Etiket: çin

  • Trump’tan İran’a ret, Pekin’e ziyaret: Küresel piyasalar hareketli!

    Trump’tan İran’a ret, Pekin’e ziyaret: Küresel piyasalar hareketli!

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump, İran ile devam eden gerilimi dindirmeyi amaçlayan barış teklifini “kabul edilemez” bularak reddederken, haftalardır beklenen Çin ziyareti için resmi takvim açıklandı. Kararların ardından petrol fiyatları rekor seviyeye ulaştı.

     Beyaz Saray’da diplomasi ve ekonomi trafiği en yoğun günlerinden birini yaşıyor. İran’ın sunduğu son nükleer ve ateşkes önerisini sert bir dille geri çeviren Başkan Trump, rotayı Asya’ya çevirdi. 13 Mayıs’ta gerçekleşecek Çin ziyareti öncesinde ABD mahkemelerinden gelen vergi iptali kararı ise yönetimde soğuk duş etkisi yarattı.

    BARIŞ TEKLİFİ ÇIKMAZA GİRDİ

    İran yönetiminin uranyum stoklarının bir kısmını takas etme ve bölgesel çatışmaları durdurma yönündeki son diplomatik hamlesi Başkan Trump tarafından reddedildi. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, teklifin ABD güvenlik çıkarlarını karşılamadığını ve “tamamen kabul edilemez” olduğunu belirtti. Bu açıklamanın ardından Brent petrolün varil fiyatı 105 doları aşarak küresel enerji piyasalarında tedarik endişesini zirveye taşıdı.

    8,5 YIL SONRA İLK TEMAS: PEKİN YOLU GÖRÜNDÜ

    Gerginliğin gölgesinde Beyaz Saray, Trump’ın 13-15 Mayıs tarihlerinde Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini teyit etti. 2017’den bu yana bir ABD Başkanı düzeyinde Çin’e yapılacak bu ilk ziyaretin özellikle teknoloji kısıtlamaları ve İran üzerindeki Pekin etkisi gibi kritik başlıkları kapsaması bekleniyor. Diplomatik kaynaklar bu ziyaretin küresel ticaret dengeleri için “son şans” olabileceği yorumunda bulunuyor.

    Dış politikadaki hareketliliğe rağmen Trump yönetimi iç hukukta önemli bir engelle karşılaştı. ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi, yönetimin dünya genelinden ithal edilen ürünlere uyguladığı yüzde 10’luk ek vergi paketini, yürütme yetkisinin aşıldığı gerekçesiyle “hukuka aykırı” bularak iptal etti. Kararın, halihazırda yüksek seyreden enflasyon verileri üzerinde nasıl bir etki yaratacağı merak konusu.

    HABER MERKEZİ

  • TTB: Verimli topraklarımızı tütün için değil, gıda üretimi için kullanalım!

    TTB: Verimli topraklarımızı tütün için değil, gıda üretimi için kullanalım!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB), 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “Tütün ekilen verimli toprakları gıda üretimi için kullanalım” çağrısını yaptı.

    Dünya Sağlık Örgütü, 1987 yılında, yılda ortalama 8 milyon insanın ölümüne sebep olan tütünlü içeceklere karşı farkındalığı artırmak için 31 Mayıs’ı Dünya Tütünsüz Günü ilan etti.

    Dünya genelinde 1,3 milyar aktif sigara kullanıcısı olduğu tahmin edilmekte. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir hastalık olarak tanımlanan tütün bağımlılığı sebebiyle milyonlarca insanın, hayati tehlike taşıdığı söylenmekte.

    Günün önemine ilişkin bir açıklama da TTB’den geldi. Tütün kullanımı ile mücadelenin en kesin çözümü tütün üretiminin olmaması ile mümkün olduğunu belirten TTB’li uzmanlar, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Tütünle mücadelenin önündeki en büyük engelin tütün endüstrisinin olduğunu işaret eden TTB, “Tütün endüstrisinin oyunları nedeniyle dünya, tütün ekiminin olmaması şeklindeki en akılcı bu öneriyi gerçekleştirememektedir” dedi.

    TÜTÜN EKİLEN TARIM TOPRAKLARI VERİMSİZ HALE GELMEKTEDİR”

    Tütün ekilen arazilerin, en temel gereksinim olan sağlıklı beslenme kaynaklarına ayrılması gerektiğini savunan TTB, açıklamasının devamında şu görüşleri paylaştı:

    “Bu konuda sayısız gerekçe vardır. Gerekçelerin bazıları aşağıda sıralanmıştır:

    Tütün kullanımı toplumda yaşayan herkesin sağlığını tehdit etmektedir.

    Tütün kullanan kişiler kullanmayanlarla karşılaştırıldığında en az 10 yıl erken ölmektedirler.

    Tütün arazileri, tütün tarımı yapan çiftçilerin sağlığını tehdit etmektedir.

    Tütün küresel düzeyde 124’ten fazla sayıda ülkede yetiştirilmektedir. Bu alanın büyüklüğü 3,2 milyon hektardır. Tütün ekimi için ayrılmış olan ekim alanlarının gıda üretimi için kullanılması durumunda; gıda güvencesizliği ile karşı karşıya kalan kişilerin gıda ihtiyaçlarını karşılayacağı ifade edilmektedir.

    Küresel düzeyde tütün yaprağı üretim pazarının %55’ine sahip ülkeler arasında Çin, Brezilya ve Hindistan ilk üç sırayı almıştır. Tütün şirketleri üretim pazarlarını Afrika ülkelerine yöneltmektedirler.

    Tütün ekilen tarım toprakları verimsiz hale gelmektedir. Pestisit kullanımı, ormansızlaştırma, biyoçeşitliliğin kaybolması gibi sorunlar başlıca çevre sorunları arasındadır.

    Tütün kullanımı hava kirliliği nedenleri arasında sayılmaktadır. Özellikle kapalı ortam hava kirliliği açısından tütün kullanımı bir risk olarak kabul edilmektedir.

    Günümüzde, en temel insan hakkı olan sağlıklı beslenmenin sağlanabilmesi için gıda kaynakları yetersizdir.

    COVID-19 pandemisi var olan gıda sorunlarını derinleştirmiştir. Eşitsizlikler, gıda üretimi, gıdanın kullanımı, gıdaya erişim gibi konuları işaret eden gıda güvencesi ve gıda güvenliği sorunları bu süreçte artmıştır, derinleşmiştir.

    Dünyada sağlıklı gıda üretimine, gıdanın eşit ve hakça dağıtımına ihtiyaç vardır. Halen küresel düzeyde 828 milyon kişi yetersiz beslenme ile karşı karşıyadır. Kıtlık yaşayan bireyler dünya genelinde 43,3 milyondur.

    Arazilerin verimsizliği, tohum çeşitliliğinin azalması, toprağın bozulması ve tütün mahsulünün yoğun ve uzun sürmesi nedeniyle sağlıklı gıda üretim seçenekleri oluşamamaktadır.

    Kısıtlı olan tarım arazilerinin bireylerin, toplumların, gezegenin sağlığı için kullanılması gerekmektedir. Bu tercih, aynı zamanda etik açısından da bir sorumluluktur.

    Tütün ekiminden gıda ekimine doğru olması önerilen bu dönüşüm aynı zamanda sağlıklı bir çevre için de önceliklidir.

    Tütün ekimi için kullanılan arazilerde gıda üretiminin yapılması ekonominin de iyileşmesine katkı sağlayabilecektir.

    Bütün bu nedenler, tütün ekimi yapılan arazilerin ivedi bir şekilde sağlıklı seçeneklere dönüştürülme zorunluluğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Tütün kontrolü küresel bir politik tercihtir. Sağlığın tarafında olmak ancak tütün ekiminin olmadığı sahici tercihlerle gerçekleşebilir. Hükümetler, sivil toplum örgütleri, toplum, çiftçiler başta olmak üzere ilgili bütün bileşenlerin birey ve toplumun sağlık hakkı için tütün kontrolü açısından bu temel çözümünün yanında olmaları gerekmektedir.

    Bizler, sağlığın tarafıyız, tütünün değil!

    Verimli topraklarımızı tütün için değil, gıda üretimi için kullanalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Çin’de sel felaketi: 200 bin kişi tahliye edildi

    Çin’de sel felaketi: 200 bin kişi tahliye edildi

    Çin’in Henan eyaletinde şiddetli yağış sebebiyle sel oluştu. En az 12 kişi yaşamını yitirirken 200 bin kişi bölgeden tahliye edildi.

    Çin devlet haber ajansı Xinhua’da yer alan habere göre Henan’a bağlı Zhengzhou kentinde yağışların ardından meydana gelen selde can kayıpları yaşandı. Yetkililer, şimdiye kadar selin etkili olduğu bölgelerde 12 kişinin cansız bedenine ulaştı. Bölgede en az 200 bin kişi, tahliye edilerek güvenli bölgelere yerleştirildi.

    Yaşanan sel sonrasında sokaklar göle dönerken yüzlerce araç ise suya gömüldü.

    Zhengzhou yerel yönetiminden yapılan yazılı açıklamada, “selin kontrol durumunun çok zor olduğu” belirtilerek, felaketin seviyesi “olağanüstü yüksek” olarak tanımlandı.

    Henan eyaletinde 17 Temmuz’dan bu yana belirli aralıklarla etkili olan sağanak sele yol açmıştı. Eyaletin başkenti Zhengzhou’daki metro ağını su basarken çok sayıda yolcu ise mahsur kalmıştı.

    Kaynaklar: AFP-BBC

  • Kenanoğlu: Uygur Türklerine yapılan zulüm bize ne kadar da tanıdık geliyor!-VİDEO

    Kenanoğlu: Uygur Türklerine yapılan zulüm bize ne kadar da tanıdık geliyor!-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Uygur Türklerinin maruz kaldığı asimilasyon politikalarını gündeme getirdi. Uygur Türklerinin yaşadığı zulmü iktidarın görmezden geldiğini ifade eden Kenanoğlu, “Konu ekonomik çıkarlarınız olunca her şeyi unutuyorsunuz” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda Çin’de Uygur Türklerinin maruz kaldığı asimilasyon politikalarına dikkat çekti. Uygur Türklerine yapılan hak ihlallerini AKP iktidarının görmezden geldiğini ifade eden Kenanoğlu, “Konu ekonomik çıkarlarınız olunca her şeyi unutuyorsunuz” dedi.

    Ali Kenanoğlu, Uygur Türklerinin 1953’teki nüfus sayımı sonucunda Doğu Türkistan’da % 75’lik bir orana denk düştüğünü belirterek bu rakamın 2000 yılındaki sayımda ise % 45’e indiğini söyledi. Kenanoğlu, nüfustaki azalmaya dair “Ana dilleri, konuşmaları yasaklanmış, dinî ritüellerini yaşamaları, yerine getirmeleri yani yerinde yerine getirmeleri yasaklanmış, bu Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde doğum kontrolü baskısıyla demografik yapıda değişiklikler meydana getirilmiş, sistematik insan hakları ihlalleri bu süreci hızlandırmış, keyfî gözaltılar, işkenceler, taciz uygulamaları nüfusun erimesine neden olmuş” dedi.

    “DEMEK Kİ VATAN, MİLLET, BAYRAK, EZAN EKONOMİDEN ÖNDE DEĞİL”

    Ali Kenanoğlu “Uygurlara yapılanlar bize çok tanıdık geliyor” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Peki, zulmedenler ne diyor? Bakın, zulmedenler de aynı şeyi söylüyor, demişler ki Uygurlar için: ‘Ya, bunlar bölücü, bunlar terörist.’ Şimdi, ne kadar tanıdık kelimeler değil mi yani. Niye? Uygurlar ana dilini konuşmak istiyor, Uygurlar inancını yaşamak istiyor, Uygurlar kimliğine sahip çıkıyor ve asimilasyonu reddediyor. Dolayısıyla, Uygurlar terörist ve bölücü ilan ediliyorlar. Bize çok tanıdık geliyor bunlar.

    Şimdi, oradan bakıyorsunuz, Çinliler başka bir şey daha söylüyor, zulmedenler, zalimler diyor ki: ‘Ya, bu Uygurlar Türk değil.’ Rapor yayınlamışlar Uygurlar Türk değil diye. Diyorlar ki: ‘Ya, Uygurların zaten çoğu Müslüman da değil.’ İnkâr, asimilasyon, ne kadar benzer, ne kadar tanıdık. Aslında, soydaşlık kavramının üzerinden değil de bütün toplumlara, bütün halklara yönelik bu tür zalim, zulüm, inkâr, imha ve asimilasyona karşı çıkmak gerekiyor ama bakıyorsunuz 39 ülke bunu kınıyor bizim iktidarımızdan ses yok. Niye? Demek ki: Vatan, millet, bayrak, ezan bilmem ne ekonomiden önde değil yani. Onlar işinize geldiği zaman kullanabileceğiniz kelimeler, işinize geldiği zaman kullanabileceğiniz tabirler ama ekonomik çıkarlar devreye girince bunların hepsi unutuluyor ve kimsenin Uygur Türkleri hakkında bir şey söyleyesi gelmiyor, kimsenin umurunda da olmuyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kara tren gecikir, belki yola bile çıkmadı!

    Kara tren gecikir, belki yola bile çıkmadı!

    PİRHA- Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun ve Dışişleri Bakanlığının “İlk trenimizdeki 42 konteynerin içerisinde Çin’e beyaz eşya taşıması yapacağız. Trenimiz, 2 kıta, 2 deniz ve 5 ülke geçerek 12 günde yükünü Çin’e ulaştıracak” dediği ve törenle uğurladığı trenin yola çıkmadığı ortaya çıktı. BTS, trenin Marmaray’dan geçirildiğini ve Maltepe istasyonunda tren üstüne asılı pankartlar sökülerek, Halkalı Garı’na geri gönderildiğini ifade etti.

    Türkiye’den Çin’e ilk ihracat treni dün, Marmaray Kazlıçeşme istasyonundan uğurlandı. “İlk trenimizdeki 42 konteynerin içerisinde Çin’e beyaz eşya taşıması yapacağız. Trenimiz, 2 kıta, 2 deniz ve 5 ülke geçerek 12 günde yükünü Çin’e ulaştıracak” denilerek uğurlanan trenin Maltepe istasyonunda durdurulduğu, üzerindeki pankartlar söküldükten sonra geri döndüğü ortaya çıktı.

    Konuya ilişkin açıklama yayınlayan Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) “Toplamda 42 konteyner içinde beyaz eşya taşıyan ilk ihracat trenini 04.12.2020 tarihinde saat 14.00’da Kazlıçeşme istasyonundan Çin’in Xi’an şehrine Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu tarafından uğurlandığı gibi basında ve sosyal medyada haber olmuştur” diyerek, trenin Marmaray’dan geçirildiğini ve Maltepe istasyonunda tren üstüne asılı pankartlar sökülerek, Halkalı Garı’na geri gönderildiğini ifade etti.

    Açıklamanın devamında şunları dile getirildi:

    “56 saatlik sokağa çıkma yasağının başlamasına saatler kala, insanların bir an önce evlerine yetişme telaşını yaşadığı anlarda; TCDD ve TCDD Taşımacılık Aş Yönetiminin, Ulaştırma ve Altyapı Bakanının övgüsüne mazhar olma, koltuğu sağlamlaştırma ve şov yapma hesabının, İstanbul gibi büyük bir metropolde yarattığı trafik aksaması ve tehirler, pandemi döneminde yolcu birikmesine, sosyal mesafenin ortadan kalmasına, hastalığın yayılma oranının artmasına ve yolcu memnuniyetsizliğine yol açmıştır.  “Sosyal medya paylaşımlarından görüyoruz ki, tüm bu yaşananlar; Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun yanıltılmasının yanında, Dışişleri Bakanlığı’nın da bu yanıltıcı haberi paylaşması nedeni ile uluslararası kamuoyu nezdinde ülkemizi zor durumda bırakmıştır. Ülkemizin itibarını sarsan, ‘yapılmayan bir taşıma’ nedeni ile kurumu zarara uğratan, yolcu taşımacılığında aksamaya neden olan, pandemi koşullarında halkın sağlığını tehlikeye atan TCDD ve TCDD Taşımacılık Aş Yöneticileri hakkında gerekli değerlendirme yapılması için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kuzey Kore’den virüse mayınlı önlem

    Kuzey Kore’den virüse mayınlı önlem

    PİRHA-Kuzey Kore yönetimi, koronavirüs (Covid-19) salgınını önlemek için sınır hattına mayın döşedi.

    Kore Merkezi Haber Ajansı, Pyongyang yönetiminin salgını önlemek adına sınır hattındaki önlemleri arttırdığını duyurdu. Buna göre, Kuzey Kore koronavirüse karşı ek tedbir olarak, sınır hattı boyunca yüksek bir duvar örmeyi ve balıkçılığı da yasaklamayı planlıyor.

    Pandemi sonrası Kuzey Kore yönetiminin ekonomik darlık yaşadığı ifade edilirken Çin’den yapılan insani yardım teklifinin de kabul edilmediği biliniyor.

    Koronavirüs önlemleri doğrultusunda tüm sınırlarını kapatan Kuzey Kore’nin, bazı sınır bölgelerine de mayın döşeneceği belirtilirken, kaçak girişlerin bu şekilde önlenebileceği söyleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çin’deki hastanede virüsün havayla taşındığına dair kanıt bulundu

    Çin’deki hastanede virüsün havayla taşındığına dair kanıt bulundu

    Koronavirüsünün hava yoluyla taşınabildiğine dair bir delil daha ortaya çıktı. Çin’deki iki hastanede hava yoluyla taşınan damlacıklarda koronavirüsü bulundu.

    Daha önce laboratuvar deneylerinde hava yoluyla virüsün taşınabileceği görülmüştü. Ancak Çin’deki bilim insanlarının salgının patlak verdiği Wuhan’daki iki hastanede bulduğu kanıtlarla ilk kez gerçek dünya şartlarında bunun mümkün olduğu kanıtlanmış oldu.

    Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre bilim insanlarının topladıkları numunelerde bulunan virüsün bulaşıcı olup olmayacağı bilinmiyor. Ancak nefes verme ve konuşma yoluyla ortaya çıkan bu büyüklükteki damlacıklar, havada asılı kalabilir ve bir başkası tarafından solunabilir.

    Virginia Tech’ten çevre mühendisliği profesörü Linsey Marr bu damlacıkların en az iki saat süreyle havada süzülebileceğini belirtti. Marr, bu durumun virüsün hava yoluyla bulaşma potansiyeline dair güçlü bir kanıt olduğunu dile getirdi.

    Ancak Dünya Sağlık Örgütü virüsün hava yoluyla taşınma ihtimali olmadığını dile getirerek hastalığın çoğunlukla havada kalamayacak kadar ağır damlacıklarla bulaştığını belirtmişti.

  • 28 Bin Kübalı Tıp Öğrencisi kapı kapı dolaşıp Koronavirüs testi yapıyor

    28 Bin Kübalı Tıp Öğrencisi kapı kapı dolaşıp Koronavirüs testi yapıyor

    Dünyanın her yerinde can kayıplarına neden olan koronavirüse henüz kesin çözüm bulanamışken tıp alanında ki başarıları ile dünyanın gıpta ile baktığı Latin Amerika ülkesi Küba’da 28 bin tıp öğrencisi dünyaya örnek bir uygulama sergiliyor.

    Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya gibi güçlü ekonomileri olan ülkelerin dahi önlemini alamadığından dolayı binlerce insanın yaşamını yitirdiği salgın ile ilgili ABD, Başkan Trump’ın beyanına göre en az 100 bin insanın ölümünü beklerken, Küba tam bir seferberlik başlatmış durumda. Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan 28 bin sağlıkçı ülkenin her şehrinde her insanına ulaşıp salgın ile ilgili test uyguluyor. Öğrenciler her vatandaşı evinde ziyaret ediyor ve evde test uyguluyor. Hedef nüfusun tamamını testten geçirmek ve olası salgın vakalarına yönelik vatandaşların önlem almalarını sağlamak.

    “EV TARAMASI NORMALDE YILDA BİR YAPILIYOR”

    Kendi vatandaşlarının sağlığına çok dikkat eden Küba, yılda en az bir kere tüm vatandaşlarını evlerinde muayene ediyor. Yaşlı, engelli ve yardıma muhtaç tüm vatandaşlar devletin önceliği durumunda. Sağlık en temel hak görülerek ücretsiz ve devlet kontrolünde vatandaşa imkanlar sürekli geliştirilerek yapılıyor. Latin Amerika Tıp Okulu (ELAM) öğrencisi 19 yaşında ki Susasana Diaz AFP’ye “Zaten kapı kapı dolaşmaya alışkınız. Her Eylül ve Ekim aylarında ev ziyaretleri yapıyoruz. Bu yüzden koronavirüs salgını kötüleştiğinde, üniversite kapı kapı dolaşıp dolaşamayacağımızı sordu. Birçok kişi yaptıklarımızdan dolayı teşekkür etti” diye konuştu. 

    “ABD ABLUKASI YÜZÜNDEN ÜLKEYE YARDIMLAŞ ULAŞMIYOR”

    Küba’nın Çin Büyükelçisi Carlos Miguel Pereira Henandez, elçiliğin sitesinden yaptığı açıklamada, Alibaba ve Jack Ma Vakfı kurucusunun dünyanın dört bir yanına gönderdiği tıbbi yardımların ABD ablukası nedeniyle Küba’ya ulaştırılmadığını söyledi. 

    Hernandez “Küba için işler her zaman çok daha zor olmuştur” diyerek ABD’nin insanlık dışı ablukasını eleştirdi. Hernandez “ABD Dünyanın her yanını yakıp kavuran büyük salgın dönemlerinde ablukası kaldırmalıdır. İnsanlık adına bu önemlidir. Dünyanın her yanına ulaşan ilaç ülkemize ulaşmıyor” dedi.

     

    Haber Merkezi

     

     

     

  • Çin’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 723’e yükseldi

    Çin’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 723’e yükseldi

    Çin’de son 24 saatte 86 kişinin daha koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından ölenlerin sayısı 723’e yükseldi.

    Çin’de yeni tip koronavirüs (2019-nCoV) salgınında ölenlerin sayısı 723’e, virüsten etkilenenlerin sayısı 34 bin 546’ya çıktı.

    Ulusal Sağlık Komisyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, ülke genelinde etkisini giderek artıran 2019-nCoV salgını nedeniyle hayatın kaybedenlerin sayısı 723’e çıkarken, virüsten etkilenenlerin sayısı 6 bin 101’inin durumu ciddi olmak üzere 34 bin 546’ya yükseldi.

    Diğer yandan virüs bulaştığı durumu şüpheli olan kişilerin sayısı 27 bin 657’yi bulurken, koronavirüs taşıyan kişilerle temasa geçtikleri gerekçesiyle müşahede alnına alınanların sayısı 189 bin 660’a ulaştı.

    Çin ana karasının dışında vaka sayısı Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde 26, Makau Özel İdari Bölgesi’nde 10 olarak kaydedildi.

    SON 24 SAATTE 86 CAN KAYBI

    Ülke genelinde son 24 saatte 86 kişi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirirken, 3 binden fazla yeni vaka tespit edildi.

    Bugüne kadar can kayıplarının 699’u koronavirüsün merkez üssü olan Hubey eyaletinde olurken, diğer eyaletlerden Hınan’da 4 Heylongciang’da 5, Haynan’da 2, Guicou, Gansu, Cilin, Hıbey, Sıçuan, Guangdong eyaletlerinde 1’er kişi hayatını kaybetti.

    Ayrıca merkeze doğrudan bağlı kentlerde Pekin ve Çongçing’de 2’şer, Şanghay ve Tiencin’de birer kişi yaşamını yitirdi.

    Çin ana karası dışında ise Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde bir kişi koronavirüs nedeniyle öldü.

    PEKİN’DE MASKE TAKMAYANA GÖZALTI GELİYOR

    Bu arada, Pekin Belediyesi’nden yapılan açıklamada otel, restoran, süpermarket, eğlence alanları, toplu taşıma ve benzeri yerlerde maske takılması gerektiği bildirildi.

    Maske takmayı reddeden kişilere önce gerekli uyarıların yapılacağı belirtilen açıklamada, kişi bu tutumunu sürdürürse gözaltına alınabileceği vurgulandı.

    Ülkede özellikle Hubey eyaletindeki yoğun ihtiyaç nedeniyle çoğu sağlık şirketi, maske dahil üretimlerinin büyük çoğunluğunu bu eyalete yönlendiriyor.

    Halihazırda Pekin gibi büyük şehirlerde maske satan eczanelerde stoklar yetersiz kalıyor.

     

  • Corona virüsünden ölenlerin sayısı 521’e yükseldi, en az 17 bin kişi etkilendi

    Corona virüsünden ölenlerin sayısı 521’e yükseldi, en az 17 bin kişi etkilendi

    Çin’de ortaya çıkan ölümcül  Corona virüsünden hayatını kaybedenlerin sayısı 521’e yükseldi. Çin’in İstanbul Başkonsolosu Cui Wei, virüsten etkilenenlerin sayısının 17 bin 335, hastanelerden taburcu olanların sayısının ise 21 bin 558 kişi olduğunu açıkladı.

    Çin’de ortaya çıkan ölümcül Corona virüsü nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı artıyor.

    Çin’in İstanbul Başkonsolosu Cui Wei, Corona virüsünden hayatını kaybedenlerin sayısının 521’e yükseldiğini açıkladı.

    Wei, vrüsten etkilenenlerin sayısının 17 bin 335, hastanelerden taburcu olanların sayısının ise 21 bin 558 kişi olduğunu belirtti.

    BİN YATAKLI HASTANE AÇILDI

    Virüsün merkezi konumundaki Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ise yapımı sekiz gün önce başlayan bin yataklı hastane açıldı.
    Çin medyasına göre hastanede, orduya bağlı sağlık çalışanlarından oluşan bin 400 kişi görev yapıyor. Benzer büyüklükte bir hastanenin de 5 Şubat’ta tamamlanacağı açıklandı.

    Reuters’a konuşan Ulusal Sağlık Komisyonu sözcüsü Jiao Yahui, sözkonusu iki hastanenin tamamlanması ile kentteki yatak kapasitesinin 10 bine ulaşacağını söyledi.

    Yahui, bu kapasitenin, salgınla mücadele için yeterli olacağını savundu.

    EN AZ 24 ÜLKEYE YAYILDI

    Öte yandan, virüsle mücadele kapsamında 800 kilometre doğudaki Wenzhou şehrinde yolları barikatlarla kapatarak, insanlara evlerinden çıkmamaları çağrısı yapıldı. ABD ve Avustralya yakın zaman içinde Çin’e seyahat etmiş olan yabancı ülke vatandaşlarının ülkelerine girişini engelleyeceğini duyurdu. Güney Kore, seyahat engelini, Hubei eyaletine gitmiş olanlarla sınırladı.

    Çok sayıda ülke Hubei eyaletindeki vatandaşlarını tahliye ediyor ve karantina işlemleri uyguluyor. Şimdiye dek az 24 ülkeye yayıldığı belirtilen salgın nedeniyle Rusya, Nepal ve Moğolistan, Çin ile kara sınırını geçişlere kapattı. Çin genelinde 50 milyon insanın, karantina önlemleri kapsamında kısıtlı bir yaşam içinde tutulduğu belirtildi.

    Öte yandan can kaybı sayısı Çin’de, 2002-2003 yıllarında şiddetli akut solunum yolu sendromunun (SARS) neden olduğu ölü sayısını geçti.

    Çin’de Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 2002-2003 yıllarında SARS’dan dolayı 349 kişi yaşamını yitirmişti.

    VİRÜS NASIL ORTAYA ÇIKTI

    Virüs, ilk olarak Çin’in Hubei eyaletine bağlı Wuhan kentinde 12 Aralık 2019’da tespit edilmişti. Wuhan Belediyesi Sağlık Komisyonu, 31 Aralık 2019’da kentteki Wuanan Deniz Ürünleri Pazarı ile teması bulunan 27 kişide daha “gizemli” hastalığın görüldüğünü açıklamış ve pazarı kapatmıştı.

    Hubei eyaletinde daha önce başta eyaletin ve salgının merkezi olarak görülen Wuhan kenti ile eyaletteki 16 kentte metro, feribot, otobüs gibi toplu ulaşım hizmetler durdurulmuş, bazı kentlerde hastane, eczane, petrol ofisi ve gıda marketlerinin dışındaki işletmelerin çalışmaması gerektiği açıklanmıştı.

    Bu arada Dünya Sağlık Örgütü de “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan etmişti.

  • Corona’dan ölenlerin sayısı 56’ya yükseldi

    Corona’dan ölenlerin sayısı 56’ya yükseldi

    Çin’de ortaya çıkan ve insandan insana bulaşabilen Corona virüsü nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 56’ya yükseldi. Ülke genelinde virüsten etkilenenlerin sayısı 324’ü ağır olmak üzere bin 975’e çıktı.

    Çin’de tespit edilen ve ciddi akciğer rahatsızlıklarına yol açan yeni virüs Corona nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı yükseliyor.

    Şu ana kadar virüsten etkilenenlerin sayısı 324’ü ağır olmak üzere bin 975’e çıkarken, yaşamını yitirenlerin sayısı 56’ya yükselmiş durumda.

    Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, virüsten etkilendiği tahmin edilen kişi sayısının ise 2 bin 684 olduğunu bildirdi.

    Komisyon, son 24 saatte 688 yeni vakanın tespit edildiğini duyurarak enfektelerle temas ederek müşahede altına alınan kişilerin sayısını ise toplam 21 bin 556 olarak açıkladı, 49 kişinin de taburcu olduğu belirtildi.

    Hayatını kaybedenlerin büyük kısmının virüsün ilk tespit edildiği Hubei bölgesel idaresinde olduğu ifade ediliyor.

    NERELERE YAYILDI ? 

    Çin’de tespit edilen ve hızla yayılan yeni virüs Corona’ya ilk kez Avrupa’da Fransa’da rastlanmıştı.

    Çin dışında şimdiye kadar yeni tip Corona virüsü Tayland’da dört, Japonya’da iki, Güney Kore’de iki, ABD’de iki, Vietnam’da iki, Singapur’da üç, Malezya’da üç, Nepal’de bir Fransa’da üç, Avustralya’da bir kişiyi etkiledi.

    Bu arada Japonya’da bir ve Tayland’da iki vakanın iyileştiği bildirildi.

    Türkiye dahil birçok ülke de Çin’den gelen uçaklardaki yolcular için sağlık taramalarını artırmış durumda.

    Bu arada ABD, Wuhan’da bulunan konsolosluk çalışanlarını ve bazı vatandaşlarını tahliye edeceğini duyurdu.

    Pekin’deki ABD Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada da 28 Ocak Salı günü bir charter uçağının San Fransisco’ya gideceği, uçakta yer kalmaması halinde “Corona virüs riski daha yüksek” olan kişilere öncelik verileceği bildirildi.

    Fransa Dışişleri Bakanlığı, Wuhan’dan ayrılmak isteyen vatandaşların tahliyesi için olası seçenekler üzerinde çalışıldığı bilgisini paylaştı.

    Guandong eyaletine bağlı 5 milyon 600 bin civarında nüfusu olan Şantou şehrinde bugünden itibaren tüm toplu ulaşım araçlarının yanı sıra durak merkezli ya da internet üzerinden hizmet veren ticari taksilerin çalışması yasaklandı.

    Bununla birlikte yarından (27 Ocak) itibaren özel araç ve belirli malzemeleri taşıyan araçların dışındaki araçlar ve feribotların kente girişi yasaklanacak.

    Virüsün Hubei eyaletindeki Wuhan kentinden diğer kent ve eyaletlere sıçraması nedeniyle Wuhan başta olmak 13 kentte toplu ulaşım durdurulmuştu.

    Wuhan’a girişler yasaklanmış çıkışlar da çok özel gerekçelere bağlanmıştı.

    Söz konusu kentler Çin basınında “mühürlenen şehirler” olarak ifade ediliyor. Söz konusu “mühürlü şehirler”de yaşayan toplam nüfus 40 milyon civarında.

    Wuhan’da iki hafta içinde biri bin 300 diğeri bin yataklı iki hastane inşa edileceği duyurulmuş ve Ulusal Sağlık Komisyonu, Wuhan’a gönderilmek üzere bin 230 sağlık personelinden oluşan altı ekip oluşturmuştu.

    Kentte ayrıca trafik yoğunluğunu azaltmak için özel araçların kullanılması yasaklanmış, yerel hükümet halkın ulaşım ihtiyacını karşılamak için 6 bin taksi kiralamıştı.

    Öte yandan Corona virüsünün giderek yayılması nedeniyle Cenevre’de toplanan Dünya Sağlık Örgütü (WHO), uluslararası alanda acil durum ilan edilmesine henüz gerek duyulmadığını açıklamıştı. (Kaynak: Karınca)

     

  • Kanser tedavilerinin yeni formülü: İridyum

    Kanser tedavilerinin yeni formülü: İridyum

    PİRHA- En yüksek özkütleye sahip ikinci metal olan ‘iridyum’un kanser hücrelerini öldürmekte son derece etkili olduğu tespit edildi.

    Yapılan araştırmalar sonucu hücrelere sıvı haldeyken temas ettirilen iridyumun kanserli bölgeleri temizlediği öğrenildi. Yapılan testlerde sağlıklı hücrelerin ise zarar görmediği de tespit edildi.

    İRİDYUM’UN KAYNAĞI NEREDE?

    İridyum dünyada doğal haliyle çok nadir bulunan bir metal çeşidi olarak biliniyor. Gezegenimize uzaydan gelen ve atmosferde tamamen buhar olmadan yeryüzüne ulaşabilen iridyum çok az sayıdaki gök taşından elde ediliyor. Dünya yüzeyindeki iridyum rezervinin ise 66 milyon yıl önce çarpan ve dinozorları yok eden büyük asteroidden kalma olduğu biliniyor.

    EN PASLANMAZ METAL

    1803 yılında keşfedilen iridyum metali Latincede gökkuşağı anlamına geliyor. Bilinen en paslanmaz metal olan iridyum çok nadir bulunması sebebiyle dünyanın en değerli hammadelerinden biri olarak görülüyor. Bugün bir gram değerindeki iridyumun 47 dolar civarında olduğu tahhmin ediliyor.

    Journal Angewandte Chemie dergisinde yayımlanan araştırmaya göre uzmanlar iridyum ile organik maddelerin karışımından oluşan bir birleşim meydana getirerek bununla doğrudan kanserli hücreleri hedef aldı. Testler sonucunda kanserli hücreler başka hiçbir dokuya zarar vermeden başarıyla imha edildi.

    TEDAVİNİN YENİ ADI: FOTOKEMOTERAPİ

    Uygulama sırasında iridyum birleşimi olan madde, kanserli hücrelerin içerisinde oksijeni ölümcül seviyelere yükselterek hücrenin kendi kendisini zehirlemesini sağlıyor.

    Çin’deki Warwick Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmada kanserli dokuya lazer ışını gönderilerek ışığa duyarlı iridyum birleşiminin sürecin başlatması tetikleniyor. Kanser terapilerinde giderek kullanımı artan bu ışın tedavili yöntemlere ‘Fotokemoterapi’ adı veriliyor.

    Kanserli bölgeye zerk edilen iridyum birleşiminin ışına maruz kaldıktan sonra tümörün her katmanına nüfuz ederek tüm kanserli hücreleri öldürdüğü görüldü. Aynı yöntem sağlıklı dokuya uygulandığında ise hiçbir etki olmuyor.

    KANSER TEDAVİSİNDE YENİ BİR UMUT

    İridyum plutonyum ailesinin üyesi olan bir metal ve plotonyum hali hazırda kemoterapi yöntemlerinin yüzde 50’sinde kullanılıyor. İridyum ile sağlıklı hücrelere zarar vermeyen yeni tür bir terapi şansı doğmuş oldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Güney Kore, hava sahasını ihlal eden Rus uçağına uyarı ateşi açtı

    Güney Kore, hava sahasını ihlal eden Rus uçağına uyarı ateşi açtı

    Güney Kore Savunma Bakanlığı, hava sahasını ihlal eden Rusya uçağına uyarı ateşi açıldığını, Çin’e ait iki askeri uçağın da hava savunma tespit bölgesine girdiğinin belirlendiğini duyurdu.

    Güney Kore, hava sahasını ihlal eden Rusya’ya ait bir askeri uçağa uyarı ateşi açıldığını duyurdu.

    Yonhap’ta yer alan habere göre, Güney Kore Savunma Bakanlığı, 3 Rusya savaş uçağının Kore Hava Savunma Tespit Bölgesi’ne (KADIZ) girdiğini belirtti.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, bu uçaklardan birinin hava sahasını ihlal etmesi üzerine uyarı ateşi açıldığı ve Çin’e ait iki askeri uçağın da hava savunma tespit bölgesine girdiği belirtildi.

    Açıklamada Çin ve Rusya’nın ihlalleriyle ilgili resmi şikayette bulunulacağı vurgulandı.

    Güney Koreli bir yetkili, Rusya ve Çin’e ait uçakların hava savunma tespit bölgesine kasten girip girmediklerinin henüz netleşmediğini ifade etti.

    Olayla ilgili Rusya’dan henüz bir açıklama yapılmadı.

    Güney Kore bölgede ABD’nin müttefiklerinden biri olarak Rusya ve Çin’le zaman zaman sorunlar yaşıyor.

  • İran nükleer anlaşmaya uymayacağını açıkladı

    İran nükleer anlaşmaya uymayacağını açıkladı

    PİRHA – İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, “Nükleer anlaşmada taahhüt ettiğimiz zenginleştirme oranı ve miktarına riayet etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.” açıklamasını yaptı.

    Nükleer tartışmaların odağında bulunan İran’dan uranyum zenginleştirme hamlesi geldi. Başkent Tahran’da, cumhurbaşkanlığı binasındaki basın toplantısında konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Arakçi, nükleer anlaşmada ülkesinin beklentilerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle anlaşma çerçevesindeki taahhütlerinden bazılarına riayet etmemekle ilgili 60 günü içeren “2’nci Adım” uygulamalarını devreye geçirdiklerini duyurdu.

    Arakçi, “Bugün ilk 60 günün sonuna geldik. İsteklerimiz yerine getirilmediği için 2’nci Adım’ı uygulamaya koyuyoruz. 2’nci Adım’da (nükleer anlaşmada) taahhüt ettiğimiz zenginleştirme oranı ve miktarına riayet etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Bazı taahhütleri yerine getirmemelerinin “nükleer anlaşmayı ortadan kaldırmak değil korumak için” olduğunu söyleyen Arakçi, “Nükleer anlaşmadan ayrılmamız da mümkün. 3’üncü Adımı da değerlendiriyoruz. 60 gün sonra üçüncü adımımızı da açıklayacağız.” dedi.

    “İHTİYAÇ NEYSE O YAPILACAKTIR”

    Tahran yönetiminin 2’nci Adım’daki 60 gün içerisinde nükleer faaliyetlerde neler yapacağıyla ilgili de konuşan Arakçi, “İran Atom Enerjisi Kurumunun ihtiyacı neyse o yapılacaktır. Zenginleştirilmiş uranyum miktarı 300 kilogramın da üzerine çıkartılabilir veya zenginleştirme oranı 3,67’yi de geçebilir.” diye konuştu.

    Arakçi, Avrupa, Rusya ve Çin’in çözüm yolları bulma noktasında çaba gösterdiğine şahit olduklarını dile getirirken diplomatik yolların kapanmadığını, konuyla ilgili uzman ve siyasetçilerin temaslarının devam ettiğini ancak çabaların netice vermeye yönelik olması gerektiğini de belirtti.

    İran’ın özellikle petrol ihracatı konusundaki isteklerinin yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizen Arakçi, Cebelitarık Boğazı’nda İngilizler tarafından durdurulan İran tankerinin iddia edildiği gibi Suriye’ye petrol taşımadığını, konuyla ilgili İngiltere ve İspanya’yla temasların sürdüğünü kaydetti.

    İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 8 Mayıs günü yaptığı açıklamada, nükleer anlaşma kapsamında uranyumu yüzde 3,67 zenginleştirmeyle “yükümlü olduklarını” ancak 60 gün sonunda nükleer anlaşmada kalan 5 ülkenin (Rusya, Çin, İngiltere, Almanya ve Fransa) İran’ın anlaşmadan kaynaklı menfaatlerini yerine getirmemeleri durumunda söz konusu “yükümlülüğün sona erdireceğini” duyurmuştu.

    PİRHA / ANKARA

  • Gümrüklerde ele geçirilen sahte ve korsan ürünlerde Türkiye 3. sırada

    Gümrüklerde ele geçirilen sahte ve korsan ürünlerde Türkiye 3. sırada

    PİRHA – Türkiye, yabancı gümrüklerde ele geçirilen sahte ürünlerde üçüncü sırada

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) yayınladığı rapor ile dünya gümrüklerinde ele geçirilen sahte ve korsan ürünlerde Türkiye’nin Çin ve Hong Kong’un arkasından üçüncü sırada yer aldığı ortaya çıktı.

    OECD’nin, “Dünya Ticaretinde Sahte ve Korsan Ürünler” başlıklı raporu bugün Paris’te kamuoyuna açıklandı.

    2016 yılı rakamları temel alınan rapora göre, sahte ve korsan ürünlerin dünya ticaretindeki hacmi 509 milyar dolar. Bu da dünya ticaretinin yüzde 3,3’üne karşılık geliyor. Bu rakam yerel pazarda üretilip, ülke içinde tüketilen ve internet üzerinden dağıtılan dijital ürünleri kapsamıyor.

    AYAKKABI VE KOZMETİK ÜRÜNLERİNE DİKKAT!

    Rapora göre 2016 yılında AB’ye giren sahte ve korsan mal ürünün hacmi 121 milyar Euro. Bu da AB içindeki toplam ithalatın yüzde 6,8’ne denk geliyor.

    Dünyada en fazla satılan taklit ve korsan ürünlerin başında ayakkabı, kozmetik ve oyuncak geliyor. Bunun ardından yedek parça, kimyasallar, cep telefonu ve şarjı, ünlü moda markalarının giysi ürünleri de yine en fazla satılan taklit mallar içinde.

    Raporda, sahte ve korsan ilaç, gıda, içecek ve tıbbi cihaz üretiminin insan sağlığına vereceği zararlara da dikkat çekilirken söz konusu ürünlerden en fazla mağdur olan ülkelerin ise ABD, Fransa, İsviçre, İtalya, Almanya, Japonya ve Güney Kore olduğu açıklandı.

    TAKLİT ÜRETİMİN BAŞINI ÇİN VE HONG KONG ÇEKİYOR

    Rapora göre gümrüklerde yakalanan taklit ve korsan ürünlerin geldiği ülkeler sıralamasında 2016 rakamlarına göre Çin ve Hong Kong ilk iki sırayı paylaşıyor. Ele geçirilen sahte ve korsan ürünlerin yüzde 55’den fazlası Çin’den, yüzde 25’den fazlası ise Hong Kong’dan geliyor. Türkiye’den gelenlerin oranı ise yüzde 4 civarında.

    Raporda deri ürünler, gıda ve kozmetik ürünler, Türkiye’den giden en fazla sahte ve korsan mallar içinde gösterildi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Almanya cari fazlada dünya birincisi

    Almanya cari fazlada dünya birincisi

    Almanya’nın cari işlemler fazlası 2018’de 294 milyar dolara çıktı. Cari fazlanın uzun vadede Almanya için problem haline gelebileceği belirtilirken, cari açıkta ise rekor 455 milyar dolar ile ABD’nin oldu.

    Münih’teki ekonomik araştırma enstitüsü ifo’nun verilerine göre, Almanya 2018 yılında da ihracat gücü sayesinde dünyanın cari işlemler bilançosu en çok fazla veren ülkesi oldu. 294 milyar doları bulan fazlasıyla Almanya Japonya ve Rusya’nın cari dengesi toplamını da geride bıraktı. Fazla veren cari işlemler bilançosu sıralamasında Japonya 173 milyar dolarla ikinci, Rusya ise 116 milyar dolarla üçüncü oldu.

    İfo araştırma uzmanı Christian Grimme Almanya’nın aralıksız üç yıldır cari işlemler fazlası rekorunu koruduğunu söyledi. Almanya öncelikle ticaret bilançosunda elde ettiği astronomik fazla nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump tarafından eleştiriliyor. İkili ticarette ülkesinin zararlı çıktığını savunan Trump bu nedenle Almanya’dan ithal edilen otomobillere cezalı gümrük vergisi getirmeyi planlıyor.

    ALMANYA’NIN 2018 YILINDA TİCARET FAZLASI 228 MİLYAR EURO

    Cari fazlası Almanya’nın dışardan aldığı mal ve hizmetlerden çok daha fazlasını ihraç etmesi anlamına geliyor. Ekonomist Grimme “Almanya’nın dış ülkelerden alacaklarının yabancı ülkelerin Almanya’dan olan alacaklarının çok üzerine çıktığını” söyledi. Cari fazlanın büyük bölümü mal mübadelesinden kaynaklanıyor. 2018 yılında Almanya’nın dış ticaret fazlası 228 milyar euroyu bulmaktaydı.

    Almanya’nın cari işlemler fazlası Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 7,4’üne tekabül ediyor. 2015 yılında yüzde 8,9’la rekor düzeye çıkan bu oran üç yıldır azalmakla birlikte Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun belirlediği yüzde 6’lık sınırın üzerinde seyrediyor. Cari fazlanın yüzde 6’yı aşmasını istikrar açısından zararlı bulan Komisyon aşırı fazlanın açık veren ülkelerin artan cari açığıyla finanse edildiğini hatırlatıyor.

    Federal hükümet cari fazla oranının bu yıl yüzde 7,3’te kalacağını tahmin ediyor. İfo uzmanı Grimme “yüksek cari fazlanın süreklilik kazanmasının tahsil edilememe ve borçlu ülkelerin faiz yükünü kaldıramama durumunda sorun yaratabileceğine” dikkat çekti.

    EN FAZLA ABD AÇIK VERDİ

    Enstitünün hesaplamalarına göre 2018 yılında ABD cari işlemler dengesinde en fazla açık veren ülke oldu. ABD’nin cari açığı geçen yıl 455 milyar dolara ulaştı. Çin menşeli ürünlere uygulanan cezalı gümrük vergisine rağmen açığın bir yılda 5 milyar dolar arttığını belirten Christian Grimme emtia ticaretinde ABD’nin çok daha fazla açık verdiğini, Çin’e yaptığı ihracat azalırken, bu ülkeden yaptığı ithalatın artmaya devam ettiğini söyledi. Buna karşılık ABD hizmet satışlarından ve yurt dışındaki varlıklarından elde ettiği geliri arttırdı.

    Daha önceki yılların aksine Çin 2018’de cari fazla sıralamasında ilk üç ülke arasına giremedi. Christian Grimme bu durumun dış ticaret fazlasındaki daralmadan kaynaklandığını, ancak gerilemenin ABD ile olan ticari anlaşmazlıktan değil, Çin şirketlerinin makine ve tesis ithalatını arttırmasıyla bağlantılı olduğunu söyledi. (DW TÜRKÇE)

  • Kasım ayı ihracat ve ithalat rakamları açıklandı

    Kasım ayı ihracat ve ithalat rakamları açıklandı

    Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2018 yılı Kasım ayında, 2017 yılının aynı ayına göre yüzde 9,4 artarak 15 milyar 529 milyon dolar, ithalat yüzde 21,3 azalarak 16 milyar 180 milyon dolar olarak gerçekleşti.

    Kasım ayında dış ticaret açığı %89,8 azalarak 651 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2017 Kasım ayında %69,1 iken, 2018 Kasım ayında yüzde 96’ya yükseldi.

    Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat yüzde 0,8 arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2018 Kasım ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 0,8, ithalat yüzde 0,6 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2018 yılı Kasım ayında önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 9,4 arttı, ithalat yüzde 21,2 azaldı.

    AVRUPA BİRLİĞİ’NE İHRACAT YÜZDE 10,9 ARTTI

    Avrupa Birliği’ne (AB-28) yapılan ihracat, 2017 yılının aynı ayına göre yüzde 10,9 artarak 7 milyar 730 milyon dolar olarak gerçekleşti. AB’nin ihracattaki payı 2017 Kasım ayında yüzde 49,1 iken, 2018 Kasım ayında yüzde 49,8 oldu.

    EN FAZLA İHRACAT ALMANYA’YA

    Almanya’ya yapılan ihracat 2018 Kasım ayında 1 milyar 430 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla 983 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 871 milyon dolar ile İtalya ve 855 milyon dolar ile Irak takip etti.

    İTHALATTA İLK SIRAYI RUSYA ALDI

    Rusya’dan yapılan ithalat, 2018 yılı Kasım ayında 1 milyar 756 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla 1 milyar 566 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 391 milyon dolar ile Çin ve 1 milyar 107 milyon dolar ile ABD izledi.

  • Anaerkil bir kabile: Mosuolar

    Anaerkil bir kabile: Mosuolar

    Mosuolar’da mülkiyet kadına ait, çocuklar kadının soyadını alıyor. Kadınlar bu kabilede aşklarını özgürce ve ön yargısız bir şekilde ifade edebiliyor.

    Çin’de Tibet’in doğusunda anaerkil yaşayan bir kabile. Bu kabilede mülkiyet kadına ait olup çocuklar kadının soyadını alıyor. Ve kadınlar bu kabilede aşklarını özgürce ve ön yargısız bir şekilde ifade edebiliyorlar.

    Evrensel’den Hilal Ünlü’nün haberine göre Himalayalar’ın eteklerinde, Çin’in Tibet sınırında Sichuan ile Yunnan eyaletleri arasında Lugu Gölü’nün kıyısında Mosua isimli, eski Tibet budistlerinin devamı olan bir kabile yaşıyor. Yaklaşık 40 bin nüfusa sahip bu kabile, batıya benzemeyen görenekleri ve yörenin doğal güzellikleri nedeniyle binlerce turiste de ev sahipliği yapıyor. Coğrafi olarak izole bir yerde yaşıyor olmaları anaerkil yaşama biçimlerini kısmen de olsa korumalarını olanaklı kılıyor. Kadınlar egemen bir role sahip ve burada matriyarkal bir toplum sürdürülüyor.

    MOSUO MİTİNE GÖRE TOPLUMUN TEMELİNDE BÜYÜKANNE VAR

    Mosuo miti, Lago Gölü kıyısında geçer ve toplumun temelinde büyükanne vardır. İnanışa göre bu yaşlı kadın, kırda domuzlarını yemlerken dağlardan akan suyla her yeri sel götürdüğünü görür ve hızla hayvanların kullandığı yemliğe çıkar. Bir başka efsanede ise aynı olay bir gemide geçer. Gemide tek kurtulan bu büyükannedir. Böylece öyküyü kadının yazdığı ve ana karakter olduğu bir toplum şekillenmeye başlar.

    Toplumu yöneten büyükannelerdir. Masanın en başında o oturur. Oğul ve kızları, kızların çocukları onunla yaşarlar. Bütün aile, başlarında bir kadın reis olduğu halde geniş evlerde, kolektif bir şekilde ve birçok kuşakla bir arada yaşar.

    GEÇİM EKONOMİSİ KADININ ELİNDE

    Mosuolar temel olarak geçim ekonomisine sahiptirler. Her ne kadar diğer halklarla yerel olarak düzenli ürün değişimi yapılsa da yöreye turizmin gelmesiyle birlikte kısmen tüketim ekonomisini benimsemişler. Tarım işini yürüten kadın, aile mülkiyeti ve gelir kaynaklarını yani topluluk ekonomisini yönetmekten sorumludur. Yine Mosuolu kadının çocuk doğurmama gibi bir seçeneği yoktur. Çocuğu olmuyorsa evlat edinecektir.

    DİLLERİNDE ‘BABA’ SÖZCÜĞÜ YOK

    Dillerinde olmayan bir diğer sözcük ise “baba” ve bu kavram sözcükte yok; çünkü erkeklerin baba rolleri yok ve dayı olarak önemli rol üstlenirler. Kız kardeşlerinin çocuklarına bakarlar. Kazandıkları parayı annelerine teslim ederler. Balıkçılık, hayvancılık ve tamirat, inşaat, hayvan kesme gibi güç isteyen işleri yürütürler. Her ne kadar son karar mekanizması büyükanne olsa da aileye ilişkin önemli konularda karar alınmasına yardımcı olurlar.

    ‘KARI KOCA’ YOK; ‘AXİA’ VAR

    Bu topluluğun en dikkat çeken yönlerinden biri evlilik ilişkilerini dünyanın geri kalanından farklı kavramalarıdır. Çocuklar büyür ve ölene kadar annelerinin evlerinde yaşarlar. Çiftler “özgür birliktelik” ya da “gezici evlilik” diye isimlendirilen bir ilişki içindedirler. Bu tür ilişki Mosuolar’da yaklaşık bin yıldır devam eden bir gelenek. İlişki, aşk varsa devam eder. Bu yüzden ayrılma, ne kanunun, ne ailenin, ne de dinin müdahale etmediği sıradan bir seçimdir. Birlikteliğin bitmesi ya da devam etmesine çiftler karar verir. Kadın ve erkek arasındaki tek bağ şefkat ve aşktır. Erkekler geceleri kadınların evlerini ziyaret eder ve şafak vakti evden ayrılırlar. Çiftleri bağlayan bir sözleşme yoktur. Gezici evlilikte kadın ve erkek arasındaki tek bağ şefkat ve aşktır. Çocuk büyütmek, ekonomik ya da mülkiyet ilişkisi gibi bir bağ yoktur. “Bizim yaşadığımız ilişki ahlaki bir ilişkidir. Memnunsak birliktelik uzun sürer; değilsek ayrılırız ve bir başka ilişkiye başlarız,” diyor topluluğun erkek üyesi olan Jiba Awa.

    Mosuo’larda karı ve koca sözcükleri yoktur. Yalnızca dostluk anlamına gelen “Axia” sözcüğünü kullanıyorlar. Toplulukta aynı anda birden fazla “özgür birliktelik” yapılmaz. Eşler ayrı evlerde yaşarlar. Çocuk yapmışlarsa çocuklar anne ve aile tarafından büyütülür. Birliktelikler gerçek aşka dayanır. Aşk yoksa çiftler, ön yargısız ve hiç bir engelle karşılaşmadan görüşmeyi keserler. Her ne kadar Çin’in büyük bir kesiminde bu kadınlara hovarda, ahlaksız gözüyle bakılsa da Mosuolu kadınlar, çapkınlıkla özgürlüğü birbirinden ayırt ediyorlar.

    13 YAŞ RİTÜELİ

    On üç yaşına gelmiş bir Mosuo kadın yetişkinliğe geçme ritüeli ile bunu kutlar. Ritüelde genç kadın bir ayağını dolu bir pirinç çuvalının üzerine, diğerini de kurutulmuş bir domuzun üzerine koyar; ve aynı anda geleceğinin zenginlik içermesini diler. Bu ritüelden sonra dilerse romantik ilişkilere başlayabilir.

    “DİLİMİZDE SAVAŞ, CİNAYET VE TECAVÜZ YOK”

    “Bizim dilimizde savaş, cinayet ve tecavüz sözcükleri yoktur. Diğer kültürlerde tecavüzü, erkeklerin kadınları seks yapmaya zorladığını, her türlü cinsel suç işlendiğini biliyorum. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum; çünkü biz burada yalnızca aşık olduğumuz, sevdiğimiz insanlarla birlikte oluyoruz. Çok sayıda insan bu özgür birlikteliği anlamıyor; oysa ben bu birliktelik şeklinin çok asil bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Saygı gösterilmesi gerekir; çünkü bu içgüdüsel bir davranış değil, bu bir gelenek. Ne yazık ki kadın olarak birçoğumuz zulüm görüyor, taciz ediliyoruz…” diyor topluluk üyesi genç bir kız üzüntü içinde.

    Son yirmi yılda gelenekler erozyona uğramaya başladı. Çin, turizm amaçlı bu antik göle giden yollar yaptı. Bu, bölgeye gelir açısından olumlu bir girişim olmasına rağmen genç nesil arasında yavaş yavaş topluluk geleneğinin kaybolmasına da neden oldu; çünkü evlenip kocası ve çocuklarıyla birlikte yaşayan kadınlar var.

    “KADIN OLMAKTAN GURUR DUYUYORUZ”

    “Herkes erkeklerin kadınlardan daha önemli olduğunu düşünür. Ancak bizim toplumumuzda yani Mosuoslar’da herşey kadınların kontrolündedir. Kasaba kadınlar krallığı diye tanınıyor. Biz göle anne göl anlamına gelen “Lugu” ismini koyduk. Erkeklerden daha önemli bir rolümüz var. Mülkiyeti kontrol ediyoruz, çocuklar annelerinin soyadını alır” diyor bu kasabada yaşayan kadınlardan biri olan E Re Chen ve ekliyor: “Burada kadın olmak diğer yerlerde erkek olmak gibidir. Çok fazla sorumlulukları vardır; ancak aynı zamanda da oldukça özgürdürler. Kimseden direktif almazlar. Bizim toplulumuzda erkek doğduğunda küçümsemezler. Hepimiz geniş evlerde bir arada yaşarız. Sanırım dünyanın diğer bölgelerinde insan ilişkileri oldukça farklı. Bizim kasabamızda insanlar uyum içinde yaşıyor. Kadınlar olarak kendimizi üstün görüyor ve kadın olmaktan gurur duyuyoruz.”

    Lugu Gölü civarında bulunan bazı eski tarih kayıtlarında anlatılan kadın krallıklarının, kadınların üstün görüldüğü, önder olarak hareket ettiği ve erkekler tarafından hizmet edilen bireyler olduğu Mosuo toplumunun atalarıyla bir ilişkisi olduğu tahmin ediliyor.

    MOSUOLAR DÜNYADA TEK DEĞİL

    Mosuo anaerkili dünyada tek değil. Kenya’da Samburu anaerkili, Nepal civarında Tashi Sangmo, Kosta Rika’da Talamanka sahilinde Bribis yerlileri, Sumatra’da Minangkabaular, Nijerya’da Wodaabeler gibi birebir aynı geleneklere sahip olmasalar da Mosuolar’a benzer başka topluluklar yaşamaya devam ediyor.

  • Çin’de Müslümanlara ‘Orwellci ev ziyaretleri’ yapılıyor

    Çin’de Müslümanlara ‘Orwellci ev ziyaretleri’ yapılıyor

    Çin’de devlet yetkilileri, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslüman azınlıkların evlerinde kalıyor, onlarla beraber belli bir dönem yaşayarak hayatlarını raporluyor, fişliyor ve politik endoktrinasyona maruz bırakıyor.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporuna göre Çin’de yetkililer, 2018’in ilk günlerinden itibaren Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde ailelerin evinde kalıyor, 11 milyon Uygur ve diğer Türk Müslümanların yaşadığı bölgede azınlıkların hayatlarını onlarla beraber yaşayarak denetliyor.

    Örgütün Avrupa Basın Sorumlusu Andrew Stroehlein’in “Orwellci” olarak nitelendirdiği ziyaretler çerçevesinde yetkililer, azınlıkların yaşamlarını fişliyor.

    Azınlıklar, yaşamları ve siyasi görüşleri hakkında bilgi vermek zorunda bırakılıyor. Ayrıca rapora göre politik endoktrinasyon uygulanıyor.

    EV İÇİ YAŞANTI DENETLENİYOR

    HRW, yürütülen programın sonlandırılması için Çin hükümetine şu çağrıyı yapıyor:

    “Çin hükümeti, mahremiyet, aile yaşamı hakkı ile uluslararası insan hakları hukukunca korunan etnik azınlıkların kültürel haklarını ihlal eden bu ziyaret programını derhal sonlandırmalıdır.”

    HRW’nin raporuna göre yetkililer, ev içi yaşantıyı denetlemenin dışında aileyle beraber yatak hazırlıyor, yemek yiyor ve çocukları eğitiyor.

    Aynı zamanda ziyarete ilişkin “aile fotoğrafları” da çekiliyor.

    Raporda, 2014 yılından itibaren devlet kurumları, iktisadi kamu kuruluşları ve kamu kurumlarından 200 bin yetkilinin düzenli olarak bölgede yaşayanları ziyaret edip, denetlediği aktarılıyor.

    2016 yılının Ekim ayından itibaren uygulanan bir başka programda da “etnik uyumu büyütmek” için Sincan’ın güneyindeki Müslüman Türklerin bölgesine 110 bini aşkın yetkili gitmiş durumda.

    Ev sahipliği yapmak zorunda kalan azınlıkların ziyareti reddetme olanağının bulunmadığı programa verilen isim ise “Aile olmak.”

    NELER DENETLENİYOR?

    Yetkililer kaldıkları süre boyunca raporlar oluşturuyor.

    Evinde kaldıkları aile hakkında bilgi toplayan yetkililer, din ve siyasi görüş konularının yanı sıra herhangi bir “sorunu” veya “olağandışı durumları” da kayıt altına alıyor.

    Söz konusu “olağandışı durumlar” ise, kirlilikten alkolizme kadar uzanıyor.

    Ayrıca politik endoktrinasyon yoluyla Çin Cumhurbaşkanı “Şi Cinping Öğretisi” dikte ediliyor.

    Yetkililerin tüm bunları “gönülden gönüle” gündelik sohbetlerle yaptığı belirtiliyor.

    (GAZETE KARINCA)

  • Çin’in kontrolden çıkan uzay aracı Tiangong-1, Dünya’ya Pazartesi günü düşecek

    Çin’in kontrolden çıkan uzay aracı Tiangong-1, Dünya’ya Pazartesi günü düşecek

    Çinli yetkililer, kontrolden çıkan uzay istasyonu Tiangong-1’in (Gök Sarayı) parçalarının bu Pazartesi günü dünyaya düşmesini beklediklerini açıkladı.

    Çin İnsanlı Uzay Mühendisliği Bürosu’ndan (CMSEO) yapılan açıklamada, önümüzdeki 24 saatte Tiangong-1’in atmosfere yeniden giriş yapacağı belirtildi ancak saatle ilgili detay verilmedi.

    Uzay aracının düşebileceği yerler arasında Türkiye de var. İtalya, İspanya, Japonya, Kore de, bu “geri dönüşü” biraz merak, biraz da endişeyle bekleyenler arasında.

    Avrupa Uzay Ajansı (ESA) da, Pazar günü Dünya’ya düşmesi beklenen aracın 2 Nisan Pazartesi günü Pekin saatiyle 07.25’te beklendiğini duyurmuştu.

    2013’TE GÖREV SÜRESİNİ TAMAMLADI

    Çin’in 2011’de fırlattığı 8,5 ton ağırlığındaki Tiangong-1 (Gök Sarayı) isimli uzay istasyonu 2013’te görev süresini tamamlamıştı.

    2016’da Çin yönetimi, uzay istasyonunun kontrolden çıktığını Birleşmiş Milletler’e bildirmişti.

    10 metrelik uzunluğu ve 8 ton ağırlığı ile Tiangong-1, Dünya’nın atmosferine yeniden giren insan yapımı diğer araçlardan biraz daha büyük.

    Ancak uzmanlar, Tiangong’un nüfus yoğun bir yere düşme ihtimalinin düşük olduğu görüşünde.

    “İNSANLARIN KAYGILANMASINA GEREK YOK”

    Endişeleri azaltmak için CMSEO, sosyal medya hesabından, şu açıklamayı yaptı:

    “Dünya’ya bilim kurgu filmlerindeki gibi şiddetli bir şekilde çarpmayacak; daha çok görkemli bir meteor yağmuruna dönüşecek. İnsanların kaygılanmalarına gerek yok.”

    Bazı uzmanlar, modülün büyük kısmının atmosfere girişte maruz kaldığı ısıyla yanacağını, bazı parçaların ise denize düşebileceğini söylüyor.

    Aracın, 43 derece Güney ve 43 derece Kuzey enlemleri arasına düşeceği tahmin ediliyor.

    Hesaplara göre, yeryüzüne ancak yüzde 20 ila 40’ı ulaşacak ki bu da 1.5 ila 3.5 tonluk bir enkaz demek.

    Tiangong her ne kadar büyük olsa da kesinlikle yeryüzüne tehdit yaratan en büyük uzay aracı değil.

    1979 yılında NASA’nın Skylab isimli uzay aracı 80 tonluk kütlesi ile kısmi kontrol dışı olarak atmosfere girdi. Bazı parçaları Avustaralya’nın batısına düştü ama kimse bu olayda yaralanmadı.(BBC TÜRKÇE)