Etiket: çerkesce

  • Kafkas Dernekleri Federasyonu cemevlerine yönelik saldırılara tepki gösterdi

    Kafkas Dernekleri Federasyonu cemevlerine yönelik saldırılara tepki gösterdi

    PİRHA-Yazılı olarak yaptığı açıklamasında 30 Temmuz günü Ankara’daki cemevi ve Alevi derneklerine yönelik yapılan saldırılara da değinen Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), “Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız” ifadelerini kullandı.

    Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) yazılı olarak yaptığı açıklamada 30 Temmuz günü Ankara’daki cemevi ve Alevi derneklerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara da değinerek, “Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız” ifadelerine yer verdi.

    “TÜRKİYE’DE, IRKÇILIK İÇERİKLİ ŞİDDET GÜNDEN GÜNE YÜKSELİYOR”

    KAFFED tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Türkiye, ırkçılık ve ayrımcılık içerikli şiddetin günden güne yükseltildiği bir iklime girmiş durumda. Yükselen ırkçılık ve ayrımcılığın hedeflerinden birisi de geçtiğimiz haftalarda Kayseri’de toplu taşıma içerisinde annesiyle telefonda Çerkesçe konuşan gence yönelen ırkçı tepki idi.

    “FARKLILIKLARA KARŞI TAHAMMÜLSÜZ SİYASETİN KARŞISINDAYIZ”

    Ancak bu tepkinin tekil ve bireysel olmadığını Yahudi yurttaşlara ait mezarlarının tahrip edilmesi ile Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Kürtçe Opera konserine ve yurt genelinde Apolas Lermi gibi sanatçıların konserlerinin iptal edilmesi ile ve son olarak da Ankara’da Alevi yurttaşlara yönelik organize saldırıların gerçekleşmesi ile biliyoruz. Münferit meseleler gibi geçiştirilmeye çalışılan bu gibi olayların Türkiye’nin sokulmak istendiği ayrımcı ve farklılıklara karşı tahammülsüz bir siyasetin karşısındayız.

    Farklı biçimlerde tezahür eden ve gerek ülkemizde gerekse dünyada büyük bir hızla yayılan ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsünü şiddetle kınıyoruz. Bu bağlamda toplumun tüm mağdur kesimleri ile birlikte ve dayanışma içinde olduğumuzu, tek tipleştirmeye karşı farklılıkların barış içerisinde bir aradalığını savunacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    PİRHA-Kayseri’de bir otobüsle seyahat ederken annesiyle Çerkesçe konuşan gence yolculardan biri “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk. Her şey Türk’tür, Çerkes değil” sözleriyle ırkçı saldırıda bulundu. Çerkes Dernekleri Federasyonu konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “Anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz” dedi. Gazeteci İnci Hekimoğlu da tepki gösterdi. 

    Kayseri’de bir genç, annesiyle bindiği otobüste Çerkesçe konuştuğu için otobüsteki bir kişinin ırkçı söylemlerine maruz kaldı.

    Annesiyle konuşan genci hedef alan kişi ayağa kalkarak, “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk! Her şey Türk’tür, Çerkes değil. Bu ülkede ikinci dil konuşulmaz; Kürt olsun, Çerkes olsun… Kim olursa olsun. Bu ülke Türk’tür” şeklinde bağırdı. Irkçı söylemde bulunan kişinin yanındaki bir başka kişi de “Çift dil konuşulduğunda ülke karışır” diyerek, şahsa destek verdiği görüldü. Irkçı söyleme maruz kalan yolcunun ise “Tamamdır abi, eyvallah” dediği duyuldu.

    “ANADİLLERİMİZİ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Görüntülerin ortaya çıkmasından sonra tepkiler de gelmeye başladı. Çerkes Dernekleri Federasyonu bir açıklama yaparken, “Kayseri’de toplu taşıma aracında (belediye otobüsü) annesi ile telefonda anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz. Konu hakkındaki gelişmeleri ve süreci yakından takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Gazeteci İnci Hekimoğlu ise “Hiç hırlama! Çerkesce anadilimiz ve anadillerimizi konuşmaya devam edeceğiz!” paylaşımıyla duruma tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)
  • ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisi ziyaretçilerini bekliyor-VİDEO

    ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisi ziyaretçilerini bekliyor-VİDEO

    PİRHA- 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesini konu alan “Bir Dilin Peşinde” sergisi Karşı Sanat’ta ziyaretçilerini bekliyor. 

    İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesi araştırmasını sergiliyor. 23 Mayıs’ta Karşı Sanat’ta açılan sergi 17 Haziran’a kadar meraklılarını bekliyor.

    Sergi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu tarafından Friedrich Ebert Stiftung, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, Açık Toplum Vakfı desteğiyle düzenleniyor. Son 30 yılın anadil mücadelesini anlatan araştırmaya konu olan diller arasında Kürtçe, Hemşince, Ermenice, Lazca ve Çerkes dilleri yer alıyor.

    ANADİLDE ÜRETİM MÜCADELESİNİN SERÜVENİ

    Sergide araştırma kapsamında bulunan dillerle ilgili üretilen filmler, kitaplar, müzikler, dergiler ve çevirilerin görselleri, dillerle ilgili önemli haberler ve kişilerden görseller kullanılarak hafızalarda yer etmek ve farkındalık yaratmak amaçlanıyor. Sergide Kalan Müzik ve Bağımsız İletişim Ağı (BİA/Bianet) ile farklı kültürel gruplar ve farklı diller konusunda çalışmalar yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarının faaliyetleri ve ürünleri üzerinden anadilde kültürel üretim mücadelesinin serüveni anlatılıyor.

    Siz de eğer yok olmak üzere olan bir dili, kültürü ve onunla ilgili verilen mücadeleyi merak ediyorsanız “Bir Dilin Peşinde” sergisini görmenizi tavsiye ederiz.

    Sergi, 17 Haziran’a kadar Karşı Sanat Aznavur Pasajı 6. Kat Beyoğlu/İstanbul’da görülebilir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Anadilleri yaşatma mücadelesi: Bir Dilin Peşinde-VİDEO

    Anadilleri yaşatma mücadelesi: Bir Dilin Peşinde-VİDEO

    PİRHA- 1990’lardan bugüne Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesini konu alan “Bir Dilin Peşinde” sergisi 23 Mayıs’ta İstanbul’da Karşı Sanat’ta başlıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan Elif Yıldız, sergiyi merak eden ve ilgilenen herkesi davet etti. 

    İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesi araştırmasını sergiliyor. 23 Mayıs’ta Karşı Sanat’ta açılacak olan “Bir Dilin Peşinde” sergisi 17 Haziran’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.

    Araştırmaya konu olan diller arasında Kürtçe, Hemşince, Ermenice, Lazca ve Çerkes dilleri yer alıyor. Araştırma konusu olarak seçilen dillerin farklı köken ve dil gruplarından olmasına özen gösterilmiş.

    TÜRKİYE KÜLTÜRLERİ ARAŞTIRMA GRUBU

    Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan Elif Yıldız, 2 buçuk yıldır Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’nda yer alıyor. Yıldız, araştırma grubunun ve çalışmalarının ortaya çıkışını şöyle anlatıyor:

    “Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu, genel olarak Türkiye’deki tüm kültürel gruplar üzerine çalışmalar yapıyor. Başlangıcı 2013 yılını buluyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde Bülent Bilmez var. Onun 2013 yılında öğrencileriyle yaptığı girişimlerle birlikte çeşitli çalışma birimleri kuruldu. Bunlar Kürdoloji, Alevi toplulukları çalışmaları, Yahudi toplulukları çalışmaları, Lazuri ve Çerkesler. Aynı zamanda 40’a yakın da Türkiye’de farklı kültürel gruplar üstüne çalışan lisansüstü öğrencinin bir arada olduğu bir araştırma grubuyuz. Çeşitli ortaklıklar oldu bu sürede bazen bir panelde, bazen bir projede. Bu proje de onun bir ürünü olarak çıktı. Bilgi Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde bir proje eğitimine katıldık ve yaklaşık 6 ay bu projeyi tasarlamaya başladık. Nisan 2017 yılında ilk projemize başlamış olduk. Proje akademiyle kültürel gruplar üzerine çalışan sivil toplum aktörlerini birleştirmek üzerineydi. Hem eğitim hem de ortak işler yapılması üzerine kurulmuştu. 23 Şubat’ta Depo’da ‘Çoğul İstanbul Medyası’ diye bir sergimiz olmuştu. Bu sergi de aslında ona giden yolun başlangıcı gibi oldu. Çünkü süreli yayınlarla ilgilendiğiniz zaman ne kadar farklı diller üzerine çalışmalar olduğunu bunların çok dar alanlar olduğunu çoğu insanın aslında bilgisinin bile olmadığını görüyorsunuz. Başta bu sergiye başlarken ‘Acaba bu insanların biyografileri üzerinden mi gitsek?’ diye düşünmüştük. Sonra birkaç tane ön görüşme yaptığımızda dil meselesinin çok önemli olduğunu gördük. Bu noktada da sergide dile odaklanmaya karar verdik ve ‘Bir Dilin Peşinde’ diye sergimizin ismi oluştu ve bu şekilde aslında içeriği çalışmaya başladık.”

    ANADİLİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞMAK

    Sergi için çalışma yaparken en çok bu işlerle uğraşan kişilerin bir yandan da mesleğini yürütüyor olmasının dikkatini çektiğini söyleyen Yıldız, bu alanda çalışma yapan herkesin hiçbir kazanç beklemeden, kendini adayarak bir şeyler üretip anadilini yaşatmaya çalıştığını aktarıyor.

    “ANADİL KONUSUNDA YAPILAN ÜRETİMLER YETERSİZ”

    90’ların sadece Türkiye’de değil dünyada bir kırılma noktası oluşturduğunu vurgulayan Yıldız, 90’lardan günümüze anadil konusunda yapılan üretimlerin yeterli olmadığını şöyle anlatıyor:

    “Kamusal alanda bir şeyler yapabilmenin, görünürlüğün yavaş yavaş son dönemlerde başladığını belki söyleyebiliriz. Tabi görünürlük de biraz tartışmalı bir konu. Genelde çok küçük gruplar tamamen kendi dertleriyle başlayarak bu alanda üretim yapıyor. Duyurma konusu bazen müzikle oluyor, bazen belki süreli yayınlarla oluyor. Ama o da sadece ilgilisine gidiyor. Aslında geniş bir şekilde duyurulma gibi bir durum olmuyor. Haliyle gerekli ama yapılan işler birazcık yetersiz kalıyor.”

    “DİLLERDE ‘ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM KUŞAĞI’ OLUŞTU”

    Yaşatılmaya çalışılan dillerin hepsinde “anlıyorum ama konuşamıyorum kuşağının” oluştuğunu belirten Yıldız, sergi için çalışma yaptıkları süreçte bu söylemin karşılarına çok çıktığını ifade ediyor. Kendi babasının da Kafkas göçmeni bir Çerkes olduğunu söyleyen Yıldız, “Evin içinde konuşulmadığı zaman o dil aktarılamıyor. Zaten kamusal alanda bunun bir imkanı yok. O ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ diyen insanların çoğu da bir şekilde köyde büyümüş, evinde duymuş sonra şehre gelmiş ve dilini pratik edememiş insanlar. Şimdi yavaş yavaş artık evde de konuşulmamaya başlıyor ve anadil bu yüzden yavaş yavaş unutulmaya, tehlike altında olmaya başlıyor” diyor.

    Farklı kültürler ve diller alanında daha çok çalışma olmasını ve bu çalışmaların daha kullanılabilir olmasını istediklerini aktaran Yıldız, 23 Mayıs Perşembe günü saat 19.30’da açılacak olan ‘Bir Dilin Peşinde Sergisi’ne merak eden ve ilgilenen herkesi davet ediyor.

    Sergi, Karşı Sanat Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde bulunan Aznavur Pasajı’nda yer alıyor.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • 2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Haklar ve İnançlar Komisyonu’nun “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla 2’incisini düzenlediği ‘Anadil Buluşması’nda asimilasyonun dilde başladığı, egemenlerin dili asimile etmek için merkezden taşraya doğru çalışmalar yürüttükleri vurgulandı.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu 2’inci Anadili Buluşması’nı “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla gerçekleştirdi. Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programın sunuculuğunu Dilek Odabaş yaptı. Odabaş, birçok dilde “Hoş geldiniz” diyerek selamladı katılımcıları.

    Programa HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu ile HDK bileşenleri katıldı.

    Odabaş yaptığı kısa açılış konuşmasında dillerin yok olma sebebinin anadilde eğitim olmamasından kaynaklandığını kaydetti. “Anadili konuşmak haktır, engellenemez” dedi. Halkalar ve İnançlar Komisyonu adına Medine Gök kısa bir konuşma yaptı.

    “DİLLERİMİZİ ÇOCUKLARIMIZA AKTARABİLİRSEK ÖLÜM BİR SON OLMAYACAKTIR”

    Gök, “Hakların bir arada iş yapması kardeşliğin ve dostluğun ilk adımıdır. Bizler bunu geliştirme çabasındayız. Bugün birçok dil yok olmakla karşı karşıya. Bunların üstesinden gelecek azim ve kararlılığa da sahibiz. Halkların birlikteliğinin sözünü veriyoruz. Diller insanlığın ortak mirasıdır. Her insan kendini en iyi anadilinde ifade eder. Farklılıklarından arındırılmış bir ülke yerine farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmalı. Dilimizi çocuklarımızda yaşatabilirsek ölüm bir son olmayacaktır. Çünkü onlar bizlerdir” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜK BİR YIKIM VE KIYIM YAŞANIYOR DİLLERDE”

    HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, dünyada birçok dilin ve kültürün yok edildiğine vurgu yaparak, “İnsanlığın çiçekli bahçesi ortadan kaldırılıyor, asimilasyona uğratılıyor. Dil bunların en başında geliyor. Dünyada 7 bin dil ve ve bunların yüzde 50’si yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi coğrafyamızda 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, Lazca, Abazaca, Romanca, Pomakça vesaire. Büyük bir yıkım ve kıyım yaşanıyor dillerde. Bu tabi ki kendiliğinden olan bir şey değil. Tekleşme her yerde. İnsan, kültür kendi anlamlarından soyutlaştırılıyor. Bu büyük bir tehlike. Bu tip etkinlikler bir direniş mevzisi. Belki de çöl içinde bir vaha odakları. Bunları mutlaka yaşatmak zorundayız. Dil hayattır, dili olmayan bir halk yok olmuş bir halktır. Anadili insanın kimliği, kişiliği, onurudur. Tek dilli bir dünya ne kadar yaşanmaz bir dünya olduğunun farkındayız. Onun için başka dilleri kültürleri yaşatmak için her çaba çok kıymetli” şeklinde ifade etti.

    Programa katılımın azlığını eleştiren Şenoğlu, “Bu tablo bile bize bir ders vermeli. Bu bizim duyarsızlığımız, yüreğimizdeki, bilincimizdeki eksiklik. Bununla mücadele etmek zorundayız. Diller yaşasın, diller çoğalsın, anadil kutlu olsun hepimize” dedi.

    Dil bilimciler Necmiye Alpay, Zana Farqini ve araştırmacı Erdoğan Yılmaz’ın katıldığı bir panel gerçekleştirildi.

    “BİR İKİ TOPLANTI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    İlk olarak konuşan dil bilimci Necmiye Alpay, dünya anadil gününün tarihiyle ilgili bilgiler verdi. 21 Şubat’ın Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmesinden sonra ilk kez 2000 yılında her yerde dünya anadili olarak kutlanması kararı alındığını söyleyen Alpay, Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı’nın kendi internet sitesine bir bilgi notu koyduğunu bir iki toplantı yaptığını onun dışında hükümet tarafından diğer dillerle ilgili bir çalışma yapılmadığını belirtti.

    “DİLLER BASKI ALTINDA”

    Türkiye’de anadil konusunun önemine 2000’lerden sonra varıldığını söyleyen Alpay, Avrupa’da da şimdi anadil mücadelesinin sönmüş vaziyette olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin resmi dili olan İngilizce karşısında dillerin tehlike altında olduğunu belirten Alpay, dillerin hükümetler tarafından tek dil dayatmasıyla baskı altında tutulduğunu, üniversitelerde dil bilim kürsülerinin olduğunu ancak anadille ilgili derslerin olmadığını ifade etti.

    İngilizce eğitim yerine Türkçe eğitim istenmesinin ardından Marmara Üniversitesi’nde Kürt gençlerin “Biz de anadilde eğitim istiyoruz” diyerek ortaya çıktıklarını bunun ardından Türkçe anadilde eğitim isteyenlerin seslerinin kesildiğini kaydeden Alpay, anadil konusunda hala Türkiye’de iyi bir adım atılmadığının ve dillerin hala baskı altında olduğunun altını çizdi.

    “ANADİLLERİ ANNELERE EMANET ÇOCUKLAR İNGİLİZCE PEŞİNDE”

    Çocukların anadilinden uzaklaştırılmasının çocuklarda büyük bir travma yarattığına dikkat çeken Alpay, “Anadilleri annelere, büyük annelere emanet ama çocuklar İngilizce’nin peşinde. UNESCO her çocuğun en az üç dille büyütülmesini öneriyor. Ama herkesin kendi biriktirdiği kültürü taşıması kanısında. Ama resmi dili de öğrensin diyor UNESCO. Dünya dili de İngilizce olduğu için onu da öğrensinler diyor. Ama bu zor, hükümete kabul ettirmek lazım.” dedi.

    Arkasından söz alan araştırmacı Erdoğan Yılmaz, değişik dilleri anadilinde konuşurmuş gibi çevirme gibi bir proje hazırlığında olduklarını kaydetti.

    “KATEGORİLER DİLLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMA PROJESİDİR”

    Dil bilimci Zana Farqini de kendi anadili olan Kürtçe Dünya Anadil Günü’nü kutladı. Türkiye’de devletin resmi dili diye bir kavram olduğunu ve bu kavramla birlikte tüm yurttaşların kullandığı dillerin tehlikeye girdiğini belirtti. “Resmi diller, azınlık dilleri, mahalli diller gibi kategoriler egemenlerin oluşturduğu bir itibarsızlaştırma projesidir” diyen Farqini, Dünya Anadil Günü’nün ezilen halkların anadil günü olduğunu belirtti.

    “ANADİLİNİ EN İYİ KONUŞANLAR OKURYAZAR OLMAYANLARDIR”

    Farqini, “Biz anamızdan, babamızdan almış olduğumuz emaneti çocuklarımıza devredemiyoruz” dedi. Eğitim seviyesi arttıkça asimilasyonun da ona paralel olarak arttığını kaydeden Farqini, Kürtler özelinde yapılan araştırmalara göre okuryazar olmayanların kendi anadiline en iyi sahip çıkan ve onu en güzel konuşan insanlar olduklarını ifade etti.

    Ulus devletlerin amacının zaten asimilasyonla dilleri yok etmek olduğunu söyleyen Farqini, “Ama biz ne yapıyoruz? Demokratik mücadele yürüten insanlar bununla ilgili ne yapıyor?” diye sordu. Buna karşılık ev dilinin egemen dil olmaması gerektiğine değinen Farqini, “Ev dili de egemen dil olursa dil edinimi de yaşanmaz. Kimse dilini öğrenmeye çalışmaz” dedi.

    “ASİMİLASYON MERKEZDEN TAŞRAYA DOĞRU BAŞLADI”

    Asimilasyon politikaları sürerken merkezden evin içine taşraya doğru bir politika sürdürüldüğünü belirten Farqini, “Biz taşradan merkeze doğru bir çalışma yapabiliriz. Dilin egemen olduğu yerler yine taşradır merkezler değil” diyerek Diyarbakır’dan şu örneği vererek Kürtçe üzerinde yaşanan asimilasyona dikkat çekti:

    “1938’de Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı olduğu dönemde Diyarbakır’da ‘Burada herkes Kürtçe konuşuyor gelen memurlar da Kürtçe öğrenmek zorunda kalıyor. Buna acilen bir çare bulunması lazım’ şeklinde dilekçeler gitmiş. O dönemde Diyarbakır’a kitaplar gönderilerek en güzel Türkçe’yi kim konuşursa ona bir çift öküz hediye verilmiş. Asimilasyon böyle başlıyor.”

    Panelin adından Abazaca, Çerkesce, Arapça, Gürcüce, İronca, Kırmanciki, Kürtçe, Rumca, Soranice, Süryanice sunumlarla çeşitli hikayeler anlatıldı, şiirler okundu, anlatımlarda bulunuldu.

    Sunumların ardından Beksav Müzik Topluluğu ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL