Etiket: CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal

  • CHP’den, Madımak Adalet Nöbeti’nin 10. gününe ziyaret -VİDEO

    CHP’den, Madımak Adalet Nöbeti’nin 10. gününe ziyaret -VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı faillerinin tahliye edilmesinin ardından başlatılan ‘Adalet Nöbeti’nde konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu iktidarın kendi hukukunu uyguladığı, zalimleri ödüllendirdiği, mazlumları cezalandırdığı bu adaletsiz tutumu kınıyoruz ve reddediyoruz” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin Madımak faili 17 kişiye tahliye kararı vermesi üzerine Pir Sultan Kültür Derneği (PSAKD), 33 gün sürecek adalet nöbeti 10. gününde PSAKD Ankara Şubesi’nde devam etti. 10. gün nöbeti Madımak Oteli’nde katledilen Erdal Ayrancı’ya atfedildi.

    Nöbeti bugün CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaç Şahbaz ziyaret etti.

    ŞAHBAZ: KARAR, KATLİAMI AKLAMAKTIR

    Nöbet eyleminde ilk sözü alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaç Şahbaz, faillerin serbest bırakılmasına tepki göstererek, “Sivas’ta kaybettiğimiz 33 insanın acısını hala iliklerimize kadar yaşıyoruz. Böyle vahşice kaybettiğimiz insanların acısın o günden beri hep yaşıyoruz. Bugün bu acılarımız daha da katlandı. Önce zamanaşımı koydular sonra da serbest bıraktılar. Bu yaşanan insanlık suçunu, inançtan ötürü yapılan bu saldırıyı bir yerde aklamaktır, bu saldırıya sahip çıkmaktır.  Bir insanlık suçunun bu şekilde yok sayılması, iktidar tarafından sahiplenilmesi ve katillerin serbest bırakılması kabul edilemez” dedi. 

    Şahbaz, Suriye’de Alevilere yönelik katliama da değinerek, “Dün Sivas’ta yaşanan bu katliamdan sonra devam eden başka katliamlarla yüz yüze kalıyoruz. Suriye’de Alevilere ve başka etnik kimlikte insanlara yapılan katliamı kabul etmiyoruz. Bunun durdurulması için Türkiye’ye, dünyaya sizler aracılığıyla bir kez daha çağrı yapıyoruz. Bu insanlık dramını durdurmak tüm insanlığın görevidir ve bu bir an önce durdurulmalıdır” diye konuştu.

    SARIBAL: ZALİMİ ÖDÜLLENDİREN BU TUTUMU KINIYORUZ

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise Madımak faillerinin ödüllendirildiği ifade ederek, “Bu iktidarın kendi hukukunu uyguladığı, zalimleri ödüllendirdiği, mazlumları cezalandırdığı bu adaletsiz tutumu kınıyoruz ve ret ediyoruz. 12 yıl boyunca bir insanlık suçu talebini görüşmeyen Anayasa Mahkemesi ve bütünüyle adaleti değil adaletsizliği bir zincir halkası gibi hayata geçiren, sarayın kendi hukukunu uyguladığı ve katillerin şu an ellerini kollarını sallayarak gezdiği bir tutumu, bir uygulamayı ret ediyoruz ve kınıyoruz. Sivas’ın ateşi yüreğimizi ve içimizi hala yakmaktadır. O ateşi ısrarla yakmaya devam eden bir iktidar bir siyasal tutumla karşı karşıyayız. İnsanlık suçu kapsamı içine alınmamış ve katliam zanlılarını bırakmak olsa olsa gerici ve faşizan bir tutumla olur” diye belirtti. 

    PİRHA/ANKARA

  • Özel, Dersim’den seslendi: DEM Parti resmi bir parti göz önünde ilişki içindeyiz -VİDEO

    Özel, Dersim’den seslendi: DEM Parti resmi bir parti göz önünde ilişki içindeyiz -VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Dersim’e geldi. Halka seslenen Özel, Dersim Belediyesi’ni bütün CHP’li Büyükşehir belediyeleri ile kardeş kent yapacaklarını vurguladı. DEM Parti ile ilgili olarak ise “Hiçbir siyasi parti bizim gözümüzde şeytan değildir. DEM Parti resmi bir partidir. Her parti gibi gözler önünde ilişki içindeyiz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcıları, Parti Meclisi Üyeleri, Disiplin Kurulu üyeleri ve aralarında Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ile Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın da olduğu partililerle Dersim’i ziyaret etti.

    Nazimiye’de eski Milletvekili Kamer Genç’i anma törenine katılan Özel, daha sonra Dersim merkezde CHP il binasının önünde halka hitap etti.

    “ADAYIMIZI SİZE EMANET EDİYORUM”

    Nazimiye’ye gelmeden önce önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldiğini, onun selamlarını getirdiğini belirterek konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, önce sözü yerel seçimlere getirerek, “Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı olarak adayımızı Cumhuriyet Halk Partililere, o da yetmez. Tunceli iyi yönetilsin, dürüst, temiz yönetilsin, iyi hizmetler alsın diyen herkese; Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün büyükşehir belediyeleri Tunceli Belediyesi’ne kardeş belediye olsun diye, abi kardeş gibi çalışsınlar, Tunceli bugüne kadar görmediği hizmetleri alsın diye adayımızı size emanet ediyorum” dedi.

    “BİZİM GÖZÜMÜZDE HİÇBİR SİYASİ PARTİ ŞEYTAN DEĞİLDİR”

    AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işi gücü bırakıp Cumhuriyet Halk Partisi’yle uğraştığını vurgulayan Özel, Cumhurbaşkanı’nın eleştirilerine konu olan DEM Parti ile görüşmelerine ilişkin şunları ifade etti:

    “Meclisteki grubu bulunan ve bu milletten oy alan hiçbir siyasi parti bizim gözümüzde şeytan değildir. Randevu istediler. Verdik, geldiler, görüştük. Seçimlerini yaptılar. Tebrik etmeye, hayırlı olsun ziyaretine gittik. Şuradan ilan ediyoruz ki bizim DEM Parti’yle Tayyip Bey istemiyor diye ilişkimizi koparacak kadar onun seçmenine saygısız değiliz ama yine buradan ilan ediyoruz ki, DEM Parti ile gözünüzün önünde, ne ilişki kuruyorsak onu kuruyoruz. Yani kapalı kapılar ardından konuşuyorlar, gizli anlaşmalar yapıyorlar, şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar. Bunların hepsi Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim yalanından ibarettir. DEM Parti resmi bir partidir. Her parti gibi gözler önünde ilişki içindeyiz. Ama Recep Tayyip Erdoğan her gün DEM diyorsun da her gün zam yapıyorsun. Milletin derdi DEM değil, senin yaptığın zam zam zam.”

    “EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI BİR ASGARİ ÜCRET DÜZEYİNE ÇIKARACAĞIZ”

    Recep Tayyip Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşının, asgari ücretin bir buçuk katı olduğunu ama bugün asgari ücretin yüzde 55’ine indiğine vurgu yapan Özel, “Biz diyoruz ki ilk adım olarak, en düşük emekli maaşı bir asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. O da 17 bin liradır. 10 bin liralık sefalet ücretini kabul etmiyoruz. Buradan sizlerden hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi etnisiteden, hangi mezhepten, hangi inançtan olursa olsun bütün emeklilerimiz için artık o 10 bin lirayı, onun uygun gördüğü, dayattığı, reva gördüğü 10 bin lirayı reddediyoruz” diye belirtti.

    Elektrik ve doğal gaz faturalarından boğaza bir şey kalmadığını söyleyen Özel, “Yoksulluk ve sefalet içinde olan emeklilerimize de emekçilerimize de geleceğinden endişeli gençlere de gencecik evlatlarını yurt dışına gönderip de kaybetmek istemeyen ana babalara da sesleniyoruz. Oyları Cumhuriyet Halk Partisi’nde birleştirirsek, bu iktidara yeter artık bizi düşünmeyene bundan sonra oy yok dersek, biz bu kadarını hak etmedik, size bu yerel seçimlerde bir sarı kart gösteriyoruz dersek emin olun bundan sonra her şey yoluna girer” değerlendirmesinde bulundu.

    “KIYI ŞERİDİNDEN İÇERİYE DOĞRU CHP’Lİ BELEDİYELERİ ÇOĞALTACAĞIZ”

    Hem Tunceli’de hem 81 ilde özellikle ellerindeki 11 büyük şehirde büyük bir başarı elde edeceklerini belirten CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaklaşan yerel seçimlerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Büyükşehir belediyelerimizi koruyacağımızı, bu sayıyı Ege’deki dört il başta olmak üzere Denizli’den, Manisa’dan, Balıkesir’den, Bursa’dan başlayarak artık Cumhuriyet Halk Partili Belediyeleri kıyı şeridinden içeriye doğru çoğaltacağımızı, İç Anadolu’da çok önemli belediyeler kazanacağımızı görüyorum. İlk aklıma Kırıkkale geliyor. Kastamonu geliyor ancak çok sayıda belediyeyi kazanacağımızı ve Tunceli’de bu sefer, bu güzel memlekette şanlı bayrağımızı ve Cumhuriyet Halk Partisi bayrağını Tunceli’de Dersim Belediyesi’ne asacağımızı ve Tunceli’ye görülmedik hizmetleri hep beraber yapacağımızı buradan müjdeliyorum.”

    “TUNCELİ ÖZEL BİR KENTTİR”

    CHP Dersim Belediye Başkan Adayı Ali Mustafa Çelik’de, Dersim’de son zamanlarda artan göç sorununa vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “Kentimiz boşalıyor. Göç, dramatik bir hal alıyor. Biz kentimizin sorunlarını biliyoruz, çözümleri için hazırız. Tunceli doğası, insanı, çağdaş yaşam tarzı, değerleri, kültürüyle, kimliğiyle özel bir kenttir. Son yıllarda yaşanan ekonomik zorluklarla beraber artan işsizlik, yoksulluk, kentimizin sürekli göç vermesine neden olmaktadır. İnsanlarımız dışarıya göç ettikçe kentimizin özgün, sosyokültürel dokusu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ancak suç gidenlerin değil, gençlerimize umutlu ve güvenli bir gelecek sunamayan yöneticilerdedir. Biz yoksulluğa mahkum edilen halkın çocuklarının doğduğu topraklardan koparılmalarına seyirci kalmayacağız. İnsana değer vereceğiz. Halka saygılı olacağız, herkesi kucaklayacağız, destekleyeceğiz ve kolaylaştırıcı olacağız. Çevre duyarlılığı içerisinde çağdaş, yaşanabilir, mutlu bir kent yaratacağız”

    PİRHA/DERSİM

     

  • CHP’li, Sarıbal Madımak Katliamı hükümlüsünün affedilmesini Meclis’e taşıdı

    CHP’li, Sarıbal Madımak Katliamı hükümlüsünün affedilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın Madımak hükümlüsünün Erdoğan tarafından affı ardından Meclis’e soru önergesi verdi. Sarıbal, Meclis’e “Bugüne kadar serbest bırakılan iki hükümlü için af süreci hangi kişi ya da kurumların hangi makama başvurusu ile gerçekleşmiştir? Bu başvuru hangi makamlarca incelenmiş ve kimler tarafından gerekçelendirilmiştir? İnceleme sonucu gerçekleşen salıverme kararının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Sarıbal, Madımak hükümlüsünün Erdoğan tarafından affı ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevaplaması istemiyle meclise soru önergesi verdi.

    “HÜKÜMLÜLERDEN KAÇI HALA TUTUKLU?”

    Sarıbal’ın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde şunlara yer verildi:
    “Cumhurbaşkanı Erdoğan 6 Eylül 2023 tarihi itibarıyla Sivas Madımak katliamının asli faillerinden Hayrettin Gül’ün kalan cezasını “hastalık gerekçesiyle” kaldırdı. Bu, Erdoğan’ın Madımak failleri için kullandığı ikinci af yetkisi oldu. Erdoğan, üç yıl önce de af yetkisini, Madımak katliamından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Ahmet Turan Kılıç için kullanmıştı. Almanya’dan sınır dışı edilmesinin ardından 2003 yılında cezaevine giren Hayrettin Gül, Erdoğan’ın getirdiği afla Madımak katliamı nedeniyle sadece 20 yıl cezaevinde yatmış olacak.

    Bu duruma göre;

    2 Temmuz 1993’te gerçekleşen Sivas Katliamı’nın ardından kaç kişi yargılanmıştır?

    Yargılananların hüküm giydiği cezalar ve süreleri nelerdir?

    Hükümlülerden kimler ceza sürelerini tamamlamış ve serbest kalmıştır?

    Ceza süresi tamamlanmadan serbest bırakılan var mıdır? Varsa kimlerdir? Serbest bırakılma gerekçeleri nedir ve serbest kalışlarına ilişkin hukuki süreç nasıl gerçekleşmiştir?

    Hükümlülerden kaçı halen tutukludur?

    İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan firari sanıklar ile ilgili yakalama ve/veya iade talebi uluslararası yazışmalarda hangi gerekçe ve hukuki talebe dayandırılmaktadır?

    Bugüne kadar dış ülkelerde bulunduğu tespit edilen hükümlüler hakkında istihbarat, yakalanma ve/veya iade gündemi oluşmuş mudur? Oluştuysa kimler hakkında ve kaç kez hangi ülkelerle istişare gerçekleşmiştir? Bu süreçler nasıl ilerlemiş, nasıl sonuçlanmış ve iade neden gerçekleşememiştir?

    Sivas Katliamı davası başladığı günden bu yana 30 yılda ana dava ve firari sanıklar üzerinden sürmekte olan davalarda kaç hakim değişmiş, kaç ara karar alınmıştır?

    Önümüzdeki günlerde serbest bırakılması gündemde olan hükümlü var mıdır? Varsa hangi gerekçe ile hangi kişi ya da kurumlarca başvuru yapılmıştır?

    Bugüne kadar serbest bırakılan iki hükümlü için af süreci hangi kişi ya da kurumların hangi makama başvurusu ile gerçekleşmiştir? Bu başvuru hangi makamlarca incelenmiş ve kimler tarafından gerekçelendirilmiştir? İnceleme sonucu gerçekleşen salıverme kararının gerekçesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Sarıbal, Amedspor’a saldırıyı kınadı: Uyarılara rağmen önlem alınmadı

    CHP’li Sarıbal, Amedspor’a saldırıyı kınadı: Uyarılara rağmen önlem alınmadı

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Amedspor’un ırkçı saldırıya uğramasın kınayarak TFF’yi göreve çağırdı. 

    İkinci Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden Amedspor’un konuk olduğu Bursaspor maçında ırkçı saldırıya uğramasına yönelik tepkiler devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, yaptıkları uyarılara rağmen önlem alınmayan müsabaka için açıklama yaparak yaşananları kınadı.

    TFF’YE ÇAĞRI

    Sarıbal’ın yaptığı paylaşım şöyle: “Görüşmelerimizdeki tüm uyarılarımıza rağmen ‘sorun yok’ diyen yetkililer, tribünden slogan atan seyirciye yapmadığını bırakmayan hükümet, misafir takımın güvenliğini sağlamak için vali ve emniyet müdürlüğünü göreve çağırıyorum. Acılı günler yaşadığımız şu günlerde, 80 ilimizden gelen vatandaşlarımızın yaşadığı kardeş kent Bursamızda, Bursaspor ve Amedspor arasındaki futbol maçında yaşanan olayları kınıyorum. Bursa bunu hak etmiyor. Türkiye Futbol Federasyonu’nu göreve çağırıyorum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sarıbal: Deprem bölgesindeki narenciye üreticisi acil yardım bekliyor

    Sarıbal: Deprem bölgesindeki narenciye üreticisi acil yardım bekliyor

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, deprem nedeniyle narenciye ürünlerinin dalında kaldığını belirterek, “Tüccarlara, yerel yöneticilere, bütün ülkenin duyarlı insanlarına bir kez daha sesleniyoruz. Limonlar bir an önce hasat edilmeli, dalında ürün çürümemeli.” dedi.

    10 ilde etkisini gösteren Maraş merkezli deprem tarım sektörünü de vurdu. Ülkenin önemli narenciye üretim merkezlerinden biri olan Hatay’da, narenciye üreticileri dalında kalan ürünleri için destek istedi.

    “GELECEK YIL ÜRÜN OLMAYACAK”

    CHP Bursa Milletvekili ve Tarımdan Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, önemli ihracat ürünlerinden biri olan narenciyeye sahip çıkılması gerektiğini belirterek “Deprem, gerçekten Türkiye’yi adeta büyük bir kaosa çevirdi. Bütün iş dünyası, insanlık ciddi bir sıkıntı yaşıyor. Erzin, narenciyenin en önemli bölgelerinden biri. Binlerce ton limon, portakal, mandalina dalında. Eğer limonlar hasat edilmezse gelecek yılın ürünü de olmayacak. Erzin üreticisi acil yardım bekliyor” dedi.

    “BİR AN ÖNCE HASAT EDİLMELİ”

    Deprem nedeniyle dalında kalan limonun toplanması gerektiğini belirten Orhan Sarıbal, “Tüccarlara, yerel yöneticilere, bütün ülkenin duyarlı insanlarına bir kez daha sesleniyoruz. Limonlar bir an önce hasat edilmeli, Erzin çiftçisi gelecek yılın ürünü için çalışmasına devam etmeli ve dalında ürün çürümemeli. Dayanışma büyütür, dayanışma yaşatır, dayanışma acılarımızı azaltır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıbal: İktidar ülkenin yeşiline para olarak bakıyor-VİDEO

    Sarıbal: İktidar ülkenin yeşiline para olarak bakıyor-VİDEO

    PİRHA-CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “İliç’te siyanür havuzu daha da büyütülmek isteniyor, şu anda büyütülecek istenen havuz Avrupa’nın en büyük siyanür çukuru olacak. Bu ülkenin vicdan sahibi insanları ülkenin yeşiline yaşam olarak bakıyor ama iktidar yeşile para olarak bakıyor” dedi.

    21 Haziran Salı günü saat 02.45’te Erzincan İliç İlçesi Çöpler Mevkii’nde uluslararası bir şirket tarafından işletilen altın madenine siyanür taşıyan boru hattında meydana gelen patlama sonrasında, yaklaşık 20 ton siyanür solüsyon Fırat Nehri ve Keban Baraj havzasına, siyanürlü su da Fırat Nehri üzerinde kurulan İliç Barajına da ulaştı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İliç’te Anagold Madencilik’e ait altın madeninin siyanür borularının patlamasının vereceği zararlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TOPRAĞIN ÜSTÜ, TOPRAĞIN ALTINDAN DEĞERLİDİR”

    Siyanürün dünyanın en tehlikeli maddesi olduğunu vurgulayan Sarıbal, “Siyanürün geçtiği yerde hiçbir canlı yaşayamaz. Dünya siyanürle altın çıkarmayı bırakmış durumda ama ne yazık ki Türkiye’de en ucuz yöntem bu olduğu kullanılıyor” dedi.

    İliç’te siyanür havuzu daha da büyütülmek istendiğine dikkat çeken Sarıbal, “Şuanda büyütülmek istenen havuz Avrupa’nın en büyük siyanür çukuru olacak. Aşırı yağmur, aşırı rüzgâr ve deprem olduğunda o çukurda bir yarılma olduğunda sadece İliç değil Fırat Nehri, Atatürk Barajı ve Keban Barajı’nda bulunan sular zehirlenecek” diye konuştu.

    Sarıbal, Türkiye’nin birçok yeri şuan hükümet tarafından maden ruhsatları verildiğine işaret ederek, “Dersim’de 145 tane maden ruhsatı verildi. Bu ülkenin vicdan sahibi insanları ülkenin yeşiline yaşam olarak bakıyor ama iktidar yeşile para olarak bakıyor. İktidara sözümüz ölüler altın takmaz, toprağın üstü toprağın altından kıymetlidir ve ormanda son ağaç kesildiğinde, nehirde sular kuruyup son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenilmeyeceğini anlayacaktır” ifadelerine yer verdi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Sarıbal: İliç altın madeni nedeniyle bütün coğrafya risk altında-VİDEO

    Sarıbal: İliç altın madeni nedeniyle bütün coğrafya risk altında-VİDEO

    PİRHA- 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Pertek’te ‘Doğamız kutsalımız, kutsalımız inancımız’ konulu panelde konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İliç’te altın madeninin siyanürle sadeleştirilmesinin dünyanın en büyük tehlikelerinden biri olduğunu söyledi. Sarıbal, “Eğer İliç altın madeni büyütülürse Munzur Dağları’na saldırının başlangıcı olacaktır” dedi.

    Pandemi sebebiyle son iki yıldır gerçekleştirilemeyen Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Dersim Merkez’de Tunceli Valiliği’nin yasakları nedeniyle yapılmazken, Ovacık’ın ardından 2. günde Pertek’te yapılan festival programı başladı.

    20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Pertek’te CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal‘ın konuşmacı olarak katıldığı ‘Doğamız kutsalımız, kutsalımız inancımız’ konulu panelle devam etti.

    “TÜRKÜLERDEN KORKULUR MU?”

    Sarıbal, “Türkülerden korkulur mu?” diyerek Grup Yorum ve Grup İsyan Ateşi’nin Tunceli Valiliği tarafından Dersim’e girmelerinin yasaklanmasına tepki göstererek konuşmasına başladı.  Sarıbal, “Niçin korkarlar? Saltanat sürenler, egemenler gelip geçer ama bir toplumun türküleri ölmez, çünkü türküler kanunlardan daha güçlüdür” diye belirtti.

    “YERİN ÜSTÜ, YERİN ALTINDAN KIYMETLİDİR “

    İliç’te altın madenindeki siyanür sızıntısına da değinen Sarıbal, “Hangi insanın öldükten sonra kolunda altın gördünüz, önemli olan insanı yaşatmaktır. Altın madeninin siyanürle sadeleştirilmesi dünyanın en büyük tehlikelerinden biridir. İliç altın madeni nedeniyle bütün coğrafya risk altında. Birileri zengin olacak diye doğamızın geleceği yok ediliyor. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. eğer İliç altın madeni büyütülürse Munzur Dağları’na saldırının başlangıcı olacaktır. Dersim dünyanın ender, özel bölgelerinden biridir. Yerin üstü, yerin altından kıymetlidir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • CHP’li Sarıbal: Gerçek bir yüzleşme olmadan Maraş Katliamı’nın acısı dinmeyecek

    CHP’li Sarıbal: Gerçek bir yüzleşme olmadan Maraş Katliamı’nın acısı dinmeyecek

    PİRHA- CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, üzerinden 43 yıl geçtiği halde Maraş Katliamı’nın aydınlatılmadığını ve sorumluların hesap vermediğini ifade ederek, “Hala ‘devlet sırrı’ denilerek olayların aydınlatılması istenmiyor. Gerçek bir yüzleşme olmadan Maraş Katliamı’nın acısı dinmeyecek” diye konuştu.

    TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Maraş Katliamı ile ilgili görüşlerini aktaran CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 19-26 Aralık 1978 tarihinde 7 gün boyunca süren saldırılarda resmi rakamlara göre 120, olayın tanıklarına göre 150’den fazla kişinin öldüğünü belirtti.

    “KATLİAMIN ARDINDAN MARAŞ’IN NÜFUS YAPISI DEĞİŞTİ”

    Sarıbal, olaylarda yüzlerce kişinin yaralandığını ve önceden işaretlenen ev ve işyerlerinin tahrip edilerek talan edildiğini kaydetti. “Hamile kadınların karnındaki çocukların bile öldürüldüğü, kadınların kocasına “Beni sen öldür, onların eline bırakma” dediği dehşet verici bir katliamdır Maraş Katliamı” diyen Sarıbal şöyle devam etti:

    “Katliamın ardından Maraş adeta nüfus yapısı değişti. Binlerce Alevi ve solcu yurttaş doğdukları, büyüdükleri yerlerini, baba ocağını terk edip başka şehirlere, başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Maraş katliamı, her anı hesaplanmış, adım adım uygulanmış, sonrasında üzeri kapatılmış organize bir katliamdır. Bu katliamın hesabı sorulmadığı için sonrasında yaşanan Çorum, Sivas, Suruç, Ankara katliamlarına zemin hazırlamıştır.

    Katliamın sorumlularından hesap sorulmazken, katliam mağdurları ölülerini bile gömemedi. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri mağdurların yakınlarına verilmedi, devlet tarafından gömüldü. Üzerinden 43 yıl geçtiği halde, hala, katliamda kaybedilen ve bulunamayan insanlar var. Dava dosyasını isteyen avukatlara “devlet sırrı” denilerek, dosya verilmedi, verilmiyor. O nedenle kapanmamış bir davadır Maraş Katliamı. Bütün bunlara rağmen katliamda kaybettikleri yakınlarını anmak için toplanan insanlara her türlü engel çıkarılmaktadır. Bu tavır diğer katliamların mağdur yakınlarına da aynen yaşatılmaktadır.”

    “MİT, CİA VE SİYASİ PARTİLER KATLİAMA ORTAM HAZIRLADI”

    Katliam sonrasında ortaya çıkan delillerin yaşananların 12 Eylül darbesi için organize edildiğinin ortaya çıktığını belirten Sarıbal, MİT, CİA ve dönemin bazı siyasi partilerinin katliama ortam hazırladığını aktardı. Katliam sırasında meydana gelen olaylar hakkında da bilgi veren Sarıbal, “Dönemin Milliyet Gazetesi başyazarı Abdi İpekçi’ye demeç veren CIA ajanı Paul Hanze, katliamın Kontrgerilla adlı CIA bağlantılı NATO kuruluşu tarafından örgütlendiğini, katliama bir CİA ajanının karıştığını söyledi. Katliamın sorumlularının ortaya çıkması için mücadele eden Abdi İpekçi 1 Şubat 1979’da Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Yine olayların aydınlığa kavuşması için mücadele eden 3 avukat, Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürüldüler” diye konuştu.

    Sarıbal, Ergenekon davasında yargılanan Veli Küçük’ün dava dosyasına giren ajandasında, olaylar öncesi Maraş’taki zengin ailelerin şehri terk etmesi için uyarıldıklarını, bunun da olayların önceden bilindiğini vurguladı.

    “BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Maraş Katliamı’nın sanıklarının yargılamalarının 1991 yılına kadar sürdüğünü, sanık olarak yargılanan 804 kişiden 29’nun idam, 7’sinin müebbet hapis, 7’sinin 15-24 yıl, 29’unun 10-15 yıl, 259’unun 5-10 yıl, 26’sının ise 1-5 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldığını anımsatan Sarıbal, ceza alanların da dönemin iktidarı ANAP tarafından, Nisan 1991’de çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu ile serbest kaldığını söyledi.

    “Sonuç olarak aralarında masum bebekler, çocuklar, kadınlar ve yaşlıların bulunduğu onlarca insanın yaşamını yitirdiği Maraş Katliamının planlayıcılarından, tetikçilerinden ve katillerinden tek bir kişi bile ceza almadı” diyen Sarıbal, şöyle devam etti:

    “Tarihe kara bir leke olarak geçen Maraş Katliamı yüreklerimizi yakmaya devam ediyor. Gerçek bir yüzleşme olmadan, yaşananlar ile ilgili mağdurların yüreğindeki kor ateş sönmeden Maraş Katliamının acısı dinmeyecek. Birileri Maraş, Çorum, Sivas katliamlarının unutturmak istiyor ama unutmayacağız. Bu topraklarda eşit yurttaşlığın hayata geçirilmesi için, insanların kimlikleri üzerinden inşa edilen ayrıştırıcı toplumsal fay hatlarının ortadan kaldırılması için, eşit yurttaşlığın, demokrasinin ve özgürlüklerin egemen olduğu bir geleceğin kurulması için, Maraş’ların, Çorum’ların, Sivas’ların bir daha yaşanmaması için mücadele etmeyi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Ziraat Odaları Birliği: Halkın ortak varlıkları sermayeye peşkeş çekiliyor-VİDEO

    Ziraat Odaları Birliği: Halkın ortak varlıkları sermayeye peşkeş çekiliyor-VİDEO

    PİRHA- Ziraat Odaları Birliği, ‘Çiftçiye, orman işçisine, köylüsüne, ülke ekonomisine darbe indiriliyor’ başlığı ile basın toplantısı düzenledi. 

    Ziraat Odaları Birliğinde düzenlenen basın toplantısına Kimya Mühendisler Odası Başkanı Özden Güngör, Türkiye Ziraatçılar Derneği  Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, Çitfçi Sen Genel Başkan Abdullah Andıç, Kimya Mühendisler Odası Genel Başkanı Dr. Ali Uğurlu ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal katıldı.

    Ortak basın açıklaması metnini ise Ziraat Mühendisler Odası Genel Başkanı Özden Güngör okudu.

    Güngör yaptığı açıklamada; “Asıl hedefi yalnız ülkemizin şeker gereksinimini karşılamak değil, tarımı ve dolayısıyla çiftçiyi kalkındırmak olan şeker fabrikalarının özelleştirilmek istenmesi, toplumun her kesiminde haklı tepkilere ve endişelere yol açmaktadır. Şeker pancarı ülke tarımının gelişmesinin, modern tarım tekniklerinin uygulanmasının, tarım sanayinin ve kırsal kalkınmanın temel direğidir. Fabrikaların satılması salt ekonomik bir yaklaşımla değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda sanayileşme ile kalkınma düşüncesinin terk edilmesi de söz konusudur. Neo liberal politikalara geçiş uğruna terk edilen bu anlayış yerliliktir, milliliktir, bağımsızlıktır. 24 Ocak kararlarının uygulanması için kurgulanmış 12 Eylül Darbesi sonrası planlamadan vazgeçilmiş, tarımda desteklemeler kaldırılmış ve küresel sermaye dayatmaları sonucu özelleştirme adı altında ülke yağma ve talana açılmıştır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi aynı zamanda, pancar şekeri ile nişasta bazlı şeker arasındaki tercihi gösteren bir politikanın yansımasıdır. Nişasta bazlı şekerin sağlığımıza olan zararları yapılan her yeni bilimsel çalışmayla artarak ortaya çıkmaktadır. Nişasta bazlı şekerin üretimine ve ithalatına ilişkin etkin kontroller söz konusu değilken, bir anlam ifade etmeyecek kota azaltmalarının, kamuoyunu yatıştırmaya yönelik göstermelik bir hamle olması dışında bir anlamı bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ÜRETİME VURULMUŞ DARBE”

    Güngör sözlerine şöyle devam etti:

    “Siyasi iktidar şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile ilgili toplumun isteklerine kulak vermeyip ortada görülmezken, TBMM`ye sevk ettiği ve komisyon görüşmeleri tamamlanarak Genel Kurula sunulan yeni bir torba tasarıda sularımıza, arazilerimize ve ormanlarımıza yönelik yeni tehditlerle ortaya çıktı.

    “Torba tasarıyla bir veya birden çok havzadaki su varlıklarının gerçek ve tüzel kişilere su kullanım izni verilerek tahsis edilmesi yoluyla özelleştirilmesinin önü açılmak istenmektedir. Daha önce mikro HES uygulamaları ile doğanın kılcal damarları olan derelerimizin, çaylarımızın su kullanım hakları özel sektöre verilmiş, kadimden beri kırsaldaki insanımızın tasarrufunda olan sular, yöre halkından ve ekosistemdeki canlılardan kaçırılmıştı. Torba tasarıyla canlıların en temel hakkı olan suyun metalaştırılması yönünde yeni bir adım daha atılmaktadır. Yani Tasarı açık bir biçimde, “gökten yağan yağmurun birikmesi, düşen karın erimesiyle oluşan suları, şirketler çiftçiye para karşılığı satacak” diyor! Halkın ortak varlığı olan su varlıklarımız sermayeye peşkeş çekilemez. Suyun metalaştırılıp, çiftçiye fahiş fiyatla sulama suyu satılması tarıma ve üretime vurulmuş büyük bir darbedir.”

    “ÜLKE GIDA GÜVENCESİNDEN YOKSUN BIRAKILIYOR”

    “DSİ’nin sorunsuzca işlettiği sulama sistemi ve düzeni; bugünleri hazırlamak için önce lağvedilmiş ve daha sonra da sulama birlikleri kurdurularak tarla içi dağıtım ve yönetim işi sulama birliklerine devredilmişti. Sulama birliklerinin yaşadığı sorunların çözümü konusunda herhangi bir çaba gösterilmeyip, durumun içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesi beklenmiştir. Hazırlanan tasarıyla sulama birlikleri ve sulama kooperatiflerinin önce DSİ`ye sonra yerel yönetimlere ve özel sektöre devrinin önü açılmak istenmektedir.”

    “Düzenlemenin bu şekilde yapılması yıllar önce hazırlanan Dünya Bankası Raporlarında önerildiği gibidir. Bu hizmetlerin özel sektöre devredilmesi, tarlalara su saati takılmasıyla birlikte zaten üretim yapmakta zorlanan çiftçilerin tümden tasfiyesine, kırsaldan koparılmasına ve toprakta mülkiyet değişimine yol açacaktır. Dünyada örneğini başka ülkelerde de gördüğümüz bu uygulama sonrası topraklarımız küresel tarım sermayesinin eline geçecek ve ülkemiz gıda güvencesinden yoksun, açlıkla terbiye edilen bir ülke haline gelecektir.”

    “MÜLKİYETİN KORUNMASI İLKESİ YOK EDİLECEK”

    “Tasarıda endişe uyandıran bir konu da zorunlu arazi toplulaştırmasıdır. Halen toplulaştırma için arazi sahiplerinin yarısından bir fazlasının onayı gerekmesine karşın, tasarıda “DSİ tarafından bağlı olduğu bakanlığın talebi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile isteğe bağlı ya da maliklerin muvafakati aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılabilir” hükmü yer almaktadır. Tasarıya göre Bakanlar Kurulu`nun arazi toplulaştırmaya ilişkin kararı “kamu yararı” statüsünde kabul edileceği için, zorunlu kamulaştırmanın yolu açılacak, Anayasa ile güvence altına alınmış olan mülkiyetin korunması ilkesi yok edilecektir.”

    “Torba tasarıyla ayrıca orman alanları için de son derece zararlı olabilecek kullanım biçimlerine tahsisin önü açılmakta, ormanların altına bedeli karşılığında yirmidokuz yıllığına her türlü depolama yapılması ile imkânı getirilmektedir. “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santraller olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi olasılığını akla getirmektedir. Ormanlara yapılan müdahale altı ile sınırlı kalmamakta, dikili ağaçların satışına imkân verilmek suretiyle, üstü de bu saldırılardan nasibini almaktadır.”

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    “AKP Hükümeti tarafından yapılmak istenen şeker fabrikalarının ve suların özelleştirilmesi, kamuya ait ormanların ve çiftçiye ait arazilerin özelleştirilmesinin önünün açılması politikalarından en büyük zararı, üretici ve yoksul halk kesimleri görecektir. Yapılmak istenenler, uzun dönemde uluslararası sermayenin ve küresel çıkar çevrelerinin amaçlarına hizmet edecek politika ve tercihli uygulamalardır. Vazgeçilmelidir! Sorumluları uyarıyor, bu durumu kabullenmediğimizi ve takipçisi olacağımızı kararlılıkla ifade ediyoruz.”  (HABER MERKEZİ)