Etiket: Cemevi

  • Mersin’de Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Mersin’de Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında Mersin’de bulunan Madımak Anıtı önünde anma yapıldı. Anmada, cezasızlık politikasına dikkat çekilerek, “Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir” denildi.

    Mersin Cemevi, 2 Temmuz Madımak Barış ve Kardeşlik Parkı’nda Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında anma töreni düzenledi. Törene demokratik kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Törende yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ardından Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Aysel Kılavuz, 2 Temmuz 1993’ün Türkiye’nin toplumsal belleğine kara harflerle kazınan, insanlığın vicdanında derin yaralar açan bir tarih olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı; karanlığın aydınlığa, nefretin kardeşliğe, bağnazlığın bilime ve sanata yönelttiği en acı saldırılardan biridir. Bu acıyı unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.

    “KATLİAM TÜM YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI”

    Geçen yıllar boyunca adaletin tam anlamıyla sağlanamamış olması, toplumsal vicdandaki yarayı daha da derinleştirdiğini vurgulayan Kılavuz, “Katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hesap vermesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve insan haklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. İnancı, kimliği, düşüncesi ya da yaşam biçimi ne olursa olsun herkesin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu; hiçbir ayrımcılığın ve nefret söyleminin yaşam bulmadığı bir ülke özlemi, Sivas’ta yitirdiğimiz canlara karşı en büyük sorumluluğumuzdur” diye belirtti.

    “NEFRET DEĞİL BARIŞ DİLİNİ BÜYÜTMEKTİR”

    Madımak, yalnızca geçmişin acısını hatırlatan bir bina değil; toplumsal belleğin, yüzleşmenin ve vicdanın simgesi olması gerektiğinin altını çizen Kılavuz, şunları ifade etti:

    “Katledilenlerle katliama ortak olanların aynı zeminde anılması, adalet duygusunu zedelemekte ve acıları yeniden büyütmektedir. Sivas Katliamında ateşe yazılan isimlerden Metin Altıok’un son sözü: “Birimize bir şey olursa ne yaparız?Kalanlar, ölenler için şiirler yazar,” Ateşe yazılmış isimlerimizi anarak hep yaşatacağız! Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki geçmişle yüzleşmeyen toplumlar, aynı acıları yaşamaya mahkûmdur.

    İnsan haklarından, özgürlükten, eşitlikten, laiklikten, demokrasiden ve barış içinde bir arada yaşamaktan yana olan herkesle birlikte bir kez daha haykırıyoruz: Sivas’ı unutmadık! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!”

    Anmada Zakir Rıza Aydın deyişler okudu, ardından Mersin Cemevi üyesi kadınlar semah döndü. Ardından anıta karanfiller bırakılıp mumlar yakıldı.

    Bir diğer anma Mersin Cemevi’nde yapıldı. 33 sanatçı, yazar, aydın adına cemevinde Madımak Oratoryası sahnelendi. Semra Turaç Çelik’İn hazırladığı oratoryada Reyhan Kurtulmaz Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve Hasret Gültekin’den eserler seslendirdi.

    Anmada Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve Prof. Dr. Erkan Aktaş da birer konuşma yaparak, katliamın unutulmaması için adalet ve yüzleşme çağrısında bulundular.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından Mersin Cemevi’nde düzenlenen aşure lokması binlerce yurttaşı aynı sofrada buluşturdu.

    Mersin Cemevi’nde binlerce yurttaşın katılımıyla aşure lokması paylaşıldı. Etkinlik İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbenkle başladı. Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyişler eşliğinde semah dönüldü.

    “AŞURE LOKMALARI BARIŞA VE KARDEŞLİĞE VESİLE OLSUN”

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, konuşmasında Muharrem ayının ve aşure geleneğinin taşıdığı anlamı anlattı.

    Muharrem ayının, bütün peygamberlerin dara düştükten sonra kurtuluşa eriştiğine inanılan kutsal bir zaman dilimi olduğunu belirten Kılavuz, Anadolu Alevileri için ise Muharrem denildiğinde akla öncelikle Kerbela ve Hz. Hüseyin’in geldiğini ifade etti.

    Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını söyleyen Kılavuz, şöyle konuştu:

    “Kerbela, siyaset ve iktidar hırsının insanlığı nasıl felakete sürüklediğinin en acı örneklerinden biridir. Hz. Hüseyin, masumiyetin ve mazlumiyetin; Yezid ise zulmün ve zalimliğin simgesi olmuştur. Kerbela, iyi ile kötünün, hak ile haksızlığın, karanlık ile aydınlığın mücadelesidir. Aynı zamanda insan olmanın vicdanıdır.”

    “KERBELA GÜNÜMÜZDE DE YAŞANIYOR”

    Kılavuz, zulmün yalnızca geçmişte kalmadığını belirterek, bugün de dünyanın birçok yerinde benzer acıların yaşandığını söyledi.

    Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çeken Kılavuz, on binlerce masum insanın savaşın ve şiddetin mağduru olduğunu ifade ederek, yaşanan zulmü kınadı.

    Komşu Suriye’de Alevilere ve diğer sivil halklara yönelik saldırılara da değinen Kılavuz, inanç ve kimlik üzerinden yürütülen şiddetin kabul edilemeyeceğini belirterek, tüm insanlığı bu zulümlere karşı ortak vicdan oluşturmaya çağırdı.

    “Kerbela yalnızca 1345 yıl önce yaşanmış bir olay değildir. Bugün de dünyanın farklı coğrafyalarında yeni Kerbelalar yaşanmaktadır. Zulmün karşısında durmak, insanlık görevimizdir.” dedi.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ DİLE GETİRİLDİ

    Konuşmasında Alevi toplumunun uzun yıllardır dile getirdiği talepleri de paylaşan Kılavuz, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cemevlerinin ibadethane statüsü yasal güvence altına alınmalıdır. Devlet, milyonlarca Alevi yurttaşın inancını ve taleplerini görmeli, eşit yurttaşlık ilkesi hayata geçirilmelidir.”

    Sivas Madımak Katliamı’nın yaşandığı binanın bir utanç müzesine dönüştürülmesi gerektiğini de vurgulayan Kılavuz, toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşerek güçleneceğini belirtti.

    Konuşmasının sonunda birlik, barış ve kardeşlik mesajı veren Kılavuz, şu temennilerle sözlerini tamamladı:

    “Ülkemizde sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin egemen olmasını diliyorum. Muharrem oruçlarımız ve paylaştığımız aşure lokmaları; barışa, birliğe, dayanışmaya ve gönüllerin buluşmasına vesile olsun. Aşure lokmalarımız tüm canlara helal, kabul ve hak katında makbul olsun.”

    “AŞURE, BİRLİKTE YAŞAMANIN EN GÜZEL SİMGESİDİR”

    Etkinlikte konuşan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, aşurenin yalnızca bir lokma paylaşımı olmadığını belirterek şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir geleneği değil; birlikte yaşamanın, birlikte mücadele etmenin ve ortak geleceği paylaşmanın anlamını da yaşatıyoruz. Aşure, farklı tatların bir araya gelerek tek bir lezzete dönüşmesidir. Bu yönüyle, farklı inançların, kimliklerin ve yaşam biçimlerinin bir arada yaşadığı Mersin’in en güzel simgesidir.”

    Muharrem ayının yas ve matem ayı olduğuna dikkat çeken Seçer, Kerbela’nın insanlık tarihinin en büyük adalet sınavlarından biri olduğunu ifade ederek, Hz. Hüseyin ve yol arkadaşlarının zulme karşı sergilediği duruşun tüm insanlık için ortak bir vicdan mirası olduğunu vurguladı.

    “Kerbela’yı anmak yalnızca matem tutmak değildir. Aynı zamanda adaletsizliğe karşı çıkmak, haksızlığın karşısında susmamaktır. Bu anlayış, Hacı Bektaş Veli’nin öğretileriyle, Pir Sultan Abdal’ın dizeleriyle yüzyıllardır halkın vicdanında yaşamaktadır. Biz de bugün adaletten, eşitlikten ve hakkaniyetten yana durmaya devam ediyoruz” dedi.

    Sanatçı  Hüseyin Korkankorkmaz deyiş seslendirdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mat: Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin!

    Mat: Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevilerin inancını, Yol’unu ve vicdanını asla teslim alınamayacağına dikkat çekerek, “Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin. Abdal Musa Dergâhı, bugün bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara karşı Yol’un ve Hakikat’in cevabını vermiştir” dedi.

    Abdal Musa Anma Etkinlikleri’ne katılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilisi yurttaşların protestosuyla karşılaştı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “ALEVİLERE ATANAN BİR KAYYUM KURUMUDUR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulduğu ilk günden bu yana Alevilerin inanç kurumlarını ve iradesini temsil etmek için değil; onları devlet eliyle denetim altına almak ve kendi taleplerinden uzaklaştırmak amacıyla oluşturulmuş bir vesayet mekanizması olduğunu belirten Mat, “Yani Alevilere atanan bir kayyum kurumudur” dedi.

    “RIZALIK YOKSA ERKÂN DA YOKTUR”

    Cemevlerini resmen ibadethane olarak kabul etmeyen, Aleviliği eşit yurttaşlık temelinde tanımayan kurumun, Alevileri temsil edemeyeceğini ifade eden Mat, “Valinizle, kaymakamınızla, bütçenizle ve bütün devlet olanaklarınızla cemevlerimizi kuşatabilirsiniz; ancak Alevilerin inancını, yolunu ve vicdanını asla teslim alamazsınız. Alevilikte her erkân, o erkânı yürüten Ana’nın ya da Dede’nin toplumdan rızalık almasıyla yürür. Rızalık yoksa erkân da yoktur. Bu, Yol’umuzun en temel ilkesidir. Makamla, parayla ya da siyasi güçle öne çıkarılan sözde Ana, Dede ve yöneticiler, toplumumuzun rızasını hiçbir zaman alamayacaktır. Abdal Musa Dergâhı’mızda yaşananlar bunun en açık ve en somut göstergesidir” diye belirtti.

    “BASKICI VE ASİMİLASYONCU POLİTİKALARA KARŞI YOL’UN VE HAKİKAT’İN CEVABINI VERMİŞTİR”

    Hüseyin Mat, şunları belirtti:

    “Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin. Alevilerin meşru çatı kurumlarını yok sayarak, inanç önderlerini dışlayarak ve toplumsal iradeyi baypas ederek hiçbir sonuca ulaşamazsınız. Alevilerin yüzlerce yıllık haklı taleplerini kabul etmeden gerçek bir çözüm üretmeniz mümkün değildir. Abdal Musa Dergâhı, bugün bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara karşı Yol’un ve Hakikat’in cevabını vermiştir. Ancak bu temsilciyi dergâha davet eden iradeyi de açıkça eleştiriyorum. Toplumun iradesine rağmen hareket edenler, bu görevi sürdürme meşruiyetlerini tartışmaya açarlar. Umarım ve temenni ederim ki yaşananlar gerekli dersi vermiştir ve benzer hatalar bir daha tekrarlanmaz. Alevi toplumunun iradesine rağmen dayatılan hiçbir anlayış, hiçbir akıl ve hiçbir yaklaşım bu Yol’da karşılık bulamaz.

    Dergâhımıza eğri odun sokmayan, Yol’un onuruna ve Pirlerimizin emanetine sahip çıkan bütün canlarımızı yürekten selamlıyor, her birine bin kez aşk ile niyaz ediyorum. Yol bir, sürek bin birdir. Hak’tan, halktan ve rızalıktan yana olmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

  • 42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor: Eşit yurttaşlık istiyoruz!-VİDEO

    42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor: Eşit yurttaşlık istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- 42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri’nde konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizerek, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.

    42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor. Yoğun katılımın olduğu anma etkinliklerinde yapılan konuşmalarda Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının tanınması istendi.

    “HAK, ADALET VE BARIŞ İSTİYORUZ”

    Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özen, sevgi, dostluk, kardeşlik, paylaşım içerisinde bir yaşam istediklerini belirterek, “Beklentimiz ise adalet ve eşitliktir. Bu felsefe evrensel değerler etrafında bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşamamızın anahtarıdır. Gelin hep birlikte barışın, hoşgörünün, adaletin ve kardeşliğin çerağını bu meydanda bu dergahta uyandıralım” dedi.

    Tek taleplerinin halkın, hakkın ve hukukun yeryüzünde her daim tecelli etmesi olduğunu vurgulayan Özen, “Sözün özü Alevilik ve Bektaşilik yalnızca bir inanç değil, paylaşımın, dayanışmanın ve insan olmanın gerçeğidir. İnsanlığın hak, adalet ve barış özlemi sürdükçe bu Yol ve bu Yol’u sürenlerde hep var olmaya devam edecektir” diye belirtti.

    “BU ÇİLEYİ SİVAS’TA, MARAŞ’TA, ÇORUM’DA GÖRDÜK”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)  Genel Başkanı Ercan Geçmez de yaptığı konuşmada, “Abdal Musa Sultan, dertlerin derman bulduğu gönüllerin şifa bulduğu bir irfan kapısıdır. Biliyoruz bu Yol’u sürdürmek çok zordur çok meşakatlidir, çok da çilelidir ama bu çileyi biz hep görüyoruz. Bu çileyi Banaz’da, Hünkar Hacı Bektaş Veli’de, Baba Mansur’da, Kureyş’te, Alevilerin 72 millete bir gözle baktığı sözünde buluruz. Ve biz bu çileyi Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da gördük. İki gün sonra da bu toprakların en acı katliamlarından birisinin yaşandığı Madımak’ta olacağız. Ta ki Madımak’la herkes yüzleşinceye kadar, ta ki Madımak Utanç Müzesi oluncaya kadar Sivas’a gideceğiz, 33 canımızı anacağız” ifadelerine yer verdi.

    “ELLERİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN”

    Ercan Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz cemevleri ibadethane olsun dediğimizde cemevleri ibadethane olmayacak diyenler vardı. Arkasında Alevi Bektaşi Kültür Daire Başkanlığını kuruyorlar. Hem cemevlerini ibadethane kabul etmiyorsunuz, hem de onun başkanlığını kuruyorsunuz. Bu samimiyetsizliktir. Biz buna itiraz ediyoruz. İtirazımız bunadır.

    Biz Aleviler yıllardır anma etkinliklerimizi yapıyoruz. Elbette ki bu etkinliklerde ülkemizin Cumhurbaşkanı da, Başbakanı da, bakanları da, kaymakamları da, valileri de siyasi partilerinin genel başkanları da konuşmuşlardır, konuşacaklardır. Ama bize rağmen, Alevilere rağmen Aleviliği öğretmek için bir başkanlık kurarsanız halktan karşılığını alırsınız.

    Onun için onun için kimse Alevilerin samimiyetini sınamasın. Aleviler zorunlu din dersleri kaldırılsın dediğinde karşımızda dört tane de seçmeli din dersi geldi. Bize şunu söylüyorlar. “Siz dinden ne istiyorsunuz?” diyorlar. Asıl siz dinden ne istiyorsunuz? Biz Alevi ve Sünniler olarak inancımızı biliyoruz. . Birlikte yaşamak istiyoruz. Çeşitliliğimizde yaşamak istiyoruz. Bunu bize fazla görenler Türkiye’nin barışını istemeyenlerdir.

    Dünyanın dört bir yanında savaşlar oluyor. Biz Gazze’deki savaşa da karşıyız. Suriye’deki savaşa da karşıyız. Gazze’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Suriye’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Ama bunlar arasında ayrımcılık yaparsanız hiç iyi bir şey yapmamış olursunuz. Onun için bütün savaşlar insanlık suçudur. Bu savaşlara karşı çıkmak lazım.”

    “EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizen Geçmez, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.

    “DİZ ÇÖKMEMEKTEDİR”

    CHP’li Murat  Emir ise, Meclis’te, meydanlarda, alanlarda, tarlalarda, demokrasi ve adalet için mücadele verdiklerini ifade ederek, “Hepimizin yüreğinde Ehli Beyt acısı, Kerbela’nın acısı var. Kerbela’nın acısı 1400 yıldır niye sönmüyor? Niye yüreklerde yanıyor diye sorarsanız aslında oradaki arayış adalet arayışıdır. Haksızlığa, zulme karşı dimdik ayakta durmak, hakikat demek, adalet demek, diz çökmemektedir. İşte bu nedenle Hazreti Hüseyin’in de Kerbela şehitlerinin de acısı yüreğimizde dinmemiştir, dinmeyecektir. Maraş’ın acısı da yüreğimizdedir. 2 Temmuz Sivas Madımak’ın acısı da hala yüreğimizde yanmaya devam etmektedir. Çünkü içimizdeki adalet aşkı bitmeyecektir” dedi.

    Akşam etkinlikleri kapsamında sanatçıların konserleriyle devam etti.

    PİRHA/ANLATYA

     

     

  • AKD Yöneticisi Sakine Güler: Rızalık vermeyenlerin lokmalarını paylaşmayız – VİDEO

    AKD Yöneticisi Sakine Güler: Rızalık vermeyenlerin lokmalarını paylaşmayız – VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez yöneticisi Sakine Güler, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Muharrem ayında katkıda bulunmak istemesi gibi çeşitli girişimlerinin olduğunu belirterek, “Muharrem lokmalarımız rızalık lokmasıdır. Rızalık olmayan bir lokmayı yiyemeyiz” diyerek tepki gösterdi. Güler, devletin asimilasyon politikalarını eleştirerek, mücadele çağrısı yaptı. 

     

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 2022 yılında kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, cemevlerine maddi destek, personel ve bakım hizmetleri sunarken,  Alevi kurumları ise Başkanlığın Alevilerin inanç taleplerini karşılamaktan uzak olduğunu, cemevlerini devlet kontrolüne alma ve asimilasyon politikalarının bir parçası olarak faaliyet yürüttüğünü savunuyor.  Alevi kurumları, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması ve eşit yurttaşlık talepleri karşılanmadan sunulan destekleri kabul etmeyeceklerini ifade ediyor.

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Kadın ve Gençlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sakine Güler,Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına yönelik politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “RIZALIK VERMEYENLERİN LOKMASINI PAYLAŞMAYIZ”

    Devletin Alevilerin temel taleplerini yıllardır görmezden geldiğini ancak Muharrem ayında cemevlerine destek sunmaya çalıştığını ifade eden Güler, bunun kabul edilemez olduğunu belirtti.

    “Bizim Muharrem’imiz, lokmalarımız rızalık lokmasıdır. Rızalık olmayan bir lokmayı yiyemeyiz. Bu devletin vergileriyle verilen lokmalardır. Biz herkesin lokmasını rızalık alarak paylaşırız. Rızalık vermeyenlerin lokmasını paylaşmayız” diyen Güler, Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen destek politikalarına karşı olduklarını vurguladı.

    “DEVLET ÖNCE CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETSİN”

    Alevilerin tarih boyunca baskı ve kıyımlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Güler, bugün de devlet eliyle farklı yöntemlerle asimilasyon politikalarının sürdürüldüğünü söyledi.

    Devletin gerçekten Alevilere destek vermek istiyorsa öncelikle cemevlerini ibadethane olarak tanıması gerektiğini belirten Güler, “Aksi takdirde Cemevi Başkanlığı üzerinden gelen hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Biz bunların karşısında durmaya devam edeceğiz” dedi.

    “BİZİ BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkililerinin birçok kez şubelerini ziyaret ettiğini söyleyen Güler, görüşmelerde maaşlı dede, personel ve çeşitli hizmet tekliflerinin yapıldığını ancak bunların tamamını reddettiklerini aktardı.

    Başkanlığın Alevileri kendi içinde bölmeye çalıştığını dile getiren Güler, “Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar. Ama biz birliğimizi koruyacağız. Küçük hesaplar peşinde olanlar ayrışabilir. Biz yoluna bağlı, inancına sahip çıkan insanlarla mücadelemizi sürdüreceğiz. Asimilasyona hiçbir şekilde prim vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Güler ayrıca Cumhurbaşkanlığı tarafından 17 yaş altındaki gençlere yönelik düzenlenen bazı gezi programlarını da eleştirerek, bu faaliyetlerin gençlere yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu savundu. Gençlerin bu girişimlerin farkında olduğunu söyleyen Güler, “Bu çalışmalar da sonuçsuz kalacaktır” dedi.

    “HAKLARIMIZI MÜCADELEYLE ALACAĞIZ”

    Devlete karşı olmadıklarını ancak eşit yurttaşlık hakkı talep ettiklerini vurgulayan Güler, cemevlerinin statüsü ve Alevilerin taleplerinin bir lütuf değil hak olduğunu ifade etti.

    “Biz bunların vaat olarak sunulmasını istemiyoruz. Bunlar bizim haklarımızdır. Kimse bize bağış ya da hediye vermiyor. Her yurttaş gibi biz de hakkımız olanı talep ediyoruz. Bu haklarımızı da sonuna kadar mücadele ederek alacağız” diye konuştu.

    Semra ACAR/ İZMİR

     

  • Bağcılar Cemevi’nde muharrem sohbeti yapıldı, oruçlar açıldı-VİDEO

    Bağcılar Cemevi’nde muharrem sohbeti yapıldı, oruçlar açıldı-VİDEO

    PİRHA – Bağcılar Cemevi’nde Muharrem ayının 10. gününde Muharrem Sohbeti yapıldı, oruçlar açıldı. 

    Alevi toplumu Yası Kerbela Orucu’nu tutmaya devam ediyor.

    Bağcılar Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar, muharrem sohbetine katıldı. Kureyşan Ocağına mensup Ali Efe ile Zakir Aydın Gündüz yürüttüğü sohbette İmam Hüseyin’in duruşuna dair konuşma yapıldı, nefesler ve deyişler okundu. 

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin Cemevi’nde ‘Aleviliğin kentleşmesi’ konuşuldu-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde ‘Aleviliğin kentleşmesi’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun açılmasının ardından yapılan sohbette “Kentleşme Sürecinin Alevi İnancı Üzerindeki Olumlu ve Olumsuz Yönleri” konuşuldu. 

    Yası Kerbela Orucu tutulmaya devam ediyor. Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruç açtı. Rıza Aydın nefes ve deyişler okunup, semah dönüldü. Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Baba Mansur Ocağı’ndan Hasan Kılıç, “Kentleşme Sürecinin Alevi İnancı Üzerindeki Olumlu ve Olumsuz Yönleri” başlıklı konuşma yaptı.

    Kır inancı olan Aleviliğin göçlerle birlikte kentlere taşındığını belirterek, “Kentlere yerleşen Alevilerin Sünni inancının dayatmalarına maruz kaldığını, bir çok yurttaşın Aleviliğini sakladı” dedi.

    Konuşmanın ardından çerağlar sırlanıp, sohbet sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Antalya’da ‘Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl Olmalı?’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Antalya’da ‘Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl Olmalı?’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği tarafından Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Korkmaz Tedik Konferans Salonunda “Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl olmalı?” panelinde Alevi inancının yarına taşınması için Alevi örgütlenmesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

    Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği tarafından Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Korkmaz Tedik Konferans Salonunda “Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl olmalı?” başlığı altında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in katıldığı panel gerçekleştirildi.

    Panelde Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan yaptığı açılış konuşmasının ardından Turgut Öker, konuştu.

    “TÜZÜĞÜMÜZ SENDİKA TÜZÜĞÜ”

    Turgut Öker, Alevi örgütlenmesinin 40 yılının muhasebesinin yapılması gerektiğini belirterek, “40 yıl önce örgütlenirken hiçbirimiz Aleviliğin tarihsel sürecini, geçmişini ayrıntılarla bilmiyorduk. Köylerde uygulanmış Alevilik artık şehirlerde uygulanmıyor ve yok olacak başlıkları atılıyordu. O koşullarda örgütlenildi ve örgütlenirken de bizden önceki kuşaklardan bize aktarılan bir miras yoktu. Bu nedenle de Avrupa’da örgütlenirken yaygın Almanya’daki sendikaların tüzüğünü esas aldık. Alevi Kültür Merkezi örgütlüyoruz. Ama tüzüğümüz sendika tüzüğü” dedi.

    “ALEVİLİĞİN TARİHSEL DEĞERLERİNİN YAŞAMASI GEREKİYOR”

    Dernekler masasının kuralları neyse onları esas aldıklarının altını çizen Öker, “En azından Aleviliğin bütün dünyada bir inanç topluluğu olarak görülmesi, tanınması bunlar çok doğru şeyler oldu. Fakat şu an biz bu geldiğimiz noktada şu anki örgütlenme biçimimizde Aleviliği yaşatma şansına sahip değiliz. O yüzden benim tartışma açtığım şey gelin örgütlenmemiz biz A’dan Z’ye öğretimimize uygun yapalım. Bu kapsamda her attığımız adımın öğretimize, inancımıza uygunluk arz ederek yol almamız gerektiğine inanıyorum. Yani bizim kıblemiz dernekler masası olmamalı. İç işleyişimizde bizim mutlaka Aleviliğin o tarihsel değerlerinin yaşaması gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    Geçen hafta Çorum’da açılan aşevine dikkat çeken Öker, “Çorum’un yaptığını Antalya niye yapmaz? Ne engel var? Çorum yapabiliyorsa niye burası yapmaz? Yapmak zorundayız” diye belirtti.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Mersin Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller konuşuldu-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun açılmasının ardından yapılan sohbette konuşan ersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temelleri anlattı.

    Yası Kerbela Orucu tutulmaya devam ediyor. Mersin’de Mersin Cemevi’nde bir araya gelen yurttaşlar oruç açtı. Rıza Aydın nefes ve deyişler okurken, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, “Yası Kerbela Orucu’nun dayandığı temeller” başlıklı konuşma yaptı.

    “KİN TUTULMAZ, KOMŞULAR İNCİTİLMEZ, İNSANLAR AĞLATILMAZ”

    12 İmam Muharrem Orucu, yalnızca aç kalmak değil; nefsi terbiye etmek, gönül kırmamak, can incitmemek, kin tutmamak, dedikodudan uzak durmak ve yaşamın her alanında Hakk’ın rızasını gözetmek olduğunu vurgulayan Erdoğan Sevin, “Muharrem günlerinde; hayvan kesilmez, et ve etli yemekler yenilmez. Kavga edilmez, gönül kırılmaz, hiçbir cana eziyet edilmez. Ağaçlara, dallara ve doğaya zarar vermemeye özen gösterilir. Düğün, nişan, doğum günü gibi kutlamalar ve eğlencelerden uzak durulur. Küfür edilmez, kin tutulmaz, komşular incitilmez, insanlar ağlatılmaz, dedikodu yapılmaz” dedi.

    “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ALEVİLER NİCE KERBELALAR YAŞADI”

    Orucun, nerede olunursa olunsun güneşin batmasıyla açıldığını belirten Sevin, “Geçmişten günümüze Aleviler nice Kerbelalar yaşamalarına rağmen yollarını, erkânlarını ve inançlarını unutmamış; Muharrem matemini tutarak, lokmalar paylaşarak, aşureler kaynatarak ve cem erkânlarını yürüterek Hak-Muhammed-Ali yoluna bağlılıklarını sürdürmüşlerdir” diye konuştu.

    Erdoğan Sevin Dede’nin konuşmasının ardından semah dönüldü. Çerağlar sırlandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Okmeydanı Cemevi’nde kadınların Alevi inancındaki yeri anlatıldı-VİDEO

    Okmeydanı Cemevi’nde kadınların Alevi inancındaki yeri anlatıldı-VİDEO

    PİRHA-Okmeydanı Cemevi’nde yurttaşlar Yası Kerbela Orucu lokmasında bir araya geldi. Muharrem Muhabbeti’nde “Ölüm ve Yaşam Eşiğinde Kadın Ozanlar” başlıklı yapılan sunumda, kadınların Alevi inancının ana taşıyıcısı olduğu vurgulandı.

    Alevi toplumu bulunduğu her coğrafyada Yası Kerbela Orucu tutmaya devam ediyor. Cemevlerinde toplanan yurttaşlar lokmalarını paylaştırıp, orucunu açarken, çeşitli konularda sohbet ediyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi’nde yurttaşlar Yası Kerbela Orucu lokmasında bir araya geldi.

    Çerağların uyandırılmasıyla başlayan Muharrem Muhabbeti’nde “Ölüm ve Yaşam Eşiğinde Kadın Ozanlar” başlıklı sunum yapıldı.

    “İNANCIN BUGÜNLERE KADAR GELMESİNDE KADINLARIN DEĞERLİ EMEKLERİ VAR”

    Kıymet Erzincan Kına, Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde kadın şahsiyetlerin önemine vurgu yapılarak, “Bu inancın ve geleneğin bugünlere kadar özgünlüğünü korumasında kadınların özellikle çok değerli emekleri var” dedi.

    “BUGÜNÜN KERBELASI SURİYE”

    Kıymet Erzincan Kına’nın konuşmasının ardından Zakir Yaprak Dengiz nefesler ve deyişler okudu. Baba Mansur Ocağı evlatlarından Eren Yıldırım, Suriye’de yaşananlara dikkat çekerek olanların bugünün Kerbelası olduğunu belirtti.

    28 Haziran’da cemevlerinde aşure kaynatılacağını aktaran Yıldırım, “Aşurenin içerisinde çok çeşitli yiyecekler var ve hepsi ayrı ayrı hem kendi tadını koruyor hem de bir araya gelip bambaşka bir lezzet oluşturuyor. Aşuremiz bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların da ilacıdır” diye konuştu.

    12 gün boyunca devam edecek olan Muharrem muhabbetleri lokmaların pay edilmesinin ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bahçelievler Cemevi’nde ‘Muharrem Ayı ve Kerbela’ konuşuldu -VİDEO

    Bahçelievler Cemevi’nde ‘Muharrem Ayı ve Kerbela’ konuşuldu -VİDEO

    PİRHA- Bahçelievler Cemevi’nde Muharrem Ayı sebebiyle “İnanç ve hafıza ekseninde Muharrem Ayı ve Kerbela” konulu sohbet yapıldı.

    Bahçelievler Cemevi’nde Yası Kerbela Orucu’nun birinci gününde “İnanç ve hafıza ekseninde Muharrem Ayı ve Kerbela” başlıklı sohbet yapıldı.

    ADFE Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş’ın konuşmacı olarak katıldığı sohbette Zakir Murat Yaman ve Feraye Güler deyiş ve nefesler okudu.

    Ufuk Emre Bektaş, Kerbela’nın önemine ve Aleviler için ne anlam taşıdığına dair değerlendirmelerde bulundu. Yapılan sohbetin ardından lokmalar pay edilerek oruçlar açıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    PİRHA-Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Alevi inancında mekanların kutsallığının toplumsallığıyla açıklanabileceğine dikkat çekerek, “Hafızanın taşıyıcı parçaları yok edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir” dedi.

    Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar, türbeler, dergahlar akla gelir. Mekanlar aynı zamanda Alevi toplumunun tarihsel ve inançsal hafızasını da yarına taşımanın yerleridir. Son 30 yıldır ise Alevilik cemevlerinde yaşatılmaya çalışılıyor. Devletin Alevi inancını ve mekanlarını tanımaması sorunun merkezinde yer alırken, Aleviliğin devlete bağlama girişimleri de mekanlar üzerinden sürdürülüyor.

    DAD Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ile, Alevi inancının ve toplumsallığının içinde ‘mekan’ı konuştuk.

    ALEVİ İNANCINDA GEÇMİŞ VE GELECEK ANDA İKRARLIDIR

    Alevilikte mekansal ortam ile insan ilişkisini nasıl okumak lazım?

    Türkiye’de Alevilik üzerine yürütülen tartışmalar çoğu zaman inanç özgürlüğü, cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri veya kimlik siyaseti etrafında şekillenmektedir. Bunlar kuşkusuz önemli başlıklardır. Ama Alevilerin sorunu bu konu başlıklarını da içine alan ama daha kapsamlı bir analize ihtiyaç vardır. Ancak Alevi toplumunun son yüzyılda yaşadığı dönüşümü anlamak için daha derine inmek gerekir. Çünkü Aleviliğin yaşadığı kriz yalnızca bir inanç krizi değildir. Bu aynı zamanda bir mekân krizi, bir hafıza krizi ve bir toplumsallık krizidir.

    Bugün birçok Alevi kurumu genç kuşakların inançtan uzaklaştığını, ziyaret kültürünün zayıfladığını, ocak sisteminin etkisini kaybettiğini ve cemlerin toplumsal işlevlerinin daraldığını tartışmaktadır. Fakat çoğu zaman sonuçlar konuşulurken nedenler yeterince sorgulanmamaktadır. Bu yaşananların tamamı kapitalist modernite sisteminden bağımsız değerlendirilemez.

    Oysa temel soru şudur: Bir inanç sistemi, onu üreten zaman mekânlardan koparıldığında ne olur? Alevi inancında geçmiş ve gelecek anda ikrarlıdır. Günümüzde Aleviliğe ait inançsal hakikat, geçmiş neden anda birleşmiyor. Bir inanç, kültür yada hafıza anda birleşmezse geleceğe taşınır mı? Bir toplumsal hafıza, taşıyıcı coğrafyasından uzaklaştırıldığında nasıl dönüşür? Bir topluluk, kendi kutsal alanlarıyla bağını kaybettiğinde hangi örgütlenme biçimlerine yönelir? Mekandan uzaklaşma ile kültürün aktarımı arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soruların yanıtları bizi doğrudan mekân, hafıza ve iktidar ilişkisine götürmektedir.

    “ALEVİ ZİYARETGAHLARI, OCAK MERKEZLERİ HAFIZANIN MADDİ TAŞIYICILARIDIR”

    Ziyaretgahlar Alevi toplumu için neden önemlidir? Alevi toplumunun kutsal mekanla kurduğu ilişki nedir?

    Fransız düşünür Henri Lefebvre, modern sosyal teorinin en önemli kavramlarından biri olan “mekânın üretimi” yaklaşımını geliştirmiştir. Lefebvre’ye göre mekân nötr değildir. Mekân toplumsal ilişkiler tarafından üretilir. Aynı zamanda toplumsal ilişkileri yeniden üretir. Yani insanlar mekânları yaratırken, mekânlar da insanları ve toplumsal ilişkileri şekillendirir. Mekanın üretimi ile toplumsal ilişkilerin üretimi arasında paralele bir ilişki vardır. Bu perspektiften bakıldığında Alevi ziyaretgâhları olan kutsal mekânlar, yalnızca dini alanlar değildir. Onlar tarih boyunca Alevi toplumsallığının üretildiği alanlardır. Komunalitenin yeniden üretildiği yerleşkelerdir. Bir ziyaretgâhın kutsallığı yalnızca orada bulunan türbeden kaynaklanmaz. Kutsallık toplumsallığı inşa ederse iktidar ilişkisinden uzaklaşır. Asıl kutsallık, yüzyıllar boyunca o mekânda biriken toplumsal ilişkilerden kaynaklanır. Cemler orada yapılmıştır, rızalık orada kurulmuştur, lokmalar orada paylaşılmıştır.

    Ana dili bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılmıştır. Geçmiş ve gelecek bu mekânlarda ikrarlaşmıştır. Bu mekânlarda yeni kuşak ile eski kuşak bir aradadır. Topluma ait bütün değerler bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılır. Dış baskılara karşı bu mekanlar öz savunma mekanlarıdır. Kültürel ve toplumsal direniş bu mekânlarda inşa edilir. Dersim katliamı öncesi Sey Rıza kendisine ikrar veren ocak evlatları ve aşiretlerle Halwori’de bir araya gelip, ikrar verdikleri bilinen bir örnektir. Toplumsal hafıza orada aktarılmıştır. Dolayısıyla ziyaretgâhlar, Alevi toplumunun kendisini yeniden ürettiği mekânsal merkezlerdir. Zaman ve mekan olmadan kültür üretilmez. Bu nedenle bir ziyaretgâhın kaybı , Kutsal mekanın yol edilmesi yalnızca fiziksel bir mekânın kaybı değildir. Kapitalist modernite sisteminin demokratik toplum (Rıza toplumunun) kutsal mekanlarına yönelmesi, Eko-karım politikalarını hayata geçirmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir toplumsal üretim alanının ortadan kaldırılmasıdır. Toplumsallığı, komunalitenin yok edilmesidir.

    Alevi inancında “mekan” sadece bir yer değildir. Halkın görünür, ruhların devriye olduğu mekanlardır. Bu hakikatten dolayı “mekan” mülk olarak kabul edilmez. Toplumsal hafızanın, kolektif hafızanın, tarihsel belleğin görünür olduğu mekanlardır. Kolektif hafıza kuramının kurucusu Maurice Halbwachs’a göre insanlar geçmişi bireysel olarak değil, toplumsal çerçeveler içerisinde hatırlar. İnsanın varoluş hakikati toplumsaldır. Toplumsallıkta insanlığın başlangıç evresi mevcuttur.

    Hatırlamanın da mekânları vardır. Kollektif hafıza merkezleri toplumun evvelini hatırlatır. Ayrıca katliamların yapıldığı mekânlar travmaların, acıların yeniden canlandığı yerlerdir. Bir toplumun hafızası, belirli coğrafyalar( ziyaretler, mezarlar, çeşmeler, ulu ağaçlar, dağlar, ırmaklar, mağaralar…vs )ve semboller içerisinde korunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi ziyaretleri, ocak merkezleri, kutsal mekanları ve kutsal dağlar hafızanın maddi taşıyıcılarıdır. Hafızanın taşıyıcı parçaları yol edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Kapitalist modernite sisteminin dünyanın bir çok yerinde Rıza toplumunun hafıza taşıyıcı parçalarını yok etmesi boşuna değildir. Kendisine yönelik kültürel direniş damarını yok etmeye yönelik bir Eko-kırım, kültürel soykırımdır.

    Düzgün Bawa, Ana Fatma, Ana Haskar, Ağuçan, Sultan Hıdır, Kureyşan, Bamasor, Şix Çoban ya da yüzlerce yerel ziyaret yalnızca inanç merkezleri değildir. Onlar aynı zamanda hafıza mekânlarıdır. Bir Alevi ziyaretine gittiğinde sadece dua etmez, gulbank okumaz, niyaz olmaz, lokma dağıtmaz, aynı zamanda geçmiş kuşaklarla yeniden ilişki kurar. Tarih, hafıza tekerrür eder. Kimlik yeniden inşa olur. Kimliğin taşıyıcı parçaları yenilenir, tekrar hatırlanır. Kim olduğunu hatırlar. Nereden geldiğini hatırlar. Topluluğun tarihini hatırlar. Ana dili akışkan olur. Kuşaklar bir birleri ile ruhsal, zihinsel olarak bir olurlar. Bu nedenle kutsal mekânların tahribi aynı zamanda hafızanın tahribidir. Toplumsallığın dağıtılmasıdır, yabancılaşmasıdır, birliğin dağıtılmasıdır. Toplumsal öz savunmanın etkisiz hale getirilmesidir. Bugün birçok genç Alevinin ocak bağlarını ya da ziyaret kültürünü yeterince tanımamasının nedeni sadece eğitim eksikliği değildir.

    “OCAK SİSTEMİ DEVLET DIŞI BİR OTORİTE ÜRETMEKTEDİR”

    Kentlere taşınan Alevilerin kutsallarla kurduğu ilişkide zayıflık yarattı mı? Cemevleri yeni mekanlar olarak nasıl bir kutsallık büründü?

    Hafızanın üretildiği mekânlardan uzaklaşılmasıdır. Mevcut cemevlerinin ve dernek hattının çoğunlukla bu hafızayı yeni kuşaklara aktarmadığı gerçekliği orta yerde duruyor. Foucault’nun mekanın denetlenmesi ile iktidar arasındaki ilişkiye yönelik belirlemeleri son derece önemlidir.

    Kutsal mekanlarımızın bulunduğu yerleşkelerde HES, JES, maden ocakları..vs yapılması sadece enerji elde etmek değildir. Alevi yerleşkelerinde, Kürt halkının ağırlıklı yaşadığı mekânlarda bu faaliyetlerin yapılması merkezi iktisatçı bir aklın siyasetinin sonucudur. Michel Foucault iktidarın yalnızca yasalarla ya da zor kullanarak işlemediğini söyler. İktidar mekânları düzenleyerek de işler. Mekanların ele geçirilmesi ile toplumun kontrol ve denetim altına alınması ile ilişkisine yönelik derinlikli söylemleri son derece önemlidir. Çünkü mekânın kontrolü insanların davranışlarının kontrolünü de beraberinde getirir.

    Bu perspektiften bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi kutsal coğrafyalarına yönelik müdahaleleri yalnızca güvenlik ya da modernleşme politikaları olarak okumak eksik kalır. Dersim katliamı öncesi raporlarda Ocak sistemine ve kutsal mekanların dağıtılması, ocak pirlerinin yakılması, katledilmesi bu aklın sonucudur. Aslında yaşanan şey, alternatif bir toplumsallığın denetim altına alınma sürecidir. Devlet dışı oluşumların devlet denetimine alınmasıdır. Ocak sistemi devlet dışı bir otorite üretmektedir. Bu otorite iktidar üretmiyor. Dikey bir ilişkilenme değildir. Pirler devlet dışı bir meşruiyet üretmektedir. Ziyaretgâhlar devlet dışı bir hafıza üretmektedir. Alevi inancının temel ölçüsü ” arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak durmak ” ilkesidir. Bu ilkenin özü, devletten, iktidardan uzak, hakikate yakın olmaktır” Bu nedenle merkezileşme süreçleri aynı zamanda bu mekânsal ağların çözülmesini hedeflemiştir. Devletin istediği şey yalnızca toprak üzerinde egemenlik kurmak değildir. Hafıza üzerinde de egemenliktir.

    “ZİYARETGAHLARIN ZAYIFLAMASI YALNIZCA İNANÇSAL BİR KAYIP DEĞİLDİR”

    Özellikle kırım, soykırım uygulanan Alevi coğrafyasında mekana da yönelme olduğunu görüyoruz. Dersim Soykırımı bunun en acı örneğidir.

    Elbette, 1937-38 Dersim’de yaşananları yalnızca askeri ya da siyasi bir soykırım olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu süreç aynı zamanda hafızanın mekânsal altyapısına yönelik bir müdahaledir. Bu anlayış “Tekke ve zaviyeler yasası” ile 1924 tekçi Ulus devlet anlayışının anayasası ile hukuki bir forma kavusturulmustur. Bu yasa ile Alevi hafızasına ait canlı kaynaklar (pirler, murşitler, rayberler…) denetime alınmış, yok sayılmıştır. Doksanlı dönemlerde başlayan olağanüstü hal, yasaklar, köylerin boşaltılması, ambargolar, sürgünler vs hafızanın, toplumsal yapının yok edilmesine yönelik bir anlayışın sonucudur. Sürgün edilen insanlar yalnızca evlerinden ayrılmamıştır. Ziyaretlerinden ayrılmıştır. Ocaklarından ayrılmıştır. Kültüründen, dilinden, komunalitenin, ekonomik üretimden, topraktan ayrılmıştır. Atalarının mekânlarından ayrılmıştır. Toplumsallıktan uzaklaşmıştır. Tarihsiz, hafızasız, belleksiz ve toplumsuz bırakmaktır. Hafızanın toplumsal çerçevesi dağıtılmıştır. Mekan Nahak anlayışın zihniyetine göre yeniden üretilmiştir. İnsanlar Hakk’a yürüyen yakınlarını köylerine getirip sıralayamadılar. Toplumu, toplumun önderlerini, hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk’a yürüyen canları mezarsız bırakmaları basit, sıradan bir olay değildir. Bir mezara sahip olmak bir tarihe, hafızaya, öyküye, direnişe sahip olmaktır. Kendi topraklarınızda bir mezarının olması sizin o topraklara dönmeniz yolunu açar, bir tarihe sahip olursunuz.

    Halbwachs’ın kavramlarıyla ifade edersek, hafızanın toplumsal çerçeveleri parçalanmıştır. Lefebvre’nin kelamı ile söylersek, toplumsal mekân yeniden üretilmiştir. Foucault’nun diliyle söylersek, iktidar yeni bir mekânsal düzen kurmuştur. Bu nedenle Dersim meselesi yalnızca geçmişe ait bir travma değildir. Bugün hâlâ devam eden bir hafıza sorunudur. Bir hafızanın soykırıma ugratılmasıdır.

    Murray Bookchin’in geliştirdiği komünalizm ve ekolojik toplum yaklaşımı, insan topluluklarının tarihsel olarak dayanışma, karşılıklılık ve ortak yaşam ilkeleri etrafında örgütlendiğini savunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi toplumsallığı birçok yönüyle komünal özellikler taşımaktadır. Musahiplik bireysel değil toplumsaldır. Lokma bireysel değil ortaktır. Rızalık bireysel değil kolektiftir. Cem bireysel değil topluluk merkezlidir. Komünal toplum modelinin yönetim formudur. Toplumun öz savunmanın inşasıdır. Alevilikte insan ancak toplum içerisinde kemale erer. Birey kemaletini toplumsallık içinde inşa eder. Kemalet ve marifet ehli olmak birbirine bağlıdır. Kemalet marifete yol açar, marifet kemalete. Kutsal mekânlar aynı zamanda kemalet ve marifet edinme yerleridir. Bu nedenle ziyaretgâhlar yalnızca dini mekânlar değil, komünal yaşamın merkezleridir. Toplum burada kendisini yeniden üretir, dayanışmasını örgütler, aidiyetini güçlendirir. Kimliği korur ve yeni kuşaklara aktarır. Dolayısıyla ziyaretgahların zayıflaması yalnızca inançsal bir kayıp değildir. Komünal yaşam biçiminin de zayıflamasıdır.

    “ALEVİLİK PAYLAŞIMI, KOMUNALİTEYİ, NEOLİBERALİZM, KAPİTALİST MODERNİST ANLAYIŞ, TÜKETİMİ BÜYÜTÜR”

    Bütünlüğün ve bir olmanın mekanları olan ziyaretgahların Alevililiğin sosyalitesi anlamında karşılığı?

    1980 sonrasında neoliberal politikalar yalnızca ekonomik alanı dönüştürmedi, mekânı da dönüştürdü. Köyler boşaldı. Mahalleler parçalandı. Kamusal alanlar daraldı. Toplumsal ilişkiler piyasalaştı. İnsanlar giderek daha bireysel yaşam biçimlerine yönlendirildi. Söz konusu Aleviler olunca dernek hattı üzerinden Alevi toplumu kontrol ve denetim altına alındı ve başarılı da olundu. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ivme kazanması sürecinde, Kürt Alevilerin çoğunun bu mücadeleye ikrar vermesi, politik ve siyasi alanda özne olmaları tekçi ulus devlet anlayışını ürküttü. Sivas Katliamı Baba İlyas hattında bu mücadeleyi engellemeye yönelikti. Yine mekan üzerinde toplum kontrol ve denetim altına alınmak istendi. Kısmi de olsa başarılı da olundu. Alevi toplumu dernek hattına hapsedildi. Dernek hattı geleneksel örgütleme modeli olan Ocak Sistemi’ne adeta alternatif hale getirildi. Söylem boyutunda her ne kadar ki “Devletin Alevisi olmayacağız” denilse de yerel yönetimler “Aleviliğin Yerel Diyaneti” şeklinde hizmet verdi. Dernekler ocaklara alternatif, derneklerin resmi dedeleri pirlere alternatif oldular. Daha çok Türk İslam Aleviliği çoğu dernekte resmi tez olarak ritüel haline getirildi. Bu derneklerin çoğu adeta birer zigurat gibi resmi ideolojinin yerini aldı. Aleviler kendileri ile ilgili stratejik düşünmekten, sistemin “iyi” ve ” kötüsünün” dışında üçüncü alanda varolma mücadelesi vermediler.

    Somut, güncel bir örnekleme olması açısından Kemal Kılıçdaroğlu bunun için bir model oldu. Daha kısa süre öncesinde birçok Alevi kurumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı, Atatürk ve Hazret-i Ali’nin fotoğrafıyla yan yana duvarlara asılmıştı. Bu dernekler şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğraflarını indirdiler. Burada kılıçdaroğlu’nu desteklemek amacıyla böyle bir cümle kurmuyorum. Alevi toplumunun stratejiden uzak, anlık ve sistem içinde sürekli birilerini ön plana getirip birilerini yok sayma hükmündeki bir anlayışları üçüncü alanda buluşmadıklarını, kendi hakikatlerini esas almadıklarını somut bir ifadesidir. Bu anlayışta Alevi toplumunu resmi ideoloji ile ilişkilendirir istem dışı olma anlayışından uzaklaştırır çok rahatlıkla kontrol ve denetime alınır.

    Bu süreç Aleviliğin tarihsel toplumsallığıyla doğrudan çelişmektedir. Çünkü neoliberalizm bireyi merkeze koyar. Alevilik ise topluluğu. Alevilik paylaşımı, komunaliteyi, neoliberalizm, kapitalist modernist anlayış, tüketimi büyütür. Dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, endusrriyalizmi esas alır. Alevilik demokratik inancı, cinsiyet özgürlükçü anlayışı, 72 milletin bir araya gelerek 73 milletin oluşturduğu ‘Rıza Toplumu’nu esas alır. Bu topluma Gürühu Naci ve Gürühu Naciye ismini vermiştir. Bu nedenle günümüzde yaşanan inançsal çözülmeyi yalnızca asimilasyon ve devlet politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Kapitalist modernitenin yarattığı toplumsal parçalanmayı da hesaba katmak gerekir.

    “HAFIZA YALNIZCA KİTAPLARDA YAŞAMAZ, MEKÂNLARDA YAŞAR”

    Doğa üzerinde de on yıllara yayılan ve artarak devam eden bir tahakküm söz konusu. Toprağa, ağaca, suya niyaz olan, rızalık isteyen bir toplum olan Aleviler için doğa ne anlama geliyor? Eko-kırım politikalarına karşı nasıl yaklaşılmalı?

    Kapitalist modernite doğayı ekonomik değer üzerinden tanımlar. Alevi inancı ise doğayı canlı ve kutsal bir varoluş alanı olarak görür. Çar anasırda bir libasa bürünen Halkın kendisidir , kelamı güçlü bir ekolojik anlayışı ifade eder. Bu nedenle son yıllarda kutsal dağların, ziyaret alanlarının, ormanların ve vadilerin maden ya da enerji projelerine açılması sadece çevresel bir mesele değildir.

    Bu süreç aynı zamanda kutsal coğrafyanın metalaştırılmasıdır. Bir ziyaret alanının sular altında bırakılması yalnızca taşların yok edilmesi değildir. Orada biriken yüzlerce yıllık hafızanın da silinmesidir. Bu nedenle ekolojik mücadele ile inanç mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Özellikle ulus devlet anlayışını aşamayan solcuların,pozitivist ve kaba bilimsel bakış açısını esas alan kesimlerin ekoloji mücadelesinde inanç alanının mücadelesini tali durumda görmesi şirketlerin işini kolaylaştırmaktadır. Kutsal coğrafyanın savunulması aynı zamanda toplumsal hafızanın savunulmasıdır. Başka bir ifade ile: Yol’un geleceği hafızanın geleceğidir.

    Bugün Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu temel mesele yalnızca eşit yurttaşlık mücadelesi değildir. Asıl mesele, toplumsal hafızanın yeniden üretilip üretilemeyeceğidir. Çünkü hafıza yalnızca kitaplarda yaşamaz. Mekânlarda yaşar. İlişkilerde yaşar. Ritüellerde yaşar. İkrar ve rızalık ile yürür. Ziyaretlerde yaşar. Pir’in, Ana kadının nefesinde can bulur. Sazın telinde evrene yayılır. Ocaklarda yaşar.

    Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar zamanla yönlerini de kaybederler.

    Aleviliğin önündeki temel mesele, geçmişe dönmek değil; hafızasını geleceğe taşıyacak yeni mekânlar, yeni ilişkiler ve yeni toplumsallık biçimleri yaratabilmektir. Geçmişi inkar etmeden an ve geleceğin şartlarına göre yeniden inşa edilmesinin yolunu bulmaları gerekiyor. Yol’un sürekliliği de tam burada, hafızanın ve mekânın birlikte savunulmasında yatmaktadır.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Helvacı’da Cemevi halkın lokmalarıyla ayakta: İnancımıza ve Cemevlerimize sahip çıkalım-VİDEO

    Helvacı’da Cemevi halkın lokmalarıyla ayakta: İnancımıza ve Cemevlerimize sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde Aleviler ve Sünniler yıllardır bir arada yaşıyor. PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin halkın katkılarıyla kurulduğunu belirterek Alevi toplumuna cemevlerine sahip çıkma çağrısı yaptı.

    Dersim ve Elazığ başta olmak üzere birçok kentten göç alan İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde farklı inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamını sürdürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin kuruluşundan bugüne kadar tüm ihtiyaçlarının halkın lokmalarıyla karşılandığını belirterek, “Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla yaşatıyoruz. Herkes cemevlerine sahip çıkmalı” dedi.

    İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi, 8 bin yıllık tarihi, kültürel ve doğal dokusuyla bölgenin en köklü yerleşimlerinden biri olarak biliniyor. Neolitik Çağ’dan günümüze kadar birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Helvacı’da, Aleviler ve diğer inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamlarını sürdürüyor.

    Önemli bir Alevi nüfusunun da yaşadığı Helvacı Mahallesi, 1972 yılından bu yana başta Dersim ve Elazığ olmak üzere birçok kentten göç aldı. Alevilerin kendi imkanlarıyla kurduğu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’ni ziyaret ettik.

    “CEMEVİMİZİ HALKIN LOKMALARIYLA İNŞA ETTİK”

    PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, Helvacı Mahallesi’nin kadim bir tarihe sahip olduğunu belirterek, özellikle Dersim ve Elazığ’ın Karakoçan ilçesinden yoğun göç aldığını söyledi. Helvacı’da Aleviler ve Sünnilerin bir arada yaşadığını ifade eden Laçin, bugüne kadar herhangi bir sorun yaşamadıklarını dile getirdi.

    Helvacı Mahallesi’nin verimli arazileriyle önemli bir tarım merkezi olduğunu belirten Laçin, hızlı sanayileşme ve depolama yatırımlarının tarım alanlarını ve yerel üretimi olumsuz etkilediğini söyledi.

    Eskiden köy halkının büyük bölümünün tarımla uğraştığını belirten Laçin, günümüzde ise sanayinin gelişmesiyle birlikte insanların demir-çelik fabrikalarında, Petkim ve TÜPRAŞ gibi işletmelerde çalıştığını ifade etti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’nin temelinin 2011 yılında atıldığını, Mayıs 2015’te düzenlenen törenle hizmete açıldığını aktaran Laçin, kendisinin de kuruluşundan bu yana çeşitli görevlerde bulunduğunu ve bugün başkanlık görevini yürüttüğünü söyledi.

    Cemevinin bir kültür merkezi olarak değil, doğrudan bir inanç merkezi olarak faaliyet yürüttüğünü vurgulayan Laçin, “Burası kültür merkezi olarak değil, doğrudan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı bir cemevi olarak açıldı” dedi.

    “XIZIR AYINDA GELENEKSEL KAVUT YAPIYORUZ”

    Cemevinin yapımının Helvacı halkının lokmalarıyla tamamlandığını belirten Laçin, mahalle sakinlerinin cemevine sahip çıktığını söyledi. Muharrem ayında lokma ve aşure dağıttıklarını ifade eden Laçin, Sivas ve Maraş katliamlarının yıl dönümlerinde de anma programları düzenlediklerini kaydetti.

    Xızır ayında geleneksel kavut yaptıklarını ve cem erkanı yürüttüklerini belirten Laçin, faaliyetlerini genel olarak bu tür etkinliklerle sürdürdüklerini söyledi.

    “CEMEVLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Köylerden metropollere yaşanan göç nedeniyle Aleviliğin geçmişteki kadar yoğun yaşatılamadığını ifade eden Laçin, bunda ekonomik koşulların ve iktidarın baskıcı politikalarının da etkili olduğunu söyledi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kabul etmediklerini belirten Laçin, “Bizim inancımızı tanımayanı biz de asla tanımayız. Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

    Laçin, Alevi toplumuna her yerde cemevlerine sahip çıkma çağrısında bulundu.

    “HELVACI KÖYÜ’NDE BİRLİK VE BERABERLİK HAKİM”

    Altı yıldır Helvacı Cemevi’nde cenaze erkanı yürüten Göksel Savak da Alevi öğretisinin hem güzel hem de meşakkatli bir yol olduğunu belirterek, Aleviliğin yüzyıllar boyunca devlet baskısına maruz kaldığını ifade etti.

    Savak, cemevinin elektrik, su ve benzeri giderlerinin köy halkının lokmalarıyla karşılandığını söyledi.

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi verdiğini belirten Savak, “Devletin Alevi inancını ve cemevlerini tanımasını, diğer inançlara gösterdiği hak ve imkanların bizlere de tanınmasını bekliyoruz” dedi.

    Helvacı Mahallesi’ndeki birlik ve beraberlik ortamına dikkat çeken Savak, “Kürt, Alevi ya da Sünni olsun; cenazelerimizde de hayırlarımızda da mutluluğumuzu da hüznümüzü de birlikte yaşıyoruz” diye konuştu.

    “CEMEVİNDE YAPILACAKLARA CANLARLA BİRLİKTE KARAR VERMEK İSTİYORUZ”

    Metropollerde ekonomik koşullar ve yoğun çalışma hayatı nedeniyle hafta içi cemevine gelenlerin sayısının az olduğunu belirten Savak, Helvacı sakinlerine cemevine daha fazla uğrama çağrısında bulundu.

    “Kahvede oturacaklarına buraya gelsinler, birlikte muhabbet edelim” diyen Savak, şöyle devam etti:

    “Biz isteriz ki her gün gelip çayımızı içsinler. Karşılıklı konuşalım, tartışalım; eksiğimiz, fazlamız neyse birlikte tamamlayalım. Herkesin bir geçim derdi, ekmek kavgası var. Bu nedenle gelemiyor olabilirler. Ama hafta sonları en azından bir saatliğine de olsa canlarımız gelip bizimle otursa çok mutlu oluruz. Kurs mu açılacak, etkinlik mi yapılacak; bunlara birlikte karar vermek istiyoruz. Evde sıkılacaklarına gelsinler, birlikte vakit geçirelim.”

    Semra ACAR – İZMİR 

  • İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla yapılan anmaya Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katılması tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    Alevi toplumunun ‘Alevi Diyaneti’ olarak tanımladığı Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilerin yıllardır yaptığı etkinliklere ortak olmaya çalışıyor.

    Son olarak Adıyaman’ın Yedioluk Köyü’nde, Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla anma programı düzenlendi.

    Anmaya, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin de katılırken, PSAKD Adıyaman Şube yönetimi, bu durumu protesto ederek, anmayı terk etti.

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ, bağımsız bir dernek olduklarını, herkese davetiye gönderdiklerini, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da anmaya çağırmalarında herhangi bir sakınca görmediklerini, organizasyonun kendi tasarruflarında olduğunu ifade etti.

    Zeki Akdağ’ın sözleriyse tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    “İKTİDARINI DEVAM ETTİRMEK İSTEYENLER İKRARDAN UZAKLAŞTI”

    Alevi toplumunun ikrarla ayakta durduğunun altını çizen İnanç Dolu, “Derneklerin kurulmasıyla ikrarın yerini iktidar aldı. İktidarı devam ettirmek isteyenler ikrardan uzaklaştı” dedi.

    Yaşanın bütün Alevi toplumunu ilgilendirdiğine dikkat çeken Dolu, ” Yıllardır anmalar ve etkinlikler lokmalarla yapıldı, yapılıyor. Etkinliklikleri karşılamak elbette bir bütçe gerektiriyor. Ancak pirlerimizin yaptığı gibi ‘bir lokma, bir hırka’ ile, namerde muhtaç olmadan yapmalıyız. Ancak bazı dernekler ve başkanları kim olduğuna bakmadan yada Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ da olduğu gibi rızasız lokma alıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz, Alevi Yol’una uzak tutumlarını kınıyoruz” diye belirtti.

    “BİZİM TOPLUMUMUZDA HERKESE DAVETİYE GÖNDERİLMEZ”

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ’ın ‘Biz herkese davetiye gönderdik’ sözünü de değerlendiren Dolu, “Bizim toplumumuzda herkese davetiye gönderilmez. Kaldı ki Axuçan Ocağı evladı olarak bize davetiye gelmedi. ” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/PİRHA

     

  • Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kadınlar yönetim kadrolarında görev almalı – VİDEO

    Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kadınlar yönetim kadrolarında görev almalı – VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin mutfağı başta olmak üzere bir çok etkinlikte kadınların çalıştığını ancak yönetim kadroları seçildiği zaman erkeklerin ön plana çıkmaya başladığının altını çizen Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, kadınların yönetime aday olması çağrısı yaparak, “Kendimize güvenelim” dedi. 

    Alevi kurumlarının yönetim kadrolarında önceki yıllara göre kadın sayısı artsa da yeterli görünmüyor. Cemevlerinin yemekhanelerinde, çay ocaklarında, cem erkanlarında, seminer ve panel gibi çok sayıda yapılan çalışmalarda kadınların ön planda olduğu ancak yönetim kadrolarında kadınlar yer bulamıyor.

    17 yıl Narlıdere Cemevi’nde hizmet eden, her türlü çalışmada yer alan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir ile Alevi kurumlarındaki kadınların konumunu konuştuk.

    Narlıdere Cemevi’nin gençlik kollarında başlayan, 15. yılında ise cemevi başkanı olarak görevini sürdüren Özdemir, gönüllülük temelinde cemevinde görev yaptıklarının altını çizerek, cemevi yönetim kadrosu olarak halka hizmet etmenin önemli olduğunu vurguladı.

    “ALEVİ KADINLAR YOLA ÇOK BAĞLILAR”

    İnanç yönünden Yol’a en çok bağlılığı olan Alevi kadınların  görünür olmadığına dikkat çeken Özdemir, “Cemevlerimizin inancımızda, mutfağımızda, çalışmalarımızda, panelimizde, seminerimizde, her tarafında kadınlar var” dedi.

    Cemevlerinde yapılan yönetim kadrolarında erkeklerin ön plana çıkmasını eleştiren Özdemir, kadınların kadrolarda yer almak istediğini ancak erkeklerin “kadın evde otursun, yöneticiliği ben yaparım” bakışının olduğunun altını çiziyor.

    “KADINLAR KENDİNE GÜVENİRSE HER ŞEYİ YAPAR”

    Elvan Özdemir, kadınların her konuda daha iyi üretip, yönetebildiğini ise şu cümlelerle anlatıyor:

    “Kadınlarımızın daha öne çıkması için el ele vermemiz gerekiyor. Kadınlar bu görevi yürekten yapıyor. Anaç oldukları için, toparlayıcı oldukları için inanç yönünü kadınların yürüttüğünü söyleyebilirim. Yönetim kadroları seçildiği zaman kadınlar yönetici olmak istiyor. 7/24 her şekilde biz Yol’umuza hizmet ediyoruz. Evinden, çoluğundan, çocuğundan, işinden, fedakarlık ediyorsun. Bunun için de erkekler tabii ki ‘kadın evde otursun’ yöneticiliği ben yaparım diyor. Yol mutfağa gelince, işe gelince, başka bir şeye gelince tabii ki kadınlarımız yapıyor.”

    Özdemir, kadınların birlik olmasını ve birbirlerine destek olup, kendine güvenerek yöneticilik yapabileceğini söyledi.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE SAYILSIN”

    Alevilerin sorunlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Nalıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon aracı olduğunun altını çizdi. Özdemir, daha çok kırsalda bulunan cemevlerinin ‘çatı değişecek, bir torba çimento yada suyu değişmesi gerekiyor’ diye cemevi başkanlığının sunduğu olanaklardan faydalanmak için gittiklerini söyledi.

    Özdemir, Alevilerin cemevlerinin ibadethane statüsünde olmadığını, çocuklara zorunlu din dersinin dayatıldığını belirterek, devletin inanç yerlerini tanımasını istedi.

    Alevilerin inancına ve Yol’una sahip çıkma çağrısı yapan Özdemir, “Onun için de el ele vermeliyiz. Haktan, hukuktan, adaletten yana, birlik olmalıyız. Yol’umuza, inancımıza sahip çıkmalıyız. Kendi inancımıza sahip çıkmak için birlik olmamız gerekiyor” dedi.

    “GENÇLERDE GELECEK KAYGISI VAR”

    Gençlerin cemevlerine ilgisinin az olduğunu belirten Özdemir, gençlerde gelecek kaygısının olduğunu ifade etti. Özdemir, “Gençlerin sadece cemevine gideyim, kendi inancımı yaşayayım deyip, kendi yaşam şartları, gelecek korkuları var. Acaba ne olacak? Evdeki aileler, gençler, çocuklar endişeli” diye konuştu.

    Ailelerin gençlere, çocuklara Alevi inancını ve kültürel değerlerini anlatmaları gerektiğini belirten Elvan Özdemir, “Alevi canlar olarak Yol’umuza, cemevlerimize, inancımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Kültürümüzü bütün çocuklarımıza, gençlerimize, ailelerimize Yol’umuzun değerlerini anlatmalıyız. Yani sadece bizimki Alevilik değil, Yol’un güzel yanlarını gönüllülüğün, hoşgörünün, sevgilin, adaletin olduğu bir toplum olduğumuzu çocuklarımıza da öğretmeliyiz” diye konuştu.

    Semra ACAR/İZMİR

  • Antalya’da Alevi gençler buluşuyor!

    Antalya’da Alevi gençler buluşuyor!

    PİRHA- Antalya’da “Antalya Alevi Gençliği Buluşuyor” şiarıyla etkinlik düzenleniyor.

    Antalya’da “Antalya Alevi Gençliği Buluşuyor” şiarıyla etkinlik düzenleniyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’ndeki etkinlik 22 Mayıs Cuma günü saat 18.00’de yapılacak.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

  • ‘Alevilerin geleceğine dair söz kurmaları çok önemli’-VİDEO

    ‘Alevilerin geleceğine dair söz kurmaları çok önemli’-VİDEO

    PİRHA- İngiltere’de düzenlenen ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştaya dair konuşan katılımcılar, Alevilerin geleceğine dair önemli tartışmaların yürütüldüğüne dikkat çekerek,  bu tür çalışmaların yaygınlaşması gerektiğini belirttiler.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi tarafından 3 gün süren ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay tamamlandı. ‘Birlik, Yol, Gelecek’ konularında onlarca isim tarafından sunum yapılırken, Alevilerin geleceğine dair değerlendirmeler yapıldı.

    “BU TÜR ÇALIŞMALARIN YAYGINLAŞMASINA İHTİYAÇ VAR”

    Yazar Edoğan Aydın, çalıştayın Alevi örgütlülüğünün niteliğini yükseltmek anlamında önemli olduğunu belirterek, “Ortak bir hafıza, ortak bir bilinç, ortak hayalleri inşa etmek açısından bu tür faaliyetler çok önemli. Bu etkinlikleri mutlaka yaygınlaştırmak lazım. Çünkü artık küresel bir dönemde her şeyde olduğu gibi Alevi toplumunun sorunları ve çözümleri de tek bir mekana sığdırılmayacak kadar kapsamlı hale gelmiş vaziyette. Dolayısıyla küresel çapta Aleviliğe yönelik saldırı, engelleme, asimilasyona karşı küresel çapta bir organizasyon, etkinlik, bilinçlendirme yapmak lazım” dedi.

    Cemevleri tarafından çalıştayların yapılmasını olumlu gördüğünü vurgulayan Aydın, “Hem kendilerine hem geleceği hem de dünyayı yorumladıkları, tartıştıkları, sorunlara dair de çözüm önerileri aradıkları, oluşturdukları bir alana dönüştürmüşler. Bu anlamda da aslında hani cem olma halini, o geçmişten gelen özelliğini de koruduğunu görüyoruz” diye belirtti.

    “KADINLARIN ÇALIŞTAYA NİTELİKSEL KATILIMI ÇOK İYİYDİ”

    Alevi kadın aktivist Pakize Gürhan da, Alevilerin geleceğine dair söz kurmalarının anlamlı olduğunu ifade ederek, “Üç gün içerisinde sadece Aleviliği yorumlamadı aynı zamanda da nasıl bir gelecek ve bu geleceğe de Aleviler nasıl rengini verecekler? Aleviler bu meselelerin savaştan tutun liberal politikalara, dünyanın sağcılaşmasından, muhafazakâr politikalara karşı da katılımcılar cümle kurdu” şeklinde konuştu.

    Çalıştay’daki kadın ve gençlerin katılımının ve niteliğinin güçlü olduğunun altını çizen Gürhan, şunları dile getirdi:

    “Temsil ve politika üretebileceğimiz alanlardaki kadın eksikliklerini de hala vurguluyoruz ve söylüyoruz ama bu üç gün içerisinde Alevi kadınların daha örgütlü söylem üretebilme ihtimallerinin de açığa çıktığını gördük. Daha ciddi, daha kapsamlı sunumlar yaptılar. Öyle zannediyorum ki bu bir defalık bir şey olmayacak. Bunun devamı da gelecek.

    Görünürlüğü arttırmak, güvenli alanlar yaratmak, Suriye’deki yaşanan süreci aslında herkese bir son solu olmuş zannedersek atıf yapılan atıflar işte olumlu olumsuz örnek anlamında da buradan hani ders çıkartılan bir yerden herkes cümle kurdu ve öneriler de bu bağlamdaydı. Hani tekrar yas yaşamak adına değil.

    Geleceği okurken örgütlü, güçlü, özgür ağırlığı olan bir örgütlenme tarif edildi. Şimdi bunun hep birlikte fikri takibini yapacağız. Buradaki konuşulanların sonuçta bir sonuç raporu yayınlanacaktır. Yani hayat varsa çözüm de vardır. O bağlamda hayat var, çözüm var, kadın var, çözüm var.”

    “ALEVİLERİN ORTAKLAŞMASI MÜMKÜN”

    Prof. Dr. Mehmet Uğur ise, Suriye’deki soykırımın Türkiye ve Avrupa’daki tüm Alevi kurumlarının sesini yükseltmesiyle duyulduğunu belirterek, “Suriye’deki Aleviler kendi örgütlülüklerini yeteri kadar geliştiremediler. Ortaklaşamamanın nedenlerinden biri de dildir. Dİl bariyeri var. Bunun aşılması için daha yaratıcı çalışmalar yapılması lazım. Hem Suriye’deki, hem de Türkiye’deki Alevilerin birbirinin tarihini bilme konusunda eksiklikleri var. Bunların giderilmesi lazım. Bu sorunları gidermede çalışmalar yürütüyorum. Yakın zamanda da meyvelerini alacağız” ifadelerine yer verdi.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  •  İngiltere’de düzenlenen ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay sona erdi-VİDEO

     İngiltere’de düzenlenen ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay sona erdi-VİDEO

    PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi tarafından 3 gün süren ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay tamamlandı. ‘Birlik, Yol, Gelecek’ konularında onlarca isim tarafından sunum yapılırken, Alevilerin geleceğine dair değerlendirmeler yapıldı.

    Onlarca akademisyen, yazar, araştırmacının katılımıyla, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi‘nde ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay düzenlendi.

    Yoğun katılımın olduğu Çalıştay’ın tamamlanmasının ardından İAKM ve Cemevi Eşit Başkanları Kazım Kılıç ve Hasret Bozdağ birer konuşma yaptı.

    “BİRLİKTE DÜŞÜNEBİLMENİN MÜMKÜN OLDUĞUNU GÖRDÜK”

    İAKM ve Cemevi Eşit Başkanları Kazım Kılıç, farklı ülkelerden, farklı düşüncelerden, farklı deneyimlerden insanların aynı çatı altında bir araya geldiğini belirterek, “Konuştuk, dinledik, tartıştık ve en önemlisi birbirimizi anlamaya çalıştık. Bugün dünyanın birçok yerinde toplumlar giderek daha fazla kutuplaştırılırken, insanların birbirini dinlemediği bir dönemden geçiyoruz. İşte tam da böyle bir zamanda, burada kurulan bu ortamın çok değerli olduğuna inanıyorum” dedi.

    Çalıştay’ın bir arada kalabilmenin, birlikte düşünebilmenin, ortak bir geleceği kurabilmenin mümkün olduğunu gösterdiğini vurgulayan Kılıç, ““Alevilik ve Gelecek” çalıştayı boyunca demokrasi, gençlik, kadın, kimlik, inanç, hafıza ve birlikte yaşam üzerine çok önemli tartışmalar yürüttük. Belki her konuda aynı fikirde olmadık. Ama birbirimizi duymaya çalıştık ve bence bugün en çok ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur. Çünkü gelecek yalnızca konuşanların değil; birbirini gerçekten dinleyebilenlerin ellerinde şekillenecek. Bu nedenle burada ortaya çıkan fikirlerin, dayanışmanın ve ortak aklın bundan sonra da büyüyerek devam etmesini diliyorum” diye belirtti.

    “GELECEĞE DAİR ORTAK BİR SORUMLULUK DUYGUSU BÜYÜDÜ”

    İAKM ve Cemevi Eşit Başkanı Hasret Bozdağ da, üç gün boyunca yalnızca bir program yürütmediklerini; birlikte düşünüp, birlikte emek verip, birlikte bir hafıza oluşturduklarına dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Bu çalıştay kolay hazırlanmadı. Arkasında günlerce süren toplantılar, yazışmalar, hazırlıklar, kararsızlıklar, heyecanlar ve büyük bir emek vardı.

    Ama bugün geriye baktığımızda şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: Değdi. Çünkü bu salonlarda yalnızca konuşmalar yapılmadı. İnsanlar birbirini dinledi. Farklı fikirler yan yana geldi. Sorular soruldu. Yeni bağlar kuruldu. Ve en önemlisi, geleceğe dair ortak bir sorumluluk duygusu büyüdü.

    “Alevilik ve Gelecek” başlığı bizim için sadece bir etkinlik adı değildi. Bu üç gün boyunca hep birlikte gördük ki; gelecek, ancak emekle, ortak akılla ve dayanışmayla kurulabilir. Bu nedenle bugün buradan yalnızca kapanış yaparak ayrılmıyoruz. Buradan yeni sorularla, yeni dostluklarla ve daha güçlü bir iradeyle ayrılıyoruz. Bu büyük emeğe katkı sunan tüm konuşmacılarımıza, moderatörlerimize, akademisyenlerimize, sanatçılarımıza, kurum temsilcilerimize ve salonlarımızı dolduran tüm canlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

    Ama şimdi özellikle görünmeyen emeği görünür kılmak istiyorum. Bu çalıştayın gerçekleşmesi için günlerdir emek veren yönetim kurulu üyelerimizi, çalışanlarımızı ve gönüllü canlarımızı yürekten teşekkür ediyorum. Hepsinin emekleri hak katına yazılsın.

    Bugün burada bir kez daha gördük ki; bu yol tek başına yürünmez. Bu yol emekle yürünür. Bu yol dayanışmayla yürünür.
    Bu yol birbirine omuz veren canlarla yürünür. Hepinize varlığınız, katkınız ve emeğiniz için teşekkür ediyorum. Bu çalıştay burada bitiyor olabilir; ama inanıyorum ki buradan çıkan söz, fikir ve dayanışma devam edecek.”

    Elif TABAK/İNGİLTERE

     

  • Piyasa eğitimine karşı annelerin dayanışma çatısı: Kent 2 Cemevi-VİDEO

    Piyasa eğitimine karşı annelerin dayanışma çatısı: Kent 2 Cemevi-VİDEO

    İzmir’in Menemen ilçesinde fahiş dershane fiyatları karşısında çocuklarının eğitimi için endişelenen anneler, aradıkları güvenli ve nitelikli eğitimi PSAKD Kent 2 Cemevi’nde buldu. Mikrofon uzattığımız kadınlar hem dışarıdaki fiyatlara isyan etti hem de cemevinde kurulan o sıcak aile ortamını, o keyifli sohbeti bizimle paylaştı.

    İzmir’in Menemen ilçesine bağlı PSAKD Kent2 Cemevi Şubesi’nde hem eğitim hem de meslek edinme kursları veriliyor. Çocuklarını eğitim için getiren kadınlar, cemevinde verilen kursların önemli olduğuna dikkat çekerek, dışarıda dershane fiyatlarına isyan etti.

    Cemevinde hafta sonları çocuklar için açılan Fen, Matematik ve İngilizce kursuna ilgi yoğunken hafta içi ise meslek edinme kursları veriliyor. Kurslara bölgede bulunan Aleviler ve diğer inançlardan herkes çocuğunu getiriyor.

    Cemevine girerken bahçesinde açan rengarenk güller insanın içini ısıtıyor. Hafta sonu olması dolayısıyla elinde lokmasıyla gelen de var çocuğunun elinden tutup kursa getiren de….

    Cemevinin girişinde bizi karşılayan güler yüzlü bir grup kadınla harika bir sohbete koyuluyoruz. Hepsi burayı o kadar benimsemiş ki; adeta evleri gibi çay, kahve içip bazen de yemek bile yapıp birlikte yiyorlar. Bu sıcak ortamda kadınlarla başladığımız muhabbette ilk olarak “Dershane fiyatları çok pahalı” diye başlıyorlar yakınmaya.

    “BURASI SAYESİNDE OĞLUM MATEMATİK DERSİNDE BAYA İLERLEDİ”

    Dört yıldır bu kapıdan içeri giren Nesibe Çay, cemevinde bulunan eğitim kursuna çocuğunu getiriyor. Cemevinde verilen Matematik, Fen ve İngilizce kursuna hafta sonları gelen Çay, cemevinde verilen eğitimden çok memnun. Çay, duygularını ve memnuniyetini şu sözlerle paylaşıyor:

    “Kurslarımız gayet güzel. Öğretmenimizden de çok memnunuz. Burası sayesinde oğlum matematik dersinde baya ilerledi.”

    Son dönemlerde okullarda artan şiddet olaylarına da değinen Çay, cemevlerinin bu konuda güvenilir olduğunun altını çiziyor.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE SAYILSIN”

    Sohbetimiz derinleştikçe, annelerin hem çocuklarının geleceği için verdikleri mücadeleye hem de cemevlerinin toplumdaki yerine dair taleplerine tanıklık ediyoruz. Aysel Çoban ise söze doğrudan “Dershane fiyatları çok pahalı” diye başlayarak yakınmasını dile getiriyor.

    Çocuğunun eğitimine destek olmak için cemevinde açılan eğitim kursuna geldiğini belirten Çoban, güvenle çocuğunu getirdiğini ve verilen eğitimin nitelikli olduğunun altını çizerek, herkese katılım çağrısı yaptı. Öte yandan cemevinde çeşitli etkinliklerin gerçekleştirildiğini belirten Çoban, haklı bir talebi de şu sözlerle gündeme getiriyor:

    “Cemevleri ibadethane sayılsın.”

    “CEMEVİNE GÜVENLE GELİP GİDİYORUZ”

    Helin Bal da tıpkı Nesibe Hanım gibi tam 4 yıldır çocuğunu eğitim kursuna getirenlerden. Eğitimin hayati önemine değinen Bal, buradaki o sıcak bağları şu cümlelerle özetliyor:

    “Buraya güvenle gelip gidiyoruz. Cemevi yönetiminden ve öğretmenlerimizden çok memnunuz. Burada aile ortamı oluşturduğumuz bir yer.”

    Cemevinde sadece dersler değil, hayatın her rengi var. Matematik, Fen, İngilizce kurslarının yanı sıra boyama atölyesi ve dikiş nakış atölyesi de aktif olarak çalışıyor. Kadınların meslek edinmesi için kursların önemine değinen Bal, pastacılık kursunun da açılması için taleplerin geldiğini söyledi. Kent 2 bölgesinde yaşayan tüm komşularına da çağrıda bulunan Bal, “Cemevlerine gelip gitsinler. Cemevlerimize sahip çıkalım” dedi.

    Bu samimi sohbetin sonunda mikrofonu devralan Derya Esmek ise cemevinde güzel dostluklar ve arkadaşlıkların edindiğini söyledi. Esmek, kadınların sosyalleşebileceği, birbirine güç vereceği bir ortamın olduğunu belirtti.

    Semra ACAR /İZMİR

     

     

  • PSAKD Beyoğlu Şubesi cemevi mücadelesini sürdürüyor- VİDEO

    PSAKD Beyoğlu Şubesi cemevi mücadelesini sürdürüyor- VİDEO

    PİRHA -İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı Örnektepe Mahallesi’nde cemevi talebiyle mücadele yürüten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Beyoğlu Şubesi’ne dayanışma ziyaretleri sürüyor. Son olarak PSAKD Alibeyköy Şubesi’nin katılımıyla alanda cem erkanı yürütüldü.

    İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı Örnektepe Mahallesi’nde yoğun olarak Alevi yurttaşlar yaşıyor. Mahallede uzun yıllardır bir cemevi yapılmasını talep eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Beyoğlu Şubesi ise cemevi yeri mücadelesini sürdürüyor.

    PSAKD Beyoğlu Şubesi, cemevi inşa edilmesini talep ettikleri alana konteyner yerleştirerek çalışmalarına burada başladı. Uzun süredir faaliyetlerini bu alanda sürdüren şubeye yönelik dayanışma ziyaretleri de devam ediyor.

    “İBADETİMİZİ KENDİ CEMEVİMİZDE ÖZGÜRCE YERİNE GETİRMEK İSTİYORUZ”

    Son olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Şubesi üyeleri dayanışma amacıyla cem erkanını, cemevi yapılması talep edilen alanda yürüttü. Pir Hüseyin Güzelgül’ün yürüttüğü ceme çok sayıda yurttaş katıldı. Cemde dayanışma ve birlik mesajları verildi.

    Ceme katılan yurttaşlar, Alevilerin yıllardır ibadethane taleplerinin karşılanmadığını belirterek duruma tepki gösterdi. Mahalle sakinleri, cemevi yapılması için talep edilen alanın bir an önce kendilerine tahsis edilmesini isterken, ibadetlerini kendi cemevlerinde özgürce yerine getirmek istediklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

    HABER MERKEZİ