Etiket: cemevi başkanlığı

  • Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    PİRHA- Avukat Tarık Alpdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının tanınması gerektiğini belirterek, “Alevilerin kutsal mekanları, inanç merkezleri tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğunda, eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan eksiksiz yararlandığında ortaya çıkar” dedi.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na dair tartışmalar bitmiyor. Alevilerin yıllardır devam eden hak ve eşit yurttaşlık mücadelesi, AİHM ve Yargıtay kararlarıyla hukuki bir kazanıma kavuştu. İktidar bu kararlara uyarak Alevilerin devlet tarafından tanınmasını ve statüye kavuşmasını sağlaması gerekirken, kendilerine bağlı bir Cemevi Başkanlığı kurarak gelen tepkileri absorbe etmeye çalıştı.

    Av. Tarık  Alpdoğan, Aleviler ‘in eşit yurttaşlık mücadelesini PİRHA için yorumladı.

    “ALEVİLİK İNANCI KADİM BİR İNANÇTIR”

    Alevilik inancının kadim bir geçmişe sahip olduğuna değinen Alpdoğan, “Alevilik inancı kadim bir inançtır. bin yıllardır Anadolu topraklarında varlığını sürdüren bir inanış olmasına rağmen yasal statüye kavuştuğundan bahsedemeyiz. Ne zaman ki Aleviler örgütlenmeye başladılar, muhalif partiler Alevi haklarıyla ilgili kamuoyu oluşturdu ve ne zaman ki AİHM ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aldığı yargı kararları Aleviler lehine olumlu gelişti, iktidarın da adım atması zaruri hale geldi” dedi.

    İktidarın 16 Kasım 2022 tarihinde bir yasa çıkardığını hatırlatan Alpdoğan, “Bu yasayla birlikte belediyelere cemevi yapma yetkisi verildi. İmar kanunda değişiklikler yapılarak yeni imar planlarında cemevlerine yer verilmesi kararlaştırıldı. Yasa çıktıktan sonra Alevi örgütleri bu yasanın tam anlamıyla ihtiyaçları karşılamadığını, bir cami, kilise, sinagog gibi bir resmi ibadethane statüsüne alınmadığını ve yine eşit yurttaşlık ilkesine aykırı davranılarak cemevi yapımının mülki idare amirlerin iznine tabi tutulduğunu yani valiliğin ve kaymakamlığın onayına tabi tutulmasına itiraz ettiler” diye belirtti.

    “ALEVİLER, EŞİT YURTTAŞLIĞIN GEREĞİ OLARAK TANINMAK İSTİYORLAR”

    Yasa çıktıktan sonra da iktidarın kendi yasalarının gereğini yerine getirmediğini aktaran Av. Tarık Alpdoğan, şunları dile getirdi:

    “Bu yasa çıktıktan sonra bu kazanımların gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, farklı illerdeki tecrübeler, yaşanan olaylardan sonra kaymakamlıkların, valiliklerin keyfi tutumlar sergilediği, bu yasal düzenlemeyi uygulamadıkları, yeni yapılan imar planlarında cemevlerine yer tahsis edilmediği, tahsis edilen yerlere de bürokratik işlemlerden kaynaklı cemevlerinin yapılmadığını görmeye başladık. Dolayısıyla geldiğimiz noktada Alevilerin kutsal mekanlarının, inanç merkezlerinin, ibadethanelerinin, cemevlerimizin tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğundan eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan tam anlamıyla yararlandırılmadığı ortaya çıktı. Hala da bu durum devam ediyor. Alevi örgütleri cemevlerinin yasal bir statüye kavuşmasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar.

    Cemevi Başkanlığının son süreçlerde köy köy dolaşarak birçok köydeki cemevlerinin ziyaret ettiğini oraya maddi destek sunmak istediklerini biliyoruz. İşte elektrik, su giderlerinizi karşılayalım vesaire şeklinde talep ve teklifler oldu. Yine inanç önderlerimize maaş teklifleri oldu. Ancak hem köylülerimiz hem de inanç önderlerimiz, “Bizler devletin Alevisi olmayacağız. Bu kurumun kuruluş amacının Alevilere hizmet ettiğini düşünmüyoruz. Alevileri dönüştürme projesinin bir ürünü olduğunu düşünüyoruz” dediler.”

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞURSA EŞİT YURTTAŞLIK GERÇEKLEŞİR”

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının sağlanması gerektiğinin altını çizen Alpdoğan, “Eşit yurttaşlık şöyle olur: Şimdi yasal bir düzenleme getiriliyor. Kilise, cami, sinagog sayılırken ibadethaneler olarak cemevi oraya eklenirse ibadethane olarak kabul edilirse o zaman eşit yurttaşlığın gereği yapıldığı kabul edilir. Eşit yurttaşlık şöyle olur: Cami yapılırken herhangi bir mülki idare amirinden onay alınmasına, izin alınmasına gerek yokken cemevlerine bunun zorunlu tutulması, mülki idare amirin izin vermesinin şart koşulması kaldırılırsa tıpkı camilerde olduğu gibi işte o zaman eşit yurttaşlık ilkesinin gereğinin yapıldığı kabul edilir. Yine zorunlu din derslerinin kaldırılması halinde eşit yurttaşlıktan bahsedebiliriz. İnanç hizmetlerine herhangi bir müdahale olmuyorsa, Alevilere ait olan kurumların Alevilere verilmesi gibi bu tarz yasal düzenlemeler getirildikten sonra ve yine bu yasal düzenlemelerin uygulanması noktasında gereken yapılırsa Aleviler statü sahibi olur. İşte mevzuatta hakkın var. Peki uygulamada, uygulamada bunun gereği yapılıyor mu? Düzenlenecek yasal mevzuatların gereği uygulamada da hayata geçirilirse o zaman eşit yurttaşlık hakkından işte bahsedebiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/KÖLN

     

     

  • Musa Kargın Dede’den Cemevi Başkanlığı’nın Diyarbakır’daki etkinliğine tepki!- VİDEO

    Musa Kargın Dede’den Cemevi Başkanlığı’nın Diyarbakır’daki etkinliğine tepki!- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Diyarbakır’da organize edilen ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ programına tepki gösteren Dede Kargın Ocağı Dedelerinden Musa Kargın, “Yolumuzu asimile edecek tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 9-10 Mayıs tarihlerinde Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır Altınakar köyünde ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ düzenliyor. Alevi örgütlerinin ve Alevi kamuoyunun reddettiği Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği bu etkinliğe ayrıca Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Tahtacı Dernekleri Federasyonu’da katılıyor.

    Dede Kargın Ocağı Dedelerinden olan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi’nde hizmet yürüten Musa Kargın, anma etkinliğini düzenleyen Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na tepki gösterdi.

    “YOLUMUZU ASİMİLE EDİYOR, ONAYLAMIYORUM”

    Musa Kargın Dede, anma etkinliğinin asimilasyonu hedeflediğine vurgu yaparak, “Bir Alevi dedesi olarak, elbette ki bizim yaşadığımız coğrafyalarda kendi çıkarları için bir Alevi köyünde yolumuzu asimile edecek davranışlar ve yahut da bu tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” diye konuştu.

    “DIŞARIDAN GELEN BİZİM İNANCIMIZA UYMUYOR”

    Dışarıdan zorla Alevilik inancı içerisine sokulmak istenenin kabul görmeyeceğini ifade eden Musa Kargın Dede, “Çünkü bizim kültürümüz, bizim inancımız kendi içimizde mevcuttur. Dışarıdan gelen hiçbir şey bizim kültürümüze, inancımıza uymadığından dolayı ben tasvip etmiyorum, taraftar değilim yani. Ondan dolayı, “Gönül kalsın, yol kalmasın” diye bir tabir vardır. Bizim yolumuz elbette ki ulu bir yoldur. Bizim yolumuza karşı yapılan yanlışlıkların ben her zaman için önündeyim. Bir Alevi dedesi olarak da yolumuzun gerçekleri neyse ona uymak zorundayız. Kim olursa olsun, dede de olsa buna tabi olacaktır. Kendi çıkar ve kendi doğrultularından herhangi bir şeyi uygulamaya hakkı yoktur. Allah eyvallah can varlıktır” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Pir Bozkurt’tan, Cemevi Başkanlığına ‘Samimiyseniz Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ tepkisi

    Pir Bozkurt’tan, Cemevi Başkanlığına ‘Samimiyseniz Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ tepkisi

    PİRHA- Pir Garip Bozkurt, 59. Ape Aziz Anma Töreni’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılacak olmasını eleştirdi. Pir Bozkurt, Cemevi Başkanlığının, “muhtarları kandırarak” köylerdeki işleyişlere dahil olduklarının vurgusunu yaptı. Pir Garip Bozkurt, Suriye’deki Alevi katliamını hatırlatarak “Cemevi Başkanlığı yakın zamanda bir davet gönderdi. ‘Eğer inandırıcı olmak istiyorsanız çıkıp Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin’ cevabını verdim” diye konuştu.

    Ağuçan Ocağı’ndan Ape Aziz (Aziz Dede), Hakk’a yürüyüşünün 59’inci yıl dönümünde Adıyaman’da anılacak.

    Adıyaman’a bağlı Yedioluk (Şexmir) Köyü’nde türbesi olan Ape Aziz’i her yıl binlerce insan ziyaret etmekte. Ancak Ape Aziz için her 25 Mayıs’ta düzenlenecek anma törenlerinin bu yıl Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılacak olması tepkilere yol açtı.

    Anma törenleri bu zamana dek Ape Aziz Türbesini Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Alevi Kültür Dernekleri Adıyaman Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şubesi tarafından yapılmaktaydı.

    “ŞAHSIM ADINA UTANÇ DUYUYORUM”

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Garip Bozkurt, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, asimilasyon misyonu yürüttüğünü söyledi. Pir Bozkurt, halen cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması konusunda hiçbir adım atılmadığının altını çizerek şu eleştiriyi yaptı:

    “Bu kurum, bir tek Ali Arif Özbeybek ile oluşturuldu. O zaman da bunun doğru olmadığını, eğer bir şeyler düzenlenecekse Alevi kurumlarının olduğunu söyledik. Ama Alevi kurumlarına bir şey danışılmadı. Bugüne kadar Alevilerle ilgili hiçbir somut adım atıldığını görmedik. Bu cemevi başkanlığını asla bir somut adım olarak görmüyorum? Bir tür asimilasyon politikası olduğunu yıllar önce de söyledim, şimdi de söylüyorum, bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. Bizim Alevi köylerine gelip daha önceden yapılan cemevlerine 3-5 tane masa-sandalye alarak üzerlerine yazı yazmaları doğru değil. Özellikle de Adıyaman’da mezarlığın içerisinde yapılan bir türbeye bile ‘cemevi’ olarak yazdılar. Devede kulak diyemeyeceğimiz bir şekilde katkı veriyor ve adlarını oraya buraya yazdırıyorlar. Açıkçası biz bundan utanç duyuyoruz.”

    “KİMİ DEDELER, BİR VALİ, BAKAN GÖRÜNCE KÜÇÜLÜYORLAR”

    Pir Garip Bozkurt, önceki yıllarda Ape Aziz anma törenlerinin nasıl yapıldığını da anlatarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevi toplumu, önceki yıllarda tamamen kendisi bir şekilde imece usulüyle anma yapardı. Yettiği kadarıyla işte; hiçbir maddi karşılık beklemeden sanatçılarımız, dedelerimiz gelir, semah dönen canlarımız, kurumlarımız, bir şekilde bir araya gelip anma yapardı. Sonradan iş çığırından çıkmaya başladı. Tam 20 yıldır orada cem yapıyorum. Bu sefer gidip gitmemekte, protesto edip etmemekte kararsızım. Çünkü sesimi kime duyuracağım bilmiyorum. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misali…

    Mesela Cemevi Başkanlığı, beni defalarca programlarına davet etti. ‘Asla sizinle bir adım yürüyecek durumda değilim’ dedim. Çünkü bir tür asimilasyon politikası olduğunu biliyorum. Ankara’da yapılan o toplantılara kimlerin katıldığını, kimlerin destek verdiğini, ne şekilde yapıldığını biliyorum. Alevi toplumu, ülkenin aydınlık yüzüdür, karartmalarına elimden geldiğince müsaade etmeyeceğim. Ama bunlar köylerimizde muhtarları kandırarak veya köyün içerisinden birisini bularak bir şekilde ulaşabiliyorlar.

    Bugün Suriye’de Aleviler katlediliyor. Cemevi Başkanlığı yakın zamanda bir davet gönderdi. ‘Sizin davetinize karışmak istemiyorum. Eğer inandırıcı olmak istiyorsanız çıkıp Suriye’de Alevilerin katledildiğini söyleyin, ben de samimiyetinize inanıp birlikte yürüyelim’ dedim.

    Son dönemlerde dedeler bir vali, kaymakam, bakan görünce öylesine küçülüyorlar ki artık kıyafetleri kendilerine bol geliyor. O kadar ki sıkıyorlar kendilerini. Bu doğru bir şey değil. Pir Sultan’ın köpeği bile haram lokmadan yemedi. Haram lokmayı soframıza getirmeyelim. Ben bu Cemevi Başkanlığına inanmıyorum. Cemevlerine 3 sandalye 5 masa vermeyle Alevilerin haklarını ödemiş olmazsınız. Bizim Türkiye’de başka sorunlarımız var. Bu ülkede eğitim sorunu var. Bu ülkede adalet sorunu var. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi büyük, devasa bir bütçeye sahip olan bir sorun var.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Cemevi Başkanlığı’nın faaliyet raporu gerçeği yansıtmıyor

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Cemevi Başkanlığı’nın faaliyet raporu gerçeği yansıtmıyor

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 2024 faaliyet raporuna tepki gösterdi. Deniz, rapordaki “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” iddiasının doğru olmadığını belirtti. İddianın gerçeklikle uyuşmadığını ifade eden Deniz, “Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü de tutmadığı alenen bir gerçektir” dedi. 

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 2024 faaliyet raporunu sosyal medya hesabından paylaştı. 2 bin 102 cemevinin tespit edildiği belirtilen raporda, 853 cemevinin aydınlatma giderleri Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından karşılandığı savunuldu.

    Raporda ayrıca “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” iddiasında da bulunuldu.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu tarafından kabul görüp görmediğini Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz’e sorduk.

    Deniz, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2024 Faaliyet raporunda yer alan “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” ifadesi hiçbir gerçeklikle uyuşmamaktadır” dedi.

    Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü tutmadığının bir gerçek olduğunu belirten Aydın Deniz, Alevi örgütlerinin hala Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na itirazlarının sürdüğünü, dolayısıyla büyük kesim tarafından bu kurumun kabul gördüğü lafının aldatmaca olduğunu kaydetti.

    “SADECE ALDATMACADAN İBARETTİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi Vakıflar Federasyonu dışında kabul görmüşlüğü yoktur” yoktur diyerek şöyle devam etti:

    “Kuruluş amacını cemevlerinin tadilat işlerini yapmak olarak deklare edenlerin faaliyet raporunda görüneceği üzere sahada görünmek için bir çok etkinlik yaptığı ve anma etkinliklerine sponsor olarak kendilerine alan açtıkları görülmektedir. Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü de tutmadığı alenen bir gerçektir.
    Alevilerin örgütlü dünyasında uzun yıllardır emek harcayan kurumların halen itirazları devam etmekte sadece bir federasyon işbirliği içerisinde olup içlerinde kendi bileşenlerinin de itiraz ettiği görülmektedir. Dolayısıyla büyük ‘kesim tarafından kabul görmüş’ lafı sadece aldatmacadan ibarettir. Aleviliğin teoloji kısmına yönelik müdahale girişimleri zaten halk tarafından tepkiyle karşılandığı gibi kendilerine vazife olmayan Alevi ansiklopedisi yazma sürecini tüm itirazlara rağmen devam ettirmeleri de niyetlerinin açık göstergesi olmuştur.

    “NEDEN İŞBİRLİĞİ YAPIYORSUNUZ?”

    Sonuç olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı iktidarın kurdurduğu kurumlar ve başta demokratik Alevi hareketinin yanında yer alıp sonradan fikir değiştirerek işbirliği yapan Alevi Vakıflar Federasyonu dışında kabul görmüşlüğü yoktur. Her konuda fikir beyan eden bu kurum Suriye’de yaşananlar ve yaşanacaklara, orada akrabaları bulunan ülkedeki Alevilerin kaygı ve endişelerine yönelik bir açıklama yapmayı bile gerekli görmemiştir. Aslında siyasi çıkar amaçlı sahip çıkanlara tekrar bu süreçten sonra sorulması gereken soru neden işbirliği yapıyorsunuz?

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erçe: 2025’in, mücadelenin meyvelerini toplayacağımız bir yıl olacağını umut ediyoruz-VİDEO

    Erçe: 2025’in, mücadelenin meyvelerini toplayacağımız bir yıl olacağını umut ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- 2024 yılının bütün toplumsal kesimler için ekonomik, kültürel ve siyasal açıdan kötü bir yıl olduğunu belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, 2025 yılına ilişkin, “Bugüne kadar biriktirdiğimiz mücadelenin meyvelerini toplayacağımız bir yıl olacağını umut ediyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 2024 yılını değerlendirirken 2025 yılına ilişkin temennilerini PİRHA’ya anlattı.

    “2024 TOPLUMUN GENELİNE KARA BİR TABLO SUNDU”

    2024 yılının herkes açısından çok yoğun hukuksuzluklarla, adaletsizliklerle geçtiğini hatırlatan Cuma Erçe, “2024 yılı Aleviler açısından, özellikle asimilasyon politikaları açısından hafızalarımızdan çıkmayacak kadar bize ve aslında toplumun geneline kara bir tablo sunan bir yıl oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASINA SİRAYET EDEN BİR POLİTİKA İZLENDİ”

    Özellikle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden bütün Alevi camiasına, Alevi köylerine, cemevlerine ve Alevi kurumlarına sirayet eden bir politika izlendiğinin altını çizen Erçe, “Bu yıl içerisinde adaletten, eşit yurttaşlıktan ve aynı zamanda gerici, ırkçı, dinci bir eğitim sisteminden mustarip bir yıl olarak geride kaldı 2024. Bakıldığında her zaman olduğu gibi kötü bir yılı geride bırakıyoruz” diye konuştu.

    “KATLİAMLARIN YAŞANDIĞI BİR YIL OLDU”

    “Bu yılın hafızalarda kalan en önemli özelliklerinden bir tanesi çok derin bir ekonomik krizin, çok derin bir kültürel ve siyasal krizin de geçtiği bir yıl oldu” diyen Cuma Erçe, başta Aleviler olmak üzere 2024 yılında Suriye halkına yönelik katliamlar yaşandığını belirtti.

    Erçe şunları kaydetti:

    “Toplumumuz açlıkla sefaletle, işsizlikle sınandı ve hemen yakın bir zamanda da yakın komşumuz Suriye’de, akrabalarımızın olduğu yerde yine insanlık dışı zulmün ve katliamların yaşandığı bir yıl oldu. Bugün aslında Maraş’ın 46. yıl dönümü içerisinde, katliamda katledilen canlarımızı andığımız günlerde Lazkiye’den, Humus’tan yine Tartus’tan ve benzeri yerlerden başta Aleviler olmak üzere Hristiyanlara, Ezidilere, Süryanilere, Ermenilere, Dürzülere, Kürtlere yönelik katliam görüntüleriyle ciğerimiz aynı Maraş’ta olduğu gibi, aynı Roboski’de olduğu gibi yanmaya devam etti.”

    “2025’İN UMUT DOLU BİR YIL OLACAĞINA İNANIYORUZ”

    Alevilerin tarihin hiçbir aşamasında karamsarlığa kapılmadığını vurgulayan Erçe, 2025 yılında da ortak mücadelenin önemli olduğunu belirtti. Erçe şunları ekledi:

    “Asla ve asla umudumuzu yitirmedik ve 2025 yılına girerken bu umudumuzla beraber giriyoruz. Onların bütün zulmüne, onların ülkemizi ve çocuklarımızın geleceğini karartan politikalarına rağmen 2025 yılının halklar açısından, bizim yoksul, emekçi halkımız açısından, inancı, etnik yapısı, milliyeti ne olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun bütün halklar açısından umut dolu bir yıl olacağına inanıyoruz. Bugüne kadar biriktirdiğimiz mücadelenin meyvelerini toplayacağımız bir yıl olacağını umut ediyoruz. Bunu sağlamamızın tek bir yolu var, bu umudumuzun gerçeğe ulaşmasının tek bir yolu var; o da birleşik mücadele. O da bütün toplumun, bütün toplumsal kesimlerin ortaklaştırdığı bir mücadele. Laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir cumhuriyet mücadelesinde 2025’te daha önemli bir yol umuduyla bütün halkımızın, tüm dünya halklarının yeni yılını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği genel örgütlülüğü adına kutluyorum.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Cemevi Başkanlığı’ndan, müzik albümü kararı!

    Cemevi Başkanlığı’ndan, müzik albümü kararı!

    PİRHA – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ‘Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ ardından müzik albümü yapma kararı aldı. 

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor. Alevi toplumunun ‘Alevi Diyaneti’ olarak tanımladığı ve kapatılmasını istediği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, halkın vergileriyle ortaya çıkan bütçeyi iktidar kendine ‘yandaş’ elde etmek için kullanıyor.

    Kısa Dalga’da yer alan habere göre Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, deyişlerden oluşan müzik albümleri yapmaya karar verdi.

    Dört albümden oluşacak çalışma için yapım şirketlerine 8 milyon 197 bin 90 lira ödeneceği bilgisi paylaşıldı.

    Yapılacak çalışmayla birlikte, besteleri günümüze ulaşmamış Alevi-Bektaşi âşıklarına ait eserlere yer verileceği belirtildi.

    “Gönül Sofrası: Hakk Aşıkları”, “Gönül Sofrası: Davut Sulari”, “Gönül Sofrası: Pir Sultan Abdal” ve “Gönül Sofrası: Şah İsmail Hatayi” isimli dört albüm için Cemevi Başkanlığının 21 ve 22 Kasım’da dört ayrı ihale yaptığı bilgisi verildi. İhaleler sonucunda iki ayrı şirketle sözleşme imzalandığı, albümlerin ikisini “ByByKuş”, diğer ikisini ise “Remaks” isimli şirketlerin yapacağı duyuruldu.

    Albümlerde hangi deyişlerin kimler tarafından seslendirileceğine dair net bir bilgi ise henüz açıklanmış değil.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ovacık’ta 4 cemevi yardımı kabul etti; ‘Cemevi Başkanlığı hoca gönderirse müsade etmeyiz!’

    Ovacık’ta 4 cemevi yardımı kabul etti; ‘Cemevi Başkanlığı hoca gönderirse müsade etmeyiz!’

    PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında Dersim’de 16 tane cemevine yardım yapıldığı açıklandı. Yardımın yapıldığı Ovacık’taki cemevlerinden olan Tatuşağı Köyü Cemevi, Koyungölü Cemevi ve Yeşilyazı Cemevi’nin yöneticileri “Devlet camilere yardım yapıyorsa cemevlerine de yardım yapmalı” görüşünü savunuyor. Bu görüş Alevi toplumunda kabul edilmese de bazı cemevleri yöneticileri yardımlara ‘hayır’ demiyor. 

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Türkiye genelinde örgütlü cemevlerinin çoğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na mesafeli dururken, yardınlarını reddederken, bazı bağımsız ve örgütlü cemevlerinin yardımları kabul ettikleri ortaya çıktı.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında toplamda 8.704.266.00 TL harcanarak Geyiksuyu Cem ve Kültür Evi ve Burmageçit Köyü Cemevi, Kırklar Cemevi, San Saltık Türbesi Cemevi, Elmalık Mahallesi Cemevi, Şeyh Çoban Baba Cemevi, Kıl köyü Düzgünbaba Cemevi, Seyyid Derviş Abbas Dergahı Cemevi, Yeniköy Cemevi, Büklü Dede Cemevi, Pindigeli İmam Hüseyin Dede Cemevi, Derviş Gülabi Cemevi, Elgazi Köyü Cemevi, Yeşilyazı Köyü Cemevi, Tatuşağı Köyü Cemevi ve Koyungölü Köyü Cemevi’nin talepleri karşılandığı iddia edildi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yardımda bulunduğunu açıkladığı Tatuşağı Köyü Cemevi Başkanı Sabri Aksu’ya, Koyungölü Cemevi Başkanı İmam İnal’a ve Yeşilyazı köyü Muhtarı Kurtuluş Demirdöğen’e yardımları neden kabul ettiklerini sorduk.

    Alevi federasyonların ve konfederasyonların Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan masa, sandalye, parke taşı gibi yardımlar alınmaması için çağrılar yapsa da kırsalda birçok cemevi bu çağrılara uymayarak yardımları kabul ediyor.

    “DEVLET, CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETMESİ GEREKİYOR”

    Tatuşağı Köyü Cemevi Başkanı Sabri Aksu, “Parke taşlarını, 100 metre sundurma ve cemevinin etrafındaki taş örme işini yaptılar. 10 tane masa, 100 tane sandalye ve morg verdiler, bizden herhangi bir şey istemediler. Hepimiz bu devlette yaşayıp vergi veriyoruz, devletin de cemevlerine ufak tefek yardım etmesi gibi doğal bir şey yok. Yardımı kabul etmeyen olabilir, zorunlu bir şey değil sonuçta. Ama biz yardım ettiler diye cemevlerini onların istediği gibi kullanacak halimiz olmaz tabi ki. Cami nasıl ibadethane olarak kabul ediliyorsa devletin cemevlerini de ibadethane olarak kabul etmesi gerekiyor” diye belirtti.

    “DEVLETTEN HİÇBİR YARDIM ALMAMAK ÜZERİNE TOPLANTI YAPTIK”

    Tunceli Valiliği’ne 6 ay önce cemevlerinin morg ihtiyacını ilettiklerini ancak halen taleplerinin karşılanmadığını ifade eden Koyungölü Cemevi Başkanı İmam İnal, “Biz bu sene Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ya da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na bağlanmayı düşündük ama daha sonra bağımsız kalma düşüncesi ortaya çıktı. Cemevi yöneticileri ve üyeleriyle bir araya gelip yaptığımız toplantıda devletten cemevine ilişkin hiçbir yardım alınmaması üzerine konuştuk. Çünkü bugün devlet yardım ettiği zaman ileride Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacaksınız derler denildi. Temmuz ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan gelen müsteşar Ovacık’ta cemevlerinin başkanlarıyla cemevlerinin taleplerini görüşmek için toplantı yaptı ancak biz gitmedik” dedi.

    “CEMEVİMİZE HOCA GÖNDERİRLERSE BİZ ONA MÜSADE ETMEYİZ”

    Yeşilyazı Köyü Muhtarı Kurtuluş Demirdöğen ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizim köyümüzdeki cemevi inşaat halinde olduğu için fayans, kapı, boyama, mutfak dolapları gibi birçok eksiğimizi giderdiler. Bu ülkede biz de yaşıyoruz, camilere ödenek ayrılıyor, o yüzden cemevlerine de yardım yapılması gerekiyor. Köyde, şimdi cemevine yardım ediyorlar ama daha sonra cemevimize hoca gönderirler diye bir tartışma yaşandı ama biz ona müsaade etmeyiz dedik. Ancak bizim kendi dedelerimize maaş verilirse biz onu kabul ederiz ama onun dışında cemevimize önerecekleri dedeyi veya hocayı kabul etmeyiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Artan: Aleviler olarak kayyımlara karşı desteğimizi sürdürmeliyiz-VİDEO

    PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Artan: Aleviler olarak kayyımlara karşı desteğimizi sürdürmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, Aleviler olarak haksızlık nerede varsa orada olduklarını vurgulayarak,”Kayyım darbesinde ısrar etmek aslında bir siyasi çöküntünün tükenmişliğin de göstergesidir. Aleviler olarak biz mazlumun yanındaysak haksızlığın karşısındaysak bunun sürekliliğinin olması gerekiyor. Alevi kurumlarının hem yerelde hem de genel merkez düzeyinde desteklerini sürdürmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Dersim ve Ovacık’ın ardından Van’ın Bahçesaray Belediyesi’ne de 29 Kasım’da kayyım atandı. Kayyımlara karşı yurttaşlar tepkilerini dile getirip, protesto ediyor. Alevi kurumları da, atanan kayyımlara karşı olduklarını belirterek, kayyım atanan yerlerde açıklamalar yaptı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, atanan kayyımlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HALKIN İRADESİNİ YOK SAYMAKTIR

    Kayyımların halkın iradesini gasp ettiğini belirten Ayfer Artan, “Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekli yasası; seçilen bir belediye başkanı görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş bir meclis üyesi atanabilir. Ama bugünkü kayyım politikalarında bu söz konusu değil, direkt seçilen belediye meclisinin, halkın iradesine gasptır. Biz mesela kayyım geldiğinde Mardin, Batman ve Dersim’e gittiğimizde tamamen belediyeler ablukaya alınmış vaziyetteydi. Bu halkın iradesini yok saymaktır. Bunun başka bir açıklaması yoktur” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI OLARAK KARŞI ÇIKTIK”

    Ayfer Artan, Aleviler olarak haksızlık nerede varsa orada olduklarını vurgulayarak, baskıcı ve gaspçı zihniyetlere karşı tüm Alevi kurumları olarak karşı çıktıklarını söyledi.

    “HALKIN DİRENİŞİ ÇOK ANLAMLI”

    “Kayyım darbesinde ısrar etmek aslında bir siyasi çöküntünün tükenmişliğin de göstergesidir” diyen Ayfer Artan, şunları dile getirdi:

    “Kürt halkının 2016’dan beri kayyım darbelerine maruz kalıyor, halk seçiyor ama diğer taraftan tek zihniyetçi anlayış ve kayyım mantığıyla sandıkta alamadığı yeri kayyım atayarak el koyuyor. Ama 31 Mart seçimlerinde halk aslında sandıkta gereken cevabı verdiği halde bugün yine aynı zihniyet, aynı mantıkla devam ediyor. Yine alamadığı yerleri kayyım mantığıyla el koyuyor.

    Oradaki halkın direnişi çok anlamlı. Bizler de orada varız. Dersim’de de geçmişte gelen davalar bahane edilerek bir kayyım politikası uygulandı. Dersim halkı direngen bir halk ve kesinlikle kayyımlara teslim olmayacaktır. Belediyelerin önüne beton bloklar konuluyor hatta belediyeye gidilen yolları bile kapatmışlardı. Biz Alevi kurumları olarak başkanlık düzeyinde, genel merkez düzeyinde ve şube olarak da desteklerimizi sunuyoruz. Kesinlikle tekçi zihniyete ve faşist bir yönetime karşı direnişimize sürdürmekteyiz.”

    “DERSİM HALKI VE BİZLER ALEVİ KURUMLARI OLARAK TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Dersim ve Ovacık belediyelerine atanan kayyımın sadece belediyeye değil, o bölgenin kimliğine, kültürüne, yaşam tarzına, inancına yönelik atandığını vurgulayan Ayfer Artan, “Çünkü Dersim farklı bir kenttir, direnişin kentidir. Alevilerin yoğun yaşadığı bir kenttir. Burada önce doğayla başladılar. Gözeler’de restorasyon adı altında ‘restorasyon’ yapıldı ama oradaki halkın kutsal saydığı yerlere halk şu anda rahat bir şekilde gidip inancını yapamıyor. Aslında kayyım politikaları, asimilasyon politikaları belediyelere atanan kayyımdan çok öncesinde devam etmekteydi. Buna Dersim halkı ve bizler Alevi kurumları olarak teslim olmayacağız, direnişin her zaman yanında olacağız. Dersim buna boyun eğmeyecektir” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLER KAYYIMA KARŞI DİRENİŞE DESTEĞİNİ SÜRDÜRMELİ”

    Kayyımlara karşı ortayan konan mücadelenin sürdürülmesi gerektiğinin altını çizen Ayfer Artan, “Aleviler olarak biz mazlumun yanındaysak haksızlığın karşısındaysak bunun sürekliliğinin olması gerekiyor. Bu süreç devam edecek. Şu an halen daha eylemler devam ediyor. Alevi kurumlarının da genel merkez düzeyinde de yine desteklerini sunması gerektiğini düşünüyorum. Gündeme taşımaları gerekiyor. Bununla ilgili kamuoyu oluşturmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir güne sadece sığdırılmamalı. Sadece o gün gelip ziyaret edip dönülmemesi lazım. Devamını da getirmeleri gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

  • Görevden alınan Muhtar Şah İsmail Güyük CAN TV’ye konuştu: Hakkımı savundum-VİDEO

    Görevden alınan Muhtar Şah İsmail Güyük CAN TV’ye konuştu: Hakkımı savundum-VİDEO

    PİRHA- Gözaltına alınması sonrası görevden alınan Burmadere (Sors)Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük, yaşanan sürece dair CAN TV’ye konuştu. Güyük, Aleviliğin ‘Alevi Diyaneti’ne bağlanmasına karşı çıktığı için baskı altına alındığını vurgulayarak, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyorum, yakamızdan düşsünler. Aleviler olarak her türlü çalışmamızı kendi kaynaklarımızdan yaparız. Kimseye ihtiyacımız yok” dedi.

    Alevi köy muhtarlarından köylerindeki cemevlerinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanmasını isteyen AKP hükümeti görevlilerine karşı çıkması sonrası gözaltına alınıp, hakkında soruşturma başlatılan ve ardından yerine kayyım atanan Burmadere (Sors)Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük, CAN TV’ye konuştu.

    “HAKKIMI VE ALEVİLİĞİMİ SAVUNDUM”

    Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek’in çağrıcısı olduğu toplantıda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmek için kurulmuş bir kurum olduğunu ve tanımadığını belirtmesinin ardından kendisinin hedef alındığını aktaran Güyük, “Biz ne Diyanet’i istiyoruz, ne de Cemevi Başkanlığı’nı istiyoruz. Diyanet’i lağvedin, bütçesini de eğitime harcayın dedim. Biz bu zamana kadar nasıl ibadetlerimizi yaptıysak bundan sonra da aynı yaparız, dedim. Bu konuşmalardan bir süre sonra gözaltına alındım. Ki orada alacakları belliydi. Ben hakkımı ve Aleviliğimi savundum. Kimseye bir şey demedim” dedi.

    “TEPKİLER ARTINCA KAYYIM KARARINDAN VAZGEÇTİLER”

    Sorgu sürecinin ardından hakim karşısına çıktığında Aleviliği savunduğu için bu süreci yaşadığını söyleyen Güyük, “Söylediklerimi yazmadılar. Ardından denetimli serbestlikle bırakıldım. 22 Kasım’da kaymakamlıktan çağrıldım ve mazbatam istendi. Görevden alınmış oldum. Ardından yerime kayyım atandı. Tepkiler artınca da birinci aza, muhtar olarak görevi aldı” diye belirtti.

    “KİMSEYE İHTİYACIMIZ YOK”

    Güyük, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmek için kurulduğunun altını çizerek, şunları ifade etti:

    “Kısım kısım bizi asimile etmek, cemevlerimizi de minaresiz camiye çevirmek istiyorlar. İktidar neden bizden rahatsız oluyor? Güçlenmemizi kabullenmiyorlar. Halbuki bizler onlardan bir şey de istemedik. Cemevlerimizi kendimiz imece usülüyle yaptık, yapıyoruz. Bizden daha ne istiyorlar? Demek ki kafalarında bir şeyler var. Ben bunu bildiğim için rahatsız oluyorum. Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyorum, yakamızdan düşsünler. Aleviler olarak her türlü çalışmamızı kendi kaynaklarımızdan yaparız. Kimseye ihtiyacımız yok.”

    Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile ederek yok etmenin yollarını aradığının altını çizen Güyük, yetkililerin köy köy gezip cemevlerinin neye ihtiyacı olduğunu sorduğunda “Bizim size ihtiyacımız yok” cevabını verdiğini vurguladı.

    Alevilere de seslenen Güyük, “Onurlu bir şekilde durmak bizim için en iyisi. Alevi olan zengin iş insanları cemevlerine baksın. Cemevlerini kimseye muhtaç etmesinler, kendi halkının yanında olsunlar” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Fırat, Alevi köyü Burmadere Muhtarlığına atanan kayyımın gerekçelerini sordu!

    Fırat, Alevi köyü Burmadere Muhtarlığına atanan kayyımın gerekçelerini sordu!

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Ardahan Damal İlçesine bağlı Burmadere Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük’ün görevden alınıp, yerine kayyım atanması hakkında TBMM’ye soru önergesi verdi. Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Muhtar Şahismail Güyük hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı, soruşturma raporu olmadığı halde neden görevden alınmıştır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Ardahan’ın Damal İlçesine bağlı Burmadere(Sors) Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük’ün görevden alınıp, yerine kayyım atanmasını kınadı.
    Konuyla ilgili Meclise soru önergesi sunan Fırat, Ardahan Valisinin, Alevi dedeleri, cemevi başkanları ve 28 Alevi köy muhtarı ile toplantı yaptığını ve muhtarlardan, köylerindeki cemevlerinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanmalarını istediğini hatırlattı.

    Celal Fırat, söz konusu toplantıda Burmadere Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük’ün, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanmaya karşı çıktığını belirterek
    “Göyük hakkında on yıl önce 68 kuşağının önderlerine ait görselleri sosyal medyasında paylaştığı için hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Muhtar Şah İsmail Güyük, Ardahan Cumhuriyet Savcılığının açtığı davanın duruşmasında denetimli serbestlik şartıyla serbest bırakılmıştır” diye ekledi.

    “GÖRÜŞ İFADE ETMEK NEDEN SUÇ SAYILMAKTA?”

    Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    1. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı olan Ardahan Burmadere Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı, soruşturma raporu olmadığı halde neden görevden alınmıştır?
    2. Halkın iradesi ile muhtarlığa seçilen Ardahan Burmadere Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük’ün görüşünü ifade etmesi neden suç sayılmaktadır?
    3. Köylerde faaliyet yürüten Cemevlerinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanması hakkında bir zorunluluk mu vardır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar görevden uzaklaştırıldı: Bu faşizm değil de nedir?

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar görevden uzaklaştırıldı: Bu faşizm değil de nedir?

    PİRHA- Ardahan Valisi’nin köydeki cemevlerini, Cemevi Başkanlığına bağlanması talebini eleştirdiği için hakkında dava açılan Burmadere Köyü Muhtarı Şahismail Güyük, valilik kararıyla görevinden alındı. Şahismail Güyük görevden alınacağını öngördüğünü belirterek, “Hakkımda kesinleşmiş mahkeme kararı yok, soruşturma raporu yok, kaymakam beni suçlu ilan etmiş, benimle görüşmüyor. Bunun adı faşizm değil de nedir ki?” diyerek karara tepki gösterdi.

    Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek, Ardahan’daki Alevi dedeleri, Cemevi başkanları ve yirmi sekiz Alevi köy muhtarlar ile yaptığı toplantıda, Alevi köy muhtarlarından köylerindeki cemevlerini Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmalarını istedi. İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Esma Ersin’in de bulunduğu toplantıda Muhtar Şahismail Güyük Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmaya karşı çıktı. Bunun üzerine Muhtar Şahismail Göyük hakkında on yıl önce 68 kuşağının önderlerine ait görselleri sosyal medyasında paylaştığı için “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan gözaltına alındı. Muhtar Güyük hakkında adli ve idari soruşturma başlatılarak Ardahan Cumhuriyet Savcılığı dava açtı. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada muhtar Şahismail Güyük denetimli serbeslik şartıyla serbest bırakıldı. Şahismail Göyük iki aydır her pazartesi günü jandarma karakolunda imza atarken bu kez görevden uzaklaştırıldığını öğrendi.

    Artı Gerçek’ten Mehmet Menekşe’nin haberine göre, Damal Kaymakamı Ahmet Sami Meram görevden alma kararını 26.11.2024 Salı günü Şahismail Göyük’e tebliğ ederek muhtarlık mührünü, kimliğini ve resmi evrakları kaymakamlığa teslim etmesini istedi. Burmadere Köyü Muhtarlığına ait muhtarlık mührü, evlenme defteri, karar defteri, tapu v.s. muhtar kimliğini Damal Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğüne teslim eden Şahismail Göyük 26 Kasım Salı günü muhtarlık görevinden uzaklaştırıldı.

    “GÖREVDEN ALINACAĞIMI BİLİYORDUM”

    Denetimli serbestlik nedeniyle her pazartesi günü Damal Jandarma karakoluna giderek imza attığını belirten Şahismail Güyük görevden alınacağını öngördüğünü, bunu beklediğini belirtti. Göyük yaşananlarla ilgili şunları söyledi:

    “Görevden alınacağımı öngörüyordum zaten, dün de (26 Kasım) görevden alma yazısını kaymakamlık bana tebliğ etti ve görevime son verdiler. Muhtarlık mührünü, evrakları kaymakamlık Yazı İşleri Müdürlüğüne teslim ettim. Hakkımda açılan adli ve idari soruşturma devam ediyor ve denetimli serbestlik şartı ile serbest bırakılmıştım, her pazartesi günü Damal Jandarma Karakoluna imza atmaya gidiyorum. Beni görevden aldılar ancak henüz muhtar olarak birini görevlendirmediler.”

    Hak etmediği şekilde baskı altına alındığını belirten Şahismail Güyük şu şekilde konuştu;

    “Hakkımda kesinleşmiş mahkeme kararı yok, soruşturma raporu yok, kaymakam beni suçlu ilan etmiş, benimle görüşmüyor. Okul çocuklarına elbise dağıtımı için gelen kaymakam benim için “Burmadere Köyü muhtarı gelmesin” dedi, ben de gitmedim. Açıktan baskı yapılıyor, dışlanıyoruz, toplantılara alınmadım, devlet erkanından kimse benimle konuşmuyor, bunun adı faşizm değil de nedir ki?

    “DAVA AÇACAĞIM”

    “Bana Alevilik üzerinden soruşturma, dava açamadıkları için on yıl önce yaptığım 68’liler kuşağının önderlerinin fotoğraflarını paylaştığım için beni terörü ve teröristi övmekten gözaltı yaptılar. Cemevi Başkanlığı Alevileri asimile etmek, hükümete yedeklemek için kurulmuş bir yer, burası bizim inancımızı, yolumuzu temsil etmiyor ki. Biz folklor eki değiliz ki bizi Kültür Bakanlığına bağlıyorlar. Benim buna itiraz etme, karşı çıkma hakkım yok mu? Burası inanç, ibadet merkezidir, bizim değerlerimizle niçin dalga geçiyorlar? Diğer köy muhtarları susmuş, karakoldan, kaymakamlıktan korkan, hizmet gelmez diye konuşmayan insanlar. Ben öyle olmadığım, karşı çıkıp, konuştuğum için üzerime bu şekilde geliyorlar. Ben hakkımı hukuksal olarak sonuna kadar arayacağım ve dava açacağım.”

    “İNSAN HAKLARI GÜNÜNDE DURUŞMAM VAR”

    Hakkında terör örgütü propagandası yapmaktan dava açıldığını, davanın 10 Aralık insan hakları gününde Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinde ilk duruşmansın yapılacağını belirten Şahismail Gyük şu şekilde konuştu:

    “Hakkımda terör örgütü propagandası yapmaktan dava açıldı ve 10 Aralık’ta insan hakları gününde mahkemem var. Haksız, hukuksuz yere görevden alıyorum, haklarım elimden alınmış, insan hakları gününde de mahkemem var. Kendimi savunacağım ve asla yılgınlık yok.”

    (HABER MERKEZİ)

     

    İLGİLİ HABERLER

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar gözaltına alınmıştı; Damal Dernekleri Federasyonu’ndan tepki!

     

  • Çan-Der Başkanı Yıldız’dan Cemevi Başkanlığı tepkisi: Alevileri bir kuruma bağlamasınlar-VİDEO

    Çan-Der Başkanı Yıldız’dan Cemevi Başkanlığı tepkisi: Alevileri bir kuruma bağlamasınlar-VİDEO

    PİRHA-AKP tarafından kurulan Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler nezdinde bir önemi olmadığını söyleyen Çan-Der Başkanı Veysel Yıldız, Alevi inancının sadece kültür olmadığını inanç olarak tanınması gerektiğini söyledi. Yıldız, bölgede nüfus azaldığı için çalışmaların yeterli olmadığını belirterek, “Aleviler, cemevlerine sahip çıksınlar, inançlarına sahip çıksınlar” dedi. 

    Çiftlik, Ambar ve Nergele Köyleri Yardımlaşma Derneği (ÇAN-DER) Başkanı Veysel Yıldız, Alevi inancının, cemevinin devlet tarafından tanınmamasını, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi asimilasyonunu, Alevilere yönelik faaliyetlerini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “ALEVİLERİ BİR KURUMA BAĞLAMASINLAR, İNANÇ OLARAK TANISINLAR YETER”

    Kültür Turizm Bakanlığı’nın kurmuş olduğu Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Yıldız, Alevi inancının sadece bir kültür olmadığını, bir inanç olduğunu belirtti.

    Yıldız, “Bizim bir inancımız, kültürümüz, yaşantımız var, bunu tanısınlar. Bizim talebimiz budur. Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın bize göre bir yetkisi yoktur. İsviçre’de yaşadığım dönemde devlet Alevileri bir inanç olarak tanıdı. Biz de ülkemizde aynı anlayışı bekliyoruz. Diyoruz ki biz bir inancız. Yoksa bunu bir yere bağlanması bizi alakadar etmiyor. Kültür Bakanlığının amacı kültürel çalışmalar yapmaktır ama biz bir inancız. Alevileri bir kuruma bağlamaya gerek de yoktur, inanç olarak tanısınlar yeter. Biz de bu ülkede vatandaşlık görevlerini yerine getiriyoruz. Biz tarihten bugüne kadar inancımızı getirmeyi sürdürdük, yine devam ettiririz. Eğer devletten gelen yetkili kişiler bizim inancımızı tanımıyorsa biz gelen yardımları kabul etmeyiz. İnancımızı bizlere sorsunlar” dedi.

    “İNANCIMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    Bölgede az sayıda insanla yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu ifade eden Yıldız, şöyle devam etti:

    “Yazın insanlar buraya geldiğinde çalışma faaliyetleri daha aktif. Kışın ise insanlar olmadığı için inanç hizmetleri aksıyor. Aleviler, cemevlerine sahip çıksınlar, inançlarına sahip çıksınlar.”

    Kamber YILDIZ/EKİNÖZÜ-MARAŞ

  • Prof. Dr. Yalçınkaya: Aleviler onlar için insan değil, Alevinin ölüsü de ölü değil!-VİDEO

    Prof. Dr. Yalçınkaya: Aleviler onlar için insan değil, Alevinin ölüsü de ölü değil!-VİDEO

    PİRHA- Halkların Köprüsü Derneği’nin buluşmasında konuşan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Tüm aşamalardan sonra Sünnileşmemiş ve Türkleşmemiş iseniz artık en başa dönüyoruz. Yani ‘siz insan değilsiniz, size her yol mübah’ deniliyor. Şu anda bunun temel aracı da merkezi kurum olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’dır” dedi. Yalçınkaya, bu kurumun sivil olan, devlet dışında kalmış Alevi örgütlenmelerine el koymaya çalıştığını belirterek “Ya devletin Sünniliği gibi normatif bir yapıyı kabul edip insan olarak kalmaya devam edeceksiniz ya da bunu ret ederseniz. Süreç başa dönecektir!” diye belirtti. 

    İzmir’de çalışmalarını yürüten Halkların Köprüsü Derneği, “Güzel Çarşamba Buluşmaları” kapsamında bu hafta Alevilik, din antropolojisi, din ve siyaset ilişkisi, siyasal bünye ve siyasal düşünceye dair çalışmalar yürüten Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya‘yı konuk etti.

    Moderatörlüğünü Mehmet Kuyurtar’ın yaptığı buluşmada Prof.Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Herkesin Bildiği, Kimsenin Görmediği: Alevi Sorunu” başlığıyla söyleşi gerçekleştirdi.

    DERSİM RAPORLARI VE MURAT BELGE’NİN ÇEVİRİSİNDEKİ ENSESTLİK 

    1930-1937 yılları arasında tutulan devlet raporlarında Dersimli Kızılbaş Alevilere yönelik ensestlik söylemlerine kimi örnekler vererek tepki gösteren Yalçınkaya, “Dersim raporlarında mezhep ve adet dilinin Türkçe, Dersimli kadınların ‘oynaş’ olduğuna yer veriyor. Bununla bitmiyor ve benzer şeyler sürekli tekrarlanabiliyor. Yani onlar için ülke sınırları içerisinde ensest tabusunu çiğneyen bir topluluk var. Bırakalım 1930’lu yılları, 60’lı yıllardan bugüne kadar bunlar kitaplarda duruyor. Sosyalistim diye geçinen Murat Belge çevirdiği bir kitapta ensestliği Kızılbaşlık diye çevirdi. Ve bu anlaşıldığı zaman özür dilemeye davet edildiği halde ağzını bile açmadı. O Murat Belge; yapar, konuşur, bütün çamları devirir, herkese hakaret eder ama kimse kılına dokunamaz. Bunu kötü niyet ve cehaletle mi açıklayacağız? Hayır asla! Dönemin Dersim raporlarında kaç tahta kurusu, kaç pire olduğu dahil sayılmış, raporlara geçilmiş. Dolayısıyla ensest tabusunun olmadığını, çiğnenmediğini çok iyi biliyorlar. Sözüm ona şunu iddia ediyorlardı. Dersim’de köprünün yakılması, karakolun yakılması ve bir askerin öldürülmesi ne içindi? Kendi kaynaklarınız bunun namus meselesi olduğunu söylüyor. Bunlar bu kadar ‘namussuz’ ise neden bir askeri öldüren kişiyi teslim etmek yerine sonuna kadar savundular ve karşılığında binlerce kişi öldü? Bu kadar mı izanınızı yitirdiniz? Bu sözüm aynı zamanda Murat Belge’yedir de” diye konuştu.

    “ENSESTLİK SUÇLAMASI KIZILBAŞ TOPLULUKLARA YÖNELİK POLİTK BİR MESELEDİR”

    Genel itibariyle Kızılbaş-Alevi topluluklara yönelik ‘ensest’ suçlamasının politik bir mesele olduğu vurgusunda bulunan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “İnsanı insan yapan, hayvanın dışında bir şeye dönüştüren kültürel form nedir? İnsanı insan yapan şey kesinlikle ve kesinlikle devlet ya da siyaset kurumunun ta kendisidir. İnsan ancak devletli bir varlık olarak kurulabildiği için bunun Alevilerle çok yakından bir bağlantısı var. Aleviler kesinlikle ve kesinlikle insan değildir. Niye insan değildir? Devlet yoksa, kurumsallaşmış siyasetin çeşitli biçimleri ile karşılaşmıyorsak üç temel şey yoktur.
    Bir, kesinlikle orada din yoktur, çünkü din devlet içindir, devlet din için değildir. Devletin olmadığı yerde dine de ihtiyaç yoktur.
    İkincisi, orada bir cinsiyet rejimi yoktur. Cinsiyet rejimi derken kastettiğimiz şey kadın-erkek iktisadi/kültürel rolleri, toplumsal işlevleri arasındaki bir sınıf çizgisi yoktur. Üçüncü bilinen şey ise devlet yoksa emek de yoktur. Yani üretici güçlerin neyi üreteceği, neyi paylaşacağı, toplumsal artının kime nasıl dağıtılacağına dair bir karar da yoktur. Dersim raporları buna da değinir. Dersim raporlarını kaleme alanlar için, bütün Dersimliler hırsızdır, soyguncudur. Ağalar ve seyitler onlar için sömürücüdür. Bu raporlarla bağlantılı olarak bütün Dersimlileri hırsız, soyguncu olarak nitelendirmek burada bir emek rejiminin olmadığına göndermedir. Dolayısıyla genel olarak Kızılbaş topluluklar eğer ensest ile suçlanıyorsa bu doğrudan politik bir meseledir” diye belirtti.

    “ALEVİLER ONLAR İÇİN İNSAN DEĞİL VE HALA BÖYLE”

    Yalçınkaya şöyle devam etti:

    “Yani ‘insan olarak kurulmamaları’ doğrudan devletle kurdukları ilişkileri ya da devletle ilişkisizlikleri ile ilgili. Ya da kendi iç işleyişleri gereği devlete ihtiyaç duymamaları. Kızılbaş topluluklar dönemin koşulları içerisinde uzun yüzyıllardır devlete ihtiyaç duymadan yaşadılar. Kendi toplumsal/dinsel kurumları devlete yer bırakmıyordu. Devlet dediğiniz şey neydi ki? Devlet dediğiniz şey eninde sonunda insanları gayri-siyasi varlık haline getirerek siyasileştirir. Yani bizim siyasal varlığımızla inkar etmemizle kendisi var olabilir. Alevi siyasi bünyesi devlete bu şansı vermiyor. Alevilerin kadınların ve özellikle ensest üzerinden vurulmaya çalışılması cehaletle veya tüm azınlık toplulukların baştan itibaren suçlandığı gibi bir suçlamayla karşı karşıya olduğu biçimiyle açıklanmamalı. Alevilik söz konusu olduğunda bu açıklama yetmiyor. Dönüp mutlak devletle ilişkisine, devletle mesafesine yani ‘insan olup olmamasına’ bakmamız gerekiyor. Aleviler bu yanıyla onlar için insan değil ve hala böyle.”

    HATUN TUĞLUK’UN CENAZESİNE SALDIRIYI HATIRLATMA

    Prof. Dr. Yalçınkaya, Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik 13 Eylül 2017’de gerçekleşen saldırıyı da hatırlattı.

    “Alevinin ölüsü ölü değil” diyen Yalçınkaya, “İnsanın ölüsünü gömen varlık olabilmesi için önce ölüsünün doğması yani ortada bir ölünün olması gerekir. Alevinin ölüsü ölü değil, ceset. Naaş diyemiyorlar. Çünkü naaş Sünni Müslümana ait bir şey. Allah’tan rahmet dileyemiyorsunuz Sünni Müslümana dilenir. Ölüyü gömebilecek insanın doğabilmesi için, önce ölenin ölü olarak kodlanabilmesi gerekir. İşte en çarpıcı olan Hatun Tuğluk örneğini hep birlikte yaşadık. Hatun Tuğluk hasta bir kadın ve Hakk’a yürümüş. Vasiyetinde Ankara Gölbaşı’nda gömülmesini istemiş. İlk olayı çıkaranlar ‘burası Sünni mezarlığı, Kızılbaşı defnettirmeyiz’ dediler. Sonra grup kalabalıklaştıkça Sünni argümanı yerini Türklüğe bıraktı ve ‘burası Türk mezarlığı, Ermeniyi defnettirmeyiz’ dediler. Kürt diyemediler, Kürt’ü defnettirmeyiz diyemediler. Ama onun bir adım ötesi Kürt’ü de defnettirmemek. Çünkü Kürt’ün ölüsü de ölü değil. Dolayısıyla önce ölümüzü gömebilecek varlık olabileceğiz ki insan olabilelim” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, DEVLET DIŞINDA KALMIŞ ALEVİ ÖRGÜTLENMELERİNE EL KOYMAYA ÇALIŞIYOR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın devlet dışı kalmış Alevi örgütlemelerine el koymaya çalıştığını dile getiren Yalçınkaya, “Tüm aşamalardan sonra Sünnileşmemiş ve Türkleşmemiş iseniz artık en başa dönüyoruz. Yani ‘siz insan değilsiniz, size her yol mübah’ deniliyor. Şu anda bunun temel aracı da merkezi kurum olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’dır. Bu kurum tümüyle Alevi çalıştaylarının zihniyetiyle ortaya çıktı. Yeniçeri kırımında nasıl ki sivil Alevi halk topluluklarını katletmiş ve başına Nakşiler getirilmiş ise aynı şekilde burada sivil olan devlet dışında kalmış Alevi örgütlenmelerine el koymaya çalışıyor. Cemevi hizmetlerinden, eğitim faaliyetlerine kadar tüm çalışmaların bu kurumun denetimi ile sürdürüleceği ve Alevi-Bektaşi inanç önderlerinin bu yapı içerisinde kadro edilebileceği söyleniyor. Bütün kavga buradan çıkıyor ve dolayısıyla son aşamadayız. Ya devletin Sünniliği gibi normatif bir yapıyı kabul edip insan olarak kalmaya devam edeceksiniz ya da bunu ret edersiniz. Süreç başa dönecektir! Ve süreç başa dönme eğiliminde” dedi.

    Söyleşi soru cevap ile son buldu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Karabudak: Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine kendi dedelerini atamaları kayyumdur-VİDEO

    Karabudak: Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine kendi dedelerini atamaları kayyumdur-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, hükümetin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması düzenlemesine, asimilasyon politikalarına tepki gösterdi. İktidarın Aleviliği kendine benzeterek yok etmek istediğini belirten Karabudak ayrıca “Alevilerin dişiyle, tırnağıyla yaptığı cemevlerinin tapusunu istemek, kendi yetiştirdiği dedeleri oraya atamak bir nevi kayyumdur” dedi.

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilik inancından uzak faaliyetleri sebebiyle toplumda tepki görüyor. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurulması, dedelere maaş teklif edilmesi, Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne müdahale edilmesi, başkanlık tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Gençlik Kampı’nda bir gencin bozkurt işareti yapması ve bu fotoğrafın resmi sitede paylaşılması gibi olaylar büyük tepkiler ile karşılandı.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik uyguladığı asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirirken, başkanlık ile faaliyet yürüten Alevileri de özlerine dönmeye davet etti.

    “ALEVİLER KENDİ İKRARIYLA, KENDİ YOLUNDA SÖZ KURMALI”

    İktidarın Aleviliği kendine benzeterek yok etmek istediğini belirten Mustafa Karabudak, iktidarın bu uygulamalarına alan açan Alevilerin de suçlu olduğunu söyledi.

    Karabudak şu ifadeleri kullandı:

    “Aşık Serdar’ı bunda yaklaşık yüzyıl önce ‘nesini söyleyeyim canım efendim/ gayrı düzen tutmaz telimiz bizim/ arzu hal eylesem deftere sığmaz/ omuzdan kesiktir kolumuz bizim/ demiştir. Şimdi elbette devlet kendi görevini görüyor. Yüzyıllardır asıp, kesip, katledip, bitiremediği Aleviliği şimdi asimile ederek, kendine benzeterek yok etmek istiyor. Ama suç burada devletten ziyade ona yanaşan, yanında duran, onun çalışmalarının önünü açan bizim Alevilerdedir, pirlerdedir, tırnak içinde Alevi kanaat önderlerindendir. Tabii ki ona izin vermemeleri gerekirdi. Hacıbektaş’ta yapılan anma etkinlikleri, sempozyumlar, muhabbetler, Damal’da karşı çıkan muhtarı gözaltına alması ve cemevlerinin tapusunu istemesi bu bir nevi de kayyumdur yani. Alevilerin dişiyle, tırnağıyla yaptığı cemevlerinin tapusunu istemek kendi yetiştirdiği dedeleri oraya atamak bu bir nevi kayyumdur. Biz buna kayyum olarak bakıyoruz. Bunlar doğru değil ama sorun dediğim gibi Alevilerdedir. Aleviler artık biraz daha kendi özne dönmeliler, kendi hakikatiyle hareket etmeliler. Her seferinde devlete ve yerel yönetimlere, belediyeye yanaşan Alevilerin olacağı nokta da budur. Biraz kendi ikrarıyla, kendi yolunda Aleviler söz kurmalı, ona göre davranmalı. Etkinliklerini kendi imkanlarıyla yapmalı, kendi tabanından aldığıyla rıza lokmalarını paylaşmalı. Suçu sadece orada aramamak gerekir. Devletin, siyasal iktidarın kurduğu Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yaklaşık bir yıldır tüm faaliyetlerini hızlı bir şekilde devam ettirmektedir. Bağımsız cemevlerini daha çok yanlarına almaya çalışıyor.”

    “DEVLET ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ DERKEN ORADAN DA BESLENMEMEK GEREKİR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, ayrıca büyük federasyonlara bağlı cemevlerini ve dernekleri de yanında tutmaya başladığının altını çizen Karabudak, Alevi kurumlarının ortak söz kurmalarının önemine de vurgu yaptı.

    Karabudak, “Sosyal medya hesaplarına baktığımızda her geçen gün biraz daha artarak sayıları çoğalıyor. Sokakta ya da medyada dönem dönem açıklama yapan Alevi kurumlarının ‘devletin Alevisi olmayacağız’ derken, diğer taraftan da kendilerine bağlı şubelerin oraya eklendiğini görmeleri lazım, oradan söz kurmaları gerekir. Bir taraftan ‘biz devletin Alevisi olmayacağız’ derken bir bakıyoruz kendisine bağlı şubeler gitmiş orada o başkanlıkta yer almışlar, oradan aldıkları bütçeyle çalışma yürütüyorlar ya da resmen belediyelere bağlanmışlar” dedi.

    Karabudak şöyle devam etti:

    “Artık AKP kendi asimile edemediği Alevileri, yerel yönetimlerin üzerinden asimile etmeye çalıştı. Eğer oradaki veriler doğruysa bu kurumlar gidip şubelerine ya da cemevlerine müdahale etmeleri lazım. Yalansa gidip bu Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yalan haberden ötürü mahkemeye vermeleri gerekir. Bir şekilde bunların kendilerini aklamaları gerekiyor. Kendi özüne dönüp kendi Aleviliğini hatırlamaları gerekir. Bizlerin, Alevi kurumlarının bir arada olup, kendi özümüze dönüp, aynı sözü kurmamız lazım. Hiçbir şekilde devlet Alevisi olmayacağız derken oradan da beslenmemek gerekir. Tabii ki dönem dönem belediyelerin salonları kullanılır, bir araç tahsis, için başvurulur, onlar normaldir. Bu ülkede yaşıyoruz, vergi veriyoruz, bizim belediyelerimizdir ama en ufak bir ihtiyaçta da oralara gitmek artık Aleviliği ayağa düşürmektir.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    Erçe’den tepki: Aleviler inancını yarışma konusu yapmazlar-VİDEO

  • Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerinin muhtarlarına baskı yaparak, cemevi tapularını istemesine tepki gösterdi. Damal’ın Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün Cemevi Başkanlığı’nın isteklerine karşı geldiği için gözaltına alınmasını eleştiren Alevi örgütleri, “Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin!” dedi. 

    AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istiyor. Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, bu duruma ve Alevilere yönelik asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için gözaltına alındı. Göyük, savcılıkta verdiği ifadenin ardından denetimli olarak serbest bırakıldı.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerindeki muhtarlara baskı yapmasına Alevi örgütleri sessiz kalmadı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın köy muhtarlarına yaptığı baskıya tepki gösterdi.

    Cemevi Başkanlığı’nın, cemevi tapularını ele geçirmek için muhtarlara baskı yaptığı belirtilen yazılı açıklamada, “Vaatlerle biat etmeye çalıştırılan toplumumuzu şimdi baskılarla biat ettirmeye çalışıyorlar” denildi.

    CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN!”

    Yapılan açıklamada, Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarların yanında olunacağına vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istemekte ve başkanlığa bağlanmasını talep etmektedir. Ardahan ili Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, cemevlerimize yönelik uygulanan asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için çeşitli algı ve bahanelerle gözaltına alınmış, savcılıkta denetimli serbest bırakılmıştır. Kendisi, halkımızın iradesi ve oylarıyla seçilmiş muhtarımızdır ve yalnız değildir. Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız.

    Alevilerin ibadeti cemdir, ibadet yeri cemevleridir. Asimilasyon ve inkâr politikalarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bizi temsil etmiyor; bunu asla kabul etmeyeceğiz. Alevilerin inancını folklorik bir yapı içinde göstermek hiç kimsenin haddi de hakkı da değildir. Bu yaklaşım, Alevi inancını yok saymaktır. Kadimden bugüne kadar Yol önderlerimiz, pirlerimiz, analarımız ve âşıklarımız asla Yollarından ve inançlarından dönmemiş, biat etmemiş, diz çökmemiş ve el açmamıştır. Onlarca kıyım, katliam ve sürgüne rağmen pir, talip, mürşit, rehber ilişkileri rızalık şehri esasına göre yürütülmüştür. Devlet ve hiçbir kamu görevlisi inançları tarif edemez.

    “İNANCIMIZDAN VE CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN”

    Biz Alevi yurttaşlar olarak, demokratik, laik, çağdaş, temel hak ve özgürlüklerin, hukukun ve adaletin paylaşımının tüm halklara eşit uygulandığı bir Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasa önünde eşit olarak kardeşçe yaşamak istiyoruz. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin! Haksızlığa, ihbarcılığa, tekçiliğe, asimilasyona ve inkâra asla teslim olmayacağız, izin vermeyeceğiz.

    Biz Aleviler, inadına tüm halklarla, inançlarla, kültürlerle ve dillerle kardeşçe bir arada, laik ve demokratik bir cumhuriyette eşit olarak yaşamak istiyoruz. Bugüne kadar Aleviler olarak inadına barışı, inadına kardeşliği, inadına ortak yaşamı, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve tam bağımsız Türkiye’yi savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yıldız: Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması Yolumuza, kültürümüze ihanettir!

    Yıldız: Cemevi Başkanlığı’nın deyiş, semah yarışması Yolumuza, kültürümüze ihanettir!

    PİRHA-HBVAKV Nurhak Şube Başkanı Lütfi Yıldız, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi. Yıldız, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenleyeceği yarışma yolumuza, inancımıza olan saygısızlık ve kültürümüze bir ihanettir” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Nurhak Şube Başkanı Lütfi Yıldız, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI KAPATILMALIDIR”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenleyeceği para ödüllü yarışmanın Alevi inancını asimile etmek amacıyla yapıldığını ifade eden Lütfi Yıldız, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenleyeceği yarışma yolumuza, inancımıza olan saygısızlık ve kültürümüze bir ihanettir” dedi.

    Yıldız, Semah dönmek iyi döndü, kötü döndü yarışması olmaz. Sesi iyi sesi kötü olmaz. Bütün dünya senin olsun bir dost, bir post yeter bana diyen aşıklarımız ve ustalarımızın dediği gibi inancımıza dokunmayın. Bu programa katılmak Yolumuza ihanettir, asimilasyona destek vermektir. Biz birilerinin Alevisi değiliz. Kurulmuş olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kapatılsın” dedi.

    PİRHA/MARAŞ

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

  • Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz  yok!

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    PİRHA-Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi. Dolu, “Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur, kimsenin katılmaması lazım. Çünkü biz Duaz-ı İmamlarımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI ASİMİLE ETMEYE YÖNELİK BİR DURUM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler tarafından, Alevi Diyaneti olarak adlandırıldığını söyleyen İnanç Dolu, “Diyanet İşleri Başkanlığı da ilahi okuma ve Kuran’ı güzel okuma yarışması düzenliyordu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da benzer bir yarışma düzenlemesi tamamen Alevi inancını asimile etmeye yönelik bir durumdur” dedi.

    “ALEVİLER, YARIŞMAYA KESİNLİKLE KATILMASIN”

    Duaz-ı İmamların ve deyişlerin Alevi inancının temelini oluşturduğunu vurgulayan Dolu şunları ifade etti:

    “Kalıplaşmış bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Alevilerin böyle bir yarışmaya kesinlikle katılmaması gerekiyor. Yıllardır devlet tarafından yaratılmak istenen Aleviliğin bugünkü projesi de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasıdır. Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur. Çünkü biz Duaz-ı İmam’larımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

    PİRHA- MHP desteğiyle AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurdu. Yarışmada para ödülü verileceği belirtildi. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan sert tepki göstererek, “Bu Alevi ve Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi olduğunu hep söylemiştik. Siz bu işi eğlence mi sanıyorsunuz bakan bey? Bu maskaralığa son verin! Deyişler Alevilerinin Yol çizgisidir. Semah Alevilerin ibadetidir” dedi. 

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekiyor. Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu.

    ÖDÜL OLARAK PARA VERİLECEK

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışmasında’ birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verileceğini belirtti.

    “BU MASKARALIĞA SON VERİN”

    Sözcü’den Evren Demirdaş‘ın haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenleyeceği yarışmaya tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, deyiş, nefes, semah, duaz-ı imam sözlerinin parayla yan yana getirmenin aymazlık olduğunu belirtti.

    “BU MASKARALIĞA SON VERİN”

    Akdoğan, şu ifadeleri kullandı:

    * “Bu Alevi ve Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi olduğunu hep söylemiştik, bakın bir kez daha gördük. Siz bu işi eğlence mi sanıyorsunuz bakan bey? Bu maskaralığa son verin. Deyişler Alevilerinin Yol çizgisidir. Semah Alevilerin ibadetidir. Aleviler ruhlarını duazlarla temizler, arınırlar. Tarih boyunca uğradıkları tüm haksızlıklara rağmen karıncayı incitmeyen bu insanları böyle incitmeyi nasıl göze alırsınız.

    “DEYİŞLERİ KÖTÜ SÖYLEYEN İYİ SÖYLEYEN, BAĞLAMAYI İYİ ÇALAN, KÖTÜ ÇALAN DİYE BİR ŞEY OLMAZ”

    * ‘Bütün dünya senin olsun, bir dost, bir post yeter bana’ diyen insanlar Alevileri parayla düzenlediğiniz yarışmalarla mı kandıracaksınız? Deyişleri, Duazları iyi söyleyen kötü söyleyen diye bir şey olamaz. Bağlamayı iyi çalan kötü çalan diye bir şey olamaz. Semahı iyi dönen kötü dönen diye bir şey olamaz. Bunların ölçüsü Alevilerin iç dünyasındadır. Dünyanın en kötü sesiyle iyi kalpli bir insan tarafından söylenen deyiş insanın ruhuna işler, dünyanın en güzel sesiyle kötü kalpli birinin söylediğini sandığı deyiş kulaklara bile giremez.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI DENEN UCUBE BAŞKANLIĞI KAPATIN Kİ BİR DAHA HADSİZ İŞLERE KALKIŞMASIN!”

    * Ayakları tutmayan kolları kalkmayan bir insan semah dönebilir, beden sağlığı yerinde ancak ruh temizliğini yapamamış bir insan o semahı dönemez. Bunları bilmiyorsunuz, bilmediğiniz işlere kalkışıyorsunuz. Bu yarışma denen rezilliği sona erdirin. Bu Cemevi Başkanlığı denen ucube kurumu da kapatın. Kapatın ki bu hadsiz işlere bir daha kalkışmasın kimse. Hakkınız ve haddiniz olmayan şeylere kalkışmayın.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cahit Gümüş: İnanç hizmeti parayla yapılmaz; biz cami hocaları gibi maaş istemiyoruz  -VİDEO

    Cahit Gümüş: İnanç hizmeti parayla yapılmaz; biz cami hocaları gibi maaş istemiyoruz -VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı tarafından dedelere, zakirlere maaş ödenmek istenmesine ve asimilasyon girişimlerine Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü, PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş tepki gösterdi. Gümüş, “Eğer devletten maaş alırsak devletin, Diyanetin dedesi oluruz. Şimdiye kadar bu hizmetleri nasıl yürüttüysek, bundan sonra da bu şekilde yürütemeye devam edeceğiz” dedi.

    Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü/Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, MHP’nin desteğiyle AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEDELERİMİZ, PİRLERİMİZ HİZMETLERİ PARA KARŞILIĞINDA DEĞİL, RIZALIK ALARAK YÜRÜTTÜLER”

    Yapılan hizmetlerin para karşılığında değil, rızalığa dayandığını belirten Cahit Gümüş, “Dedeler şimdiye kadar maaş alarak mı bu hizmeti yürüttüler? Hayır. Bizde rızalık vardır, rızasız hiçbir şey yapılmaz. Cemler bile rızalık alınmadan yapılmaz” diye belirtti.

    Eskiden dedelerin köye gelip cem yürüttüklerini ve aylarca kaldıklarını belirten Gümüş, “Köyde Musahiplik Cemi, Kurban Cemi, Abdal Musa Cemi, Görgü Cemi, Erkan Cemi yapılırdı. Bu hizmetler bittikten sonra vatandaşlar dedeye ne verirse, dedeler o hakkullahı alır, sonra da aldıkları hakkullahı zakire ve fakirlere vererek o köyden ayrılırlardı” dedi.

    “DEVLETİN DEDELERE MAAŞ VERMESİNE KARŞIYIZ”

    Bir Yol yürütücüsü, bir ocak mensubu ve dedeler olarak devletten maaş istemediklerini vurgulayan Gümüş, “Eğer biz maaş alırsak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine girmiş olur dedeler. Diyanetin dedesi, devletin dedesi oluruz. Devletin dedesi, devletin Alevisi olmak istemiyoruz. Biz şimdiye kadar nasıl geldiysek şimdiden sonra da böyle gitmeyi, öyle yaşamayı istiyoruz. Biz devletin dedelere maaş vermesine karşıyız” diye belirtti.

    “VALİLİĞİN KERBELA’YA VE HACIBEKTAŞ’A GÖTÜRME TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİK”

    Muğla Valiliği’nin kendilerini zaman zaman aradığını belirten Gümüş, “Sizi Kerbela’ya götürelim, Hacıbektaş’a götürelim, dediler. Hayır, dedik ve bunların hiç birisine katılmadık” dedi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi dedelerine maaş bağlanması konusunda kendilerini arayan olmadığını belirten Gümüş, şöyle devam etti:

    “Ancak Ankara’dan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan genç bir bayan gelmişti. Onunla burada görüştük, görüşlerimizi bildirdik ve dedelerinin maaş konusunu konuştuk ve kendisine biz dedeler olarak devletten maaş istemiyoruz. Şimdiye kadar biz bu hizmetleri nasıl yürüttüğüysek bundan sonra da bu şekilde edeceğiz, dedik.”

    “İNANÇ HİZMETİ PARAYLA YAPILMAZ”

    Dedeler olarak cami hocaları gibi maaş alarak hizmet yürütmek istemediklerini belirten Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu yol yürütücüsü ve PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, “İnanç, ibadet parayla yapılamaz. Camide hizmet eden hocaların maaşlarını kesersen yarın o camide hocalar hizmet vermezler. Biz cami hocaları gibi yaşamak ve onlar gibi para alarak bu hizmeti yürütmek istemiyoruz. Bizler kendi Hakk’a yürüme erkanlarımızı, kurban hizmetlerini, dedelerimizden, pirlerimizden nasıl gördüysek öyle yapmaya devam edeceğiz. Bu Yolu sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aynı şeklide aktarmak için elimizden geldiğince hizmet yapmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”

    Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından,  kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.

    “KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”

    Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”

    “ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”

    Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”

    Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete,  “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:

    “Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.

    Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA