Etiket: çepnidere köyü

  • Pir Bektaş Piroğlu’nu oğlu anlattı: Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti!-VİDEO

    Pir Bektaş Piroğlu’nu oğlu anlattı: Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti!-VİDEO

    PİRHA-2018’de geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüyen Musa-i Kazım Ocağı Pirlerinden Derviş Piroğlu’nun oğlu Hüseyin Piroğlu, babasıyla ilgili olarak ömrünün Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi vererek geçtiğini belirterek, “ Nerede bir hak mücadelesi, bir haksızlık varsa Dede oradaydı. Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti” dedi.

    Antep’in Nizip İlçesine bağlı Köseler köyünde doğan, ömrünün büyük kısmını Alevilerin inançları ve demokratik mücadelesine harcayan Musa-i Kazım Ocağı Pirlerinden Bektaş Piroğlu, Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde cemevinde verilen aşure lokması sırasında konuşma yaptığı esnada kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü.

    Pir Bektaş Piroğlu’nun oğlu Hüseyin Piroğlu babası hakkında PİRHA’ya konuştu. Oğlu Hüseyin Piroğlu, babasının yaşamı boyunca Alevilerin hak ve hukuk mücadelesi içinde olduğunu, eşit yurttaşlık için çabaladığını söyledi. Hakk’a yürüdükten sonra yerinin doldurulamadığını ifade eden Hüseyin Piroğlu, “Devletin Alevisi olmaz deyip karşında dururdu. Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti” diye belirtti.

    “NEREDE BİR HAK MÜCADELESİ VARSA ORADA OLURDU”

    Yaşadığı birçok baskıya ve işkenceye rağmen Pir Bektaş Piroğlu’nun hak mücadelesi yürüttüğünü söyleyen Hüseyin Piroğlu, babası hakkında şunları söyledi:

    “1968 yılında ülkede yaşanan olaylara seyirci kalmamış insan hakları konusunda bir mücadele içerisine girmiş. Gelişen devrimci hareketin içinde büyük bir mücadele verdi. Alevilerin Türkiye’de eşit yurttaş olması için de mücadele yürüttü. Alevilerin inançlarını özgürce yaşaması için devlete karşı mücadele yürüttü. 1980’li yıllarda gösterdiği mücadele nedeniyle cezaevine girdi, işkence gördü. Cezaevinden çıktıktan sonra gerek bu bölgede gerek Kobani’de gerek Türkiye’nin batısında olsun nerede bir hak mücadelesi, bir haksızlık varsa Dede oradaydı. Dede hayatının sadece 2-3 ayı evde kalırdı onun dışında geri kalan zamanını demokratik mücadele yürüten insanların arasında geçirirdi.”

    “BUGÜN TÜRKİYE’DE BÖYLE DEDELERİN YETİŞMESİ ZOR”

    Hüseyin Piroğlu, Pir Bektaş Piroğlu’nun devletin asimilasyon politikalarının karşısında durduğunu aktararak, “Dede kendini çok yetiştirmişti. Birçok insanın mümkün olmayacağı şekilde kendini geliştirdi. Gerek duruşu gerek kişiliği olsun Alevilerin hak ve hukuklarını savunan ve buna yönelik çalışma yürüten biriydi. Bugün Türkiye’de böyle Dedelerin yetişmesi çok zor. Devletin kontrolünde olan çok sayıda Dede var ama Bektaş Dede böyle biri değildi” ifadesinde bulundu.

    “KÖYLÜLER DEDE GİTTİKTEN SONRA ALEVİLİK BİTTİ DEMİŞLERDİ”

    Kendi talibi olan Çepnidere Köyü’ne gittiği sürecin ardında köyde birçok değişim olduğunu söyleyen Hüseyin Piroğlu, “Bir dönem Alevi çalıştayına katıldığı süreçte Maraş Katliamına katılan Ökkeş Şendiller diye birisinin de davet edildiğini görünce ‘Senin gibi biri Alevi çalıştayına katılamaz’ deyip ‘Sen faşist bir insansın’ demiştir. Hakk’a yürüdüğü Çepnidere köyüne gittiğinde köy hem milliyetçi hem de devletçiydi. Babam o köye gittikten sonra önemli değişimler yaşandı” şeklinde konuştu.

    “BABAM, DEVLETİN DEDESİ OLMAZ DEMİŞTİ”

    Babası Bektaş Piroğlu’nun yaşadığı dönemde Alevi Dedelerinin devlete yakınlık göstermesine tepki gösterdiğini belirten Hüseyin Piroğlu, “Benim babamdan öğrendiğim bir bilgi vardı: Devletin Dedesi olmaz. Alevi inancı içerisinde insanlar kendi Dedelerini kendi seçer. Dedeler nerede bir haksızlık varsa onun karşısında durmak zorunda. Ezilen Kürt olsun, Türk olsun kim olursa olsun orada durmak zorundadır. Suriye’de Alevilere karşı bir katliam var. Biz bu katliama sesiz duruyoruz. Bizim onların yanında durmamız lazım. Yıllardan beridir Aleviler katliama uğruyor. Bu aslında devletin korkusunu gösteriyor.  Devlet Alevilerden korkuyor. Aleviler barış istiyor, insan onuruna yakışır bir yaşam istiyor” diye belirtti.

    “BUGÜN YAŞIYOR OLSAYDI EZİLEN ULUSLARIN YANINDA OLURDU”

    Bektaş Piroğlu’nun en samimi arkadaşlarından birisi olan İmam Çelik, Pir Bektaş Piroğlu için şu ifadeleri kullandı:

    “Bektaş Dede Alevi toplumu açısından büyük ve yeri doldurulamayacak bir insandı. Kimseye haksızlık yapılmasına müsaade etmezdi. Yalan söyleyeni, iftira edeni sevmez, karşısında dururdu. Senenin 9 ayını başka yerlerde hizmet yürütmek amacıyla geçirirdi. Gerek siyasi gerek inançsal boyutta olsun büyük bir öncülük yapmıştır. Kendi zamanında da devletin Alevileri asimilasyon etmek için çabaları vardı. Bektaş Dede o dönemde bu tür şeyleri red etmiş, devletin Alevisi olmaz demiştir. Maaş için Aleviliği asla asimile ettirmesine izin vermez. Alevi Dedelerinin para karşılığında birilerinin etkisi altına alınmasını istemezdi. Bugün Dede yaşıyor olsaydı Kürtlerin, Alevilerin bütün ezilen ulusların yanında bulunurdu.”

    İmam Çelik, Pir Bektaş Piroğlu’nun çok sevilen birisi olduğunu ve Hakk’a yürüdüğü köyde binlerce insanın cenazesine katıldığını belirtti. Çelik, “Hakk’a yürüdüğü yerdeki Çepni Alevileri cenazesinin kendi köyünde defnedilmesine izin vermezlerdi. Kendisini o kadar çok sevdikleri için cenazesini kendi köylerinde sırlamak istediler. Cenazesine gittiğimizde binlerce insan kendisini yalnız bırakmadı” ifadesinde bulundu.

    Kamber YILDIZ/ANTEP

  • Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.

    Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.

    ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR

    Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.

    Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.

    “ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”

    Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”

    Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.

    “SUYUMUZ ZEHİRLENDİ, BAHÇELERİMİZDEN ZEHİR YİYORUZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.

    Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:

    “İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”

    “KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”

    İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.

    “HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”

    Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL-Rohat EMEKÇİ/İZMİR

  • HDP’li Bülbül, Manisa’daki Alevi köylerinde ‘Alevilere eşit yurttaşlık hakkı’nı anlattı

    HDP’li Bülbül, Manisa’daki Alevi köylerinde ‘Alevilere eşit yurttaşlık hakkı’nı anlattı

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası kapsamında Manisa’da bulunan Malatyalılar Derneği, Çepnidere ve Çepnibektaş köylerini ziyaret etti.

    Halkların Demokratik Partisi Alevi Masası tarafından hazırlanan “Alevilere eşit yurttaşlık hakkı” kitapçığının içeriği topluma anlatılmaya devam ediliyor. Başlatılan kampanya kapsamında  yurttaşlarla bir araya gelen HDP Milletvekili Kemal Bülbül’ün yeni durağı Manisa merkezde bulunan Malatyalılar Derneği, Turgutlu ilçesinde bulunan Çepnidere ve Çepnibektaş köyleri oldu.

    HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Malatyalılar Derneği, Çepnidere ve Çepnibektaş köylerine ziyarette bulundu. Ziyaretlerde HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu-Alevi Masası öncülüğünde yürütülen eşit yurttaşlık hakkı kampanyası anlatıldı.

    PİRHA/MANİSA

  • Talipleri Bektaş Piroğlu’nu anlattı: Eşiğimizden ayağını ayırmadı, devletin ayağına düşürmedi-VİDEO

    Talipleri Bektaş Piroğlu’nu anlattı: Eşiğimizden ayağını ayırmadı, devletin ayağına düşürmedi-VİDEO

    PİRHA- Talipleri; eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nu anlattı. 45 yıl beraber yol sürdükleri pirlerinin emeği ile Çepni köylerinde Aleviliğin hala canlı kalmasında büyük etkisi olduğuna vurgu yapan talipleri, “Bektaş Dede bu köylere ağırlığını koymasa, cemleri diretmese belki halkın yarısı camiye yönelecekti. Bu bir gerçektir” diye konuştular.

    Pir Bektaş Piroğlu, 2018 yılında Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde aşure paylaşıldığı saatlerde konuşma yaparken kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü. Talipleri, Pir Bektaş Piroğlu’nu PİRHA’ya anlattı.

    Kendi tabiri ile, ‘Ben talibimi bu devletin ayağına düşürmedim’ diyen Pir Bektaş Piroğlu, kentlerde görünen ve cemevinde oturan, herkesin gidip ona niyaz olduğu klasik algının dışında Antep’ten Manisa’ya, Kemalpaşa’dan Bergama’ya binlerce kilometre yolları kat ederek talibine gidiyordu.

    12 Eylül askeri darbesi ile Çepni Alevi köylerinde cem ibadeti yapmanın neredeyse imkansız hale geldiği bir ortamda Pir Bektaş Piroğlu’nun kilometrelerce yoldan gelerek gizlice cemler tuttuğunu dile getiren Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünden Şerife Karayel ve Hamza Karayel, geçen 3 yıla rağmen pirlerinin yerini dolduramadıklarını ifade ettiler.

    “45 YIL BOYUNCA ONUNLA YOL SÜRDÜM, YERİNİ DOLDURAMADIK”

    45 yıl boyunca Pir Bektaş Piroğlu ile yol sürdüğünü ifade eden Şerif Karayel, Hakk’a yürümesinin 3. yılında kendisinin boşluğunu hala dolduramadıklarını kaydederek, “Bektaş Piroğlu Dede Hakk’a yürüdükten sonra onun yerini dolduramadık, cem yapamadık. 45 yıldır onunla yolu sürüyordum. 3 senedir de cem yürütemiyoruz, yoldan geri kaldık. Hala bir boşluğu var. Köye geldiğinde ilk bu evde mihman olurdu. Çepnilerde biraz kırgınlık olsaydı gidip onları barıştırırdı. Her sene köye gelerek cem tuttururdu bize. Buranın havasını, yeşilliğini çok severdi. Bana sürekli, “Kızım ben Çepnilerin içerisinde devri daim olacağım” derdi. Bektaş dede esprili bir dedeydi. Talipleri ile cem zamanında çok disiplinliydi. Muhabbetlerde ise talipleri ile iç içe olurdu, başından geçenleri anlatırdı” diye konuştu.

    “VASİYETİ, SAZ VE SEMAHLA HAKK’A UĞURLANMAKTI”

    Şerife Karayel, pirleri Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürümeden önce kendilerine saz ve semah ile toprağa sırlanmasını vasiyet ettiğinin altını çizerek, “Alevilik ile ilgili bilgisi kuvvetliydi. Hakk’a yürüyüp devir daim olduğunda bile Aleviliği anlatıyordu. Hakk’a yürümeden önce vasiyeti vardı. Arif Sağ’ın eşi Hakk’a yürüdüğünde yürütülen erkanı görmüş. ‘Beni semah dönerek, sazla, muhabbetle Hakk’a uğurlayın’ diyordu. Benim elim ayağımız kalkmaz ki semah döneyim. Ama yine de vasiyetini yerine getirdik. Bektaş Dede’yi sazla, semahla Hakk’a uğurladık. Bu köyden sonra Kuşadası’nda Alevilerin bir toplantısı vardı oraya gidecekti. Gözlerimizin yaşını silerek, acımızı içimize atarak onun vasiyeti yerine gelsin diye Kuşadası’ndaki o toplantıya onun adına gittik” ifadelerini kullandı.

    “ÇEPNİLER ARASINDAKİ EN UFAK ANLAŞMAZLIKTA HEMEN GELİRDİ”

    Pir Bektaş Piroğlu’nun 24 yaşından itibaren Çepnidere köyünde bulunan talipleri ile cem tuttuğunu hatırlatan Şerife Karayel, Çepni Aleviler arasındaki en ufak anlaşmazlıkta kendisinin hemen köye gelip sorunlarını çözdüğünü söyledi. Karayel şöyle konuştu:

    “Bektaş Dede’den önce bu köye onun babası Ali Dede gelirmiş. 62 yaşındayım ve ben kendimi bildim bileli Bektaş Piroğlu Dede’yi gördüm. Babası Ali Dede bu köye atla geliyormuş. Antep’e kendisini ziyarete gittik. Uzun yoldu ve çok yorulduk. O yaşında bile her sene otobüs ile köye geliyordu. Burada Çepniler arasında bir dargınlık olsa hemen telefon ediyorduk ve 3 gün sonra burada oluyordu. Torunu olan Ali Dede’yi de kendisi ile birlikte getiriyordu. Kendisinden sonra onun dedelik yapmasını istiyordu. Bektaş Dede babası ile köye gelirken bilmediği şeyleri Çepni kadınların kendisine öğrettiğini söylüyordu. 24 yaşında bu köyde cem tutmaya başlamış. Ceme gitmeyen dahi onu gördüğünde ceme gelirdi. Onu çok arıyoruz. Halen de kabullenmiyoruz. Fotoğraftı evin en güzel köşesinde onunla sohbet ediyorum.”

    “KENDİSİ, ‘BENİ ÇEPNİ BACILAR EĞİTTİ’ DİYORDU”

    Hamza Karayel ise Pir Bektaş Piroğlu’ndan önce babası olan Pir Ali Piroğlu’nun Antep’ten Manisa’ya at sırtında geldiğini belirtti. Çepni kadınların Pir Bektaş Piroğlu’nun hizmet ettiği ilk yıllarda cem hizmetine dair birçok eksiğini tamamlamasında yardımcı olduğunun altını çizerek, “Bektaş Piroğlu Dede’nin babaları ile tanışıyoruz. Bizler kapıkulu ocağıyız. Önceleri vasıta yoktu. Turgutlu’ya kadar babaları at ile geliyormuş. Çepnilerin yolu kalmasın diye sadece Turgutlu’ya değil, Balıkesir, Bergama ve birçok yere gidiyordu. Babasından sonra Bektaş Dede köyümüze gelmeye başladı. Buradaki kadınlar cemlerde çok dirayetliydi, eksiksiz yönetiyorlardı. Bektaş Dede’nin kendisi çok disiplinliydi. Eksikleri olduğu zaman Çepni kadınlar kendisine doğru olanı gösteriyorlarmış. Kendisi, ‘Beni bu yolda Çepni bacılar eğitti, eksiklerimi tamamladı’ diyordu. Her sene gelerek kendisini de eğitmiş oldu” şeklinde konuştu.

    “BEKTAŞ DEDE OLMASAYDI ALEVİ KÖYLERİ ASİMİLE OLMUŞTU”

    12 Eylül askeri darbesinde cem ibadeti yapmanın neredeyse imkansız hale geldiğini, böyle bir ortamda Pir Bektaş Piroğlu’nun gizlice cemler yaptığına vurgu yapan Hamza Karayel de, “Buraya Bektaş Dede’nin dışında 4-5 dede daha geliyordu. Bektaş Dede kadar ilgilenmiyorlardı. İlla cem tutalım demiyorlardı. Bir süreden sonra bir daha da gelmiyorlardı. Bektaş Dede bu köye ağırlığını koydu. Düşkünler sırf düşkünlükleri kalksın diye her türlü cezaya razı geliyorlardı. Bu 12 Eylül’e kadar devam etti. Askeri baskılara boyun eğmiyorduk. Köyümüze illa cami yapılmasını diretiyorlardı. O zamanlar biz samanlıkta, damlarda cem yapıyorduk. Bektaş Dede 12 Eylül’de çok işkence görmüştü. Devlet üzerinde çok duruyordu. Gördükleri her yerde yakalamaya, arkasından silah sıkmaya başladılar. Taliplerine cem yaptırması onlar için sorundu. Bektaş Dede burada cem yapalım diye diretmese belki halkın yarısı camiye yönelecekti. Bu bir gerçektir. Yakın Alevi köyleri asimile olmuş. Çocuklarını kuran kursuna gönderiyorlarmış” ifadelerini kullandı.

    “BEKTAŞ DEDE GECE CEM YAPINCA ASKER BASKIN YAPIYORDU”

    Gece gizlice cem yaptıkları esnada askerlerin köyünü bastığını ve Pir Bektaş Piroğlu’nu kaçırdıklarını anlatan Hamza Karayel, şöyle devam etti:

    “Bektaş Dede ilk zamanlar sık sık gelemiyordu. Sonradan daha sık gelmeye başladı. ‘Yoldan ayrılmayın, yola aykırı olan şeylerden  uzak durun’ diyerek tembih ediyordu. Köydeki düşkünleri soruyordu. Cem kurulmadan önce onları eve çağırarak doğruyu söylemeleri için yemin ettiriyordu. Dede geldiğinde küskün olanları barıştırıyordu. Ben cemlerde kapıkuluydum. 12 Eylül döneminde cem tutmaya çekiniyorduk. Gizi yapılıyordu. Tepelere nöbetçi dikiliyordu. Elektrikler söndürülüyordu. Çok sıkı bir dönemdi. Seni alıp gittiklerinde sonun belirsizdi. Bektaş Dede o dönem ceme gelmişti. Akşam saat 10.00 gibi baskın yaptılar. Sirenler çalıyordu, hemen lambayı söndürdü. Dedenin dışarıya kaçmasını sağladık. Sorduklarında ise tarım toplantısı yapıyoruz dedik.”

    Ersin ÖZGÜL-Rohat EMEKÇİ/MANİSA

     

  • Çepni Alevi kadınların Ana Fatma sevgisi: O, ocağımızda, ayda, semahımızdadır-VİDEO

    Çepni Alevi kadınların Ana Fatma sevgisi: O, ocağımızda, ayda, semahımızdadır-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde yaşayan Çepni Alevi kadınlar Ana Fatma’ya ilişkin duygularını anlattı. Ana Fatma için, ‘ayın nuru’ ifadesini kullanan kadınlar, yaşamlarının bir çok alanında Ana Fatma ismini kullandıklarını ve aya yüzlerini dönerek kendisi için dua ettiklerini belirterek, “Çınar yaprağı, incir yaprağı beş yapraktır ve ona Ana Fatma’nın eli derler. Üstüne basmayız. Ayrıca cemlerimizde Ana Fatma için semah döneriz” dediler.

    Alevilerin matem ayı olarak bilinen Muharrem ayı 6 Ağustos’ta Masum-u Pak orucuyla başladı. 6-7-8 Ağustos olmak üzere üç gün sürdü. Bugün (9 Ağustos) ise 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Oruç sonrası 21 Ağustos’ta aşure paylaştırılacak. Muharrem Orucu öncesi Masum -u Paklar Orucu olarak 3 gün yapılan ibadetin bir günü yöreden yöreye farklılık göstermekle birlikte Ana Fatma Orucu olarak tutuluyor.

    Kadınları temsilen bir gün de mazlumların anası olarak ifade bulan Ana Fatma orucu tutulur. Bu oruç ise üç günlük Masum-u paklar orucunun ardından bir gün tutulur. Aynı zamanda 12 imamlara atfen, 12 gün süren Matem orucunu karşılamak niyetiyle de tutulur. Bu orucu genellikle kadınlar tutar.

    Çepni Alevi kadınlar içinde büyük önem arz eden Ana Fatma orucunu anlatan kadınlar günlük yaptıkları işlerden ibadete ve semaha kadar Ana Fatma’nın kendileri için kutsal olduğuna işaret etti. Kadınlar ayrıca Çepni Alevilere özgü olarak cem ibadetinde Ana Fatma semahı ve figürleri olduğunu kaydettiler.

    “OCAĞI YAKARKEN, İŞ YAPARKEN ANA FATMA’NIN İSMİNİ ANARIZ”

    Çepni Alevi kadınlardan Şerife Karayel günlük rutin işlerinden ibadetlerine kadar Ana Fatma’nın yaşamlarının her alanında kendisini var ettiğine değinerek, “Köyde bir iş tutarken Ana Fatma’ın adı ile dua ederiz. ‘Fatma Ana’nın eli olsun, şifaları bizi bulsun; onun gördüğü katliamları, acıları görmeyelim’ deriz. Ocağı yakarken elimiz Fatma Ana’nın eli olsun diye okuruz. Onun hayrına lokmalar yaparız. Mesela üç defa pişirdiğimiz pişinin yağından sac ayağına üç defa dökeriz ve üç defa Fatma Ana’nın eli olsun deriz” diye konuştu.

    “AYA BAKTIĞIMDA ANA FATMA’YI GÖRÜRÜM”

    Karayel, sabah erkenden ve gece geç saatlerde çocukları görmeden Ana Fatma’ya dualar ettiğini kaydediyor. Kareyel, “Fatma Ana’ya karşı elimi açarım bütün duaları hep okurum. Çocuklarıma dert vermesin, zorluk görmeyelim; Fatma Ana’nın elleri üzerimizde olsun derim. Aya baktığımda onu Fatma Ana’ya benzetirim, nur derim” diyerek duygularını ifade ediyor.

    “ÜÇ BACI ANA FATMA SEMAHI DÖNERİZ”

    Çepni Alevilere özgün olarak Ana Fatma semahı olduğunu söyleyen Karayel, üç kadının bu semahı döndüğünü ifade ederek, “Cemlerimizde üç bacı yaparız. Fatma Ana’nın semahı dediğimizde üç bacı kalkarız semahı döneriz. Biz annemizden otantik olarak ne gördüysek aynı onu sürdürürüz. Onlar bizim cem semahımızdır, hizmet semahımızdır. Hiç arkamızı geri dönmeden geri geri çarkımızı döneriz” diye belirtiyor.

    “ÇINAR’IN, İNCİR’İN YAPRAĞI FATMA ANA’NIN ELİDİR, BASMAYIZ”

    Karayel çınar ve incir ağacının beşli olan yapraklarının kendileri için Ana Fatma’nın eli olarak göründüğüne dikkat çekerek bu yapraklara basmaktan kaçındıklarını dile getirdi. Karayel şöyle devam etti:

    “Çınar ve incir ağacının yaprağı beş yapraktır. Biz Fatma Ana’nın elleri deriz, ona benzetiriz. Nerede görsem onun alır bir kenara koyarım ya da üstüne basmam etrafından dolanırım. Annemizden, nenemizden öyle duyduk. Çınar yaprağı, incir yaprağı aynı Fatma Ana’nın eli derler. Biz de onu bilerek ve saygı duyarak dikkat ederiz.”

    “ANA FATMA ORUCUNU İNANÇLA TUTUYORUZ”

    Bir diğer Çepni Alevilerden Fadime Karabıyık ise mana dünyasındaki Ana Fatma’yı, “O bizim her şeyimiz bütün kalbimizle Fatma’ya inandık. Fatma Ananın çektiği ıztırapları bizde çekmeyelim deriz. Evlatlarını doğramışlar, çok üzülmüş perişan olmuş. Ben de ekmek yaptığımda Fatma Ana’nın eli olsun derim. Her sene 12 gün oruç tutulur, aşure kaynatılır. 12 yıl sonrasında kurban keseriz. Ana Fatma orucunu inançla tutuyoruz. Ana Fatma’nın güzel ahlağı ile onun yolundan, yürümeye çalışırız” diye tanımlıyor.

    “GÜÇLÜ KADINA ‘ANA FATMA GİBİ’ DERLER”

    Fadime Karabıyık da Şerife Karayel gibi Çepni Alevilerde Ana Fatma semahı olduğuna işaret ederek, 3 kadının bu hizmeti gördüğünü aktardı.

    Karabıyık, “Bizde Fatma Ana semahı derler. Üç bacı çıkar; biri gözcünün yanına, biri dedenin yanına diğeri de kapı kulunun yanına oturur. Başımız dönmeden zakirimizin deyişleri ile o anda kendimizden geçeriz. Bizde böylesi güçlü kadınlara, ‘Fatma Ana gibi bir kadınsın’ derler. Bize de öyle olmak yaraşıyor” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL- Rohat EMEKÇİ/ MANİSA

  • Pir Bektaş Piroğlu için deyişler eşliğinde rızalık alındı

    Pir Bektaş Piroğlu için deyişler eşliğinde rızalık alındı

    PİRHA – Aşure lokması verilirken yaptı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Pir Bektaş Piroğlu, Çepnidere Köyü Cemevi’nde yıkanarak Hak gömleği giydirildi. Sonrasında deyişler eşliğinde rızalık alındı. Sırlanmak üzere Manisa Saruhanlı Dilek Kasabası’na doğru yola çıkarıldı.

    Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde verilen aşure lokmasında konuşma yaparken kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Pir Bektaş Piroğlu, Hakka yürüdüğü mekanda taliplerinden rızalık alındı.

    Dedeler Engin Seyitalidedeoğlu ve Özdoğan Sağlam, gülbengler eşliğinde taliplerinden rızalık aldı.

    20 seneden beri Pir Bektaş Piroğlu ile cemlerde zakirlik hizmeti yürüten Rahmi Aydın, duaz-ı imam ve nefesler okudu.

    Pir Bektaş Piroğlu, toprağa sırlanmak üzere Saruhanlı Dilek Kasabası’na doğru yola çıkarıldı.

    MANİSA/PİRHA

  • Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede cemevine getirildi

    Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede cemevine getirildi

    PİRHA – Önceki gün Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede’nin Hakka yürüme erkanı gerçekleşecek. Erkan öncesinde Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde rızalık alınarak sırlanmak üzere Saruhanlı’ya bağlı Dilek Kasabası’na doğru yola çıkacak. 

    Önceki gün Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde cemevinde aşure lokması öncesi yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede, bugün Hakka uğurlanacak..

    Piroğlu Dede, hastaneden Çepnidere Cemevi’ne getirildi. Burada rızalık alınıp Hakka uğurlama erkanı yapıldıktan sonra Manisa’nın Saruhanlı İlçesine bağlı Dilek Kasabası’nda toprağa sırlanacak.

    MANİSA/PİRHA

  • Çepnidereli kadınlar: Bektaş dedemizi vasiyeti üzerine semah ve deyişlerle uğurlayacağız-VİDEO

    Çepnidereli kadınlar: Bektaş dedemizi vasiyeti üzerine semah ve deyişlerle uğurlayacağız-VİDEO

    PİRHA – Çepnidere Köyü kadınları, aşure lokması sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede’yi PİRHA’ya anlattılar. Yaklaşık 50 yıldır her sene Çepnidere Köyü’ne gelerek cem yürüttüğünü ifade eden kadınlar, Piroğlu’nun semah ve deyişlerle Hakka uğurlanmak istediğini söylediler. 

    Aşure lokması sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Musa-i Kazım Ocağı Piri Bektaş Piroğlu’nun vasiyetini dile getiren Çepnidere Köyü’nde yaşayan kadınlar, “Yaklaşık 50 yıldır köyümüze gelip cem yürüten Bektaş dedemizi vasiyeti üzerine semah ve deyişlerle Hakka uğurlayacağız” dediler.

    50 yıldır Antep’ten Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı olan Çepnidere Köyü’ne gelen ve burada hizmet yürüten Bektaş Piroğlu’nu anlatan kadınlar, “Dedemiz sadece cem yürütmüyor aynı zamanda küskün, dargınları barıştırıyordu. Köyde çıkan husumetlerde hemen müdahil olup çözüyordu” diye aktardılar.

    Eski zamanları hatırlatan kadınlar, “Gaz lambası ışığında cem yürütürdü. Son görüşmemizde bize vasiyeti vardı. Sakın ha arkamdan ağlamayın, en güzel kıyafetlerinizi giyerek beni semahlarla Hakka uğurlayın, dedi” diye konuştular.

    Kadınlar son olarak Piroğlu’nun Hakka yürüyüşünün Çepni Alevileri için çok büyük bir kayıp olduğunu ve hiçbir zaman onun şahsında hizmetlerini unutmayacaklarını vurguladılar.

    Ersin ÖZGÜL-H.Yaşar SEZGİN

    MANİSA 

  • Çepnidere halkı Pir Bektaş Piroğlu için delil uyandırdı-VİDEO

    Çepnidere halkı Pir Bektaş Piroğlu için delil uyandırdı-VİDEO

    PİRHA –Musa-ı Kazım Ocağı evladı Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakka yürümesinin ardından Alevi Kültür Dernekleri Çepnidere Şubesi Cemevi’nde delil uyandırıldı. Deyişler okundu, ağıtlar yakıldı.

    Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde aşure lokmasının pay edilmesi sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede’nin vasiyeti üzerine talipleri, cemevinde delil uyandırdı.

    Kamber Rahmi Aydın deyişler okurken talipleri Piroğlu için ağıtlar yaktı.

    MANİSA/PİRHA