Etiket: cevdet yılmaz

  • Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    PİRHA – Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili beş ayrı bakana ilettiği soru önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Kurdî’yi işaret ederek yanıt verdi. Milletvekili Güneş Altın ise “Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz” diyerek gelen cevaplara tepki gösterdi.

    DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, 14 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın yanıtlaması için Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili soru önergesi vermişti.

    Milletvekili Güneş Altın, beş bakana “Bakanlığınızın yetki alanındaki tüm hizmetlerde ve çalışmalarda Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” diye soran Beritan Güneş Altın’ın önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yanıt verdi.

    KÜRTÇE KUR’AN-I KERİM VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yanıtında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’nin kamu yayıncılığı yapmakla görevlendirilen tek yayın kuruluşu olan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 21. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurum tarafından Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” hükmü gereğince farklı dillerde yayın yapılabilmektedir.

    Bu kapsamda; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu bünyesinde 2009 yılında Kürtçe dilinde yayın yapan TRT Kurdî televizyon kanalı ve radyo istasyonu kurulmuştur. Yayınlarda, Kürtçe’nin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçeleri kullanılmaktadır. Ayrıca söz konusu yayınlara internet ve mobil uygulamalar üzerinden herkes ulaşabilmektedir.

    Diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı, din konusunda toplumu aydınlatmak için yaşayan bütün dil ve lehçeleri değerlendirmeye gayret etmektedir. Bu kapsamda 35 farklı dil ve lehçede yapılan Kur’an-1 Kerim Mealleri ve 50 dil ve lehçede yaptığı dini faaliyetleri arasında Kürtçe de yer almaktadır.

    Ayrıca, Kur’an-ı Kerim ve Kürtçe Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı, Hadislerle İslam ve Kur’an Öğreniyorum (Elif-Ba), Kürtçe dilinde yayımlanan başlıca eserlerdir.”

    “GELEN CEVAPLAR ŞAŞIRTMADI!”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bakanlıklardan gelen tek cümlelik yanıtlara ilişkin Milletvekili Beritan Güneş Altın yazılı açıklama yaptı.

    “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den gelen “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” vurgusuna özellikle değinen Milletvekili Güneş Altın, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına bakanlıklardan gelen cevaplar şaşırtmadı! Dünya anadil gününde bütün bakanlıklara ilettiğimiz tek soruluk önergede “Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” sorusuna gelen yanıtlar tekçi, zihniyeti bir kez daha göstermiş oldu.

    Türkiye’de tek resmi dilin Türkçe olduğunun savunusunu bir kez daha yaptılar ve Kürtçeye dair herhangi bir çalışmalarının bulunmadığını dile getirdiler. Özellikle Milli Savunma Bakanlığının verdiği cevapta tek dil ve vatanın bölünmez bütünlüğü vurgusu yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, verdiği cevapta adeta bir lütuf gibi TRT Kurdi adlı televizyonu açtıklarını ve Kürtçenin farklı lehçelerinde yayın yaptıklarını dile getirdi. Yine Yılmaz’ın verdiği cevapta, Diyanet İşleri’nin bazı eserlerini Kürtçeye çevirdiklerini aktardı. Kaldı ki Diyanet’in sözünü ettiği yayınlar 35 dile çevrilmiş eserlerdir.

    Milli Eğitim Bakanı, fiiliyatta öğrencilerin seçmemesi için birçok zorluk çıkardıkları Kürtçe seçmeli derslerden bahsederken, Enerji Bakanlığı Kürtçe kullanımına dönük bir çalışmalarının olmadığını belirtti. Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ise resmi dilin Türkçe uluslararası iletişim dili olarak ise İngilizce’yi benimsediklerini aktardılar. Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz.

    Anadilinde eğitim ve sağlık başta olmak üzere bütün kamusal alanlarda milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin göz ardı edilmesi de kabul edilemez. İktidarı ve ilgili bakanlıkları, Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgürce kullanılabilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Dilsel ve kültürel hakların korunması ve geliştirilmesi, toplumun her kesiminin eşit ve adil bir şekilde temsil edilmesini sağlayacak ve toplumsal barışa katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına yönelik çalışmaların bir an önce başlatılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Diyanet’ten 40 Kişilik ‘özel umre’ iddiaları doğru mu?’

    ‘Diyanet’ten 40 Kişilik ‘özel umre’ iddiaları doğru mu?’

    PİRHA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 40 kişilik kafileyle “Özel umre seyahati” yaptığı yönündeki iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Bulut, “Kamuda tasarruf tedbirleri kapsamında memurun lojmanı, servisi elinden alınırken Diyanet İşleri Başkanlığı bu tedbirlerden muaf mı?” diye sordu.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “özel umresini” TBMM gündemine taşıdı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi veren Bulut, lüks araçlarla, 6 bakanlığı geride bırakan bütçesiyle gündemden düşmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kamuoyunda şimdi de “Özel umre seyahati” iddiası ile tartışıldığını kaydetti.

    40 KİŞİLİK VIP UMRE!

    Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanı’nın, Ali Erbaş’ın eşi, kızı, torunu ve damadının da yer aldığı 40 kişilik kafileye özel umre turu yaptığı söylentilerine dair “Özel umre” kafilesine VIP araç tahsis edildiği, Taif şehrine götürüldüğü, kafilenin Diyanet’e ait ataşelikte ağırlandığı da iddialar arasındadır” dedi.

    ÖZEL UMRE İDDİALARI DOĞRU MU?

    CHP’li Bulut, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    Basında yer alan “Özel umre seyahati” iddiaları doğru mudur?

    40 kişilik kafile nasıl belirlenmiştir? Bu kafile kimlerden oluşmaktadır?

    Kafile umreye giderken seyahat mi umre vizesi mi almıştır?

    Kafiledeki kişilerden ücret alınmış mıdır? Ne kadar ücret alınmıştır? Alınmadıysa kafilenin ücreti nereden karşılanmıştır?

    Kafilenin Mekke Din Hizmetleri Ataşeliği’nde ağırlandığı doğru mudur?

    Kafileye normal umre turlarından farklı olarak hangi hizmet ve ikramlarda bulunulmuştur?

    Diyanet İşleri Başkanlığı Kamuda Tasarruf Genelgesi’nden muaf mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat’tan soru önergesi: Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir?

    Fırat’tan soru önergesi: Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir?

    PİRHA- HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmesine ve Dersim Katliamı’na ilişkin Meclis Başkanlığı’na soru önergesi sundu. Fırat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir? 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?” diye sordu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmesine ve Dersim Katliamı’na ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.

    Fırat soru önergesinin gerekçesini şöyle açıkladı:

    “Tarihte “Dersim kırımı”, “Dersim katliamı” ya da Dersimlilerin deyimiyle “Dersim Tertelesi” diye adlandırılan ve 1937-1938’de yaşananlar hafızalardan silinmek istenmektedir.
    Bundan 86 yıl önce, resmi söylemle Dersim isyanın önderi sayılan Abbasan aşiret lideri Seyit Rıza ve oğlu Resik Uşen, Kureyşan Ocağı Piri Uşenê Seydi, Demenan aşiret liderleri Aliye Mirzê Sili ve Hesen Ağa, Yusufan aşiret lideri Fındık Ağa ile Kureyşan Ocağı mensubu Hesenê İvraime Qıji Elâzığ Buğday Meydanında 15 Kasım 1937 yılı gece yarısı idam edilmiştir.
    Resmî açıklamalara göre 13 bin 160, tanıkların ve bağımsız araştırmacıların anlatım ve tespitlerine göre ise 70 bin insanın öldürüldüğü bu katliamdan sorumlu olanlar hukuk önünde yargılanmamış ve Dersim halkının acıları hafiflememiştir.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan 2011 yılında yaptığı “Dersim’de adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor… 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor…’’ açıklamayla katliamı en üst makamdan tanıdığını ifade etmiştir.

    Seyit Rıza 5 Eylül 1937 tarihinde Erzincan Valisi’yle görüşmeye giderken pusu kurularak esir alınmış ve savunma hakkı dahi verilmeden acele bir yargılamayla Elazığ’da idam edilmiş ve oğlu ve yoldaşları ile birlikte bilinmeyen bir yere defnedilmiştir.

    1937/1938/1939 yıllarında Dersim coğrafyasında yaşanan bu katliamın birçok karanlık yönü vardır ve hakikatler ortaya çıkmamıştır. Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması bu karanlık tarih sayfalarının açılmasına vesile olabilecek bir adımdır.”

    Milletvekili Celal Fırat, bu bağlamda; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    1. Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir?
    2. 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?
    3. Dersim Katliamı’nda öldürülenlerin toplu mezar yerleri nerelerdedir?
    4. 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’den kaç yurttaşımız hangi illere sürgün edilmiştir? Bunların ne kadarına geri dönüş imkânı sağlanmıştır?
    5. Dersim’de isyan ettiği iddiasıyla tutuklanan 58 kişiden 7’si idam edilmiş, diğer 51 kişinin akıbeti nedir?
    6. Dersim Katliamı mağdurlarının zararları tazmin edilecek midir?
    7. Kamuoyunda ‘Dersimin kayıp kızları’ olarak bilinen çocukların memur ve subaylara verilmesi ile ilgili kayıtlar neden açıklanmamaktadır?
    8. Dersim Katliamı’na ilişkin mahkeme kayıtları ve arşivler kamuoyuna neden açıklanmamaktadır?
    9. Dersim Katliamı yıllarında el konulan, tarihsel kültürel varlıklara ilişkin bir kayıt tutulmuş mudur? Bunlar varislerine iade edilecek midir?
    10. Dersim’de 1937/38/39 yıllarında yaşanan bu katliamın bütün gerçekliği ile ortaya çıkarılması için kapsamlı bir çalışmanız olacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Seyit Rıza, oğlu ve dava arkadaşının mezar yerlerinin açıklanmamasının gerekçesi nedir?’

    ‘Seyit Rıza, oğlu ve dava arkadaşının mezar yerlerinin açıklanmamasının gerekçesi nedir?’

    PİRHA – Milletvekili Sinan Çiftyürek, TBMM’ye verdiği soru önergesi ile 15 Kasım 1937 yılında idam edilen Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerlerini sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, TBMM’ye verdiği soru önergesinde 15 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerlerini sordu.

    “Seyit Rıza ve Dava Arkadaşlarının Mezar Yerleri Açıklansın” diyen Milletvekili Sinan Çiftyürek, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi kaleme aldı.

    Çiftyürek önergesinde “Darağacına götürülürken 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek, 16 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin’in yaşı ise büyütülerek kayıtlara geçirildi. İdamlar sonrası cenazeler ailelere teslim edilmeyerek bilinmeyen bir yere defnedilmiş, aradan geçen 86 yıla rağmen mezar yerlerinin açıklanmasına dair devlet yöneticileri tarafından herhangi bir açıklama yapılmamıştır” ifadeleri yer aldı.

    “HANGİ NEDENLERLE AÇIKLANMAMAKTADIR?”

    Milletvekili Sinan Çiftyürek, Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    “Seyit Rıza ve onunla birlikte idam edilen dava arkadaşlarının mezar yerleri nerededir?

    Seyit Rıza, oğlu ve beş dava arkadaşının mezar yerlerinin açıklanmamasının gerekçesi nedir?

    İstiklal Mahkemelerinin tutanak ve kayıtları kamuoyuna hangi nedenlerle açıklanmamaktadır? Bu belgelerin açıklanmasına dair Cumhurbaşkanlığı tarafından planlanan herhangi bir çalışma mevcut mudur?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Diyanet hangi misyonu gereği Kobani davasına dahil olmak istemektedir?’

    ‘Diyanet hangi misyonu gereği Kobani davasına dahil olmak istemektedir?’

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani davasına ilişkin verdiği dilekçeyi Meclis gündemine taşıdı. Varlı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “Diyanet Başkanlığı’nın hukuki delilden yoksun ve var olan AİHM kararına rağmen Kobani davasına katılma talebinde bulunmasının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Yeşil Sol Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Dinayet İşleri Başkanlığı’nın Kobani davasına ilişkin verdiği dilekçeyi meclis gündemine taşıdı.

    Gülderen Varlı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle sunduğu soru önergesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası’na katılma isteği yönünde taleplerini dile getiren dilekçesine değindi.

    “AÇIKÇA HUKUKA, KANUNA, USULE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR”

    Milletvekili Gülderen Varlı, Kobani davasında adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğinin altını çizerek, şunları belirtti:

    ”IŞİD tarafından 2014 yılının Eylül ayında Rojava’nın Kobani ilçesine kuşatma ve saldırı başlatılmıştır. Saldırıların artması ve on binlerce Kobanili’nin katledilme tehlikesinin ortaya çıkması üzerine Türkiye’de yaşayan insanlar, Anayasal bir hak olan demokratik protesto haklarını kullanarak, iktidarın Kobani’de yaşanması muhtemel katliama sessiz kalınmamasını talep etmişlerdir. 6 Ekim 2014 tarihine kadar Türkiye’de gerçekleşen demokratik protestolarda herhangi bir ölüm yaşanmamıştır. Türkiye halkları olası bir katliama karşı sesini yükseltirken 7 Ekim günü, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Gaziantep’te yaptığı konuşmada “Kobani düştü, düşüyor” demiştir. Yine aynı gün, Muş Varto’da Hakan Buksur adlı 25 yaşındaki gencin güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu başından vurularak yaşamını yitirmiştir. Gelişen olaylarda, 47’si partimizin çalışanı ve seçmeni olmak üzere toplam 54 yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından 6-8 Ekim’de yaşanan olayların ortaya çıkması için sayısız defa çağrı yapılmış, 14 tane araştırma önergesi, 89 tane de soru önergesi verilerek konu Meclis gündemine taşınmıştır.
    Ancak AİHM kararı tanınmayarak, 6 yıl bekletilen dosya raftan indirilmiş ve 2014 tarihinde başlatılan soruşturma kapsamında ifadelerin savcı tarafından bile alınmayan ve herkesin serbest bırakıldığı dosya da HDP Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi üyesi 22 kişinin tutuklanmasına karar verilmiştir. Gerçeklikten ve hukuktan uzak 3530 sayfalık iddianame sunulurken, 4 yıl hiçbir kısıtlama- gizlilik kararı olmadan yürütülen dosyada gizlilik kararı sonradan verilmiş ve avukatların dosyayı incelemesini ve örnek almasını engellenmiştir. Adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiği davada; iktidarın örgütlediği grupların pankartlı provokasyonuna polisler müdahale etmemesi, duruşmaya gelenler üzerinde baskı kurmaya çalışılması, duruşma güvenliğinin ihlal edilmesi, avukatların duruşmaya alınmaması, önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’ın ve Figen Yüksekdağ’ın mikrofonları kapatılarak, söz verilmeyerek açıkça hukuka, kanuna, usule aykırı davranılmıştır.”

    “DİYANET, BU HUKUKSUZ DAVAYI HAKLI GÖSTERME ÇABASINA GİRMİŞTİR”

    Gülderen Varlı önergede, Diyanet İşleri Bakanlığı’nın savcılık rolüne soyunduğuna değinerek, “Yaşanan bunca olaya, kaçırılıp köle pazarlarında satılan sayısız kadına, aç susuz bırakılan çocuğa, toplu mezarlara, dava sürecince yapılan hukuksuzluklara ve hak ihlallerine dair bir açıklama yapmayan ve İslâm Dini ile ilgili her konuda referans alınan en etkin, en saygın bir kurum olduğunu belirten Diyanet Başkanlığı; 2 Ağustos 2023 tarihinde Kobanî Davasına gönderdiği dilekçe ile adeta savcılık rolüne soyunmuş, bu haksız hukuksuz davayı haklı gösterme çabasına girmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın oynadığı rol, devletlerin uygulamalarını meşrulaştırmak amacıyla dinin ideolojik aygıt olarak kullanılmasına örnek olarak gösterilmektedir.
    Dilekçede “Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum” olduğunu iddia eden Diyanet İşleri Başkanlığı, 2018’de Afrin’de Kürtlere yönelik saldırı yapılırken yatsı ve sabah namazı sonrası Fetih Suresi’ni okutmuştur. Kürtlerin cenaze işlemleri söz konusu olduğunda büyük bir sessizliğe gömülmüş, Garzan Mezarlığı iş makineleriyle yıkılırken, Kilyos Mezarlığından çıkarılan cenazeler kaldırım altlarına gömülürken sesiz kalmıştır. Yıllar sonra kemikleri ailesine gönderilen Agit İpek’in durumuna sessiz kalan Diyanet İşleri Başkanlığı; Kürt kimliğini yok sayma, ölüye saygısızlık ve yas hakkını tanımama siyasetine karşı ses çıkarmamış öte yandan hukuk süreci devam Kobani davasına ilişkin ahlaktan, manevi değerlerin zedelendiğine dair dilekçe vermiştir” dedi.

    “YARGILAMA SÜRECİ DEVAM EDEN BİR DAVAYA DİNİN KARIŞTIRILMASININ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Soru önergesinde yer alan sorular şöyle sıralandı:

    *Kobani olaylarında Diyanet’in temsil ettiği hangi kurum, hangi cami kimler tarafından zarar görmüştür?
    *Diyanet Başkanlığı’nın hukuki delilden yoksun ve var olan AİHM kararına rağmen Kobani davasına katılma talebinde bulunmasının gerekçesi nedir? Diyanet hangi misyonu gereği Kürt siyasetçilerin hukuksuzca yargılandığı bir davaya dahil olmak istemektedir?
    *Diyanet Başkanlığı’nın Anayasa’ya aykırı bir şekilde Kobani davasına katılma talebi, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi gereken yargı sürecine dini referanslarla müdahil olup, etkilemek değil midir?
    *Talep dilekçesinde kendini “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan “kurum olarak tanımlayan Diyanet, toplumun bir kesimini ötekileştirmekle yetkisini aşarak suç işlemiyor mu? Açık bir şekilde suç işleyen Diyanet hakkında bir işlem yapacak mısınız?
    *Diyanet Başkanlığı, haklarında henüz mahkemece bir hüküm verilmemiş, tüm hukuk kurallarına aykırı bir şekilde yargılanan milyonlarca vatandaşın oyunu almış olan *HDP’li siyasetçiler hakkında ilgili dilekçede ağır ithamlarda bulunarak barış ve huzura nasıl katkı sunacaktır?
    *Yargılama süreci devam eden bir davaya dini kurumların ve dinin karıştırılmasının gerekçesi nedir?
    *Diyanet Başkanlığı tarafından dini vecibeleri yerine getirilmeden topluca gömülen onlarca insana dair herhangi bir söz kurulmamışken, dini değerleri gerekçe göstererek Kobani davasına müdahil olmak istemesinin altında yatan gerekçeler nelerdir?
    *Karaman’da Ensar Vakfı’nda, İmam Hatip Mezunları Derneği misafirhanelerinde çocuklar istismara uğradığında, Aladağ’da kız yurdunda çocuklar ihmaller zinciri ile çıkan yangında yaşamını yitirdiğinde ülkeye dinin istismarı suretiyle zarar verildiğine dair söz söylemeyen, görüş bildirmeyip kayıtsız kalan Diyanet Başkanlığı Kobanî Kumpas Davasına yönelik fetva vermesinin gerekçesi nedir?
    *Garzan Mezarlığı iş makineleriyle yıkılırken, Kilyos Mezarlığı’ndan çıkarılan cenazeler kaldırım altına gömülürken, kemikleri kargo ile ailesine gönderilen Agit İpek’in durumuna sessiz kalan Diyanet İşleri Başkanlığı; barıştan, ahlaktan, kardeşlikten bahsederken manevi değerleri hangi kimliğe ve düşünceye göre dile getirmektedir?
    *Diyanet Başkanlığı sokak ortasında yaşanan silahlı olaylara ve katledilen kadınlara dair herhangi fetva yayınlama ihtiyacı duymazken yargı süreci devam eden Kürt siyasetçilerinin yargılandığı davaya müdahil olma talebi, görevi suistimal etmek anlamına gelmeyecek midir?
    *Sayısız Kürt kadını ve kız çocuklarının istismara maruz kalmasına ve köle pazarlarında satılmasına sessiz kalan Diyanet ve kurum yetkililerinin Kobani davasında yargılananlar için dilekçe vermesinin gerekçesi nedir?

    PİRHA/ANKARA

  • Beştaş, korucuların Ezidilerin evlerine el koymasını Cumhurbaşkanlığına sordu

    Beştaş, korucuların Ezidilerin evlerine el koymasını Cumhurbaşkanlığına sordu

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidilerin evlerine korucuların el koymasını, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz’a sordu. Beştaş, “Zevra Köyü örneğinde yaşanan gelişme ve bunun benzerleri anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının ihlali değil midir?” dedi. 

    Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidilerin evlerine korucuların el koymasına tepkiler yükseliyor.

    Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, korucuların zorbalığını Meclis gündemine taşıdı. Beştaş, Türkiye’de yaşayan Ezidi yurttaşların ayrımcı uygulamalara dair sorunlarının önemli bir gündem olmasına rağmen çoğunlukla kamuoyuna yansımadığını dile getirdi.

    Sayıları 10 binleri aşan Ezidilerin nüfuslarının da bir hayli azaldığını belirten Beştaş, “Bilindiği üzere 12 Eylül 1980 sonrası pek çoğu zorla yerinden edilmişlerdir. Ezidilerin sayılarının azalmasının birincil nedeni bu olsa da süreç hala devam etmektedir. Halihazırda yurtdışına gitmek durumunda kalan Ezidi yurttaşlarımız ülkeye dönmek ve köylerini yeniden inşa etmek istemektedir. Ancak pek çok yurttaşın tapulu ev ve mülklerine el konulmuş, tarla ve meraları başkalarının zilyedliğine geçmiş durumdadır” dedi.

    “EZİDİ YURTTAŞLARIN SORUNLARINA İVEDİ BİR ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”

    Meral Danış Beştaş, pek çok yurttaşlık hakkından yararlanamayan Ezidilerin sorunlarına ivedi bir çözüm üretilmesinin gerekli olduğunu vurguladı.

    Beştaş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    “1- Yurtdışında yaşayan Ezidi yurttaşlardan son on yılda Türkiye’ye dönüş gerçekleştiren kaç kişi olmuştur?
    2- Halihazırda yurtdışında yaşayan ve Türkiye’ye dönüş talep eden kişi sayısı nedir?
    3- Ezidi yurttaşların tapulu taşınmazlarının tespiti için bir çalışma yürütülmüş müdür?
    4- Ezidi yurttaşlara ait tapulu taşınmazlarda yaşayan ve tarlaları kullanan kişi sayısı belli midir? Bu konuda bir tespit çalışması yürütülmüş müdür?
    5- Ezidilerin evlerine tekrar döndüklerinde Zevra Köyü örneğinde yaşandığı üzere saldırılara uğramamaları ve güvenli bir şekilde köylerinde yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına bir çalışma yürütülecek midir?
    6- Zevra Köyü örneğinde yaşanan gelişme ve bunun benzerleri anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının ihlali değil midir? Bu hakkı ihlal edenler hakkında gerekli adli ve idari soruşturmalar başlatılacak mıdır? Ezidi yurttaşların mülkiyet haklarının ihlal edilmemesi adına hangi çalışmalar yürütülecektir?
    7- Ezidilerin yaşam haklarının güvence altına alınması adına çalışmalar yürütülecek midir?
    8- Ezidilerin sosyal ve kültürel haklarının korunması adına çalışmalar yürütülecek midir?
    9- Ezidi topluluğunun karşılaştığı sorunların çözümü için, azınlık haklarına saygı çerçevesinde başkalarının zilyedliğinde bulunan tapulu evlerin iadesi, toprakların geri verilmesi ve köylerinin yeniden inşası için gereken destek ve koruma sağlanacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA