PİRHA- Dersimli sanatçı, şair ve yazarlar, özel savaş politikaları ekseninde gelişen ve son dönemde artan çatışmalar, çeteleşme, uyuşturucu trafiği ve şiddet olaylarına karşı Dersimliler ve dostlarını mücadele etmeye ve ses çıkarmaya çağırdı.
Dersimli sanatçı, şair ve yazarlar Hüseyin Ayrılmaz, Hasan Sağlam, Sultan Karataş, Berivan Kaya, Selman Yeşilgöz, Hıdır Işık, Önder Birol Bıyık, Kadri Önal, Doğan Çelik, Ergin Doğru, İbrahim Karakaya, Cevahir Bedel sanal medya hesaplarından paylaştıkları videolar ile Dersim’deki özel savaş politikalarına karşı çağrıda bulundular.
Sanatçı, şair ve yazarlar çektikleri görüntüler ile Dersim’de yaşanan çatışmalar, şiddet olayları, çeteleşme faaliyetleri ve uyuşturucu trafiğinin toplumu derinden yaraladığını belirterek, Dersimlilerin topraklarının ruhuna ve kültürüne aykırı olan gelişmeleri asla kabul etmemesi gerektiğini ifade ettiler.
1938 Dersim soykırımı ile başlayan ve asimilasyon, köy yakmaları, maden-baraj projeleri, zorunlu göç, ajanlaştırma ile devam eden süreçlerin son yıllarda kendisini uyuşturucu çetelerinin çatışmaları ile devam ettirdiğini dile getiren sanatçı ve yazarlar toplumun ahlaki ve politik gerçekliğinin özünden koparılmak istendiğine işaret ettiler.
Yine toplumsal birlik ve huzurun hedef alındığına vurgu yapan sanatçılar Dersim kültüründe yeri olmayan uyuşturucu, tefecilik ve çetecilik ve tüm özel savaş politikalarına karşı Dersimliler ve dostlarını gençleri korumaya ve ses çıkarmaya çağırdı.
PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mecliste yaptığı konuşmada, Suriye’de özellikle Kürt ve Alevilerin çeteler tarafından katledildiğine vurgu yaparak “Türkiye, HTŞ’yi resmi olarak terör örgütü ilan etmişken, Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş bu örgüte neden tek bir cümle kurmuyor?” diye sordu.
Meclis Genel Kurulu’nda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmeleri sürerken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, görüşmeler esnasında söz alarak HTŞ’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildiğini, ancak HTŞ’nin katliamlarına sessiz kalındığını belirtti.
“KÜRTLER VE ALEVİLER KATLEDİLİYOR”
Özellikle Alevi ve Kürt bölgelerinde ciddi saldırı ve katliamların yaşandığına işaret eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Birçok yerde SİHA bombalamaları oluyor. Eyn İsa’da 12 sivil yaşamını yitirdi, çoğu çocuktu. Kobane’ye yönelik SİHA saldırılarında yine aynı şekilde 2 kişi yaralandı, 2 kişi yaşamını yitirdi. Yine, 2 Aralık’ta Kamışlo-Haseke yolunda bir sivil araç bombalandı, 1 sivil yaşamını yitirdi. 9 Aralık’ta Kobane’de 2 çocuk yaşamını yitirdi ve en önemlisi, 10 Aralık’ta yine Eyn İsa’da yapılan bombalamada 8 kişi yaralandı, 15 rejim askeri yine katledildi, yaşamını yitirdi” diye konuştu.
“İNSANLIĞIN UTANÇ DUYACAĞI MANZARALAR GÖRÜYORUZ”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dünkü konuşmasına atıfta bulunan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Suriye’de pek çok halk ve inanç sahibi grup var, ama şu anda hepsinin yaşamı tehdit altında. Bakın, bu dinci, bu selefî, bu cihatçı çeteler şu anda Alevi mahallelerinde Alevileri katlediyor, şu anda rejimle ilintili olduğunu düşündükleri bürokratları katlediyorlar. Sokak ortasında insanlığın utanç duyacağı manzaralar, videolar görüyoruz. Boynuna ip atılmış insanlar yerlerde sürükleniyor. Peki, biz soruyoruz: Türkiye, HTŞ’yi terör örgütü ilan etmiş, Türkiye Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş olan HTŞ’ye niye tek bir cümle kurmuyor, niye tek bir kelime etmiyor da sabahtan akşama kadar Kobane’yi bombalıyor, Kamışlo’yu bombalıyor, Haseke’yi bombalıyor, Kürtleri bombalıyor?” diye sordu.
PİRHA- Rumlar ve Ermeniler ve Kürt Alevilerin katledilmesinde ve mallarının yağlamasında rol alan Topal Osman’ın, İttihat ve Terakki öncülüğünde çete, yağma, katliam gibi suçları işlediğini belirten Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın bir kahraman değil aksine savaş kaçağı olarak cezalandırıldığını söyledi.
Topal Osman, Cumhuriyet kurulmadan kısa bir süre önce, Meclis tarafından ölüm cezasına çarptırılmış ve Meclis önünde asılmasına karar verilmişti. Topal Osman yaralı ele geçtiği ve öldürülerek kafası kesildiği için, Meclis önünde ayaklarından asılarak karar yerine getirildi. Devletin resmi arşivleri ve o dönemki anlatımlara göre katliam, yağmacılık ve suikastlar ile bilinen Topal Osman, Karadeniz bölgesinde Rumların ve Ermenilerin, Koçgiri’de ise Kürt Alevilerin katledilmesinde, malların yağmalanmasında rol aldı. İşlediği bu suçlardan dolayı 1919 yılında İstanbul Divan-ı Harbi tarafından hakkında arama kararı çıkarıldı.
Geçen hafta TBMM’de Topal Osman’a duyulan hayranlığın yeniden gündeme gelmesiyle ‘Topal Osman kimdir?’ sorusunu Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli‘ye sorduk.
Topal Osman’ın kim olduğunu anlayabilmenin ancak ‘onun politik gelişimine bakmak’ ile mümkün olabileceğini vurgulayan Şişli, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yakınlaşan Topal Osman’ın, kahramanlık efsanelerinin aksine bir savaş kaçağı olarak 50 sopa ile cezalandırıldığı bilgisini paylaştı. Dönemin iktidarının ‘maşa’ olarak kullandığı Topal Osman’ın Ermeni ve Rum katliamları sonrasında alabildiğince zenginleştiğini belirten Şişli, suikast gibi suçlarda kullanılan Topal Osman’ın yok edilmesi emrinin ise o dönem Meclis içerisindeki Kemalist grup tarafından verilmiş olabileceğine işaret etti.
1908 YILINDA İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ İLE İLİŞKİLENİYOR
‘Topal Osman’ın ne olduğuna anlayabilmek için onun politik gelişimine bakmak gerekir’ diyen Şişli, Topal Osman’ın 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkilendiğini bilgisini paylaşarak, “20’li yaşlarda serseri, başı boş tavırlarından kaynaklı babası tarafından evlendirilmiştir. Kayınpederi zengin, bölgenin en gelişmiş makinelerine ve kereste fabrikasına, toprağa sahip biri. Fabrikayı 4 kişi işletiyor ve Topal Osman beşinci kişi olarak oraya ortak oluyor. Topal Osman’ın burjuvalaşması adımı böyledir. Kendisi hiçbir ticaret işi ile uğraşmaz. Bütün ticaret işlerine ağabeyi Hasan bakar ve Hasan Beyi İzmir İktisat Kongresi’nde tüccar delegesi olarak görmek mümkündür. Topal Osman 1908 meşruiyetinden etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yaklaşmıştır. Çünkü tabanca ve kırbaç statü göstergesidir. İttihat ve Terakki onun gibi gençleri reji (27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticareti tekel ayrıcalıkları olan bir özel kâr ortaklığı şirketidir) korucusu yapmıştır. Yani kendi elemanlarını maaşa bağlamak ve onlara adam öldürme yetkisi vermek için reji kolcusuyapılmıştır” dedi.
TOPAL OSMAN’IN İLK ÇETE İCRAATI: TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI
Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in İngilizce öğretmeni ve Giresun rejisine bakan isim olan Naküyiddin Bey ile ilişkide olduğunu söyleyen Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk çete işlerine tütün kaçakçılığı ile başladığını belirterek, “Reji, Fransızların egemenliğinde ve işbirlikçi. Hamaset edebiyatını tarih diye yazanlar Topal Osman’ın reji korucularıyla çarpıştığını bile söylerler. Buradan da anti emperyalist efsane yarattılar ama işin doğrusu Topal Osman’ın kendisi reji korucusu yapılmıştır. Reji korucusu olarak Topal Osman’ın öğrendiği şey tütün kaçakçılığı yapmaktır. Ellerinden yok pahasına tütünleri alınmaya kalkışılan köylüler kaçak yollardan tütünlerini satıp geçinme telaşına düşer ve reji korucuları onları yakalayarak öldürdükten sonra tütünleri rejiye teslim eder. Bu işin kârını köylüler değil katırcılar diye bilinen gruplar alırdı. Topal Osman onlarla ilişkilerinde türün kaçakçılığını öğrenmiş, sahibi olduğu Yalı Kahve üzerinde kurduğu çeteyle bu işi yapmaya başlamıştır. Daha o yıllardaki ilk çeteleşmesi zenginleşmek içindir” diye belirtti.
9 AY HASTANEDE KALIR AMA KAHRAMAN İLAN EDİLİR
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın ilk kahramanlığının anlatıldığı 1912 Balkan Savaşı’nda neredeyse hiç savaşmadan 9 ay boyunca hastanede kaldığı süreci şöyle anlattı:
“Topal Osman 5 yıl üstte muvazzaf askerlik kurasını çekemediği için redif birliklerine kalmıştır. Balkan Savaşı dolayısıyla redif birlikleri de askere alınınca onu da almışlardır. Ailesi bu sırada bedel yatırmıştır. Seferberlik ilanında bedelin hükmü yoktur. O dönemki yasalara göre bedeli ödenmiş dahi olsa seferlik halinde seni askere alabilir. Topal Osman savaşmak üzere gemiye bindirilmiştir. Ailesinin bedeli yatırdığını öğrenir ve İstanbul’da gemiden inmek istemez. Savaşa katılmak ister ve kahramanlık yapmak istemektedir. Savaşa katıldığı zaman Çatalca önlerine geldiğinde ilk Bulgar topu diz kapağını parçalar ve kendi deyimiyle, ‘biz buraya savaşmaya geldik şu işe bak’ der. Savaşamadan yaralı bir vaziyette İstanbul’a götürülür ve tedavisi 9 ay sürecektir. Resmi belgelerde 1912’nin Eylül ayında askere gitmiş, 1913 yılının Kasım ayında Giresun’a dönmüştür. O noktada kahramanlık yapabilecek bir durumu yoktur.”
TOPAL OSMAN SAVAŞ KAÇAĞI SAYILIYOR: 50 SOPA CEZASI
Topal Osman’ın 1. Dünya Savaşı sırasında cepheyi terk etmesi ile üstleri tarafından savaş kaçağı olarak yakalandığını ve 50 sopa cezasına çarptırıldığını sözlerine ekleyen Şişli şöyle devam etti:
“Yalı Kahve’ye döner ve arkadaşlarının vasıtasıyla tütün kaçakçılığına devam eder. Bu arada 1. Dünya Savaşı gelir. Topal Osman İttihat ve Terakki bağlantılarıyla Teşkilatı Mahsusa alaylarına dahil edilir. Buradaki alayların bir tanesinin başında Topal Osman konulmuştur. Topal Osman çetesiyle oraya gider ve karargahını bir kaza merkezinde kurar. Oradan savaşı idare etme sevdasına kapılır. Kulağından tuttukları gibi cepheye getirirler. Cephe savaşının başlaması anında Topal Osman 1912 yılını hatırlar ve ‘ben büyük komutanla görüşeceğim’ diyerek cephe gerisine gider. Oradaki komutan Topal Osman’ın bu kararını oradaki komutana bildirmediği için savaş kaçağı olarak cezalandırılır. Bu anılarında da vardır. Topal Osman arkadaşlarının gözü önünde 50 sopa atılarak dövülür ve kımıldayacak hali kalmamıştır. El etek öper, ‘zaten topaldım sopayı da yedim savaşacak halim kalmadı. Beni çürük olarak geri gönderin’ der ve geri gönderilir. Çetesi de dağıtılır.”
ÇOK YÜKSEK FİYATLA ORDUYA HAYALİ MAL SATIYOR
Topal Osman cepheden geldiğinde ilişkilendiği kişi olan Hacı Hamdi Bey ile orduya yüksek faturalarla hayali mal sattığına değinen Şişli, “Hacı Hamdi Bey ise Nemlizadelerin damadıdır. Nemlizade ailesinin itilafçıların, İttihat ve Terakkicilerin içerisinde ilişkisi vardır ve bölgenin en burjuva ailelerinden biridir. Reji adına bölgenin tütün alım yetkisi bu ailededir. Aynı zamanda orduya malzeme satmak bu ailenin işidir. Hacı Hamdi Bey ve Topal Osman dürüst bir ticaret yapmazlar. Çok yüksek faturalarla çok yüksek bir malı orduya satmış gibi gösterirler. Bunlar ortaya çıkınca Hacı Hamdi Bey ordudan atılır ve sonrasında ailesinin torpili ile rütbesi iade edilir” diye anlatıyor.
ÖZEL KORUMASI GENÇ AĞA ANLATIYOR: KÖTÜ İŞLER YAPTIK!
TufanŞişli, Topal Osman’ın özel korumalığını yapan Genç Ağa isimli çete elemanının çok sonraları torununa verdiği röportajda Rum, Ermeni ve Alevi Kürtlere yönelik katliamlar yaptıklarını itiraf ettiğine işaret ederek, “Hacı Hamdi Bey yeniden çeteleşmek isteyen ve işine de yarayacak olan Topal Osman ile yeniden ilişkilenir. Çünkü o dönem Rum ve Ermeni tehciri var. Onları köylerinden yerlerinden kovmak için bir çeteye ihtiyaç vardır. Hacı Hamdi Bey asker kaçaklarının yakalanması için Topal Osman’a bir görev verir ve bunu bir kağıda yazar. Görev verme yetkisi yoktur. Topal Osman bu kağıdı dolaştırarak kaçakların ailelerine ‘asker kaçağı çocuklarınızı yakalayarak öldürürüm, olmadı ise cepheye gönderirim. Ya da bana verirsiniz’ diyerek kendi çetesine adam toplar. Bunları nereden biliyoruz peki? Topal Osman’ın özel koruması olan Genç Ağa lakaplı bir çeteciden biliyoruz. Genç Ağa’nın torunu yıllar sonra kendisi ile röportaj yapar ve, ‘biz çok yaman ve kötü işler yaptık’ diyerek yaptıkları katliamları anlatır. Kendisinin bu çeteye katılmasını ise, ‘Osman ve birkaç adamı kapıya dayanarak beni ailemden istediler. Vermemezlik olmaz yoksa hepimizi öldürürlerdi’ der. Bu şahıs aynı zamanda Mustafa Kemal’in özel muhafız ekibinde de yer alır” ifadelerini kullandı.
ERMENİ VE RUMLARIN MALLARINI YAĞMALIYOR!
Şişli, Topal Osman’ın Mustafa Kemal’in desteğini alarak ikinci kez Giresun Belediye Başkanı olmasından sonra tapu düzenlemeleri ile Ermeni ve Rumlara ait tüm malları yağlamadığını söyleyerek o süreci şöyle paylaşıyor:
“Topal Osman çetesiyle önce deniz kenarından daha sonra daha içlere sevk edilen Rumların ve Ermenilerin mallarına el koyar. Nasıl el koyar? Zorla belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Daha sonra Mustafa Kemal Samsun’a geldikten sonra onun da desteğini alarak ikinci defa belediye başkanlığı koltuğuna oturmuştur. Bütün tapu düzenlemelerini istediği gibi yapmıştır. Kimini borçlu göstermiş, belediyeye olan borcun ödenmesi için mallarını satışa çıkmış göstermiştir. Topal Osman’ın ailesi ve diğer zengin aileler adına bu malları onlardan satın almış gibi evraklar düzenlenerek Ermeni ve Rumların fabrikaları, işyerleri, fındık bahçeleri, gemileri vs. malları yağmalanmıştır.”
MUSTAFA KEMAL VE TOPAL OSMAN ANLAŞIYOR
Mustafa Kemal’in, 29 Mayıs günü Topal Osman ile Pontus Rumlarının ve Ermenilerin durumuna dair gizlice Havza’da görüştüğünü ve çetelerden özel bir birlik yarattığını dile getiren Tufan Şişli, “Bu işbirliği Topal Osman’ın Ankara Çankaya’daki muhafız birliğinin komutanı olmasına kadar gidiyor. Koçgiri seferinden dönerken 10 kişilik bir birlik Mustafa Kemal’im muhafızı olarak tanıyor. Daha sonra bu birliğin sayısı bazı kaynaklara göre 200 hatta 300’e kadar çıkarılıyor. Bunun da nedeni şu: Mustafa Kemal Samsun’a indiğinde ona ilk yerel desteği veren yine Nemlizade ailesidir. Kendi hatıratlarında belirttikleri gibi 10 bin kırmızı lira (10 bin altın) Mustafa Kemal’e verilmiştir. Onlarında Topal Osman’la bağının nasıl geliştiğini gördüğümüz için bu ilişkinin oraya kadar gitmesini de doğa karşılamak gerekir. Mustafa Kemal, Topal Osman ile buluşmak için Havza’ya gelir ve anlaşarak kendine özel ilk birliğini yaratmıştır” diyerek bu süreci özetliyor.
TOPAL OSMAN VE ÇETESİ SİLAHLA MECLİSE GİRİYOR
Topal Osman ve çetesinin meclise silahla girdiğini ve Mustafa Kemal’i eleştirenleri hedef aldığının altını çizen Şişli, “Çete mensupları hatıratlarını anlattıklarında; Mecliste Mustafa Kemal aleyhine bir şey konuşulduğu zaman, ‘bize namluya mermiyi verip boşaltmamız emredilmişti. Şakırtların sesini duyan sesini keserdi’ demektedirler. Zaten Meclisteki muhalefetin başını çeken Ali Şükrü hedef halindedir. Neden hedef halindedir? Mustafa Kemal’e meclisin bütün yetkilerinin devredilmesi, başkomutan olarak adlandırılması 3 aylık bir süreç için yapılmıştır. Fakat o 3 aylık süreç bittiği halde yeni bir karar alınmadan Mustafa Kemal yetkilerini kullanmaya devam ettiği için Ali Şükrü tarafından sürekli eleştirilmektedir. Bu Mustafa Kemal cephesinden büyük rahatsızlık doğurmaktadır. O sıra İsmet İnönü Lozan görüşmelerini sürdürmektedir. Misak-ı Milli’nin hudutları değiştirilmektedir” diyerek Ali Şükrü’ye yönelik suikastın gelişmekte olduğuna işaret ediyor.
“MUSTAFA KEMAL, ALİ ŞÜKRÜ’NÜN ÜSTÜNE SİLAHLA YÜRÜYOR”
Şişli, sürecin devamını şöyle aktarıyor:
“Ali Şükrü, ‘Meclis Misak-ı Milli sınırlarını korumak için yemin etmiştir. Bunu Lozan’a gidip biri değiştiremez. Ancak meclis karar alırsa değiştirebilir” sözlerini kurar. Emperyalistler kendileri ile uyumlu çalışacak bir güç olarak gördükleri Kemalistlerle baştan beri birçok şeyde anlaşmış oldukları için bu konuda Meclisin Misak-ı Milli’yi savunur duruma gelmesi kabullenebilir bir şey değildir. Mustafa Kemal Mecliste ceketinin cebindeki silaha eline götürerek Ali Şükrü’nün üstüne, ‘sen ne yaptığının farkında mısın?’ diyerek yürümüştür.”
TOPAL OSMAN ALİ ŞÜKRÜ’YÜ ÖLDÜRÜYOR
Ali Şükrü’yü öldüren Topal Osman’ın yakalanmasına onay vermediği için Mustafa Kemal’e tepkilerin arttığını söyleyen Şişli, “Kısa bir süre sonra da Ali Şükrü, Topal Osman tarafından öldürülmüştür. Topal Osman kaçmış, saklanmış ama bulunamıyor. Herkes Ali Şükrü’nün cesedi bulunduktan sonra onun Topal Osman tarafından öldürüldüğünü bilir vaziyete gelmiş. Meclis ayaklanıyor fakat bütün yetkiler Mustafa Kemal’e devredilmiş. Bütün yetkiler onda ve Topal Osman’ın yakalanması için onay vermiyor. Bunun üzerine Rauf Orbay, Mustafa Kemal’e dönerek, ‘Ben bunu Meclise anlatmak zorundayım, onlar benden bunun hesabını soracaklar. Buna sizin izin vermediğinizi söyleyeceğim’ dediğinde Mustafa Kemal yakalanmasına onay veriyor” şeklinde konuşuyor.
“KONUŞMASINI ENGELLEMEK İÇİN ÖLDÜRÜYOR”
Gazeteci-İktisat Tarihi Araştırmacısı Tufan Şişli, Topal Osman’ın idam kararı olmasına rağmen yaralı yakalandıktan sonra öldürülmesini ise ‘yok edilmesi gereken’ olarak yorumladı.
Şişli, “Bu noktada Topal Osman’ın konuşmasının engellenmesi lazım. Mustafa Kemal’e Topal Osman’dan önce şahsi koruması olarak verilen İsmail Hakkı Tekçe Meclis müfreze komutanıdır. Yakalama görevi kendisine verilir. Büyük ihtimalle Topal Osman’ın yok edilmesi emri de bu arada verilmiş. Bütün çeteler ve o çatışmada görev alan jandarmaların da tanıklıkları Topal Osman’ın yaralı olarak yakalandığı ama yaralı iken öldürüldüğü şeklindedir. Cenazenin Topal Osman’a ait olduğundan emin olunması için kafası kesilmiştir ve hemen bir yere gömerler. Meclis ise asılması için hüküm vermiştir ama boynuna ilmik geçirilecek bir boyun kalmamıştır. Topal Osman meclisin kapısında ayaklarından asılır. Onun kahramanlık hikayesi bu kadardır” diyerek konuştu.
PİRHA-Mahallesinde uyuşturucu satışına karşı çıktığı için çete üyeleri tarafından silahlı saldırıya uğrayan Eren Yılmaz davasında mahkeme iki sanığa 18 yıl hapis cezası, azmettiren sanık için ise beraat kararı verdi.
İstanbul İkitelli’de 11 Ocak 2021 tarihinde Eren Yılmaz’a silahlı saldırı gerçekleştiren çete üyeleri Bakırköy 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Sanıklardan ikisi için “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 18 yıl hapis cezası verilirken, azmettiren sanık hakkında ise beraat kararı çıktı.
AZMETTİREN SANIK BERAAT ETTİ
Halkın Hukuk Bürosu (HHB) duruşma sonrası yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Müvekkilimiz Eren Yılmaz’ı katletmeye çalışan çeteci sanıklardan ikisine kasten öldürmeye teşebbüsten 18 yıl hapis cezası verilerek, tutuk hallerinin devamına karar verildi. Azmettiren sanık hakkında ise beraat kararı verildi. Sanıkların faaliyetlerini çete kapsamında işledikleri açıkken bu nedenle ayrıca cezalandırılmadılar. Çeteler cezalandırılmadan, faaliyetleri ortaya çıkarılmadan uyuşturucu satışının önüne geçilemez.”
NE OLMUŞTU?
Eren Yılmaz, uyuşturucu satışına karşı çıktığı için 11 Ocak’ta çete üyesi kar maskeli kişiler tarafından silahlı saldırıya uğramıştı. Vücuduna isabet eden 12 kurşunla ağır yaralanan Yılmaz, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Yılmaz uzun süren tedavi sürecinden geçmişti.
PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, yaşanan polis şiddetini Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirerek, “Devletle çeteleri birbirinden ayıran şey hukuktur değil mi? Sonuçta siz eğer hukuki birtakım zeminler üzerinden bu işleri yapmıyorsanız yaptığınız işe ‘çetecilik’ denir. Hak arayan herkes şiddete maruz kalıyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, polis şiddeti olaylarını Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirdi.
Hasta ve tutuklu yakınlarının adalet nöbeti eylemine yönelik polis saldırılarını ve 2014 yılında Uğur Kurt’un Okmeydanı cemevi bahçesinde polis kurşunuyla öldürülmesini anımsatarak sözlerine başlayan Kenanoğlu, cezasızlık uygulamalarına dikkat çekti.
“YAPILMAK İSTENEN TÜM EYLEMLER ENGELLENİYOR”
Kenanoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“İstanbul’da hasta tutuklu yakınları basın açıklamaları yapıyorlar her hafta Çağlayan Adliyesi önünde, yapmak istiyorlar daha doğrusu. Çocukları hapiste, hasta tutuklular var ve bunların gerekli sağlık koşullarına kavuşturulması gerekiyor, birçoğunun serbest bırakılıp dışarıda tedavi edilmesi gerekiyor. Ağır hastalar var, işte, Adli Tıp Kurumunun raporları, bu hasta tutsakların, tutukluların durumlarını çokça tartıştık burada, onun detayına girmek istemiyorum ama polisin buradaki tutumu, her hafta bu basın açıklaması İstanbul’un neresinde yapılırsa yapılsın, yapılmak istenirse istensin mutlaka engelleniyor ve sadece engelle bırakılmıyor. O anneler, yaşları çok da ileri olan bu anneler ters kelepçeyle gözaltına alınıyorlar ve -kendi beyanları- orada darp da ediliyorlar yani gözaltı aracında hastaneye götürülürken birçok yönüyle de darp da ediliyorlar.
“HUKUKUN ORTADAN KALDIRILDIĞI BİR UYGULAMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Şimdi, İstanbul’da farklı bir uygulama var. İstanbul’daki polisin uygulamalarına karşı yapılan şikâyetler sonucunda herhangi bir soruşturma, kovuşturma da yok. Özellikle bir isim var, hani niye bu terfi ettirilmiyor diye şaşırıyorum. Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Hanifi Zengin; ismi çok tartışılıyor İstanbul kamuoyunda, bütün basın biliyor, bütün demokratik kitle örgütleri bunu biliyor ve bu şahsı tanıyorlar çünkü kendisi bütünüyle gazetecileri, demokratik kitle örgütlerini, halkı tehdit eden bir yapıya sahip, hakaret eden bir yapıya sahip ve kendisiyle ilgili çok sayıda şikâyet olmasına rağmen hakkında herhangi bir soruşturma açılmıyor. Burada devletle çeteleri birbirinden ayıran şey hukuktur değil mi yani? Sonuçta siz eğer hukuki birtakım zeminler üzerinden bu işleri yapmıyorsanız yaptığınız işe ‘çetecilik’ denir. Zaten uluslararası literatürde de her tarafta bu anlatılır ve bilinir. Şimdi, burada hukuk yok İstanbul’daki Emniyetin uygulamalarında hani sadece İstanbul’dan ibaret? Tabii, o da değil yani ama tümüyle hukukun ortadan kaldırıldığı bir polis devlet uygulamasıyla karşı karşıyayız.
“ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ UĞUR KURT’UN ÖLDÜRÜLMESİNDEN SORUMLU KİŞİDİR”
Geçen hafta çok tartışıldı burada, cemevleri yasası ve ‘Aleviler için şöyle iyi şeyler yapıyoruz, böyle iyi şeyler yapıyoruz’ diye övünüldü ama ben size bir isimden bahsedeceğim şimdi, bu isim Uğur Kurt’un Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilmesinden sorumlu olan kişi. Bununla ilgili disiplin soruşturması yapılmasına ilişkin rapor hazırlanıyor ama raporu hazırlayan emekli ediliyor. Kendisi kim bu kişi? Şu anda Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz. Yani Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz Okmeydanı Cemevi avlusunda Uğur Kurt’un katledilmesinden sorumlu bir kişidir. Rapor var hakkında ama buna rağmen terfi ettiriliyor, raporu işleme konmuyor.
“IĞDIR VEKİLİMİZİN AYAĞINI KIRDINIZ”
Korunup kollanan bir emniyet mensubu, bir kolluk güçleri var. Bütün bu kolluk, korumalar tabii ki bir hukuk devleti, bir anayasa, bir yasa devleti olmaktan çıkartıp bir çete uygulamasına sebebiyet verdiğini ifade etmek istiyorum. Iğdır Vekilimiz Habip Eksik’e yönelik yapılan darp işlemini, bacağının kırılma işlemine İçişleri Bakanı diyor ki: ‘Siz yaptınız.’ Yani bu kadar da utanmaz, bu kadar da hakikatleri gizleyebilecek şekilde pervasızca bizi de suçlayabiliyorlar. Yani kendi vekillerimizi, kendi partililerimizi, kendi vekilimizin ayağını, bacağını kırmakla bizi suçlayabiliyorlar. Yani bu kadar pervasız da olabiliyorlar.
“İKTİDARA KARŞI HAK ARAYANLAR ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”
Değerli arkadaşlar, polislerin sonuçta uluslararası birçok alanda ve Uluslararası Af Örgütü’nün yapmış olduğu önermeler de var. Yani polislerin çalışma şekilleriyle ilgili bütün bunlara baktığınız zaman esasında bir hukuk devleti çerçevesinde, hukuk devleti normları içerisinde kalmaları gerektiğini ifade eden önermeler, maddeler de var. Bunları bir internet arama motoruna girdiğiniz zaman hepsi karşınıza çıkar ama bizdeki uygulamalar bütün bunlara yönelik değil, tam bir cezasızlık politikası içerisinde, bir polis devleti uygulaması içerisinde yürütülüyor. Gazeteciler, iktidara karşı hak arayan, bunun için sokaklara çıkan, basın açıklaması yapan herkese karşı aynı şekilde bir darp uygulaması söz konusu Türkiye’nin her tarafında. Öncelikle, polislerin hukuk çerçevesinde kalmasını sağlayacak adımların atılması gerekir. Bu konuda da tabii ki Hükûmetin sorumluluğundadır bu alan. Hükûmeti bu sorumluluğa davet ediyorum.”
PİRHA- Gazeteci Şükrü Yıldız, İngiltere’nin Bournemouth kentinde yaşayan 13 yaşındaki Mehmet Altun’un uyuşturucudan hayatını kaybetmesine ilişkin bir yazı kaleme alarak; “Aleviliğin tüketildiği oranda, kirlenmişlik yaygınlaşıyor.Değerler topluluğu olmayı esas alan bir Alevilik üzerinden yol almalıyız.Bizler dergâhlarımıza düz odun taşıyalım ki yaktığımız ateş bizleri ısıtsın. Çocuklarımıza ışık olabilsin” dedi.
Kayseri’nin Sarız ilçesi nüfusuna kayıtlı Altun ailesinin çocukları olan Mehmet Altun, perşembe günü yarım saatliğine dışarı çıkmış ve geri dönüşünde fenalaşarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti. Yapılan araştırmalar sonucunda Mehmet Altun’un aşırı dozda uyuşturucudan kaynaklı yaşamını yitirdiği bildirilmişti.
Gazeteci Şükrü Yıldız, İngiltere’nin Bournemouth kentinde yaşayan 13 yaşındaki Mehmet Altun’un uyuşturucudan hayatını kaybetmesine ilişkin ‘Çeteler, uyuşturucu ve Alevi çocukları’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.
“ALEVİLER, ÇETELER, ORGANİZE İŞLER… ÇOK İĞRETİ DURUYOR”
Yıldız yazısında şunları ifade etti:
“Birkaç yıl önceydi. Bir dayanışma gecesinde hasbelkader organizasyona katkılarımdan dolayı “bir kaç kelime de sen et” dediler. Resim kötü. Söylesen dert, söylemesen bin bir dert… Söyledim… Şimdi burada da tekrarlamış olayım. Aleviler, çeteler, organize işler… Çok iğreti duruyor. İğrenç ötesi bir duruma tekabül ediyor. Ürpertiyor. Kocaman araçlara binmiş, kirli kocaman adamlar cemevlerine ellerini sallayarak girip çıkıyor. Ne iş tutukları bilinen bu adamların cirit attığı mekânlarda, organize işler sıradanlaştırılıyor. Meşru işlermiş gibi, meşru iş adamları muamelesi görüyor. Bağışları, katkıları övülüyor. Çay, kahve muhabbetlerinin müdavimleri oluyor. Kirli paraların ürettiği mekânlardan, kirlenmişlik örgütleniyor. İnsanlar satın alınıyor, satılıyor. Kirlenmişlik toplumsal bir hal alıyor. Aleviliğin tüketildiği oranda, kirlenmişlik yaygınlaşıyor. Dokunulmazlık zıhları paranın satın aldığı kadar genişliyor. Yöre derneklerinden, cemevlerinden, dergâhlardan, kısacası içinde oldukları tüm kesimlerden, kurumlardan dokunulmazlık satın alınıyor. Koruma satın alınıyor.”
“DERGÂHLARIMIZA DÜZ ODUN TAŞIYALIM Kİ YAKTIĞIMIZ ATEŞ BİZLERİ ISITSIN”
Yıldız yazısına şöyle devam etti:
“İşte o gün ‘Ana’nın biri bana gönül koymuş. Duydum ki ‘biz kapımızı açtık o geldi, çetelerden, uyuşturucudan bahsetti’ demiş. Yani lütfetmiş! ‘Babasının’ mülkünde bize kapısını açmış. Biliyorum, kapasitesi bu. Gönül gözünü kapatmış. Paragözünü açmış. Kapısını açtığı şebekelere dokunduğumuz için gönül koymuş. Onun yerine utandım… Onun utanmasını, içinde olduğu kurumların bu konuda tavır koymasını beklemek Sedat Peker’in anlattıkları karşısında, adı geçenlerin utanmasını beklemek gibi bir şey… Beklemedim. Beklemesen de gerçeklik yüzümüze bir şamar gibi vurur. Bir haber olur, gelir bulur seni. Britanya Alevi Federasyonu, İngiltere’nin Bournemouth kentinde yaşayan 13 yaşındaki Mehmet Altun’un uyuşturucudan hayatını kaybetmesine tepki olarak gerçekleşecek yürüyüş ve mitinge katılım çağrısında bulundu.
Ne desen yetersiz kalır. Gencecik bedenler aramızdan ayrılırken, bir bakmışız yüzlerce genci zehirleyen başka kirli bir el ‘başınız sağ olsun’ der, acınızı paylaşır. ‘Bir ihtiyacınız var mı?’ diye sorar. Kimi zaman o zor anınızda ‘derman’ olur size… Minnettar kalırsınız o kirlenmişliğe… Ve hep birlikte kirleniriz… BAF’ın duyarlık göstermesi güzel. Toplumun dikkatini bu sorunlara çekmesi anlamlı. Lakin sadece sorunun sonuçlarıyla değil, nedenleri ile de uğraşması gerekir. Her gün bizden bir parça koparan yaklaşım tarzına karşı çıkması, uyuşturucu başta olmak üzere çocuklarımızın arasında yaygınlaşan intihar olaylarını engelleme konusunda toplumsal öz güvenin artırılması çalışmalarını yoğunlaştırmalı. Değerler topluluğu olmayı esas alan bir Alevilik üzerinden yol almalı -kaldı ki aldığına inanıyorum- mevcudiyeti aşabilsin. Toplumsal gerilikleri tedavi edebilsin. Bizler dergâhlarımıza düz odun taşıyalım ki yaktığımız ateş bizleri ısıtsın. Çocuklarımıza ışık olabilsin. Işığımız sönmesin…”
HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Afgan mülteci kız çocukları ve kadınları fuhuşa zorlayan çeteyi Meclis’te taşıyarak, “Soruşturma başlatılmış ama 6 aydır bir ilerleme yok” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Ankara ve Kırıkkale’de Afgan mülteci kız çocukları ve kadınların şantajla fuhuşa zorlanmasını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’a sordu.
Kerestecioğlu’nun önergesinde, konuya ilişkin şu bilgiler yer aldı:
“Ankara ve Kırıkkale’de bir çetenin Afgan mülteci kız çocukları ve kadınlara cinsel saldırı ve istismarda bulunup videoya çekerek seks işçiliğine zorladığı basına yansımıştır. Kadınlardan biri Kırıkkale Emniyeti’nde şikayetçi olmak istediğinde tercüman olmadığı gerekçesiyle ifadesi alınmamıştır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin devreye girmesiyle sağlanan hukuki ve sosyal destek sonrasında kadın şikayetçi olabilmiştir. Bugüne kadar yaşanan üç olayla ilgili Ankara’da soruşturma başlatılmış olsa da 6 aydır hiçbir ilerleme kaydedilmemiş zanlıların ifadeleri dahi alınmamıştır.”
Bakan Yanık’a yöneltilen sorular ise şöyle:
“Ankara ve Kırıkkale’de mülteci kadınları cinsel saldırı, tehdit ve şantaj yoluyla seks işçiliğine zorlayan çetenin tespiti ve yargılanması konusunda bir girişiminiz olacak mı?
Bu suça maruz kalan başka kadın ve kız çocuklarının olup olmadığının tespiti ve varsa bu kişilere koruma ve destek hizmetleri sunmak üzere bir çalışmanız bulunuyor mu?
Şikayette bulunmak isteyen kadının tercüman bulunmadığı gerekçesiyle ifadesinin alınmaması hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme başlatıldı mı?
Başvuruyu geri çeviren kolluk görevlileri tespit edilerek haklarında işlem yapıldı mı?
Şiddete maruz kalan bu kişilere Bakanlık birimleri tarafından herhangi bir koruma ve destek hizmeti sağlandı mı?
Afganistan, Irak ve Suriye’den gelenler başta olmak üzere binlerce mültecinin yerleştirildiği Kırıkkale’de ŞÖNİM ya da ASHB İl Müdürlüğünde kaç tercüman istihdam edilmekte ve hangi dillerde hizmet vermektedir?
Ankara’da süregiden soruşturma Bakanlığınızca takip edilmekte midir?
Şiddete maruz kalan kadınlara anadillerinde hizmet sağlamak için Bakanlığınızca Türkiye çapında toplamda kaç kişi istihdam edilmektedir? Tercüme hizmeti sağlamak üzere istihdam edilen personelin hizmet verdikleri dillere ve şehirlere göre dağılımı nedir?
Şiddete maruz kalan mülteci kadın ve kız çocuklarına hizmet sağlarken nasıl bir yol izlenmektedir?
Bakanlık olarak mülteci, sığınmacı, göçmen kadınlar ve kız çocuklarının hak ve özgürlüklerden eşitçe faydalanabilmesi için neler yapmaktasınız?”
PİRHA- Mersin’deki siyasi partiler ortak açıklama yaparak, “Suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir” denildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşil Sol Parti ve Birleşik Devrimci Parti Mersin İl Örgütleri, “devlet, mafya ve siyaset” başlıklı basın açıklaması yaptı.
Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda partililer adına açıklamayı TÖP İl Sözcüsü Soner Temur okudu.
Temur, Türkiye halklarının devlet-siyaset-mafya ortaklığında işlenen suçlara bir kez daha tanık olduğunu ifade ederek, “Çıkar ilişkilerinden kaynaklı çelişkiler sonucunda, Türkiye halklarına karşı işlenen suçlar, yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti, yargısız infaz ve faili belli cinayetler birer birer ifşa olurken; HDP’ye kapatma davasının açılması ile Türkiye’de demokrasinin, özgürlüklerin ve hak arama mücadelesinin tamamen tasfiye edilmesi amaçlanmaktadır. Cezaevlerin de gasp edilen haklara ve tecride karşı yapılan açlık grevleri görmezden gelinmektedir” dedi.
“GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM”
Temur, siyasi, iktisadi ve toplumsal düzen değişmeden Türkiye halklarının nefes alamayacağının altını çizerek, “Bu suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir. Çetelerin, tarikatların, soyguncuların, yağmacıların zorba iktidarına karşı mücadele etmek sadece geçmiş ve günümüzün değil geleceğimize sahip çıkmanın da gereğidir” diye konuştu.
Yaşananlar karşısında yargının gözlerini kapadığını belirten Temur, toplumun tüm kesimine çağrıda bulunarak, mücadeleye davet etti.
CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdit ve hakaretler savuran suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı hakkında hukuksal sürecin derhal başlatılmasını istedi.
Suç örgütü Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na üst üste iki gün tehdit ve hakaretler yağdırmasına dair CHP’den açıklama geldi. CHP İletişim Koordinatörlüğü imzasıyla yayımlanan açıklamada “Saat 18.45. Şu ana kadar bekledik. Mafya bozuntusunun tehditlerine, hakaretlerine ne Saray’dan ne de Sarayın Bekçisi’nden en ufak bir tepki gelmedi. Öyle anlaşılıyor ki, bu mafya bozuntusundan medet umuyorlar. Çünkü sükut, ikrardan gelir” ifadeleri kullanıldı.
Alaattin Çakıcı dün (17 Kasım Salı) Twitter hesabı üzerinden yayımladığı yazıda Kemal Kılıçdaroğlu’na açık tehdit ve hakarette bulunmuştu. Kılıçdaroğlu’nun bu tehditlere dair “Ciddiye alınacak bir olay değil. Çakalların bulunduğu yerde hiç kimse ama hiç kimse bize bir şey söyleyemez” açıklamasını yapmasının ardından Çakıcı, Kılıçdaroğlu’nu bir kez daha açık şekilde tehdit etmişti.
CHP İletişim Koordinatörlüğü, Alaattin Çakıcı’nın ana muhalefet partisinin genel başkanını aleni şekilde tehdit etmesinin üzerinden 24 saatten fazla süre geçmesine rağmen hakkında hiçbir işlem başlatılmamasına tepki gösterdi.
CHP’nin yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Saat 18.45. Şu ana kadar bekledik. Mafya bozuntusunun tehditlerine, hakaretlerine ne Saray’dan ne de Sarayın Bekçisi’nden en ufak bir tepki gelmedi. Öyle anlaşılıyor ki, bu mafya bozuntusundan medet umuyorlar. Çünkü sükut, ikrardan gelir.
Şiir okuduğu için hapse düşmesini siyasi yaşamı boyunca bir demokratik mağduriyet olarak sömüren Tek Adam’ın iktidar ortağı, son olarak muhbirliğe soyunup Genel Başkanımız’ın çeşitli konuşmalarını suç unsuru olarak lanse edip, hakkında tetikçi savcılara fezleke düzenlettiler.
Tüm bu hukuk, vicdan ve ahlak dışı saldırılarından hiçbir netice elde edemeyince de son olarak bir süre önce özel bir afla cezaevinden çıkardıkları, çete yöneticisi ve mafya bozuntusu tetikçilerine edepsizlik yaptırarak, seviyesiz siyasetlerinin üzerine tüy diktiler.”
“SARAY VE BEKÇİSİ MAFYA BOZUNTULARINDAN MEDET UMAR HALE GELMİŞTİR”
“Muhalefeti susturmak için her yola başvuran Saray ve Bekçisi sonunda mafya bozuntularından medet umar hale gelmiştir. Devletin içine çöreklendirdikleri Saray Vesayetini güçlendirmek için kolluk kuvvetleri ve yargı kifayet etmeyince, saray vesayetini mafya bozuntularıyla tahkim etmeye çalışıyorlar.
Açıkça ortaya çıkmıştır ki, Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı Mafyadır. Mafyalı Cumhur ittifakı artık tam bir şer ittifakıdır.”
“BU SUÇ BARONU SADECE BASİT BİR MAŞADIR”
“Genel Başkanımızı tehdide cüret eden bu suç baronu sadece basit bir maşadır. O’nu özel afla cezaevinden çıkartan ve O’nun üzerinden siyasi rakiplerine gözdağı verebileceğini düşünen Şer İttifakının iki patronu esas sorumlulardır.
Bu yaşananlar, ülkemizi içine soktukları devlet krizinin zirve yaptığı yerdir.
Saray ve Bekçisi unutmasın ki, biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş meydanlarında kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Bu ucuz saldırılar, tıpkı daha önce olduğu gibi bundan sonra da sadece mücadele azmimizi ve Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılında güçlü bir parlamenter demokrasiyle taçlandırmayı başaracağımıza olan inancımızı pekiştirir.”
“HUKUKU DERHAL ÇALIŞTIRIN”
“Biz ne emperyalizme, ne istibdada, ne de eşkiyaya pabuç bırakırız.
18 yıldır unuttuğunuz ama bugünlerde Atlantik üzerinden esen rüzgarlar değişince dilinize pelesenk ettiğiniz hukuku derhal çalıştırın!
Savcıların görevlerini yapmalarını, bu edepsiz mafya bozuntusu hakkında gerekli hukuksal süreçleri bir an önce başlatmalarını bekliyoruz.”
PİRHA – Türkiye’nin Afrin’e yönelik düzenlediği askeri harekata tepki gösteren Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, “Savaş dediğimiz şey iki organize ordunun karşı karşıya kalıp savaştığı bir meseledir. Ancak burada bir savaş değil doğrudan bir saldırı vardır.
Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil Türkiye’nin Afrin’e yönelik yaptığı askeri harekata ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Erbil, “Afrin’e yönelik yapılan saldırı ve işgal harekatı başladığı günden itibaren sokaklarda, meydanlarda söylediğimiz bir şey vardı. Kesinlikle bu savaş Türkiye halklarının ve Türkiye Devletinin savaşı değildir. Bu savaş Recep Tayip Erdoğan’ın kendisini iktidarda tutabilmek için 2019’a yaptığı bir yatırımdır. Afrin’e giden askerler daha çok paramiliter gruplardır. Bu nedenle bu ülkeyi başka bir ülke ile savaşa girmiş gibi göstererek vatan, millet, sakarya duygularıyla halkı sokağa çıkarmaya çalışıp, gerici, ırkçı kesimleri ise harekete geçirmeye çalıştı.
“Bu savaş onların savaşı değil” diyen Erbil şöyle devam etti:
“Mabata’da on binlerce Alevinin yaşadığını ve Alevilerin çok ciddi bir şekilde hedef olduğunu biliyoruz. Bölgede yaşayan Hristiyanlar, Kürtler, Ezidiler, Aleviler, Süryaniler her kim varsa hepsi sivil ve sivil toplumlara şu an bir saldırı var. Savaş dediğimiz şey iki organize ordunun karşı karşıya kalıp savaştığı bir meseledir. Ancak burada bir savaş değil doğrudan bir saldırı vardır.
“AKP’NİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ TEŞHİR ETMELİYİZ”
15 Temmuzu bahane ederek askerin boğazını kesen zihniyetin şu anda askerle birlikte sözde savaşıyor olmasına dikkat çeken Erbil, “Bunun böyle olmadığını bütün dünyaya Britanya Parlamentosu Alevi Sekreteryası başta olmak üzere Avrupa’daki İnsan Hakları komiteleri, komisyonları ve sivil toplum örgütleriyle birlikte AKP ile Erdoğan’ın sanki vatanı savunan bir savaş yürütüyor gibi gösteren bu ikiyüzlülüğünü teşhir etmeliyiz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)