PİRHA- Samandağ İlçesinde tarım arazileri içerisinde yapılmak istenen TOKİ projesi sebebiyle çevre talanı sürüyor. Yurttaşların tapulu arazileri üzerinde yapılan projeye tepki gösteren yurttaşlar, kepçelerin önüne geçerek ağaçların katledilmesine engel olmak istedi. Kolluk kuvvetlerinin baskısıyla bölgeden çıkarılan yurttaşlar, yaptıkları açıklamada “Umarsızca ve ahlaksızca her şeye saldırıyorlar” dedi.
Hatay’ın Samandağ İlçesinin Kurtderesi Mahallesi’ndeki çevre talanı sürüyor. TOKİ 5. Etap projesi için bugün de halkın tapulu arazilerine girilerek çok sayıda narenciye ağacı katledildi.
Kolluk gözetiminde yapılan çevre talanına tepki gösteren halk, iş makinelerinin önüne geçerek duruma tepki gösterdi. Yaşanan arbedede yaşlı bir yurttaş baygınlık geçirdi.
“HAYATIMIZIN EN BÜYÜK ÇARESİZLİĞİNİ YAŞIYORUZ”
Yapılanlara karşı yaklaşık 40 gündür direnen yerel halk, henüz mahkemelerin sonuçlanmadığını da hatırlattı. Duruma tepki gösteren bir yurttaşlar, şu cümlelerle yaşadıklarını paylaştı:
“Bu doğayı ve bu halkın tapularını geri almak üzere mücadele ediyoruz. Yaklaşık 300 Çevik Kuvvet’le kepçeleri koruyarak, bizleri alan dışında tutarak arazilere giriş yaptılar. İnsanların feryatlarını maalesef kimse dinlemedi. Kurumlarla görüşmeler yapıldı ancak bir sonuç çıkmadı. Gerekli olmadığı halde buralarda yüksek binalar yapılacak. Burası betonlaştırılacak. Doğa katledilecek. Burada sit alanı içerisinde bir mağaramız da vardı, onu da gömdüler. Hiçbir şeye saygıları yok. Umarsızca ve ahlaksızca her şeye saldırıyorlar. Fidan dikimi yapmıştık, bugün onları bir daha kopardılar. Ama halen zaman var, kazanabiliriz. Eğer ki başarabilirsek buraları tekrar eskiye çevireceğiz. Bu ağaçları büyütmek insanların 40 yılını aldı. İnsanların tapuları bir gecede, onlara sorulmadan ellerinden alındı. Bunu şiddetle kınıyoruz, reddediyoruz ve bütün Türkiye içinde yapılan bu hukuksuzluğa, bu dayatmalara, bu gaspa hayır diyoruz.”
Yapılan açıklamanın ardından küçük bir çocuk da “Biz bu ağaçları, fidanları kendi ellerimizle diktik. Göreceğimiz bu muydu?” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
PİRHA – Akademisyen Fikret Başkaya, ülke genelinde süre giden maden faaliyetlerine tepki gösterdi. İliç’te 9 kişinin yaşamını yitirdiği kazaya işaret eden Başkaya, “İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. İnsanlarda galiba utanma duygusu azalmış” dedi. Başkaya, Göle’de açılmak istenen maden ocağına da değinerek “Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız” uyarısını yaptı.
“Büyüme ve kalkınma” iddiasıyla ülke genelinde yıldan yıla maden faaliyetlerinde artış yaşanıyor. AKP hükümeti döneminde sayıları ciddi oranda yükselen madenler nedeniyle çevresel tahribatla birlikte iş cinayetlerinde de gözle görünür artış söz konusu.
Söz konusu maden faaliyetleri gerçek anlamda ekonomiye ne oranda katkı sağlıyor; bunu ve daha fazlasını Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya ile konuştuk. Madencilik ve doğa talanındaki büyük artışın nedenlerine dikkat çeken Başkaya, “Kapitalist dünya sistemi, kendini üretmekte zorlanıyor, geleneksel sektörlerde yeteri kadar değer yaratamıyor ve çareyi doğayı yağma ve talanında görüyor” dedi.
“YAĞMA VE TALAN VAR!”
Maden faaliyetlerinin dünya genelinde artış gösterdiğini söyleyen Fikret Başkaya, konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’de AKP’nin niteliğinden dolayı iş zıvanadan çıkmış durumda. Doğaya verilen bu aşırı zarar, bu ekolojik yıkım, tamamen sermayenin değerlenmesiyle ilgili bir mesele. Örneğin kamuya ait olan müşterekler tanımına giren şeyler gasp ediliyor. Fakat Türkiye’de ikili bir yağma ve talan var. Bir tanesi bütçenin, hazinenin yağmalanıp talan edilmesi, bir tanesi de doğanın yağma ve talanı… Mesela bir adam geliyor, kredi alıyor, sonra gidiyor bir yerde maden çıkartıyor, bir sürü kolaylık sağlanıyor. Yani beş para harcamadan herkesin olana sahip oluyor. Yeraltı ve yerüstü kaynakları, müşterekler tanımına giren şeyler. Herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken varlık ve zenginlikler, bunlar böyle bir amaç için yağmalanıyor.
“HERKESİN OLANA EL KONULUYOR”
Madenlerin bu kadar çok olmasının bir nedeni daha var. Emperyalist ülkelere doğal kaynağın transfer edilmesi gerekiyor! Altın falan bu açıdan çok önemli değil, çünkü bir sürü kritik maden var. Yeni teknolojiler için mesela kullanılan lityum gibi… Bunlar Türkiye’den, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Latin Amerika’dan o tarafa doğru götürülüyor. Ama şöyle; mesela İngiltere’de, Amerika’da elektrikli araba üretiyor ama bataryayı üretmek için buralardaki madenleri çıkartıp oraya taşıması gerekiyor. Yani Türkiye’deki ekonomik model, değer üretemiyor ve doğayı yağmalayarak herkesin olana bu vurguncu kapitalistler tarafından el konularak bir sermaye birikimini sağlıyorlar.
“ÖZELLEŞTİRİLMEYEN HİÇBİR ŞEY KALMADI”
Onun için sorun kapitalizmin içinde bulunduğu durum ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu durum. Şimdi ne yaptılar? Mesela özelleştirilmeyen hiçbir şey kalmadı. Özel sektöre devredersek daha verimli çalışacak, yük olmaktan çıkacak, enflasyon düşecek deniliyordu. Bunların hiçbir karşılığı yok, saçma. Sermaye değerlenmek için bunlara el koyması gerekiyor Bir de tabii bunların bir değeri de yok, mesela Türk Telekom’un bir fiyatı mı var? Böylece bir yağma olayı var. Şimdi bu yağma müştereklere doğru, yani herkesin ihtiyacına sunulması gerekenlere yönelik bir yağma. Bunları peşkeş çekiyorlar. İşte bu doğa ve yağma talanı böyle bir mantığın sonucu.”
Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya, yabancı şirketlerin Türkiye’de uyguladıkları maden faaliyetlerini kendi ülkelerinde bu denli yoğun hayata geçiremediklerinin de altını çizdi. Başkaya, “Bu talanı Fransa’da, İngiltere’de yapamazsın. Oralarda da bizdeki gibi hamleler var tabii ama ekolojik hareket buraya göre çok daha güçlü ve bu şirketler püskürtülebiliyor. Netice itibarıyla ‘yeryüzünün lanetlilerinin’ yaşadığı yerlerde bu tahribat, sömürü, yağma, talan yapılıyor. Bidayetten itibaren batının zenginliği, dünyanın geri kalanını sömürü ve yağma talanı ile mümkün oldu. Yani buralardaki doğal ve beşeri zenginlikler emperyalist merkezlere taşınıyor. Bu da gerektiği gibi tartışılıp anlaşılmıyor ve gündeme gelmiyor” diye konuştu.
“KAPİTALİSTLER, İŞÇİYİ İNSAN OLARAK GÖRMEZ”
Akademisyen Fikret Başkaya, madenlerde yaşanan kazaların her sene artacağına da dikkat çekti. İşçi sınıfının örgütsüz ve bilinçsiz olması nedeniyle ölümlerin de çoğalacağına vurgu yapan Başkaya “Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu dalgayı şu an itibarıyla kıracak bir örgütlü bilinç yok” diye konuştu.
Başkaya, iş güvenliği konusunun neden önemsenmediğine de değinerek şunları söyledi:
“1980 yılından sonra dünyaya ‘neoliberal’ denilen politikalar hakim oldu. Neoliberal politikanın 3 sloganı vardı. Bunlardan biri ‘liberalleşme’ yani sermayenin hareketini engelleyen ne varsa ortadan kaldırmak. Yani bütün dünya sermayenin korunmuş gül bahçesi olacak demek.
İkincisi; ‘özelleştirme’. Kamuya ait kurumların özel sermayeye peşkeş çekilmesi.
Üçüncüsü de ‘kuralsızlaştırma’. O da ezilen sınıfların, işçi sınıfının lehine kazanımları tasfiye etmektir. Böyle üçlü bir saldırının sonucudur şu andaki manzara.
Mesela 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla işçi hareketi sürekli örgütlendi ve sendikalar güç kazandı. İşçi sınıfı, sistem içinde önemli mevziler kazanmıştı. 1980’deki neoliberal saldırı ile işçi sınıfının kazanımlarına da saldırı oldu. Bir şey daha oldu; 1990’da Sovyet sisteminin çökmesi ile sosyalist ütopyada zaafa uğradı. Bu ikisinin diyalektiği, yani küresel işçi sınıfının mücadele ve pazarlık gücünü zayıflattı. Örgütsüzlük daha yaygınlaştı. Türkiye’de 1980 öncesinde sendikalar gayet güçlüydü. Mesela bir işçi, memurdan çok daha yüksek ücret alıyordu.
“SÜRECE MÜDAHALE ETMEK LAZIM, GEÇ KALMAMAK LAZIM”
Yani sendikalar anlamında alan tamamen boşalmış durumda. Sermayenin saldırısına açık bir alan var. Bir de tabii işçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece, bu patron için bulunmaz bir nimet. Sermaye sahibi için işçi de o üretime dahil olan araçlardan biri, yani onu insan olarak görmez. Görse zaten insanca muamele eder. Yani yapılması gereken, global olarak bir bilinç devrimine ihtiyaç var. İnsanlık ve uygarlık kritik bir kavşağa gelmiş bulunuyor Hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman iki şık var, ya insanlık aklını başına alacak, bu sürece bilinçli bir müdahalede bulunacak ya da bu iş karakolda bitecek! Yani uygarlık paradigmasının değiştirilmesi gereken bir zaman geldi çattı. Çünkü ikili bir sorun var. Bir; sosyal sorunlar; bütçe derinleşiyor. Bunlar işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma… Bir taraftan da ekolojik yıkım var; canlı türleri hızla yok oluyor. Bir taraftan iklim krizi var ve atmosfer ısınıyor, bunu yaşayarak da görüyoruz. Dolayısıyla şu anda insanlık ve uygarlık, kritik bir kavşakta. Bir, sürece müdahale etmek lazım. İki, geç kalmamak lazım.”
“RADİKAL BİR KARŞI DURUŞ ÖRGÜTLEMEK GEREK”
Fikret Başkaya, Koza Holding tarafından Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılması planlanan maden faaliyetlerini de yorumladı. Sürece müdahil olunması gerektiğini söyleyen Başkaya, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu yıkım vakitlice durdurulamazsa bunun ekolojik tahribatı akılalmaz boyutlara ulaşacak. Orada yaşamı yok eden bir süreç olacaktır ve bu göz göre göre yapılan bir şey. Mesela şimdi burada yapılanı kaç kişi biliyor? Dolayısıyla burada çok radikal bir karşı duruş örgütlemek gerekiyor. Mesela bir yere saldırı oluyor, oradaki insanlar buna haklı olarak tepki gösteriyor ama ufak bir tepkiye karşı dahi jandarma, polis ile karşılaşılıyor. Yani bu akıl almaz bir vahşet. Dayanılır gibi bir şey değil. O cennet yöreyi bir kapitalistin çıkarı için talan edecekler. O işi yapan kapitalistin ortakları, kamusal zenginliği yağmalayarak oraları yaşanmaz hale getirecekler. Bir de artık İliç’te yaşananlardan sonra bu yönlü duyarlılığın artmış olması gerekiyor. Mesela bu İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. Aslında global olarak insanlarda galiba utanma duygusu azalmış. Mesela böyle bir duruma tepki bu kadarcık mı olması gerekirdi? Oradaki vahşet nedeniyle insan gece uyuyamaz. Çünkü doğa yok ediliyor. Bir kere bu yapılanların geri dönüşü yok. Bu ataletten kurtulmak lazım. Sürece müdahale etmek lazım. Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız.”
PİRHA – Amed, Urfa ve Mardin TMMOB yöneticileri, Dersim TMMOB İl Koordinasyon Kuruluna dayanışma ziyaretinde bulundu.Yapılan açıklamada, bölgeye yönelik çevresel tahribatlara dikkat çekilerek “Doğayı tamamen bir meta olarak gören anlayış mevcut” denildi.
TMMOB Amed, Urfa, Mardin İl Koordinasyon temsilcileri, TMMOB Dersim temsilcileriyle dayanışmak amacıyla bir araya geldi. Dersim’de yapılan toplantının ardından basın mensuplarına da ziyaretin içeriğine dair bilgi verildi.
“YAŞAMA DAİR BÜTÜN SORUNLAR AÇIĞA ÇIKMIŞ”
TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, bilim insanları olarak sahip oldukları tüm bilgi birikimini kamudan yana kullanma çabası içerisinde olduklarını vurguladı. Beycan, “TMMOB, Bu gayesini toplumsal bütün ölçüler üzerinde ele alıp çevre sorunundan tutun bugünkü göç sorununa, istihdam sorununa, mühendislik ve mimarlık mesleki sorununa, imar sorununa kadar her alanda TMMOB’un basınç oluşturma ve bu demokratik basıncı da toplumsallaştırma gibi bir kaygısı var. Bu kaygıyı ele alış şekli, bütünlüklü bir yapıyı kendi içerisinde barındıran ve sözü topluma en doğru, en bilimsel şekilde aktarma kaygısı üzerine oturtuyor. Bugün yaşamla bilim arasındaki sentezi en doğru yapabilme, en rasyonel şekilde açığa çıkarabilme kaygısıyla ele alıyor. Bugün bölge il koordinasyon kurullarımızın bir arada bulunmasının ölçüsü esasında bu. Bölgedeki bütün yaşama dair sorunlar açığa çıkmış. Bu anlamda beşeri ya da doğal, her konudaki sorunun karşısında örgütlü yapısıyla ele alan, bunu temellendiren, somutlayıp ve pratik olarak sahada açığa çıkartmaya çalışan bir örgüt yapısı ile bu dayanışma ziyaretinin etkisi olacağına inanıyorum.”
“KENETLENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Amed TMMOB Eş Sözcüsü Alican Çetinkaya da Dersim coğrafyasının önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Dersim bizim için çok önemli bir yer. Dersim’de TMMOB bileşenlerinin yaptığı etkinlikler; ekolojiye, kente sahip çıkmaları doğrultusunda verdiği mücadele gerçekten son süreçte önemli bir mücadeledir. Dersim’de ekoloji üzerine saldırılar var. Doğaya bakış açıları tamamen rant olan bir iktidar ziyneti ile karşı karşıyayız. Doğaya bakışları bizim gibi değil. Doğayı tamamen bir meta olarak gören anlayış mevcut. Halbuki biz o akan Munzur suyunun, doğanın, ormanın, hışırtısı olan bir yaprağın bile bize neler anlattığının farkındayız. O yüzden doğamıza, kentimize sahip çıkmak, halkımızla birlikte olmak TMMOB’un ana görevlerinden bir tanesidir. Bölgeye yapılan tüm saldırılar karşısında olduğumuzu, yerellerdeki dinamiklerle birlikte bu mücadeleyi büyütme amacıyla bir faaliyet yürüttüğümüzü belirtmek istiyoruz. Siyasal iktidarın yaptığı saldırılar da ortadayken bu saldırıları bertaraf edebilecek her türlü yol ve yöntemi de işletmeye çalışıyoruz. Yer yer davalar açıyoruz, yeri geldiğinde eylemsellikler yapıyoruz. Bizler de halkı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. İtirazlarımızın ekolojiye, doğaya, kente bir faydası var mı yok mu konusunda bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Bu anlamda birbirimize kenetlenmeye devam edeceğiz.”
“ÇİRKİN BİR YÖNTEMLE SALDIRILARA BAŞLADILAR”
Amed Ziraat Mühendisleri Odası Eş Sözcüsü Samed Ucaman ise dayanışma dileklerini belirterek “Şu anda Devlet Su İşleri’nde ‘yeraltı barajları’ adı altında yer altındaki suyu bile nasıl talan edeceği ile ilgili ciddi bir yönelme mevcut. Yine iklimsel değişiklikler ile ilgili endemik bitkilerin aslında yapılan barajlarla ciddi zararlara uğradığı konusunu da değerlendiriyoruz. Amed, Ergani’de yapılan barajlardan kaynaklı oradaki nem oranının yükselmesi ile birlikte doğanın zarara uğradığını görebiliyoruz. AKP-MHP zihniyetinin aslında doğayı öyle çok ciddiye almadığını görebiliyoruz. TMMOB’a yönelik maalesef çirkin bir yöntemle saldırılara başlamış durumdalar. Bu durumda Dersim İl Koordinasyon Kurulunun yanında olduğumuzu, kamusal alanda oluşan tüm tahribatlara ısrarımızın olduğunu ve bunun karşısında duracağımızı söylüyoruz.”
PİRHA – Amasya’nın Taşova ilçesi Çambükü köylüleri, organize sanayi bölgesi (OSB) yapımına karşı çıktı. Topraklarını savunan köylüler, kolluk güçlerinin sert müdahalesine maruz kaldı.
Amasya Taşova’daki çevre felaketine karşı çıkan köylülere, askerler tarafından sert müdahalede bulunuldu. Ekoloji Birliği tarafından paylaşılan görüntülerde köylülere saldıran jandarma komutanı “yaşına başına bakmayacağım, ona göre” ifadelerini kullandı.
Çambükü köylüleri, mera alanlarının gasp edildiğini ifade ederek OSB projesi ile köylerinin betona boğulacağını belirtiyor. Çambükü köyü meraları ve tarım arazilerinin neredeyse tamamını kaplayacak organize sanayi bölgesine karşı yurttaşlar uzun süredir seslerinin duyulması için eylemler yapıyor.
“ÇOK ZOR DURUMDAYIZ”
Konuya ilişkin paylaşımda bulunan Ekoloji Birliği, hukuki sürecin devam ettiğine işaret ederek “Valilik kararı ile katliam yapılıyor! Amasya Taşova Çambükü’lü köylülerin çığlığına ses verelim: Kadınlarımız analarımız dövülüyor ve biz suçlu ilan ediliyoruz. Çok zor durumdayız. Çambükü kadınlarının mücadelesine ses olun!” ifadelerini kullandı.
PİRHA – ODTÜ Bileşenleri, ODTÜ Ormanlarının otoyol yapımı sebebiyle talana açılmasına karşı çıkarak, Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde eylem yaptı. Yapılan açıklamada “Ankara’nın son ekolojik yeşil alanı için Ankaralılarla birlikte mücadele ediyoruz” denildi.
ODTÜ öğrencileri, ODTÜ Mezunları Derneği ve ODTÜ Eğitim-Sen Temsilciliği, üniversite arazisi içerisinden geçen yol projesini protesto etti. Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde bir araya gelen yurttaşlar, yol yapım işleminin “Rant projesi” olduğunu dile getirdi.
“Mansur elini ODTÜ’den çek. Ranta değil halka bütçe. ODTÜ rant yoluna hayır diyor” dövizleri taşıyan yurttaşlar, “Kahrolsun asfaltlar, yeryüzüne özgürlük! Doğa, yaşam, özgürlük!” sloganları da attı.
“GELECEĞİMİZİ RANTA KURBAN ETMEYECEĞİZ”
Bileşenler adına basın açıklamasını Barış Aslan okudu. Aslan, 2017 yılında Melih Gökçek tarafından ODTÜ ormanlarının talanına başlandığını belirterek, “Bilkent-İncek Bulvarı Yolu projesi Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından ihale süreci ile yeniden gündeme getirilmiştir” dedi. Açılan ihaleye göre 11 km olarak ilan edilen yolun yaklaşık 4,5 km’lik bölümünün ODTÜ arazisinden, 6,5 km^lik bölümünün ise tarım arazilerinden geçirildiğini aktaran Barış Aslan şu açıklamayı yaptı:
“ABB’den yapılan açıklamada; çalışma yapılan bölgenin ODTÜ arazisi olmadığı, iş makinasının çalışmadığı, Gölbaşı-Niğde Otobanı Bağlantı Yolu için yapılan bu projede ODTÜ arazisinin yer almadığı, ODTÜ arazisinde yapılacak tünel çalışması ile bu Rant Yolu’nun karıştırıldığı, ‘yalan’ haberler üreterek kamuoyunu yanlış yönlendirildiği ifade edilmiştir.
Ciddi bir dezenformasyona dayalı bu açıklama, gerçekleri ifade etmemektedir. ABB’nin açıklamalarının aksine Temmuz ayının sonundan bugüne kadar ODTÜ Rant Yolu’nda iş makinaları çalıştırılmıştır. İncek tarafından başlanılarak yolun ODTÜ arazisi içinde kalan önemli bir kesiminde alt temel malzemesi serimi yapılarak hala iş makinaları tarafından yol yapım çalışmaları devam ettirilmektedir. Açıklamada yer alan Gölbaşı-Niğde Otobanı Bağlantı Yolu, Bilkent-İncek Bulvarı Yolu projesinin önemli bir parçasıdır ve içinde ODTÜ Rant Yolu da yer almaktadır. ODTÜ arazisine yapılacak tünel çalışmasının iptali için girişim yapıldığı belirtilerek ihaleye dahil olmayan bu yol ile yapılan çalışmalar gölgelenmektedir.
Defalarca söyledik, bir kez daha yineliyoruz.
Ankara’da ODTÜ’den geçirilen iki yol, AOÇ Bulvarı projeleri gibi projeler ulaşım için değil, yeşil alanları ve konut mahallerini yüksek katlı yapılaşmaya açan rant projelerinin ilk adımı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ankara’nın ana ulaşım planı mevcut değilken, Bilkent-İncek yolunun yapılmasında herhangi bir kamu yararı bulunmamaktadır.
Yol yapımı ve ihale süreci başlamadan Hazine, Çevre Bakanlığı ve Özelleştirme İdaresi’nin yol çevresindeki ve hinterlandındaki bazı taşınmazlarını satışa çıkarması bile bu yolun bir rant projesi olduğunu göstermektedir.
Makro ulaşım planını yapabilecek ve uygulayabilecek yetkinlikte uzmanlar var iken yapılmıyor olması ne yazık ki bilinçli bir tercihtir ve hem ihale süreçleri hem de planlama süreçleriyle bu yolun tam bir rant dağıtım aracına dönüştürüldüğünün açık göstergesidir.
Bilinen adı ile Doğramacı Bulvarını tamamlayıcı nitelikte düşünülen ODTÜ Rant Yolu, kamunun gereksinimlerinden ziyade çıkar gruplarının ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir.
Bu yolun yine yap-işlet-devret modeli ile yapılan ve geçerken para ödemek durumunda olduğumuz Niğde Otobanı ile bağlanması projelendirilmiştir. Bu durum, Mansur Yavaş’ın ve ABB’nin, AKP’nin yürütücüsü olduğu kamu yatırımlarının yap-işlet-devret modeli ile yapılmasını öngören neoliberal politikalara uygun bir şekilde hareket ettiğini göstermektedir.
Hatırlatmak isteriz ki ODTÜ Ormanı, beton yığınına çevrilen Ankara’nın kalan son yekpare doğal yaşam alanı ve son büyük yeşil alan durumundadır.
Kampüste iki göl, mevsimsel akarsular, kayalıklar, bozkırlar, ormanlar, çayırlıklar gibi birçok değerli yaşam alanı bulunmaktadır ve bunların neticesinde de kampüste çok önemli bir canlı çeşitliliği söz konusudur. Yapılacak bu yol tüm bu doğal yaşam ortamını tehlikeye sokacaktır.
Atatürk Orman Çiftliği’nin ranta kurban edilmesinin ardından Ankara’nın tek ekolojik ve doğal orman alanı olarak kalan ODTÜ’de tüm ülkede görülen kuşlardan yarısından fazlası tespit edilmiştir. Üzerine dökülecek beton, bu olanağı yok edecek, onlarca canlı türüne ev sahipliği yapan ekosistemi parçalayarak doğal dengeyi bozacaktır.
“ODTÜ’DEN GEÇEN YOL, RANT PROJESİDİR”
Ankara Büyükşehir Belediyesine defalarca aktardığımız gibi, bu sorunun, ODTÜ Bileşenleri ile birlikte ortak akıl oluşturularak ve diyalogla çözülmesi gerektiğini yineliyoruz.
Tüm bu nedenlerle;
Defalarca söyledik, bir kez daha yineliyoruz. ODTÜ’den geçen yol, bir rant projesidir. ‘Rant Yolu’na karşı çıkıyoruz. Ankara’nın son ekolojik yeşil alanı için Ankaralılarla birlikte mücadele ediyoruz. Geleceğimizi ranta kurban etmeyeceğiz.”
PİRHA-Mimarlar, Cumhurbaşkanlığı’nın Kızılcahamam’da bazı alanları orman sınırları dışına çıkartmasını yargıya taşıdı.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi 06.01.2022 tarihinde resmi gazete yayınlanan Mersin ve Ankara’da bazı alanların orman sınırları dışarısına çıkartılmasına yönelik Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle yargıya başvurdu.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kızılcahamam ilçesi, Yenice ve Aksay Mahallerindeki alanların orman sınırına çıkartılmasını yargıya taşıdığını bildirdi. Konuyla ilgili açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan “Ormanlarımızın korunması anayasal güvence altındadır. Kızılacahamam’da Yenice ve Aksay alanlarının orman sınırları dışına çıkartılması kararı, Anayasa’nın 63 ve 169. Maddesine, Orman kanunun ek 16.maddesine aykırıdır” dedi.
“ORMANLIK ALAN KÖFTECİLERİN İŞGALİNE TESLİM OLMUŞ”
Tezcan Karakuş Candan, konuya ilişkin açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Orman sınırları dışına çıkartılan alanlar, Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı içerisinde olan, köftecilerin orman alanlarını işgal ettiği alanlardır. Cumhurbaşkanlığı, köftecileri ormanlık alandan çıkartmak yerine, köftecilerin işgaline teslim olmuştur. Ormanlık alanları köfteciler kullansın diye orman sınırları dışına çıkartmıştır. Cumhurbaşkanlığı’nın görevi ormanları korumaktır. Ormanları işgal eden köftecileri değil. Bu kararla birlikte rant çevreleri tarafından Kızılcahamam’da ormanlık alanların talan edilmesinin önü açılmıştır”.
Soğuk Su Milli Parkı Ankara’ya 78 km uzaklıktadır. Milli parkta; orman, step, çayır ve dere ekosistemi olmak üzere başlıca 4 ekosistem tipi belirlendiği, yoğunlukta olan orman ekosistemi, kendi içinde Yaprak Döken Ormanlar ve İbreli Ormanlar olmak üzere iki farklı şekilde görüldüğü, yaban domuzu, ayı, tilki, çakal, kurt, vaşak, sincap ve tavşan gibi memeli hayvanların, 160 civarında kuş türü bulunduğu, nesli tehlikede olan kara akbaba ve bazı kartal türlerinin yuva yaptığı, ormanlık alanda ayı, kurt, tilki, sansar gibi yırtıcılara; geyik, yaban domuzu, tavşan, sincap gibi memelilere rastlanıldığı, Atatürk Çamı bölgesinin, Soğuksu Milli Parkı içerisinde tarihi değer ifade eden tek yerdir.
Anılan ve anılamayan özellikler bakımından korunan ve milli park ilan edilen bir alanın her bir metrekaresinin değeri ve önemi tartışmasızdır. Orman Kanunu Ek m.16 kapsamında adeta bir farenin kenarından köşesinden yediği bir teker peynire benzetilen orman alanları hakkında verilen tüm kararlar, başka işgaller için emsal oluşturmakta ve işgal edilmesini kolaylaştırmaktadır. Köftecilerin işgal ettiği alanın orman alanından çıkarılması hangi kamunun menfaatinedir. Cumhurbaşkanlığı kararının telafisi mümkün olmayan zararlar verilmeden ivedilikle durdurulması gerekmektedir.”
PİRHA- Ankara’daki demokratik kitle örgütleri, Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcıların yaban hayvanlarını katletmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. “Avcılık spor değil cinayettir” denilen açıklamada ilgili bakanlıklara çağrı yapılarak av faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.
Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Dersim’de devam eden av faaliyetlerine karşı basın açıklaması yaptı. Dersimliler Derneği’nde yapılan açıklamada yaban hayvanlarının katledilmemesi için çağrı yapılırken “Avcılık spor değil cinayettir” mesajı verildi.
“BU KATLİAMA SÖYLEYECEK SÖZÜNÜZ OLSUN”
Kurumlar adına ortak basın açıklamasını Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu. “Doğamızdan, kutsallarımızdan, inancımızdan, yaşamımızdan ellerinizi çekin” diyen Kılavuz, şu açıklamayı yaptı:
“Dersim coğrafyasına barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında yapılan çeşitli saldırılar, devletin yürüttüğü özel bir politikadır.
Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcılar getirilerek yaban hayvanları katlediliyor. Avcılık adı altında başlatılan katliama sessiz kalmıyoruz. Canlı cansız cümle cana ikrar veren, ‘taşın bile canı vardır’ diyen düsturumuzla, can alana ‘katil’ diyor, bu katliama sessiz kalan, destek sunan ve teşvik eden sorumluları da kınıyoruz.
Dersim’in doğası, kutsal mekanları, inanç yerleri, ziyaretleri, nişangâhları, yaban hayatı, yaşam alanları kuşatılmış durumdadır. Doğal ortamları barajlarla, madencilikle, orman yangınlarıyla, türlü saldırılarla yok edilen yaban hayvanları yetmezmiş gibi avcılık adı altında katliamla tehdit edilmektedir.
İnancımıza göre toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir; Rêya Hakk coğrafyası ormanlarımız, doğamız, kurdu kuşu börtü böceği ile kutsal mekânlarımız Hakk’ın cemalidir. Aleviler içinde Dersim coğrafyası Herda Derweştir.
Başta bütün Dersimlilere, inanç kurumları, ekolojistler, insan hakları, hayvan hakları savunucularına, demokratik kamuoyuna sesleniyoruz; bu katliama, devletin bu politikalarına söyleyecek sözünüz olsun. Hepinizi Dersim coğrafyasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Zaman sahipsiz, mekan rızasız mazlum çaresiz değildir.”
PİRHA- Cengiz İnşaat tarafından Rize Eskincedere Vadisi’ndeki çevre tahribatına karşı yurttaşların direnişi devam ediyor. İkizdere Çevre Derneği, yaptığı basın açıklamasında “İkizdere cehenneme dönüşmeden bu talana dur de” çağrısında bulunarak, 30 Ekim’de ilki düzenlenecek olan Kestane Festivali için de tüm halkı davet etti.
Cengiz Holding’in, Rize’nin İyidere ilçesinde yapımını üstlendiği lojistik liman inşaatının dolgusu için Eskincedere Vadisi’nde yapmak istediği taş ocağına karşı tepkiler sürüyor.
İKİZDERELİLER 190 GÜNDÜR DİRENİYOR
Dünyada koruma altındaki 250 vadiden 53.sırada olan Eskencidere Vadisi’nde Cengiz inşaatın yapmak istediği taş ocağına karşı yurttaşların direnişi 190. günde devam etti.
İkizdere Çevre Derneği çağrısı üzerine önceki gün İstanbul’da bir araya gelen yaşam savunucuları, otobüslerle İkizdere’ye giderek taş ocağına karşı direnen yurttaşlara destek verdi.
İkizdere direnişçileri, vadiye gelen yaşam savunucularını tulum ile karşıladı. Yurttaşlar, hep birlikte Eskincedere Vadisi’nde horon oynadı.
“HES’LERLE BAŞLAYAN YIKIM TAŞ OCAKLARIYLA DEVAM EDİYOR”
Yurttaşların direniş alanı olarak bilinen alanda toplanması sonrası İkizdere Çevre Derneği (İÇDER) basın açıklaması yaptı. Doğaya karşı yapılan saldırıların büyüyerek devam ettiği vurgulanan açıklamada “İkizdere’de bulunan vadilerimiz de bu yıkımdan payını almaktadır. Eskencidere Vadisi ve Kapse/Komes arasında bulunan vadi de Hidroelektrik Santrallerle (HES) başlanan yıkım taş ocakları ile devam etmektedir. Vadimizin HES’lerin getireceği yıkımlara karşı duyarlı bir belediye başkanımızın zamanında İkizdere için söylediği ‘Cenneti görmek için ölümü bekleme, gel İkizdere’de yaşa’ sözüne kulak ver ve İkizdere cehenneme dönüşmeden bu talana dur de” ifadeleri kullanıldı.
“BİLİM İNSANLARI BURADA TAŞ OCAĞI OLMAZ DEDİ”
Doğa talanına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bu yıkıma ‘dur’ demek için başvurduğumuz mahkemelerin belirlediği bilirkişiler de Rize Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yeterli ve uygun olmadığı görüşüne varmıştır. Taş ocağı inşaatının doğaya, yaşam alanlarımıza ve ekolojiye verdiği zararları tespit etmiş, raporlamıştır. Ama yıkım devam ediyor. Ormanlarımız talan ediliyor, suyumuz yok ediliyor. Eskencidere’de yaşayan insanlar pet şişelerden su kullanmak zorunda bırakılıyor. ‘Ağacı keseriz suları kirletiriz, yaşam alanlarını toz ve gürültü ile yok ederiz’… İşte bu İkizdereliye reva görülen yaşam modeli olarak sunulmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bu yıkımı kabul etmiyoruz ve bir defa daha haykırıyoruz; alın makinelerinizi defolun gidin buradan, burası işgal alanınız olmayacaktır.
Halkımızı İÇDER’e üye olmaya, birleşmeye, örgütlenmeye ve topyekün mücadeleye çağırıyoruz. İkizdere eşsiz biyolojik alanlara ve floraya sahiptir. Bu zenginliği ortaya çıkarmak ve korumak için İkizdere Çevre Derneği (İÇDER) olarak bu yıl birincisini gerçekleştireceğimiz Kestane Festivali’ne, 30 Ekim’de bütün halkımızı davet ediyoruz.”
PİRHA-Tokat’ta koruma altındaki ardıç ağaçlarıyla kaplı Fırtıman köyüne mermer ocağı yapılacağı söylentilerinin ardından yurttaşlardan tepki geldi. Bölgede yaşayan Erdal Koçak, “Burada ocak açma izniyle ilgili bir ÇED raporu yok, sadece arama ruhsatı var. Henüz çalışma ruhsatı alınmamış” dedi.
Tokat’ın Zile ilçesine 3 km uzaklıktaki koruma altında olan Fırtıman köyüne mermer ocağı yapılacağı söylentisi halkın tepkisine neden oldu.
Bölge halkından Erdal Koçak, ardıç ağaçlarıyla kaplı Fırtıman köyüne yapılacağı söylenen mermer ocağına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Koçak, planlanan ocakla birlikte doğanın tahrip edileceğini söyleyerek “Ormanımızı, ağaçlarımızı koruyabilmek ve bizden sonraki kuşaklara aynı güzellikte aktarabilmek için bir çabamız var” dedi. Aynı zamanda öğretmen olan Erdal Koçak, “Kendi yaşam alanımızı korumakla mükellefiz” diyerek şunları söyledi:
“Çocuklara, masallarda ‘hep güzel olanlar kazanır, kötüler kaybeder’ diye anlatırdım. Fakat hayatla tanıştıktan sonra masallar çocuklukta kalıyor. Yani ‘kötü’ olarak lanse edilen insanların, yaşam alanlarına müdahale ettiği noktada insanlar kendi yaşamlarını devam ettirebilmek için bu tür olumsuzluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Artık bu masallardaki gibi gerçek hayatımızda da güzel olanların kazanmasını istiyoruz.
Dolayısıyla bir ağacın önemini, o ağacın oksijen salınımında ne kadar önemli olduğu gerçekliğini bizler biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak benim de bir yaşama hakkımın olduğunu, neticede ülkemizi çok seviyoruz, ülke insanın küçük ölçekte yaşadığı yere sahip çıkmasının en doğal hakkı olduğunu düşünüyorum. Bulunduğumuz yerde mermer ocağının kurulması halinde buranın yaşam formunun, insanların ekip biçtikleri yerlerin, su havzalarının zarar göreceği biliniyor. O nedenle bu mermer ocağının yapılmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan ettik. Sivil toplum örgütleriyle diyaloğa geçtik. Milletvekili tanıdıklarımızla buluştuk, haber ajansları ile görüştük.”
ÇED RAPORU OLMADAN MERMER OCAĞI GİRİŞİMİ!
Erdal Koçak, köy çevresinin ardıç ağaçlarıyla kaplı olduğunu belirterek, ruhsat alan firmaya iki bin dekarlık alanda iki yıllık arama izni verildiğini söyledi. Koçak, bunun üzerine Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu verilmeden yürütülen faaliyetlere karşılık yetkili birimlere, şikayet dilekçesi sunduklarını anlattı. Erdal Koçak “Hatta bu dilekçemizle birlikte onlar da bu noktada biraz şaşırdılar. Çünkü insanlar bu tür gelişmeleri haberlerde izlediklerinde öğrenmiş oluyorlar ve ruhsat alımından sonra müdahale etmeye çalışıyorlar. O zamana kadar da iş işten geçmiş oluyor. Burada ocak açma izniyle ilgili bir ÇED raporu yok, sadece arama ruhsatı var. Henüz çalışma ruhsatı alınmamış” ifadelerini kullandı.
YİNE BİR ALEVİ KÖYÜNDE ÇEVRE TALAN EDİLİYOR!
Erdal Koçak, mermer ocağı faaliyetlerini önceden öğrenmelerinin büyük avantaj olduğunu belirterek “Bazı yerlerde bakanlıklar üzerinden işlem yürüyor, ne oluyor ne bitiyor nere alınıyor, nere satılıyor kimsenin haberi yok. Bir bakıyorsunuz iş makinaları gelmiş çalışmaya başlayınca insanların haberi oluyor. Ama bizim bu anlamda şansımız gelişmeleri önceden görebildik” dedi.
Koçak, köylerinin Alevi köyü olduğuna da işaret ederek şunları söyledi:
“Yakınımızda çekerek ırmağı var. Oraya 3 sene önce HES yapılma projesi vardı. Çekerek ırmağı hattı üzerinde bulunan ve Çekerek ırmağından yararlanan birçok köy vardı. Yani bu tür olumsuz gelişmelere karşı sorunlarımızı havuz medyası olarak adlandırılan basından hiçbir şekilde duymuyoruz. Ancak çevre konusunda duyarlı sosyal demokrat camiadan ve çevreci vatandaşların tepkisinden dolayı çevre tahribatı, felaketi gibi konular gündeme gelebiliyor diye düşünüyorum.
İnsanların dirençli olması gerekir ki çevremizde de bu duyarlılık var. Bu sistemin ne yapacağını, kendisini nasıl geliştirdiğini, ne olduğunu ne bittiğini gözlemleyebilen bilgili insanlarımız olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla işler nerede başlıyor nereden bitiyor bilgi alma noktasında kendimizi yeterli görüyoruz.
Sosyal medyada çok etkili oluyor. Gerçekten tepki gösterme noktasında katılımlar da güçlü olunca bu firmaların geri adım atacağını düşünüyorum. Yani doğaya ve çevreye yönelik tahribata karşı duruş sergileyen katılımcıların çok olmasının etkili olacağını düşünüyorum.
Bu anlamda duyarlılık gösteren, sorunlarımıza sahip çıkan başta Zile Köyleri Dernekler Federasyonu’nun ve birçok ismin bir hayli çabası oldu. Yine CHP ve Yeşil Parti ilçe başkanlarının bu noktada bizimle olduğunu görüyoruz, bu da bize güç veriyor.
Mücadelemiz; buraya göz dikmiş olanlara yöneliktir. Buraya yatırım yapan insanlarla hiçbir şahsi sorunumuz yok. Burası bizim yaşam alanımız. Burayı tahrip etmeye çalışanlara karşı kim olursa olsun karşı çıkmaya ve mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bu noktada iş olumlu noktalanana kadar mücadeleden yılmayacağımızı beyan ediyoruz.”