Etiket: çevre katliamı

  • Milletvekili Fırat, ‘Malatya kuşatma altında’ diyerek madenlere dikkat çekti!

    Milletvekili Fırat, ‘Malatya kuşatma altında’ diyerek madenlere dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı dört mahallenin, maden sahası ilan edilmesine karşılık TBMM’ye soru önergesi iletti. Milletvekili Fırat, Bakan Bayraktar’a “9 ilçesinde maden arama faaliyetlerinin insana, doğaya, tarıma, hayvancılığa getireceği zararların etüdü yapılmış mıdır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arguvan ilçesine bağlı İsaköyü, Hakverdi, Tatkınık ve Tarlacık mahallelerinin maden sahası ilan edilmesini Meclis gündemine getirdi.

    Celal Fırat, dört mahalleyi kapsayan projelerle birlikte 4. grup madenler olarak adlandırılan toryum, altın, krom gibi madenlerinin çıkarılması için çalışmaların başlayacağı bilgisini paylaştı.

    “MALATYA KUŞATMA ALTINDA!” 

    Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın 9 ilçesinin maden şirketleri tarafından “kuşatma altında” olduğunu da vurguladı. Fırat, kaleme aldığı soru önergesinde şu açıklamaya da yer verdi:

    “Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından duyurulan 303. ve 305. grup maden sahaları ihalesi, Arguvan, Arapgir, Akçadağ, Darende, Doğanşehir, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan ve Pütürge İlçelerini kapsıyor. Özellikle 4. grup madenlerin ağırlıkta olduğu bu ihaleler, bölgedeki doğal yaşam ve tarım alanlarını tehdit ediyor.

    Ekoloji siyaset üstü bir konudur. Ekolojinin dili, dini, siyaseti olmaz. Doğadan, ekoloji ve yaşamdan yana olan herkes ekoloji savunmakla mükelleftir.

    Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak anayasal haktır. Anayasa’nın 56. maddesi ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ hükmünü içermektedir.

    Bu madenleri çıkarma pahasına derelerimiz, topraklarımız kirlenmesin, tarım alanlarımız yok olmasın. Ağaçlarımız kesilmesin. Arguvan, Yamadağları ve Göldağları platoları Malatya’nın en zengin flora ve faunasına sahip endemik türlerin yoğunlukla bulunduğu bölgemizdir. Şotik Çayı, Cevizdere Çayı, Kozluk Çayı, Arguvan ve Arapgir bölgesinin en önemli su kaynaklarıdır. Arguvan Ovası’nı sulayacak baraj Şotik su havzasında bulunuyor. Tüm su kaynakları kurutacak, tarım, hayvancılık ve arıcılığı bitirecek projelereler durdurulmalıdır.”

    “ZARARLARIN ETÜDÜ YAPILMIŞ MIDIR?

    DEM Partili Celal Fırat, yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:

    “-Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı İsaköyü, Hakverdi, Tatkınık ve Tarlacık mahallelerinin maden sahası ilan edilmesinin nedeni nedir?

    -Malatya’nın Arguvan, Arapgir, Akçadağ, Darende, Doğanşehir, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan ve Pütürge dahil 9 ilçesinde maden arama faaliyetlerinin insana, doğaya, tarıma, hayvancılığa getireceği zararların etüdü yapılmış mıdır? Bu maden sahalarından etkilenecek olan yöre halkı bilgilendirilmiş midir?

    -Malatya Çevre Platformu aktivistlerinin haklı uyarıları neden dikkate alınmamaktadır?

    -İnsanların yaşam ve geçim alanlarına, su kaynaklarına, tarım arazilerine, kültürel geçmişe, doğaya ve canlılara zarar verecek olan bu maden işletmelerine neden izin verilmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Yaşam savunucuları doğa katliamına karşı Kazdağları’nda-VİDEO

    Yaşam savunucuları doğa katliamına karşı Kazdağları’nda-VİDEO

    PİRHA- Yurttaşlar, Kazdağları’nda doğa katliamına girişen Cengiz Holding’e karşı direniyor. Bayramiç’teki ağaç kesimlerine karşı çevrecilerle birlikte eylem çağrısında bulunan bölge halkı, iş makinelerini durdurdu.

    İktidarın yıllardır kamu kaynaklarını ve doğayı teslim ettiği ve üstüne bir de vergi borçlarını sildiği Cengiz Holding’in yan kuruluşu Truva Madencilik, Kazdağları’nın eteklerinde altın ve bakır madeni için 1 milyon ağacı katletmeye hazırlanıyor.

    Bölge halkı, Hacıbekirler Köyü’nde bir araya gelerek bu çevre talanına karşı eylem başlattı. “Ona buna peşkeş çekilmesini istemiyoruz,” diyen yurttaşlar, gözyaşları içinde doğalarına sahip çıkarken, jandarma engeline rağmen iş makinelerini durdurmayı başardı.

    AKP iktidarından aldığı ihalelerle servetine servet katan Cengiz Holding‘in yan kuruluşu Truva Madencilik‘in Kazdağları‘nın eteklerindeki Bayramiç ilçesinde açmak istediği Halilağa altın ve bakır madeni için 1 milyon ağacı katledecek.

    Şirket, proje için ağaç kıyımına hız kesmeden devam ederken, bölge halkı çevre katliamına dur demek için Çanakkale Bayramiç’teki Hacıbekirler Köyü‘nde bir araya geldi.

    DÜN DURDURULDU, BUGÜN YİNE GELDİLER

    Yurttaşlar, Cengiz Holding’in çevre talanına isyan etti.

    Gözyaşları içinde konuşan bir yurttaş, “Biz istemiyoruz. Çamları kendi ellerimizle diktik. Ellerimle diktim. Yazık değil mi? Dün geldik durdurduk, bugün yine gelmişler” dedi.

     Çanakkale’de yaşayan 72 yaşındaki Mülkiye Yılmaz şunları söyledi:

    “Kazdağlarının talan edilmesinden dolayı buradayım. Ona buna peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Böyle bir talan hiçbir yerde görülmüş değil. Bu ağaçları babaları mı dikti? Sorumsuzca kesiyorlar.”

    Yurttaşlar ve çevreciler, ağaç katliamına devam eden iş makinelerini durdurdu.

    Jandarma, kapattığı yolu, yurttaşların tepkisi üzerine geri açtı. Yurttaşlar ellerinde pankartlar ve sloganlar eşliğinde şantiye alanına doğru yürüyüşe başladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maden Mühendisleri Odası: Bakanlıkların eliyle İliç’te işçi ve çevre katliamına neden olundu- VİDEO

    Maden Mühendisleri Odası: Bakanlıkların eliyle İliç’te işçi ve çevre katliamına neden olundu- VİDEO

    PİRHA – TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasına ilişkin açıklama yaptı. İlgili bakanlığı sorumluluk almaya davet eden mühendisler “İliç Faciası uzun süredir geliyorum demiş ve önlem alınmamış, üretim durdurulmamış.” dedi.

    TMMOB Maden Mühendisleri Odası 49. Dönem Olağan Genel Kurulunu gerçekleştiriyor. İki gün sürecek kurulun ilk gününde İliç’te yaşanan maden faciasına dair basın açıklaması yapıldı.

    Kocatepe Kültür Merkezi önünde bir araya gelen Maden Mühendisleri Odası 49. Olağan Genel Kurulu üyeleri, “Denetlemeyen devlet, önlem almayan şirket. Maden Mühendisleri günah keçisi değildir” pankartı açtı.

    “BAKANLIKLARIN ELİYLE İŞÇİ VE ÇEVRE KATLİAMI!”

    Maden Mühendisleri Odası adına basın açıklamasını Saffet Durak okudu. İlgili bakanlık nedeniyle işçi ve çevre katliamı yaşandığını söyleyen Durak, şöyle devam etti:

    “Anagold Madencilik firması tarafından altın üretimi yapılan Çöpler Altın Maden İşletmesinde 13 Şubat 2024 tarihinde 14:30 sularında, liç prosesi için oluşturulan yığının bir bölümünde kayma meydana gelmiş, çevreye saçılan siyanür ve tehlikeli kimyasallar içerikli cevher malzemesi de çevreye ve ocak içinde kontrolsüz bir şekilde yayılmış ve bir faciaya dönüşen olayda resmi açıklamalara göre dokuz işçi kayan siyanür içerikli yığının altında kalmıştır. Yığın liçinde gözlenen yeni kayma riski nedeni ile arama kurtarma çalışmalarına ara verildiği belirtilmiştir. Facia sonrasında İliç’e giden Odamız heyeti, gerekli teknik incelemeler ve maden mühendisi üyelerimiz ile görüşmek için girişimde bulunsa da yetkililer tarafından engellenmiştir.

    Facia sonrasında yapılan incelemeler, kamuoyunda paylaşılan bilgiler ve soruşturma sürecinde ortaya çıkan gerçekler, yaşanan olay; görevlerini yerine getirmeyen şirket yetkilileri ve denetim görevini yerine getirmeyen Bakanlıkların eliyle bir işçi ve çevre katliamına (emekçilerin ve doğanın katliamına) neden olmuştur. Madencilik, bilimsel ve teknik doğruların ışığında hazırlanan projelere göre yapılmalıdır. Bu projelerin, bilime ve gereken teknolojiye uygunluğu, mevzuatlarla uyumu, işletmenin projeye ve mevzuata uygun bir şekilde üretiminin denetimi de ilgili Bakanlıklar tarafından yapılmak zorundadır.”

    “BAKANLIK BU SUÇA ORTAK OLMUŞTUR”

    Yapılan basın açıklamasında, madencilik süreçlerinde bakanlıkların görev ve sorumluluklarına da şu sözlerle değinildi:

    “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: Maden ruhsatlarını veren, madenlerin aranmasından, projelerin teknik olarak uygunluğuna, madenlerin işletilmesine, işletme aşamasında projesine uygun çalışılmasına ve terk edilmesine kadar geçen tüm süreçleri onaylayan ve denetlemekle sorumlu olan kurumdur.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı: Maden işletmelerini sınırlayan en önemli teknik projelerden bir tanesi ÇED Raporlarıdır.

    Bu raporlarda belirtilen, Maden işletmesinin sınırlarını, toz oluşumundan, çalışan sayısına, kullanılacak makine ekipmandan, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların nasıl bertaraf edileceğine, yer altı sularından, yerüstündeki baraj, akarsu ve yerleşim yerlerine ve en sonda sahanın nasıl rehabilite edileceğine kadar tüm süreçler ÇED yönetmeliği, Çevre izin ve lisans yönetmeliği ve ayrıca Maden Atıkları Yönetmeliği’nde belirlenmiştir.

    Madenlerde yapılacak Liç Yığınlarının şev yüksekliklerinden, kapasitelerine, kullanılacak siyanürün kullanım limitlerinden atık barajlarına kadar tüm süreçler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın denetim ve takip sorumluluğundadır. İliç’te bulunan Yığın Liçi’ne verilen kapasite artışı ve yaşanan katliam göstermiştir ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu suça ortak olmuştur.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: Maden işletmelerinin belirtilen projeler ile işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına uygun bir şekilde çalışıp çalışılmadığının denetimini ve takibini yapmakla görevlidir. Maden kazı sahası ve liç yığın alanındaki şevlerin kayma tehlikelerini kontrol etmekle sorumludur.

    İçişleri Bakanlığı: Madenlerde yaşanan kazalar sonrasında arama kurtarma çalışmalarının yürütülmesi AFAD tarafından yapılmaktadır. AFAD tarafından çıkarılan Türkiye Afet Müdahale Planı TAMP ve İl Afet Risk Azaltma Planı İRAP’larda deprem, kimyasal döküntü gibi acil durumlarda neler yapılacağı belirtilmiştir. 6 Şubat depremlerinde madencilerin gösterdiği üstün çaba halkımız tarafından takdir edilmiştir. Ancak yaptığımız açıklamalarda da belirttiğimiz gibi AFAD bünyesinde, yapılan personel alımlarında Maden Mühendisleri yoktur. Maden kazalarında da müdahale edebilmek için madencilik bilgisine ihtiyaç vardır. Ancak Erzincan’da da görüldüğü üzere müdahale eden personelin, yöneticilerin madencilik bilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca siyanürlü altın işletmeciliğinin bulunduğu Erzincan İRAP planında maden ya da siyanür kazalarına karşı en ufak bir müdahale, hazırlık planı yoktur.

    Erzincan İliç ve son yıllarda yaşanan maden katliamlarında birlikte çalıştığımız maden işçileri ve biz maden mühendisleri yaşamımızı kaybediyoruz. Hayatta kalanlarımız ise günah keçisi seçilerek, gerçek sorumlular perdelenerek önlem almayan şirketler ve yetkililer yerine yargılanıyor, cezalandırılıyor. Aralık 2023’te Siirt Şirvan’da yeraltı bakır madeninde yaşanan göçük sonrası ikisi maden mühendisi, üç madenci hayatını kaybetmişti. Kaza sonrasında hazırlanan bilirkişi raporunda ölen 2 maden mühendisimiz asli kusurlu olarak suçlandı. Ölülerimize bile şirketlerin almadığı önlemlerin suçu yükleniyor! Ne ölümüzün ne dirimizin bu ülkede bir değeri yok. Aynı; bilimin ve adaletin yerinin olmadığı gibi.

    İliç’te de bilirkişi raporlarında ve savcılık tarafından yapılan işlemlerde sahadaki mühendisler gözaltına alınarak asli kusurlu olarak suçlanırken, Yönetim Kurulu ve Genel Müdür’ü temsilen görevlendirilen İşveren vekili tali kusurlu olarak belirlendi. Maden işletmesi ve cevher hazırlama ve zenginleştirme tesislerini denetlemekle görevli Bakanlıklar bilirkişi raporu ve savcılık tutanaklarında yer almadı. Olay sonrası ifadeler göstermiştir ki İliç Faciası uzun süredir geliyorum demiş ve önlem alınmamış, üretim durdurulmamış.”

    AKP DÖNEMİNDE 2050 MADENCİ ÖLDÜ!

    Yapılan açıklamada, maden kazalarının “kader” olarak yorumlanamayacağı vurgulandı. Bakanlığı önlem almaya çağıran maden mühendislerinin açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Kanun ve Yönetmeliklerle bizlere tanımlanan yetkilerin içi boş ve yalnızca yaşanabilecek kazalardan sonra sorumlu tutulmamıza neden olan yetkilerdir. Bu yetkileri kullanmak durumunda kaldığımızda ya iş akdimizin feshi ya da sürgün tehdidi ile karşı karşıya kalıyor ve görevimizi yapamaz hale getiriliyoruz. Tüm madencilik sektörü biliyor ki, madenlerde önlem alınması için gerekli bütçeyi sağlayacak kişi ya da tehlike durumunda madeni durduracak fiili yetki Şirket Yönetim Kurulu ya da İşveren/İşveren vekilidir. Şirketlerin önlem almadığı durumlarda da gerekli işlemleri yapmak yukarıda görevleri belirtilen Bakanlıkların sorumluluğundadır!

    İliç ilk değildir! AKP iktidarı döneminde en az 2050 madenci iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. Sadece maden işçileri değil, 2002’den bugüne en az 35 maden mühendisi meslektaşımız bu önlenebilir facialarda hayatını kaybetti. Hayatta kalan meslektaşlarımız ise, denetlemeyen devlet önlem almayan şirketler yüzünden yargılandı, hapse girdi. İliç, Soma, Elbistan, Kozlu, Ermenek ve diğer tüm maden kazaları tekil bir sorun değil, AKP iktidarı tarafından yaratılan bir sistem sorunudur.

    Ve bugün burada; Maden Mühendisleri olarak tüm bu nedenlerle, bu ülkenin sosyal ve ekonomik her türlü sıkıntısını çeken bilim insanlarına, mühendislerine, emekçilerine, tüm halkımıza, sesleniyoruz;

    Maden “kazaları” kader değildir!

    Madenleri denetlemeyen Bakanlıklar, önlem almayan şirketler bu kazaların asıl sorumlularıdır ve yargılanmalıdır

    Çalışırken ölmek, şirketler yerine yargılanmak istemiyoruz!

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın’

    ‘İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın’

    PİRHA- Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Topçam Köyü’nde evlerine 60 metre uzaklıktaki Eysim Maden Araştırma Şirketi’ne  karşı mücadele veren Ali ve Cennet Coşkun’un evlerinin kurşunlanmasına yaşam savunucusu ekolojistler tepki göstererek, “İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasından endişe duyuyoruz. Söz veriyoruz, yaşam alanını savunan hiçbir birey yalnız kalmayacak!” dedi.

    Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Topçam Köyü’nde evlerine 60 metre uzaklıktaki Eysim Maden Araştırma Şirketi’ne karşı mücadele veren Coşkun ailesinin evinin kurşunlanmasına yaşam savunucuları “demokratik yollardan yaşamı, doğa hakkını savunmak hiçbir şekilde suç sayılamaz ve yargılanamaz” diyerek tepki gösterirken, kamuoyuna yönelik de acil bir dayanışma çağrısında bulundu.

    Çine Yaşam Platformu Sözcüsü Ahmet Uslu, ateş edenlerin saldırıdan sonra farlarını söndürdükleri araçlarıyla konvoy halinde Çine’ye doğru gittiklerini ve köylülerin de onları takip ettiğini söyledi. Uslu ayrıca, Coşkun ailesinin uzun zamandır maden şirketi tarafından; “Sizleri öldürürüz” diye tehdit edildiğini belirtip, ikinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın diye de uyardı.

    “DEMOKRATİK YOLLARDAN YAŞAM HAKKINI SAVUNMAK HİÇBİR ŞEKİLDE SUÇ SAYILAMAZ”

    Grup saldırıya yönelik yaptığı yazılı açıklamada, gelecekte neler yapabileceklerine dair bir toplantı esnasında saldırı haberini aldıklarını, Ali ve Cennet Coşkun’un, açılan ateşten sonra evlerinden kaçmaya çalışırken Cennet Coşkun yol üzerinde baygınlık geçirdiği ifade edilerek, şunlar ifade edildi:

    “İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasından endişe duyuyoruz. Bu saldırı, doğa hakkı savunusu yapanların can güvenliği açısından, bu tür davaların peşini bırakmamak gerektiğinin önemini de göstermiş oldu. Türkiye’de gerek Dünya’da yaşam alanlarını savunan insanlara saldırıp darp etmek, tehdit ile sindirmek ve hatta öldürmeye teşebbüs etmek ve de öldürmek adına sonuna kadar gidebiliyorlar. Yok, oluş İsyancılarının yaptığı her demokratik eylem, hemen suç kapsamına alınıyor. Oysa demokratik yollardan yaşamı, doğa hakkını savunmak hiçbir şekilde suç sayılamaz ve yargılanamaz”

    “BU SALDIRILAR İLK DEĞİL”

    Ekolojik krizin, tüm yaşamı tehdit ettiği şu dönemde ekoloji aktivistlerinin, doğa hakkı savunusu yapan herkesin yaşam güvencesi için toplumsal bir muhalefet oluşturma sorumluluğu her bireyin omuzlarında yükseldiği denilen açıklamada şu görüşlere yer verildi:

    “Türkiye’de ise bu yaşadığımız saldırı ilk değil. Daha önce, Metin Lokumcu, üzerine sıkılan gazla öldürüldü, Alakır’da yaşayan arkadaşlarımız Tuğba ve Birhan’ın üzerine ateş açılıp defalarca tehdit edildi. Dört yıl önce de sevgili Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti, tetikçi tutularak öldürüldü. Şunu iyi biliyoruz ki kapitalistler ve devletler bu gücü ve sonu ölüme dahi varan saldırganlığı, yaşam ve doğa hakkı savunucularına toplum desteği yetersizse daha çok bulabiliyor kendinde. Doğa hakkı savunusu yapan herkesin yaşam güvencesi için toplumsal bir muhalefet oluşturma sorumluluğu her bireyin omuzlarında yükseliyor. Söz veriyoruz, yaşam alanını savunan hiçbir birey yalnız kalmayacak! Söz veriyoruz, Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu cinayetinin bütün yönleriyle aydınlanması için büyük bir çaba içerisinde olacağız. Söz veriyoruz, yaşamı var eden tüm canlıların, doğanın hakkını savunmak için cesaretle sisteme karşı duracağız, tıpkı sevgili Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu gibi.”

    Gençağa Karafazlı/AYDIN

  • Avukat Yıldırım: Munzur Gözeleri peyzaj projesi hukuka ve vicdana aykırıdır-VİDEO

    Avukat Yıldırım: Munzur Gözeleri peyzaj projesi hukuka ve vicdana aykırıdır-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Munzur Gözeleri’nin yapılaşmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Avukat Barış Yıldırım, “Munzur Gözeleri peyzaj projesi hukuka ve vicdana aykırıdır” dedi. Yıldırım, “Bu bölgelerde herhangi bir şekilde insan etkileşimine dönük faaliyetler yürütülmesi yasak” uyarısında bulundu. 

    Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Avukat Barış Yıldırım, Ovacık’ta bulunan Munzur Gözeleri’nin yapılaşma durumuna ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Yıldırım, “Munzur Gözeleri bilindiği üzere Munzur Vadisi Milli Parkı’nın temel kaynak değeri Munzur Nehri’nin kaynaklarından bir tanesi. Bulunduğumuz bu saha 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunları Hükümlerine göre 2003 yılında Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından birinci derecede doğal SİT alanı ilan edildi. Şimdi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararlarına göre birinci derecede doğal sit alanları bilimsel amaçlı çalışmaları dışında aynen muhafaza edilecek alanlar” ifadelerini kullandı.

    “İBADET DIŞINDA İNSAN ETKİLEŞİMİNE KAPATILMALI”

    Bu bölgelerde herhangi bir şekilde insan etkileşimine dönük faaliyetler yürütülmesi, piknik yapılması, suya girilmesi, peyzajına etki edilmesi, jeolojisine, topografyasına etki edilmesinin yasak olduğunun altını çizen Yıldırım, “Buna karşı burası birinci derece doğal SİT alanı olduktan sonra SİT alanı girişine herhangi bir uyarıcı tabela bugüne kadar konulmadı. 17 yıldır burası korunaksız halde. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararına göre uyarıcı levhanın konulması, alan kılavuzu konulması, alana ilişkin bilgilendirme içeren yaklaşımların gerçekleştirilmesi ve buranın insan etkileşimine ibadet dışında kapatılması gerektiği halde bu yapılmadı” dedi.

    “PROJE HUKUKA AYKIRI”

    Munzur Gözeleri’nin ibadet alanı olmasına dikkat çeken Yıldırım, “Buranın Jeolojisi, peyzajına etki edilmeden insanlar geçmişten beri büyük bir saygıyla, sükûnetle giriş bölgede büyük asırlık meşe ağacının olduğu yerde ibadetlerini yapıyordu. Mum yakıyorlardı, dua edip lokmalarını dağıtıyorlardı. Gelinen aşama itibariyle burada maalesef Fırat Kalkınma Ajansı’nın bir projesi söz konusudur. Peyzaj deniliyor ama maalesef SİT alanı sınırları içerisinde yapılar ön görülüyor. Hukuken yasak” diye konuştu.

    “BİYOLOJİK ATIK SU TESİSİ YAPILMALI”

    Bölgede biyolojik atık su tesisinin gerekliliğine değinen Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Ziyaret Köyü ve diğer köylerin buradaki beşeri faaliyetler sonucu oluşan atıkların her hangi bir arıtmaya tabi tutulmadan Munzur’a karıştığını biliyoruz. Burada peyzaj düzenlemesi yapılacağına Ovacıkta biyolojik atık su tesisi yapılmalıdır. Aksi taktirde Munzur Nehri’nin suyun temel eko sistemi bozulur. Bu akarsu içerisinde yaşayan endemik bir alabalık türü var. Yine bölgede su samurları var. Bu suyun eko sistemi bozulursa bunlardan zarar görür. Munzur Vadisi Milli Parkındaki yaban hayatı faunası da bu sudan içiyor. Bu suyun kirlenmesi halinde onlar da ağır şekilde zarar görür.”

    “DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNE ALINMALI”

    Munzur Vadisi Milli Parkı’nın, Gözelerden itibaren Dünya Kültür Mirası listesine alınmasını isteyen Avukat Barış Yıldırım, “Bizler bu konuda geçmişte bir dava da açtık. Dava hala devam ediyor. Buranın korunarak gelecek kuşaklara aktarılması yerine, burada çok sayıda tesis öngörülmesi, proje yapılması hem hukuka aykırı, hem de insanlık vicdanına aykırı. Dünya Kültürel ve Doğal Mirası korunması sözleşmesinin de ihlalidir” diyerek sözlerini tamamladı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • ‘Kepçenin önüne yatarız, direniriz; Munzur’umuza dokundurmayız’-VİDEO

    ‘Kepçenin önüne yatarız, direniriz; Munzur’umuza dokundurmayız’-VİDEO

    PİRHA – Munzur Gözeleri’nin yapılaşmasına karşı çıkan yurttaşlar, “Burası bizim kutsal meskenimiz. Dokunmalarına izin vermeyeceğiz. Gerekirse kepçelerin önüne yatarız. Gece gündüz buradan hiç kalkmayız. Kepçe de bizi ezsin geçsin. Buraya dokundurmayacağız” diyerek tepkilerini dile getirdiler. 

    Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Munzur Gözeleri için Fırat Kalkınma Ajansı’na sunulan projenin ihalesi geçtiğimiz hafta gerçekleşti.

    Duruma tepki gösteren yurttaşlar, ziyaretgahın yapılaşmasına karşı direneceklerini, bir kepçenin dahi Munzur’a girmesine izin vermeyeceklerini belirttiler.

    İnanç alanına lokmalarıyla geldiklerini, ibadet ettiklerini dile getiren Ziyaret Köylüleri, yapılaşmayla birlikte tahribatın yüksek boyutta olacağını söylediler.

    “NE KEPÇE KOYDURURUZ NE KAZMA VURDURURUZ”

    Yurttaşlar, “Biz buraya kanımızı dökeriz kanımızı. Ne kepçe koydururuz ne kazma vurdururuz. Yaşlılarımız ayakkabılarını metrelerce ötede çıkarıp sürünerek gelirdi. Biz kurban lokmamızı, kömbelerimizi burada dağıtıyoruz. Biz bu projeye karşıyız. Munzur’a dokundurmayacağız” ifadelerini kullandılar.

    “ZİYARETGAHIMIZA DOKUNDURMAYACAĞIZ”

    PİRHA’ya konuşan Ziyaret Köyü’nden Fatma Aydoğdu, “Burası bizim inanç yerimiz. Biz dedelerimizden gördük burayı. Doğal kalmasını istiyoruz. dokunmasınlar Munzur’umuza. Kepçe vurduramayız buraya. Böyle kalmasını istiyoruz. Biz burada ibadet ediyoruz. Kurbanlarla gelirdik buraya. İnançla, itikatla gelirdik. Ziyaretimize dokundurmayacağız” diye konuştu.

    “SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ, 

    Hacer Çelik ise, “Bizim Munzur’umuza dokunmasınlar. Bizim su kaynaklarımıza kepçe vururlarsa her şey yok olur. Biz buralara kepçe vurdurmayız. Direneceğiz, sonuna kadar. Burası bizim ibadet yerimiz. Biz buraya lokmalarımızla geliyoruz, niyazlaşıyoruz. Her hafta geliyoruz. Herkesin çöplerini biz topluyoruz. Turistler geliyor onların çöplerini biz topluyoruz. Burası turizm değil inanç yerimizdir. Biz karları yarıp lokmalarımızı getiriyoruz. Buraya dokunmalarını istemiyoruz” diye konuştu.

    “GEREKİRSE KEPÇELERİN ÖNÜNE YATARIZ, GECE GÜNDÜZ BURADA KALIRIZ”

    Hatice Çelik de, şunları kaydetti:

    “Munzur’umuza dokunmasınlar. Biz onlardan bir şey istemiyoruz. Şu ana kadar hiç buraya yatırım yoktu, projeler yoktu. Birden ne oldu da projeler koydular ortaya? Burası bizim inanç yerimiz. Burası bizim kutsal meskenimiz. Dokunmalarına izin vermeyeceğiz. Gerekirse kepçelerin önüne yatarız. Gece gündüz buradan hiç kalkmayız. Kepçe de bizi ezsin geçsin. Buraya dokundurmayacağız. Doğma büyüme buralıyız. Kurbanlarımızı paylaşırız. Niyazlarımızı buraya getiririz. Çılalarımızı yakarız. Hawtemalda, Xızır ayında hep buraya geliriz. Kar isterse boyumuzu geçsin biz yine de geliriz. Karı yarıp Munzur’umuza ulaşırız. Kutsal meskenimize dokundurmayız.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Munzur Koruma Kurulu’ndan Dersim’deki ormanlar için çağrı

    Munzur Koruma Kurulu’ndan Dersim’deki ormanlar için çağrı

    PİRHA – Dersim’deki ekolojik yıkıma ilişkin PİRHA’ya konuşan Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, güvenlik nedeniyle ormanların kesilmesinin kabul edilemeyeceğini belirterek doğanın korunması yönünde çağrı yaptı.

    Dersim’de son dönemlerde yaz aylarında askeri operasyonlar sonrası orman yangınlarının büyük tahribatlar yarattığını belirten DEDEF’e bağlı Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, kalekol yapımlarında güvenlik gerekçeleri nedeniyle ormanların kesilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

    Şen, şunları kaydetti:

    “Dersim’de çok sayıda kalekol bulunmakta. Bunları yapmak için de uzun süreden beri ormanlar kesiliyor. Bu kabullenebilir bir şey değildir. Güvenlik nedeniyle ormanların kesilmesini kabul etmek istemiyoruz. Dersim’deki ormanlar, bölgenin ana damarıdır. Ormanlar korunmalı. Bu durdurulmalı. Orman Bölge Müdürlüğü’ne, Tunceli Valiliği’ne, bu kararı alıp uygulayanlara çağrı yapıyoruz. Meyve ağaçları, meşe ağaçları yok oluyor. Buralarda daha sonra toprak kaymaları olacaktır. Doğal doku bozuluyor.”

    PİRHA/ DERSİM

  • ‘Rant için doğanın yok edilmesine izin vermeyeceğiz, Halvori Gözeleri hafızamızdır’-VİDEO

    ‘Rant için doğanın yok edilmesine izin vermeyeceğiz, Halvori Gözeleri hafızamızdır’-VİDEO

    PİRHA – Dersim Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde bulunan Halvori Gözeleri’nin yapılaşma durumuna ilişkin PİRHA’ya konuşan kurum temsilcileri, bölgenin tarihsel ve inançsal bir yer olduğunu belirterek yapılaşmaya karşı mücadele edeceklerini söyledi.

    Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde bulunan, Dersim’in kutsallarından olan Halvori Gözeleri’nde Bungalow Ev Tip Otel işletmeciliği için resmi süreç başlatılmış olduğu öğrenilmiş, buna karşın bölgenin Munzur Vadisi Millî Parkı’nın Mutlak Koruma Zonu’nda olduğu, insan kaynaklı hiçbir faaliyete izin verilmeyeceği Av. Barış Yıldırım tarafından dile getirilmişti.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ise konuyu Meclis gündemine taşıyarak “Dersim halkı için tarihsel, inançsal ve kültürel öneme sahip bir alanı turizme açmakla ne amaçlanmaktadır?” sorusunu yöneltmişti.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan kurum temsilcileri, Halvori Gözeleri’nin tarihsel ve inançsal bir mekan olması ile milli park sınırları içerisinde insan etkileşiminin yasak olduğunu kaydederek bu yapılaşmaya karşı mücadele edeceklerini belirtti.

    HALVORİ KOMİSYONU OLUŞTURULDU

    Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil, Munzur Özgür Aksın Meclisi’nin konuya dair bir komisyon oluşturduğunu belirtti.

    Yapılaşmaya karşı çalışmaların hızlandırılacağını kaydeden Yeşil, komisyonun resmi ve hukuki boyutta girişimleri ile çevre temizliği düzenleyeceğini bildirdi.

    “DERSİM HAFIZASINI KORUMAMIZ GEREKİYOR”

    Halvori Gözeleri tarihsel ve inançsal açıdan önemli bir mekan olduğunu söyleyen Yeşil, “Yüzlerce yıllık ağaçların, ziyaretgahların bulunduğu bir alan. Seyit Rıza ve aşiret temsilcilerinin bir araya geldiği, 38’de Dersim kadınlarının tecavüze uğramamak için kayalıklardan atladığı bir yer. Dersim hafızasını korumak için doğamıza, inancımıza sahip çıkmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “ÖNLEM ALINMALI, ALT YAPI OLUŞTURULMALI”

    Önlem alınmadan, alt yapı oluşturulmadan yapılan turizm çağrılarının yanlış olduğunun altını çizen Yeşil, “Bir yere insan akını başlarsa oranın bir özelliği kalma. Yıllarca dokunulmayan alanlardı buralar. İnsan etkileşiminin olmadığı çok saf bir doğamız vardı ama maalesef turizm çağrılarının yapılması gerekse bazı kurumlar tarafından turizm vs şehirler diyerek lanse edilmesiyle insanların ilgisi artıyor tabi ki. Sınırlarımızı kapatacak değiliz ama bunun belirli biz düzen içerisinde yapmak zorundayız. Önlemler alınmadı” dedi.

    “RANT İÇİN DOĞANIN YOK EDİLMESİNE İZİN VERMEMELİYİZ”

    Birkaç kurum dışında turizmden gelir sağlayan hiç kimse olmadığını belirten Yeşil, “Esnafa da bir katkısı olmuyor. Bunu herkesin iyi düşünmesi gerekiyor. bu doğa bize lazım. Rant için doğanın yok edilmesine izin vermemeliyiz” diyerek tepki gösterdi.

    Yeşil, şunları kaydetti:

    “Vadi içerisinde su kıyısına hiçbir işletmeyi kabul edemeyiz. Doğal yapısıyla kalması gerekiyor. Milli park olması ve bizim tarihsel, inançsal mekanlarımıza yapılaşmayı kabul etmiyoruz.

    İl ve ilçe sınırları içerisinde nehir kıyısına yapılan işletmelerin de tüm önlemleri almaları gerekiyor. Doğa turizminin olduğu yerde doğa dostu işletmeler yapılması gerekiyor. Ormanın içerisine binalar dikmek yerine uyumlu yerler yapılması gerekir.”

    “KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI HALA DUYABİLDİĞİMİZ KAYALIKLAR”

    Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilcisi Özkan Arslan, Halvori Gözeleri’nin önemine şöyle değindi:

    “Halvori Gözeleri Dersim halkı ve tüm Aleviler için önemli bir yer. Karşılıklı iki ziyaretgah bulunuyor. Hem inançsal anlamda bir özelliği var hem de 38’de Halvori kayalıkları, kadınlarımız için onur kayalıkları dediğimiz yer. Askerlerin eline geçmemek için genç kadınların suya atladığı, kadınları çığlıklarını hala duyabildiğimiz kayalıklar. Bir başka durum ise; katliama karşı örülen direnişte ilk aşiret toplantılarının yapıldığı yerdir. Bizim için çok önemi var.”

    “SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ, YAPILAŞMAYA İZİN VERİLMEYECEK”

    Dersim’in bütün su havzalarına bu tür işletmeler açılmasına karşı olduklarını vurgulayan Arslan, “Bu sürecin takipçisi olacağız. Bölgede otel yapılmasına izin verilmeyecektir. Munzur Özgür Aksın Meclisi’nin oluşturduğu Halvori Komisyonu araştırmalarını, çalışmalarını yapacak. Bu yapılaşmayı engellemek için halkımızla birlikte sokak ayağını da örgütleyeceğiz” dedi.

    “GÜLİSTAN AYLARDIR ARANIYOR, SU BOŞALTILMIYOR”

    Dersim’in HES’lerle kuşatılmış durumda olduğunu belirten Arslan, Peri Vadisi, Mercan Vadisi, Uzunçayır Barajı ve daha birçok yer böyle. Uzunçayır Barajı, insanların öldürülüp atıldığı, intiharların yaşandığı yere dönüştü. Aylarca bir genç kadın aranıyor ama su hala boşaltılmıyor. Sermayenin etkisini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ÇEVREYE ZARAR VERİLMEDEN DOĞAL YÖNTEMLER UYGULANARAK YAPILMALI”

    Arslan, “Yapılan her şeye engel olmak değil söylediğimiz ama doğaya, kaynak sularına, köylere, meralara zarar vermeden yapılması gerekir. Belli şirketlerin denetiminde yapılması gerekmiyor. Eski yöntemlerle de yapılabilir, doğal yöntemler tercih edilebilir. Taş ve kum ocakları da aynı şekilde vadilere zarar veriyor. Tarım alanlarına zarar vermiş durumda. Bölge insanlarının da duyarlı olduğunu düşünüyoruz. Alanların eski hallerine döndürülmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    “ÇEVRE SALDIRILARI SİYASİDİR”

    Dersim’deki çevre saldırılarının siyasal olduğunu düşündüklerini kaydeden Arslan, “Barajlarla birlikte kalekollar, kuleler inşa edildi. Baraj inşaatlarında kum, çakıl ocakları açıldı. Şimdi de termal yerler açılmaya çalışılıyor. Valilik, tabi ki devletin gözüne görmek için Dersim’in birçok yerini pazarlamaya kalkabilir ama Dersim halkı, üstü açık arabayla, 2-3 tabelayla açılan tesislerle bu sorunların çözüldüğünü düşünmez” dedi.

    “ÇEVRE SALDIRILARI ÜÇÜNCÜ SÜRGÜNDÜR”

    Ekolojik yıkımın üçüncü sürgün olduğunu dile getiren Arslan, “Birincisi 38’dir, ikincisi 94’teki köy boşaltmalarıdır. Üçüncüsü ise toprağın kuşatılmasıdır. Köylerde yol yok mesela Peri Vadisi’nde Arduç ailesinin ilçeye gidecek yolu yok ama birileri açık arabayla insan gezdiriyor. Bunun samimiyeti tartışılır” diye konuştu.

    Arslan, “Dersim’i ışıklandırarak kentin iyi olduğunu söylüyorlar. Yaşam alanlarımız sulara gömüldü. Bu ışıklar yanmasın, yaşam alanlarımız yok olmasın” diyerek sözlerini tamamladı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

     

  • Halvori Gözeleri’ne otel projesi: Hukuksuzluktur, vicdana aykırıdır

    Halvori Gözeleri’ne otel projesi: Hukuksuzluktur, vicdana aykırıdır

    PİRHA – Dersim’in kutsal mekanlarından Halvori Gözeleri’nde otel yapımı olacağı duyuruldu. Duruma tepki gösteren Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Barış Yıldırım, “Doğamıza ve kültürel mirasımıza ticarileştirmeye karşı sahip çıkacağımızı belirtmek istiyoruz” dedi. 

    Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde bulunan, Dersim’in kutsallarından olan Halvori Gözeleri’nde Bungalow Ev Tip Otel işletmeciiliği için resmi süreç başlatılmış olduğu öğrenildi.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Av. Barış Yıldırım, “Millî Park’ın temel kaynak değerlerinden biri de Halvori Gözeleri’dir. Halvori Gözeleri, ilginç özelliklere ve güzelliklere sahip olduğu gibi bilimsel ve estetik bakımından da muhteşem bir tabiat alanıdır. Gözelerde çok sayıda noktadan çıkan su kaynakları bulunmaktadır. 2872 sayılı Millî Parklar Kanunu ile Millî Parklar Yönetmeliği’ne göre Halvori Gözeleri Millî Parkın “Mutlak Koruma Zonu”nda bulunmaktadır. Gözeler, aynı zamanda kültürel ve inançsal bakımdan da kültürel miras alanıdır. Hal böyleyken Doğa koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü XV. Bölge Müdürlüğü tarafından Halvori Gözeleri’nde, Bungalow Ev Tip Otel işletmeciiliği için resmî süreç başlatılmış olduğunu bugün öğrendik. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte inşaat için ihale gerçekleştirileceğini de öğrendik” diyerek duruma tepki gösterdi.

    “HALVORİ GÖZELERİ’NDE OTEL İNŞA ETMEK HUKUKSUZLUKTUR, VİCDANA AYKIRIDIR”

    Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Halvori Gözeleri’nde Otel inşa edilmesi hukuka, akla ve vicdana aykırıdır.

    Neden mi?

    1.Bölge Munzur Vadisi Millî Parkı’nın Mutlak Koruma Zonu’ndadır. Bu sahalarda insan kaynaklı hiçbir faaliyete izin verilmez.

    2.Bölge Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin EK-II Listesi’ne göre koruma altında bulunan Yaban Keçileri’nin habitat alanıdır. Bu alanlarda insan etkileşimi kesinlikle yasaktır.

    3.Bölge Birleşmiş Milletler Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi hükümlerine göre koruma altındadır.

    4.Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’ne göre de bölgenin doğal peyzajının korunması esastır.

    5.Bölgede Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi bulunmadığından insan kaynaklı atıklar 2872 sayılı Çevre kanunu’na aykırı şekilde toprak ve suya karışacaktır. Bu durum ise başta su kaynağı durumundaki Halvori Gözeleri’nde ve Munzur NEHRİ’NDE GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAYACAK kirlenmeye sebebiyet verecektir. Bu durum ise sucul ekosistemin bozulmasına sebebiyet verecektir.

    6.Gözeler Aleviler açısından ziyaretgâh yeri olup “Kavl-u karar” mekanıdır.

    “OTEL PROJESİNDEN VAZGEÇİLMELİDİR, HUKUKSAL YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”

    Dünya’da ve Türkiye’de doğal yaşam ortamlarının insan baskısı ile tahrip edilmesinin virüs salgını gibi hangi olumsuzluklara sebebiyet verdiğinin son derece açıkça anlaşıldığı bugünlerde Halvori Gözeleri gibi ender bulunan bir tabiat sahasında Otel inşa edilmesinin anlaşılır bir yanı da yoktur.

    Doğamıza ve kültürel mirasımıza ticarileştirmeye karşı sahip çıkacağımızı belirtmek istiyoruz.

    Yukarıda açıklanan tüm gerekçelerle derhal Otel Projesi’nden vazgeçilmelidir.

    Aksi durumda tüm hukuksal yollara başvuracağımızı belirtmek isteriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ekoloji Birliği: Evde kal sürecini iktidar ve şirketler fırsata dönüştürdü

    Ekoloji Birliği: Evde kal sürecini iktidar ve şirketler fırsata dönüştürdü

    PİRHA – Ekoloji Birliği, koronavirüs nedeniyle insanların evlerine çekildiği bir sürecin sermaye ve iktidarın tarafından fırsata çevrildiği belirtildi. Birlik, bu süreçte yapılan tahribatları hazırladığı raporla paylaştı. 
    Ekoloji Birliği, tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını sürecinde halkın “evde kal”dığı süreçlerde  sermaye ve iktidar tarafından ekolojik yıkım projelerine devam edildiğini belirtti. Ekoloji Birliği, bu süreçte yaşanan ekolojik tahribata ilişkin rapor yayınlandı. Ekolojik yıkım projelerinin bir an önce durdurulması gerekildiği belirtilen raporda, yaşamın, kapitalist sistemin yarattığı ekolojik tahribat nedeniyle ciddi tehdit altında olduğunu vurguladı. Türkiye’de sermaye ve siyasi iktidarın koronavirüs (Kovid-19) salgınını bile doğaya yönelik sömürünün sürmesi için projelerini uygulama yönünde bir fırsata dönüştürme çabası olduğu vurgulanan raporda, aç gözlülüğün dur durak bilmediği ifade edildi.
    Ekoloji Birliği raporunda koronavirüs sürecinde ekolojik yıkıma yol açan projelerin bir bölümü şöyle;
    “* Çanakkale Kumarlar köyünde baraj inşa etmek isteyen Doğu Biga Madencilik isimli şirket tarafından, köylülere mera alanlarını boşaltmaları için baskı yapıldı.
    * Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize Güneysu Gürgen köyünde halkın tepkisine rağmen HES projesini yürüten şirket, koronavirüs gündemini fırsat bilerek çalışmalarını hızlandırdı.
    * Artvin’deki maden ve HES çalışmaları devam ediyor. Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’ın işlettiği Artvin Cerattepe ve Murgul’daki maden sahalarında faaliyete ara verilmedi.
    * Artvin Yusufeli’nde ilçe halkının itiraz ettiği HES projesiyle ilgili çalışmalara başlanıldı.
    *Salda Gölü 1’inci derece doğal sit ve korunan alan statüsüne sahip olmasına rağmen, millet bahçesi yapmak amacıyla iş makineleri ile Salda’ya girip bölgeye özel kumulları taşıdılar ve Millet Bahçesi kapsamında yapacakları yol ve otopark alanına serdiler. Tepkiler üzerine faaliyet durdu.
    * UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Sur’ları ile Dicle Nehri arasındaki bir bölgede yer alıyor. Kültürel bir miras olan bu alan, millet bahçesine dönüştürülmek isteniyor.
    *Cumhurbaşkanı kararıyla, Adana’dan 9, Artvin’den 1, Bolu’dan 3, Erzurum’dan 7. toplamda 14 Bin Dönümlük alan, ‘Yayla Alanı’ olmaktan çıkarıldı.
    * Ilısu Barajı’nın su toplaması sonucunda, Hasankeyf ve 40 köy bütünüyle sular altında kalırken, 60 köyde de evlerin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümü suya gömüldü.
    * Mersin Karaduvar’da Polipropilen Fabrikası: Mersin’de doğayı kirleteceği iddiasıyla büyük tepkiye neden olmasına rağmen yapılmak istenen polipropilen tesisi için Toros Tarım AŞ’nin olduğu bölge Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi.
    * Eskişehir’de 9 adet Jeotermal kaynak arama sahası için ruhsat verileceği açıklandı.
    * Kanal İstanbul projesi öncesi iki köprünün taşınmasıyla ilgili ihale yapıldı. İhale meslek odalarınca dava edildi.
    *  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Afşin’e üçüncü termik santrale “ÇED Olumlu” kararı verdi.
    * Bursa’ya bağlı Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla köyü sınırları içindeki alanda Lübnanlı Maden Şirketi Meyra tarafından bakır ve çinko madeni için zenginleştirme tesisi yapılması amacıyla ağaç kesilmeye başlandı. Köylüler direniyor.
    * Bursa Nilüfer ilçesine bağlı Çalı Mahallesi’nde HES Projesi çalışmaları başladı.
    * Bartın ırmağı ‘’Kesin Korunacak Hassas Alanlar’’ statüsünde iken bir alta çekerek ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanına indirildi.
    * Ordu-Fatsa’da altın madeni için alan genişletme faaliyetleri tekrardan başladı. Yeraltı ve yerüstü suları zehirlendi.
    * Muğla’nın Milas ilçesinde İkizköy mevkiinde yer alan termik santralin su ihtiyacı giderilmesi amacıyla, İkizköy susuz bırakıldı.
    * Aydın Efeler’e bağlı Kızılcaköy’de yapılmak istenen jeotermal enerji santrali için ‘ÇED Olumlu’ kararı verildi. Kızılcaköylüler dava hazırlığı içinde.
    * Ordu ilinde Perşembe-Gürgentepe-Fatsa ilçelerinde 1.967.61 hektarlık alanda maden arama için ihale yapıldı, ruhsat verildi.
    * Çanakkale Orman Müdürlüğü Kaz dağlarında 270’inci güne ulaşan çadır nöbet alanının tahliyesi için tebliğde bulundu. Karara STK’lar Çanakkale Valiliği’ne dilekçelerle itiraz ettiler.
    * Samsun, Kavak Şahin Dağlarında TÜPRAG Madencilik tarafından 12 bin hektarı kapsayan alanda toplam 6 adet saha için maden arama ruhsatı alınmış ve bu sahalardan ikisinde maden arama faaliyetleri kapsamında sondaj çalışmalarına hız verilmiş durumda.
    * TMSF’nin daha önce el koyduğu Koza Altın İşletmeleri, Eskişehir Sivrihisar’da yaşam alanlarının yakınına siyanürlü ikinci atık depolama tesisi yapılması için çalışmalara başladı.
    * Özelleştirilen Tekirdağ Uluslararası Limanı, şimdiki adıyla Ceyport Tekirdağ Uluslararası Limanı’nda kurulması planlanan likit tank çiftliği projesi kapsamındaki kimyasal depolama alanının temelleri deniz kıyısında atıldı. Kimyasalların depolanacağı alanın 500 metre ötesinden aktif fay hattının geçmesi nedeniyle projeye tepki gösteriliyor.
    * Dersim’de her geçen gün sayıları artan kum ve taş ocaklarının yerleşim ve yaşam alanlarına, verimli tarım arazilerine, bağ bahçelere ve ürünlere ciddi zararlar vermesi nedeniyle DEDEF tarafından taş ve kum ocaklarına karşı kampanya başlatıldığı açıklandı.
    * Balya Orhanlar köyünde Bahar Madencilik A.Ş. tarafından altın madeni arama faaliyetleri sürdürülüyor.
    * 17 Ocak’ta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ihale edilen 305 maden alanının ihalesinin iptali için doğa koruma örgütleri dava açtı.
    * Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca Muğla ili Fethiye ilçesi Kayaköy Mahallesi ve Ölüdeniz Mahallesi sınırlarında bulunan 2 bin 182 hektarlık alan sondaj yöntemi ile Jeotermal kaynaklar arama faaliyeti adı altında ihale edildi. Bu bölgede korunan alanlar bulunmakta.
    * Datça-Emecik-Alavara mevkiinde mutlak korunması gereken bir alanın sit statüsü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, 34954 sayılı Olur ile 18 Şubat tarihli Resmi Gazete’de ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak ilan edilerek yapılaşma ve madencilik faaliyetlerinin önü açıldı.
    * Tokat’ın Yağmurlu ve Mercimek köyleri yakınında yapılmak istenen taş ocağı projesi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi. Köylüler kararı dava etmeye hazırlanıyor.
    * Aydın İli Efeler İlçesi Yılmazköy’de ÇED kararı ve üretim lisansı iptal edilmiş olan Maren Enerji’nin kuyuları başka tesise bağlama girişimi sırasında jeotermal borularında patlama meydana geldi.”
    (HABER MERKEZİ)
  • Maraş’ta doğa katliamı: Sular siyaha büründü

    Maraş’ta doğa katliamı: Sular siyaha büründü

    PİRHA – CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Sır Barajı’nda sanayi tesislerinin kimyasal atığının neden olduğu görüntüleri yayınlayarak suç duyurusunda bulunacağını belirtti.

    CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Sır Barajı’na ilişkin Twitter hesabından paylaşım yaptı. Öztunç yaptığı paylaşımda iki fotoğraf kullandı. Öztunç’un iki gün önce çekildiğini belirttiği havadan kaydedilmiş fotoğraflarda barajdaki suyun siyaha büründüğü görülüyor.

    Öztunç’un yaptığı paylaşımlarda şu ifadeler yer aldı:

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIM”

    “Bu görüntüler Kahramanmaraş Sır Barajı’ndan. Maalesef sanayi tesislerinin kimyasal atığı bu görüntülere sebep oluyor. Defalarca çağrı yaptım, mücadele ettim ama maalesef ne Çevre Bakanlığı ne de Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi duyarlılık göstermedi.

    Bu çevre katliamının sorumluları sadece fabrikalar değil, aynı zamanda duyarsız kalan kamu görevlileridir. Bu nedenle bu kamu görevlileri hakkında da suç duyusunda bulunacağım. Bunu yapmaya mecbur bırakıldım maalesef.” (HABER MERKEZİ)

  • Bülbül, Zonguldak Alaplı’da yaşanacak çevre felaketini Çevre Bakanı’na sordu

    Bülbül, Zonguldak Alaplı’da yaşanacak çevre felaketini Çevre Bakanı’na sordu

    PİRHA – HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Zonguldak’ta ağaç katliamına yol açacak altın projesine ilişkin soru önergesi verdi. Bülbül, “Çevre katliamının yol açtığı halk sağlığı sorunlarının çözümü için herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır?” sorusuna yer verdi. 

    Kanadalı bir şirket tarafından dünyanın en yaşlı ağaçlarının bulunduğu Zonguldak Alaplı ormanlarında altın arandığı, şirketin işletme ruhsatı aldığı takdirde yapacağı ağaç katliamına yol açacağına dair beyanlar dikkat çekiyor. Haberin ayrıntılarında Zonguldak Valiliği’nden aldığı “ÇED Gerekli Değildir” belgesi ile sondaj çalışmalarını sürdüren şirket, işletme ruhsatı alırsa, büyük bir ağaç katliamının yanı sıra milyonlarca orman canlısının yaşamını kaybetmesine neden olacağı gündemde. 

    Halkların Demokratik Partisi Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, konuya ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlaması istemiyle Meclise soru önergesi verdi.

    Bülbül, önergede Bakan Kurum’a şu soruları yöneltti:

    • Çevre katliamının yol açtığı halk sağlığı sorunlarının çözümü için herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır? Yapıldı ise ne tür önlemler öngörülmektedir?
    • Kanadalı altın madeni firması Centerra Gold’un yanı sıra Maden Tetkik Arama’nın (MTA) Türk Petrolleri A.Ş.’ye bölgedeki dört köyde altın arama izni verdiğine ilişkin kaygılarının giderilmesine yönelik ne tür somut önlemler alınmaktadır?
    • Bahse konu bölgelerde ÇED raporuna hangi saiklerle gerek duyulmamaktadır? (HABER MERKEZİ)
  • Çevre katliamı bitmiyor: Antik Kral Yolu’na sanayi kurulacak

    Çevre katliamı bitmiyor: Antik Kral Yolu’na sanayi kurulacak

    Antik Kral Yolu’na sanayi kurulacağı iddialarını Meclis’e taşıyan İYİ Parti Aydın Milletvekili Adnan Sezgin, “Adeta bilinçli bir şekilde tarihi ve doğayı katletmek amacı taşıdığı izlenimi veren bu karar, hangi kişi ve kurumlar tarafından verilmiştir?” diye sordu.

    İYİ Parti Aydın Milletvekili Adnan Sezgin, Didim’de antik Kral Yolu üzerinde ve turizm bölgesinde Didim Su Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulacağını açıkladı.

    Sezgin, konuyu Meclis gündemine taşıyarak, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye Didim Su Ürünleri OSB’nin kurulması planlanan bölgede tarihi ve turistik nitelikte önemli kültür ve tabiat değerleri bulunduğunu hatırlattı. OSB’nin burada kurulması halinde bölgenin ağır şekilde tahrip edileceğini, ayrıca denizde oluşturulacak balık çiftliklerinin lojistik hattı üzerinde kalacak olan bölgede tarihi ve doğal varlıkların da zarar göreceğini ifade etti.

    Didim’de 1662 no.lu parselde kurulacağı iddia edilen OSB’nin tam ortasında, “Kral Yolu” olarak adlandırılan 17 kilometre uzunluğunda bir antik yol bulunduğunu hatırlatan Sezgin, Hristiyanlar için hac yolu olarak da kabul edilen bu yolda çok sayıda tarihi eser ve kültür varlığının mevcut olduğunu belirtti.

    TARİHİ ESERLER YER ALIYOR

    Antik Kral Yolu üzerinde kurulması planlanan sanayi tesislerinin, bölgedeki tarihi dokuya zarar verebileceği ifade ediliyor.

    “Adeta bilinçli bir şekilde tarihi ve doğayı katletmek amacı taşıdığı izlenimi veren bu karar, hangi kişi ve kurumlar tarafından verilmiştir?” ifadelerini kullanan Sezgin, Didim gibi çok kıymetli turizm potansiyeline sahip bir kentin deniz alanlarında balık çiftlikleri kurularak turizm potansiyeline de darbe vurulacağının da altını çizdi.

    Sezgin ayrıca, “Didim gibi bir turizm kentinde söz konusu yatırım için karar verilirken Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görüşleri alınmış mıdır? Sehven böyle bir karar verilmişse, Didim ve Aydın halkının talepleri ve düzenlenen imza kampanyaları da dikkate alınarak, projenin iptal edilmesi veya lokasyonunda değişiklik yapılması planlanmakta mıdır?” diye sordu.

  • Çanakkale’de 17 farklı alanda yapılması planlanan JES ihaleleri iptal edildi

    Çanakkale’de 17 farklı alanda yapılması planlanan JES ihaleleri iptal edildi

    PİRHA- Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından jeotermal amaçlı arama ve işletmeye ihale edilen Çanakkale’nin Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada ilçelerinde toplam 358 bin 668 dönümü kapsayan 17 adet farklı alanın ihaleleri yaşanan deprem sonrası iptal edildi.

    Çanakkale’nin Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada ilçelerinde toplam 358 bin 668 dönümü kapsayan 17 adet farklı alan, Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından jeotermal amaçlı arama ve işletmeye ihale edilmişti. JES’e karşı çıkan halk ihalelerin iptal edilmesini istemişti.

    Şimdi ise Çanakkale Valiliği, Çanakkale’nin doğal yapısına ve ekolojik dengeye zarar verecek olan JES ihalelerini iptal etti.

    “ÇANAKKALE ENERJİ ŞİRKETLERİNİN HEDEFİNDE”

    CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, önceki gün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ihalelerin iptal edilmesini talep etmiş ve Aydın’da yaşanan olumsuzlukları örnek göstermişti. Ceylan, harp tarihi açısından dünyanın en büyük açık hava müzesi olma özelliği taşıyan Çanakkale’nin enerji şirketlerinin hedefinde olduğunu kaydetti.

    Ceylan, Çanakkale’de faaliyette olan Çan 18 Mart Termik Santrali’nin baca gazı filtresi olmadan çalıştırılmaya devam ettiğini ve toprağı, suyu, insan sağlığını tehdit ettiğini dile getirdi.

    “TOPRAĞA, HAVAYA, SUYA VE İNSANA İHANETTİR”

    Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada’da toplam 358 bin 668 dönüm alanda 15 adet arama, 2 adet Jeotermal kaynak işletme sahasının ihalesinin yaşanan deprem sonrası Valilik tarafından iptal edildiğini kaydeden Ceylan, “Bu ilan ile ihaleye çıkılması bile ‘biz toprağa, havaya, suya ve insana ihanet etmeye karar verdik’ demektir. Ama iptali memnuniyet verici” dedi.

    “İPTALİ MEMNUNİYET VERİCİ”

    Türkiye’nin JES sicilinin bozuk olduğunu ifade eden Ceylan, Aydın örneğini hatırlatarak, “28 Şubat ihalesiyle parsel parsel verilmek istenen yerler dağ başı mıdır? İhaleye çıkarılan 17 jeotermal sahanın çevresinde köyler ve yaşam alanları, dereler, göletler, antik kentler, turizm, tarım ve hayvancılık alanları bulunmaktadır. İhalenin iptali memnuniyet vericidir” diye konuştu.

    “KONTROL KAMUDA OLMALI”

    Kontrolsüz jeotermal faaliyetlerin sismik hareketleri tetiklediğini belirten Ceylan, yaptığı basın toplantısında “Çanakkale’nin bir deprem kuşağında olduğunu ve önceki gün yaşanan depremlerin de ders verir nitelikte olduğunu düşünüyorum” dedi. Devletin Maden Tetkik Arama eli ile bu işin içinde daha etkin olması gerektiğini ifade eden Ceylan, “Kontrol mutlak suretle kamuda olmalı ve aramadan, işletmeye bütün süreçler iyi kontrol edilmelidir” dedi.

    “ÇEVRE KATLİAMINA YOL AÇACAK”

    Jeotermal enerjinin elde ediliş şeklini yanında getirdiği, içinde akıcı sıvı ile temiz su bulunan bardakla örnek vererek gösteren Ceylan, alttaki suyun istenilen nitelikte olmaması halinde sondajın çıkarıldığını, sondajlanan bölümün doldurulmaması durumunda suların zehirlenmesine neden olacağını, açılacak yüzlerce sondajdan enerji üretimi için uygun bulmadıklarını olduğu gibi bırakıp gidecek şirketlerin bir çevre katliamına yol açacaklarını belirtti.

    Ceylan, arama ve işletme sahalarında ihalenin tekrar gündeme gelmesi halinde, Gülpınar’ın organik zeytini, Bozcaada’nın çavuş üzümü, Kösedere’nin domatesi, Tuzla’nın fasulyesi, Lapseki’nin kirazının, Ezine ve Bayramiç’in peynirinin, Yenice’nin kaypa biberinin aynı güzellikte yaşamasının ve herkesin damak tadında o güzel lezzetlerin korunamayacağını söyledi. (HABER MERKEZİ)