pandeminin gölgesinde anmalar düzenlenecek.

    Dersim Katliamı’nın 83. yıldönümünü Araştırmacı-yazar Cemal Taş ile konuştuk.

    “TÜRKİYE’NİN BİRÇOK YERİNE DAĞILMIŞ EVLATLIK VERİLEN HEM KIZ, HEM ERKEK ÇOCUKLARI OLDUĞUNU ÖĞRENİYORUZ”

    -Dersim’de uzun süredir alan çalışması yapıyorsunuz katliama ilişkin yeni öğrendiğiniz neler var?

    Cemal Taş: 1937-1938 döneminde hatta 1947’lere kadar da o süreç içerisinde resmi rakamlara göre 13 bin 160 kişinin öldürüldüğü, bir o kadarının da sürgün edildiği ama yerel kaynaklara göre bu rakamın 3 katı olduğunu düşündüğümüz insanların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum. Çünkü on binlerce insan yok edildi, bir o kadar da göç ettirildi, kaybedilenler var birçoğunun da mezar yeri belli değil.  Yine Elazığ’da idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının da mezarları hala açıklanmış değil, bir devlet sırrı olarak saklanıyor. Onun dışında Seyit Rıza’yla beraber yargılanan arkadaşlarının da Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde, nerede öldürüldükleri, nerede gömüldükleri, mezarları çoğunun belli değil. Bununla ilgili yeni yeni neler öğrendiniz derseniz, biz Türkiye’nin birçok yerine dağılmış yeni insanlarla hayat içerisinde karşılaştığımızda kendi hayat hikâyelerini anlatan yeni insanlarla tanışıyoruz. Sürgün edilenler, sürgüne gidip geri gelmeyenler farklı bölgelerde ki toplu mezarlar, toplu katliam yerleri bunları öğreniyoruz. Yeni yeni evlatlık verilen hem kız, hem erkek çocukları olduğunu öğreniyoruz. Şimdiye kadar kız çocuklarının evlatlık verildikleri üzerine bir bilgimiz vardı belki bu bir politika da olabilir. Ama son zamanlarda erkek çocuklarının da toplanarak çocuk esirgeme kurumuna verildikleri onların çocukları ve torunlarından onların yeni yeni hayat hikâyelerini öğrenmiş oluyoruz bunlar yeni bilgiler tabi.

    “SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARI FORMALİTE BİR MAHKEMEYLE İDAM EDİLDİ”

    -Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına ilişkin neler söylemek istersiniz?

    Seyit Rıza’nın gidişiyle ilgili bir tartışma var. Yakalandı mı, teslim mi oldu onun üzerinde durmayacağım. Bu kişiler devletin daveti üzerine Elazığ’a gittiler. Herhangi bir çatışmada, herhangi bir yakalanma veya zorla alınma şeklinde değil, bunların hepsi ifadeleriniz var alınması gerekiyor diye, daha öncede silahlar toplanıldığı için elini kolunu sallaya sallaya devletin kolluk kuvvetlerine teslim oluyorlar. Buradaki yargılamalar genelde devlete karşı isyan ettiği gerekçesi var, bir de Halvori’de devlete karşı isyan edeceklerine dair toplantı yaptıkları savı üzerine yargılamalar yapılıyor. Ama biliyorsunuz kamuoyuna da yansıdı, bunu o dönemin resmi bürokratları, o yargılamaların gerçekten bir formalite olduğunu söyledi. İstihbarat subayı olduğunu söyleyen bir siville görüşmüştüm, Atatürk’te Diyarbakır seyahatinden Elazığ’a geldiğinde Abdullah Alpdoğan’a Dersim aşiret liderlerinin davasının ne olduğunu sorduğunda Abdullah Alpdoğan ellerini ovuşturarak “Efendim yargılamalar devam ediyor’ deyince bu iş derhal bitmelidir dedi. Gittik onları astık” diyor. İdam süreciyle ilgili bazı detaylar var, bildiklerimiz var, bilmediklerimiz var. 7 tane Dersim’in ileri geleni idam ediliyor ve idam edildikten sonrada Elâzığ’ın şu an hala bilinmeyen yerinde gömülüyorlar.

    “BUĞDAY MEYDANI HAPİSHANE SIRT SIRTAYKEN SEYİT RIZA NEDEN CİPE BİNDİRİLDİ?”

    -Seyit Rıza’nın Atatürk’le görüştürüldü iddiası hakkında ne söylemek istersiniz?

    Seyit Rıza’nın Atatürk’le görüştürüldüğüne dair son zamanlarda kamuoyunda belgeler ortaya çıkarıldı. Bu belgeleri bir kenara bırakırsak şöyle bir durum var, mesela İhsan Sabri Çağlayangil kendi anılarında biz bir gece Seyit Rıza için fötr şapka aradık diyor. Fötr şapkayı ararken de Elâzığ’da hem fotoğrafçı açtırdık hem de ona fötr şapka aradık. Bu bir sorudur aslında idam edilecek biri için neden fötr şapka aranır. Yine İhsan Sabri Çağlayangil diyor ki biz Seyit Rıza’yı idama götürmek için hapishaneden alıp darağacına doğru götürdüğümüzde bir cipe bindirdik o bana sordu sen Ankara’dan beni asmaya mı geldin dedi. Ben sonra baktım oraya Seyit Rıza ve arkadaşlarının kaldığı hapishaneyle asıldıklarını bildiğimiz Buğday Meydanı arasında binalar sırt sırtadır yani hapishaneden alıp asılacakları yere götürülmesi için bırakın yürüme mesafesini bir binanın sırt sırta olduğu yer kadardır. Araca gerek yok. Bu da bir soru işareti aslında. Yani Seyit Rıza neden cipe bindirildi? Asılması gereken yere götürülmesi için cipe bindirilmesi gerekmiyor. Atatürk Diyarbakır seyahati sırasında Malatya’ya vardığında tanıkların anlattığına göre Elâzığ’a gelip trenle Diyarbakır’a gitmek üzereyken Elâzığ’daki istasyonda istirahate çekiliyor, normalde trenle Diyarbakır’a gitmesi lazım, İhsan Sabri Çağlayangil de anılarında büyük şef Elâzığ’da treni makasa çekti, istirahate çekildi diyor. İstihbarat subayının anlattıklarıyla İhsan Sabri Çağlayangil’in anlattıkları örtüşüyor. Şimdi düşünürken neden tam da o güne idamlar denk getirildi? Seyit Rıza Atatürk’le görüştürüldü mü sorusuna ben çok büyük bir ihtimalle evet derim. Muhtemelen şöyle oldu, Atatürk Seyit Rıza’yı huzuruna çağırdı ve kendisinden af dilemesini istedi ama Seyit Rıza da af dilemeyince geri gönderildi ve o gece idam edildiler. Dolayısıyla görüştürülme meselesi devlet sırrı olarak kaldı. “Senin yalan ve hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu ama karşında diz çökmedim buda sana dert olsun” sözünü orada söylendiği söyleniyor ama bu lafı orada söylediğine dair elimizde bir kanıt yok.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • 38 tanığı Sılo Qız Dersim’de Hakka uğurlandı-VİDEO

    38 tanığı Sılo Qız Dersim’de Hakka uğurlandı-VİDEO

    PİRHA – Dersim 38 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” denilerek katledilmeyen Sılo Qız, Dersim’de ağıtlarla Hakka uğurlandı.

    Dersim merkeze bağlı Milli Köyü’nde dün Hakka yürüyen Halk Ozanı Sılo Qız için merkezde bulunan cemevinde Hakka uğurlama erkanı düzenlendi. Erkana ailesi, siyasi parti ve kurum temsilcileri, ilçe belediye başkanları, sanatçılar ile yüzlerce yurttaş katıldı.

    Erkan öncesi Sılo Qız’ın (Süleyman Doğan) eserleri dinletilirken, Araştırmacı Yazar Cemal Taş ile Dersim Sanatçıları adına Mazlum Büyüktaş Doğan’ın hayatından kesitler anlattı.

    Cemal Taş’ın anlatımı şöyle:

    “TERTELE AĞITLARINI YAKMAK PAYINA DÜŞMÜŞTÜR”

    “Sılo Qız,Kutsal ziyaretlerin, yerin göğün, çağlayan suların, dağların, tepelerin kutsal sayıldığı topraklarda barışın, özgürlüğün, eşitliğin topraklarında… O toprak ki, börtü-böceğin, binbir çiçeğin, ağaçların, kuşların, evcil ve yabanıl hayvanların, halkların birbirine dost bilindiği topraklarda doğdu Sılo Qız. Kırmanciye Toprağında.

    Sılo Qız’ın büyük annesi; çok meraklanır, ister ki çocukları Sair olsun. Senenin birinde 21 Martı bekler; Bekler çünkü yerel halk o gün bütün ağaçların, dallarını yere eğip kutsal toprağa secdeye duracağını, yazmasını o daracık zamanda ağacın üzerine atıp dilek dileyenin dileğinin gerçekleşeceğine inanır. İşte o gün büyük annesi gidip poşusunu eğilen ağacın tepesine atar, ondan dilek diler, der ki:

    “Dileğim odur ki, benim evlatlarım ve torunlarım Sair olsun.”

    Dileği kabul olur, oğulları, torunları hep sair olur. Kemane ustası olurlar, öyle ağıtlar yakarlar ki insanların yüreklerini dağlarlar. Büyükannenin Mılu köyünde ki oğlu Suleyman’ın da, bir oğlu dünyaya gelir. Doğan çocuğa babasının adını verirler, O da; “Sılemano Qız” yani küçük Süleyman olarak anılır. Annesi Saxanıme de Usenê İbrahimi’nin kızıdır. İbrahim de Usenê Ana İsme’nin oğludur.

    Baba Süleyman; oğul Süleyman’ın elini çocuk yaşta tutar, beraber düğünlere götürür ki, o da kemane öğrensin. Sılo Qız/Oğul Süleyman’ın eli beşinci yaşında kemane tutmaya başlar. On yaşına ayak bastığında babasını kaybeder. Babasının izini takip eder, Sair olur. Hem de öyle bir sair olur ki yeteneğiyle insanları şaşkına çevirir. Çocuk yaşıyla tek başına düğünleri şenlendirir.

    Yıllar geçtikçe, Sılo Qız’ın şöhreti Dersim’in dört bir yanında yayılır, tanınır.

    Artık Dersim’de bir şair vardır, lakabı küçük manasına gelse de, namı-şanıyla büyük bir ozandır..

    ’38 Tertelesi kapıya dayandığında gençlik yıllarıdır onun.. Zalim bir el Dersim’de taş üstünde taş bırakmaz. Sılo Qız keman çaldığından hayatta kalır. Onun deyimiyle Kırmanciye devri bitmiştir. Artık Tertele ağıtlarını yakıp söylemek payına düşmüştür.. düğünün de, aşk ile sevdanın da, dünyanın da tadı tuzu kaçmıştır.”

    Dersim Sanatçıları adına Mazlum Büyüktaş ise Sılo Qız’ın hayatından kesitleri Kırmancki olarak dile getirirken onun Kırmancki diline, kültürüne katkılarını anlatırken onun Kırmancki müziğinin de en temel taşlarından biri olduğunu dile getirdi.

    Kureyşan Ocağı’ndan Kadri Bulut’un verdiği gülbeng ile Hakka uğurlama erkanı gerçekleşti.

    Sılo Qız’ın naaşı Milli Köyü’ne götürülerek ağıtlar eşliğinde toprağa sırlandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Khalek’in Ölümü: Gağand Belgeseli’nin galası gerçekleşti-VİDEO

    Khalek’in Ölümü: Gağand Belgeseli’nin galası gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA – Umur Hozatlı’nın yönettiği Khalek’in Ölümü: Gağand filminin galası, Dersim Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

    Yönetmenliğini Umur Hozatlı’nın, yapımcılığını Cemal Taş’ın yaptığı Khalek’in Ölümü: Gağand belgeselinin galası Dersim Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

    Galayı düzenleyen Munzur Akademi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Kızıldağ ve yapımcı Cemal Taş, konuşma yaparak Gağand belgeseli hakkında bilgiler vererek emeği geçen herkese teşekkür ettiler.

    DERSİM/PİRHA