PİRHA-Antep’te köyden şehre göçün artmasıyla beraber Alevi inancında çözülmelerin olduğunu söyleyen İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Alevi inancını daha fazla insana ulaştırmak için Alevi örgütlerinin ortak bir noktada birleşmesi gerektiğini belirtti.
Antep’te Çepni köylerinde yaşayan Aleviler, Dede sayısının yetersizliğinden dolayı inançlarını yerine getiremiyor. Köylerde cemevi olmasına rağmen hizmet yürütebilecek dedelerin az olmasından kaynaklı inanca dair ritüeller uzun süreden beridir yürütülemiyor.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Hüseyin Keskin, köyden kente nüfus oranın artması, Alevi kurumlarının ayrı hareket etmesi ve bazı cemevleri ve dedelerin devlete yakın hareket etmesiyle beraber Alevi inancında da yozlaşmaların kendini göstermeye başladığını söyledi. Keskin, Alevi kurumlarının ve ocak pirlerinin bir noktada birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.
Alevi toplumunun yoğun göçüyle beraber inançsal olarak gerilemenin olduğunu belirten Keskin “Toplumsal çözülme yaşıyoruz. Bu sadece bizim inancımızla sınırlı değil. Kırsaldan şehirlere göç artışıyla birlikte özellikle Aleviler çok yoğun göç vermiştir. Bu 3-5 senelik bir süreden değil 30-40 yıllık bir zamanla oluşmaya başladı. Bizim buralardaki Alevi köylerinde cem yürüten dedelerimiz var. Bu konuda en çok çalışan kişi Derviş Piroğlu Dede’ydi. Şu anda bu konuda Antep’te üç tane hizmet yürüten dedemiz var. Arayıp da bulamama söz konusu değil. Bir maaş uğruna devletle çalışan cemevlerimiz, dedelerimiz var. Bu şekilde Alevi inancanda da bir ayrışma, bir kopukluk oluyor” dedi.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORTAK BİR NOKTADA BİRLEŞMESİ GEREKİYOR”
İnançtaki yetersizliğin bir diğer nedeninin de Alevi kurumlarının ortak bir noktada birleşmemesinden kaynaklandığını belirten Keskin, konuşmasında şunları söyledi:
“Söz söyleyen ocak çok, söz söyleyen dede çok ve söz söyleyen kurumlar çok böyle olunca ayrışmalar oluyor. Ortak bir noktada birleşmemiz gerekiyor. Her Alevi kurumunun her örgütlenme biçimi farklı. Bu kadar çok farklılık olunca çözülmeler de başlıyor. Bu noktada her kurumun ortak bir söylemde birleşmesi lazım. Bizler küçüldükçe, parçalandıkça birileri canımıza da kast edecek, bizi de yok sayacaklar. Bu şekilde hiçbir talebimizi yerine getiremeyeceğiz. Ocaklardan ziyade Alevi örgütlerinin bu işi sahiplenmesi gerekiyor. Onların da kendilerini silkeleyip üzerindeki bu sorunu aşması gerekiyor.”
PİRHA – Antep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kuzuyatağı Köyü’nde yaşayan Çepni Alevileri, Çepni Köylerinde eskisi gibi cemlerin yapılmadığını dile getirerek Alevilik inancının kaybolmaması gerektiğini söyledi.
Antep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kuzuyatağı Köyü’nde yaşayan Çepni Alevileri, Çepni köylerinde eski cemlerin yapılmadığından yakınıyor. Dedelerin Alevilik inancını taşıyacak kişileri yetiştirmedikleri, dolayısıyla köylerinde cem yürütülemediğini de söyleyen yurttaşlar, PİRHA’ya konuştu.
“TOPLUM ARTIK 1500 YIL ÖNCEKİ GELENEKLERİ TAŞIMAKTA ZORLANIYOR”
Köy sakini Mehmet Ali Gürbüz, 1500’lü yıllarda Alevilerin köye yerleştiklerini söyleyerek “O döneme ait kayıtlar var. Alevi inancına bağlı ziyaretlerimiz var. Yılın belli dönemlerinde ziyarete gideriz. İnancımıza ait uygulamalar kalmadı artık. Ekonomik sebepler bunu getiriyor. Toplum artık 1500 yıl önceki gelenekleri taşımakta zorlanıyor. Köyde artık genç nüfus çok az” dedi.
Son 50 senedir eskisi gibi cem yapılmadığını ve cemlerin şuan folklorik gösteri gibi yapıldığını belirten Gürbüz, yeni kuşaklar görsün diye muhabbet cemlerinin ara ara yapıldığını da dile getirdi.
“İNANCIMIZ KAYBOLMAMALI”
Gürbüz, Alevilik inancının yerine başka bir şey konulamayacağını da ifade ederek şöyle devam etti:
“Eskiden her perşembe günü dede gelirdi köye ve cem tutulurdu, şuan da kalmadı diyebilirim. İnancın eskisi gibi korunduğunu söyleyemem, ama ruhu ölmedi. İnsanlar Alevi olmanın getirdiği direnci, aydınlığı hala yaşatıyor. İnancımız kaybolmamalı bu geçmişten gelen bir değer. Yeni bir şey yaratmak, onun yerine başka bir şey koymak çok zor”
“EN SON 1965 YILINDA CEM YAPILDI”
Köyde en son 1965 yılında cemin yapıldığını söyleyen köy sakini Kureyş Çokbilir, “Daha önce dedelerimiz vardı. Sonra dedelerimiz Antep merkezine göç ettiler. Şuan da dedelerimiz kalmadı. Kimisi öldü, gençlerimiz de yurtdışına gittiler” diye konuştu.
“DEDELERE GÜNCELLEME GELMELİ”
Antep Çepni Alevileri Derneği Kadın Kolları Başkanı Devrim Yılmaz Türkan da şunları söyledi:
“Bütün Yavuzeli’nin Çepni Alevi köylerine cemevlerini derneğimiz yaptırdı. 16-17 tane köyümüz var, hepsinde de cemevi var. Hepsini de derneğimiz yaptırdı. Biz cemlerimizi inancımız ölmesin, gençlerimiz öğrensin diye yapıyoruz. Cemlere katıldığımda dikkatimi çeken şey şu oluyor. Dedelerin tarihi konuları tekrar tekrar anlatmasını çok yanlış buluyorum. Dedelere bir güncelleme gelmeli. Dedelerimizin cem sırasında yapması gereken toplumu bilinçlendirmek. ÇEDES projesini anlatabilir, uyuşturucuyla mücadeleyi anlatabilir, Alevi toplumunun güncel konularına değinebilirler. Özellikle Alevi toplumunu yönlendirmeleri gerekir.”
Ali Yılmaz ise, eskiden yürütülen cemlerin kalmadığından bahsederek eski zamanlarda insanların inancına daha bağlı olduğunu dile getirdi.
PİRHA – Milletvekili Murat Çepni, TBMM Genel Kurul’unda yaptığı konuşmada “Alevilere şu söyleniyor: Ya itaat edersiniz ya da yok olursunuz. Alevilik önce sapkınlıktı, sonra cemevleri cümbüş evi oldu, şimdi de inanç değil kültürevi, ticari bir işletmeye dönüştürülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı. Çepni Alevilerin haklarının gasp edilmek istendiğini vurguladı.
HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Murat Çepni, TBMM Genel Kurul’unda cemevleri ile ilgili çıkarılan yasaya dair konuştu. Çepni, “Bir inanç, torbaya konularak devletin karanlık koridorlarında boğulmaya çalışılıyor” diyerek Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kararını eleştirdi.
“POLİTİK İSLAMCI FAŞİZMİN STRATEJİK BİR SALDIRISIDIR”
Murat Çepni, Cemevi Başkanlığı projesinin “Stratejik bir saldırı” olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Bu politika sadece bitik bir iktidarın seçim yatırımı değildir, bu politika, bu uygulama tekçi devlet anlayışının ‘tek millet, tek ses, tek inanç, tek mezhep’ anlayışının doğrudan bir sonucudur ve stratejik bir saldırısıdır, politik İslamcı faşizmin stratejik bir saldırısıdır. Alevilere şu söyleniyor: Ya itaat edersiniz ya da yok olursunuz. Önce Kürt yoktu, sonra Kürt var ama hakları yok oldu; şimdi de Alevilik önce sapkınlıktı, sonra cemevleri cümbüş evi oldu, şimdi de inanç değil kültürevi, ticari bir işletmeye dönüştürülmeye çalışılıyor. Devletin Alevi’si, devletin Kürt’ü, devletin Müslüman’ı, devletin işçisi, devletin sendikacısı hatta devletin solcusunu yaratmak bu anlayışın, bu tekçi anlayışın, evet, stratejik bir politikasıdır. Şimdi, Alevi halkından, Alevi inancından bu saldırıya biat etmesi bekleniyor ama hiç kimse bu biati beklemesin. Bu düzenleme bırakın bir katkıyı, bırakın bir talebin karşılanmasını bugüne kadar kazanılmış tüm hakların ve tüm düzeylerin gasp edilmesidir, başka tek bir anlamı yoktur.”
“BU DÜZENLEME KORUCULUKTUR”
Çepni, “Aleviler ölümlerden bugünlere geldiler; bir Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden ve yeniden doğarak bugünlere geldiler ve ne kazandılarsa kendi emekleriyle kazandılar, bedel ödeyerek kazandılar; örgütlendiler, ibadethanelerini fiilen kazandılar ve kendi kültürel geleneklerini de fiilen bedel ödeyerek bugünlere getirmeyi başardılar” dedi.
Çepni şöyle devam etti:
“Bugün hâlâ ‘Aleviyim’ demek Anayasal suç olmamakla birlikte sokaklarda katledilme gerekçesidir. Bugün hâlâ Alevilerin kapıları işaretlenmektedir ve ‘bunu yapan meczuplar’ diye tarif edilen güçler bırakın cezalandırılmayı itibar sahibi olmaktadırlar. Milyonlarca Alevinin vergileriyle tarikatlar, cihatçı çeteler ve Diyanet hortumlanmaktadır. Bu düzenleme tüccarlıktır, Aleviler satın alınmaya çalışılıyor ama yanılıyorsunuz. Evet, birilerini satın alabilirsiniz, onların kim olduğunu anlamak istiyorsanız aynaya bakabilirsiniz. Bu düzenleme bir darbedir, bu düzenlemeye Alevi halkının rızalığı yoktur. Bu düzenleme bir gasptır, kazanılmış tüm hakların fiilen devlet zoruyla gasbedilmesidir. Bu düzenleme koruculuktur, kendi Alevisini yaratma politikasının bir parçasıdır.
“TAYYİP ERDOĞAN ALEVİ İNANCINI BELİRLEME CESARETİ VE CÜRETİNİ GÖSTEREBİLİYOR”
Alevilik inancı bir kurula bağlanıyor ve bu kurul üyelerini de Cumhurbaşkanı seçecek yani Tayyip Erdoğan her şeyi belirlediği gibi Alevi inancını da belirleme cesareti ve cüretini gösterebiliyor. Alevi inancı Tahtacı’lardan Bedreddini’lere, Bektaşi’lerden benim de mensubu olduğum Çepni Alevilerine kadar dünyanın, bütün insanlığın en kadim değerlerinden bir tanesidir. Bu öyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sarayda değiştirilebilecek bir gerçek değildir. Alevilerin talepleri eşit yurttaşlıktır ve bu talep gasbedilen bir hakkın talebidir. Öyle kimseden medet ummakla ilgili değildir, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasıdır Alevilerin talepleri; bu hak da gasbedilmiştir. Alevilik kimseye bağlı değildir, Alevilik demokratiktir, Alevilik özgürlükçüdür. Alevi inancı bu ülkede, tüm coğrafyada demokrasi ve özgürlük mücadelesinin doğrudan bir parçasıdır; demokrasi, özgürlük, sosyalizm mücadelesinin doğrudan bir parçasıdır. Saraylarda yapılan bu yasalar canlar tarafından sokaklarda yırtılacaktır, çöpe atılacaktır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar bir olalım, gelin canlar bir olalım!”
PİRHA- Gaziantep’te faaliyet yürüten beş Alevi kurumu, hükümetin cemevleri konusunda almış olduğu kararı kınayarak “Aleviler uzun zamandan beri Aleviliğin inanç, cemlerin ibadet, cemevlerinin de ibadethane olarak kabul edilmesini istiyor. Aleviler sadaka değil, eşit vatandaşlık istiyor” dedi. Beş Alevi derneği asimilasyonun önüne geçmek için kentteki cemevlerinin giderlerinin kendileri tarafından karşılanacağını belirttiler.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Tilkiler Derneği Başkanı Tarık Alpdoğan, Çepniler Derneği Başkanı Fidel Zülfikar Aslan, Kizirliler Derneği Başkanı Kazım Ünek ve Balyanlılar Derneği Başkanı Küreyş Bozkurt ortak açıklama yaparak iktidarın Alevi politikalarını eleştirdi.
“ALEVİLİK TURİSTİK VE KÜLTÜREL FAALİYET DEĞİLDİR”
Yazılı yapılan açıklamada “Sadaka değil, eşit vatandaşlık istiyoruz” vurgusu yapılırken, cemevlerinin bakanlıklara bağlanması şu ifadelerle eleştirildi;
“İktidarın, Alevi derneklerinin ve cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak giderlerinin bakanlık bütçesinden karşılanmasına yönelik adımının Alevi toplumunda bir karşılığı olmadığı birçok Alevi kurumu tarafından dile getirilmiştir. Alevi kurumlarımızın bu haklı tepkilerine katılıyoruz. Alevilik, bir turistik ve kültürel faaliyet değildir. Alevi dernekleri ve cemevlerinin bakanlığa bağlanmak gibi bir talepleri de hiçbir zaman olmamıştır. Aleviler uzun zamandan beri Aleviliğin inanç, cemlerin ibadet, cemevlerinin de ibadethane olarak kabul edilmesini istiyor. Aleviler sadaka değil, eşit vatandaşlık istiyor.”
“ASİMİLASYONUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN CEMEVLERİNİN İHTİYAÇLARINI BİZ KARŞILAYACAĞIZ”
Gaziantep’teki Alevi kurumları, asimilasyon politikalarının önüne geçmek adına bünyelerindeki tüm cemevlerinin elektrik, su, doğalgaz giderlerinin kendileri tarafından karşılanacağını belirterek şu açıklamayı yaptı:
“İktidarın seçim arifesinde Alevilerin sempatisini ve oyunu kazanmak amacıyla yaptığı bu hamlenin biz Gaziantep’te yaşayan Aleviler açısından da bir karşılığı yoktur. Gaziantep’te devletin, inancımız üzerindeki asimilasyon politikalarına karşı biraya gelerek güç birliği oluşturmuş olan ve bu kapsamda çalışmalar yürüten Pir Sultan Abdal Derneği, Tilkiler Derneği, Çepniler Derneği, Kizirliler Derneği ve Balyanlılar Derneği olarak, iktidarın devlet eliyle Alevileri kontrol etmesine, baskı altına almasına ve yönlendirmesine karşı olduğumuzu belirtmek isteriz. Bu kapsamda aldığımız ortak karar doğrultusunda, derneklerimizin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasına karşı durmak için her türlü mücadeleyi yürütmeyi kararlaştırdığımızı halkımıza bildirmek isteriz. Yine cemevlerimizin ihtiyaçları nedeniyle devletin asimilasyon politikalarına alet edilmesinin önüne geçilmesi için yörelerimizdeki ve köylerimizdeki tüm cemevlerinin elektrik, su, doğalgaz vb. giderlerinin bu 5 derneğimiz tarafından elbirliğiyle ortak bir şekilde karşılanması kararlaştırılmıştır. Zira, hiçbir cemevimizin devletin inancımız üzerinde 100 yıldır uyguladığı asimilasyon politikalarına alet edilmesini istemiyoruz. Zaten 100 yıldır halkımız kendi cemevlerinin giderini kendisi karşılamıştır. Faturalarını ödemekte zorlanan cemevlerimiz olması halinde ise derneklerimiz tarafından bu cemevlerimizin faturaları ödenecektir. Halkımıza saygıyla bildiririz.”
PİRHA- Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 4 yıl geçti.
30 Eylül 2018’de Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde aşure paylaşıldığı saatlerde konuşma yaparken kalp krizi geçirerek Hakk’a yürüyen Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün 4. yılı geride kaldı.
Piroğlu, vasiyeti üzerine Manisa’nın Dilek Köyü’nde deyiş ve semahlarla sırlanmıştı. Piroğlu, uzun yıllar taliplerini ziyarete giderek Yol, erkan yürüten ve herkes tarafından sevilen bir pirdi.
BEKTAŞ PİROĞLU KİMDİR?
Çepni Alevilerinden olan Piroğlu 1938 yılında Antep’in Nizip ilçesine bağlı Köseler Köyü’nde doğdu. Babası ise Pir Ali Piroğlu. Piroğlu, 1960 yılından beri dedelik yapıyordu. Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da Alevilerin bulunduğu her yerde inanca hizmet etti. 79 yaşında Hakk’a yürüyen Piroğlu, başta Batı Anadolu olmak üzere bazı yörelerdeki Türkmen, Çepni Alevilerin post dedesi ve Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu üyesiydi.
PİRHA-Yazar Piri Er, “Yol bir, Sürek bin bir” sözü üzerine değerlendirme yaparak “Neden bir tek Alevilik yok?” sorusuna da cevap verdi. Tüm Alevi toplumunun, aynı şekilde erkan yürütemeyeceğini belirten Yazar Er, “Bu zaten Aleviliğin doğasına aykırı. İyi ki de öyle olmamış. Süreklerin tekleşmesiyle birlikte değişime açık olmayan Alevilik zaten yaşamazdı” dedi.
Asya kıtasından Avrupa’ya dek var olan Alevi toplumu, her coğrafyada kendi sürekleri üzerinden inancını yürütüyor. Alevilik, her bölgede temel kurallar üzerine oturtulup yaşatılıyor.
Bir bütünen “Yol” olarak kabul edilen Alevilikte “Sürek” kavramı nasıl tarif edilir? Yazar Piri Er ile konuştuk. Yazar Er, Aleviliğin İslam’dan ayrı, kendine özgü kuralları olan bir inanç biçimi olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı. Aleviliğin neden “Yol” olarak tarif edildiğini anlatan Er, şu bilgileri paylaştı:
“Biz ‘Mezhep bilmeyiz Yol’umuz vardır’ diye zaten şiirlerde de geçer. Aleviliği, bir mezhep, İslam’ın içerisinde bir ekol olarak tanımlamak, İslam’ın hetorodoksisi olarak tanımlamak anlamına gelir ki bu bana göre doğru bir yaklaşım değildir. O nedenle Aleviler de herhalde bu farklılığı ya da özelliği düşünerek kendilerini ‘Yol’ olarak tanımlar. Yani sürülen, gidilen yol olarak tanımlarlar. ‘Sürek’ ise; Alevilik tek ekolün olduğu bir yapı değildir. Ana sürek olarak Hacı Bektaş’taki iki ekolü; Babahan ve Çelebi ekolünü biliriz. Bunlar Aleviliğin sürekleridir. Bunların dışında bağımsız ocaklar olarak bildiğimiz ocaklar vardır ki Alevilik bu üst sürek üzerinden yürür. Bunun içerisinde en geniş çaplısı tabi ki ocak sistemidir. Ama bu ocak sistemi içerisinde de hem ocaklar arasında farklılık vardır hem de genel çerçeve içerisindeki örneğin Hacı Bektaş’taki iki post içerisinde.
Örneğin bir kolda müsahiplik varken diğerinde evlenmeyen dervişler vardır. Ama sistem olarak hepsi kendini Bektaşi ekolleri içerisinde tarif ederler. Her iki kol da Hacı Bektaş’a bağlıdırlar. Ama bunun dışında sürekler dediğimiz özellikle ocaklara bağlı yapılar vardır ki bunlar işte Tahtacı, Çepni ya da Kızılbaş ocakları diyebiliriz. Kastedilen şey, genel olarak budur.”
“OCAKLARA GÖRE SÜREKLERDE FARKLILIKLAR OLUŞMUŞTUR”
Yazar Piri Er, birbirine mesafe olarak yakın olan Alevi topluluklarında dahi farklı süreklerin mevcut olduğuna işaret etti. Piri Er, “Neden sürek binbir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Bu şunu gösteriyor; süreklerin farklılığını, süreklerin temel yapı olarak aynı ekolmuş gibi görünmekle beraber sürekler arasında da farklılıkların olduğunu gösteriyor. ‘Bu farklılıklar ne?’ diye sorarsanız örneğin Karadeniz bölgesindeki Çepnileri ele alalım. Ocak merkezi olarak Gümüşhane ilinin Kürtün ilçesinden başlar. Ocak merkezi orasıdır ancak günümüzde burası dönüşmüş bir yapıya sahiptir, Alevi kimliğinde değildir ama oradan başlar ve Trabzon Akçaabat’ın köylerinden İzmit’e kadar inen bir ocağı kast ederiz. Bunlar Güvenç Abdal Ocağı’na bağlıdır ve Çepni gruplarıdır. Ama Çepnilerin bunun dışında da bir grubu vardır. Bunlar Batı Anadolu’da dediğimiz özellikle Balıkesir bölgesinde yoğunlaşan Köse Süleyman Ocağına bağlı Çepni gruplarıdır. Bunların tümü aynı görünür ama bağlı oldukları ocaklara göre süreklerde farklılıklar oluşmuştur. Aynı bölgede bulunan Çepniler ile Tahtacı gruplar arasında da farklılıklar vardır. Örneğin Balıkesir’in sahildeki köylerine bakarsanız Tahtacı köyleridir. Biraz daha içeri doğru gittiğinizde Çepni köyleri vardır. Bunların da geleneklerinde farklılıklar vardır. Örneğin müsahipliği farklı algılarlar. Örneğin Tahtacı topluluğu müsahipliği tek aşamalı olarak gerçekleştirmezler. Tahtacılarda aşına, peşine ve çığıldaşı vardır. Dolayısıyla tahtacıların süreklerinde de kendi içlerinde farklılıklar vardır.”
“İNANCIN TEK MERKEZDEN YÜRÜTÜLMESİ ALEVİLİĞİN DOĞASINA AYKIRI”
Piri Er, “Neden bir tek Alevilik, bir tek erkanname yok?” sorularına ise “Bu Aleviliğin doğasına aykırıdır” cevabını verdi. Tek bir süreğin olması durumunda Aleviliğin yaşayamayacağını belirten Er şöyle devam etti:
“İyi ki de öyle olmamış. Düşünelim ki gerçekten de bir tek Ağuçen Ocağı vardı. Bu ocağın günümüzde bilinen çok meşhur bir dedesi var. Şimdi bütün Alevilerin Mürşit Ocağı olarak bağlandığı bir yapı düşünün. Bunun içerisinde de mürşit olarak İzzettin Doğan’ın olduğunu ve herkesin ona bağlı olduğunu düşünün. İzzettin Doğan, sizi nereye götürürdü? Muhtemelen Ankara’daki Cami-Cemevi projesine ya da semahların içerisine semazen yerleştiren bir yapıya götürürdü. Ya da kadınların, küçük çocukların başını bağlayarak cemevlerine götürürdü. Alevi İslam anlayışı paralelinde kurmuş olduğu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlı bir yapıya götürürdü. Örneğin cemlerde demin yasaklandığı bir yapıya götürürdü. Dolayısıyla süreklerin tekleşmesi, bir tek merkezden yürütülmesi zaten Aleviliğin doğasına aykırı.
Alevilik yok olma tehlikesiyle belli dönemlerde karşı karşıya kalmış bir inanç. Babai İsyanından alın 1237’den Şahkulu İsyanına kadar, Şah İsmail döneminde yaşanan katliamlara kadar sürekli katliamlarla muhatap olmuş bir inanç grubu. Burada farklılaşmanın, süreklerin oluşmasındaki nedenlerden biri de belki de bu. Çünkü yok olma tehlikesi karşısında farklı bölgelere giden Aleviler, kendilerine göre bulundukları bölgede Aleviliği farklılaştırmışlar. Bu çok doğal bir şey. İyi ki de öyle yapmışlar. Çünkü farklılaşmasa ve geleneksel yapısı içerisinde kalıp hiçbir şekilde değişime açık olmayan bir Alevilik yaşamazdı. Onun için sürekler farklılaşmış ve bugün de bu farklılığı koruyorlar. Ben hep ‘İyi ki bir tek merkeze bağlı kalınmamış’ diyorum. Bütün ocakların Hacı Bektaş’a bağlı olması da bana göre İzzettin Doğan gibi bir sakınca yaratmasa da sıkıntı yaratabilirdi. Bugün Hacı Bektaş’a bağlı olmayan, kendi başına ocaklar da var. Hatta Hacı Bektaş’tan önce kendi varlıklarının olduğunu söyleyen ve ‘Biz daha eskiyiz’ diyen ocaklar var. Dolayısıyla bunun merkezileşmesi, bir tek kanala bağlanması orayı bir anlamda kontrol etme anlamına da gelir ki bunu Osmanlı da denemiştir. Hacı Bektaş Ocağı’nda 1520’de başlayan Kanuni’nin kayınbiraderi Sersem Ali Dede Babanın oraya gelmesiyle başlayan süreç aslında bir anlamda Hacı Bektaş Dergahı’nı kontrol altında tutmaya çalışma sürecidir. Ancak bu başarılamamıştır. Örneğin Hacı Bektaş’ın devamı olan Babahan kolunda evlenmeyen dervişler vardır. Kiminde dem vardır kiminde ise kaldırılmıştır. Örneğin günümüz Çelebileri müsahipliği bir anlamda kaldırdılar. Uygulanmasının güçlüğü nedeniyle ikrar vermeyi yeterli buluyorlar. Ama bir Tahtacı için bu geçerli değil. Tahtacı ocağında mutlaka müsahip tutmak bir kenara, aşına ve peşinesini de tutuyorlar. Ya da Sivas, Dersim kökenli birçok ocakta hala günümüzde müsahiplik temel bir kurum olarak işliyor. Bu nedenle ocakları bir tek kaynağa bağlamak bana göre iyi bir şey değil.
“FARKLI OLMAKTA HİÇBİR ZARAR YOK”
Yazar Piri Er, günümüzde hazırlanan erkannamelerin içeriği hakkında da konuştu. Yazılı hale getirilen erkannamelerin farklı coğrafyalarda karşılık bulamayacağının altını çizen Er, şu bilgileri paylaştı:
“Günümüzde bazı erkannameler hazırlanıyor. Hatta onların kimisinde ben de bulundum ve benim savunduğum şuydu; bunu Hacı Bektaş Çelebileri bu şekilde yürütüyor diye hazırlayabilirsiniz ama bunu siz götürüp Tahtacı cemi olarak yürütemezsiniz. Yani bir Çelebi Dedesini götürüp Tahtacı ocağının cemini yürüttüremezsiniz. Çünkü semahlarında, deyişlerinde, nefeslerde, devriyelerde farklılıklar var. Dolayısıyla her ocağın kendi süreğini, kendi varlığını koruması bir zenginliktir. Bu çok başlılık değildir. Yolun temel kurallarında bir Enel Hakk düşüncesinde ortaklık sağlayabiliyorsan ve Vahdeti Mevcut düşüncesini ortak görüş olarak aktarabiliyorsan farklı olmakta hiçbir zarar yok. Ama bunları alıp ve içerisini de değiştirip ‘Asıl budur’ diyorsan orada bir sorun var demektir.
‘Aleviliğin yazılı kaynağı yok’ demek çok doğru bir tanımlama olmaz. Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynaklar var ama şunu diyebilirsiniz; ‘Bunlar ne kadar bugünkü Aleviliğe hitap ediyor ya da bugünkü Aleviliği şekillendirmeye yarar?’
Örneğin buyruklar var; İmam Cafer, Şeyh Safi buyruğu var. Bizler biliyoruz ki o buyrukları İmam Cafer yazmadı. Zaten İmam Cafer’in de Alevilikle bir ilgisi yok. Sonradan, 15. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine monte edilmiş bir figür olarak var. Yani İmam Cafer, Şah Hatayi’nin Aleviliğin içerisine getirdiği figürlerden biri. Ya da Hacı Bektaş’a mal edilen Makalat gibi kitaplar var. Bunlar gerçekten Aleviliğin kaynakları mı diye sorarsanız bana göre Aleviliğin kaynakları niteliğinde değiller. Ama birçok yerde karşımıza bunlar çıkar. Ama İmam Cafer buyruğunu iki kere okusalar ya yoldan vazgeçerler ya da İmam Cafer’den. Bunlar Aleviliği bağlar mı peki? Bunları tamamen inkar edelim diye bir şey söylemiyorum. Ama bunlar üzerinden Aleviliği kurgulamak, anlamaya çalışmak mümkün değil.
“ALEVİLİK KİTAPLARA SIĞMAZ”
Piri Er, Aleviliğin kitaplara sığdırılacak bir inanç olmadığı vurgusunu da yaptı. Yazar Er, inançların da bireyler gibi değişim gösterebileceğini belirterek şu aktarımda bulundu:
“Örneğin ben 5 tane kitap yazdım. ‘Yaşayan Alevilik’ kitabım 4. baskıyı yaptı. 4. baskıda da dizgiyi değiştirdim. Çünkü ben değiştim. Çünkü benim eriştiğim bilgi değişti. Olaylara bakışım değişti ve doğal olarak ben o yeni bilgiyi eklemek zorundayım. Şimdi siz 16. yüzyılda kaleme alınmış bir kaynağı 21. yüzyılda Aleviliğe uyarlamaya çalışır ya da Aleviliği ona göre yönlendirmeye çabalarsanız sorunlar çıkar. Dolayısıyla bu kitapları tek başına bir kaynak, Aleviliğin aslı gibi düşünmek çok sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Bunlara hep eleştirel bir gözle bakıp gerçekten Aleviliğe uyan ya da uymayan yanlarını ayırıp öyle değerlendirmek lazım. Yoksa ‘İmam Cafer buyruğu kutsaldır, okuyalım’ demek ya da Fuzuli’nin Kerbela olayını anlattıklarını okursanız buradan bambaşka yerlere ulaşırsınız. Alevilik kitaplara sığmaz. Çünkü Aleviliğin tarifini yapmak zaten bana göre doğru bir şey değil. Yapamazsınız da yaptığınız zaman durağan hale getirirsiniz. Oysa Alevilik değişir. Anamın Aleviliği ile benim Aleviliğim aynı değil.”
“YETER Kİ YOLUMUZDAN SAPMAYALIM”
Piri Er, son olarak günümüz Alevi topluluklarının, farklılıklar sebebiyle yaşadıkları çatışmaya dair “Yol bir Sürek bin bir” sözü üzerinden şu mesajı verdi:
“Yol cümleden uludur derler. Yani sürekler, Yolun alt alanlarıdır. Yol’un temel ilkeleri vardır. Hakk’ı insanda görür, vahdeti mevcutcudur. ‘Evrende var olanların toplamı tanrıyı oluşturur’ der. Enel Hakk düşüncesi vardır. O nedenle hiçbir şekilde insan hakkını gasp etmez, insan öldürmeyi düşkünlüğü kalkmayan suçlar içerisinde sayar. Alevilik bu yönleriyle korunur, Alevilik Alevilik olarak anlatılır ise, dayanışma kurumu olarak müsahiplik anlatılır ise suç işleme olarak düşkünlük kurumu işletilebilir ise Alevilik o zaman anlaşılır ve kavranır. Dolayısıyla süreğin bin bir olmasında hiçbir sakınca yok. Yeter ki yolumuzdan sapmayalım, yoldan çıkıp da başka yollara gitmeyelim diye düşünürüm.”
PİRHA -Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı. Alevi toplumuna büyük hizmetleri olan Piroğlu 30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Çepnidere köyünde aşure lokmasında yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü.
CANTV ve PİRHA çalışanlarının yakın tarihte gittiği Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde Pir Bektaş Piroğlu’nun talipleri olan Çepni Alevileri tarafından karşılandılar. Pir Bektaş’a olan bağlılıklarını, özlemlerini dile getirdiler. Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler de bu ilişkiler esnasında ortaya çıktı.
Bir talibi tarafından çekilen bu kıymetli görüntülerde Bektaş Piroğlu talipleri ile birlikte semaha duruyor.
30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyündeki talipleri ile aşure lokması verirken yaptığı konuşma esnasında kalp krizi geçirip hakka yürüyen Piroğlu’nun talipleri ona olan özlemlerini, bağlılıklarını arkadaşlarımıza anlattılar. Bu yönlü haber ve programlar da peyderpey yayına verilecek.