Etiket: cemler

  • Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala: Taliplerin başında artık eskisi gibi dede yok-VİDEO

    Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala: Taliplerin başında artık eskisi gibi dede yok-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da yaşayan Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, geçmişte köylerde yapılan cemlerde küskün ve kavgalı olanlar barıştırılmadan cemlerin başlamadığını belirterek, “Şehirlerde yapılan cemlerde öyle bir şey yok. Şimdi talip de kalmadı dede de yok” dedi.

    Uzun yıllar Adana’da yaşadıktan sonra 80’li yıllarda Antalya’ya yerleşen Kızıldeli Ocağı rehber torunu Ali Pala, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ESKİDEN BÜYÜĞÜN KÜÇÜĞE SEVGİSİ, KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE SAYGISI VARDI”

    Eskiden cemlerin çok güzel olduğunu, büyüklerin küçükleri sevmesini, küçüklerin de büyükleri saymasını çok aradığını belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, “Evvelde cem olacağı zaman dedemiz köye geldiğinde rehbere söylerdi. Rehber ve gözcü de bizim aşireti toplar en geniş bir odada cem yaparlardı” dedi.

    “CEME BAŞLAMADAN MÜŞKÜLLÜKLER GİDERİLİRDİ”

    Cem başlamadan önce küskünler varsa, kavga edenler varsa barıştırıldıktan sonra cemin başladığını söyleyen Pala, “Şimdi öyle bir şey yok. Eski cemler daha güzeldi. Bizim ocağımızda Haydar dede her şeyi bilen bir dedeydi. Kızıldeli Ocağı’ndan geldiğimiz için bize deli derlerdi. Haydar dede elini tertemiz yıkardı, kaynayan aşurenin içine elini sokup karıştırıp bir tane üzüm tanesi alıp ağzına koyar, ondan sonra lokmayı dağıtın derdi” diye belirtti.

    “DEDE, ESKİDEN HAKKULAHI REHBER VE DÜŞKÜNLE (FAKİR) BÖLÜŞÜRDÜ”

    Eskiden cemlere herkesin adağını alıp gittiğini belirten Pala, “Canlar cemde niyaz ederlerdi, getirdikleri hakkulahlarını üçe bölerlerdi. Biri rehberin, biri düşkünün (fakirin), biri de dedenin. Yani dedeye gönüllerinden ne koparsa hakkulahını verir, diğerini ise milletle paylaşırlardı, cemaatle yerlerdi. Şimdi dedeler hepsini kendi alıp gidiyor. Hiç düşkünü sormuyor” diye ifade etti.

    Cemleri, perşembeyi cumaya bağlayan akşam yaptıklarını hatırlatan Pala, “Birini dışarı gözcü bırakırlardı. Bekçi geldiğinde hemen haberdar ederdi. Sazı, sözü keserlerdi. Bekçiler gittikten sonra tekrar cem başlardı. Eski cemler nerede şimdiki cemler nerede! Bize Allah akıl, fikir, düşünce, her şey vermiş ama o yolda gitmiyoruz ki. Şimdi talip de kalmadı zaten dede de yok. Dede var ama ocaklarına kurban olayım, hep menfaat peşinde” diye konuştu.

    Taliplerin başında artık dedenin olmadığını belirten ve bunu bir örnekle açıklayan Ali Pala, “Bir ilkokulda öğretmen olmazsa çocuklar ne yaparlar? Bizde de öyle işte. Dede olmadı mı talip de kendi yolunu kaybeder” ifadesini kullandı.

    “MÜSAHİPLİK DÖRT CANIN BİR CAN OLMASIDIR”

    Aleviliğin olmazsa olmazlarından biri olan musahiplik ile ilgili konuşan Pala, şunları dile getirdi:

    “Musahiplikte dört can bir can olur. Musahip deyip de geçmeyin. Musahip eğer iyiyse ne güzel, kötüyse zaten onun günahıyla gidersin. Musahipten birisi aç veya parası yoksa diğer musahip ona para verir ya da ayakkabısını, her şeyini alırdı. Musahip dedin mi can kardeş, ahiret kardeşidir. Musahip suç işlediği zaman dedenin kurdurduğu mahkemeyle ceza uygulanır. Musahibin bir davar (koyun) alacak parası yoksa bir kilo elma, varlıklı ise bir koyun getirip burada Hakk lokması olarak keserdi.”

    “OCAK MENSUBU KİŞİLER KESİNLİKLE BOŞANMAZ, BOŞANIRSA  7 SENE CEME GİREMEZDİ”

    Ali Pala, Ocak mensubu kişilerin evliliklerinde kesinlikle boşanmaların olmadığını hatırlatarak, “Evliler boşandığında ceme giremezdi. Çünkü düşkün olurdu. Ona 7 sene ceme girmeme cezası verirlerdi. Ceza olarak da hayır işleri yaptırılır, kusurunu örtecek şeyler yaptırırlardı. Zamanı geldiğinde tamam sen cemaate girebilirsin, derdi. Dede, cezalı, boşanmış kişiyi, iyi işler yapıyorsa affederdi, iyi işler yapmıyorsa meclise almazdı” diye ifade etti.

    “OCAK MENSUBU OLUP HAKK’A YÜRÜYEN KİŞİNİN EŞİ KESİNLİKLE EVLENEMEZ”

    Ocak mensubu evli kişilerin, Hakk’a yüründüğünde kesinlikle evlenmediğini belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, babasının genç yaşta Hakk’a yürüdüğünü belirterek şu bilgileri aktardı:

    “Benim babam 35 yaşında Hakk’a yürüdü. Benim anam 5 çocuğu olan bizleri büyüttü. Evlenmek yok. Katiyen kadın da erkek de evlenemez, hoş karşılanmazdı. Evlenirlerse cemlerden dışarı çıkarırlar, ceme hiç yaklaştırmazlardı. Selam vermezler, alışveriş yapmazlar, su bile vermezlerdi.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Alevi mekanlarında erkek erenlere yer verilirken kadın erenler neden yok’-VİDEO

    ‘Alevi mekanlarında erkek erenlere yer verilirken kadın erenler neden yok’-VİDEO

    PİRHA – Yazar- Antropolog Hasan Harmancı, Alevi felsefesinde kadın erkek eşitliği sorununun olmadığını ancak Alevi erkeğinin kadının posta oturması konusunda ya da kadın anaların ve dedelerin posta oturmasında çokta nazik davranmadığına, öncelik tanımadığına dikkat çekti. 

    Alevi toplumsallığında öne çıkan sorunlardan birinin kadın-erkek arasında nasıl bir denge kurulacağına dair olduğunu belirten Yazar – Antropolog Hasan Harmancı, kadın erkek gibi bir ayrımı temelde Aleviliğin felsefe olarak yok saydığını kaydetti.

    Harmancı, Hacı Bektaş Veli’nin kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi arpalı buğdaylı yani yan yana oturan insanlar olarak gösterdiğini hatırlatarak, günümüz toplumlarının feodalizmden getirdiği kalıntıların ve şehirleşmenin getirdiği, kapitalist ilişkiler ve üretim-tüketim ilişkisinden kazanılan paranın getirdiği yargıların, değerlerin doğal olarak kadın-erkek arasında iş bölümünden kaynaklı sorunlar yarattığını söyledi.

    Şehirleşmeyle beraber kadının çalışma alanının daraldığını kaydeden Harmancı, kadının şehirleşme sırasında o modernitenin getirdiği bütün konumlardan yararlanırken, giyim, televizyon, eğitim gibi alanlardan yararlanamadığını ve bunu kısır bir biçimde yürütürken aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki o uçurumun, şehirleşmenin boyutlarını aşacak duruma geldiğini ifade etti.

    “ALEVİ ERKEĞİ KADIN ANALARIN POSTA OTURMASI KONUSUNDA NAZİK DAVRANMIYOR”

    Kadın erkek arasındaki ilişkinin bütün toplumların yaralı kurumu gibi Alevi kadını da etkileme çabasında olduğunu dile getiren Harmancı, şöyle devam etti:

    “Alevi kadını Alevi kurumlarında örgütlendikçe de bu sorun daha derinden hissedebilmekte. Çünkü Alevi denince kadın erkek ayrımı olmadan bir bütün olarak candır. Can ilişkisi cemlerde gittikçe daha da hukuksuz bir biçime dönüşüyor. Bunun bir nedeni de kadın erkelerin kuralları ya da yapacaklarını yaparken nasıl bir yol izleyecekleri konusu tartışmaya neden olur. Özelikle hizmetler konusunda kadınların geride kalması, mutfak ya da temizlik gibi hizmetleri yapmaları yolda bir tartışma. Bu yetmiyormuş gibi Alevi erkeğinin kadının posta oturması konusunda ya da kadın anaların ve dedelerin posta oturması konusunda çokta nazik davrandığı, öncelik tanıdığı konusu çok zor oluyor.”

    “ALEVİ GELENEKLERİNDE ERKEK VAR KADIN YOKTUR”

    Alevi geleneklerinin tartışması gereken yeni bir sorunun da cemevlerinde erkek erenlerin fotoğraflarına yer verildiği ancak kadın erenlerinin fotoğraflarının bulunmadığını kaydeden Hasan Harmancı, şöyle devam etti:

    “Alevi öğretisinin kurucu kimlikleri, erenleri, evliyası her zaman neredeyse fotoğrafla karşımızda yer alır. Hacı Bektaş, Hz. Ali, Hüseyin ve Hasan hatta kimi zaman Pir Sultan da simgesel olarak yer alır. Daha nicesinin aynı durumda erkekli olarak modelleri yer alır ancak kadın ataların Fatma Ana, Kadıncık Ana  gibi isimler burada yer almaz. Bir bakarsın cemevinde herkesin fotoğrafı var. Şimdi modern dünyanın insanı olarak bu kadınlara neden değer verilmedi? Geleneğin içinde kadının neden yer almadığı önemli bir sorun. Bu sorun nasıl aşılacak bilmiyoruz tabi ama Alevi geleneklerinde erkek var kadın yok.

    “UMARIM CEMLERDE KADIN ERENLERE YER VERİLİR”

    Alevilik dediğimiz yapılanmanın içinde, büyük fotoğrafın içinde kadın erkek eşit, hizmetlerin hepsini yürütürken beraber. Ancak kadınlar kendilerine ait komisyonlar kuruyor. Bunun içinde örgütlenmek yine kadınlar kendilerine ait örgütlere de yer vererek Alevi örgütlenmesi içinde bir kadın örgütlenmesini getiriyor. Temelde bu büyük bir sorun. Çünkü Aleviliğin kurucu gücü insan ve  bu insan derken şuan can dediğimiz model. Burada kadın ve erkek ayrımı olmadığına göre kadın örgütleri neden ayrılıyor bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bunun en önemli nedeni yolun getirdiği kurallar dizisi değil, Aleviliğin bir yandan feodaliteden beridir erkek erenlerin fotoğraflarına yer vermesine rağmen kadın erenlerin herhangi bir çizimine resmine yer vermemesi. Anlıyoruz ki Fatıma, Zöhre dediğimiz, nur dediğimiz şeyin kendisine aslında erkek egemen sistem hiçbir zaman yer vermemiştir. Hacı Bektaşi Veli’nin kadının erkeği de aslan dişisi de aslan söylemine ve hepimiz bir canız dediğimiz söyleme kadınlar olarak değer vermişiz ama erkekler olarak buna yer vermiyoruz. Gün gelir umarım ki Alevi cemlerinde, mekanlarında erkekleşmiş dünyasında erkek erenlerine yer verildiği gibi kadın erenlerine ve öncülerine de yer olacaktır.”

    PİRHA / İSTANBUL