Etiket: chp milletvekili

  • ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ ismi Alevi kamuoyunda tepkilere yol açtı!

    ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ ismi Alevi kamuoyunda tepkilere yol açtı!

    PİRHA- CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından restore edilen ve adına ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ denilen ibadethane Alevi kurum temsilcilerinin de katıldığı törenle Hacıbektaş’ta açıldı. Cemevine siyasetçinin adının verilmesi nedeniyle tartışmaları da beraberinde getirdi. Erol, daha öncede peyzaj çalışması adı altında Ana Fatma Ziyareti’ne isminin olduğu tabela astırmış ve tepkiler sonucunda tabela kaldırılmıştı.

    Dün, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Alevi kurumlarının da katılımıyla Nevşehir’in Hacıbektaş ilçsinde ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ açıldı. CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından restore edilen ve isminin verildiği cemevi Alevi kamuoyunda ciddi tepkileri kendisiyle birlikte getirdi.

    Eleştirilerin odağında, Gürsel Erol’un bugüne kadar Dersim ve Elazığ’daki birçok park, kutsal mekan ve sosyal tesise adını kendisine vermesi, şimdi ise aynı yöntemi bir cemevinde de sürdürmesi bulunuyor.

    ‘Cemevleri siyaset üstü mekânlardır’ görüşünü dile getiren Alevi inanç önderleri, kurum yöneticileri, yurttaşlar bu adımı yanlış bulduklarını sanal medya hesabından yaptıklarını paylaşım ile açıkladılar.

    Gürsel Erol’un adını taşıyan cemevinin açılışı, Alevi toplumunda geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi. Eleştirilerin ortak noktası, cemevlerinin siyasetten bağımsız, tüm canların mekânı olması gerektiği yönünde.

    ALEVİ KAMUOYUNDAN TEPKİLER

    Alevi kamuoyundan kimi isimlerin sanal medya hesabından yaptıkları paylaşımlar şöyle:

    Tarihçi-Yazar Cihan Söylemez: Sayın Erol, “Gürsel Erol Cemevi” adı nedir? Bu isim, sizin kulaklarınızı rahatsız etmiyor mu? Siz bir siyasetçisiniz. Cemevlerine isimleri verilecek biri olarak kendinizi layık görmeniz sadece ve sadece politik reklamcılığın bir izdüşümü olabilir. Dünyanın hiçbir yerinde siyasilerin isimleri ibadethanelere verilmez. Bu, laik demokratik cumhuriyetin felsefesine aykırıdır.

    Bir cemevi yaptırmanız elbette kıymetlidir. Ancak bunun karşılığında kendi isminizi vermek gayri-Alevi bir tavırdır. Alevi örgütlerinin de bu isim altında açılışa katılmaları ayrıca tartışılması gereken bir durumdur. Hükümeti eleştirip, öte yandan böyle işlerin içinde olmak riyakârlıktır.

    Sizden beklenti, bu yanlıştan dönmeniz ve cemevinin ismini Alevi tarihinin bir inanç yol önderine vermenizdir. Bu sizi küçültmez, bilakis büyütür.

    Yazar ve CAN TV programcısı Ergin DOĞRU: Zatı muhterem Gürsel Erol parasının ve devletin gücüyle Hace Bektaşta cemevine ismini vermiş.Erkana ,edebe ve yola uymayan bu davranışa Alevi örgütleri neden ses çıkarmaz söz kurmaz anlamak mümkün http://xn--deil-1wa.ne/ yani bundan sonra parayı bastıran ikrarın sembolü,ibadethanesi olan cemevlerine isminimi verecek.Yarın  bilumum arsız,hırsız,faşist,düşkünde parasını veriyorum ismimi verin derse ne olacak..Alevi örgütleri kutsalımıza dönük bu saldırıyı kabul etmemelidir.Gürsel Erol samimiyse,derdi yola hizmetse cemevinin adını Seyit Rıza ya da yol büyüklerimizin ismini koysun  görelim ne kadar dersimli olduğunu bizde destekleyelim .Hadi bakalım hodri meydan

    Tarihçi Yazar Erdal YILDIRIM: Bağcılar Gürsel Erol Cemevi. Bir siyasi tüccarın Cemevine kendi adını vermesi rezilce, göz yumanlar için utanç, YOL’a ihanetidir

    Kureyşan Ocağı Pirlerinden Kadir BULUT:  Doğruya doğru yanlışa yanlış demek lazım! Evet Gürsel Beyin emeğine sağlık ve güzel bir hizmetle cem evi yapması örnek bir davranış. Hak hizmetlerini kabul etsin ve kendisine teşekkür ederiz. AMA bu isim olmaz!.. Bir siyasetçinin ismi cem evine verilmez. Hele de kendi yaptırdığı cem evine yine kendi ismini vermesi inanç açısından doğru değildir. Bu bir ilk ve bu ilk yanlıştan dönülmelidir. Bizim tarihe iz bırakmış toplumun gönüllerinde yer edinmiş pirlerimiz, evliyalarımız, ocaklarımız, ziyaretlerimiz var. Bunların ismi veya inançsal bir terimin kullanılması daha doğrudur. Bir yandan Cem evleri siyasetten uzak olması gerektiğini söyleyip bir yandan siyasi figürlerin isminin verilmesi içine düştüğümüz kimlik ve inanç bunalımını bir daha bizlere göstermektedir. Ümit ederiz ki bu durum kısa sürede düzeltilir.

    Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan ŞEN: Yol, kişilerin değil hakikatin yoludur. Cemevleri, siyaset üstü inancın ve ortak vicdanın mekânıdır. Bir siyasetçinin ismini cemevine vermek, ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın, yolun özüne gölge düşürür. Bizim tarihimizde adını gönüllere kazımış pirlerimiz, evliyalarımız, ocaklarımız ve ziyaretlerimiz vardır. Bir cem evine verilecek en doğru isimler, bu köklerden gelir. Gürsel Bey’in emeği kıymetlidir, hizmeti takdir edilmelidir. Ancak hizmet yol içinse görünmez olmalı, kişisel övgüye dönüşmemelidir. Yolun edebi bunu gerektirir. Gürsel Erol yanlıştan dönmelidir.”

    DAHA ÖNCEDE ANA FATMA ZİYARETİ’NE TABELA ASTIRDI!

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal sayılan Ana Fatma Ziyareti’nin bulunduğu bölgeye, 2021 yılında CHP Milletvekili Gürsel Erol tarafından “peyzaj” adı altında restorasyon çalışması yapılmış ve biten restorasyon çalışmasının ardından Erol, ziyarete “Onarımı ve çevre düzenlemesi 2021 yılında 26’ncı dönem Tunceli ve 27’nci dönem Elazığ milletvekili Sn. Gürsel Erol tarafından yapılmıştır” yazılı mermer tablet astırmıştı.

    Gelen yoğun tepkiler nedeniyle Erol, isminin yazılı bulunduğu mermer tableti kaldırmak zorunda kalmış ve bu durumu ‘haberim yoktu’ diyerek açıklamıştı.

    Ayrıca Gürsel Erol’un Dersim’im birçok köyünde bulunan inanç mekanlarının mutfak, oturma alanı, kurban kesme yeri, çardak, avlu vs. gibi bölümlerine ismini yazdırdığı biliniyor.

    DEVLET İLE İYİ İLİŞKİLERİ VE İHALELER!

    Yine CHP tabanından birçok isim iktidarla olan ilişkileri ile dönem dönem partisiyle ters düşen Gürsel Erol’un muhalif gözükse de devlet erkanları olan ilişkilerine işaret ederek, Erol’un bölgede AKP’den birçok ihale almasından şikayetçi.

    Bu ilişkilerinden kaynaklı kendi partisinden vekillerle dahi ters düşen Erol’ın ‘muhalif parti’ kimliğine rağmen aldığı ihaleler ve devlet erkanı ile ilişkileri ise ‘Bu nasıl muhalif’ şeklinde yorumlanıyor.

    DERSİM’E KAYYIM ATANAN VALİ İLE İLİŞKİLERİ

    Dersim Belediyesi’ne 2017 yılında kayyım olarak atanan Vali Tuncay Sonel ile Gürsel Erol’un ilişkileri neredeyse aradan su sızmayacak derecedeydi.

    Kayyım Tuncay Sonel ile ortak etkinlikler, projeler, park açılışları, sözde ‘teröre lanet yürüyüşleri’ni örgütleyen Gürsel Erol’un ayrıca kayyıma yönelik övgü dolu sözleri çokça tepki çekmişti.

    Kayyım Tuncay Sonel ise, ‘Usulsüzlük yaptığı, kamu zararına yol açtığı, ihaleye katılımı kısıtladığı, belediyeyi zarara uğrattığı’ gerekçelleriyle Danıştay 1. Dairesi tarafından soruşturma izni verilmiş, lakin İçişleri Bakanlığı’nın müdahalesi ile soruşturmanın önü kesilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Son 3 yılda 14 bine yakın doktor istifa etti; ‘Bu duruma 20 yıllık politikalar sonucu gelindi’

    Son 3 yılda 14 bine yakın doktor istifa etti; ‘Bu duruma 20 yıllık politikalar sonucu gelindi’

    PİRHA- Son 3 yılda 14 bine yakın hekimin istifa etmesini ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haklarını aramak amacıyla alanlara çıkan doktorlar için, “Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demişti.

    Sağlık emekçileri çalışma koşulları, özlük hakları, şiddet gibi yaşadıkları sorunlar nedeniyle istifa ediyor ya da daha iyi çalışma koşulları sunan ülkelere göç ediyorlar. Özellikle alanında uzman hekimlerin istifası sağlık sisteminde çöküşe neden oluyor.

    Devasa yapılardan oluşan şehir hastanelerinde sağlıklı ve nitelikli hizmet verilemiyor. Risk oranı yüksek kanser gibi hastalıklarda dahi en iyi ihtimalle 6 ay sonrasına randevu veriliyor. Randevu alabilen yurttaşlar, alanında uzman olan hekimlerin azlığı nedeniyle gerekli tedaviyi olamıyor. Bazı hastanelerde acil ameliyatlar dahi yapılamıyor.

    SON 3 YILDA 14 BİNE YAKIN HEKİM İSTİFA ETTİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, yaşanan hekim istifalarının verilerini açıkladı. Şahin, son 3 yılda 14 bine yakın hekimin görevinden istifa ettiğini söyledi.

    Şahin, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 1 Ocak 2020 – 9 Aralık 2022 tarihleri arasındaki verileri karşılaştırdığını belirterek, Türkiye’den ayrılanlara dair şunları ifade etti:

    “Son 3 yılda Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarından 6 bin 592’si uzman hekim ve 6 bin 965’i pratisyen hekim olmak üzere toplam 13 bin 557 hekim görevinden istifa etti. Son 10 yılda yurt dışına giden hekim sayısı 40 kat artmıştır. 2012 yılında yurt dışına hekim sayısı 59 iken, 2022 yılının ilk 11 ayında 2 bin 417 olmuştur. Son 10 yılda 7 bin 746 hekimimiz görevlerinden istifa ederek yurt dışına gitmiştir. Geçtiğimiz yıl yurt dışına giden hekim sayımız bin 405 iken, bu 2022 yılının ilk 11 ayında yüzde 97’lik artışla 2 bin 417’ye yükselmiştir.”

    “HEKİMLER YOKSULLUK SINIRINDA ÜCRET ALIYOR, ÇARKIN BİR DİŞLİSİ GİBİ ÇALIŞIYOR”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, hekim istifalarını ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendirdi.

    Sağlık sisteminde gelinen nokta açısından değerlendirildiğinde sadece hekimlerin değil, alanında tecrübeli diğer meslek mensuplarının da fırsat bulduğunda yurt dışına gittiğini ya da istifa ettiğini söyleyen Yıldırım, “Bunun sebebi de yıllardır uygulanan sağlık politikaları ve sağlık emekçilerinin ekonomik durumunun insanca yaşayabilecekleri bir ücrete sahip olmamasıdır. Sağlık emekçileri kamudan uzaklaşıyor. Son çıkarılan yönetmelikle birlikte bir kısım sağlık mensubu kamuya geri dönme talebinde bulundu ama bu yeterli değil. Sağlık Bakanlığı bu seçim sürecinde bakanlık bünyesine çok sayıda sağlık personelinin alacağını söylüyor ancak bu da yetersiz kalıyor. Çünkü 1 milyona yakın sağlık meslek mensubu hala açıkta, atanmayı bekliyor. Genç hekimlerin çoğu yoksulluk sınırında yaşıyor. Sağlık Bakanlığı kadrosunda olup yoksulluk sınırına erişemeyenler bile mevcut. Hekim, işinin tatmin eden yanını göremiyor. Sadece çarkın bir dişlisi gibi çalışıp, kaç dakikada hasta görmesi gerekiyorsa onu görüyor, ne yazması gerekiyorsa yazıyor ve bu durum tatminsizliği beraberinde getiriyor” diye konuştu.

    “BU DURUMA 20 YILDIR YÜRÜTÜLEN SAĞLIK POLİTİKALARININ SONUCUNDA GELİNDİ”

    Sağlık emekçilerinin bu duruma nasıl getirildiği üzerinden bir değerlendirme yapan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. Yeterli personel olmaması nedeniyle yük geride kalan sağlık çalışanlarının omuzlarına yükleniyor ve bu da yeni istifaları beraberinde getiriyor. Bu bir kısır döngü gibi diğerlerini de tükenmişliğe ve istifaya itiyor. Birçok hastanede çeşitli branşlarda hekim sorunu yaşanıyor. Vatandaş uzman hekim bulmakta ve tedavi olmakta zorlanıyor.”

    “BAKANLIK ŞEFFAF DAVRANMIYOR”

    Ekonomik olarak ülkenin içinde bulunduğu durumun sağlık hizmetlerine de yansıdığını kaydeden SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “Sağlık hizmetleri bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bakanlık, sağlık hizmetleri için alması gereken malzemeyi ya da hastanın ihtiyacı olacağını düşündüğü malzemeleri zamanında almıyor, yenilemiyor. Ekonominin kötü oluşundan kaynaklı kamuya bunu tedarik eden firmalar malzemeyi vermede tereddüt ediyor. Hem tıbbi malzemede hem de ilaçta hatta aşıda da bu durum yaşanıyor. Bakanlık şeffaf değil. Verilere ulaşamıyoruz. Herhangi bir konuda sağlıklı bilgi alamıyoruz. İthal edilen aşıların süresinin geçtiği konusunda birçok tartışma var. Ancak Sağlık Bakanlığı çıkıp bu konuda şeffaf bir şekilde bilgi paylaşımı yapmıyor. Bu sürecin üstünü kapatır şekilde davranıyor. Sağlık sisteminde ve sağlık emekçilerin hakları konusunda köklü değişiklikler yapılmalı. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • CHP’li Kaya, tarikatta çocuğa istismarı Adalet Bakanı’na sordu: Soruşturma başlatılacak mı?

    CHP’li Kaya, tarikatta çocuğa istismarı Adalet Bakanı’na sordu: Soruşturma başlatılacak mı?

    PİRHA- CHP Milletvekili Yıldırım Kaya, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’yi 6 yaşında evlendirme adı altında tecavüze maruz bırakmasını Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sordu. Kaya, “H.K.G.’nin doğum belgesini istemeden, direk kemik testi isteyenler hakkında inceleme, soruşturma başlatılacak mıdır? Cemaat ve tarikatların elindeki çoluklar için Bakanlığınız bir çalışma yürütmekte midir?” dedi. 

    ‘6 yaşında evlendirilip tecavüze maruz kalan çocuğu korumak için yargı görevini yapmadı’ diyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.

    “ŞİKAYETÇİ OLUNMASINA RAĞMEN DAVA AÇILMAMIŞ”

    Kaya Meclis’e sunduğu önergede şu ifadelere yer verdi:

    “İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’yi 6 yaşında imam nikahıyla evlendirmesi sonucu, çocuğa çocukluğu boyunca tecavüz edilmiştir. H.K.G., hastaneye gittiğinde, doktorunun çocuğun cinsel istismara uğradığını ihbarı sonucu dava açılmıştır. Ancak yargı görevini tam anlamıyla yapmadığı için, çocuğa istismar yıllarca devam etmiştir. Ayrıca mağdur H.K.G.’nin delilleriyle birlikte şikayetçi olmasına rağmen iki yıl boyunca dava açılmamıştır.

    Bu bilgiler kapsamında;

    1. H.K.G.’nin doğum belgesini istemeden, direk kemik testi isteyenler hakkında inceleme, soruşturma başlatılacak mıdır?
    2. Savcılığın, kemik testi sahteciliğiyle ilgili suç duyurusunda bulunmasına rağmen, iki yıl boyunca dava açmayanlar hakkında inceleme|soruşturma başlatılacak mıdır?
    3. Cemaat ve tarikatların elindeki çoluklar için Bakanlığınız bir çalışma yürütmekte midir?
    4. Cemaat ve tarikatların baskısıyla okula gönderilmeyen kız çocukları için Bakanlığınız ne yapmaktadır?
    5. Bakanlığınızın; İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı ya da başka cemaatlere bağlı vakıflarla imzaladığı protokoller var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Malatya’da kayısıyı don vurdu: Hasar çok büyük

    Malatya’da kayısıyı don vurdu: Hasar çok büyük

    PİRHA- Malatya’da hava sıcaklığının eksi 5-6 derecelere kadar düşmesi kayısıda dona neden oldu. Konuya ilişkin açıklama yapan Darende Ziraat Odası Başkanı Orhan Karaca, bir yılın emeğinin bir gecede yok olduğunu söyledi. CHP Milletvekili Veli Ağbaba ise “Geçen yıl kayısıları yanan üreticiler bankalardan kredi çekip borçlarını ödediler. Şimdi borç ödeme zamanı geldi ama umutlarını bağladıkları kayısı yok oldu” dedi.

    Son günlerde ülke genelinde yaşanan hava sıcaklıklarındaki düşüş birçok kentte tarımı vurdu. Hava sıcaklıklarının eksilere kadar düşmesi Malatya’da da kayısıların donmasına neden oldu.

    Darende’de kayısıda yaşanan don olayı çiftçilerin umudunu bir gecede yok etti. Binlerce ailenin geçim kaynağı olan kaysı 13 Nisanı 14 Nisana bağladığı gece eksi 8 düşmesi ile don gerçekleşti.

    13 Nisanı 14 Nisana bağlayan gece Darende tohma havzası, akçatoprak, Ilıca, Balaban, Gökçeören gibi bir çok mahallede kayısıda ciddi don olayı yaşandı. Kuluncak ilçesinin de birçok bölgesinde don olayının yaşandığı öğrenildi.

    “BİR YILIN EMEĞİ BİR GECEDE YOK OLDU”

    Darende Ziraat Odası Başkanı Orhan Karaca bir yılın emeğinin bir gecede yok olduğunu söyledi. Karaca, “Darende ziraat odası olarak kayısı bahçelerinde incelemelerde bulunuyoruz. 13 Nisanı 14 bağlayan gece don olayı yaşandı ve binlerce çiftçimizi olumsuz etkiledi. Şu anda Akçatoprak mahallemizdeyiz. Meyveyi bırakalım ağaç ağaçlıktan çıkmış meyve diye bir şey kalmamış. İçler acısı bir durum. Hasarımız çok yüksek oranda. Bu araçların ekonomiye katkı sağlaması için 18 ay geçmesi gerekiyor. Bu süreçte nasıl geçineceğiz ve ağaçlarımızın bakımlarını nasıl yapacağız. İlaçlamadır, gübrelemedir, traktörün yakıtı ve sulama gibi ciddi giderler olacaktır. Bu bölgemizde geçen yıl da kayısı olmamıştı. Kısacası vatandaşların durumu içler acısı. Devlet büyüklerimiz çiftçilerimize bir nebze olsun can suyu olarak destek olurlarsa en azından tarımsal faaliyetlerini sürdürebilirler. Destek olunmazsa faaliyetlerini sürdürmeleri imkânsızlaşmıştır” dedi.

    Akçatoprak mahalle muhtarı Mahmut Berçin de “Tarımda istediğimiz verimi alamadığımız için mahalle nüfusumuz 80 haneden 40 haneye düştü” dedi. Berçin, “Çiftçilerimizin umudu Devlet büyüklerimiz. Başka umudumuz kalmadı. Bu bölge afet kapsamına mı alınır veya başka bir destek mi verilir bekleyip göreceğiz. Bir gecede umutlarımız yok oldu. Bir yıl daha bekleyeceğiz ki umutlarımız çiçek açsın” dedi.

    “MEYVEYE DÖNÜŞMÜŞ OLAN KAYISININ BÜYÜK BÖLÜMÜ YANDI”

    Konuyla ilgili açıklamada bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ise şunları kaydetti:

    “Üreticilerin bin bir emek verdikleri kayısılar sabaha doğru eksi 5-6 derece ile dondu. Geçtiğimiz yıl 6 Mayıs’ta dona teslim olan kayısı bu yıl 14 Nisan’da bir felaketle karşı karşıya kaldı. Hem meyveler hem de üreticilerin emekleri yandı. Başta Akçadağ, Yazıhan, Kale olmak üzere Malatya’nın tüm ilçelerinde meyveye dönüşmüş olan kayısının büyük bölümü yandı. Geçen yıl kayısıları yanan üreticiler bankalardan kredi çekip borçlarını ödediler. Şimdi borç ödeme zamanı geldi ama umutlarını bağladıkları kayısı yok oldu.”

    “TÜRKİYE’DEKİ EKONOMİK KRİZE MALATYA’DAKİ TABİİ KRİZ EKLENDİ”

    Çiftçilerin çoğunun bu yıl ağaçlarına bakmak için ilaç, mazot ve gübre almaya çalıştığını ancak çoğu üreticinin artan fiyatlar nedeniyle bahçelerine gübre bile atamadığını belirten Ağbaba, “30-40 bin liralık poliçe bedellerini ödeyemeyeceği için TARSİM’e sigorta yaptıramadı. Türkiye’deki ekonomik krize Malatya’daki tabii kriz eklendi. Yapısal ve kalıcı çözümler üretilmezse Malatya’yı çok zor günler bekliyor. Zarar bir an önce tespit edilerek üreticinin kaybı için gerekli çalışmalar başlatılmalıdır” dedi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

     

  • ‘Gezi umuttur, özgürlüktür, eşitliktir’-VİDEO

    ‘Gezi umuttur, özgürlüktür, eşitliktir’-VİDEO

    PİRHA- Taksim Dayanışmasının yaptığı basın açıklamasına CHP Milletvekilleri ve İstanbul teşkilatı da katıldı. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, davayı PİRHA’ya değerlendirdi. 

    Gezi Direnişi davasına ilişkin beraat kararlarının istinaf mahkemesi tarafından tarafından bozulmasının ardından yeniden görülmeye başlanan Gezi davasının duruşmasına bugün Çağlayan Adliyesi’nin 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor.

    Taksim Dayanışmasının yaptığı basın açıklamasına CHP Milletvekilleri ve İstanbul teşkilatı da katıldı. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, davayı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “TORBA DAVAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Tanrıkulu, “Gezi davası beraat kararına rağmen Yargıtay tarafından bozuldu ve 7 sanıklı torba bir davaya dönüştürüldü. Adalet ve Kalkınma Partisi bu davayı yargı aracıyla kendi propaganda çalışmasında kullanmak üzere bu hale getirdi.” dedi.

    Osman Kavala’nın dört yıllık tutukluluğuna da değinen Tanrıkulu şunları ekledi:

    “Yargılananlar arasında dostumuz Osman Kavala’da var. 4 yıldır tutuklu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen serbest bırakılmadı. Onun serbest bırakılmaması amacıyla, dava böyle karmaşık hale getirildi. Tamamen hukuksuz ve bütün yasalara aykırı biçimde yürütülen soruşturma ve davalar. Umarım adalet gerçekleşir ancak arkamızdaki binada (Çağlayan Adalet Sarayı) bugüne kadar adalet gerçekleşmedi. Tabii ki biz dayanışma göstermeye ve adalet arayışımıza devam edeceğiz.”

    “GEZİ UMUTTUR, DİRENİŞTİR”

    CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da, “Vallahi söylediklerimi tekrarlayacağım. Gezi umuttur, gezi özgürlüktür, gezi direnişi eşitliktir. Ve bu ülkede umut, özgürlük ve eşitlik yargılanıyor. Bugün de o yargılamalardan birindeyiz. Ama biliyorum ki gün geldiğinde bu yargılayanlar yargılanacak ve bu ülkeye bu inançla, bu umutla, bu direniş ile özgürlüğü ve adaleti getireceğiz, diyorum. Fazla söze hiç hacet yok” şeklinde konuştu. 

    Helin YILMAZ / PİRHA

     

  • CHP’li Akdoğan’ın Dersim Soykırımı’nı meşrulaştıran sözlerine sert tepki

    CHP’li Akdoğan’ın Dersim Soykırımı’nı meşrulaştıran sözlerine sert tepki

    PİRHA- Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Dersim Soykırımı’ın yıldönümünde CHP Milletvekili Orhan Sarıbal’ın yaptığı “Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” paylaşımı üzerinden CHP eski Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan’ın soykırımı meşrulaştıran ve Seyit Rıza’yı isyancı diye nitelendiren açıklamalarına tepki gösterdi. Açıklamada, “Onlar ne kadar gerçekleri inkar etmeye, faşist ve ırkçı zihniyetlerini kusmaya devam ederlerse etsinler bizler gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz” denildi.

    CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal’ın Dersim Soykırımı’nın yıldönümünde ,”Unutmadık, asla unutmayacağız! Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” paylaşımı çokça gündem olmuş ve ırkçı çevreler tarafından Sarıbal’a yönelik linç kampanyası başlatılmıştı.

    CHP eski Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan, milletvekili Orhan Sarıbal’ın sözleri üzerinden sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kim olursa olsun, kimse, hele hele hiçbir CHP’li, tüm arşivler ortada iken,1930’larda yaşanan acı olayları, Koçgiri isyanını, Nasturi isyanını, Mustafa Kemal Atatürk’e ve kurulan Cumhuriyete başkaldıran Şeyh Said’i Seyid Rıza’yı görmeyerek, Atatürk’ü katliamla veya bunu ima ederek suçlayamaz. Evet o dönemde acılar yaşanmıştır ama başta İngilizler olmak üzere emperyalistlerin teşviki ve silahlandırmasıyla onlarla iş birliği içinde bölünmez bütünlüğümüze Cumhuriyete karşı isyan edenleri görmezden gelerek böyle bir algı yaratamaz Cumhuriyet dönemindeki il isimlerini başka odaklara mesaj vermek için bile değiştiremez. Özelliklede Atatürk’ün kurduğu partiden milletvekili olup da bu paylaşımı yapamaz” ifadelerini kullanmıştı.

    Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, CHP eski Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan’ın bu tartışma üzerinden Dersim Soykırımı’nı meşrulaştıran ve Seyit Rıza’yı İngilizlerin ayaklandırdığı isyancı olarak nitelendiren sözlerine tepki gösterdi.

    Dönemin Malatya Milletvekili olan İhsan Sabri Çağlayangil’in, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler” sözlerinin hatırlatıldığı açıklamada, bütün gerici faşist iktidarların halklara karşı uyguladıkları soykırım politikalarına karşı haklı ve meşru bir zemin hazırlamaya çalıştığına vurgu yapıldı.

    Açıklamada, “Onlar ne kadar gerçekleri inkar etmeye, faşist ve ırkçı zihniyetlerini kusmaya devam ederlerse etsinler bizler gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Onlar ellerinde cetvellerle kafatası ölçen, ellerine kan bulaşmış, ırkçı, tek tipçi, faşist geleneğin takipçileri iken bizler ise mazlumların yanında, zulme karşı duran, bedeli canımız da olsa doğruyu savunanların takipçileri olacağız” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “İDEOLOJİK MAYALARI IRKÇI OLANLAR LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATTI”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın 4 Mayıs Dersim Katliamı’nı  Anma Günü’ne ilişkin olarak “Unutmadık, asla unutmayacağız! Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” şeklindeki sosyal medya paylaşımı bir kez daha Dersim’le ilgili tartışmaları alevlendirmiştir. Farklı siyasal oluşumlar içerisinde olmalarına rağmen ideolojik mayaları aynı olan inkarcı, ırkçı ve faşist gruplar harekete geçip bir linç kampanyası başlattı. Bu vesileyle bir kez daha gördük ki Onur Öymen gibi resmi ideolojinin bakış açısıyla olaylara bakan tek tipçi, ırkçı anlayış güçlü bir şekilde toplum içerisinde ve çeşitli siyasal partilerde mevcudiyetini korumaya devam ediyor.

    “GERÇEKLER İNKARCI VE İMHACILARIN İDDİA ETTİĞİ GİBİ MİDİR?”

    Gürhan Akdoğan paylaşımında özetle; Dersim’de yaşananların devletin bölünmez bütünlüğüne ve Cumhuriyet’e yönelik kasıt ve isyan olduğunu, devletin de bunun gereğini yaparak isyanı bastırdığını ve bir katliamdan söz edilemeyeceğini yazmıştır. Yani resmi ideolojinin açıklamalarını tekrarlayıp bunun aksinin de özellikle devletin kurucu partisi olan CHP içerisinde birileri tarafından dillendirilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

    Peki gerçekler bu inkârcı ve imhacı zihniyetin iddia ettiği gibi midir?

    Biz Dersimliler bu katliamdan sağ kurtulanların anlattıklarıyla büyüdük. Olayı bizzat yaşayanların tanıklıkları, katliam esnasında devletin ve kolluk kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde yer alan asker ve bürokratların anlatımları, gün yüzüne çıkan tarihi belgeler ve toplu mezarlar dururken bu gerçek ne kadar inkar edilebilir?

    “İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL’ İN AÇIKLAMALARI İTİRAFTIR”

    O dönem Malatya Milletvekili olan İhsan Sabri Çağlayangil, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler.” demiştir. Bu yaşanılan katliama dair itiraf değil midir?

    Bizler biliyoruz ki Dersim’de tarihin görmüş olduğu en acımasız ve en vahşi katliamlarından biri yaşandı. Öyle ki Sabiha Gökçen’e verilen Dersim’in bombalanması görevinde onun ekibinde yer alan Muhsin Batur “Anılar ve Görüşler” kitabında Dersim’de yaşanılan katliama ilişkin olarak bunların çok üzücü olaylar olduğunu ve yaşantısının bu kısmını anlatmak istemediğini belirtmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki içeresinde yer alanları dahi dehşete düşüren bir katliamdır Dersim Katliamı. Yine Dersim Katliamı sırasında albay olan Hulusi Yahyagil, “1938’de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti. Bize verilen emir ise tek kelimeydi: İMHA.” Vergi vermedikleri için yok etmek! Bu düşünceyi, bu uygulamayı kim yapabilir? Zorbalar ve insanlık suçu işleyenler. Ebetteki vergi hususu bu işin bir yönü idi. Gerçek neden Dersim’i Türkleştirmekti. “Ben kıta komutanıydım. Bize verilen emir “Canlı hiçbir şey bırakmayın” şeklindeydi.

    “AMAÇ DERSİM’İ SÜNNİLEŞTİRİP TÜRKLEŞTİRMEKTİ”

    Evet, biliyoruz ki katliama katılanların da ifade ettiği gibi niyet etnik ve inançsal olarak farklı olan Dersim’i katliam ve sürgünlerle yok etmek, asimile etmek ve bunun sonucunda da Sünni Türk yapmaktı. Dersim’e ilişkin hazırlanan tüm raporlarda Dersim’in Kızılbaş inancı Türklüğe düşman olarak görülmüş ve bunun yok edilmesinin gerekleri belirtilmiştir. Yani bu inkarcı ve imhacı zihniyetin belirttiği gibi ortada bir isyan hadisesi yoktu. Devlet 1936 yılında Dersim’de silah toplama kararı almış ve JUK’un  (Jandarma Umumi Komutanlığı) raporuna göre Dersim aşiretlerinin elinde 9.070 adet silah bulunmakta olup bu silahların 7.880 adeti Dersim halkı tarafından teslim edilmişti. İsyana niyeti olan bir halkın silahlarını kendi isteğiyle teslim etmesi mantıklı mıdır sizce? Ayrıca yüzbinlerce kişiye, uçak ve toplara sahip bir orduya karşı bir kaç tüfeğin başarı şansı olabilir mi?

    “İNKARA KARŞI GERÇEKLERİ HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Bütün gerici faşist iktidarlar halklara karşı uyguladıkları politikalarına haklı ve meşru bir zemin hazırlamak isterler. Bunun için amaçlarını evrensel değerlerin ve kavramların içine yedirerek etkili biçimde sunmaya çalışırlar. Amerikan emperyalizminin Irak işgalinin gerçek amacını gizlemek için uydurduğu “kimyasal silah bulunduğu” yalanı gibi Libya’da Afganistan’da ve Suriye’de de yapılan hep aynıydı ve milyonlarca insan katledilip yurtlarından koparıldı. Şimdi aynı şeyi İsrail siyonizmi Filistinlilere yapıyor. Kendisine roket atıldığını ya da başka bir gerekçeyi kullanıp insanları katlediyor. İşte Dersim katliamına gerekçe uyduranların durumu da bunlarla aynıdır. Onlar ne kadar gerçekleri inkar etmeye, faşist ve ırkçı zihniyetlerini kusmaya devam ederlerse etsinler bizler gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Onlar ellerinde cetvellerle kafatası ölçen, ellerine kan bulaşmış, ırkçı, tek tipçi, faşist geleneğin takipçileri iken bizler ise mazlumların yanında, zulme karşı duran, bedeli canımız da olsa doğruyu savunanların takipçileri olacağız.

    Dersim halkını derinden üzen bu ırkçı açıklamaları kınadığımızı, bütün mazlumların yanında olacağımızı ve onların sesi olmaya devam edeceğimizi buradan herkese duyuruyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • Milletvekili Orhan Sarıbal’a destek: Irkçı-faşist çevrelerin lincini kınıyoruz

    Milletvekili Orhan Sarıbal’a destek: Irkçı-faşist çevrelerin lincini kınıyoruz

    PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Dersim Soykırımı’ın yıl dönümünde CHP Milletvekili Orhan Sarıbal’ın yaptığı paylaşımdan sonra linç kampanyası başlatılmasını kınayarak, “Bursa CHP Milletvekili sayın Orhan Sarıbal’ın vicdani, insani tutum ve davranışına yöneltilen saldırıları bir kez daha kınıyor, Dersim halkı ve tüm vicdan sahibi insanlarımızın Sayın Sarıbal’ın bu onurlu ve insani duruşunu takdir ettiğini vurguluyoruz” dedi.

    CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal’ın Dersim Soykırımı’nın yıldönümünde ,”Unutmadık, asla unutmayacağız! Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” paylaşımı çokça gündem olmuş ve ırkçı çevreler tarafından Sarıbal’a yönelik linç kampanyası başlatılmıştı.

    Konuya ilişkin açıklama yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, CHP Milletvekili Orhan Sarıbal’ın vicdani, insani tutum ve davranışı ile adaletin tecelli edilerek yaralar sarılabileceğini ve yeni acılara yol verilmeyeceğini ifade etti. Irkçı çevreler tarafından Sarıbal’a yönelik linç kampanyası kınandı.

    Açıklamada ayrıca, Seyit Rıza’nın 3. kuşak torunlarından Murat Yıldız adlı gencin hayvanlarına barınak yapmak için gittiği Ağdat köyü kırsalında SİHA ile aracı bombalanarak yaşamını yitirmesi protesto edilerek, 4 Mayıs Bakanlar Kurulu Kararının yıldönümü vesilesiyle yüzleşme ve adalet çağrılarının yapıldığı günlerde Seyit Rıza evlatlarından bir gencin katledilmesinin acı verici ve manidar olduğu dile getirildi. 

    “DERSİM’İN TASFİYESİ İÇİN HAREKETE GEÇİLMİŞTİR”

    Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    Bilindiği üzere, 4 mayıs 1937 tarihli Bakanlar kurulu kararının 84. Yıldönümü vesilesiyle Dersim kurumları, halkı ve dostları bu yıl da birçok etkinlik ve paylaşım gerçekleştirmiş, Dersim soykırımıyla yüzleşme ve adalet çağrısında bulunmuşlardır. 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı tüm hazırlıkları tamamlanan son Dersim seferlerinin start aldığı bir karar ve tarihtir. Osmanlı ve Cumhuriyet süreçlerinde devamlılık arz eden bir Dersim raporları süreciyle Dersim’in tasfiyesi yönünde bir kararlaşma yaşanmış, hukuki ve askeri boyutlarıyla hazırlık tamamlanmış, bu kararla da Dersim’in tasfiye edilmesi için harekete geçilmiştir.

    Bir imparatorluğun dağılma sürecinde onlarca halk bağımsızlık ilan ederken, Koçgiri ve Dersim özelinde sadece Alevi Kürtler değil, Sünni mezheplere mensup Kürtlerin de özerklik ve ortak yaşam talepleri katliamlarla karşılık görmüş, on binlerce savunmasız insanımız katledilmiş, yaşam alanlarından koparılarak sürgün edilmiş, sayısını dahi bilemediğimiz çocuklarımız gasp edilerek götürülmüş ve akıbetleri bugüne kadar öğrenilememiştir.

    “ÇOK YÖNLÜ ŞİDDET POLİTİKALARI KESİNTİSİZ DEVAM EDİYOR”

    Dersim halkı yüzleşme çağrısında bulunurken bir intikam histerisiyle hareket etmemekte, yüzleşme ve adalet çağrısında bulunmaktadır. Dahası Dersim meselesi tarihte yaşanıp geride kalan bir olay olmaktan çok hala yaşanmakta olan, yeni acılar ve travmalara yol açan bir süreç biçiminde devam etmektedir. Gerek Dersim gerekse tüm Kürtlerin toplumsal-insani hakları hala tanınmamakta, çok yönlü ve sistematik şiddet politikaları kesintisiz biçimde sürdürülmektedir.

    Tarihsel yaşam alanlarımız neredeyse insansızlaştırılmış, halkımız dünyanın dört bir yanına savrulmuş, dil ve kültürümüz, inanç kimliğimiz yok edilişin sınırına sürüklenmiştir.

    “MURAT YILDIZ’IN KATLEDİLMESİ ACI VERİCİ VE MANİDARDIR”

    Çeşitli gerekçelerle insanlarımız hala katledilmektedir. Tüm diğer acılarımıza eklenen Nupelda ve Ayaz çocuklarımızın, masum u paklarımızın acısı hala tazeyken, Seyit Rıza’ın 3. kuşak torunlarından Murat Yıldız adlı gencimiz izin belgesi alarak mantar ve ışkın toplamak için gittiği bölgede SİHA ile aracı bombalanarak katledilmiştir. 4 Mayıs Bakanlar Kurulu Kararının yıldönümü vesilesiyle yüzleşme ve adalet çağrılarının yapıldığı günlerde Seyit Rıza evlatlarından bir gencimizin katledilmesi acı verici ve manidardır. Aileye başsağlığı diliyor ve bu saldırıyı protesto ediyoruz.

    “ORHAN SARIBAL’IN DUYARLILIĞI ANLAMLIDIR”

    Yarınlar kan dökerek ve yeni travmalar yaratarak inşa edilemez ve hiç kimse bu ülkede barışı, huzuru yaşayamaz. Şüphesiz ki ne Dersim halkı ne de bir bütün olarak Kürt halkı toplumsal haklarından vaz geçemez. İşte tam da 4 Mayıs Bakanlar Kurulu Kararnamesi yıldönümü bağlamında Dersim halkı sesini duyurmaya çalışırken gerçekleştiren bir twitter paylaşımı üzerinden Bursa CHP Milletvekili Orhan Sarıbal’a yönelik bir linç kampanyası başlatılmıştır. Bir Dersim Kurumu olarak Sayın Orhan Sarıbal’ın duyarlılığını anlamlı buluyor ve linç kampanyası yürütmekte olan ırkçı-faşist çevreleri, hezeyanları kınıyoruz.

    “SARIBAL’ A YÖNELİK SALDIRILARI KINIYORUZ”

    Yarınlar insan düşmanı ırkçı hezeyanlarla değil, Orhan Sarıbal gibi vicdanının, yüreğinin sesine kulak veren insanlarımızın çabalarıyla güzelleşecek, adalet tecelli edecek ve yaralar sarılabilecek, yeni travma ve acılara yol verilmeyecektir. Bu ülke 84 milyon insanın tamamının yaşam alanıdır, rızalaşma ve ikrarlaşma ile eşitlikçi, özgürlükçü yarınlar yaşanabilecektir.

    Bursa CHP Milletvekili sayın Orhan Sarıbal’ın vicdani, insani tutum ve davranışına yöneltilen saldırıları bir kez daha kınıyor, Dersim halkı ve tüm vicdan sahibi insanlarımızın Sarıbal’ın bu onurlu ve insani duruşunu takdir ettiğini vurguluyoruz. Bugüne umut, yarınlara ışık olalım. Sayın Sarıbal’ın vicdani tutumunu Anadolu’nun tüm insanlarında görebilme umudunu canlı tutuyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Alevi ile Sünni’nin arasındaki düşünsel çelişki endişe verici’-VİDEO

    ‘Alevi ile Sünni’nin arasındaki düşünsel çelişki endişe verici’-VİDEO

    PİRHA- Bir önceki dönem CHP Milletvekili Eren Erdem, “Türkiye’de barışın hakim olacağı yeni bir dile ihtiyaç var” dedi. Erdem, parlamentoya şu çağrıda bulundu: Barışı gerçekleştirmek siyasetin sorumluluğundadır. Türkiye’deki temel sorunların çözümü adına parlamento ivedi olarak harekete geçmelidir.

    Haberin videosu

    Yeni yargı paketi ile birlikte geçen haftalarda tahliye olan CHP Parti Meclisi (PM) üyesi ve eski İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Alevilere yönelik baskılara ve gündeme dair açıklamalarda bulundu.

    “Suç işlediği için cezaevine girmiş biri değilim. İşlenen suçlarla mücadele ettiğim için cezaevine girmiş biriyim” diyen Eren Erdem, Türkiye’de siyasi faaliyetleri, düşüncelerinden dolayı çok sayıda insanın da bu minvalde içeride olduğunu hatırlattı.

    “KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN UTANIR NOKTADAYIZ” 

    Bu noktada tahliyesine sevinemediğini söyleyen Erdem sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizler tahliye olduğumuz zaman doğal olarak sevinemiyoruz. Bu ortam kendi özgürlüğünden utanır hale getiriyor. Maalesef kendi özgürlüğümüzden utanır noktadayız. Gönül dolusu kucaklaşamıyoruz. Çünkü onların ailelerinin buruk bir duygu yaşamaması için bunu yapamıyoruz. Çünkü bu duyguyu da içselleştirmiş durumdayız. Burada bir meselemiz var aslında. Meselemiz şu: Biz demokratik bir hukuk sisteminde bırakın tutuklanmayı yargılanması bile mümkün olmayan insanlarız. Çünkü biz siyasetçiyiz düşüncelerimizi ortaya koyduk. Çoğulculuk adına mücadele ettik. İçerideki arkadaşlarımız da böyledir. Ancak gelgelim ki hesaplarla, ayak oyunlarıyla, yargıya müdahalelerle insanlar kumpas kurularak içeri atıldılar.”

    “AYM DEMOKRATİK SÜREÇLERİN ÖNÜNÜ AÇMALI”

    Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi’nin yasal bir derneğe üyeliğin, terör örgütüne üye olmanın delili olamayacağına yönelik aldığı kararı değerlendiren Erdem, “Geçmişte o dernekte bu dernekte üye olduğu için terör örgütü üyesi sayılmış yüzlerce insan var. Bu emsal olumlu bir adım. En büyük temennim Anayasa Mahkemesi’nin asli görevine dönerek bu tür demokratik süreçlerin önünü açabilmesidir. En büyük dileğim de bir an önce içerideki siyasi tutukluların serbest kalmasıdır.” İfadelerini kullandı.

    31 Mart seçimlerinin Türkiye’nin normalleşmesi ve demokratikleşmesi açısından bir ivme kazandırıp yeni bir sürecin önünü açtığını düşünen Erdem, kimsenin düşüncesinden dolayı cezaevine girmemesi için bu sürece emek ve mücadele ile katkı sunacağını söyledi.

    “YENİDEN BARIŞMA İKLİMİNE İHTİYACIMIZ VAR”

    ‘Barış’tan bahsetmenin suç sayıldığını hatırlatan Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barışın ne kadar değerli bir şey olduğunu ancak geçmişi savaşlarla dolu olan toplumlar bilebilir. Bunu zannediyorum en çok biz bilmeliyiz. Çünkü bir emperyalizmle mücadeleyle kurulmuş bir ülkeyiz. Çok ağır bedeller ödendi. Barışın ne kadar değerli bir şey olduğunu sadece bölgesel değil küresel ölçekte barışı savunmanın bir mücadele hattı olduğunu kavramak gerekir.

    Barışı gerçekleştirmek siyasetin sorumluluğundadır. Bugün de siyasetin yapılması gereken yer parlamentodur. Türkiye’deki temel sorunların çözümü adına parlamento ivedi olarak harekete geçmelidir. Kürt sorunu ve bütün demokratik hak ve hukuk sorunlarının çözümü adına parlamento toplumdan aldığı yetki ve iradeyi kullanmalı ve Türkiye’nin demokratik ve barışçıl bir gerçeklikle bütünleşmesinin önünü açmalıdır. Aksi takdirde bu parlamento olmaktan başka sürece evrilecektir. Bizim yeniden kucaklaşma barışma iklimine ihtiyacımız var.”

    Geleceği hep birlikte kuracak bir iklimin oluşması gerektiğine dikkat çeken Eren Erdem, bunun da yeni bir dil geliştirerek mümkün olacağının altını çizdi.

    “NEFRET, ÖFKE VE ŞİDDETTEN UZAK YENİ BİR DİL”

    Erdem sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün Kürt ile Türk’ün, Alevi ile Sünni’nin arasında bir takım ontolojik ve düşünsel çelişki ve ayrılıkların oluşmaya başladığını gözlemliyorum. Bu korkutucu endişe verici bir durumdur. Bunu aşabilmenin yolu yeni bir medeni ilişki geliştirmekten geçer. Bu ilişkiyi en aşağıdan başlatacak en yukarıya sirayet ettirecek yeni bir dil geliştirmemiz gerekiyor. Bu dilin nefretten öfkeden şiddetten uzak bir dil olması gerekiyor. Barış dili öncelikle siyasete akabinde Türkiye Cumhuriyetinin bütün siyasal kesimlerine ve toplumsal gerçekliklerine yansımadığı sürece bizim geleceği birlikte kurabileceğimiz bir iklimin oluşması çok zor.

    Herkesi kucaklamak zorundayız. Bu ülkede 81 yurttaşımız vardır. Ben geçmişte başörtüsü yasağına karşı çıkmış biriyim. Hayatımın her aşamasında başörtüsü yasağını eleştirmiş biriyim. Bugün de benzeri kısıtlamaları bu ülkenin iktidarındaki sosyolojinin eleştirmesi gerekiyor. Kardeşlik, birlikte yaşam ve barışı işte biz bu şekilde kurabiliriz. Yeni bir dile ihtiyacımız var. Yeni bir siyaset biçimine ihtiyacımız var.”

    (HABER MERKEZİ)