Etiket: çinçin

  • Tarihi kaleden düşen kaya parçaları engelli yurttaşın evini yıktı, sesini duyan yok!-VİDEO

    Tarihi kaleden düşen kaya parçaları engelli yurttaşın evini yıktı, sesini duyan yok!-VİDEO

    PİRHA-Ankara’nın Kale Mahallesi’nde az sayıda kalan gecekondularda yaşamlarını süren yurttaşlar, tarihi kaleden düşen kayalar sebebiyle büyük tehlike altında. Düşen kayaların evlere zarar verdiğini belirten mahalleliler, belediyenin çöp toplamadığını da aktararak “Resmen bir köşede kaldık ve unutulduk” diyerek mağduriyetlerine dikkat çektiler.

    Ankara’nın tarihi Kale Mahallesi’nde yaşayanlar yurttaşlar, yoksullukla mücadele etmelerinin yanı sıra şimdi bir de afet tehlikesi altında. Mahallede çok az sayıda kalan gecekondular, bakımsız kalmaları nedeniyle barınma ihtiyacını tam olarak karşılayamıyor.

    Bölge halkının, işsizlikle mücadelesi bir yana şimdi de Ankara Kalesi’nden düşen kaya parçalarıyla başları belada. Altıntaş Sokak’taki gecekonduda yaşayan 47 yaşındaki Adem Keçeci de bu tehlikenin merkezinde olan isimlerden birisi.

    “ÖLÜMLE BURUN BURUNA YAŞIYORUZ”

    Keçeci, 30 yıldır Kale Mahallesi Altıntaş Sokak’ta yaşamını idame ettiriyor. Bölge sakinleri olarak son birkaç yıldır büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduklarını belirten Keçeci “Adeta ölümle burun buruna yaşıyoruz. Kaleden düşen kayalar bir yandan, bölgede artan hırsızlık bir yandan” diyerek içinde oldukları zorlu yaşamı özetliyor.
    Mahalleliler, tarihi Ankara Kalesi’nin surlarının yıkıldığını ve kopan kaya parçalarının ise evlerinin üzerine düşmesi nedeniyle büyük tedirginlik yaşıyor. Bu sebeple çatılarının çöktüğünü belirten Adem Keçeci “Ben yıllardır burada yalnız yaşıyorum. Uzun yıllardır düşen bu kayalar sebebiyle sorunlarımız var. Yağmur yağdıkça üstümüze düşen kayalar çoğalıyor. Çatımda birçok kaya mevcut. Daha önceden çatımı kayalardan arındırmıştım ancak şimdi yine doldu. Ne yapacağımızı bilmiyorum yetkililere başvuru yaptım. Hatta Mavi Masa’yı da aradım. Aramadığım yer kalmadı ama kimse gelip de yardımcı olmadı. Sadece fotoğraf ve video çekip gittiler ve bir daha da gelmediler” dedi.

    KALEDEN DÜŞEN KAYALAR ÇATILARI DA YIKTI!

    Adem Keçeci, evinin bitişiğinde yaşayan yaşlı bir kadının da aynı tehlike ile karşı karşıya olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizler evdeyken kaya parçalarının düştüğü oldu. Kimi zaman gece yarısında bu kayalar sebebiyle uykumuzdan uyanıyoruz. Tıpkı deprem oluyormuş gibi bir ortam, gürültü oluşuyor. Çatılarımız teneke olduğu için ayrıca daha fazla ses oluşuyor. Bu nedenlerle çatımız delinmiş durumda. Tavandan yağmur suları sızmakta. Yapmış olduğum başvurular sonrasında kimse  yardımcı olmadı. ‘Burada ölmemi mi bekliyorsunuz? Yani ben burada öldükten sonra mı haber olacağız’ diye kendilerine sordum.”

    ENGELLİ RAPORU YÜZDE 65’TEN YÜZDE 26’YA DÜŞÜRÜLMÜŞ

    Adem Keçeci, barınma konusunda yaşadığı zorlukların yanı sıra mevcut sağlık sorunları nedeniyle ekonomik darlık da yaşamakta. Keçeci, 2000 yılında geçirmiş olduğu bir trafik kazası sonucu sakatlandığını ve malulen emekli olduğunu da belirtti. Çalıştığı ecza deposunun haklarını vermediğini belirten Keçeci, avukatlar yoluyla açmak istediği davanın da şirket sahipleri tarafınca engellendiğine vurgu yaptı. Şu anda vücudunda büyük oranda engel olduğunu söyleyen Keçeci şu bilgileri paylaştı:

    “Şu an iş kazası maaşı alıyorum ama malulen emeklilik maaşımı %65 engelim varken %26’ya düşürdüler. O nedenle beni mağdur ettiler. Geçirdiğim kaza nedeniyle vücudumda kırılmayan kemik kalmadı. Şu an ayaklarım sakat, yürümekte zorluk çekiyorum ve gördüğünüz gibi bu şekilde yaşamaya çabalıyorum. Yaşadığım evde yarılmalar göçükler var. Adeta ev ikiye bölünüyor. Tüm bunlara rağmen hiç kimse derdimizi maalesef dinlemiyor.”

    BELEDİYENİN DE GÖZDEN ÇIKARDIĞI MAHALLE!

    Adem Keçeci, yaşadıkları bölgenin aynı zamanda kentsel dönüşüm dahilinde olduğunu da sözlerine ekledi. Keçeci, evleri boşaltma konusunda henüz kendilerine bir bildiri yapılmadığını ancak hiçbir kamu hizmetinden de faydalanamadıklarının da altını çizdi. Keçeci, geçtiğimiz yıllarda kimi evlerin yıkılmak üzere işaretlendiğini belirterek şöyle devam etti:

    “30 yıldır elektrik su aboneliğimiz var. Çok nadir şekilde bizler üzerinde durmadıkça belediyeden herhangi bir hizmet görmüyoruz. Sokağımıza 2 sene önce zorla bir asfalt yaptırdık. Şimdi de çöpler toplanmıyor. Gördüğünüz gibi her taraf çöp içinde. Temizlik biriminde olan arkadaşlara soruyoruz, onlar ise ‘müdürlerimizle görüştük, çöp arabaları sokağa sığmıyor’ diyorlar. Unutulduğumuzu düşünüyoruz tabii ki. Adeta köşede kaldık. Çok az kişi kaldık burada. Anne babamı da yitirdim, tek başıma yaşamaya çalışıyorum burada.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kentsel dönüşümle evleri yıkılan Abdallar zorunlu göç ettirildi; ‘Amaç asimilasyon’-VİDEO

    Kentsel dönüşümle evleri yıkılan Abdallar zorunlu göç ettirildi; ‘Amaç asimilasyon’-VİDEO

    PİRHA – Abdallar Derneği Başkanı Hüseyin Durukalp, Ankara’da kentsel dönüşüm gerekçesiyle boşaltılan Abdal mahallelerindeki asimilasyona dikkat çekti. Yıkılan evlerin yerine yenilerinin yapılmadığını ifade eden Durukalp, “Daha fazla asimilasyona uğramamak adına örgütlü olmalıyız. Çünkü biz Abdallar, üçüncü sınıf vatandaş olarak görülüyoruz” dedi. 

    Geçmişte Ankara’da geniş bir nüfusu oluşturan Abdallar, bugün adeta toplu göçe zorlanıyor. Ankara’nın Mamak ve Altındağ ilçelerinde yaşam süren Abdal yurttaşlar, kentsel dönüşüm projesinden dolayı mağdurlar. Çinçin semtinin tümüyle yıkılmasının ardından farklı il ve ilçelere göç eden Abdallar şimdi de Mamak ilçesinde aynı mağduriyeti yaşıyor.
    ZORUNLU GÖÇE TABİ TUTULDULAR
    Abdallar Derneği Başkanı Hüseyin Durukalp, Abdalların inançlarından ötürü uğradıkları asimilasyon ve ekonomik şartlarının iyi olmaması sebebiyle Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıldığını ifade etti. Abdal nüfusunun başta Kırşehir, Kırıkkale, Ankara ve Aksaray’ın çeşitli ilçelerinde yaşadığını belirten Durukalp, yaşadıkları baskılara dair şunları aktardı:
    “Abdalların Ankara’da Altındağ ilçesinde en çok yerleşik oldukları bölge Çinçin semtiydi. Son 20 yıla kadar hepsi aynı bölge ve mahallede yaşayan toplumdu. Son dönemde sadece ekonomik şartlar demek istemiyorum, Abdallar zorunlu göçe tabi tutuldu. Özellikle Çinçin’in Gültepe bölgesindeki kentsel dönüşüm ardından TOKİ ile anlaşıldığında gecekonduları darmaduman edip insanları göçe zorladılar. Oradaki vatandaşların kimisine 80, kimisine 60 metrekare yer verdiler. Halbuki bu vatandaşlarımızın 500-600 metre arazileri vardı. İmar geçtikten sonra bu arazilerin çoğunu işgal ettiler.”
    OKUR-YAZARLIĞI OLMAYAN İNSANLARIN MÜLKLERİNİ ALDILAR!

    Hüseyin Durukalp, Abdal toplumunun eğitimde de geri bırakıldığına vurgu yaptı. Ankara’da yaşayan Abdal nüfusunun okur-yazarlık oranının düşük olduğunu söyleyen Durukalp, kentsel dönüşüm projesinin başlatıldığı süreçte hak ihlali yapıldığını söyleyerek şunları aktardı:

    “Bir şekilde çoğunun tahsil durumunun çok düşük olması ve okur yazarlıklarının olmamasından dolayı insanların yerlerini alıp mağdur ettiler. Devlet o yerleri bedavaya alıp tekrar parayla insanlara sattı. Buradaki çoğu insan o dairelerin ücretini ödeyemedi ve devretmek, ardından da taşınmak zorunda kaldı. Sonrasında Ankara Valiliği kentsel dönüşüm adı altında Mamak Zirvekent’te bir sosyal konut yaptı. Abdalların çoğuna da çok düşük kiralarla orada ev tahsis etti. Durum böyle olunca halkın bir kısmı Kırıkkale, Kırşehir’e ana yurduna gitmek durumunda kaldı.”

    “BİRLİK OLMAKTAN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
    Hüseyin Durukalp, kentsel dönüşüm projesinin kendileri için büyük bir yıkım olduğunun altını çizdi. Çinçin’de cemevlerinin de yıkıldığını aktaran Durukalp, “Bu dağılmışlıktan sonra Abdallar biraz daha örgütlenmeye özen gösterdi” dedi.

    Durukalp, Abdal toplumunun, üçüncü sınıf insan muamelesi gördüğünü belirterek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Yaşananlar sonrasında kurulan dernekler adı altında örgütlenilmeye gidildi. Şu anda Ankara’da yaklaşık 8 dernek var. Abdallar Derneği’ni de 2010 yılında kurduk.

    Son 20 yıllık AKP hükümetine seslenmek istiyorum. Türkiye’de 81 ilin bir tanesinde Alevi vali, emniyet müdürü var mı? Biz eşit yurttaş olalım diye ne yapmalıyız? Hep ötekileştirilecek miyiz? Amerika’da siyahlar, Türkiye’de de bizler… Artık kimse bizlere sahip çıkmıyor. Sadece seçimden seçime hatırlanıyoruz. Ancak şu var ki Abdalların çok güzel kültürleri var. Anadolu’daki en büyük kültürlerden birisi Ablalara ait olandır. Yazılı bir kültürümüz olmadığı için kulaktan kulağa taşınmışlık var. Buna örnek olarak Karacaoğlan, Muharrem Ertaş, Çekiç Ali verilebilir. Bunlar bir nebze olsun Abdallığı yüceltti. Ama Muharrem Ertaş öldüğünde kimsenin haberi yoktu. Aynı şekilde Çekiç Ali 37 yaşında öldü ve kimsenin haberi olmadı. Örneğin Zurna üstadı Metin Öge UNESCO’nun ‘Yaşayan insan’ ödülünü almış birisi. Yani değerlerimizi kaybettikten sonra mı bilmemiz gerekir? İşte bu nedenlerden dolayı çok büyük göçler yaşanıyor. Ve bu büyük göçlerden birini de İzmir’e veriyoruz. İzmir’de 2 milyona yakın Abdal var. Türkiye’de ise 12 milyona yakın Abdal nüfusu var ancak bunların büyük bir kesimi asimilasyona uğramış. Tıpkı üçüncü sınıf vatandaş gibi.
    Mamak’taki gecekondular; Dostlar Mahallesi, Araplar bölgesi 8 yıl önce kentsel dönüşüm adı altında yıkıldı ve buralardaki insanları asimile ettiler. İlk kurulan Halkevleri’nden birisi de buradaydı. İnsanlar birlik içindeydi. Bu asimilasyon önüne geçmek için örgütlü kalmak ve Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi iri, diri ve bir olmamız gerek. Bir olalım, başka çaremiz yok. Örgütlü toplum hiçbir zaman yıkılmaz.”
    Eren GÜVEN / ANKARA
  • Tutal: Okullarda ayrımcılık çok yüksek, sadece Roman çocuklardan oluşan sınıflar var-VİDEO

    Tutal: Okullarda ayrımcılık çok yüksek, sadece Roman çocuklardan oluşan sınıflar var-VİDEO

    PİRHA – Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal, Ankara’da kimi okulların sınıflarında sadece Roman çocukların eğitim gördüğünü aktardı. Tutal, “Okullarda görmüş olduğumuz ayrımcılık doruk noktasında” diyerek Roman mahallelerine dönük asimilasyon politikalarına da işaret etti.

    Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal, CAN TV’de Eren Güven’in sunduğu ‘Yerel Saat’ programın konuğu oldu. Tutal, Romanların maruz kaldıkları ayrımcı politikaları anlattı.

    Yücel Tutal, Roman halkına dönük algının “Kötü ve yasal olmayan işlerle uğraşanlar” yönünde olduğunun altını çizdi. Tutal, “İnsanlar, Romanları uyuşturucu satan, çocuk kaçıran gibi geçmişten duydukları konularla anlatıyorlar. ‘Peki bunlara şahit oldunuz mu?’ diye sorduğumda hiç şahit olmadıklarını söylüyorlar. Aslında Romanların hiç tanınmadığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    MAHALLEDEKİ DEĞİŞİM ZORUNLU GÖÇE NEDEN OLDU!

    Yücel Tutal, yakın zamanda Ankara’daki Roman nüfusunun azaldığına da dikkat çekti. Özellikle 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Ankara’dan göç verildiğini söyleyen Tutal, sebepler hakkında ise şunları söyledi:

    “Kentsel dönüşüm bizi çok ciddi oranda etkiledi Çinçin, Yenidoğan bölgesindeki kentsel dönüşüm ve şimdi de Kale Mahallesi’ndeki değişimle beraber ciddi derecede göç verdik. Bu bölgelerde 10 binin üzerinde nüfus varken şimdi 2500 civarında Roman nüfusun olduğunu düşünüyorum.
    Ben buraya geldiğimde 8 yaşındaydım. Çok samimi aileler vardı buralarda, şimdi ise kafeler ve dükkanlar var. Bu insanların hiçbiri eskiden buranın havasını solumamışlar. Kale Mahallesi gittikçe turistik bir mekan haline döndü. Buradaki aileler için de artık mahalle yaşanmaz bir hale döndü. Dışarıdan gelen insanlar için bir cazibe merkezi olabilir ama yaşayan bir doku olarak çok ciddi bir değişim söz konusu.”

    “HİÇ UYUŞTURUCU BARONU BİR ROMAN DUYDUNUZ MU?”

    Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal, Roman mahallelerinde özellikle son 20 yıldır uyuşturucu madde kullanım ve satışının da ciddi bir sorun haline geldiğini belirtti. Durumdan en büyük rahatsızlığı duyanların Romanlar olduduğunu ifade eden Tutal şunları söyledi:

    “Birçok Roman Mahallesi’ne girdiğinizde uyuşturucu satılmaması için asılı afişler görürsünüz. Mesela hiç uyuşturucu baronu bir Roman duydunuz mu? Yoktur çünkü. Torbacı belki görürsünüz ama baron değildir. Çünkü Romanlar çok zor şartlarda yaşıyor ve ailesine ekmek götürmek zorunda. Maalesef ki bu yollarla kullanılıyorlar. Bu da Romanların çok küçük bir kısmına tekabül etmesine rağmen böyle bir algı oluşturuluyor. Çinçin, Yenidoğan ve Kale Mahallesi’nde sadece Romanlar yaşamıyor. Çünkü Romanlara bunları atfetmek daha kolay.”

    “AYRIMCILIĞIN GERÇEK YÜZÜN OKULLARDA”

    Yücel Tutal’ın üzerinde durduğu bir diğer çarpıcı konu ise Roman çocukların okullarda yaşadığı ayrımcılık oldu. Tutal, “Roman çocukları, okula başladıkları andan itibaren bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorlar” diyerek yapılan ayrımcı politikaları şu şekilde anlattı:

    “Çocuklar okullarda ayrımcılığın tam gerçek yüzünü görmeye başlıyorlar. Romanlar çok dezavantajlı. Bunun yanında ayrımcılık ve önyargı da olunca maalesef çok daha kötü durumlar oluşuyor. Okullarda görmüş olduğumuz ayrımcılık doruk noktasında. Mesela sadece Roman çocuklarının gittiği okulların olduğunu biliyor musunuz? Hatta okulların içerisinde sadece Roman çocukların oluşturduğu sınıflar olduğunu biliyor musunuz? Bu tür durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Mesela Kale Mahallesi’ne yakın bir yerdeki okulda sadece Haymanalı ve Roman çocuklar var. Onun dışında birçok aile, çocuklarını başka yerlere kayıt yaptırıyor. Adrese dayalı sistem olmasına rağmen maalesef bazı insanlar bu sistemi kolaylıkla yıkabiliyor. Okulların tamamen Roman okuluna dönüşmesi ‘külliyen yanlıştır’ diyemiyorum. Hatta belli oranda da geçiş dönemi olarak kullanılabilir diye de görüyorum ama bir taraftan da eğitimin kalitesi de düşüyor. Örneğin spor salonları yok. Kimi branş öğretmenleri mevcut değil hatta en düşük puan alıp görev yapan öğretmenler bu okullarda. Dolayısıyla çocuklar, ilkokulu bitirse de ortaokula devam etmeye çalıştıklarında çok ciddi eğitim eksiklikleri ile karşı karşıya kalıyor. Romanlar konusunda eğiticilerin de daha fazla bilgiye ihtiyaçları olduğunu, demografik yapıyı, kültürleri öğrenip ona göre bir eğitim sisteminin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Ankara İl Kongresinde ‘Hasta tutsaklar’ vurgusu!-VİDEO

    HDP Ankara İl Kongresinde ‘Hasta tutsaklar’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA-HDP Ankara İl Örgütü’nün 4. Olağan Kongresi başladı. Kongrede hasta mahpusların durumuna vurgu yapılırken, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, konuşmasında “Seçim bir gündür, mücadele her gündür. Onun için biz diyoruz ki, demokrasi ittifakını ortak mücadele üzerine kuruyoruz. Seçim birlikteliğini de bu zeminde inşa edeceğiz. mesajı verildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, “Şimdi Kazanma Zamanı” sloganı ile 4’üncü Olağan Kongresi’ni yapıyor. Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan kongrede salona “Simdi kadınlar zamanı”, “Şimdi gençlik zamanı”, “Şimdi demokrasi zamanı”, “Şimdi eşitlik zamanı” yazılı pankartlar asıldı.

    Hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekilen kongrede, salona “Aysel Tuğluk Hafızamızdır, Hasta Tutsaklara Özgürlük” pankartıyla birlikte Deniz Poyraz ve Garibe Gezer’in fotoğrafları da asıldı.

    Geniş katılımın görüldüğü kongreye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Emekli Sen, Barış Vakfı, Devrimci 78’liler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcileri katıldı.

    “ONURLU BARIŞI BU TOPRAKLARA GETİRMEK İÇİN…”

    Kongrenin ilk konuşmacısı HDP Ankara İl Eşbaşkanı Pakize Sinemillioğlu oldu. HDP’nin ezilen halkları temsil ettiğini ifade eden Sinemillioğlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Üçüncü yol ittifakını hep birlikte kuracağız.  Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. İzmir il Binasında katledilen Deniz Poyraz yoldaşımız için, cezaevinde yaşamını yitiren Garibe Gezer için, İstanbul Sözleşmesini hayata geçirmek için, Suruç’ta 10 Ekim’de yaşamını yitiren yoldaşlarımız için ve onurlu barışı bu topraklara getirmek için mücadele edeceğiz. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere tüm hasta tutsaklara selam olsun. Cezaevlerinde baskı ve zulüm politikalarına karşı direnen tutsaklara selam olsun.”

    “SİZ GİDİYORSUNUZ, BİZ GELİYORUZ”

    HDP Ankara İl Eşbaşkanı Vezir Parlak da tutuklu siyasetçilere işaret ettiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Onlar nasıl ki iktidarın baskıcı politikalarına baş eğmediyse, cezaevlerinde de baskılara boyun eğmiyorlar. Tutuklu siyasetçiler cezaevlerinden çıkana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Özgür Kürdistan ve demokratik Türkiye bizim mücadelemizle sağlanabilir. Güney Kürdistan’daki siyasi partilere de sesleniyoruz sesinizi kirli politikalara karşı çıkarın, kirli politikalara alet olmayın.

    Bu kongre öncesinde yine kimi engellemelerle karşılaştık. Deniz Poyraz ve Aysel Tuğluk pankartları salona alınmadı. Onlar bilsin ki Aysel Tuğluk da, Selahattin Demirtaş ta, İdris Baluken de, Figen Yüksekdağ da biziz. Siz gidiyorsunuz, biz geliyoruz.”

    “BOYUN EĞMEYEN BİR İL ÖRGÜTÜMÜZ VAR”

    Kongrede konuşan bir diğer isim ise HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu oldu. Ankara’nın sorunların yumağı olduğunu dile getiren Kerestecioğlu, şunları söyledi:

    “Ankara demek polislerin engellenmesiyle sürekli karşı karşıya kalmak demektir. Her türlü zorluğa, baskıya, engellemeye rağmen boyun eğmeyen bir il örgütümüz var. Bizim yoksulu daha yoksul eden 5’li, 10’lu çetelerimiz yok. Zeytinliklere, ormanlara giren dozerlerimiz yok. Çocuk istismarlarını, kadın katliamcılarını aklayan yargımız yok. Bizim yasaklarımız, panzerlerimiz, hapishanelerimiz yok. Bizim haklara düşmanlığımız yok. Yoksulluğa, haksızlığa, adaletsizliğe karşı büyük bir mücadelemiz var. Bizim kendimizin olmasa bile zeytinliklere, ormanlara sevgimiz var.

    Kandıra Cezaevi’nden Figen Yüksekdağ, Sebahat, Gültan, Sincan’dan Günay Kubilay, İdris Baluken, Edirne’den Selçuk Mızraklı, Selahattin Demirtaş duyuyor mu? Ankara’nın sesini onlara çok daha güçlü duyuralım. HDP halktır, halk burada.”

    “SARAY TEK RENGE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYOR”

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise partisinin il kongresinde yaptığı konuşmada, değişimin başlayacağı en önemli illerden birisinin Ankara olduğunu söyledi. “Ankara, devletin asık suratlı, zalim, gri rengiyle tanınır ama biz Ankara’yı halkların yer alacağı şehir haline getireceğiz” diyen Sancar, şu konuşmayı yaptı:

    “Yeni bir başlangıç ve inşa yolunda şimdi Ankara’da HDP zamanıdır. Ankara’ya üniversite okumaya geldiğimde Cebeci Kampüsü’nün etrafı panzerlerle çevriliydi. Ankara’nın sokaklarında gri, karaya dönüşmüştü. Askeri darbenin etkisi biraz gözlerden kaybolduğu yıllar içinde o kara biraz griye döndü. Ankara esasen devletin o asık suratlı gri rengiyle bütün topluma baktı. Ama biz biliyoruz Ankara bu renkten ibaret değildir. Ankara özgürlüğün mavisi, eşitliğin beyazı, dayanışmanın kızılını da içeriyor. İşte biz bütün bunları bir araya getirmek için şimdi HDP zamanıdır diyoruz.

    Birlikte yürümek için güçleniyoruz, güçlendikçe değişim daha da yaklaşıyor. Sizlerle bütün bedel ödeyen cezaevindeki yoldaşlarla birlikte şimdi değişimi başlatmak zamanıdır. Herkesin kurtuluşu artık ortak mücadeleden geçmektedir.

    Onlar bütün ülkeye Ankara başta olmak üzere bütün memlekete hükmetmek istiyorlar. Renkleri teke indirmek istiyorlar. Bütün kaynakları kendilerine ve yandaşlarına peşkeş çekmek istiyorlar. Bütün diğer halklara ezilenlere reva gördükleri yoksulluk ve sefalettir. İşte bunu değiştirmek için şimdi HDP zamanıdır diyoruz.

    Bu kongre bu başlangıcın en önemli adımların biri olacak. Ankara’nın bir yüzünü de hatırlatarak bu umudun kaynaklarının ne kadar güçlü olduğunu vurgulamak istiyorum. Bir de Ankara, gençliğin Ankara’sıdır, devrimci mücadelenin Ankara’sıdır. Ankara ODTÜ’dür. Cebeci’dir, mahallelerin Ankara’sıdır. Biliyoruz Ankara’da faşizmi durduran mahallelerdeki devrimci örgütlenmedir. İşte Ankara’nın bize öğretecekleri bunladır. Mahirlerin, Denizlerin, Kürt özgürlük hareketinin, Kürt siyasal mücadelesinin, Türkiye devrimcileri ile bir araya geldiği bu sokaklar, mahalleler, kampüslerdir. Asıl Ankara asıl Türkiye budur. Türkiye’nin geleceği buradadır.

    Bizler HDP’liler olarak Hüseyin Gazi’de Alevi, Çinçin’de Roman, OSTİM’de emekçi, Haymana’da Kürdüz. Biz bu ülkenin bütün renkleriyiz, inançlarıyız. Emek veren, emeğiyle yaşayan, emek için hayat için ter döken bütün kesimleriz. HDP budur, HDP’nin büyütmek istediği demokrasi ittifakının da temeli budur.

    Türkiye’de büyük barışı ve kalıcı demokrasiyi güçlü demokrasi kalıcı adaleti sağlamak için yürüyoruz, mücadelemizi büyütüyoruz. Türkiye’de halkların alternatif bekleyişi vardır, inandırıcı bir seçenek istiyor halklarımız. Sadece kuru kağıtlarla boş mesajlarla ne iktidar kolay kolay gider ne de düzen değişir. İktidarı göndermeye ahdettik, ant içtik. Bunun yolu halklara gerçek bir alternatif sunmaktan geçer. Bizler HDP olarak demokrasi ittifakını halklar için gerçek alternatif haline getirmeye çalışıyoruz. Biliyoruz ki 20 yıl iktidarda kalan hiçbir güç bu nimetleri bırakmak istemez. Arkasında koca bir suç sicili vardır, ondan korkar. Hem nimetleri bırakmak istemez hem de kaybetme korkusu yerini sarar.

    Seçim gününü bekleyerek, sonucu ulaşmanın mümkün olmadığını buradan tekrar hatırlatalım. Seçim bir gündür, mücadele her gündür. Onun için biz diyoruz ki, demokrasi ittifakını ortak mücadele üzerine kuruyoruz. Seçim birlikteliğini de bu zeminde inşa edeceğiz. Çünkü seçim de ancak her gün yürütülen bir mücadelenin parçası haline getirilirse başarılı sonuçlara yol açabilir. Yoksa sadece sandıkların kurulduğu günü mücadelenin tek alanı olarak görürsek kazanmamız mümkün olmaz. Biz o nedenle birlikte hep birlikte demokrasi güçleriyle, halklarla, emekçiler, yoksullarla bütün inanç gruplarıyla en geniş demokrasi ittifakını ortak mücadele temelinde inşa ediyoruz ve büyütüyoruz. Şiarımız ortak mücadele, her gün yeniden başlayan büyük mücadele kararlı inanlı yürüyüş.”

    SİNEMİLLİOĞLU VE PARLAK YENİDEN SEÇİLDİ!
    Kongrede HDP Ankara İl Örgütü’nün faaliyet ve mali raporlarının okunması ardından seçime gidildi. HDP Ankara İl Eşbaşkanlığı’na yeniden Pakize Sinemillioğlu ile Vezir Coşkun Parlak seçildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bu semtteki Abdalların hepsi birbiriyle müsahip!-VİDEO

    Bu semtteki Abdalların hepsi birbiriyle müsahip!-VİDEO

    PİRHA-Ankara’nın Çinçin semtinde yaşayan Abdallar, “Bizim için yol kardeşliği; yani müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir” diyerek Alevi toplumuna müsahip olmaları yönünde çağrı yaptılar. 

    Altındağ ilçesinde yeralan Çinçin semti, Ankara’nın en eski gecekondu yerleşkelerinden biriydi. 2000’li yıllardan sonra bölge sakinleri, TOKİ eşliğinde yapılan yıkıma engel olamadı. Yılların komşuluk ilişkisi, büyük ölçüde yok olup gitti.

    Yaşananlara karşı koyan bir kesim var ki onlar da Çinçinli Abdallar oldu. Nüfus olarak çok az kalsalar da halen bölgedeki sınırlı sayıdaki gecekondularda hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Bunu hem de Aleviliğin temel kuralı olan müsahipliği yaşantılarından hiç çıkartmayarak yapabiliyorlar.

    BÖLGENİN TEK CEMEVİ DE YIKILDI!

    Çinçin semti bir Alevi yerleşkesiyken bugün o izlenimde bulunmak çok zor. Bölge sakinleri, geçmişte nüfusun yarıdan fazlasının Alevi olduğunu vurgulayarak, kentsel dönüşüm sonrasında dengelerin de değiştiğini söylüyor.

    Yurttaşların geçmişte cemlerini yapmak için inşa ettiği tek yapı, önce yakılıyor ardından ise TOKİ eliyle yıkılıyor. Aradan yıllar geçmesine karşın o molozlar yerinden de kaldırılmıyor. Cemevine yönelik yapılan bu yıkım camiler konusunda ise bir hayli ‘yapıcı’ oluyor! Bölgede kentsel dönüşüm sonrası 10’a yakın cami inşa ediliyor.

    TÜM MAHALLELİNİN MÜSAHİP OLDUĞU BİR SEMT!

    Çinçinli Abdal Aleviler, tüm bu baskılara rağmen inançlarının temeli olan ‘ikrar verme ve müsahiplik’ kültüründen hiç uzaklaşmadı. Bölgede yaklaşık 60 müsahibin olduğunu belirten Bayram Toplayan, “Bizim için yol kardeşliği, müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür” dedi. Toplayan, müsahipliğin kendileri için ne anlam ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:

    “Biz Abdalların gözünden değil, Muhammed ve Ali’den bu tarafa müsahip kardeşliği, ahiret kardeşliği, ikrarı vardır. Biz bu kavramın üzerinde halen devam etmekteyiz. Şu anda Ankara Altındağ bölgesinde halen müsahip olmayı bekleyenler var. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir. Müsahiplik, Hakk, Muhammed, Ali’ye bağlılıktır. Onların verdiği ikrar üzerinde müsahipliğimiz devam eder. Aynı ikrarı verip hiçbir zaman için de o yoldan çıkılmaz. Yoldan saptığınız zaman yol düşkünlüğüne girilir.”

    “DÖRT CAN BİR CAN OLDUK”

    Bayram Toplayan, 1993 yılında müsahip olduklarını belirterek, müsahipleri ile 30 yıl içerisinde sıkı bir birliktelik kurduklarını anlattı. “Hiçbir şekilde, ne müsahip kardeşlerim beni incitmiştir ne de ben müsahip kardeşlerimi incitmişimdir” diyen Toplayan, şunları anlattı:

    “Müsahiplerim, öz kardeşlerimden daha bana yakınlar. Ali’nin ve Muhammed’in yolunda Hakk’ın birliğinin altında birbirimize öz kardeşlerden daha yakınız. Çünkü dört can bir can oluyoruz. Bir avuç tuzda dahi hak geçmeyecek. Tuz hakkı çok önemlidir. Eğer ki ‘bu tuzdan bir parça fazla alıp müsahip kardeşime eksik vereyim’ dersen müsahipliğin değil, kabrin karadır!

    Müsahibin müsahibine senede 3 sefer söz hakkı vardır. Bunlardan 3’ü de müsahip kardeşini denemektir. Örneğin müsahip kardeşinizin bir zorluk karşısında gücü yetmiyor ve benim gücüm yetiyor. Mesela yıl kurbanı keseceğiz ve müsahip kardeşim bana gelip diyor ki ‘gel bu sene kurbanımızı keselim, yolumuza, erkanımıza devam edelim’. Ben de diyorum ki ‘benim param yok, gücüm yetmiyor, seneye olsun’. İşte o zaman olmuyor. Dört can bir can oldun ya bu sene müsaip kardeşimin parası var ise ve benim param yoksa seneye benim olur müsahip kardeşime ben giderim. İşte kardeşlik bağı burada. Yani müsahip kardeşime gidip halini hatırını sormazsam o müsahiplik değildir.”

    “KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN, SEN BU YOLU GÜDER MİSİN?”

    Bayram Toplayan, kentsel dönüşüm sonrası müsahip kardeşleri ile mesafe olarak biraz uzak kaldıklarını belirterek “Müsahiplerimizle her gün görüşemesek de sık sık telefon açıyor ya da görüntülü arama yapıyorum. Birbirimizin durumunu, sağlığını soruyoruz. 30 senedir bu şekilde devam eder” dedi.

    Bayram Toplayan, müsahipliğin zor bir yol olduğu vurgusunu da sözlerine ekledi. Toplayan, müsahipliğe ilk nasıl adım attığını da anlatarak şu aktarımı yaptı:

    “Bazı tanıdıklarım ‘ben de müsahipliğim, ikrar verdim’ diyorlar. Ben de bazen ‘nasıl müsahip oldunuz?’ diye soruyorum. ‘Dede geldi, bizlere pençesini vurdu ve müsahip olduk’ diyorlar. Ama müsaihiplik öyle olunmaz. Müsahipliğin erkanı, yolu, süreği vardır. Dedenin, babanın, cemaatin huzuruna çıkmak vardır.

    Müsahip olacağım zaman ben çok ağır hastaydım. Doktorlar, bana yaşama şansı da vermiyordu. Müsahip kardeşim gelip ‘müsahip olalım’ diye söyledi. Aynı günün sabahı anne ve babamız, elimize kurban parası verdi. Kış ayıydı ve Ankara’da kar yağıyordu. Çıktık, kurbanı alıp geldiğimiz gibi aynı gece örtüye girdik. Ali’nin Muhammed’e, Muhammed’in Ali’ye verdiği ikrarı, dede ve babanın huzurunda verdik ve biz müsahip olduk.

    Tabi o gün bize sordular;

    ‘Ey talip, demirden leblebi yiyemezsin

    Ateşten gömlek giyemezsin

    Kıldan ince kılıçtan keskin

    Sen bu yolu gidemezsin. Var git’ deyip bizi kovdular.

    Ardından tekrar içeri alındık ve bize ‘Neden geldiniz?’ diye sordular.

    ‘Biz, Allahın yolu üzerinde, Hakk’ ın buyruğu üzerine, Muhammed’in Ali’ye, Ali’nin Muhammed’e verdiği ikrarı vermeye geldik’ dedik. Bizi üçüncü kez içeri alıp

    ‘Kıldan ince kılıçtan keskin

    Sen bu yolu güder misin’ diye sordular.

    ‘Eyvallah’ dedik. Bu kapı eyvallah kapısıdır. Eğer ki ‘eyvallah’ diyemiyorsan bu yolu güdemezsin. Eğer ki ‘eyvallah’ demiyorsan ne ceme girebilirsin ne müsahip olabilirsin ne de bu yolu güdebilirsin.”

    GİT ÇORABININ TEKİNİ BUL!”

    Bayram Toplayan, geçmişte bütün büyüklerinin de müsahip olduklarını belirterek, müsahip olmayanı ise ‘taraatlı’ olarak isimlendirdiklerini söyledi. ‘Taraatlı’ teriminin kendilerinde ‘inanç konusunda eksik olan’ anlamı taşıdığını belirten Toplayan, “Müsahip olmayana ‘Git çorabının tekini bul’ derlerdi. Yani ‘git müsahip kardeşini bul’ mesajı veriliyordu” ifadelerini kullandı.

    Toplayan, şehirde müsahipliğin yaşanmasının zor olduğu söylemine de karşı geldi. “Hiçbir zorluğu yok” diyen Toplayan şöyle devam etti:

    “Olabildiğince çocuklarımızı da müsahip olmaları yönünde yönlendiriyoruz. Çocuklarım da şu an müsahipli. Bizler Türkmen Abdallarıyız. Aslımız Horasan’dan geliyor. Ve halen bizde ikrarsız yola girilmez. Büyüklerimiz Ankara Altındağ’ın Aktaş Mahallesi’nin temelini atan kişilerdi. Cemlerimizi de hep gecekondularda yaptık. Kesintisiz olarak cemlerimize, müsahipliğimize, ikrarımıza, yol ve birliğimize devam ediyoruz. Bundan dönüşümüz de yok.”

    “DARDA KALDIĞIMIZDA BİRBİRİMİZE KOŞARIZ”

    Bayram Toplayan’ın müsahibi Veli Doğanoğlu da duygularını paylaştı. 30 yıla yakın müsahip olduklarına vurgu yapan Doğanoğlu, ‘Ali’nin, Muhammed’in kurmuş olduğu yoldan gidiyoruz” dedi. Doğanoğlu, müsahipliği öz kardeşlikten daha üstün gördüğünü belirterek “O benim şefaat kardeşim. O nedenle en mühim olan müsahip kardeşliğidir.

    Darda kaldığımızda, başımıza bir iş geldiği zaman birbirimize koşarız. Bu yola giren bir daha kopmaz. Kesinlikle tüm topluma da öneriyorum. Çocuklarıma da hep bunun güzelliklerini anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

    “MÜSAHİPLİĞİ GÖNÜL GÖZÜ İLE GÖRMELİ, YAŞAMALI”

    Müsahip kardeşlerden Filiz Toplayan ise “Müsahip olmadan önce insan, bir boşluk içerisinde gibi. Müsahip olunca insan olduğunu da anlıyorsun. Dünyaya nasıl ve neden geldiğine anlam veriyorsun” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.

    Müsahipleri ile olan bağını da anlatan Filiz Toplayan, “Her gün olmazsa da birbirimizi arıyor, gidip geliyoruz. Müsahip kardeşim şu an hasta. Elimizden geldiğince yanına gidiyoruz. Acımızı, tatlımızı paylaşıyoruz. İnsanlar, müsahipliği gönül gözü ile görmeli, yaşamalı.

    Filiz Toplayan, “Toplumumuz gittikçe Sünnileşiyor” diyerek Alevi inanç değerlerinin yok olmaması için şunları söyledi:

    “İnsanlarımız yaz boyunca tatile gidiyor. Sonrasında ise görülecek kurbanlar oluyor ve cem vakti geliyor. ‘Hadi cem yapalım’ deyince ‘para yok’ deniyor. Zevke sefaya para var da neden hizmete gelince para yok?

    Şehir ya da köy fark etmez, uzayda da yaşasan insan aynıdır, içinde ne varsa o. Bizler yeri geldiğinde dairede ‘Erkan altı’ yapıyorduk. ‘Şehirde hizmet yürütülmüyor’ da ne demek? İstersem evimde, istersem de bir baraka altında ibadetimi yaparım, kim ne diyebilir?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevimizi önce soydular, yaktılar, sonra da yıktılar; cemevi istiyoruz’-VİDEO

    ‘Cemevimizi önce soydular, yaktılar, sonra da yıktılar; cemevi istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinde yapılan kentsel dönüşüm nedeniyle gecekondularla birlikte bölgedeki tek cemevi de yıkıldı. Alevi yurttaşlar, cem hizmeti için uygun mekanlarının olmadığını belirterek “Şu an civarda 9 cami var. Tek cemevimiz ise önce soyuldu, ardından yakıldı; en son kentsel dönüşüm sebebiyle de tümden yıkıldı” açıklamasını yaptı.

    Ankara’nın varoş semti olarak tanımlanan Çinçin, kentsel dönüşüm adı altında adeta moloz yığınları içerisinde bırakıldı. Gecekonduların yoğun olduğu bölgede yaşayan Abdallar, bugün yüksek blokların arasında hapsolmuş durumda.

    ÇİNÇİN’DEKİ TEK CEMEVİYDİ!

    Abdal yurttaşlar, civardaki gecekondularla birlikte yakılıp yıkılan mahalledeki tek cemevi için yeniden kolları sıvadı. Kendisi post babası olan Bayram Toplayan, mahalledeki cemevine dönük saldırıları şu sözlerle özetledi:

    “Çinçin’de, Aktaş Mahallesi’ndeki Abdallar Cemevi, bir gecekondu içerisinde, 1986 yılından 2017’ye kadar kesintisiz hizmet sürdürdü.
    Kentsel dönüşümle birlikte cemevini yıktılar. Tabii cemevini önce soydular, sonra yaktılar, ardından da yıktılar. O günden sonra cemlerimiz tamamen bitti. Bunun üzerine biz de köhne evleri bularak tadilattan geçirdik. Ardından da o evlerde cemlerimizi yürüttük. Fakat günümüzde gecekondu kalmadığı için daire ve binalarda cem yapamıyoruz. Cem yapamadığımız için de bizden sonra gelecek çocuklarımızın hepsi yozlaşıp Alevilikten uzaklaşıyor. O yüzden bizim buraya bir cemevi ihtiyacımız var.

    Ben bir rehber, post babası olarak, canları topluyorum. Bizim ‘erkan altı’ veya ‘perşembelik’ dediğimiz günlerde 50-60 kişi toplanacağımız yerde 8-10 kişiyle erkanlarımızı devam ettiriyoruz. Fakat yetmiyor, çünkü çocuklarımıza yol gösteremiyoruz.”

    “ALEVİLİK SÜNNİLİĞİN İÇERİSİNDE RESMEN ERİTİLİYOR”

    Bayram Toplayan, Altındağlı Aleviler olarak cemevi yapmak için çabalarının sürdüğünü de belirtti. Toplayan, “Cemevi yapımı için maddi gücümüz yok. Yardım ve birliğe ihtiyacımız var” diyerek şunları dile getirdi:

    “Geçmişte Altındağ Belediyesi’ne giderek cemevi talebimi ilettim. Belediye başkanı ile görüşmek istediğimi belirttim. Nedenini sordular, ben de cemevi talebimiz olduğunu söyledim. Bunun üzerine görüşme yapamadım. Kaymakamlık, Valilik ve daha birçok adrese de giderek taleplerimi belirttim. Ayrıca CHP’li arkadaşlarımız da bizlere söz verdi. ‘Size cemevi yaptıracağız’ dediler. Zaten oylarımız CHP’lilerin ama yolundan dönen arkadaşlarımıza da diyoruz ki ‘bu verdiğiniz söz ikrardır’. Bize hiçbir şekilde yardım etmediler,ki Alevilikten, birlikten, beraberlikten bahsediyoruz. Hani birlik, beraberlik? Alevilik nerede? Alevilik bu ülkede azınlık mi? Hayır değil. Hatta çoğunluktur. Alevilik cumhuriyetin temel direğidir. Ama bize yolumuzu unutturuyorlar. Alevilik Sünniliğin içerisinde resmen eritiliyor.

    Örneğin mahallemizde bir gencimiz evlenecek. Nikah kıyılacağı zaman bir dede ya da babayı çağıracakları yerde Hoca çağırıyorlar. Hoca da Hanefi ya da Şafi mezhebi üzerine nikah kıyıyor. Böylelikle o gençleri ya Şafi ya da Hanifileştiriyorlar.”

    “ÇİNÇİN’E BİR CEMEVİ AÇILMASI İÇİN DESTEK OLSUNLAR”

    Bayram Toplayan, mahallelerinde cemevi olmadığı için gençlerin yozlaştığına da vurgu yaptı. “İnsanlarımızın Alevilikten önce talipliğini bilmesini istiyoruz” diyen Toplayan, şunları söyledi:

    “Taliplik, Alevilikten de öncedir. Taliplik, Ehlibeyt’e hizmet etmektir. Eğer Ehlibeyt’in süreğini süremiyorsak ne talibiz ne de Alevi. Bu yüzden acilen bütün Alevi derneklerine, vakıfların, belediye başkanlarına ricamız, bize yardım ve destek olsunlar. Çinçin bölgesine bir cemevi açılması için destek olsunlar. Madem Aleviysek, madem birlik ve beraberlik içerisindeysek, birliği ve beraberliği burada görmemiz lazım.”

    “GENÇLERİMİZ YOZLAŞIP, YOBAZLAŞMASIN”

    Bayram Toplayan, Alevi örgütlerinin, Çinçin bölgesindeki Alevi yurttaşlar ile herhangi bir bağ kurmadıklarını da ifade etti. Toplayan, asimilasyon vurgusu yaparak şu yorumda bulundu:

    “Alevi örgütleri en son 2010 yılında bu bölgeye gelmişlerdi. Geçmişte Abdallardan ders alan dedeler, sonra buraya uğramadı. Biz Abdallar, yıllarca dedelere yol gösterdik. Onlardan tek isteğim, Aleviliğin, Ehlibeytin, 12 İmamların süreğini sürmek için bize el uzatsınlar. Sadece Hakk, Muhammed, Ali’nin yolundan, birliğinden, beraberliğinden bizim de çocuklarımız eksik kalmasın. Gençlerimiz yozlaşıp, yobazlaşmasın. Yani tek kelime ile Yezitleşmesinler.”

    AKP’Lİ VEYSEL TİRYAKİ, “CEMEVİ İBADETHANE DEĞİLDİR!” DEMİŞ

    Bölge sakinlerinden Hakan Kaya da Alevi toplumunun yıllardan beri ezildiğini ifade etti. Kaya, uzun yıllardır Çinçin bölgesine bir cemevi yapmak için mücadele ettiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Bu ülkede her vatandaşın olduğu gibi bizim de anayasal hakkımız var. Herkesin ibadethanesi varken bizlerin neden cemevi yok? Mahallemizde yaklaşık 9 tane cami var ama bir tane cemevi yok. Bölgenin yaklaşık yüzde yetmişi Alevi. Biz yıllardan beri valiliklerden, kaymakamlıklardan, hükümetten gerekse de Alevi toplumundan destek almak istedik ama yıllarca Abdal topluluğu hor görüldü. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, ben de vergi ödüyorum.

    Örnek olarak 2019 yılında yaşadığım bir anımı anlatmak isterim. Veysel Tiryaki’nin (AKP’li) Altındağ Belediye Başkanlığı’na aday olduğu toplantıya gitmiştim. Orada kendisine ‘Neden bir cemevi yok? diye söylediğimde ‘Cemevi ibadethane değildir’ karşılığını verdi. Bir cemevi talebimize dahil her zaman dirsek gösterildi.

    “BİR ŞUBE DE ÇİNÇİN’DE YAPILAMAZ MIYDI?”

    Abdal topluluğu olarak biraz daha eğitimden uzağız, okuyamıyoruz. Zaten insanlar, ekonomik güçlük çekiyor. Bu süreçte örgütlenip bir cemevi açma gibi şansımız da yok. Ama örgütlü yapı olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni düşünelim. Bir şube de Çinçin’de yapılamaz mıydı? Çok da güzel olurdu. Ama biz burada yalnız bırakıldık. Biz de artık çocuklarımızı eğitebilelim. Bizim çocuklarımız yozlaştırılmasın, asimile edilmesin. Ankara’nın birçok bölgesinde Abdal toplulukları var ama sahipsiziz. Gittiğiniz her yerde ‘Aman işte Abdal değil mi ya’ tavrı ile karşılaşıyoruz. Her dönem bizim ağzımıza bir bal çalınıp sonrasında toplumumuz ötekileştirilmiş. Artık yeter. Cemevi olmadığı için gençlerimiz öğrenemiyor.

    Ama işin bir de şu boyutu var ki başka bölgelere gittiğinizde bu kadar müsahibi bir arada bulamazsınız. Örneğin Muharrem ayında tek bir Abdal’a dahi et yedirip su içiremezsiniz.”

    “ASİMİLASYON İÇİN ÇİNÇİN’E FARKLI ROLLER BİÇİLDİ”

    Hakan Kaya ise, son olarak kentsel dönüşüm projesi ile asıl amaçlananları da şu sözlerle sıraladı:

    “Bölgedeki sol yapıyı bozmak için öncelikle bölgedeki evlerimiz yıkıldı. Ardından Çinçin için farklı roller biçildi. Amaçları ‘asimile yapalım ki yolundan ve örgütlülüğünden kopsunlar’ yönündeydi. Bu bir projeydi ve iyi başardılar diye düşünüyorum.

    Bunların önüne geçebilmek için bölgede Abdallar derneğini açabilmemiz için bizlere destek olunmalı. Ardından cemevimizi açmamız için de yine yardım edilmesi gerekir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA