Etiket: cimer

  • Gülistan Doku cinayetinde yeni gelişme!

    Gülistan Doku cinayetinde yeni gelişme!

    PİRHA-Gülistan Doku soruşturmanın ilk şüphelisi olan Zeinal Abakarov’un annesi Cemile Yücer’den dikkat çeken mektubu ortaya çıktı. CİMER’e gönderilen mektupta Zeinal Abakarov’un yetkililer aracılığıyla Rusya’ya götürüldüğü, Süleyman Soylu’nun ‘ricası’yla da Türkiye’ye döndüğü ortaya çıktı.

    Gülistan Doku cinayeti soruşturmasında tutuklananlar arasında yer alan, Cemile Yücer, 28 Ocak 2021 tarihli CİMER dilekçesinde oğlu Zeinal Abakarov’u yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini, daha sonra ise dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘ricası’ üzerine Türkiye’ye döndüğü yer aldı.

    Süleyman Soylu’nun Gülistan Doku soruşturmana dahil edilmesine dair kamuoyunun beklentileri yüksekken ortaya çıkan dilekçe bir kez daha gözleri Süleyman Soylu’ya çevirdi.

    ‘Soylu cinayeti işleyeni, saklayanı biliyor mu?’ sorusunun hala cevap bulmadığı süreçte, ortaya çıkan dilekçenin soruşturmaya dahil edilip edilmeyeceği, Soylu’nun ifadesine başvurulup, başvurulmayacağı merak konusu.

    Umut Altaş’ın itirafları sıcaklığını korurken, cinayeti işleyen ve suç ortağı olan isimlerin hala cinayeti işlediklerini ve Gülistan Doku’nun bedeninin nerede olduğuna dair bilgi vermemesi ‘Acaba örtbas edilen başka şeyler de mi var? Cinayetin ucu daha büyük yerlere dokunduğu için mi soruşturma ilerlemiyor?’ sorularını beraberinde getiriyor.

     

  • İHD: Hükümet, Yenidoğan Çetesi’ne dair hedef şaşırtıyor; münferit bir olay değil!

    İHD: Hükümet, Yenidoğan Çetesi’ne dair hedef şaşırtıyor; münferit bir olay değil!

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi, Yenidoğan Çetesiyle birlikte sağlık alanında ortaya çıkan çeteleşmeye dair açıklama yaptı. Hükümetin sorumluluğuna dikkat çekilen yazıda, “Bu olayda etkin soruşturma yürütülmesi ve faillerin cezalandırılması sağlanmalı, ancak bununla yetinilmemelidir. Aynı olayların tekrar yaşanmaması için, hükümet ve Sağlık Bakanlığı hesap vermeli” denildi.

    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne 27 Mart 2023’te CİMER üzerinden gelen bir ihbar üzerine SGK’nın dolandırıldığı şüphesi ile soruşturma başlatıldığı ve sonucunda bebek ölümlerine rastlanıldığı açıklanmıştı. Toplumu derinden sarsan olayın arka planında Yenidoğan Çetesi’nin olduğu açıklandı.

    Para uğruna bebeklerin ölümüne sebep olan özel hastane tuzağına dair İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi de açıklama yaptı.

    “HÜKÜMET VE SAĞLIK BAKANLIĞI HESAP VERMELİ”

    Yapılanların “münferit bir olay” olmadığını açıklayan İHD İstanbul Şubesi, sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi ve denetimsizlik sebebiyle mevcut tablonun oluştuğunu vurguladı.

    “Sağlık sisteminin çöktüğü” ifade edilen İHD açıklamasında şu cümlelere yer verildi:

    “Mesele, Yenidoğan Çetesine yönelik cezai, hukuki ve idari anlamda hukuki sürece sıkıştırılarak ve sağlık çalışanları hedef haline getirilerek geçiştirilemez. Bu sorunların kaynağı olan sağlık politikalarının sorumlusu Hükümet ve Sağlık Bakanlığı kamuoyu önünde hesap vermelidir. Gerek olay özelinde soruşturma sürecinin takibi ve gerek sağlık sistemindeki bu çöküşün giderilmesi için bütün sağlık örgütlerini, meslek odalarını, meslek alanındaki sendikaları ve kamuoyunu sürece aktif olarak dahil olmaya çağırırken, hedef şaşırtmak için sağlık çalışanlarına karşı nefret üreten ve şiddet çağrısı yapanların oyununa gelinmemesi için kamuoyunu ayrıca duyarlı olmaya çağırıyoruz.

    Bilindiği üzere, sağlığın ticarileştirilmesinin acı sonuçları on yıllardır halkı ve sağlık çalışanlarını mağdur etmektedir. Sağlıkta şiddet ve sağlığa erişimde yaşanan sorunlara dair şikayet ve davalar artmakta, ancak bu gelişmeler ve meslek örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen, yetkililer sorunların kaynağı olarak hasta yakınları ve sağlık çalışanlarını hedef haline getirerek, yaşanan sorunları göz ardı etmektedirler. Sağlıklı bilgi paylaşımı da yapılamadığından halk, yaşanan sorunları tekil olaylar olarak değerlendirmekte, sağlık çalışanları ile karşı karşıya gelmekte, sağlık sistemindeki çürümeye dair duyarlılık oluşturulamamaktadır.

    19 AY ÖNCE TESPİT EDİLEN OLAY!

    Nitekim, yaklaşık 19 ay önce tespit edilen bu vahim olayın, sağlık sistemindeki sorunlar ve bebek ölümleri üzerinden değil de soruşturma savcısının makamında tehdit edilmesi üzerine, ancak birkaç gün önce kamuoyu gündemine girebilmesi; resmi makamların sistemden kaynaklı sorumluluklarındaki sorunlarda takındıkları suskunluk tavrının, halkın gerçekleri bilme hakkına getirilen kısıtlamaların ve toplumsal duyarlılığın vardığı noktayı göstermesi bakımından da dikkat çekmektedir.

    Toplumsal duyarlılığın gelişmesi üzerine yapılan resmi açıklamalarda ise, usulsüzlük tespit edilen hastanelerin kapatıldığı ve faillere verilecek yüksek cezalar duyurulmakta, bu yolla,  oluşan duyarlılık bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu açıklamalarda sorumluların hesap vermesi bir yana sorunun esas kaynağına dair değerlendirme dahi yapılmıyor oluşu, sistemdeki çürümenin görmezden gelinmeye devam edileceğini ve bu olayların yeniden yaşanacağını işaret etmektedir.

    “ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMELİ, FAİLLER CEZALANDIRILMALI”

    Sağlık, onurlu ve insanca bir yaşamın gereklerinden biri olmasının yanında, yaşam hakkı ile de doğrudan bağı nedeniyle devletin sorumluluğunda olup, göz ardı edilemez. Sağlığı ticari bir faaliyete dönüştüren yaklaşıma derhal son verilerek, sağlık hizmeti ücretsiz, eşit, nitelikli, ulaşılabilir bir kamu hizmeti olarak düzenlenmelidir. Bu nedenle bu olayda etkin soruşturma yürütülmesi ve faillerin cezalandırılması sağlanmalı, ancak bununla yetinilmemelidir. Aynı olayların tekrar yaşanmaması için, hükümet ve Sağlık Bakanlığı hesap vermeli, soruşturma ve denetimlerin sonuçlarını ve sağlık sistemindeki çürümenin giderilmesi için atacağı adımlara ilişkin meslek ve sağlık örgütleri ile birlikte oluşturacağı programı kamuoyuna açıklamalı, kamuoyu sağlık çalışanlarını hedef haline getirmeden, sağlık sistemindeki sorunlara dair oluşan duyarlılığını geliştirerek devam ettirmelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitimciler, İbrahim Oktugan için ülke genelinde eylemde!-VİDEO

    Eğitimciler, İbrahim Oktugan için ülke genelinde eylemde!-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen, silahla vurularak öldürülen okul müdürü İbrahim Oktugan için bir günlük iş bırakma eylemi düzenledi.

    İstanbul’un Eyüp ilçesindeki özel bir lisede görev yapan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan emekli öğretmen İbrahim Oktugan, eski öğrencisi tarafından silahla vurularak hayatını kaybetmişti.

    İbrahim Oktugan’ın (74) ölümüne neden olan 17 yaşındaki Iraklı Y.K., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

    EĞİTİM SEN ÜYELERİ ÜLKE GENELİNDE İŞ BIRAKTI

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyeleri, İbrahim Oktugan’ın öldürülmesini protesto etmek üzere 10 Mayıs itibariyle bir günlük iş bıraktı. Eğitim Sen, yaşanan saldırı sonrasında yaptığı basın açıklamasında, eğitimcilere yönelik şiddet konusunun TBMM tarafından ele alınması gerektiğini vurgulamıştı.

    DERSİM’DE EĞİTİMCİLER EYLEMDE!

    Eğitim Sen Dersim Şubesi ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Dersim Şubesi, Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner okudu.

    Yapılan protesto eyleminde ‘Karanlığa ve şiddete hep birlikte dur diyelim’ pankartı açıldı.

    Eyleme, Eğitim Sen Dersim Şubesi ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Dersim Şubesi üyeleri, Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ve çok sayıda yurttaş da katıldı.

    “ÖĞRETMENLER, ŞİDDETİN HEDEFİ OLMAYA DEVAM EDİYOR”

    Eğitim Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, eğitim emekçilerinin okullarda şiddetin hedefi olmaya devam ettiğini vurgulayarak “Bugüne kadar eğitimden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalarda eğitimde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının bizlere karşı bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur. Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır. Öğretmene yapılan her saldırı, tüm topluma ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıdır” dedi.

    ‘Susma, haykır şiddete hayır’ sloganları atılmasının ardından açıklama sona erdi.

     

    MERSİN

    “CİNAYETİN TEK FAİLİ OLMADIĞINI HEPİMİZ BİLİYORUZ”

    Eğitim Sen Mersin Şubesi ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri, Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eğitimcilere yönelik şiddeti protesto etti. Eylemde “Öğretmenler birlikte güçlü”, “Susma haykır şiddete hayır”, “Öğretmene şiddet politiktir” sloganları atıldı.

    Yapılan basın açıklamasında konuşan Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “Bu ülkede okulda öğretmen öldürüldü! Söz bitti! Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz” dedi.

    Okullardaki şiddetin arkasındaki nedenler ortaya çıkarılmasını, eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasını talep eden Sümbül, eğitimde şiddet yasasının çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Şube Başkanı Nebil Birtek ise, Milli Eğitim Bakanlığı’nı patronların bakanı olmakla eleştirerek, “İntiharda, iş cinayetlerinde, saldırılarda kaybettiğimiz meslektaşlarımızın asıl katili bu eğitim düzenidir. Derhal düzen sağlanmalıdır.
    Emeğimizi ve mesleğimizi patronlara teslim etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

     

    ANTALYA

    Eğitimciler, İbrahim okutan için Antalya’da da sokağa çıktı. Yapılan basın açıklamasında “Öğretmene yönelik şiddet ve cinayetlerin sorumlusu iktidarınızdır. Yeter artık, şiddet yasası çıksın!” vurgusu yapıldı.

     

    ANKARA

    Eğitimciler, “Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz!” diyerek Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde bir araya geldi. Eğitim Sen’in çağrısıyla yapılan eyleme Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası da destek verdi.

    “Can güvenliğimiz sağlansın, gerekli tedbirler alınsın!” pankartı açan eğitimciler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) kadar yürüdü.

    “DAHA KAÇ EĞİTİMCİNİN CAN VERMESİ GEREKİYOR?”

    Meclis parkında yapılan basın açıklamasında konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır.

    Dünyada Başöğretmen unvanlı tek lider olan Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği gibi “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.”

    Öğretmenler, toplumun temel taşlarını döşeyen, gelecek nesilleri yetiştiren ve aydınlık bir geleceğe rehberlik eden mimarlardır.

    Öğretmene yapılan her saldırı, tüm topluma ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıdır. Unutmayalım ki, eğitimsiz bir toplum, karanlığa mahkumdur.

    Buradan Milli Eğitim Bakanı’na soruyoruz;

    * Okulda şiddeti önlemek için daha kaç eğitim emekçisinin şiddete uğraması, can vermesi gerekiyor?

    * İktidarın ve MEB’in plansızlığı nedeniyle okullarımız güvenlik açısından ciddi risk altındadır.

    Okullarımızdaki güvenlik açığının faturasını canımızla mı ödeyeceğiz?

    Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Her suç gibi bu suçun da azmettiricileri olduğunu biliyor ve onları çok iyi tanıyoruz.

    -Daha önce defalarca yaşadığımız cinayetler gibi bu son cinayetin de azmettiricileri; öğretmenliği itibarsızlaştıranlardır, herkes öğretmenlik yapabilir, öğretmenler çalışmıyor ya da az çalışıyor gibi yanlış bir algıyı toplumda yaymaya çalışanlardır.

    – Bizleri bugün okullarımızda açık hedef haline getirenler; liyakatsiz şekilde atandıkları koltukları bir hükümdarlık alanı gibi kullananlardır!

    Her fırsatta bizleri aşağılamaya çalışan siyasi iktidardır, onların atadığı yöneticilerdir. Öğretmenliğin aynı zamanda bir uzmanlık mesleği olduğunu görmezden gelenlerdir.”

    İSTANBUL

    Eğitimde şiddete hayır’ şiarıyla bir araya gelen meslek örgütleri, ‘Öğretmenlere yönelik şiddet ve itibarsızlaştırma politikalarının protesto etmek için Beyazıt tramvay durağında buluşarak İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürüdü. Eylem için toplanan kitle, “Okulda ölmek istemiyoruz”, “Susma haykır eğitimde şiddete hayır”, “Direne direne kazanacağız” “Tarikata değil öğretmene sahip çık” sloganlarını attı.

    Eğitim emekçilerine İstanbul Tabip Odası da destek verdi. Hekimler adına söz kullanan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ertuğrul Oruç, öğretmenlerin de hekimler gibi görevi başında şiddete uğradığına dikkat çekerek, “Acınızı çok iyi anlıyor ve öfkenizi paylaşıyoruz. Unutmayalım 12 Eylül sonrası piyasalaştırmanın ve mesleki itibarsızlaştırmanın en yoğun saldırısı eğitim alanında olmuştu. Bu iktidar döneminde de aynı saldırı devam etti. adım adım bugünlere geldik. Bu cinayet bir günde olmuş değil. Örgütlü mücadelenizde sonuna kadar yanınızda olduğumuzu belirterek dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.” dedi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası adına söz alan Ozan Fındık ise “İbrahim öğretmen bir özel sektör öğretmeniydi. Bizler İbrahim öğretmenle aynı kaderi paylaşıyoruz. basında çıkan haberlerde gördük. İbrahim öğretmeni öldürenin öğrencisi olduğu söyleniyordu ama biz buna inanmıyoruz. İbrahim öğretmen bir kişinin kurşunuyla ölmedi. Yıllardır adım adım  gelen sömürü politikalarının sonucunda öldü” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Y.K. (17), iddialara göre geçtiğimiz aylarda disiplin suçları sonucu okuldan atıldı. 5 ay sonra okula gelen Y.K. 7 Mayıs’ta Oktugan’ın odasına girerek silahla 3 kez ateş ettikten sonra kaçtı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, okul müdürünü ağır yaralı olarak hastaneye kaldırdı. Öğretmen Oktugan, yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM’den Adalet Akademisi ve CİMER’e ilişkin kararnamelere iptal

    AYM’den Adalet Akademisi ve CİMER’e ilişkin kararnamelere iptal

    AYM, Türkiye Adalet Akademisi ve CİMER’e ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini iptal etti. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Türkiye Adalet Akademisinin kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları düzenleyen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin tümü ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nin (CİMER) çalışma usullerinin Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesine ilişkin düzenlemelerin iptaline karar verdi.

    Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, CHP, 2019 tarihli ve 34 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin tümü ve 2018 tarihli ve 14 numaralı İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesine eklenen “CİMER’in çalışma usul ve esasları Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir” şeklindeki 3 numaralı fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ederek, iptali için AYM’ye başvurdu.

    İptal istemini görüşen Yüksek Mahkeme, Türkiye Adalet Akademisi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin tümünü, CİMER’e ilişkin de söz konusu maddeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.

    Türkiye Adalet Akademisi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptal hükmü bir yıl, CİMER’e ilişkin iptal hükmü ise 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

    AYM’nin Türkiye Adalet Akademisine ilişkin kararında, iptali istenen kararname ile kurulan Türkiye Adalet Akademisinin hakim ve savcıların meslek içi eğitimlerini düzenlemek konusunda görevli kılındığı belirtildi.

    Anayasa’nın 140. maddesinde hakim ve savcıların meslek içi eğitimlerinin kanunla düzenleneceğinin hükme bağlandığına işaret edilen kararda, “Bu çerçevede mesleğe gireceklerin adaylığa alınış ve adaylık döneminden başlayarak tüm süreçlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir” ifadesi yer aldı.

    Akademide görevlendirilebilecek veya bu kadrolara atanabilecek adli ve idari yargı mensuplarının görevleri boyunca “hakim ve savcı” sıfatlarını korumaya devam ettikleri anlatılan kararda, Anayasa’nın 140. maddesindeki hükümlere de tabi olmayı sürdürecekleri bildirildi.

    “KARARNAMENİN TÜMÜ ANAYASA’YA AYKIRI”

    Söz konusu kişilerin görev almaları, atanmaları, meslekte ilerlemeleri ve diğer özlük işlerinin de kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:

    “Dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bir bütün halinde değerlendirildiğinde esas itibarıyla münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle kararnamenin tümü Anayasa’ya aykırıdır, iptali gerekir.”

    Yüksek Mahkemenin CİMER’e ilişkin iptal kararında ise CİMER’in üstlendiği görev ve yürüttüğü faaliyetlerin Anayasa’nın 74. maddesinde güvence altına alınan dilekçeyle bilgi edinme hakkının kapsamında kaldığı ifade edildi.

    Kararnamenin, “CİMER’in çalışma usul ve esasları Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir” hükmünün yetki yönünden iptaline karar verildiği belirtilen kararda, CİMER’in üstlendiği görev ve yürüttüğü faaliyetin, Anayasa’nın 74. maddesinde güvence altına alınan dilekçe hakkının ve bilgi edinme hakkının kapsamında kaldığı vurgulandı.

    Kararda, dilekçe hakkı ve bilgi edinme hakkına ilişkin düzenleme içeren kuralın, kararnameyle düzenlenemeyecek yasak alanda kaldığı bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yine bir Kürt-Alevi köyü, yine yol ve elektrik mağduriyeti!

    Yine bir Kürt-Alevi köyü, yine yol ve elektrik mağduriyeti!

    PİRHA-Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Kürt ve Alevi köyü olan Herdif’te yaklaşık iki aydır yollar açılmıyor. Düzenli elektrik hizmeti de alamayan köylüler, “Herhangi bir ekipmanımız olmadan çıplak ellerle arızaya müdahale ettik. Köyümüz 1990’lı yıllarda yakılıp boşaltılmıştı şimdi de bilinçli şekilde elektriğimiz kesilmekte” iddiasında bulundu. 

    Doksanlı yıllarda çatışmalar sebebiyle zorla sürgün edilen Herdif (Çalıkağıl) köylüleri, yıllar sonra köylerine geri dönse de halen temel hizmetlerden faydalanamıyor. Kışın aylarca kapalı kalan yollar açılmazken, elektrik hizmeti de adeta çileye dönüştürülüyor.

    Köylülerin elektrik kesintilerinden kaynaklı mağduriyeti yeni değil. Konuya ilişkin bilgi paylaşan Mustafa Tetik, 2016 yılında köye geri döndüğünü belirterek “Ben buraya yerleşmeden önce de kesintiler mevcuttu” diyerek yaşadıkları zorlukları PİRHA‘ya anlattı.

    “ELEKTRİĞİ BİLİNÇLİ KESTİKLERİNİ İTİRAF ETTİLER”

    Mustafa Tetik, yakın zamanda köylerine tam 7 gün boyunca elektrik verilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “1,5 aydır yollarımız da kapalı olduğu için ayrı bir zorluk çekiyoruz. Kış aylarında köyümüzün yolları aylarca kapalı oluyor. Çığ sebebiyle yolların açılmadığı söyleniyor ama ben geldiğimden bu yana bir çığla karşılaşmadım.
    Elektriği de kasten kendileri kesmişler ve bunu da itiraf ettiler. Neden olduğunu ise bizler bilemiyoruz, anlam verebilmiş değiliz. Kesinti üzerine arkadaşlarla çıkıp, sanki görevimizmiş gibi gidip arızayı tespit etmeye çalıştık. Elektrik kontrol hattını kontrol ederek ilçeye kadar gittik. Bir pazar günüydü ve gördük ki bir panik söz konusu. Sürekli bizi arayıp ‘Neredesiniz, Hangi mevkidesiniz?’ diye sordular. Sonra biz sorunun olduğu bölgeye yaklaşınca ‘Aman oraya gelmeyin’ dediler. O anda biz de durumu anladık. Elektrik idaresinin ekibinden bir görevli, ‘Elektriği bizler kestik. Şimdi gelip elektriği vereceğiz’ dedi.

    “BURALARI BOŞALTTIRMAK İSTİYORLAR”

    Yayladere ilçesine bağlı Kürt ve Alevi köyü olan Herdif’teki köylüler, elektrik kesintisine sebep olan arızayı kendi imkanları dahilinde tamir ettiklerine de vurgu yaptı. “Ellerimizde herhangi bir ekipman da yok, tamamen çıplak ellerle gittik, müdahale ettik” diyen Tetik, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Şu anda köyde mevcut kalan yaklaşık 30 kişi var. Köyümüz 1990’lı yıllarda yakılıp boşaltıldı. Köy boşaltılmadan önce tarım da yapılıyormuş ancak şu anda sadece hayvancılık yapılabiliyor. Köyümüzün yolu dahi olmadığı için birtakım teşviklerden dahi yararlanamıyoruz.
    Yakın zamanda kardeşim, bir iş kazasında yaralanmıştı. Yolların kapalı olması sebebiyle 14 km yürümek zorunda kaldık. Yaşanan sıkıntıları CİMER’e de bildirdim. Tam emin değilim ama sanki bizim yaşamımızı burada zorlaştırıp, köyden bizi caydırmak istiyorlar. Buraları boşalttırmak istiyorlar, diye tahmin ediyorum. Toplumun, kendi kültürü ve inancıyla bir arada yaşamamasını istemiyorlar gibi sorular kafamızda mevcut.”

    “BURADAKİ İNSANLAR ÇOK ÇİLE ÇEKTİLER”

    25 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra köyüne döndüğünü anlatan Mustafa Tetik, yaşadıkları mağduriyetin son bulması için köylülerle girişimlerinin süreceğini söyledi.

    Tetik, “Şehirden köye dönüş yaparak burayı tekrar yaşama kavuşturmak gibi bir amacım vardı. 25 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra köyüme geri döndüm. Her daim yüzüm memleketime, bu coğrafyaya dönüktü tabi. Şu anda ise hayvancılık yapıyor ve bu yaşamı seviyorum. Özgürlüğümü elde ettim burada. Ama buradaki insanlar, bu zamana kadar çok çile çektiler. Geçen yıl solunum hastası bir amcamız oksijen makinası kullanmak durumundaydı. Elektriklerin gittiği dönemde o köylümüz çok zorluk yaşadı. Jeneratör ile ihtiyacını karşılayabilmiştik. Neyse ki bu yıl hastamız yok. Ama bu mevcut sorunların bir an önce son bulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer davanın başka şehirde görülmesini istedi

    Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer davanın başka şehirde görülmesini istedi

    PİRHA- Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer, “güvenlik” gerekçesiyle duruşmanın Kayseri’ye sevk edilmesi talebiyle CİMER’e başvuru yaptı. Adalet Bakanlığı ise hızla Gencer’in talebi için inceleme başlattı.  

    Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer’in mahkemesi İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Ancak Gencer, avukatı aracılığıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) davanın görüldüğü 29 Aralık 2021 tarihindeki ilk duruşmanın ardından “güvenlik” gerekçesiyle davanın Kayseri’ye sevk edilmesini istedi. Gencer’in talebi üzerine CİMER, Adalet Bakanlığı’nı harekete geçirdi.

    İZMİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN GÖRÜŞ İSTENDİ

    Adalet Bakanlığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazdı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ve İzmir Valiliği’nin “güvenlik zafiyeti” olup olmadığına dair görüşlerinin de yer aldığı gerekçeli mütalaaların Adalet Bakanlığı’na ulaştırılması talep edildi. Şu ana kadar başsavcılık ve valiliğin, Adalet Bakanlığı’na görüş bildirmediği öğrenildi.

    NE OLMUŞTU?

    Onur Gencer, 17 Haziran günü Halkların Demokratik Partisi İzmir şubesine silahlı saldırıda bulunmuştu. Poyraz’a çeşitli işkenceler yaparak öldürmüştü. Partinin içerisinde yalnızca Deniz Poyraz olmasını beklemiyordu. Bunu kendi beyanları ile de belirtmişti.

    Gencer, HDP’ye yaptığı saldırıdan sonra da polisler tarafından karşılanmış ve “İsmin neydi abicim?” şeklinde muamele görmüştü. Poyraz’ı tabancayla öldürmekle suçlanan Onur Gencer’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

    (HABER MERKEZİ)

    HABER MERKEZİ

  • Failin annesi: Vali ve diğer yetkililerin bilgisinde oğlumuzu yurtdışına gönderdik

    Failin annesi: Vali ve diğer yetkililerin bilgisinde oğlumuzu yurtdışına gönderdik

    PİRHA- Gülistan Doku davasında baş şüpheli olan Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne yurt dışına çıkmak istediklerini ve bu nedenle haklarında uygulanan adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ettiği bir dilekçe yazdığı ortaya çıktı. 

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamayan Gülistan Doku 752 gündür kayıp. Doku’ya ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılsa da Doku’nun kaybolmasında şüpheli olan Zainal Abakarov’un şimdiye kadar kapsamlı bir ifadesine başvurulmadı.

    Cadde ve sokakları mobese kameralarıyla donatılmış kentte, Doku’ya ilişkin bir ize rastlanmazken, ailesi ve kadın örgütleri kapsamlı bir çalışma yapılarak Doku’nun bulunmasını ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.

    Özgür Dersim Gazetesi’nin haberine göre, Gülistan Doku’nun katil zanlısı olduğu iddia edilen Rus uyruklu Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in yakın bir zamanda Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yurt dışına çıkmak istediklerini bu nedenle haklarında uygulanan adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ettiği bir dilekçe yazdığı ortaya çıktı.

    Anne Cemile Yücer dilekçesinde, oğlu Zeynal Abakarov’u dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini ancak olayın ortaya çıkmasından sonra İçişleri Bakanı’nın ricasıyla oğlunu tekrar Türkiye’ye getirdiğini belirtti.

    “YURTDIŞI YASAĞIMIZI KALDIRIN, BİZ BU ÜLKEDEN GİTMEK İSTİYORUZ”

    Oğlunu vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini söyleyen anne Cemile Yücer, CİMER’e yazdığı dilekçede şu ifadeleri kullandı:

    “Olay medyada çıkmaya başlayınca İçişleri Bakanı, ‘Oğlunuzu Türkiye’ye getirin yoksa olaylar başlatacaklar’ dedi. Bizde onu kırmadık getirdik. Lütfen Cumhurbaşkanım, lütfen bizim yurtdışı yasağımızı kaldırın, biz bu ülkeden gitmek istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon liralık bağışın akıbeti bilinmiyor

    Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon liralık bağışın akıbeti bilinmiyor

    Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon TL bağışın Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarıldığı ortaya çıktı.

    Beşiktaş’ta meydana gelen saldırının ardından başlatılan kampanyada toplanan 52 milyon liralık bağışın, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulan, yeri ve yöneticileri belli olmadığı için tartışmalı bir hal alan Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarılmasına karar verildiği ortaya çıktı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, bağışın adresi ve yöneticileri belli olmayan vakfa aktarılmasının hukuksuzluk olduğunu ifade etti.

    Beşiktaş’ta 10 Aralık 2016’da meydana gelen saldırıda 38’i polis toplam 46 kişi hayatını kaybetmişti. Katliamın ardından hayatını kaybedenlerin ailelerine destek verilmesi iddiasıyla Türkiye genelinde başlatılan kampanyada 52 milyon TL tutarında bağış toplanmıştı. Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, katliamda hayatını kaybeden Öğrenci Berkay Akbaş’ın babası Salim Akbaş, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) 2 yıl sonra bağışların akıbetini sordu. Bakanlığın Sinop Valiliğine verdiği yanıtta, bağışın Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına aktarılacağı ortaya çıktı. Yanıtta, “Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfının cevap vermesinin daha uygun olacağı” ifadeleri kullanıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından dönemin Başbakanı Binali Yıldırım tarafından başlatılan kampanyada toplanan 309 milyon TL tutarındaki bağışın değerlendirilmesi amacıyla 24 Aralık 2017 tarihinde kurulan vakfın adresi ve yöneticileri konusunda bugün pek çok tartışma bulunuyor.

     (HABER MERKEZİ)

  • Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser tedavisi olmak isteyen KHK’li akademisyen Prof. Dr. Haluk Savaş’ın pasaport başvurusu yargılandığı davadan beraat etmesine ve mahkeme kararına rağmen reddedildi. Duruma tepki gösteren Savaş’a kalan 9 aylık ömründe sorunu CİMER’le yazışarak çözmesi önerisi yapıldı.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamudaki görevinden ihraç edilen psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Haluk Savaş’ın kanser tedavisi için yurt dışına gitme talebi mahkeme kararına rağmen pasaportunun iptal edilmesi gerekçesiyle reddedildi.

    Savaş, yargılanıp beraat ettiği mahkemenin yurt dışı yasağını kaldırdığı halde talebinin ‘CİMER’e yazın’ denilerek reddedilmesi üzerine, “Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan” dedi.

    DEVLETİN ÖRDÜĞÜ ÖLÜM DUVARI

    Savaş’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

    “Az önce TC Adana Valiliği’ndeydim; pasaport için önce tahditlerin sorgulandığı odaya girdim. Memura KHK’lı olduğumu, yargılanıp beraat ettiğimi, mahkemenin yurt dışı yasağımı kaldırdığını, iki kez tekrar etmiş kanser hastası olup yurt dışında tedavi olmak istediğimi belirttim.

    Memur bilgisayardan baktı KHK ile kamudan ihraç olduğumdan KHK ile pasaportumun iptal olduğunu bu nedenle pasaport çıkaramayacaklarını belirtti. Yani mahkemenin benim yurt dışına çıkış yasağımı kaldırması hiçbir anlam ifade etmiyor. KHK bizi yurt içinde ölmeye mahkum ediyor.

    ‘Bu KHK’ya karşı ne yapabiliriz?’ diye sordum. ‘Kanser raporlarınızla birlikte CİMER’e yazın’ denildi. Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan. Oysa Japonya, Kore, Küba, ABD’de tedavi olabilmem için yeni geliştirilmiş önemli tedavi teknikleri var. Mesela biri 2018’de Nobel Tıp Ödülü’nü alan Prof. Allison’un immunoterapisi. Şimdi bu tedavilere bir an önce kavuşmak ve hayatta kalabilmeyi denemek yerine devletin bana ördüğü ‘ölüm duvarı’yla karşılaşıyorum.

    Sağ kalırsam, önce CİMER’e, başarılı olamazsam idari mahkemeye, başarılı olamazsam bölge idare mahkemesine, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olamazsam, AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’e başvuracağım. TR’de ceberrut devletle uğraşmak mı daha zor yoksa azraille mi bilemedim?”