Etiket: çevre kirliliği

  • Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliği Meclis gündemine taşındı-VİDEO

    Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliği Meclis gündemine taşındı-VİDEO

    PİRHA-CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğini Meclis gündemine taşıdı. Afşin, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak’ın bir haftadır kan ağladığını söyleyen Öztunç, “Afşin Elbistan Termik Santrali on gündür iklim koşullarını fırsat bilerek filtresiz bacalardan zehir saçıyor. Bir hükümet düşünün kendi yurttaşının zehirlenmesine izin veriyor” dedi.

    1987 yılında hizmete açılan Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğinin insan ve çevre sağlığı açısından korkutucu boyutlara ulaşmış durumda.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğini Meclis gündemine taşıdı.

    “İNSANLAR ZEHİR SOLUYOR”

    Afşin, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak’ın bir haftadır kan ağladığını belirten CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Zehir saçılıyor, insanlar zehir soluyorlar. Afşin Elbistan Termik Santrali on gündür iklim koşullarını fırsat bilerek filtresiz bacalardan zehir saçıyor. Defalarca uyardık, isyan ettik. Bir hükümet düşünün kendi yurttaşının zehirlenmesine izin veriyor. Ne yapmamız gerekiyor artık insanların rahat nefes alabilmesi için, gidip Çelikler Holding’e ait santralin önünde kendimizi yakalım mı ne istiyorsunuz?”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’e binlerce insan akın etti -VİDEO

    Dersim’e binlerce insan akın etti -VİDEO

    PİRHA-Havaların ısınması ve bayram tatiliyle birlikte çok sayıda insan Dersim’e akın etti. 

    Dersim, bayram dolayısıyla ziyaretçi akınına uğruyor. Munzur ve Pülümür Vadisi’nde yaşanan insan yoğunluğu dikkat çekiyor. Kent nüfusunun hızla artması sonucu Munzur Vadisi Milli Parkı’nın fauna ve florası da olumsuz etkilenmeye başladı.

    PİRHA/DERSİM

  • TTB, Hatay’daki çevre kirliliği nedeniyle sorumlu hakimleri HSK’ye şikayet etti

    TTB, Hatay’daki çevre kirliliği nedeniyle sorumlu hakimleri HSK’ye şikayet etti

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği, Hatay’da yaşam alanlarına moloz dökülmesine karşı açılan davada 8 aydır yürütmeyi durdurmadığı ve hukuki yolları etkisizleştirdiği gerekçesiyle hakimleri Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayet etti.

    Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de aralarında olduğu emek-meslek ve çevre örgütleri, Hatay’da yerleşim alanlarının, hastanelerin, ibadet yerlerinin, zeytinlik bölgelerinin ve sulak alanların moloz döküm alanı olarak kullanılmaması için 19 Nisan 2023’te Hatay 2. İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Dava dilekçesinde moloz döküm işlemlerinin yarattığı sağlık sorunlarına dikkat çekilerek, bu yöndeki idari işlemlerin idare savunması alınmaksızın derhal durdurulması ve iptali talep edilmişti.

    HSK’YE ŞİKAYETTE BULUNULDU

    TTB Hukuk Bürosu avukatları, davanın açılmasının üzerinden 8 ay geçmesine ve dava konusunun telafisi mümkün olmayan zararlar doğurmasına karşın mahkemenin yürütmeyi durdurmaması ve süreci bilinçli olarak uzatması üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayet başvurusunda bulundu.

    Şikayet dilekçesinde, 28 Nisan 2023 tarihli ara karar ile idareden dava konusu işlemlere ilişkin bilgi ve belgelerin 10 gün içinde teslim edilmesinin istendiği, idarenin bu zaman zarfında yükümlülüğünü yerine getirmediği, buna karşın mahkemenin herhangi bir tekitte bulunmadığı ve yürütmenin durdurulması talebini değerlendirmediği belirtildi.

    İdarenin haziran ve temmuz aylarında ancak verdiği yanıtlara karşın yürütmenin durdurulması talebinin yine değerlendirilmediğine dikkat çekilen dilekçede, yanıtlara karşı sunulan beyanlara da yer verildi. Buna göre; Devlet Su İşleri’nin (DSİ) olumsuz kurum görüşü sunduğu parsellere izin verildiği, şartlı kurum görüşü sunduğu parseller için ise şartların yerine getirilmediği, bazı parsellerin ise valilik izni olmaksızın fiili olarak kullanıldığı belirtildi. Ayrıca tümü yerleşim yerlerinin içinde olan döküm ve depolama alanlarında yeterli güvenlik önlemi olmadığı, sulama yapılmadığı, sulama aracı görülmediği, yoğun tozlanma yaşandığı, rahatsız edici görüntü ve kokular olduğu, kamyonların ise tartıya tabip tutulmadığı kaydedildi.

    TTB’nin beyanları sonrası mahkemenin idareye 30 gün daha süre verip bu ara kararını 13 gün sonra tebligata çıkardığı, gelen yanıtlar sonrası yeni bilgi ve belgelerin talep edildiği bir başka ara kararın ise tam bir ay sonra tebligata çıkardığı aktarılan dilekçede “Sonuç olarak 8 aydır yürütmenin durdurulmasına ilişkin bir karar verilmesi beklenmektedir” denildi.

    Şikayet dilekçesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bilindiği üzere yürütmenin durdurulması kararı, açılan idari davada, idari işlemin hukuka uygunluk karinesini askıya alarak, uygulamasını en geç dava sonuçlanıncaya kadar erteleyen idare hukukuna özgü bir yargı kararıdır. Ve işlem ve eylemin bu kapsamda hızlıca değerlendirilmesi gerekir, çünkü zaten işlemin veya eylemin iptalinin gecikmesinde sakınca bulunması halinde yürütmenin durdurulmasına ilişkin talepte bulunulur.

    Aynı durum dosyamız için de söz konusu olup hukuki bir yolun etkisizleştirildiği, hakim eliyle yürütmenin durdurulmasına ilişkin müessesenin imkanlarının ortadan kaldırıldığı ve işlevsizleştirildiği görülmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tekirdağ’da hava kirliliği nedeniyle kanser vakaları arttı

    Tekirdağ’da hava kirliliği nedeniyle kanser vakaları arttı

    PİRHA – Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar, Tekirdağ’ın artan hava kirliliği ve boğaz yakan koku sorununun araştırılması ve komisyon kurulması için TBMM Başkanlığı’na önerge verdi.

    CHP Tekirdağ Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar,  TBMM Başkanlığına sundukları Araştırma Önergesi’nde, “Tekirdağ’da hava kirliliği ve koku sorunu, vatandaşlarımızın yaşam kalitesini düşürmüş, ilimizdeki kanser oranını arttırmıştır” tespitinde bulundu.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Ocak 2022 Raporu’na işaret eden vekiller, “Tekirdağ’ın en öncelikli sorununun hava kirliliği olduğunun” teyit edildiğini kaydetti.

    İSTANBUL’UN ARDINDAN İKİNCİ SIRADA!

    Ocak 2022 tarihli Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikler Değerlendirme Raporu’na göre, “Tekirdağ’da ısınma amaçlı kalitesiz yakıt kullanımı, Malkara, Süleymanpaşa, Hayrabolu ve Şarköy ilçelerinde linyit ocaklarının olması ve evsel ısınma ile sanayide yoğun olarak kömür kullanımı, Süleymanpaşa ilçesinin topoğrafik yapısı ile meteorolojik koşulların” hava kirliliğinin nedenleri olarak sıralandığını anlatan Vekiller, şu bilgiyi de paylaştı:

    “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Edirne Bölge Müdürlüğü’nün 2019 Yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre Tekirdağ, iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerde İstanbul’un ardından ikinci sırada yer almıştır.”

    ÇORLU’NUN MAHALLELERİNDE BOĞAZ YAKAN KOKU!

    Tekirdağ’daki koku sorununun da katlanılmaz boyuta geldiğini belirten CHP’li Milletvekilleri, “11 ve 19 Ağustos 2023 tarihlerinde Çorlu’da Muhittin, Esentepe, Hürriyet, Kazımiye, Rumeli, Çoban Çeşme, Emlak Konutları ve Esentepe Mahallelerinde görülen boğaz yakan kimyasal yanık kokusu, vatandaşlarımızı sıcak havanın da etkisi ile nefes alamaz hale getirmiştir” ifadelerine yer verdi.

    Araştırma Önergesinde, yaşanan sıkıntılar şöyle özetlendi:

    “Tekstil tesislerinin yaptığı ‘ön terbiye, fiksaj, termofiksaj, boyama ve yıkama işlemleri’ sırasında açığa çıkan kimyasal maddelerin gaz ve atık su deşarjı yoluyla yayılarak, meteorolojik koşulların etkisi ile şehre taşınmasından kaynaklandığı düşünülen koku sorunu mutlaka çözülmelidir. Sorunun tespitine yardımcı olmak üzere Hava Kirliliği ve Meteorolojik Veri İstasyonlarının kurulması elzemdir. Hava kirliliği ve koku sorununun kaynaklarının tespiti ve önlenmesi için İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak konunun kapsamlı olarak araştırılmasını arz ederiz.”

    “FABRİKALAR ARITMASIZ ÇALIŞIYOR!”

    Araştırma Önergesine ilişkin bilgi veren Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, Türkiye’deki plansız kentleşme ve sanayileşmenin en çok darbe vurduğu illerin başında Tekirdağ’ın geldiğine dikkat çekerek, “Fabrikalar arıtma tesislerini çalıştırmaksızın üretim yapıyor ve atıklarını denetimsiz şekilde salıyor. Türkiye, yeşil sanayi politikasına geçemiyor. Havaya salınan emisyonların ve atık oluşumunun; kaynağında azaltılması gerekli” diye konuştu.

    “CAYDIRICI ÖNLEMLER ŞART!”

    Aygun, Tekirdağ’daki hava kirliliğine eşlik eden koku sorununun da ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, şu önerilerde bulundu:

    “Hem hava kirliliği hem de koku sorununun çözülmesi için endüstriyel denetleme mekanizmalarının kapsamlı ve detaylı hale getirilmesi, cezai ve caydırıcı yaptırımların arttırılması, ceza miktarlarının güncellenmesi ve endüstriyel atık numunelerinin kapsamlı olarak analiz edilmesi için yeni laboratuvarlar kurulması gerekmektedir. Sorun tüm yönleriyle araştırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ağlayan Kayalar’ın ‘ağlanılası’ hali!-VİDEO

    Ağlayan Kayalar’ın ‘ağlanılası’ hali!-VİDEO

    PİRHA-Pülümür Vadisi boyunca onlarca kutsalın olduğu yol üzerinde Dersim’in acısını sembolize eden ve her Dersimlinin suyun her damlasında yitip giden onbinlerin acısını hissettiği Ağlayan Kayalar da, “görsel şölen”, “buz gibi suyu”, “donan suyunun oluşturduğu sarkıtlar hayranlık uyandırıyor” ifadeleriyle hikayesinden uzaklaştırılıp tüketim objesine dönüştürülmeye çalışılırken, etrafıda ‘piknikçiler’ tarafından kirletiliyor.

    Dersim’in taşı toprağı kutsallarla dolu. Özellikle Dersim Katliamı sonrası yurttaşlar acılarını taşa, suya, ateşe, ziyaretlerine, ocaklarına, ağacına, kuşuna anlatır olmuş. Dersim’in kayıp kızlarından Huriye Aslan’ın “Taş olsaydım erirdim, toprak oldum dayandım” sözleriyle acılarını, Dersim’e, anasına, yurduna, toprağına olan özlemini anlatmıştı.
    Hardo Dewreş Dersim, son yıllarda kutsal topraklardan çok turistik gezilerin merkezi haline gelmiş durumda. Pirlerin, rayberlerin, taliplerin ayakkabılarını toprağı kirlenmesin diye çıkartıp yalın ayak gittiği, nefesini tuttuğu kutsallar birer turizm objesi haline getirilmeye çalışılıyor.

    Pülümür Vadisi boyunca onlarca kutsalın olduğu yol üzerinde Dersim’in acısını sembolize eden ve her Dersimlinin suyun her damlasında yitip giden onbinlerin acısını hissettiği Ağlayan Kayalar da, “görsel şölen”, “buz gibi suyu”, “donan suyunun oluşturduğu sarkıtlar hayranlık uyandırıyor” ifadeleriyle hikayesinden uzaklaştırılıp tüketim objesine dönüştürülüyor.

    Pülümür Vadisi’ndeki Ağlayan Kayalar yol kenarında duraksayıp hatıra fotoğrafı çeken yurttaşlarla dolarken, ne yazık ki Ağlayan Kayalar’ın hikayesinin hüznü ve öfkesine eşlik edenlerin sayısı giderek azalıyor. Diğer tarafta ise bölgeyi ziyarete gelen “piknikçiler” tarafından bırakılan çöpler, trajik bir hal oluşturuyor.

    Diren KESER-Ferhat GÜRGEN/DERSİM

  • Bingöl’de, SÜTAŞ’ın geri dönüşüm fabrikasının atık sularıyla canlı yaşamı tehlike altında-VİDEO

    Bingöl’de, SÜTAŞ’ın geri dönüşüm fabrikasının atık sularıyla canlı yaşamı tehlike altında-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’de faaliyet yürüten SÜTAŞ’ın geri geri dönüşüm fabrikası tesislerinin çalışmaya başlamasının ardından derelerde balık ölümlerinin olmaya başladığını vurgulayan Çeltiksuyu köyü muhtarı Yüksel Gürdeğir, “Deredeki balık ölümlerinin bilimsel olarak araştırılmasını istiyoruz. Çocuklarımız dereye yüzmeye ve balık tutmaya geliyor, eve geldiklerinde vücutlarında alerjik hastalıklar oluşup kaşıntılar başlıyor” dedi.

    SÜTAŞ’ın geri dönüşüm fabrikası tesislerinin çalışmaya başlamasının ardından Bingöl merkezde bulunan Çeltiksuyu köyünde bulunan Göynük Çayı’nda balık ölümleri, çevre kirliliği, hayvanların hastalanması ve suya giren insanlarda alerjik hastalıklar başladı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü balık ölümleri, derenin suyuna giren hayvan ve insanlarda ortaya çıkan hastalıkların SÜTAŞ’tan kaynaklı olmadığını Çeltiksuyu köyünün kanalizasyonundan kaynakladığını iddia etmesine rağmen köylüler ise daha önce böyle bir durum yaşanmazken SÜTAŞ’ın geri dönüşüm fabrikası tesislerinin çalışmaya başlamasının ardından bölgede balık ölümleri ve hastalıklar başladığını söylüyor.

    “SÜTAŞ’IN ÇALIŞMAYA BAŞLAMASININ ARDINDAN BALIK ÖLÜMLERİ OLMAYA BAŞLADI”

    SÜTAŞ’ın geri dönüşüm fabrikası tesislerinin çalışmaya başlamasının ardından derelerde balık ölümlerinin olmaya başladığını vurgulayan Çeltiksuyu köyü muhtarı Yüksel Gürdeğir, “Geçen sene İl Sağlık Müdürlüğü’ne dilekçe verdik balık ölümlerinin, çevre kirliliğinin olduğunu ve dereden su içen hayvanlarımızın hastalandığını belirttik. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından alanı incelemek için gönderilen ekibin raporlarında balık ölümlerini ve çevre kirliliğini gördüklerini ancak kaynağını göremediklerini söylediler. İl Sağlık Müdürlüğü’ne tekrardan itirazda bulunduk bize İl Özel İdaresi’ne, Çevre Şehircilik Müdürlüğü’ne ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne sorunu ilettiklerini söylediler ancak ilgili kurumlardan herhangi bir cevap alamadık ve bu konuda SÜTAŞ’a herhangi bir yaptırım da yapılmadı” diye belirtti.

    “KAMU YETKİLİLERİNİN GÖREVİ ŞİRKETLERİ KORUMAK YERİNE VATANDAŞI KORUMAKTIR”

    Son bir haftadır derede yeniden balık ölümlerinin yaşandığını belirten Gürdeğir, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “SÜTAŞ yetkilileriyle görüştüğümde atık sularının temiz olduğunu söylediler. Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’yle görüştüm, yetkililer yerinde inceleme yaparak atığın geldiği yerden analiz alsınlar deredeki balık ölümlerinin bilimsel olarak araştırılmasını istiyoruz. Çocuklarımız dereye yüzmeye ve balık tutmaya geliyor, eve geldiklerinde vücutlarında alerjik hastalıklar oluşup kaşıntılar başlıyor. Kamu yetkililerinin görevi vatandaşı korumaktır şirketleri korumak değildir. Yaşadığımız sorun çözülmezse sadece köyümüzün değil Bingöl’ün sorunu haline gelecek.”

    “KAMU KURUMLARI BİREYLERİN SERMAYESİNİ DEĞİL, HALKIN SAĞLIĞINI KORUMAYI GÖREV BİLMELİDİR”

    Bingöl merkeze bağlı Çeltiksuyu köyünde geçen Göynük Çayı’nda yüzlerce balığın ölümüne tanıklık ettiğini söyleyen HDP Bingöl İl Genel Meclis Üyesi Sözcüsü İmdat Morsünbül ise şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır akan Göynük Çayı’nda şimdiye kadar suda yaşayan canlılara hiçbir şey olmazken her ne hikmetse son iki yılda SÜTAŞ’ın elektrik ve gaz üretimine başlamasıyla bu tür doğa katliamları meydana geliyor. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün apar topar hazırladığı raporda balıkların ölümünün Çeltiksuyu köyünün kanalizasyonunun suya dökülmesinden kaynaklandığı için balıkların öldüğü yönünde açıklama yaptı. Yerinde inceleme yapılmış olsaydı balıkların öldüğü yerin iki veya üç km suyun akışının ters yönünde olduğu görülecekti. Kamu kurumları bireylerin sermayesini değil halkın sağlığını korumayı görev bilmelidir. Suyumuzu, doğamızı ve ormanımızı korumak her bireyin görev ve sorumluluğu olmalı, Bingöl’ün tapusunu SÜTAŞ’a vermeyelim.”

    Cihan BERK/BİNGÖL

  • Dersim’de aşırı insan yoğunluğu endişe yaratıyor-VİDEO

    Dersim’de aşırı insan yoğunluğu endişe yaratıyor-VİDEO

    PİRHA-Havaların ısınmasıyla birlikte çok sayıda insanın Dersim’e akın etmesi hem devam eden pandemi dönemi hem de yaşanan çevre kirliliği nedeniyle endişe yaratıyor.

    Dersim, “normalleşme” adımları sonrası ziyaretçi akınına uğruyor. Munzur ve Pülümür Vadisi’nde yaşanan  insan yoğunluğu doğa tahribatına yol açıyor. Dersimliler, bir taraftan koronavirüsten kaynaklı tedirginlik yaşarken, diğer yandan ortaya çıkan çöp yığınlarından rahatsız. Kent nüfusunun hızla artması sonucu Munzur Vadisi Milli Parkı’nın fauna ve florası da olumsuz etkilenmeye başladı.

    Tunceli Valiliği tarafından orman yangınlarına önlemek amacıyla Ovacık ve Pülümür Vadilerinde piknik ve kamp yapılamayacağı duyurulmasına rağmen insanların bu yasaklamayı dikkate almaması dikkatlerden kaçmadı.

    PİRHA/DERSİM

  • TTB uyardı: Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali zehir saçıyor!

    TTB uyardı: Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali zehir saçıyor!

    PİRHA, Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yaşattığı tahribatlara dikkat çekerek, “Hava kirliliği başta olmak üzere toprak ve su kaynaklarının kirliliğini önlemek için kömürlü termik santrallere dayalı enerji politikasından bir an önce vazgeçmelidir” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğinin insan ve çevre sağlığı açısından korkutucu boyutlara ulaştığına dikkat çekti.

    Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada kamuoyunun tüm çabalarına karşın; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından söz konusu santrale ait baca gazı ölçümlerinin kamuoyu ile paylaşılmadığı ifade edildi.

    Açıklamada, Afşin-Elbistan santrallerinin yarattığı hava kirliliğinin, “Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinde” belirtilen sınır değerlerin çok üzerinde olmasına da vurgu yapıldı.

    Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu, Greenpeace Türkiye örgütü tarafından, ekim ve kasım aylarında, bölgede ölçümle yapıldığını belirterek “Partiküler madde (PM) havada asılı katı veya sıvı maddelerin mikroskobik parçacıkları olup, en tehlikeli hava kirliliğidir” açıklamasını yaptı.

    TTB Halk Sağlığı Kolu, Türkiye’de havada ölçülen en yüksek 24 saatlik PM10 limit değerinin 50µg/m3 olması gerekirken, ölçüm noktalarından birinde bu değerin 320’nin üzerinde olduğunun da altını çizdi. Açıklamada ayrıca, Maraş’ta ölçülen PM10 değerlerinin, DSÖ ve AB’nin belirlediği günlük ve yıllık değerleri aştığına da vurgu yapıldı.

    DÜNYA ÜLKELERİ KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALLERİNDEN VAZGEÇİYOR

    TTB Halk Sağlığı Kolu, Türkiye’deki hava kirliliğinin en önemli kaynağının endüstri üretimi, ulaşım ve evsel ısınmada kullanılan fosil yakıtlar olduğunu belirtti. Uzmanlar, pek çok ülkenin hava kirliliğine karşı kömürlü termik santrallerden elektrik üretimine son vermeye başladıklarını ancak Türkiye’de ise tam tersine bir politika izlendiğini ifade etti.

    “TÜM CANLILARIN SAĞLIĞI İLE OYNAMAKTA”

    TTB Halk Sağlığı Kolu, birçok Avrupa ülkesinin 2030 yılında kömürlü termik santrallerini tamamen kapatmayı planladığını, Türkiye’nin ise 28 aktif santralle birlikte en az 30 santral daha yapmayı planladığını aktardı.

    TTB Halk Sağlığı Kolu şu hususlara dikkat çekti:

    “Elektrik üretiminin yaklaşık %40’a yakınını kömürlü termik santrallerden yapan ülkemiz, üstelik bu santraller için kömür gereksiniminin yarıya yakınını da ithalatla karşılamakta; ithal kömürle yarattığı hava ve çevre kirliliğiyle vatandaşının ve tüm canlıların sağlığı ile oynamakta, toprak ve su kaynakları kirliliğine neden olmaktadır. Termik santralde soğutucu olarak kullanılan suyun sıcak ve kirli su olarak ortama salınmasıyla, canlılık ciddi zarar görmektedir. Termik santrallerden salınan zararlı gaz ve ağır metallerle kirlenen ekili alanlarda yetişen gıda maddelerinin sağlığı bozucu etkisi artmaktadır.

    “TERMİK SANTRALLER KAÇINILMAZ BİR TEHDİTTİR”

    Kömürlü termik santrallerden salınan baca gazı içinde, cıva gibi ağır metallerle, dioksin ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kalıcı organik kirleticiler de bulunmaktadır. Cıvaya yoğun miktarda maruz kalındığında çocuklarda bilişsel gelişim olumsuz etkilenebilir ve fetüsün hayati organlarında geri dönüşü olmayan zararlar meydana gelebilir. Kömür santrallerinin emisyonlarına maruz kalma; özellikle solunum ve kardiyovasküler hastalıklarda, belli kanserlerde ve sinir sistemi hastalıklarında artışa; hastanede daha uzun yatışa ve fazladan ölümlere neden olur. Ülkemizde; DSÖ’nün AirQ+ programı kullanılarak yapılan hesaplamalara göre hava kirliliği, DSÖ kılavuz değerine indirilseydi; 2019 yılında tüm ölümlerin %7,9’u (31.476 ölüm) ve 2018 yılındaki tüm ölümlerin %12.13’ü (45.398 ölüm) önlenebilirdi.

    Sınır tanımayan kapitalist politikaların izinden gidilerek artırılmaya çalışılan termik santraller; doğa, insan ve diğer canlılar için kaçınılmaz bir tehdittir. Ülkemiz, gerek hava kirliliği; gerekse toprak, su kaynakları gibi kaynaklarının kirliliğini önlemek için kömürlü termik santrallere dayalı enerji politikasından bir an önce vazgeçmelidir. Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali gibi, baca filtreleri diğer çevresel önlemleri olmayan kömürlü termik santrallerden başlamak üzere mevcut kömürlü termik santrallerde belli bir plan içinde bir an önce kapatılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersimli yurttaşlardan çağrı: Doğamıza ve kutsallarımıza hassasiyet gösterin-VİDEO

    Dersimli yurttaşlardan çağrı: Doğamıza ve kutsallarımıza hassasiyet gösterin-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de yoğunlaşan ziyaretçi akınına ilişkin PİRHA’ya konuşan yurttaşlar, kutsallara ve doğanın korunmasına yönelik hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirtirken, devletin ve yerel yönetimlerin de tedbir almasını istediler. 

    Doğa savunucusu Haydar Çetinkaya, Türkiye’de koronavirüs tedbirlerinin gevşetilmesiyle birlikte Dersim’e yoğun bir ziyaretçi akını olduğunu söyledi.

    “BU KADAR HOR KULLANILAN BİR MİLLİ PARK YOK”

    Çetinkaya, “Altyapısı olmayan ilimizde bu kadar ziyaretçinin gelmesi bir çok sakınca doğurmaktadır. Binlerce insan piknik yapmak için geliyor ve çöpünü bırakıp gidiyor. Hem Munzur Vadisi Milli Parkı’nda hem de Pülümür Vadisi’nde ciddi bir çevre sorunu yaşanıyor. Türkiye’de bu kadar hor kullanılan bir milli parkın olduğunu düşünmüyorum. Aynı zamanda koronavirüs riskini de göz önünde bulundurduğumuzda ilimizde sayı giderek artmaktadır. Yetkililerin bir an önce önlem alması gerekiyor” dedi.

    “DERSİM BU KADAR YOĞUN ZİYARETÇİ AKININI KALDIRMIYOR”

    Tüm dünyada çok ciddi bir pandemi süreci yaşandığını ifade eden Meral ise, şunları söyledi:

    “Dersim bu süreçten çok fazla etkilenmemişken yaz mevsiminden kaynaklı büyükşehirlerden gelenler sayının artmasına yol açtı. Bizler kentimize ziyaretçilerin gelmesine karşı değiliz ancak ilimiz bu kadar yoğun ziyaretçi akınını kaldırmıyor.”

    Seda adlı kadın da “Dersim’de yaşayan bir insan olarak bu yoğun insan akınına dur demek istiyorum. Bizler Munzur suyumuza, kutsalımıza dokunmazken, gelenlerin bu hassasiyetle yaklaşmamaları bizleri kırıyor” diye konuştu.

    “DÜZENSİZ GELİŞEN TURİZM SÜRECİ KAOSA DÖNÜŞÜYOR”

    Sonay ise pandemi sürecinde olunmasına rağmen gelenlerin bunu dikkate almadığını vurgulayarak, “Kendi yaşlımızı, çocuğumuzu aylarca dışarı çıkarmazken ve bütün tedbirleri alırken, şu an herkes risk altında. Aynı zamanda doğamız da büyük bir risk altında. Bizler kutsallarımıza kıyamazken, yerlere bir çöp bile atamazken, yığınla çöp bırakmalarını doğru bulmuyoruz” derken, Eyüp Hanoğlu ise “Bu yoğunluğun karşısında yetkililer hazırlıksız. Bazı zamanlar ekmek bile bulunamıyor. Plansız, müdahalesiz, düzensiz gelişen turizm süreci kaosa dönüşüyor. Bunun sonucu da çöp yığınları oluşuyor. Hal böyle olunca yöre halkının tepkisine yol açıyor. Munzur Gözeleri gibi kutsal alanlarda suya girilmesi, piknik yapılması tepkiyi daha da arttırıyor. En büyük sorumluluk bu duruma çözüm üretmeyen devlet mekanizması ve kamusal sorumluluğu olanlardır. Yoksa Dersim’e gelenler meymanımızdır” değerlendirmesinde bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Havayı kirletme iznine tepki: Yasal kılıf altında kansere davet-VİDEO

    Havayı kirletme iznine tepki: Yasal kılıf altında kansere davet-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Toraks Derneği (TTD), Pratisyen Hekimlik Derneği (PHD), Türk Pediatri Kurumu (TPK) ve TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (TTB UDEK), TBMM kararı ile 13 kömürlü termik santralin tekrar faaliyete geçirilmemesi için basın açıklaması yaptı. Okunan raporda, yasal kılıf altında kansere davet çıkarılmak istendiği vurgulandı.

    Haberin Videosu

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 1 Kasım’da yapılan toplantısında faaliyette olan 13 kömürlü termik santrale çalışma izini veren tasarı kabul edilerek onaylanmak üzere TBMM Genel Kurulu’na gönderildi.

    TTB, TTD, PHD, TPK ve TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, tanınan süre içerisinde gerekli yatırımları yapıp önlem almadıkları için önümüzdeki yıl başında kapatılması gereken 2’si kamu, 11’i özel 13 termik santrale 2,5 yıl ek süre tanınarak, insan ve çevre sağlığına verdikleri zararın yasa yardımıyla devam ettirilmesine tepki gösterdi.

    TTB Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında ortak açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman okurken söz konusu girişimin iptal edilmesi ve santrallerin gerekli önlemleri alıncaya kadar kapatılmaları istendi.

    “ÜLKEMİZİN AĞACINA, SUYUNA, HAVASINA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Adıyaman, açıklamasının devamında şunlara dikkat çekti:

    “Bilinmelidir ki, 2013’ten bugüne dek çevreyi korumaya yönelik taahhütlerini yerine getirmemiş olan bu santrallere daha önce de hava kirliliğini önleyici tedbirleri almak üzere 3 yıl ek süre verilmişti. Yasal zorunluluğa rağmen halk sağlığı konusunda bu kadar rahat ve sorumsuz davranabilmiş olmaları, o 3 yılın ardından yeni bir süre uzatması alacaklarına dair güvence ve sözlerin kendilerine verilmiş olduğu kuşkusu doğurmaktadır. Bizler, Türk Tabipleri Birliği, Türk Toraks Derneği, Pratisyen Hekimler Derneği ve TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu olarak; yasal kılıf altında 2.5 yıl daha sürdürülmek istenen bu ‘zehir’ salınımının insanların erken ölümüne, akciğer, kalp ve nörolojik hastalıklar başta olmak üzere pek çok hastalığa ve kansere neden olacağını çok iyi biliyoruz. Sadece hastalıkların kendisiyle değil, hava ve çevre kirliliği gibi hastalıklara zemin hazırlayan etkenlerle mücadele edilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

    HAVA KİRLİLİĞİ ERKEN ÖLÜM VE KANSERE YOL AÇMAKTA”

    Bu bilimsel dayanaklarla, soluduğumuz havayı kirleterek bizleri ‘taammüden hastalandırmaya ve öldürmeye’ izin veren söz konusu yasal düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Termik santrallerin havayı kirletme izinlerinin uzatılacağı bölgelerin tamamında 2019 yılındaki hava kirliliği düzeyleri Avrupa Birliği ölçütlerini çok fazla aşmıştır. Avrupa Birliği ölçütlerine göre hava kirliliği yılda en fazla 35 gün aşılabilecekken, bu bölgelerde yaşayan insanların mevcut durumda bile yılın hemen her günü hastalık ve ölümlere yol açacak düzeyde kirli hava soluduğu saptanmıştır. Bir başka ifadeyle bu bölgelerde hava kirliliği hali hazırda dahi çok ürkütücü boyutlardadır. Bu santrallerin üçünün zaten hava kirliliği açısından çok ciddi sorunlar yaşayan Bursa, Manisa ve Yatağan’da olması olayın vahametini daha da artırmaktadır.

    Hava kirliliğinin erken ölümlere, çeşitli akut ve kronik hastalıklara, başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli kanserlere yol açabilen büyük bir halk sağlığı sorunu olduğu ortada iken, kendilerine tanınmış sürelerde gerekli parasal kaynağı ayırıp yeterli önlemleri almayan firmaların “havayı kirletme izin” lerinin 2022 yılına kadar uzatılması, halkın sağlığının hiçe sayılması pahasına firmaların ekonomik olarak kayırılması anlamına gelmektedir. Bu nedenlerle; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 1 Kasım’da yapılan toplantısında kabul edilip Meclis Genel Kurulu’na sunulan ve santrallere “kirletme izni” veren girişimin iptal edilmesini ve insanların ölümüne ve hastalanmasına yol açan bu santrallerin gerekli önlemler alınıncaya kadar kapatılmasını talep ediyoruz.”

    “HALK SAĞLIĞI HİÇE SAYILMAKTA”

    Basın toplantısında ayrıca TTD tarafından hazırlanan termik santrallerin hava kirliliğine etkisini içeren rapor da paylaşıldı. Türkiye’nin alternatif enerji kaynakları seçeneklerine sahip olduğunu belirten TTD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu, sadece güneş enerjisi ile Türkiye’nin ihtiyacı olan enerjinin 6 katının elde edilebileceğini söyledi. Hava kirliliği ölçüm istasyonlarının 2018’den bu yana etkili çalışmadığına dikkat çeken Kalyoncu, bu istasyonların iyi ve doğru çalışmasının önemine işaret etti. Kalyoncu, “Bu karara el kaldıranların talebimizi düşünmelerini istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA / ANKARA

  • Munzur gözelerinde çevre kirliliği giderek artıyor-VİDEO

    Munzur gözelerinde çevre kirliliği giderek artıyor-VİDEO

    PİRHA- Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Munzur gözelerinde kirlilik giderek artıyor. 

    Dersim’in Ovacık ilçesinde yer alan Munzur gözeleri doğa harikası güzelliğiyle yaz aylarında her gün yüzlerce kişinin uğrak noktası oluyor. Şu sıralar Munzur Kültür ve Doğa Festivali nedeniyle ziyaretçi sayısı artan Munzur gözelerinde çeşitli sorunlar da yaşanıyor.

    Biz de PİRHA olarak Munzur gözelerindeki esnafa burada yaşanan sıkıntıları sorduk. Esnaf genellikle gözelere gelen ziyaretçilerin ardından kalan çevre kirliliğinden yakınıyor.

    ESNAF İLGİDEN MEMNUN FAKAT BIRAKTIĞI KİRLİLİKTEN DEĞİL

    Munzur gözelerinde gözleme yapan kadınlar, festival için artan bu kalabalıktan ve satışların artmasından memnun. Ancak gelenlerin Munzur gözelerini piknik yeri gibi kullanmalarının ardından bıraktıkları çöpleri toplamamalarının kendilerini rahatsız ettiğini belirtiyor.

    Yerli halkın içme suyu olarak kullandığı Munzur suyunu artık kullanamadığını, buraya gelen ziyaretçilerin yasak olmasına rağmen Munzur suyuna girip yüzdüğünü ve bu durumun kendilerini üzdüğünü belirten esnaf, “Burası plaj değil. Biz eskiden ayakkabılarımızı çıkartıp giriyorduk bu alana” diyor.

    “ÇOCUKLARIMA KATKIDA BULUNUYORUM”

    Şalvar, şal, çanta yapıp satan esnaf bir kadın geçim sıkıntısından yakınıyor. Kendisini geçindirecek kadar satış yapabildiğini, çocuklarına katkıda bulunduğunu söyleyen yurttaş, “6 ay karın içindeyiz, 3 ay burada çalışıyoruz, geçimimizi sağlıyoruz.” diyor. 15 yıldır bu işi yaptığını ve festivalin de satışları iyi etkilediğini belirtirken, yapıp sattığı eşyaların da Dersim kültürünü yansıttığını vurguluyor. Herkesin Dersim’e gelip bu kültürle bu doğayla buluşması gerektiğinin de altını çiziyor.

    “MUNZUR GÖZELERİ RANTA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”

    Çemişgezek tarafından getirdiği pestil, ceviz gibi yerli ürünleri satan bir yurttaş da 170-180 civarında köyün boşaltılmasının birçok kişinin işsiz kalmasına neden olduğunu ve üniversite mezunlarının bile işsiz olduklarını belirtiyor.

    Ziyaretçilerin her şeyin pahalılığından şikayet ettiğini söyleyen yurttaş, Munzur gözelerinin artık bir ziyaret yeri olmaktan çıkıp ranta dönüştürüldüğünü ve bu durumun kendilerini üzdüğünü ifade ediyor.

    “TOPLUM KÜLTÜRÜYLE VAR OLUR”

    “Bir toplum dilini, örf adet ve geleneklerini kaybetmişse o toplum yoktur.” diyen bir başka yurttaş ise toplumun kendi kültürüne sahip çıkmamasından yakınıyor ve giderek artan bu yozlaşmanın sonuçlarının kötü olacağını dile getiriyor.

    PİRHA/DERSİM

  • İzmit’te 169 kuş çeşidinden geriye 6-7 çeşit kaldı

    İzmit’te 169 kuş çeşidinden geriye 6-7 çeşit kaldı

    Kocaeli Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Sait Ağdacı, İzmit Körfezi’nde artan kirlilik nedeniyle 169 kuş çeşidinden geriye 6-7 kuş çeşidi kaldığını söyledi.

    İzmit Körfezi’nin doğu kesimindeki sahil şeridi, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 5 Aralık 2006 tarihinde sulak alan olarak ilan edildi.

    Su kuşlarının göç yolları üzerinde bulunan alanda kuşlar deniz dibini tarayarak karınlarını doyuruyor. Bugünlerde de yüzlerce flamingoya ev sahipliği yapan kıyı şeridi, evsel atıklar nedeniyle kirlenince bölgeye uğrayan su kuşlarının sayısında ciddi oranda azalma oldu.

    BÖYLE GİDERSE KALAN KUŞLAR DA YOK OLACAK

    Bölgenin su kuşlarının göç yolu olduğunu söyleyen Ağdacı, bölgenin flamingolar dahil göç eden kuşların konaklama yeri olduğunu anlattı.

    Bölgenin 2006 yılında korunaklı bölge ilan edildiğini aktaran Ağdacı, şu ifadeleri kullandı: “Bazı kuş türleri bu bölgede duraklıyorlar ve burayı mesken olarak tutuyorlar. Fakat şu anda denizin kirliliğini hep beraber görüyoruz, simsiyah bir deniz ve etrafta evsel atıklar, lastik, plastik cam ve evsel atıklar var buralarda. Yani tamamen bunlar insan eliyle atılan atıklar. Kendi kendimize biz kendi doğamızı, çevremizi hem kendimiz için hem de diğer canlılar için yaşanmaz hale getiriyoruz.”

    Ağdacı, eğer bu gidişe bir “Dur” denmezse geriye kalan kuş çeşitlerinin de yok olacağı uyarısında bulundu.

  • Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Pazarcık’ta petrol rafinerisi kuruluyor

    Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Pazarcık’ta petrol rafinerisi kuruluyor

    PİRHA – Maraş’ın Narlı ilçesine bağlı Terolar Mahallesi’ne tüm tepkilere rağmen yapılan 25 bin kişilik mülteci kampının ardından bir çevre katliamı da Pazarcık’ın Nefsidoğanlı Mahallesi’ne yeni bir petrol rafinerisi ile planlanıyor.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesinde yeni bir doğa katliamı daha hayata geçiriliyor. Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı Narlı ilçesinde kurulan mülteci kampının ardından petrol rafineri projesinin kurulması kararı alındı. Rafineri Alevilerin yaşam yaşam alanlarının yeniden daraltılması anlamına geliyor.

    Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), Maraş’a kurulacak yılda 1.4 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine sahip Ersan Rafinerisi’ne lisans verdi. 2022 yılında bitmesi planlanan proje ile hem Türkiye’den hem de Irak’tan gelen petroller Maraş’ta 49 yıl işleneceği belirten rafinerinin çevreye olabilecek en önemli etkileri şöyle:

    • İnşaat aşamasında oluşan hafriyat ve gürültü.
    • Proses atıkları (Kullanılmış katalist, kimyasal arıtma çamuru, tank dibi çamurları, laboratuvar atıkları)
    •  Soğutma suyunun alımı ve deşarjı sırasında deniz flora faunasına oluşacak etkiler
    • Atıksu
    •  Emisyon
    • Hava ve çevre kirliliğine.
    • Kanser vakıalarının oluşmasına da sebep olabilir.
    • Kurulacak petrol rafinerisiyle çevredeki tarım arazilerine ve bitki örtüsüne de zarar verebilir. (HABER MERKEZİ)