Etiket: ceren ataş

  • ‘Alevi kurumları tüzüklerini düzenlemeli, cem erkanını Aleviliğe uygun formata getirmeli’

    ‘Alevi kurumları tüzüklerini düzenlemeli, cem erkanını Aleviliğe uygun formata getirmeli’

    PİRHA- AKP hükümetinin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yüzyıllardır ketleden, asimile eden bir geleneğin devamı olduğunu belirten 17+Alevi Kadınlar oluşumundan Araştırmacı Yazar Ceren Ataş, “Niyeti “Yavuzluk” olan bir kurumdan “Alilik” beklemek mümkün değil” dedi. Ataş, Alevi kurumlarının ciddi bir şekilde tüzüklerini düzenlemeleri, cem erkanının içeriğini reform ederek, özellikle cenaze erkanlarını Aleviliğe uygun formata getirmeleri gerektiğini kaydetti. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Bu sorularımızı 17+ Alevi Kadınlar oluşumundan Araştırmacı Yazar Ceren Ataş yanıtladı.

    “NİYETİ YAVUZLUK OLAN BİR KURUMDAN ALİLİK BEKLEMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    CEREN ATAŞ: Öncelikle şunun altını çizmek isterim ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu için herhangi bir karşılığı, kabulü, meşruluğu yok. Onlar da bunun farkında oldukları için bu görüşmeleri yapıyorlar ve çabalarının neye karşılık geleceğini kestiremiyorlar. Bu bağlamda baktığımızda bu atanmış kadronun yaptığı cemevi ziyaretlerinden de “Aleviliğe ve Alevi toplumuna” dair bir yarar sağlayacağı beklentimiz olmadığı gibi, esas niyetin ne olduğunu görebiliyoruz. Alevi toplumunu değiştirme, dönüştürme, kontrol altına alma. “Size Aleviliği bizim formatımızla öğreteceğiz” iddiası yeni değil, ilk değil. Yüzyıllardır gerek katlederek gerekse asimile ederek süregelen bir geleneğin devamı bu kurum. Niyeti “Yavuzluk” olan bir kurumdan “Alilik” beklemek mümkün değil. Asıl sorunlar konuşulursa o başkanlığın ortadan kalkması ilk hedef olacaktır.

    “IRKÇI KAFA YAPISI BU BAŞKANLIĞA TESADÜF OLARAK ATANMADI”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi örgütlülüğü hükümetin atadığı başkanlığa amasız/ fakatsız karşı bir tavırda olduğu için elbette muhatap alınmayacaktı. Şaşırtıcı değil ki başkanlığın kurulma amacı, Alevi örgütlüğünün bağımsızlığını ortadan kaldırmak, buna müdahale edip Alevileri kontrol altında hükümetçe “güvenli” bir alana sevk etmek. Örneğin İstanbul’da gerçekleşen Büyük Alevi Kurultayı’nı hatırlayalım, oradaki konuşmalar bize şunu gösteriyordu: Alevi örgütleri etnik olarak Alevi çeşitliliğini tanıyan ve bu renklerle övünen, kadın erkek eşitliğini önemseyen, Analar ve Dedeleri birlikte görmek isteyen, LGBTİ+ haklarına dair dayanışmacı bir tavır içinde olan, insana-doğaya-hayvana değer veren bir tutumla Alevilik inancını kendi başına bir inanç olarak tanımlayıp “mezhep, İslam yorumu, felsefe” gibi gerçeğinden kopuk tavrı reddeden bir noktadaydı. Tabii ki bu saydıklarımızın hepsi devletin istediği Alevi formatına uymuyor. Ülkücü geleneğe de uymuyor.

    Resmi devlet yazıcılığı ve Türkçü araştırmacıları “gerçek Türkler Alevidir”, “Alevilik bir Türk inancıdır”, “Kürt Alevi yoktur” gibi ırkçı zihniyeti her ne kadar senelerdir Alevi kurumlarına, cemevlerine sokmak istese de başarılı olamadı. Bu fikri benimseyen Alevilerin oranı oldukça düşük. Bu resmi ideolojinin Aleviliğe müdahalesi. Bu fikir Türkçüler tarafından Alevi toplumuna zerk ediliyor. Aleviler bilir ki Alevilik ırksal üstünlüğü, ırksal farklılıkları reddeder. 72 millete bir nazarla bakmak düsturunu vurgular. Özetle, tabii ki ırkçı kafa yapısı bu başkanlığa tesadüf olarak atanmadı; ancak hedeflenen kültürel asimilasyon daha önce işe yaramadığı gibi yine işe yaramayacak.

    “ALEVİ KADIN ARAŞTIRMACILARIN, YAZARLARIN DESTEKLENMESİ GEREKİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Bunu ciddiye almak gerekiyor, öte yandan ciddiye almamak gerekiyor. Neden derseniz, resmi ideolojinin bugüne dek masa başında yazdırdığı Alevilik hem Türkçü hem Aleviliği İslam’ın içinde eriten, aynı zamanda ırkçı ve erkek egemen bir Alevilikti. Resmi tezler Alevi erenlerinin hepsini erkekleştirmiş, hepsini hacı yapmıştır. Oldukça asimilasyon içeren bu resmi tarihçilik eğer Alevi toplumunu asimile etmeye yarasaydı zaten bu atanmış başkanlık bugün kurulmazdı. Aleviler yüzyıllardır istedikleri gibi asimile edemedikleri için bu atağı gerçekleştirdiler. Peki tüm tarih yazımı erkekçe, Türkçülükle ve İslamla bezeliyken neden Aleviler asimile olmadı? Çünkü Aleviliğin sözlü anlatısı, deyişleri, beyitleri, yerel ziyaretlerinin anlatıları, doğa ile iç içe geçmiş yapısı Aleviliğin kendi öz değerlerini, düsturunu ve felsefesini korumaya yetti.

    Dersim’deki Munzir Bava ziyaretinin anlatısındaki Munzir’in adını Munzur yapıp, hikayeyi evirip çevirip çobanı hacca göndermekle iş bitseydi şimdi tüm Dersimlilerin hacca gitmesi gerekirdi. Diğer bir örnekle Türkmen Alevilerin serçeşmesi Hace Bektaş Veli’yi bugün resmi tarih çalışmalarında hacı, hoca, namaz kılan, abdest alan bir şeyh gibi okuyoruz. Peki Alevilerin nazarında öyle mi? Hace Bektaş, Aleviler için Babai ayaklanmasının mücadelecilerinden, dine-kitaba sığmayan evliyası, Kadıncık Ana’nın eşi değil eşiti olan bir eren ve onun yolundan giden Aleviler de kendi inançlarını Alevice yaşamaya devam ediyorlar.

    ALEVİ YAZARLAR, ARAŞTIRMACILAR ARASINDA ERKEKLERİ KADINLARDAN DAHA ÇOK DESTEKLİYORLAR

    Elbette Alevi tarihinin resmi tarihteki ele alınış biçiminden rahatsızım ve bu asimilasyon çabasına karşı mücadele edeceğim; ancak korkmuyorum da. Bizim gibi Alevi araştırmacıların Aleviliği yeniden yeniden yeniden yazmaya devam etmemiz gerekiyor. Kadıncıl, bağımsız ve rengarenk bir şekilde. Bu noktada Alevi örgütlerinin de Alevi araştırmacıları desteklemesi gerekiyor. Alevi kurumları bu konuda ciddi eksiklik içerisinde. Belli başlı birkaç akademisyenden başka hiçbir akademisyene, araştırmacıya üretme, dayanışma, çalışma imkânı sunmuyorlar. Alevi yazarlar, araştırmacılar arasında erkekleri kadınlardan daha çok destekliyorlar. Bu bağlamda Alevi kurumlarına ciddi iş düşüyor; eğer bu dayanışmayı ve sorumluluğu yerine getirmezlerse aynı şekilde birkaç isimle çalışmaya devam ederlerse üretilecek çalışmalar yetersiz olacaktır.
    Aleviler ve Alevi kurumları Türkçülük ve İslam’ın asimilasyonuna karşı mücadele etmek istiyorsa buna karşı güçlendirilecek en önemli adım Alevi kadınların önünün açmak olacaktır. Gerek örgütlenmede, gerek Ana’ların önünün açılmasında ve gerekse de Alevilik ve Alevi toplumunda Alevi kadınlar üzerine çalışmalar yapan Alevi kadın araştırmacıların, yazarların güçlendirilmesi, desteklenmesi gerekiyor. Alevi kurumu ve toplumu içinde cinsiyetçilikle, eşitsizliğe karşı verilecek mücadele Türk İslam sentezinin panzehiridir. Alevi kurumlarının bunun farkında olduklarını düşünüyorum. Geriye kalıyor kendilerini değiştirme çabası.

    “CEMEVLERİ DE ALEVİLİĞİ DOĞRU YAŞATMIYOR, İSLAMİ BİRÇOK UYGULAMA VAR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Aleviler bağlamında konuşacaksak; Alevilik seküler bir inanç. Eğitimde herhangi bir inancın bu denli dayatılmasına tüm Aleviler karşı çıkmalıdır. Çevremizde gözlemliyorum, Alevi çocukları ayetlerden, hadislerden bahsediyorlar. Bana göre 8 yaşında bir çocuğun bunları konuşmaması gerekiyor. Öyle sanıyorum ki bizim en çok dikkat etmemiz gereken asimilasyon yöntemi bu. Çünkü çocuk beyni çok tazedir ve her duyduğunu tertemiz bir şekilde kapar. Bu korku ile çocuklarını cemevlerine getiren aileleri görüyorum. “Çocuklarımızı asimile edecekler diye zorla cemevine getiriyoruz” diyorlar. Ancak üzülerek söylüyorum ki, şahsen benim de üstünde defalarca durduğum bir konu var, kimi Cemevleri de Aleviliği doğru yaşatmıyor. Bazı Cemevlerinde harem-selamlık oturma düzeni, başörtüsü dayatması, abdest alma yerlerinin yapılması, cem erkanında fatiha okunması, cenaze erkanlarında Türkçe namaz kıldırılması gibi daha sayabileceğim İslami bir çok uygulama var ve dolayısıyla çocukları devletin asimilasyonundan koruyalım derken bu cemevlerine getirip aynı asimilasyona ellerine teslim ediyor aileler.

    “ALEVİ KURUMLARI TÜZÜKLERİNİ DÜZENLEMELİ, CEM ERKANINI ALEVİLİĞE UYGUN FORMATA GETİRMELİ”

    Alevi topumu için gerçekten hizmet veren Alevi kurumlarının ciddi bir şekilde tüzüklerini düzenlemeleri, cem erkanının içeriğini reform ederek Aleviliğe uygun formata getirmeleri gerekiyor ve de en önemlisi cenaze erkanları. Bunları ciddiye almadıkça asimile oluyor Alevi toplumu. Bugün Kuran kursu veren cemevleri ve orada birçok Alevi çocuğu kayıtlı. İktidarın İslamcı cemaatlere yol vermesi ve o aracılıkla eğitim sistemini mahvetmesi ne kadar tehlikeliyse cemevlerindeki durum da bir o kadar tehlikeli. Bence bu ikisini beraber ele almalıyız ve önce Alevi kurumlarını düzene sokmalıyız.

    “SÜNNİ KESİMDEN FARK KALMAYINCA KURAN KURSU AÇILMASI SIRITMIYOR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Cemevlerinde Kuran kursu verilmesi gerçekten çok ürkütücü ancak az önce de bahsettiğim gibi cemevlerinin tek İslami uygulaması bu değil. Cemevi Dedelerinin bir kısmı yolundan saptı, “Alevilik gerçek İslam’dır” düsturu ile Anaları reddediyorlar. Bana sorarsanız bunların hepsi birbiri ile bağlantılı. Anaları reddedip Alevi kadınları görmezden gelmek, cemevinde kadın erkek eşitliğini sağlayamamayı doğuruyor. Kadın erkek eşitliği olmayınca can olunmuyor ve cem erkanında kadınlar ve erkekler birbirinden harem- selamlık şekilde uzak durma fikrini sorgulamıyor, öyle oturabiliyor. Harem selamlık sistem olunca kadınlara zorla başörtüsü taktırılıyor cemevlerinde. Yönetimlerde kadınların sayısı oldukça düşük, başkanlık makamlarında sadece erkekler var, eşit başkan sayısı az. Çok önemli bir diğer şey yönetim organlarında yer alacak kadınların kadın bilincine sahip olmaları. Aynı şey Analar için de geçerli. Kurumlara seçilen, delege olan Alevi kadınlarının oranı erkeklere oranla düşük. Ev içinde kadına yönelik şiddet hepimiz biliyoruz ki yüksek… Bunların olduğu bir topluluğun Sünni kesimden farkı yok değil mi? Sünni kesimden fark kalmayınca Kuran kursu açılması da sırıtmıyor açıkçası. Bu yüzden en başa dönmeliyiz, Aleviliğin ayrı bir inanç olduğunu, varoluş anlatısını, Alevilikte ölüm olmadığını, çok dilli ve çok kültürlü olduğunu anlatmalıyız. Kadın ile erkeğin Alevilikte eşit olduğunu, kadın regl oluyor diye kadını posta oturtmayan dedeleri ceme almamayı öğrenmeliyiz. Eğer bu noktalardan fire verirsek elbette kuran kursunu kaldırmamız da zorlaşır. Cemevinde başı örtülü, erkeklerle tokalaşmayan kadınlar olursa çocuklar kuran kursuna da gider, Hacca da gider.

    “CİDDİ BİR DAYANIŞMA GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Yaptığı çalışmalar, ürettiği fikirler ve siyasi tutumları nedeniyle sık sık PİRHA’da haberlerini gördüğümüz 17+ Alevi Kadınlar grubumuzda 8 senedir kadın arkadaşlarımızla çalışma yürütüyoruz. Bizim önerdiğimiz ve çok önemsediğimiz bir konu var, yukarıda da değindim. Alevilik anlatılarını, Aleviliği bir de kadınlardan dinlemek Aleviliği kadınlardan öğrenmek. Biz bağımsız, feminist Alevi kadınlardan oluşan, farklı etnik kökenlerden gelen kadınların yan yana gelmesiyle olmuş bir grubuz. Derdimiz bir özne olarak Alevilikte kadınların varlıklarını, katkılarını ortaya çıkarmak. Çünkü Alevi toplumu da büyük oranda erkek egemen bir topuma dönüşmüş maalesef. Oysa Alevilik kadıncıl bir inanç. Kandildeki nur, Ana Fatma, yani her şeyin başı.
    Biz de araştırmalarımızda kullandığımız feminist metodoloji ile Alevilerin bile üzerini örtmeye çalıştığı, unutturmayı amaçladığı kadıncıl Aleviliği yaşatmak için çabalıyoruz. Aklımız, enerjimiz, imkânlarımız yettiğince. Bu konuda gelinen sonucu yeterli görmesek de başlangıçtaki duruma göre azımsanamayacak bir yol aldığımıza inanıyoruz. Çünkü artık inatla ve özenle ürettiğimiz, baskılara rağmen susmadan dillendirdiğimiz fikirlerimiz çok geniş kesimlerce kabul edildi. Daha önce erkek yöneticileri “incitecek” söylemleri dillerine almayan nice insan artık rahat konuşuyor. Kendisine feminist demeyen kadınlar feministim diyor. Bu da bizim gibi Alevi feminist kadınların göğsünü kabartıyor.
    Elbette daha çok baştayız. Alevi toplumuna kadıncıl Aleviliği anlatıp, bu tür çalışmaları çoğaltmak, yazmak, yeniden üretmek ve anlatmak gerekiyor. Bu noktada bağımsız feminist araştırmacılara mikrofon uzatmak gerekiyor. Kurumlardaki koltuklaşmanın ortadan kalkması gerekiyor. En önemlisi de başta kadınlar arasında olmak üzere ciddi bir dayanışma gerekiyor. Ve ötekileştiren, dışlayan her eylemin bir bu topluma negatif geri dönüşü olduğunu, bu tür tutumların mutlaka gün gelip ayağımıza dolanacağını unutmamak gerekiyor.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    19-‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’
    20- ‘Bazı cemevlerinde Sünni-Şii erkan uygulanıyor, buna ses çıkarılması lazım’- VİDEO 
    ‘Alevi örgütleri iyi bir eğitimden geçmeli, neler yapılacağı konusunda bir karar çıkartmalı’-VİDEO
    21- ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

    22-‘Alevi dünyasında emek veren herkes asimilasyona karşı adım atmalı; bu güce sahibiz’

    23-‘Topyekün saldırıya karşı etkin bir mücadele hattı kurulmalı, sivil itaatsizlik olmalı- VİDEO

     

  • 17+ Alevi Kadınlardan sempozyuma eleştiri: Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir!

    17+ Alevi Kadınlardan sempozyuma eleştiri: Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir!

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden sempozyumu 17+ Alevi kadınlar “Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir” diyerek eleştirdi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4-5 Aralık tarihlerinde Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden bir sempozyum düzenliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek sempozyumda Ahi Evran, Hacı Bektaş ve Yunus Emre’nin düşünceleri, ortaya çıktığı tarihsel bağlamlar ve sonraki yüzyıllar üzerindeki etkileri tartışılacak.

    “ALEVİ TARİHİ ‘KADINSIZ’ DEĞİLDİR”

    17+ Alevi Kadınlar, yapılacak olan sempozyuma ilişkin “Alevi tarihi kadınsız değildir” diyerek eleştirisini dile getirdi. Sosyal medya hesabından sempozyuma dair haberi alıntılayan Ceren Ataş şu ifadeleri kullandı:

    “Hayatlarının şekillenmesinde kadının işareti var; ama erkek erkeğe anılıyorlar. Çünkü erkeklik-İslam-bir de Türkmenliği katmazsanız bu kültürü anlatamıyorsunuz(!) Hep kabul görenlere uyarlayın. Abdal Hace Bektaş sakallı oluverdi. Belki kirpiğine kadar yoluyordur; hadi anlatın… Hace Bektaş’ı Kadıncık Ana’sız anmak zaten tarih bilmemektir. Bu da öylesine bir çalım değil, ataerkil tarihçiliğin fışkırması. Kadınların üzerini ha bir örtüyle örtmüşsünüz ha yok saymışsınız; ikisi de öldürmektir nihayetinde. Alevi tarihi “kadınsız” değildir! Bahsettiğiniz erkeklerle beraber kadınlar vardı. Bu mücadele yalnızca erkeklerin mücadelesi değildi, sadece erkeklerin felsefesi değildi. Kadınlar vardı ve bu mücadeleyi beraber yaptılar. İBB cinsiyetçi bir etkinlik yapmamalı, İstanbul nüfusunun yarısı kadın ve onların vergisi, emeği ve hatta oyu ile oradasınız. Sorumluluklarınızı yerine getirmeye davet ediyoruz!”

    “KADIN İLE ERKEĞİ BİR ANLATMADAN DÖNEMİ ANLATAMAZSINIZ”

    Gülfer Akkaya ise “Kadıncık Ana’yı da yok sayıyorsunuz, bizim gibi o tarihi araştıranların emeğini, çabasını, varlığını da. Hace Bektaş ile Kadıncık Ana’yı, Ahi Evren ile Fatma Bacı’yı, dördünü birlikte anlatmadan dönemi anlatamazsınız. Cinsiyetçilik ve erkek işi olur o” diyerek tepki gösterdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Alevi kadınların sahnesi erkeklerce işgal edildi’-VİDEO

    ‘Alevi kadınların sahnesi erkeklerce işgal edildi’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı 17+ Alevi Kadınlar oluşumu üyesi Ceren Ataş yanıtladı. Ataş, Alevi inancının kadını üstün tutan bir inanç sistemi olduğunu ancak kadınların sahnesinin erkeklerce işgal edildiğini vurguladı.   

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.

    Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı 17+ Alevi Kadınlar oluşumu üyesi Ceren Ataş yanıtladı.

    “ANA TANRIÇALAR BİZİM PİR ANALARIMIZA DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir ve nasıl bir seyir izledi?

    CEREN ATAŞ: Tarihsel olarak önce Alevilik anlatısında kadının nasıl anlatıldığına bakmak lazım. Bizim tarihsel metinlerimiz Adem’in kaburga kemiğinden yaratılan bir kadından bahsetmiyor. İlk yaratılan, var eden bir Fatma Ana’dan bahsediyor. ‘Kandildeki nur, Fatma’dır’ deniyor. Bizim özellikle Alevi kadınlar olarak bu metinleri çok iyi bir şekilde analiz etmemiz gerekiyor. Çünkü bu metinlere baktığımız zaman Alevi kadının yerini çok net bir şekilde görüyoruz. Toplumsal, siyasal olarak da gelen süreçlerde aslında buradan beslenmiştir. Örneğin bugün Anadolu’da pek çok tarihlerde ana tanrıçalar vardır. Alevi toplumu, Kızılbaş toplumu farklı isimler altında bu geleneği sürdüren toplumlar bir ana tanrıçanın peşinden gitmişlerdir. Bu ana tanrıçalar sonradan süreç içerisinde bizim pir analarımıza dönüşmüşlerdir. Fatma Ana belki Kibele’nin yerini almışlar. Belki Dersim’deki Ana Fatma bir başka ana tanrıçanın yerini almıştır. Bu sürek bu şekilde gelmiştir. Sonrasında Bacıyan-ı Rumlar, Zarife Hatunlar, Elif Analar var ve bugün posta oturmaya çalışan analar var. Esasında kadın meselesi Alevi inancında ve toplumunda ne kadar inkar edilmeye çalışılsa da metinlere, geçmişe baktığımızda asla kaybedilemeyeceğini görüyoruz. Yani Alevi toplumu ilk yaratılanın kadın olduğunu ve bir kadın inancı olduğunu asla inkar edemeyecek burada ele aldığımız zaman.

    “ALEVİ KADINLARIN SAHNESİ İŞGAL EDİLDİ”

    Peki ne oldu da bu anlatı erkek bir anlatıya dönüştü? Alevi kadınlar neden sahneden çekildi?

    CEREN ATAŞ: Esasında ‘Alevi kadınlar sahneden çekildi’ değil de ‘Alevi kadınların sahnesi işgal edildi’ desek daha doğru olur. Çünkü baktığımız zaman pir var, pir ana var, pir dede var, onun dışında kırklar meclisi öğretisi var ve burada 17 kadın var. Beraber ibadet etme şekli var. Kadınlar bütün Alevi tarihi boyunca hep mücadelenin içindeler. Ama bugün baktığımızda pir analar ortadan kaldırılıyor sadece dedelik ortaya atılıyor. Alevi ibadetleri tabi ki bir eşitlik sembolüdür ancak bugün kadın ve erkek karşı karşıya oturarak harem selamlık şekilde ibadet edebiliyorlar ve hatta bazı cemevlerinde ayrı kapılardan cem meydanına giriyorlar. Onun dışında kırklar meclisi anlatısında 17 kadın var bununla ilgili, bazı arkadaşların yorumları var, cinsiyetçi buluyorlar ama asla cinsiyetçi değil çünkü kırklar meclisinde 17 tane kadının olması bir eşitlik sembolüdür. Yani ‘burada kadın vardı’ deniyor. Cinsiyetçi diyebilmemiz için orada bir ötekileştirme olması gerekiyor. Halbuki orası bize başka bir makamdan el veriyor. Biz şu an hakikat kapısında değiliz ve dolayısıyla orada kadının ve erkeğin birliğini, eşitliğini görmemiz lazım. Bizim önce eşitliği elde edip sonra can olabilmemiz lazım. Başka türlü bu mücadeleyi sürdüremeyiz.

    “ALEVİLİĞİ ERKEKLEŞTİRİYORLAR”

    Bugün geldiğimiz noktada Alevi tarihini hep erkeklerin yazması, devletin diliyle bu tarihi yazmalarıyla, göçle kapalı toplum özelliğini yok ederek, cemevlerini bütün herkese açık hale getirerek Alevi özgün yaşayışını kaybetmiş bulunuyoruz. Bugün bir cemevinde ana posta oturtulmuyorsa, bu sadece bir koltuk savaşı değil kadınları ‘koruma altına alarak’ aslında Aleviliği erkekleştiriyorlar ve dışarıdan olan insanlara benzer bir tavır sergiliyorlar. Bugün cenaze erkanlarına gittiğiniz zaman kadınları her zaman arka tarafa, yan tarafa alıyorlar. Bunların hiçbiri Aleviliğin içinde olan şeyler değil ama Alevi kadınlar hep mücadelenin içinde vardı. Bir Zarife Hatun olsun bir Narin Gülçiçeği Ana olsun Alevi kadınlar hep vardı. Bugün Alevi kurumlarının hepsinde kadınlar bir saat grev yapsalar bütün kurumlar tökezler. Aslında sahneden hiçbir zaman çekilmediler. Sadece erkekler o alanları işgal ettiler, kendilerini meşrulaştırdılar. ‘Bizde kadın erkek eşit, biz canız. Bu yüzden burada ha bir erkek oturmuş ha bir kadın oturmuş fark etmiyor’ diyerek erkekleri oturttular. Dolayısıyla biz topluma baktığımız zaman bir kadının bir kurumda var olmaya çalıştığı noktada o kadına ya bir iftira atıldığını görüyoruz, ya o kadının oradan uzaklaştırıldığını, susturulduğunu görüyoruz. Ama tabi ki susmuyoruz da. Bugün bu röportajı yapıyorsak bu susmadığımızın bir sembolü.

    Bir dede çok yanlış bir şey yapıyor olabilir Alevi toplumunda. Ama asla dedenin yanlışı söylenerek mesela düşkünlük makamına uğratılmıyor. İki eşle evlenen dedeye kimse bir şey demiyor ama kadınların kıyafetlerine kadar karışılıyor. Kadına başörtüsü taktırmak, ‘namus’ anlayışıyla toplumsal cinsiyet rolü yüklemek bunların hepsini erkekler yaptı. Biz kadınlar sahneyi onlara bırakmamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü Alevilik bizden bunu istiyor.

    “ESKİDEN BİR ANA İLE BİR DEDENİN BERABER OTURMADIĞI CEM BAĞLANMAZMIŞ”

    Bazı cemevlerinde kadınların ve erkeklerin harem selamlık bir şekilde ibadet ettiklerinden bahsettiniz. Bunun dışında ‘kadın posta oturur mu oturmaz mı ve cemevlerinde başörtüsü takma’ gibi tartışmalar var. Bunlarla ilgili neler söyleyeceksiniz?

    CEREN ATAŞ: Kadın posta oturur mu oturmaz mı tartışmasını ortaya koyan insanlara önce şunu söylemek lazım: Aleviliğin neresindeler? Zaten çok uzun zamandır ritüel şöyledir posta bir ana ve bir dede oturur. Bu Türkmenlerde de böyledir, Kürtlerde de böyledir bütün Alevi süreklerinde iş böyledir. Dolayısıyla bir ana ile bir dedenin beraber oturmadığı cem zaten eskiden bağlanmazmış. Şimdi Alevi toplumu erkekleştiği için biz bugün sadece dedeleri görüyoruz, konuşturuyoruz. Tabi ki dedelerin varlığı kıymetli ama ne kadar dede varsa o kadar ana olması gerekiyor. Dolayısıyla kadın tabi ki posta oturur.

    “KADIN MESELESİ ALEVİLİĞİN EN TEMEL MESELESİDİR”

    Şunu da söylemek gerekiyor: Gülfer Akkaya’nın kitap adı gibi ‘yol kadın’dır. Biz analar diyoruz. Ana dediğimiz şey anne değil ‘yol kadındır’ kadından bahsediyoruz, cinsiyetçi bir şeyden, toplumsal bir rolden bahsetmiyoruz. Kadın meselesi Aleviliğin en temel meselesidir. Dolayısıyla siz eğer ‘bir kadın posta oturur mu oturmaz mı’ diye bir tartışmayı öne sürdüğünüz zaman Aleviliğin dışında bir tartışmayı ortaya koyuyor oluyorsunuz. Bu ‘İslam’ın içi-dışı’ gibi bir mesele değil, kadın meselesi çok noktadır. Kadın meselesini inkar ettiğiniz anda zaten Aleviliğin dışında bir yerden konuşuyor oluyorsunuz. Dolayısıyla ana posta oturur. Ana posta oturmadığı müddetçe yapılan bütün cemler zaten kısırdır. Kadın zakir posta oturtulur. Bugün birçok cemevinde kadın zakir posta oturtulmuyor farklı söylemler sebebiyle. Tabi ki anayı posta oturtmayan zakiri de posta oturtmaz. Çünkü sen anaya karşı geliyorsun bir pire karşı geliyorsun, dolayısıyla da zakiri de posta oturtmuyorsun. Ama bugün cemevlerine baktığınız zaman çok küçük olduğunu düşünüyoruz ama çok büyük meseleler var. Bugün cem ibadetinde kadınlara başörtüsü dağıtan cemevleri var. Başörtüsüz ceme sokmayan cemevleri var. Kadın ve erkeği ayrı oturtan cemevleri var. Ayrı kapılardan sokan cemevleri var. Şimdi biz kırklar meclisine nasıl bir gözle bakıyoruz. Kırklar meclisi öncelikle hem kadın erkek eşitliğini anlatan bir meclis hem de sonrasında cinsiyetsizliği ortaya koyan bir meclis. Yani ‘burada kadın erkek eşit ve sonra bunların hepsi de birdir’ diyor. Dolayısıyla siz bir cemevinde bir kadının başına başörtüsü takıyorsanız veya kadınları ve erkekleri karşı karşıya oturtuyor, onları ayrı kapılardan sokuyorsanız can olmuyorsunuz zaten. Dolayısıyla can olunmadığı bir yerde hangi cemden hangi Alevilikten bahsedeceğiz. Eşitliği sağlayamadığımız bir noktada kimse kimseyle can olamaz. Bu çok nettir. Önce eşitliği sağlayacağız. Bunu da kadın mücadelesiyle yapacağız. Sonrasında ancak can olabiliriz.

    Ana deyince illa kadını anne olarak düşünüyorlar ama dede deyince torun sahibi bir erkek akla geliyor mu? Yok. Bu kavramlar öyle kavramlar değil. Ana dediğin aslında kadın dede değimiz esasında erkek. Bu kavramlar üzerinden de bu sefer anneliği kutsallaştıran söylemler ortaya çıkıyor. Halbuki hayır, kadın üzerinde durmamız gerekiyor. Bu tabirler toplumsal cinsiyet rollerini ortadan kaldıran tabirlerdir esasında. Pir de cinsiyetsiz bir kavram er de cinsiyetsiz bir kavram. Buradan baktığımızda ‘yol kadındır’ demek çok doğru ve yerinde bir nokta.

    ALEVİ İNANCI KADININ ÜSTÜN OLDUĞU BİR İNANÇ SİSTEMİ”

    Peki Alevi kurum ve örgütlerinde kadının olması neden önemli?

    CEREN ATAŞ: Alevi inancı, felsefesi zaten kadının erkekle eşit olduğunu ve hatta benim yorumuma göre kadının daha da üstün ve ileride olduğunu söyleyen bir inanç sistemi. Dolayısıyla bu sistemin, felsefenin legal olan kurumunun tabi ki kadınlar tarafından temsil edilmesi gerekiyor. Kadının bir de burada görünmeyen bir emeği var. Cemevinden, medyasından, evinden, tarlasına kadar her alanda kadın mücadele ederken inancı süren, sürdüren, aktaran herkes Alevi olduğunu bir kadından öğreniyor. Kadın bu kadar mücadele verirken ve inancı bu noktaya getirmişken kadının kurumda temsil edilmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz.

    Bugün Aleviliği kurumlarda temsil ederken sadece inancı da aktarmıyoruz orada politik de bir zemin kuruyoruz, örgütlenme sağlıyoruz. Kadın örgütlenmenin en önemli noktalarından değil mi? Kadın iyi örgütleyen, iyi aktaran, mücadelenin her zaman başarılı olan kesimi olduğu için bugün AKP bile kadınlar sayesinde örgütlenerek ilerliyor. Alevi kurumlarında da bu ön plana çıkıyor ancak orada kadınların üstü örtülüyor. Kadınlar yapıyor en sonunda o iş bir erkeğe kalıyor. Bu yüzden bu temsil meselesinde kadınların mücadelesinin sürmesi gerektiğini savunuyoruz.

    “BİZİM TEK ÇÖZÜMÜMÜZ KADIN MÜCADELESİ”

    Peki Alevi kadınlarının özgün bir örgütlenme modelini yaratarak mücadele etmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Nasıl bir model öneriniz var?

    CEREN ATAŞ: Alevi kadınların özgün bir şekilde mücadele etmesi gerekiyor tabi ki. Örneğin biz 17+ Alevi kadınlar oluşumuyuz. Biz şimdiye kadar kendi politik duruşumuzla aynı olsun olmasın, bize ters olsun olmasın hiç önemli değil Alevi kadın meselesinde her kadının beyanına sahip çıktık. Çünkü bunu bir kadın söylemişti.

    Örgütlenmede şöyle bir önerim olabilir: Kadınlar hangi kurumda olurlarsa olsunlar, o kurumlar birbirlerine karşı da olsalar kadın meselesinde diğer konuları bir tarafa bırakıp ortak bir noktada buluşmamız gerekiyor. Bağımsız olabilir, kurumsal olabilir hiç önemli değil. Bizim meselemiz kadın. Eğer kadın dayanışması yapmıyorsak, eğer feminist bir perspektifle olaylara yaklaşmıyorsak zaten örgütlenmede de ileri adım atamayız. Meselenin, sorunun adını koymamız lazım. Sorun ‘biz eşitiz’ artık bunu herkes söylüyor. En ataerkil erkek bile diyor ki ‘Alevilikte kadın erkek eşit’. Çünkü bunu inkar edemez. Burada mesele buyken sorunun da adını koymak lazım. Sorun erkeklik. Sadece bu. Net bir şekilde bunu göreceğiz. Alevilik erkekleştiriliyor, bizim sorunumuz bu. Çözüm için yapmamız gereken kadın mücadelesi. Kadın kadının elinden tutacak.

    Gülfer Akkaya bir fikir ortaya attı ve bunun üzerine Alevi kadın çalışmaları yapıyor. Bunun arkasından kadınlar bu fikri benimsedi ve bu çok güzel bir şeydi. Mücadele büyüdü, arkasından kurumlar Alevi kadın meselesini konuşmaya başladılar. Arkadan gelen akademik çalışmalar oldu. Bu öyle benimsenip sahiplenildi ki şimdi yaptığımız röportaj bile bu büyüyen mücadelenin eseridir. Biz bunu benimsediğimiz gibi bütün kadınlar da birbirlerini benimsemeli ve bunu bu şekilde büyütmeliyiz. Bizim tek çözümümüz aslında kadın mücadelesi. Başka bir yolu yok.

    KADIN MECLİSLERİ ÖNEMLİ, EŞBAŞKANLIK ŞART”

    Alevi kadın meclisleri ve kurumlarda eş başkanlık tartışmaları var. Bu konularda neler söyleyeceksiniz?

    CEREN ATAŞ: Alevi kadın meclisleri tabi ki çok önemli. Yapılan her çalışmayı çok önemsiyorum. Daha da iyiye gidecek. Kadınların bazen söylemlerine bakıyoruz aslında bizim yapmamız gereken kadınların bu meseleye sahip çıkarken daha teorik kısmına da bakmalarını sağlamak. Evet biz ‘kadın erkek eşitiz’ diyoruz ama Aleviliğin bütün metinlerini alıp bakmamız gerekiyor. Kırklar meclisi ne söylüyor, rıza şehri ne söylüyor, Ana Fatma meselesi nedir, Zarife Hatun ne yapmıştır tarihsel ve teorik olarak hepsine bakmamız gerekiyor. Konuşurken erkeklere pay vermeden cinsiyetçi politikaların hepsini yıkarak ortaya kendi gerçekliğimizi koymamız gerekiyor. Meclislerde de böyle. Kadınlar konuşurlarken gerçekten feminizmi benimsemeleri gerekiyor. Çünkü feminizm kadın ve erkek eşit diyor başka bir şey söylemiyor. Meseleyi kadıncıl bir bakış açısıyla bakarak ele aldığımız zaman bu meclisler daha da anlamlı olacak ve zaten olumlu da gidiyor.

    Eş başkanlık olması şart olan bir şey. Yüzde 50 kadın kotası olması şart olan bir şey. Tüzükler yenilenmeli, bunların hepsi tekrar güncellenmeli ki ben çok olumlu görüyorum.

    Ben saha çalışması yaptığım zamanlarda görmüştüm, kendilerini yeterli bulmayan kadınlar var. O kadar yetersiz erkekler o kadar büyük alanlar kaplıyor ki inanın yeterlisinizdir ve dolarız yani bunda bir problem yok. İnsan kendini geliştirir, yetiştirir. Biz kendimize o alanı açmalıyız ve bunu dayanışmayla yapmalıyız.

    “KADINLAR CEMEVLERİNDE MUTFAKTAN ÇIKMAYA BAŞLADILAR”

    Peki kadınları cemevlerinde, kurumlarda genellikle mutfakta görüyoruz. Kadınlar mutfaktan nasıl çıkarılabilir?

    CEREN ATAŞ: Bence kadınlar cemevlerinde mutfaktan çıkmaya başladılar. Tabi ki mutfaktaki hizmet başka bir hizmet ancak o mutfak sadece kadınlara ait bir yer değil erkekler de orada hizmet etmeli. Ben kadınların mutfaktan çıktığını düşünüyorum. Özellikle son dönemde kadın konusunun konuşulması söylemsel olarak evet bir şeyler oturdu evet kadın erkek eşit, analar posta oturmalı, kadın zakirler çoğalmalı gibi fikirler yavaş yavaş gelişiyor. Çok uzun yıllardır kadınlar bir baskıyla bugünlere geldiler ve hep evlerine itildiler. Onların cesaretleri kırıldı. Bir anda ortaya çıkmalarını beklemek belki olmaz ama çıkıyorlar ve çok da güzel çıkıyorlar. Ben çok güzel bir gelecek görüyorum açıkçası kadınlardan çok umutluyum o açıdan.

    “EMEĞİMİZİ, FİKRİMİZİ ERKEKLERİN SÖMÜRMESİNE İZİN VERMEYELİM”

    Alevi kadınlara bir çağrınız var mı buradan? 

    CEREN ATAŞ: Alevi kadınlara şöyle bir çağrım var. Kesinlikle öncelikle Aleviliğin teoriksel olarak içeriğine kadıncıl bir şekilde bakalım. Emeğimizi, fikrimizi hiçbir şekilde erkeklerin sömürmesine müsade etmeyelim ve hangi görüşten olursa olsun kadınlarla kadın meselesinde el ele tutuşalım. Şunu bilelim ki kadınlar yan yana geldiği zaman mücadele çok çok daha iyi bir yere gelecektir.

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

  • Ataş: Alevi kurumları erkek şiddeti konusunda neden susuyor?

    Ataş: Alevi kurumları erkek şiddeti konusunda neden susuyor?

    PİRHA- +17 Alevi Kadınlar oluşumundan Ceren Ataş, “Alevi kurumları erkek şiddeti konusunda neden susuyor?” başlıklı yazısında Alevi kadınlara 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde mücadele çağrısı yaptı. 

    +17 Alevi Kadınlar oluşumu üyesi Ceren Ataş, “Alevi kurumları erkek şiddeti konusunda neden susuyor?” başlıklı yazısında hayatın her alanında devam eden kadına yönelik şiddetin Alevi kurumlarında da yaşandığına dikkat çekti. Buna karşın Alevilerin, Alevilerde kadına yönelik şiddetin olmadığını inkar ettiklerine değinen Ataş, Alevi kadınları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlara çıkarak mücadele etmeye çağırdı.

    Ataş’ın yazısının tamamı şu şöyle:

    “Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetinde yıllar içindeki artış raporlarla ortaya koyuluyor. Aslında bu şiddetteki artış mı veya görünürlük mü tartışılır. Hala şiddet gördüğünü söyleyemeyen kadınların sayısı oldukça fazla; tabii ki erkeğin kadına uyguladığı şiddetin meşrulaştırıldığı ve şiddet sonrasında kadının suçlandığı yerde kadınlardan maruz kaldıkları şiddeti kolayca söylemeleri beklenemez. En akla gelen örnekte, eşini/sevgilisini aldatan erkek, iki kadına da psikolojik şiddet uygulamıştır; ama topluma sorarsanız ‘erkeğin elinin kiridir’. Kadın ‘kadınlığını bilmemiştir’. Fiziki şiddet gören kadın ‘çok konuşmuştur.’ vb.

    Özellikle son yıllarda, feminist hareketteki kadın dayanışmasının da yükselmesi ile şiddet daha da görünür olmaya başladı. Özgecan Aslan cinayeti mesela, tüm Türkiye’nin gündemine oturdu. Her politik, inançsal, kültürel kurum gibi Alevi kurumları da bu gibi tüm toplumun ses verdiği şiddet örneklerine tepki gösterdiler. Verdiğimiz mücadele nedeniyle son bir kaç yıldır 25 Kasım Kadına Yönelik Devlet ve Erkek Şiddetine Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Alevi kurumlarındaki kadınlar da basın açıklaması yayınlamaya başladılar. İçerik ve protestolara katılım meselesi ise hala tartışılır düzeyde. İçerikte sıklıkla erkek şiddetini meşrulaştıran veya açıktan ‘erkek şiddeti’ demekten çekinen ifadeler yer almakta bu basın açıklaması metinlerinde.

    “ALEV İ KURUMLARI ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI DIŞARIDAN KATILIM GÖSTERİYOR”

    Feminist kadın örgütlerinin organize ettiği protestolara Alevi kurumlarındaki kadınlar belki katıldılar; ama bunu kurum temsili olarak yapmadılar; çünkü ‘yapamazlardı’. Aslında tüm bunları söylerken ne demek istiyorum; Alevi kurumları erkek şiddetine karşı ‘dışarıdan’ bir katılım gösteriyorlar, yetersiz de olsa bir başlangıç var. Dolayısıyla şiddetin varlığını kabul edip, şiddeti reddediyorlar. Lakin ‘dışarıdan’ ve ılıman bir şekilde.

    “ALEVİ KURUMLARINDA KADINLARIN ORTAK MÜCADELESİ OLUŞTURULAMIYOR”

    Dışarıdan diyorum; zira Alevi kurumları kadınlara yönelik erkek şiddeti meselesini sanki Alevi toplumunda erkek şiddeti yokmuşçasına ele alıyorlar. Sadece diğer kesimlerde var olan bir yaşanmışlıkmış gibi. Halbuki mesele öyle değil, Alevi toplumunun içinde de kadına yönelik psikolojik, ekonomik, dini, siber, cinsel ve fiziksel şiddet var! Bunların hepsine verilebilecek örnekler var. Bunlar maalesef hayatın içerisindeki gerçekler; ancak Alevi erkekler, Alevi kurumları ve kimi Alevi kadınlar bunları inkar ediyorlar. Alevi kurumlarında çalışan kadınların yaptıkları çalışmalarda ise erkek şiddeti yazık ki henüz gündeme dahi getirilemiyor. Alevi kurumlarında erkek şiddetine karşı kadınların ortak mücadelesi oluşturulamıyor.

    “EŞİTLİĞİ SAVUNAN BİR İNANÇ ERKEK ŞİDDETİNİ YOK SAYMAZ”

    Öncelikle inançsal bazda şunu belirtmek gerekir; bir kadın şiddet gördüğü durumda Alevi cem erkanında şiddet gördüğü kişiyi dara kaldırıp Pir’e şikayet edebilir ve bu şiddetin Alevi erkanında cezası vardır! Şiddet uygulayan erkek mutlaka cezalandırılır. Alevilikte bu böyledir ve böyle de olmalıdır. Eşitliği savunan bir inanç erkek şiddetini yok saymaz, kabul etmez.

    “ALEVİLERİN MARKASI BOZULMASIN DİYE ŞİDDET MEŞRULAŞTIRILIR”

    Bugün Alevi kurumlarında bunun uygulandığına tanıklık etmedim. Böyle bir durumda nasıl tavır sergilenirdi, sorusunun cevabı olarak, meselenin ‘üstünü örtme amacıyla’ şiddet uygulayan erkek kişi ile bir konuşma yapılıp konu kapatılır diye düşünüyorum. Çünkü Alevi toplumunda ‘erkek şiddeti’ yoktur(!) Aleviler aydın, demokrat, ilerici insanlardır (bu kavramların hepsini tırnak içine alıyorum) ve bu algının bozulmaması gerekir. Dolayısıyla Alevilerin mevcut markası bozulmasın diye şiddet meşrulaştırılır. Konuşulmaz bile.

    Erkek şiddetinin açıkça konuşulmadığı yerde, o şiddet yeniden yeniden üretilir. Alevi kurumları bu konuyu konuşmayarak Alevi kadınların sistematik erkek şiddetine uğramasına rızalık göstermiş oluyorlar. Bu da açıkçası biz kadınlardaki öfkeyi iyice büyütüyor.

    Kadın olarak, Alevi olarak şu noktayı vurgulamalıyız; Alevi toplumunda da kadına yönelik şiddet var ve bunu ortadan kaldırmak için çalışmalıyız. Ortadan kaldırmak için ise susmak, susturmak değil; şiddeti ortaya çıkartarak onunla mücadele etmeyi amaçlamalıyız. Şiddet uygulayan erkekleri –kim olursa olsun; başkan, dede, ozan, kurum üyesi, yönetici- teşhir edip, cezalandırmak gerekir.

    Genelde olduğu gibi, cinsiyetçi roller üzerinden meseleleri ele alıp, zaten şiddet gören kadını suçlu göstermek en yanlış ve bu inanca uymayan yoldur.

    Gizli ya da açık cinsiyetçilerin iddia ettiği gibi Alevilerde kadına yönelik şiddet var dediğimizde Aleviliğe kötülük etmiyoruz, şiddet yoktur diyerek kadınların şiddete uğramasını savunanlar kadın düşmanlığı yapıyor.

    Toplumun yarısına düşmanlık yaparak ne adil, ne demokrat, ne bilimsel ne de eşitlikçi olamazsınız. Sadece cinsiyetçi riyakarlar olabilirsiniz.

    ALEVİ KADINLARA 24 KASIM ÇAĞRISI

    25 Kasım Kadına Yönelik Devlet ve Erkek Şiddetine Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken Alevi kurumlarındaki kadınların bu meseleleri daha dikkatli, doğru zeminde ve daha açıktan ele alarak mücadele etmeleri gerektiğinin altını çizmeliyiz.

    Kadın kurumlarında olsun ya da olmasın, Avrupa ya da Türkiye’de olsun fark etmiyor, Alevi kadınlar bir bütündür, Alevi kadınların mücadelesi de ortak ve bütündür. Kadın dayanışması güçlendirir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Anadolu’dan Londra’ya göç eden Alevi kadınların korku, inanç ve anadil sorunu-VİDEO

    Anadolu’dan Londra’ya göç eden Alevi kadınların korku, inanç ve anadil sorunu-VİDEO

    PİRHA- Tez konusu olarak Anadolu’dan Londra’ya göç eden Alevi kadınları ele alan Ceren Ataş, kadınların toplumsal rollerini, göç nedenlerini ve göçün etkilerini araştırdı. Çok sayıda kadın ile yüz yüze görüşme sağlayan Ataş, Maraş Katliamı’nın izlerine, kadınların toplumdaki karşılığına, anadil ve inanç problemlerine ilişkin çarpıcı verilere ulaştı.

    HABERİN VİDEOSU

    https://youtu.be/hKoTZFmH-IQ

    25 yaşındaki Ceren Ataş, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde mezun. Yüksek Lisans programını ise Kültürel İncelemeler programında bitirdi. Tez konusu olarak ise Anadolu’dan Londra’ya göç eden Alevi kadınları inceledi.

    Kadınların kendilerini Alevilik içerisinde nasıl konumlandırdıklarını, teoride kadın erkek eşitliğinin savunan bir inanç olan Aleviliğin Londra’daki karşılığının ne olduğunu ve göçün etkilerini araştırdı. Çarpıcı sonuçlara ulaşan Ceren Ataş bilgilerini PİRHA’ya ile paylaştı.

    Dersimli Alevi bir kadın olan Ceren Ataş, “Bu toplumun (Alevilik) mensubu olduğum ve feminist bir perspektif ile hayatımı sürdürdüğüm için Aleviliğe de bu şekilde bakıyorum” sözleriyle neden bu tez konusunu seçtiğini söylüyor.

    Tezi için Londra’da 4 ay boyunca kalan Ataş, Dersimli, Maraşlı, Kayserili, Sivaslı, Malatyalı 23 kadın ile yüz yüze görüşme sağladı. Göçler genellikle 80 ve 90’lı yıllarda gerçekleşiyor ve çoğunluğu Maraşlı. Maraş Katliamı’nın etkisinin yoğun olduğuna dikkat çeken Ataş, yine de neden göç ettikleri konusunda pek bir bilgi alamadığını söylüyor.

    ARAŞTIRMADA GÖÇ NEDENİ YOK, ÇÜNKÜ KORKUYORLAR

    Ataş nedenini ise şöyle anlatıyor:

    “Ne göç sürecini ne de göçten sonraki süreci anlatıyorlar. Tahminimce göç sebebi siyasi sebepler ve katliam dolayısıyla olduğu için anlatmak istemiyorlar. Göç süreci zor olduğu, belki travmalar olduğu için. Göç sonrasındaki süreci de gözlemim şudur ki Türkiye ile hala bağlantıları var, Türkiye’ye gelip gidiyorlar bu yüzden bir korku var anlatmak istemiyorlar. Araştırmamın içerisinde bu üç evre bulunmuyor maalesef. Özel durumuyla gelenler anlatıyordu. Oğlunu evlendirmek için gelmiş kalmış gibi.”

    KAMERAYI KAPAT

    Özellikle 50 yaş üstü kadınlarda büyük travmaların izlerinin olduğunu vurgulayan Ataş, “Çünkü çok şeye şahitlik etmiş oluyorlar. Yalnızca bir kadın görüşmecim anlatırken kendi kendine Maraş Katliamı kısmına geldi. Kendisi geldi ve ‘kamerayı kapat’ diye bir tepkiyle kalkıp gitti. Çok net bir şekilde görebildim ama kesinlikle anlatmıyorlar” diyor.

    İNANÇLARINI ÖZGÜR YAŞAYAMIYORLAR

    Ataş’ın görüştüğü kadınların Türkiye’de yaşadığı en dikkat çekici sorunları ise şöyle:

    “Türkiye’de olsaydım ne çocuğumu okutabilirdim, ne dilimi konuşabilirdim, ne istediğim gibi yaşayabilirdim. İnancımı da özgür bir şekilde yaşayamazdım.”

    ANADİL PROBLEMİ

    Göç ettikleri Londra’da ise kadınların inançlarını yaşama konusunda tamamen özgür olduklarını söyleyen Ataş kadınların anadil problemi ile karşılıyor:

    “İngiltere’de Alevilik inanç olarak tanınıyor. Okullarda anlatılıyor. İnanılmaz bir özgürlük var onlara yönelik. Siyasi düşüncelerini beyan ediyorlar. Örneğin anadil büyük bir problem. Kadın inancı aktaran öğelerden bir tanesi. Bu noktada din çok önemli. Ama misal çocuğu biliyor Türkçe’yi veya Kürtçe’yi. Ama torunu bunu bilmiyor. Bilmek zorunda da değil elbette bunu bir tavır olarak söylemiyorum. Bilmediği için anneanne ile torun arasında bir kopukluk oluyor. Hatta anneyle bile. Dolayısıyla o aktarıcılık rolü ortadan kalkıyor. Yeni bir nesil yetişiyor diyebilirim. Bir yandan Avrupa ve İngiltere kültürünü almış bir yandan Aleviliği çok seviyorlar, sahip çıkıyorlar. Ama bazı noktalarda oturmayabiliyor.”

    JÎYARE KÜLTÜRÜ KENDİ TOPRAKLARINA ÖZLEMİ ARTIRIYOR

    Ataş, inançlarını yaşama noktasında özgür ve eşit olmalarına rağmen kadınların köylerde yaşadıkları o eski cem erkanlarını unutamadıklarını ifade ediyor:

    Köylerde cemler yapmışlar. Pencerelere yorgan sermişler dışarıdan kimse görmesin diye. ‘İnanılmaz bir baskı ile biz cem oluyorduk’ diyorlar. ‘Burada inanılmaz özgürüz ama o tadı almıyoruz’ diyorlar. Şu an İstanbul’da cem olan insanları incelesem onlar da benzer şeyler söyleyeceklerdir. Köy diyebileceğim yerlerdeki mistik havayı biz şehirlerde sağlayamayız. Hele ki Anadolu’nun A’sının olmadığı Londra’da hiçbir şekilde sağlanmaz. Ziyaret kültürümüz var mesela veya Kürtçe jîyare dediğimiz Anadolu’da. Bu çok büyük bir eksiklik kadınlar için. Çünkü ziyaretler lokma yapılan, mum yakılan yerler. Bu düzeni kuran kadınlar olmuş her zaman. Şimdi kadın o rolünü de kaybetmiş. Ben nereye gideyim mum dikeyim, nereye gideyim lokma yapayım. Bu rolü de ortadan kalkıyor.”

    Tüm bunlara rağmen yine de Türkiye’ye dönmek istemiyor kadınlar. Ataş’ın deyimiyle ‘arada kalmışlık’ var. Ataş, görüşmesinde bir kadının, “Ben bu kapıdan çıktığımda Maraş’taki köyümde olmak istiyorum bazen ama olmuyor. Oraya da gitsem buradaki özgürlüğüm yok” dediğini aktarıyor.

    KARAR ALMA SÜREÇLERİNDE KADINLAR YOK

    “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok, Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde” olduğu gibi Alevilik öğretisindeki eşitlik öğretisine de değiniyor Ataş.

    Bu öğretiye rağmen pratikte kadına verilen rollerinin pek de değişmediğine dikkat çeken Ataş, “Lonra’da kadınların temel problemi yönetimlerde çok fazla yer almıyorlar. Türkiye’deki gibi. Yer aldıkları noktalarda şunu soruyorum; toplantı esnasında oraya çay getirmiş. O roller devam ediyor. Aslında karar alma süreçlerinde yer almıyorlar. Sembolik olarak orada duruyorlar, oturuyorlar ama karar alma süreçlerinde kadınlar az” diyor.

    “KAFA AYNIYSA ŞEHRİN ÖNEMİ YOK”

    Britanya Alevi Federasyonu’na bağlı Britanya Alevi Kadınlar Birliği’nde ise analara cem tutturulduğunu ve kadınların çalışmalarda aktif katılım sağladığını dile getiren Aktaş, “Orada feminist bir Alevi örgütlenmesi sağlamaya çalışıyorlar. Ama cemevine aktif katılım sağlayan kadınları incelediğinizde, evet biz Alevilikte eşitiz ama gel de toplumu gör. Hatta 65 yaşında bir teyze şöyle demişti; ben Maraş’ta eşimden bunu gördüm, Londra’ya geldim hala bunu görüyorum. Kafa aynıysa şehrin bir önemi yok” diyor.

    Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL

  • 17+ Alevi Kadınlar Temsilcisi Ataş: Müftü nikahına kadınlar kadar erkekler de karşı çıkmalı-VİDEO

    17+ Alevi Kadınlar Temsilcisi Ataş: Müftü nikahına kadınlar kadar erkekler de karşı çıkmalı-VİDEO

    PİRHA – 17+ Alevi Kadınlar Temsilcisi Ceren Ataş, müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısına tepki gösterdi. Bu yasanın geçmesinin büyük oranda çocuk gelinleri arttıracağını ifade eden Ataş, meclis tarafından kabul edilen bu yasanın kadınların haklarını elinden alacak olmasına karşı kadınların eylem yaptıklarını belirtti.  

    HABERİN VİDEOSU

     

    Müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısının mecliste kabul edilmesinin ardından PİRHA’ya konuşan 17+ Alevi Kadınlar Temsilcisi Ceren Ataş: “Müftülük yasasının geçmesi büyük oranda çocuk gelin oranını arttıracak. Kadınların haklarını elinden alacaktır. Bu yüzden kadınlar buna karşı günlerdir eylem yapıyor” dedi.

    “YAŞAM ALANLARIMIZA VE ETİK DEĞERLERİMİZE KARŞI CİNSİYETÇİ BİR YASA”  

    Kadınların tepki gösterdiği kadar erkeklerin de tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Ataş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Fiili olarak rejim değişiyor gibi bir şey söylemiyorum ama rejimde sistematik olarak değişikliğin de bir göstergesidir bu. Bunun yerine illa bir şeyler değişecektiyse kadınları daha koruma altına alabilecek yasalar buraya konulabilirdi. Bu biraz da inatlaşmaydı. İnatlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkarıldı gibi geliyor. İmam hatip mezunlarını nereye yerleştireceğiz, bir alan açmak gerekti gibi geliyor. Yaşam alanlarımıza ve etik değerlerimize karşı cinsiyetçi bir yasa olarak ortaya çıktığını düşünüyorum.”

    Hiçbir Alevinin resmi nikah olmadan sadece Pir nikahı ile yaşamadığını belirten Ataş, “Teknik olarak baktığımızda Sunni İslam’da da bunun böyle olmaması gerektiği defalarca söylenildi. Önce resmi nikah sonra dini nikah. Çünkü resmi nikah vatandaşlık ve medeni kanun ile alakalı bir şey. Dini nikah ise kişi ile Allah arasındaki durumu tamamlamak için” dedi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/İSTANBUL