Etiket: cezaevi katliamı

  • ‘Maraş Katliamı pogromdur, Türkiye’de vahşice işlenmiş devlet destekli insanlık suçudur’-VİDEO

    ‘Maraş Katliamı pogromdur, Türkiye’de vahşice işlenmiş devlet destekli insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Maraş Katliamı, Roboskî Katliamı ve Cezaevi Katliamı’na  dair açıklama yaptı. Açıklamada, “Maraş Katliamı 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen ve Alevi ve solculara yönelik gerçekleştirilen bir pogromdur. Türkiye’deki etnik kimlik ve inançlara vahşice işlenmiş devlet destekli insanlık suçudur” denildi. 

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Maraş Katliamı, Roboskî Katliamı ile “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında gerçekleştirilen 19 Aralık Cezaevi katliamının yıl dönümüne dair Kızılay Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı kurumlar adına Alınteri Gazetesi Ankara Temsilcisi Zarife Çamalan okudu.

    “SİYASİ TUTSAKLARIN İRADELERİ TESLİM ALINAMADI”

    Çalaman, 19 Aralık 2000 tarihinde adına “Hayata dönüş operasyonu” denilen katliam ile devletin yaşadığı krizi aşmak istediğini belirterek, “19 Aralık 2000’de hapishanelere yapılan bu kanlı katliam saldırıları ile devlet, siyasi tutsakların ve iradelerini teslim alamadı. O plan şimdi tecridin derinleştirilmesiyle sonuçlandırılmak isteniyor. İçerde ve dışarda tecrit en katı biçimleriyle derinleştirilmek isteniyor. Bunun en somut simgesi İmralı’daki tecrit rejimidir” dedi.

    “TÜRKİYE BURJUVAZİSİ EN ÇOK KOMÜNİZMDEN, KÜRTLERDEN, YOKSULLARIN İSYANINDAN KORKUYORDU”

    Maraş Katliamı’nın yapılma nedenlerine değinen Çalaman, “Yıkılan bir imparatorluğun kalıntıları ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Burjuvazisi; en çokta komünizmden, Kürtlerden ve yoksul köylü yığınlarının isyana kalkışmasından korkuyordu. Bütün bu korkuların beslediği burjuvazi Maraş’taki bu sosyal, politik, ekonomik değişimlere karşı Maraş’ın o gerici faşist güruhunu ayağa kaldırarak engellemeleri gerekiyordu. Çünkü, İdealleri olan Sünni İslam devlet yaratma politikalarını hayata geçirmenin bir yolunun da Alevileri, Kürtleri ve ilerici devrimcileri yok etmek ve teslim almaktı” diye belirtti.

    “MARAŞ KATLİAMI POGROMDUR”

    Çalaman, “19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen ve Alevi ve solculara yönelik gerçekleştirilen bir pogromdur. Maraş Katliamı’nda resmi rakamlara göre 111 kişi, 210 ev yakıldı, 70 işyeri talan edildi. Resmi olmayan rakamlara göre ise: katledilenlerin sayısı 500’ün üzerinde, yüzlerce kişi yaralanmış ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Maraş Katliamı, Türkiye’deki etnik kimlik ve inançlara vahşice işlenmiş devlet destekli insanlık suçudur.

    “KÜRT HALKI DİZ ÇÖKMEDİ BAŞ EĞMEDİ”

    Roboskî Katliamı’nda da sınır ticareti yapan Kürtlerin savaş uçakları ile bombalandığını dile getiren Çalaman, şöyle devam etti:

    “17’si çocuk 34 Kürt köylüsünün parçalanmış bedenleri sınırı iki yakasına yayıldı. Kürt halkının ezeli hikayesini hatırlatırcasına gerekçe hazırdı. ‘Aralarında teröristler olduğu istihbaratı almıştık.’ Bu gerekçe yağdırılan bombaları, dökülen kanı, parçalanan bedenleri aklar sanarak. Roboskî’yle siyasal Kürt bilinciyle şu ya da bu düzeyde buluşmuş tüm Kürtlerin devlet düşmanı olarak kodlandıkları gerçeğinin altı çizilmişti. Açılan mahkemelerde de aynı tutum sergilendi. Emri verenler adeta aklandı, ödüllendirildi. Tüm bu gerçeklere karşı Kürt halkı aldığı tutumla teslim olmayacağını bir kez daha gösterdi. Diz çökmedi, baş eğmedi” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın 24. yılı: 30 mahpus operasyonla öldürüldü

    19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın 24. yılı: 30 mahpus operasyonla öldürüldü

    PİRHA-19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın üzerinden 24 yıl geçti. “Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan operasyonda 30’u mahpus 32 kişi, ölüm orucunda ise 122 mahpus yaşamını yitirdi.

    19 Aralık 2000 insanlık tarihi açısından kara bir gün. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonu döneminde cezaevlerinde uygulamaya sokulmak istenen F tipi cezaevi sistemine karşı 20 Ekim 2000 tarihinde yüzlerce mahpus 19 temel taleple açlık grevine girdi. Talepleri kabul edilemeyen mahpusların bir kısmı 20 cezaevinde açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.

    İçeride kritik günlere girilirken, dışarıda insan hakları kuruluşlarından oluşan bir heyet, hükümet yetkileriyle görüşmeler gerçekleştirip sorunun diyalog yoluyla çözülmesine çabalıyordu. Kapalı kapılar ardında ise cezaevlerine operasyonun planları yapılmıştı. Hükümetten “Anlaşma yapmayacakları, ölüm oruçlarına müdahale edilebileceği” açıklamaları gelirken, dönemin başbakanı Bülent Ecevit, “teröristlerle pazarlık yapmayız” diyordu.

    Ölüm orucunun 61. günü, 19 Aralık sabaha karşı 04.30 sıralarında eş zamanlı olarak operasyon başlatıldı. Operasyonlarda, 2’si asker -ki tutukluların öldürdüğü iddia edilmiş, hazırlanan adli tıp raporların G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları ortaya çıktı- 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan operasyon ‘Hayata Dönüş’ adıyla başlatıldı ve tarihe 19 Aralık Katliamı olarak geçti.

    Operasyon sabahı çıkan gazeteler “Devlet girdi – Sahte oruç, kanlı iftar” manşetleriyle çıkarken, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk. Jandarma, özel tim ekipleri operasyon yapılacak cezaevlerinin maketleri üzerinde uygulamalı eğitim alıyordu” açıklamasını yaparken, Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu ise, “Bakan Türk hem arabuluculuk yapan bizleri, hem de halkı kandırdı” diyerek görüşmelerin nasıl oyalamaya dönüştüğünü söyledi.

    “BİZİ DİRİ DİRİ YAKTILAR”

    Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” açıklaması hafızalardaki yerini aldı. Operasyondan sonra ise açıklanan Adli Tıp raporları sonrası gazeteler “Hayata Dönüş Katliamı” başlığını attı.

    Operasyon sonrasında F tiplerine konulan mahpusların ölüm orucu eylemi devam etti. Cezaevinde ve dışarıda ölüm orucuna katılan 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da ‘19-28 Aralık Katliamları’ konulu panel düzenlendi-VİDEO

    Ankara’da ‘19-28 Aralık Katliamları’ konulu panel düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da, 19-28 Aralık Katliamlarına ilişkin panel düzenlendi. Panelde katliamların unutulmaması gerektiği vurgulanırken, bu katliamların insanlığa karşı işlenmiş birer suç olduğu belirtildi.

    Alınteri, Devrimci Parti, DEM Parti ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), 19-28 Aralık Katliamları’na ilişkin panel düzenledi.

    Hapishane Katliamı, Maraş, Çorum ve Roboski Katliamı’nın konuşulduğu panele; Avukat Kazım Bayraktar, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, DEM Parti PM üyesi Kemal Bülbül ve Sosyolog Veli Saçılık konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin yapıldığı TÜM BEL-SEN konferans salonunda, “katil devlet hesap verecek, Maraş Katliamını unutma unutturma, Roboski Katliamını unutma unutturma, içeride dışarıda hücreleri parçala” afişleri yer aldı.

    Kaybedilen devrimciler için saygı duruşu ile başlayan panel, Moderatör Zarife Çamalan’ın konuşmasının ardından katılımcıların konuşmaları ile devam etti.

    “ÖZEL MÜLKİYETİN ORTAYA ÇIKMASI İLE CEZALANDIRMA YÖNTEMİ DE DEĞİŞTİ”

    Avukat Kazım Bayraktar özel mülkiyetin doğuşu ile ceza sisteminin insanlık dışı bir hal aldığını belirterek, “Aralık ayı katliam ayı diyoruz ama katliamın denk gelmediği hiçbir ay bulamayız. Katliam, diğer adıyla toplu öldürüm, bir cezalandırma yöntemidir. Bu katliamı yapan dönemin liderleri muhalifleri, farklı inançlara sahip olanları asimile edemediği için imha yolunu seçer. Bu haksızlığın arkasında yatan sistemi hedef almamız gerekiyor, bu hedef kapitalizmdir. Özel mülkiyet ve bu cezalandırma sistemini anlatmaya çalışacağım. Bizi hayvanlardan ayıran bir çok özellik var ancak en önemlisi kendi geçim aletlerimizi üretmemizdir. Utanma duygusu, komünal toplumun cezası utandırma durumudur. Bu toplumda çok aşina olduğumuz suçların hiçbiri yoktur. Özel mülkiyetin yani devletin ortaya çıkması ile birlikte cezalandırma yöntemi de değişiyor. Özel mülkiyete geçtiğimiz zaman cezalandırma sisteminin insanlık dışına çıkmaya başladığını görüyoruz. Özel mülkiyet ile kölelik ortaya çıkmış, komünal toplumun hiç bilmediği bir şey bu. Cezalandırma sistemi, kapitalist sistem ile hapis ve tecrite dönüştü. Bugün geldiğimiz süreçte sadece Türkiye’de değil tecrit sistemi burjuva demokrasinin en geliştiği ülkelerde görüldü” dedi.

    “DEVRİMCİLER CESARET NESNESİ OLMAYI TERCİH ETMİŞTİR”

    Sözlerine katliamlarda hayatını kaybedilenleri saygı ile anarak başlayan Sosyolog Veli Saçılık, “19 Aralık operasyonunu bir cezaevi operasyonu olarak göremeyiz. Burada 12 Eylül’de yarım kalan işi tamamlamak istediler.Biz biliyoruz ki cezaevleri sonsuz zaferlerin veya sonsuz galibiyetlerin olduğu bir yer değildir. 19 Aralık Katliamı, Ulucanlar Katliamı ile başlamıştır. Ulucanlar Katliamının ardından mafyalar hızla harekete geçtiler. Sonra Burdur gündeme getirilmişti. Bir tanık olarak Burdur Cezaevinde ranzamın dibinde ses bombasının atıldığını hatırlıyorum. Benim sağ kolumu kopardıklarına tanığım. Sonra f tiplerinin bittiği, 5 yıldızlı otellerin geldiği söylemlerinin olduğu bir dönem geldi. Devrimciler ‘içeride dışarıda hücreleri parçala’ dediler. Devrimciler, Ekim ayında açlık grevlerine başladı. 20 cezaevinde katliamlar başladı. Bu bir katliam değil, bu bir katliamdan ziyade geçmişe bırakılmış bir direniştir. Kadınlarında öne çıktığı bir direniştir. Bu tarihsel bir direniştir. Devletin iddialarına karşı direniş hücre hücre sürdü. Devrimciler f tipinin sadece devrimcilerin sorunu olmadığını belirttiler. Bugün hala cezaevlerinde devrimciler direnişlerine devam ediyorlar. 19 Aralık’ta devrimcilerin tamamı korku nesnesi olmayı reddetmiş, cesaret nesnesi olmayı tercih etmiştir. Saray, mutlaka korku ile tanışacaktır.  Biz hayata dönüş operasyonu ismini kabul etmiyoruz, 19 Aralık bir direniştir” diye ekledi.

    “KATLİAMDAN SONRA MARAŞ, ALEVİSİZLEŞTİRİLDİ VE KÜRTSÜZLEŞTİRİLDİ”

    Maraş Katliamını ele alan Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, Maraş Katliamına ailesinin de tanıklık ettiğini belirtti. Öğüt, şunları ekledi:

    “Katliamın zeminini Alevilerin gettodan kente gelişi ile ekonomide söz sahibi olmaya başlaması neden oldu. Kaybedilen bu insanlar sayılardan ibaret değiller, bir hayat hikayeleri var. Maraş’ta yaşananlara olay denmesini doğru bulmuyorum. Bu saldırılar gerçekleşirken kadın, erkek, engelli demeden insanlara saldırılıyor. Devlet, sadece sınırda kendi varlığını gösterir ancak içeri de yoktur. Bizim burada olma nedenimiz bu katliamları hatırlayıp bir daha yaşamamasını sağlamaktır. Unutmanın ölümcül bir niteliği vardır. Bu iklim hala Alevilerin ve solcuların katledilmesi konusunda hala elverişli. Maraş, katliamdan sonra Alevisizleştirildi ve Kürtsüzleştirildi.”

    “ROBOSKİ KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR”

    DEM Parti PM Üyesi Kemal Bülbül ise Roboski Katliamını değerlendirerek, “Roboski Katliamı’nda diğer katliamlara benzer özellikler vardır. Olayları gizleme, saklama, normalleştirmeler vardı. Bu katliamın içinde devletin eli var. Recep Tayip Erdoğan, Roboski Katliamını devlet terörü olarak nitelendirmiştir. Bu teröristler kimdir? Misak-ı Milli ile yapılmak istemenin bir sonucudur bu katliam. Bu katliam politikası aynı şekilde devam ediyor. Roboski ailelerine ve olaylarına karşı çalışmalar da yapılıyor bu süreçteki yargılamaya dair çeşitli eksiklikler oldu. Hakikatleri araştırma komisyonu kurulmasını yıllardır istiyoruz. Önlemler alınmazsa katliamların devamına karşı durum devam edecektir. Roboski Katliamı Kürtlere, Kürt gençlerine karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlık suçlarında da zaman aşımı olmaz. Roboski insanlığa karşı işlenmiş sistematik bir suçtur” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • 19 Aralık Cezaevi Katliamı tanığı Kurşun: Saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi

    19 Aralık Cezaevi Katliamı tanığı Kurşun: Saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi

    PİRHA-Muharrem Kurşun, 19 Aralık cezaevi operasyonları sırasında Çankırı Cezaevi’ndeydi. Kurşun, yaşananları anlatırken, “19 Aralık’ta saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi. Bu destansı direnişte biz ölüm orucu direnişçileri ölümüne korunmaya çalışıldı. 19 Aralık’ta kolektif bir direniş sergilendi” diyor.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’nın üzerinden 22 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılara 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı. 19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı sırasında Çankırı Cezaevi’nde olan Muharrem Kurşun, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “19 ARALIK’TA KOLEKTİF BİR DİRENİŞ SERGİLENDİ”

    19 Aralık Katliamı’nda Hasan Güngörmez ve İrfan Ortakçı’nın yaşamını yitirdiği Çankırı Cezaevi’nde olduğunu belirten Muharrem Kurşun, “19 Aralık saldırısını hatırladığımda aklıma ilk gelen, ölüm orucu direnişinde olmayan siper yoldaşlarının, biz ölüm orucu direnişçilerini ölümüne korumaya çalışmalarıydı. İki anı bunu çok net gösteriyor; saldırının ilerleyen saatlerinde gazdan kaynaklı havalandırmaya çıkmıştık. Çatıda kiremit ve gaz bombaları yağıyordu. Benim ve bir başka ölüm orucu direnişçisinin üzerine ölüm orucu direnişçisi olmayan bir siper yoldaşı kapaklandı. Bedenini bize siper ederken “Kusura bakmayın yoldaşlar sizi yeterince koruyamadık” dedi.
    İkinci anı da şöyle; havalandırmadan yine koğuşa geçtik, koğuşun tuvalet kısmı gazdan biraz daha yalıtık olduğu için oraya geçtik. Yine de orası da gaz doluydu. Yanımda 96 ölüm orucu direnişçisi Eyüp Baş vardı. Eyüp’ün elinde bir bez vardı, bezin gazdan koruduğunu düşünemeyiz ama orada gazdan nispeten de olsa korunacak tek şeydi. Eyüp bezi benim ağzıma kapattı yani normal koşullarda refleks olarak kendi ağzına gitmesi gereken eli benim ağzımı kapatıyordu. Eyüp siper yoldaşını ölümüne korumaya çalışıyordu. Kısacası 19 Aralık’ta saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi. Bu destansı direnişte biz ölüm orucu direnişçileri ölümüne korunmaya çalışıldı. 19 Aralık’ta kolektif bir direniş sergilendi” dedi.

    “19 ARALIK VE SONRASINDA DEVRİMCİ TUTSAKLARI TESLİM ALAMADILAR”

    Şu anda cezaevlerinde insan hakları ihlalleri var demenin durumu anlatmaya yetmediğini ifade eden Muharrem Kurşun, şöyle devam etti:

    “Çünkü açık bir şekilde insanlık katlediliyor. Hapishaneden gelen her mektupta, başvuruda bu kadarı da olmaz dedirtecek hak ihlalleri ve saldırılar var. Pek çok hasta mahpusun tedavisi engellenerek katledilmeye çalışılıyor. Denizli T Tipinde Akromegali hastası Ekim Polat’ın ameliyat olması gerekiyor, annesi Songül İlker oğlunun tedavisi için oturma eylemi yapıyor ve hala Ekim Polat’ın tedavisi ısrarla engelleniyor. Mehmet Emin Özkan’a gelinen aşamada veda hakkı bile tanınmıyor. Ergin Aktaş, Adli Tıptan “hapiste kalamaz” raporu olmasına rağmen serbest bırakılmıyor. Öte yandan infaz süreleri dolan arkadaşların tahliyeleri, pişmanlık duymamaları gerekçesiyle erteleniyor. Sürgünler hem tutsağa, hem yakınına işkenceye dönüştürülüyor. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar saldırı devam ediyor. Çünkü hücre saldırısı ve tecrit ile devrimcileri teslim almayı hedefliyorlardı. 19 Aralık’ta ve sonrasında devrimci tutsakları teslim alamadılar, alamayacaklar da. Ama dışarıda onlarla güçlü bir dayanışma öremezsek, çok daha fazla bedel ödenecek. Bu yüzden 19 Aralık’ta yaşamını yitirenleri anmanın esas anlamı dışarıda tutsakların sesi olan dayanışmayı örmektir.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Ankara’da Maraş, Cezaevi ve Roboski katliamlarında yaşamını yitirenler anılacak!

    Ankara’da Maraş, Cezaevi ve Roboski katliamlarında yaşamını yitirenler anılacak!

    PİRHA- Ankara’daki Alevi ve yöre dernekleri, Maraş, Roboski ve cezaevi katliamının yıldönümü sebebiyle katledilen Aleviler için anma programı yapacak.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği, Maraş, Cezaevi ve Roboski katliamlarının yıldönümleri sebebiyle katledilenleri anacaklar.

    “Unutmuyoruz, zaman sahipsiz değildir” sözü ile duyurusu yapılan programda dara duruş, çerağ uyandırma, deyişler, sinevizyon ve konuşmalar yer alacak.

    Ankara Tüm-Bel-Sen Genel Merkez binasında yapılacak anma saat 13:00’te başlayacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama

    Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama

    “Hayata Dönüş Operasyonu”nda katledilenler, Ümraniye Cezaevi önünde anıldı. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, delillerin karartılarak, davanın cezasızlıkla kapatılmak istendiğini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Tutsaklara Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 21’inci yılında yaşamını yitirenleri andı. Ümraniye Cezaevi önünde yapılan açıklamada, “19 Aralık Katliamını unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülsen Yoleri, katliam sonrası açılan davaya dikkati çekerek, katliamın cezasızlık ile ödüllendirilmek istenildiğini söyledi. Katliamda tutukluların vahşice katledildiğini anımsatan Yoleri, sorumlular yargılanana kadar katliamı unutturmayacaklarını ifade etti.

    “DELİLLER KARARTILMAYA ÇALIŞILDI”

    Katliamdan kurtulan tutukluların ise hücre tipi cezaevlerine götürüldüklerini hatırlatan Yoleri, “Ardından da isyan ve mala zarar verme suçlamasıyla haklarında davalar açıldı. İsyan ve mala zarar verme suçlamasıyla Bayrampaşa’daki 167 tutuklu ve hükümlü hakkında açılan dava, 2009’da Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin zaman aşımı kararıyla düşerken, Ümraniye Cezaevi’ndeki 399 mahpusa açılan öldürme suçlamasına dair dava ise 22 Ocak 2016 tarihinde beraatla sonuçlandı ve jandarma uzman çavuş Nurettin Kurt’un operasyonu yapan askerlerce öldürüldüğü kesinleşti. Dakika dakika dünyaya izlettirilen katliamın izleri silinecek gibi değildi ama hızla deliller karartılmaya çalışıldı. Katliamın failleri ve sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmedi, hatta korundular, terfi ettirildiler. Dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, bu katliamdaki rolü nedeniyle 2004 yılında ‘devlet üstün hizmet madalyası’yla ödüllendirildi” dedi.

    CEZAEVLERİNDEKİ HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) Türkiye’yi yaşam hakkını garanti altına alma ve işkence ve kötü muameleyi yasaklama maddelerini ihlal ettiğine karar verdiği halde, cezaevlerinde hak ihlallerinin devam ettiğine dikkati çeken Yoleri, şunları kaydetti:

    “Sırf İnsan Hakları Haftası içinde bu yıl; Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde Garibe Gezer, İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde Bangin Muhammed, Şakran T Tipi Kapalı Hapishanesinde Abdurrazak Suyur, Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde Halil Güneş, Bolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde İlyas Demir ve uzun süre hapishanede kaldıktan sonra hastalıkları nedeniyle infazı ertelenen Salih Toğrul, tedavi ve sağlığa erişim hakları engellendiği için yaşamlarını kaybettiler. Hapishaneler halen, insanlık dışı, onur kırıcı muamelelerin mekanı durumunda. Karantina uygulamasının kötüye kullanılması, çıplak arama, sürgün sevk, kelepçeli muayene ve tedaviye zorlama gibi mahpusun yaşamını daraltan hak ihlalleri ile egemen zihniyet, cezaevlerini birer işkence merkezine dönüştürmüş durumda. Ancak, mahpuslar bu işkence ve hak gasplarına karşı, insan onuruna yaraşır bir yaşam için yılmadan mücadele ediyorlar.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI SONA ERSİN”

    Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin toplumsal bir sorun olduğunu kaydeden Yoleri, çözümün sadece tutuklulara bırakılmayacağını ifade etti. Yoleri, cezasızlık politikası son bulana kadar mücadele edeceklerini ifade ederek, taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “* Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri derhal durdurulmalı, yaşanan ihlaller etkin bir şekilde soruşturulmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezalandırılmalıdır.

    * Mahpusların yaşam haklarını koruyacak, eğitim ve sağlığa erişimi dahil tüm temel haklarını güvenceye kavuşturacak mevzuat değişiklikleri yapılmalı, uygulamanın etkin denetimi sağlanmalıdır.

    * Tüm mahpusların insan onuruna saygı gösterilmelidir.

    * Hiçbir mahpus tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmamalıdır.

    * Adalet Bakanlığı, 45/1 nolu Genelge’yi, şartsız uygulamalıdır.

    * Cezaevleri sivil izlemeye açık olmalıdır.

    * Çocuk cezaevleri kapatılmalı, kadın cezaevleri mahpus ve kadın hakları gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.”

    (Mezopotamya Ajansı)

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!
    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!