Etiket: cisst

  • Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    PİRHA – CİSST çalışanı Helin Akyol, hasta mahpuslar sorununun derinleştiğine işaret ederek bugüne kadar derneklerine bin civarında başvuru yapıldığını söyledi. “Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulması insan onuru açısından zedeleyicidir” diyen Akyol, ATK tarafından verilen “hastanede kalabilir” raporlarının tartışmalı olduğunu vurguladı. Akyol, hapishanelerde süre giden verem ve uyuz hastalıklarına da dikkat çekti.

    Türkiye’de yıldan yıla artan cezaevi sayısı beraberinde hukuka aykırı uygulamaları da çoğaltmakta. Cezaevi inşa etmeyi gelenek haline getiren iktidar, diğer yandan tutukluların haklarını ise törpülemekte.

    Cezaevlerinden sık sık duyulan işkence sorununun yanı sıra hasta mahpusların içerisinde olduğu durum ise en can yakıcı mesele haline geldi. İnsan hakkı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği mesele, aynı zamanda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin de (DEM Parti) başat gündemlerinden.

    Geçmişte HDP ile AKP Hükümeti arasındaki çözüm sürecinde de sıklıkla duyduğumuz hasta mahpuslar meselesinin, şimdiki İmralı Heyeti ile AKP-MHP Hükümeti arasında devam eden görüşmelerde de öncelikli gündem olduğu öngörülüyor. Hasta mahpuslar sorunu can almaya devam ederken süreç, temel hukuk kurallarının adeta tanınmaması yolunda ilerliyor.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) de konuya dair çalışma yürüten kurumlardan biri. CİSST, Ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu 16 madde, ağır hasta mahpuslar için cezanın infazına geçici olarak ara verilmesine işaret eder. Yani 16. maddede “mahpusun tahliyesi ya da affı” vurgusu yapılmaz.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) çalışanı Helin Akyol, hasta mahpusların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çekti. Akyol, hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığının özellikle altını çizdi. CİSST’in “sıfır ayrımcılık” politikasını benimsediği için bütün mahpus gruplarıyla çalıştığını belirten Helin Akyol, dernek çalışmalarına dair şu özeti geçti:

    “Politik ya da adli tutuklu ya da hükümlü gibi ayrım yok. Bütün mahpus grupları bu bağlamda CİSST’in kapsamına giriyor. Bir mahpus danışma hattımız var ve çok aktif çalışan izleme araçlarımızdan biri. Hem mahpus yakınları hem açık hapishanede bulunan mahpuslar arayabiliyor. Ayrıca avukatlar da arayabiliyor. Bunun dışında mahpuslara düzenli olarak avukat ziyaretleri de yapıyoruz. Bunların haricinde araştırmalar yapıp sıklıkla meclise soru önergeleri veriyoruz.”

    HÜKÜMETİN, İNSAN HAKKI ÖRGÜTLERİNE YAKLAŞIMI?

    Türkiye’de insan hakkı örgütlerinde faaliyet yürütenlerin sıklıkla gözaltına alınıp, tutuklandığı gerçeği de söz konusu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Canı çıkasıca İHD” diyerek hedefe koyduğu örgütler ise hasta mahpuslar sorununun, günümüzde daha da derinleştiğine vurgu yapmakta. Helin Akyol da cezaevlerinde yaşananlara ilişkin derneklerinin hazırladığı rapor ve önerilere dair hükümetin tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:

    “Kendimizi dinletebiliyor muyuz ya da dinliyorlar mı bunun etkisini ölçmek çok mümkün değil. Aslında soru önergeleri verdiğimizde bazen cevaplar alabiliyoruz ya da çok gündemleştirdiğimiz bir meseleyi, örneğin hapishanelerdeki elektrik faturasının ticarethane statüsünden çıkarılması gibi meselelerde bize doğrudan cevap verilmese de bazen olumlu sonuçlandığını görebiliyoruz. Kimi durumların sonuçlanmadığını da görebiliyoruz açıkçası.

    HASTA MAHPUS BAŞVURUSU BİN CİVARINDA!

    Şu anda hapishanelerdeki mahpus sayısı 400.000’i geçti. Türkiye’nin toplam kapasitesi 299.000 bu da kapasitenin yaklaşık % 34 üzerindeyiz demek. Bu kalabalığın hasta mahpuslara bir yansıması var. Tabii sadece hasta mahpuslara değil, aslında mahpusların sağlık koşullarına bir yansıması var. Bu demek oluyor ki hapishaneler kalabalıklaşıyor, kalabalık da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Buna nazaran personel sayısı da yetersiz hale geliyor. Örneğin mahpusun sağlık çalışanına ulaşması daha da zorlaşıyor. Bütün bunlar zaten hasta olan mahpusu ağır hasta konumuna sokarken hasta olmayan mahpusun da sağlık koşullarını ciddi şekilde tehdit ediyor. CİSST’e bu zamana kadar yaklaşık 7000 civarı mahpus temas kurmuşsa bunların bini hasta mahpustur. Bu çok ciddi bir oran. Sadece bu kurumları bilip ulaşan mahpus sayısı bu. Tahmin edersiniz ki hasta mahpus sayısı, bize ulaşandan çok çok daha yukarı.

    Gözlemimiz şu yönde; mahpuslar dışarıda tedavi olsaydı hastalıkları belki de bu kadar ilerlemezdi. Mahpusların çoğunun hastalığı içeride başlıyor ve sürekli gecikmeli tedavi şikayeti alıyoruz. Bütün mahpuslardan, ilaçlara erişemediklerini, hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler alıyoruz. Haliyle bu zaten sağlıklı bir mahpusu da hasta konumuna sokacaktır. Dışarıda bizlerin de yaşadığı çok ciddi bir sağlığa erişim sorunu var. Hastanelerden randevu alamamak çoğu zaman ilaca erişememek gibi sorunları bizler de yaşıyoruz. Bu sorunlar hapishanelerde daha da derinleşiyor. Çünkü mahpusların ekonomik durumu olmayabilir, ailesiyle teması olmayan mahpusların doğrudan dışarıdan bir ekonomik geliri de olmayabiliyor. Bazı medikal malzemeler, ameliyatlar da ücretli. Ekonomik durumunuzun olmaması durumunda bu hizmetlere erişmek mümkün olmayabiliyor. Bu noktada sürekli önleyici sağlık tedbirlerini vurguluyoruz. Hasta olduktan sonra ne yapılacağından önce aslında çözmemiz gereken şey, önleyici sağlık tedbirleridir. Mahpusu baştan hasta etmemek, hastalığı tedavi edecek koşullar tabii ki çok önemli ama mahpusu, hastalığı taşıyan süreci de durdurmak lazım. Düzenli tedaviyi sağlamak lazım.”

    “ATK, HEKİM GÖRÜŞLERİNİ YOK SAYIYOR!”

    Helin Akyol, hasta mahpuslar gündemiyle birlikte sıklıkla duyulan ‘Adli Tıp Kurumu’ meselesine de değindi. “Burada 16. maddeden bahsetmek istiyorum” diyen Akyol, şöyle devam etti:

    “Bu madde çokça yanlış biliniyor aslında. 5275 sayılı kanunda yer alıyor ve bu maddeden ağır hasta mahpuslar faydalanıyor, ‘hayatını içeride idame ettiremeyecek mahpuslar’ diye de belirtiliyor. Fakat maddeye başvurmak sırasında şöyle sorunlar oluyor; bir Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) onayından geçiliyor. ATK, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlar içerisinde. Yani personel atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor.  Bu da aslında ATK’yi bağımsız bir kurum olmaktan çıkartıyor. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum. Bunun yerine tam teşekküllü hastane heyetlerinden alınan raporların nihai rapor sayılması gerekir. Buradaki doktorların da Mandela Kurallarına göre, bu kurallar etiği, kritikleri çerçevesinde raporları değerlendirmesi gerektiği vurgusu yapılıyor. Çünkü ağır hasta mahpuslarda şu durumla çok karşılaşıyoruz; hastane heyetinden ‘hapishanede kalamaz’ raporu alsa da ATK, ‘hapishanede kalabilir’ raporu veriyor. Basına yansıyan haberlerde görülüyor, % 90 üzerinde engeli olan bir mahpus, ‘hapishanede kalabilir’ raporu alabiliyor. Hayatını tek başına idame ettiremeyen bir mahpusun hapishanede tutulması aynı zamanda bağımsız yaşama ilkesine de aykırıdır. Örneğin bu mahpusun bakım yükümlülüğü kime kalıyor? Bu mahpuslar için çalışan ayrı bir personel de yok. Sadece R Tipi hapishanelerde hasta mahpuslar için bakım personeli bulunmakta ama zaten R Tipi sayısı mevcuttaki hasta ve engelli sayısını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum; bizler zaten R Tipi gibi engelli ya da hasta mahpusu ayrıştıran, izole eden kurumlar yerine bütün kurumların engelli ve hasta mahpuslara göre dizayn edilmesini istiyoruz.”

    “TEMİZLİK KİTİ MESELESİNDE ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUZ”

    Helin Akyol, hasta mahpusların dışarıda tedavilerine devam etmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulmasının insan onuru açısından da “zedeleyici” bir durum olduğunu söyleyen Akyol, şu cümlelerle devam etti:

    “O yüzden bizim talebimiz ağır hasta mahpusların tedavilerine dışarıda devam etmesi ve hapishanelerin sağlık bakımından koşullarının bir an önce insan haklarına uygun standartlara getirilmesi. Önleyici sağlık tedbirlerinin hapishanede ciddi şekilde uygulanması gerekiyor. Örneğin bizim bir temizlik kiti kampanyamız var. Aslında yeni bir kampanyada değil, pandemi zamanında çıktı diyebilirim. Bazı bakım ve kişisel temizlik ürünlerinin kit halinde mahpusa verilmesi, devlet tarafından karşılanmasını söylüyoruz. Her yerde bunun önemini dile getiriyoruz. Ekonomik gücü olmayan ya da kantinde olmadığı için alamayan mahpuslar var. O yüzden temizlik kiti meselesinde çağrıda bulunmak istiyoruz. Temizlik kiti kampanyamızın yasal bir formata uygun hale getirilip yasaya sokulmasını talep ediyoruz.”

    Hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığını söyleyen Helin Akyol, hapishanelerde doktor bulunmamasını da eleştirdi. Akyol, şunları söyledi:

    “Bu durumda ATK’nin ‘hapishanede kalabilir’ raporu verdiği ve hayatını kaybeden birçok mahpus olduğunu görüyoruz. Ya da ATK’nin tam ölümün sınırında serbest bıraktığı, çıkar çıkmaz hayatını kaybeden birçok mahpus görüyoruz. Bu mahpuslar hayatta olabilirdi. Bu zamana kadar ATK’nin değil hastane heyetlerinin verdiği raporlar baz alınsaydı, düzenli ve nitelikli tedaviye ulaşabilseydi bu mahpuslar bugün hayatta olurlardı. O yüzden daha fazla ölümün yaşanmaması için bir an önce ATK raporlarının nihai karar olarak sayılmamasını talep ediyoruz.

    Diğer bir sorunda hapishanelerde 7/24 doktor bulunmaması. Birçok hapishanede aile hekimliğine bağlı olarak gelindiği için nüfusu az hapishanelerde yarım gün ya da haftanın 2 günü doktor olabiliyor. Doktorların bu sürede bütün mahpuslara bakması mümkün olmuyor. Hasta mahpus, doktora erişemiyor, bu çok ciddi bir sorun. 1. basamak sağlık hizmetine ulaşamamaları sebebiyle hastaneye sevk de yazılmamış oluyor. Bir de doktora ulaşamamadan kaynaklı ilaçların geç yazdırılması durumu oluşuyor. Her gün düzenli ilaçlarını kullanması gereken kronik hastalar için bu durum ciddi bir hayati risk barındırıyor. Bu nedenle de hapishanelerde yaşamını yitiren mahpuslar olduğunu görüyoruz.

    Verem, uyuz gibi kronikleşmiş sorunlar da var. Uyuz öyle bir hastalık ki Osmanlı döneminde bile hapishane üzerine yazılan romanlara bakarsanız uyuzluğa dair anlatıları görürsünüz. Yıl 2025 uyuz halen hapishanelerde kronik bir sorun ve çözülmüş değil. Bu hastalık, önlemi alınamayacak bir hastalık değil. Kalabalıklaşmanın getirdiği kronik rahatsızlıklardan…”

    Eren GÜVEN – Kamber YILDIZ / İSTANBUL

  • CİSST, hapishanelerdeki sorunlara ilişkin 10 maddelik önerilerini açıkladı

    CİSST, hapishanelerdeki sorunlara ilişkin 10 maddelik önerilerini açıkladı

    PİRHA-14 Mayıs seçimlerine giderken CİSST hapishanelerdeki sorunlara dair bir açıklama yayımlarken, 10 maddelik önerilerini kamuoyu ile paylaştı.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) “2023 Seçimlerine Giderken Önerilerimiz” başlıklı bir açıklama yayımlayarak, hapishanelerde yaşanan sorunları dikkate alarak 10 maddelik önerilerini kamuoyu ile paylaştı.

    CİSST açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’nin içinde bulunduğu seçim gündeminde hapishaneler ve mahpusların sorunlarının yeterince gündeme getirilmediğini ve seçime hazırlanan siyasi partilerin seçim bildirilerinde bu konuya yeterince yer vermediklerini gözlemliyoruz.

    CİSST olarak son dönem hapishanelerde yaşanan sorunları da dikkate alarak aşağıdaki 10 maddelik önerilerimize dikkat çekmek istiyoruz.

    • Günümüzde birçok ülkede hapsedilme yerine alternatif yöntemler aranırken ülkemizde hapsetmeye birincil öncelik verilmektedir. Türkiye’de mahpus sayıları 2006 yılına kadar 50 bin civarında seyretmiştir. Bu sayı sadece 70 ve 80 askeri darbeleri sonrasında 60-70 bin civarına ulaşmışken darbenden bir iki yıl sonra yeniden 50 bin civarına gerilemiştir. Bu durum 2006 yılından sonra değişmeye başlamıştır. 2006’da 70 bin olan mahpus sayısı hızla artmaya devam etmiş sadece altı yıl sonra 2013’de iki katına çıkıp 140 binlere dayanmıştır. Bir altı yıl sonra, 2019’da tekrar iki katına çıkıp 300 binlere dayanmıştır. 2023 yılında ise mahpus sayısı 350 bin sınırını da aşmış ve Türkiye’nin hapishaneleri son dönemde 2006 öncesine göre mahpus sayısını beş katına çıkarmıştır. Son açıklanan rakamlara göre; Türkiye’de, 291.592 kişi kapasiteli toplam 399 hapishanede 353.368 mahpus bulunmaktadır. Yani hapishanelerde toplam kapasitenin %21,18 fazlası mahpus tutulmaktadır. Bu durumla ilişkili olarak mahpusların insan onuruna uygun koşullarda barınma hakkının engellendiği ve beraberinde birçok temel hak ihlaline sebep olduğunu görülmektedir.

    Hapishanelerdeki kalabalıklaşma sorunu kritik bir noktaya evirilmişken son zamanlarda kamuoyunda mahpuslara yönelik genel af yasası tartışmaları yürütülmektedir ancak bu tartışmalara ve çıkarılacak yasaya karşı çekincelerimiz bulunmaktadır. Bu noktada belirtmeliyiz ki genel af yasası, insan hakları standartlarında hazırlanmalı ve mahpuslar arasında suç ayrımı yapılmaksızın hazırlanmalıdır. Siyasi mahpusları kapsam dışı bırakan ve suç ayrımı gözetilerek oluşturulan dışlayıcı bir af yasası, genel af mantığına uymayacak ve infazda eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacaktır.

    Eşitlik ilkesine aykırı olarak tasarlanan bir genel af yasası, ayrımcılık yasağı ihlali anlamına gelmektedir. Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı; Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesinde düzenlenmiş ve her mahpusun temel hakları arasındadır. ‘Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’ mahpuslar arasında ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer bir statü temelinde bir ayrımcılık yapılamayacağını belirtmektedir.

    Ulusal mevzuat olan ‘5275 Sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “infazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesi de “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar, hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçler ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.” demektedir.

    Öncelikli olarak; mahpuslar arasında suç türüne göre ayrım yapmadan, siyasi mahpusları yasa kapsamı dışında bırakmadan, ayrımsız bir genel af talep etmekteyiz.

    • Öte yandan bilindiği üzere Türkiye’de ceza sorumluluk yaşı 12’dir. Çocuklar, 12 yaşından önce bir suça karıştıkları iddiasıyla adli sistemin içine dahil olurlarsa haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılmaz ancak haklarında güvenlik tedbiri uygulanabilir.

    Bir çocuk 12 yaşından itibaren “suça sürüklenen” sıfatıyla adli sisteme girdiğinde yargılamaya tabi tutulabilir ve hapis cezasına hükmedilebilir. Bunun anlamı; bir çocuğun 12 yaşından itibaren hapsedilmesine hukukun müsaade etmesidir. Adli sisteme giren bir çocuğun hapis cezasına tabi tutulması, onarıcı adalet sistemine hizmet eden bir uygulamadan çok uzaktadır. Çocuğun üstün yararı ilkesini benimseyen ve hayata geçiren hukuk sistemlerinde asgari cezalandırma yaşı, olabildiğince 18’e yaklaşmaktadır. Gelişmiş bir çocuk adalet sistemine sahip ülkeler aynı zamanda çocukların cezalandırılmasından ziyade onları suç ortamından uzaklaştıracak hukuksal süreçler ve alternatif mekanizmalar benimsemektedir.

    Bu bağlamda;

    -Bir çocuğun hapsedilmesinin başvurulacak son yöntem olması ve en kısa süreyle uygulanması gerektiğini,

    -Mevcut infaz sisteminin kendisinin çocukların yaşama ve gelişme hakkının ihlal ettiğini,

    -Birlemiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin Türkiye’den asgari cezalandırma yaşında iyileştirme çalışmaları yapmasını güncel olarak beklediğini hatırlatarak;

    Ceza adalet sisteminde asgari cezalandırma yaşının çocuğun üstün yararını gözetecek şekilde, iyi uygulama örneklerini de dikkate alarak yükseltilmesini talep etmekteyiz.

    • 29 Mart 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 74/G. maddesine göre; Adalet Bakanlığı’nca belirlenen kurumlarda, hükümlü ve tutuklular yakınlarıyla haftada 30 dakika görüntülü görüşme yapabilir. Bunun yanında   “örgüt üyeliği” ve “çıkar amaçlı suç örgütü üyeliği” suçlamalarıyla hapishanede olanlar, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin haktan sadece  “cezaevindeki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak İdare ve Gözlem Kurulunda yapılacak değerlendirme sonucuna göre” yararlanabilirler.  Ağırlaştırılmış müebbet cezası alan mahpuslarsa bu haktan hiçbir koşul altında faydalanamazlar.

    Bu noktada; hiçbir ayrım gözetmeksizin 30 dakikalık görüntülü görüşme hakkının tüm mahpusların kullanabileceği biçimde yeniden bir hak olarak tanımlanması talep etmekteyiz.

    • Modern ceza infazının temel ilkelerine aykırı bir biçimde mahpusların tecrit edilmesi ve insansızlaştırılması/yalnızlaştırılması üzerinden bir infaz biçimi yaratan gerek konumlandırıldıkları yerler gerek mimari planları ile doğrudan izolasyonu hedefleyen -veya hedeflemese de fiilen bu sonucu doğuran- S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nın inşasına hızla devam edilmektedir.

    Mevcut S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumu inşaatlarının durdurulması başta olmak üzere; kullanıma açılan S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nın, modern infaz hukuku ve ceza infaz mevzuatının açıkça yasakladığı, cezanın izolasyon temelli infazına neden olmalarından dolayı kapatılmaları ya da mimari olarak yeniden düzenlenmelerini talep etmekteyiz.

    • Hastalık nedeniyle hapis cezasının infazı için; Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen objektifliği tartışmalı ve bilimsel gerçeklikten uzak raporlar ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam teşekkülü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen raporlar için Adli Tıp Kurumu’nun onayını zorunlu kılmıştır.

    Bu hususta;

    -ATK tarafından hazırlanan tartışmalı ve bilimsellikten uzak raporlara bağlı kalınmadan üniversitelere bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinden alınan raporların infazın ertelenmesi için yeterli olmasını,

    -Klinik kararlarla ilgili süreçlerin Mandela Kuralları’nda da öngörüldüğü gibi yeterli nitelikte, tam bir klinik bağımsızlıkla hareket eden uzmanlar heyetinin katılımına ve denetimine açık olmasını,

    -Sübjektif değerlendirmelere sebep veren “toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen” ifadesinin kaldırılması talep etmekteyiz.

    • COVID-19 salgını döneminde alınan karantina önlemleri süreç içerisinde kalıcılaştırılmıştır. Mahpusların sosyal, kültürel ve sportif faaliyetleri durma noktasına gelmiştir.

    COVID-19 sonrasında hapishanelerde uygulanan ve hiçbir yasal dayanağı olmayan tecrit ve izolasyon uygulamalarının kaldırılmasını talep ediyoruz.

    • 5275 sayılı İnfaz Kanun madde 62/3 fıkrasında yer alan ve kişilerin haber alma hakları konusunda muğlaklığa yol açan “Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” kriterinin mahpusların haber alma hakkı önünde keyfi tutumlara yok açmaktadır.

    5275 sayılı İnfaz Kanun madde 62/3 fıkrasında yer alan ve kişilerin haber alma hakları konusunda muğlaklığa yol açan “Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” kriterinin ulusal ve uluslararası haklar göz önüne alınarak hak temelli bir yaklaşımla düzenlenmesini talep ediyoruz.

    • Düzenli ve çoklu tedaviye erişimin sadece R Tipi olan hapishanelerde mümkün olması, pandemi süreci boyunca da R Tipi olmayan hapishanelerdeki engelli ve hasta mahpusların sağlığa erişememesine neden oldu. COVID-19 süreci engelli ve hasta mahpusları izole eden R Tipi gibi hapishaneler yerine, bütün kurumların engellilere ve hastalara göre tasarlanması gerektiğinin neden önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.

    Bu açıdan; bütün hapishanelerde, R Tipi olan hapishanelerdekine benzer bir ek bölüm kurulmasını talep etmekteyiz.

    • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infaz rejimine göre; mahpus hiçbir suretle kurum dışında çalıştırılamaz ve çalışmasına izin verilmez. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusların büyük bir bölümü, ekonomik olarak zorlamakta ve sorun yaşamaktadır. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusların çalışmasına izin verilmemesi anayasanın eşitlik ilkesi açısında da aykırılık içermektedir.

    Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslar için çalışma hakkının eşitlik ilkesi kapsamında düzenlenmesini ve yaşanan hak ihlalinin giderilmesini talep etmekteyiz.

    • Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkındaki Yönetmeliğe göre; ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusları, eşi, çocukları, torunları, torunlarının çocukları, annesi, babası, büyükannesi, büyükbabası, büyükannesi ve büyükbabasının anne ve babaları, kardeşleri ve vasisi dışında kimse ziyaret edemez. Bu durum mahpuslar başta olmak üzere tek tek görüş yapılması gibi nedenlerden dolayı aileler için de oldukça zorlayıcıdır. Bunun yanında 15 günde bir sadece 10 dakikalık telefon görüş hakkı bulunan ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslar, aileleriyle sağlıklı olarak iletişim kuramamaktadır.

    Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslara, aileleriyle birlikte görüş yapabilme hakkının verilmesi ve telefon görüş haklarının artırılıp her hafta olmasını talep etmekteyiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • CHP’den cezaevi raporu: Son 25 yılda 641 kişi intihar etti

    CHP’den cezaevi raporu: Son 25 yılda 641 kişi intihar etti

    PİRHA-CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca tarafından CHP MYK’ye sunulan cezaevleri raporunda tedaviye erişim hakkının ihlal edildiği belirtilirken; son 25 yılda 641 kişinin intihar ettiği, 2 bin 670 kişinin de hayatını kaybettiği açıklandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, CHP Merkez Yönetim Kurulu’na “Aradığınız Hakka Erişilemiyor-Cezaevlerinde Sağlığa Erişim” başlıklı bir rapor sundu. Karaca, raporunda tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarına değinirken, hak ihlallerine yol açan sorunlara karşı atılması gereken adımları da sıraladı.

    Adalet Bakanlığı ile Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) verilerine de dayanılan raporda cezaevlerinde sağlığa erişim hakkının dünyada ve Türkiye’de ihlal edildiği vurgulandı. Türkiye’deki sorunun temelinde ise cezaevlerindeki doktor sayısının yetersizliği ile cezaevi personelinin kötü muamelesi olduğu ifade edildi.

    “TÜRKİYE CEZAEVLERİ KAPASİTESİNİN ÇOK ÜZERİNDE DOLU”

    Karaca, Lozan Üniversitesi tarafından 8 Nisan 2021 tarihinde yayımlanan “Annual Penal Statistics on Prison Populations for 2020” raporuna da değindi. Rapora göre Türkiye’deki cezaevlerinin kapasitesi 233 bin 194 olarak gösterilmesine rağmen cezaevinde 297 bin 19 tutuklu ve hükümlünün olduğu belirtildi. Her 100 yer için 127 kişinin bulunduğu Türkiye’deki cezaevleri, bu oranla Avrupa Konseyi üye ülkeleri arasında cezaevi yoğunluğu bakımından ilk sırada yer aldığı söylendi.

    “HİJYEN ULAŞILAMAZ KONUMA GELDİ”

    CHP MYK’ye sunulan raporda ayrıca cezaevlerindeki hijyen sorununa da dikkat çekildi. Adalet Bakanlığı verilerine göre 30 Kasım 2021 tarihi itibarıyla cezaevlerinde 295 bin 754 kişinin olduğu, 1 Aralık 2021 tarihi itibarıyla da 384 ceza infaz kurumunun toplam kapasitesinin 266 bin 575 ile sınırlı olduğu açıklandı. Cezaevlerindeki koğuşların kalabalık olmasından kaynaklı ciddi sıkıntıların yaşandığı belirtilirken, “Salgın döneminde daha çok dikkat çekilen kişisel hijyen konusu cezaevlerindeki kişiler için ulaşılamaz bir konuma gelmiştir” denildi.

    “CEZAEVLERİNDE SON 25 YIL: 641 KİŞİ İNTİHAR ETTİ”

    Raporda ayrıca cezaevlerindeki intihar vakalarına da değinildi. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 1997 ile 2014 yılları arasında toplam 544 tutuklu ve hükümlü intihar etti. CİSST verilerine göre ise 2014 yılından itibaren günümüze kadar 97 kişinin cezaevlerinde intihar ettiği belirtildi.

    Cezaevlerindeki psikolojik rahatsızlıklara gerekli önemin verilmediği kaydedilen raporda, bu rahatsızlıklarla ilgili olarak tedavi taleplerinin cezaevi idaresi tarafından kabul edilmediği aktarıldı. “Cezaevinde tutuklu ve hükümlüler ile bir arada olan cezaevi personelinin, psikolojik rahatsızlıklarla ilgili basit bir eğitimden geçmeleri ve bu doğrultuda kişileri izleyip değerlendirerek; psikolojik rahatsızlığı olanları veya intihara meyilli olanları tespit edebilecekler ve kişiler böylece psikolojik tedavi imkanına ulaşabilecektir” denildi.

    “SON 25 YILDA 2 BİN 670 KİŞİ CEZAEVLERİNDE HAYATINI KAYBETTİ”

    Son 25 yılda ise sağlık problemleri nedeniyle cezaevlerinde yaşamını yitiren tutuklu ve hükümlü sayısının 2 bin 670 olduğu söylendi. Adalet Bakanlığı verilerine göre 1997 ile 2014 yılları arasında yaşlılık nedenli 2 bin 545 ölümün gerçekleştiği kaydedildi. CİSST’ten elde edilen verilere göre de 2014’ten günümüze kadar 125 kişinin vefat ettiği duyuruldu.

    “GÜNCEL VERİLER KAMUOYU İLE PAYLAŞILMALI”

    CHP raporunun sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

    “Sivil toplum örgütleri açısından da faaliyet yürütmenin zor olduğu cezaevlerinde bu ve benzeri hak ihlallerinin tespiti oldukça zordur. Güncel verilerin hazırlanarak kamuoyuna açıklanması, bu sorun alanının çözümü açısından ilk adım olacaktır. Ayrıca tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimlerindeki usulün değiştirilmesi gerekmektedir. Tedavi almak isteyen tutuklu ve hükümlüler hakkında tıp eğitimi almamış idarecilerin karar veriyor olması kabul edilemez. Ayrıca ikinci veya üçüncü derece sağlık hizmetlerine yönlendirilmiş tutuklu ve hükümlülerin doktorunu seçme şansı tanınması ve/veya başka doktorlardan fikir almasına olanak sağlanması; anayasal ve uluslararası ilkeler doğrultusunda yapılmış uygulamalar olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    PİRHA-Hapishanelerden ekim ayı içerisinde gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri raporlaştıran CİSST, cezaevi koşullarını, mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ekim ayı içerisinde hapishanelerden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetlerin yer aldığı bir rapor yayımladı. 179 farklı hapishaneden, mahpusların bilgileri gizli tutularak alınan şikayet başvurularında risk grubundaki hasta mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerine yer verildi.

    “Hapishanelerde Kapasite Sorunu”, “Hapishanelerin Genel Durumu ve Hijyen Önlemleri”, “Mahpusların Hijyeni”, “Beslenme”,  “Sağlık hakkına erişim”, “Karantina Koğuşları” ve “Diğer Şikayetler” başlıkları altında hapishanelerdeki durumun anlatıldığı raporda ayrıca “Vakalar” başlığıyla da farklı hapishanelerden mahpusların genel durumlarına değinildi.

    “CEZAEVLERİNİN DEZENFEKTE EDİLME SIKLIĞI AZALDI”

    CİSST raporunda şu ifadelere yer verdi:

    “Mahpuslar koğuşlarının kalabalık, yatakların birbirlerine yakın mesafede olduğunu, bu yakınlıkta uyumak zorunda kaldıklarını, sosyal mesafe koyamadıklarını, açık hapishanelerde farklı koğuşlarda kalan mahpusların ortak alanlarda ve yemekhanelerde bir araya gelmek zorunda kaldıklarını aktarmışlardır.

    Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte edilirken son dönemde bu sıklığın azaldığı, bazı hapishanelerde aşı olan infaz koruma memurlarının hijyen önlemlerini azalttığı, maske takmadan koğuşlara girdikleri belirtilmiştir.

    “TUVALET İLE BANYOLAR YETERSİZ VE KİRLİ”

    Birçok hapishanede tuvaletlere temizlik ve hijyen malzemelerinin konulmadığı, banyoların kirli olduğu, kalabalık koğuşlarda banyo kullanımı ve saatlerin kısıtlandığı, tuvalet ve lavabo sayısının az olduğu, bazı açık hapishanelerde koğuşlarda tuvalet ve banyonun olmadığı, ortak tuvalet ve banyonun farklı koğuşlarla beraber kullandırıldığı belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde verilen yemeklerin kalitesiz olduğu, hijyenik olmadığı ve yemeklerin soğuk verildiği, yemeklerin tüm mahpusların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı hapishanelerde hazır işlenmiş veya konserve gıdalar verildiği belirtilmiştir.

    “KANSER HASTASI MAHPUSLARIN BAZI İLAÇLARINDAN ÜCRET İSTENİYOR”

    Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı, bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği, kanser hastalığı başta olmak üzere düzenli takip edilmesi gereken hastalıkların takibinin yapılmadığı, kanser hastası mahpusların bazı ilaçlarından ücret talep edildiği belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde havalandırmaların keyfi olarak geç açıldığı ve erken kapatıldığı, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava imkanlarını asgariye indirdiği, bazı hapishanelerdeki karantina koğuşlarının hijyenik olmadığı, temizlenmesine yönelik idareye şikayet iletilse de temizlenmediği ve yeterince havalandırılmadığı belirtilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yaşlı ve ağır hasta mahpus Mehmet Emin Özkan’ın tedavisi dışarıda gerçekleşmelidir’

    ‘Yaşlı ve ağır hasta mahpus Mehmet Emin Özkan’ın tedavisi dışarıda gerçekleşmelidir’

    PİRHA – Çok sayıda sivil toplum örgütü 25 yıldır hapishanede bulunan 82 yaşındaki Mehmet Emin Özkan için çağrıda bulundu. Yapılan çağrıda Özkan’ın hapishanede tek başına hayatını idame ettiremeyeceği ve hastalığının hapishane koşullarında tedavi edilemeyeceği belirtilerek derhal serbest bırakılması istendi. 

    13 sivil toplum örgütü uzun yıllardır hücrede kalan ve yeme, içme giyinme, banyo gibi kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan 82 yaşındaki hasta mahpus Mehmet Emin Özkan’ın nitelikli sağlık hizmetine erişimin sağlanması için çağrıda bulundu.

    “BİRÇOK KRONİK HASTALIĞI VAR”

    Sivil toplum örgütleri yaptıkları çağrıda şu ifadelere yer verildi:

    “82 yaşında ve 25 yıldır hapishanede olan ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Mehmet Emin Özkan yüksek tansiyon hastasıdır. Uzun yıllardır hücrede kalmasının da etkisiyle Özkan’ın işitme kaybı, sindirim ve solunum rahatsızlıkları, unutkanlık gibi birçok kronik hastalığı bulunmaktadır. Bunun yanında Mehmet Emin Özkan’ın beyninde bulunan iltihap ve hapishanede geçirdiği kalp krizinden ötürü hayatı ciddi bir risk altındadır. Hastalıklarından dolayı kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamamaktadır.

    “YARDIMSIZ YÜRÜYEMEMEKTE VE AYAKTA DURAMAMAKTA”

    Pandemi sebebiyle hapishanelerde alınan önlemler gerekçe gösterilerek, son 6 aydır tedavisi için gerekli sağlık kontrolleri düzenli yapılmamaktadır. Bunun yanında Mehmet Emin Özkan’ın ailesinden edindiğimiz bilgiye göre Mehmet Emin Özkan yardımsız yürüyememekte ve ayakta duramamakta. Bu sebeple kaldığı kısımdan neredeyse hiç çıkamayan Mehmet Emin Özkan hiçbir sosyal etkinliğe katılamamaktadır. Aile görüşlerine de bu sebeplerden ötürü çıkamamakta ya da diğer mahpusların yardımı ile görüşmenin yapıldığı yere götürülmektedir.

    Sağlık sorunlarından ötürü infaz erteleme başvurusu yapmak için Adli Tıbba başvuran Özkan hakkında tüm sağlık sorunlarına rağmen hapishanede kalabileceği yönünde rapor verilmiştir. Mehmet Emin Özkan’ın ağırlaştırılmış müebbet hükmü aldığı dosyadan da yeniden yargılama süreci devam etmektedir.

    SAĞLIK HİZMETİNE ERİŞİMİ İVEDİLİKLE SAĞLANMALI

    Tüm bu bilgiler ışığında Mehmet Emin Özkan’ın hapishanede tek başına hayatını idame ettiremeyeceği ve hastalığının hapishane koşullarında tedavi edilemeyeceği açıktır. Yaş ve kronik hastalıkların, olası Covid19 olması durumunda yol açacağı yaşamsal risklerde göz önüne alındığında pandemi koşullarında tedavisinin dışarıda gerçekleşmesi için infazına ara verilmesinin sağlanması ve derhal serbest bırakılması uygun olacaktır. Bu anlamda nitelikli sağlık hizmetine erişimin sağlanması için gerekli girişimlerin ivedilikle başlatılması gerekmektedir.”

    Açıklamada imzası bulunan kurumlar şöyle:

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Dışarıda Deli Dalgalar İnisiyatifi,  Diyarbakır Tabip Odası, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD), Görülmüştür İnisiyatifi, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Mahsus Mahal Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şubesi, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV),Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Koronavirüs uyarısı: Cezaevlerini bir an önce boşaltılsın

    Koronavirüs uyarısı: Cezaevlerini bir an önce boşaltılsın

    PİRHA- İHD, TİHV, ÖHD, ÇHD, SES, CİSST, yayınladıkları ortak açıklamada, cezaevlerinin doluluk oranlarına dikkat çekerek, olası bir salgında acilen alınması gereken önlemleri sıraladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği(CİSST), “Covid-19 Salgını Ve Hapishanelerde Acilen Alınması Gereken Önlemler” başlık açıklama yayımladı.

    Açıklamada, “Hapishaneler kişisel alan ve hijyenin en az bulunduğu kapalı kurumlardır. Yoğun ve hareketli nüfus, hapishanelerin özellikleri ve organizasyonu bu tür salgınların yayılması için oldukça elverişli ortamlardır” denilerek şu görüşlere yer verildi:

    “Adalet Bakanlığı açıklamalarına göre Ocak 2020 itibariyle 355 hapishanede 294 bin mahpus olduğu açıklanmıştır. Bu da cezaevlerinin fiziksel koşullarının daha da kötüleşmesine ve hak mahrumiyetlerinde ciddi bir artışa yol açmaktadır. Bugün Türkiye cezaevlerinde İHD verilerine göre 2019 yılında tespit edilebilen 457’si ağır hastalığı bulunan toplamda 1333 hasta mahpus bulunmaktadır. Böylesi bir ortamda koronavirüs salgınından korunmak pek mümkün gözükmemektedir. Bu gibi kapalı kurumlarda virüsün yayılmasının ne kadar ciddi problemler yaratabileceği hali hazırda İtalya ve İran hapishanelerinde görülmektedir. Hapishanelerdeki mahpusların ve hapishane personelinin, mahpus yakınlarının ve avukatların sağlığı sorununun bir halk sağlığı sorunu olduğu göz önünde bulundurularak ilgili kamu kurum ve kuruluşların buralarda da gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.”

    Açıklamada Adalet Bakanlığı’nın hapishaneler ile ilgili açıkladığı önlemlerin yetersiz olduğu belirtilerek, şunlar belirtildi:

    “Ağır hasta mahpusların salgın hastalık durumunda ciddi risk grubunda bulunması nedeniyle serbest bırakılarak infazlarının ertelenmesini, tutuklu olanların serbest bırakılmasını, virüsün özellikle 60 yaş üstü kişilerde ölümcül etkisi göz önünde bulundurularak 60 yaş üstü mahpusların tedbiren serbest bırakılarak infazlarının ertelenmesini, tutuklu olanların serbest bırakılmasını, hamile ve çocuklu kadınların (780 çocuk anneleri ile birlikte kalıyor), çocuğun üstün yararı ilkesi gözetilerek serbest bırakılmaları ve infazlarının ertelenmesini, çocuk tutukluların bir an önce serbest bırakılmasını, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kullanılarak suçlanan siyasi tutukluların bir an önce serbest bırakılmasını, son dönemde kamuoyu gündeminde olan infaz düzenlenmesine ilişkin yasa teklifi çalışmalarının infazda eşitlik ilkesi, infaz sürelerinin kısaltılması ve dezavantajlı mahpus grupların mağduriyetleri göz önünde bulundurularak derhal yasalaştırılmasını, tutuklamanın istisna olduğu gerçeğinden hareketle tüm tutukluların durumlarının dosya üzerinde incelenerek bir an önce tahliyelerinin sağlanmasını, mahpusların hak mahrumiyetine sebep olacak (şartla infaz süresinin uygulanması, görüş hakkı, sevk hakkı gibi) disiplin cezalarının uygulanmasından vazgeçilmesini savunuyoruz.

    Hapishanelerde mahpusların sağlıklarının korunabilmesi, bulundukları alan ve kendi kişisel temizliklerini sağlayabilmeleri için, acilen temizlik malzemelerinin kendilerine ücretsiz verilmesi ve parası olmayan mahpusların da temizlik ürünlerine erişimi sağlanmalıdır” denilerek, hapishanelerde de çevresel ve kişisel hijyenin sağlanması için gerekli önlemleri almanın, hastalığın yaygınlaşmasını önlemek için azami özen göstermenin hapishane idarelerinin ve devletin temel sorumluğu olduğuna işaret edildi.

    “HAPİSHANELERDE CORONA VİRÜS SALGINI İLE İLGİLİ ALINAN/ALINACAK ÖNLEMLER KAMUOYU İLE PAYLAŞILMALI”

    Yapılan ortak açıklamada son olarak şu talepler dile getirildi:

    “Hapishanelerdeki banyo, tuvalet gibi ortak alanların her gün dezenfekte edilmesi, mahpusların yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesinin sağlanması, vitamin takviyesi yapılması, risk grubunda ve kişisel hijyenlerini sağlamakta yetersiz olan kronik hasta, engelli, yaşlı, çocuklu, hamile mahpusların adli kontrol yoluyla cezalarının ertelenmesi sağlanana kadar, kalabalık koğuşlar yerine kapasitesi ve hijyen koşulları uygun ortamlarda tutulması,

    *Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği’nin önerileri ve uyarıları dikkate alınarak hapishanelerde görev yapan tüm personelin bilgilendirilmesi,

    *Atılması gerekli olan adımların ve uyulması gerekli olan kuralların belirlenmesi,

    *Mahpusların iletişim araçlarına erişimlerindeki kısıt dikkate alınarak ilgili personel tarafından bu bilgilerin paylaşılması,

    *Telefonla görüş hakkının her mahpusa haftada en az iki kere olacak şekilde uygulanması,

    *Hapishane içine girecek kişilerin salgını önlemek için uyması gereken hijyen kuralları ve alması gereken önlemler konusunda bilgilendirilmesi, mahpuslarla temasın söz konusu olduğu durumlarda bu önlemlerin yanı sıra uygun ortam ve koruyucu malzemeler sağlanması,

    *Sağlık çalışanları başta olmak üzere mahpuslarla temas eden tüm çalışanlara koruyucu giysi ve malzeme temin edilmesi, özellikle risk grubunda olan çalışanlar başta olmak üzere tüm hapishane çalışanları için çalışma koşullarını da kapsayacak şekilde gerekli önlemlerin alınması, kurumda düzenli ve yeterli sayıda sağlık personelinin bulunması (sayının arttırılması),

    *Tüm mahpus, hapishane çalışanı ve mahpus yakınlarından olası belirtiler gösteren kişilerin testlerinin hızlı ve güvenilir şekilde yapılabilmesi için gerekli önlemlerin alınması, görüşlerin yapıldığı alanlarda mahpusların görüş haklarını ihlal etmeyecek şekilde hızla önlemlerin artırılması ve alanların sıklıkla dezenfekte edilmesi, mahpusların yakınlarıyla haberleşebilmesi için imkanların arttırılması,

    *Hapishanelere yakın yerlerde bulunan hastanelerde ve mahpuslara sağlık hizmeti verilen sağlık kurumlarında uygun – yeterli sağlık hizmeti verilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması, mahpusların sağlık kurumlarına ve hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınması,

    *Sağlık gerekçesiyle alınacak önlemlerin mahpusların temel haklarını ihlal etmeyecek şekilde uygulanmasına  özen gösterilmesi, hapishanelerde corona virüs salgını ile ilgili alınan/alınacak önlemler, karantina uygulamaları ile mahpusların sağlık durumları konusunda başta mahpusların aile ve avukatları olmak üzere kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi zorunludur.”

    PİRHA/ANKARA