Etiket: çocuk işçi

  • Tekstil atölyesinde çalıştırılan 11 yaşındaki çocuk işçi hayatını kaybetti!

    Tekstil atölyesinde çalıştırılan 11 yaşındaki çocuk işçi hayatını kaybetti!

    PİRHA- Adana’da, bir tekstil atölyesinde asansör kabiniyle duvar arasında sıkışan 11 yaşındaki Ahmet Avan, hayatını kaybetti. Asansörün bir süredir bozuk olmasına rağmen çalıştırıldığı öne sürüldü. 

    Adana’da, tekstil atölyesinde asansör kabiniyle duvar arasında sıkışan çocuk işçi yaşamını yitirdi.

    Alınan bilgiye göre, 11 yaşındaki Suriye uyruklu Ahmet Avan, merkez Seyhan ilçesi Kocavezir Mahallesi’ndeki bir tekstil atölyesinin asansör kabiniyle duvar arasına sıkıştı.

    İşçilerin durumu fark etmesi üzerine olay yerine itfaiye ekipleri yönlendirildi. Ekiplerin sıkıştığı yerden çıkardığı çocuğun yaşamını yitirdiği belirlendi.

    Çocuğun cenazesi, otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

    “ASANSÖR BİR SÜREDİR BOZUKTU”

    Evresel’den Halil İmrek‘in aktardığına göre, asansör bir süredir bozuk olmasına rağmen çalıştırılıyordu.

    Olayın şokunda olan işçilerin çoğu konu ile ilgili bilgilerinin olmadığını söylerken bir işçi, “Asansör bir çalışıyor, bir çalışmıyordu. Zaten bir süredir bozuktu. İnsan hayatı çok ucuz” diye konuştu.

    ÇOCUKLAR GÜVENCESİZ ÇALIŞTIRILIYOR

    Ülke genelinde yoksulluk derinleştikçe çocuk işçiliği artıyor, çocuklar eğitimden uzaklaşıyor. 2021’de yüzde 16,4 olan çocuk işçiliği, geçen sene yüzde 18,7’ye yükselirken, bu sene ise yüzde 22,1’e ulaştı.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 yılı çocuk istatistiklerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22.1’e yükseldi. Geçen sene bu oran yüzde 18.7’ydi.

    İşgücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olarak tespit edildi.

    Dünyadan en fazla mülteci barındıran ülkelerden Türkiye’de, artmaya devam eden göçmen nüfusuyla birlikte çocuk işçi sayısında da önlenemez bir yükseliş yaşanıyor. Özellikle merdiven altı atölyelerde çocuk işçiler sigortasız, güvencesiz çalıştırılıyor.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı rapora göre ise MESEM’de, tarlada, sokakta, sanayide, inşaatta çalıştırılan çocukların ölümlü kazalarla karşılaşıyor. Son 11 yılda en az 695 çocuk çalıştırılırken yaşamını yitirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Son 11 yılda en az 695 çocuk işçi hayatını kaybetti!

    Son 11 yılda en az 695 çocuk işçi hayatını kaybetti!

    PİRHA – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı raporda, MESEM’de, tarlada, sokakta, sanayide, inşaatta çalıştırılan çocukların maruz kaldığı ölümlü kazalara dikkat çekildi. Aktarılan bilgilere göre son 11 yılda en az 695 çocuğun, çalıştırılırken yaşamını yitirdiği öğrenildi.

    Mesleki Eğitim Merkezleri’nde yaşanan (MESEM) ölümlü kazalar gündemdeyken İSİG Meclisi, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü öncesinde hazırladığı raporu paylaştı.

    Çocukların okuması, oynaması, sağlıklı ve güvenli yaşaması gerekirken, yoksulluk temelinde işçileştirildiğine dikkat çeken İSİG Meclisi, her yıl en az 60-70 çocuk işçinin, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini vurguladı.

    “MESEM, EKONOMİK ÜRETİM BİRİMİ HALİNE GELDİ”

    Devlet eliyle, çocukların MESEM’de işçileştirildiğini belirten İSİG Meclisi, iş cinayetlerine dair hazırladığı raporda şu ifadelere yer verdi:

    “2006 yılında Türkiye’nin en büyük tekeli Koç Holding ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) işbirliğiyle, “meslek lisesi memleket meselesi” sloganıyla tohumları atılan MESEM programı, sadece AKP iktidarıyla sınırlandırılamayacak çok katmanlı bir sermaye projesidir. Her sermaye projesinde olduğu üzere MESEM’lere de ekonomik ve ideolojik hegemonyayı tamamlamaya dönük asli roller tanımlanmıştır.

    MESEM, emek piyasasını uzun vadeli biçimlendirmenin araçlarından birisidir. Düşük ücretlerin ve uzun çalışma sürelerinin hakim olduğu emek yoğun sektörleri ayakta tutmaya hizmet eden MESEM programları, öğrenci-işçi konsepti eşliğinde ekonomik üretim birimi haline gelmiştir. Nisan 2023 tarihi itibarıyla mesleki teknik eğitim çerçevesinde döner sermaye kapsamındaki üretim gelirleri 2 milyar liraya yükselirken, bu gelirden öğrenci ve öğretmenlere düşen pay sadece 300 milyon liradır.

    MESEM’ler sermayenin ucuz emek rezervlerini doldurmanın dışında doğrudan patronlara finansman desteğinin de bir aracıdır. 2024 yılında bedavaya çalıştırılan öğrenci-işçiler için patronlara 1 milyar 698 milyon TL ödenirken, son üç yılda MESEM programlarına aktarılan kamu kaynağı 15 milyar liraya yaklaştı.

    MESEM aracılığıyla ortaokulu bitiren öğrencileri örgün eğitimden kopararak haftanın (resmi olarak) dört günü bedava işgücü olarak patronların sömürüsüne sunan MEB, şimdi de yaz döneminde “beceri geliştirme programı” adı altında 7. ve 8. sınıftan itibaren tüm öğrencilerin katılabileceği “zanaat atölyeleri” açıyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Erzurum, Konya, Mersin, Rize, Samsun, Sivas ve Şanlıurfa olmak üzere 10 şehirde 196 okulda başlatılacak pilot uygulamayla mesleki eğitim yaşı (12-13 yaşa) düşürülüyor.

    “ÇOCUKLUKLARINI İŞYERLERİNDE BIRAKACAKLAR”

    Devlet eliyle işçileştirilmenin hayata geçirildiği bu süreçte doğal olarak maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM tercihinde (zorunluluğunda) bulundu. Böylece bir yandan okuyup diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alma imkanları olacaktı. Ancak bu çocuklara sunulan gelecek organize sanayi bölgelerinde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmak. Çocuklarımız sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar.

    “SİSTEMATİK UCUZ EMEK SÖMÜRÜSÜ”

    İSİG Meclisi, son 11 yılda en az 695 çocuk işçinin yaşamını yitirdiğini vurgulayarak, ‘Çocuk işçi’ kavramına dair de şu değerlendirmeyi paylaştı:

    “Yasalarda belirtilen ‘Çocuk işçi: 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişidir.’ ve ‘Genç işçi: 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişidir.’ tanımlarını güncel olarak ve uzun vadede istisnalar, çalışma hakları, sosyal güvenceleri gözeterek unutmuyoruz. Zira bugün ‘Emeklilikte Adalet’ talebini yükselten 25-30 yıl evvelinin çırak ve stajyerlerinin taleplerinin temeli de buraya dayanıyor. Ancak raporumuzda tanımımızı evrensel bir sınıf değerine dayandırıyoruz: ‘18 yaşını doldurmayan ve (ücretli ya da kendi nam ve hesabına/ücretsiz) çalışan toplumun her üyesini ‘çocuk işçi’dir…

    Bu noktada her zaman güncel olarak kullandığımız ‘çocuk işçi’ kapsamını tekrar hatırlatalım: Çocuk işçiler tarım sektöründe ailesiyle birlikte mevsimlik olarak ücretli veya tarlasında çalışanlardır. Çocuk işçiler, haftanın bir günü okulda dört günü işyerinde olan MESEM adı altında çalışanlardır. Çocuk işçiler, kentlerin varoşlarında aile içi emek kapsamında ücretsiz çalışanlardır. Çocuk işçiler iş öğrensin diye yaz tatilinde çalışanlardır. Çocuk işçiler harçlığını kazansın diye tanıdığın yanına verilenlerdir…

    Çocuk işçiler sistematik olarak Türkiye kapitalizminin daha ilköğretim çağındayken bile acımasız üretim çarklarına soktuğu oyun alanlarından koparılan çocukluğunu, gençliğini ve sağlığını işyerlerinde bırakan bu ülkenin geleceğidir. Kesinlikle arızi bir olgu değil bilinçli sistematik bir ucuz emek sömürüsüdür.”

    SANAYİLERDEKİ ÇOCUK ÖLÜM ORANLARI ARTIYOR!

    İSİG Meclisi, 2013-2024 yıllarında çocuk iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı ise şu şekilde açıkladı:

    “Tarım, Orman işkolunda 383 çocuk (252 işçi ve 131 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 75 çocuk; Metal işkolunda 52 çocuk; Konaklama işkolunda 49 çocuk; Gıda işkolunda 24 çocuk; Ticaret işkolunda 23 çocuk; Genel İşler işkolunda 21 çocuk; Tekstil, Deri işkolunda 17 çocuk; Taşımacılık işkolunda 16 çocuk; Ağaç, Kağıt işkolunda 12 çocuk; Kimya, Lastik işkolunda 7 çocuk; Enerji işkolunda 4 çocuk; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 çocuk; Madencilik işkolunda 1 çocuk; İletişim işkolunda 1 çocuk; Sağlık işkolunda 1 çocuk; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 6 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.”

    Sektörel dağılıma baktığımızda çocuk işçi ölümlerinin yüzde 55’ini tarım, yüzde 20’sini sanayi, yüzde 14’ünü hizmetler ve yüzde 11’ini inşaat oluşturuyor.

    Her ne kadar çocuk işçi ölümlerinin yarısından fazlasını tarım sektörü oluştursa da bu oran hızla düşüyor. Sanayi, hizmetler ve inşaatlardaki çocuk ölüm oranları artıyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi özellikle MESEM’ler eliyle çocuk işçiliğin kitlesel bir biçimde şehir içine taşınması. İkincisi ise Anadolu şehirlerinde hızla boy gösteren OSGB’ler ve burada yoğun bir çocuk işçiliğin olması.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Çocuk Komisyonu: 160 milyon çocuk vahşi sömürü koşullarında çalıştırılıyor

    DEM Parti Çocuk Komisyonu: 160 milyon çocuk vahşi sömürü koşullarında çalıştırılıyor

    PİRHA- DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada, “Tüm dünyada milyonlarca çocuk işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu, işçileştirilen çocuklara ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

    Açıklamayı Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan yaptı.

    “ÇOCUKLAR UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK GÖRÜLMEKTE”

    Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan, görünmeyen emekleriyle başta kadınların olmak üzere tüm işçilerin ve emekçilerin 1Mayısı’nı kutlayarak açıklamaya başladı. Seylan, “Bugün kapitalizm kendini yeniden var edebilmek için tüm doğaya, kadınlara, çocuklara, halklara ve emeğe düşman politikalarını derinleştirerek devam etmektedir. Ağır çalışma koşulları altında çalışan emekçiler güvencesizleştirilerek esnek çalışma koşullarına mecbur edilmektedir. Tüm dünyada milyonlarca çocuk da maalesef işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Modernizmin çocukları toplumsal özne olarak görmeyen hâkim çocuk algısı, gözlerini kar hırsı bürümüş sermayedarların amaçlarına hizmet etmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE EN AZ 888 ÇOCUK ÇALIŞIRKEN KATLEDİLMİŞTİR”

    Türkiye ekonomisini ihracata dayalı rekabetçi modelle büyütme stratejisi çocukları fabrikalarda, tarlalarda ve atölyelerde işçileştirmekte, mevcut işçi rezervini daha hızlı doldurmak amacıyla çocukları da sefalet koşullarına itmektedir. Çocuklar fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde işçileştirilerek sermayedarların zenginleşmesi uğruna çok yönlü şiddetin ve istismarın hedefine konulmaktadır. İSİG Meclisi’ne göre 2002-2023 yılları arasında, yani AKP iktidarı döneminde en az 888 çocuk çalışırken katledilmiştir. Bildiğiniz gibi, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi uyarınca 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak ve suçtur. Ancak 2004 yılında çıkarılan ‘Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’le çocukların işçileştirilmesi yasal bir zemine kavuşturulmuştur” dedi.

    “REKABETÇİ EKONOMİ POLİTİKASIYLA ÇOCUKLAR ÇALIŞMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR”

    TÜİK’in 2023 raporuna göre, Türkiye’de 9,4 milyon çocuk, yani her iki çocuktan birinin yoksul olduğu bilgisini aktaran Seylan, şöyle devam etti:

    “Türkiye geçen yıl ‘Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma Riski Altında Olan Çocuk’ sıralamasında Avrupa ülkeleri arasında üçüncü sırada yer aldı. Genel bütçenin 40 milyar dolarını savaş ve savaş politikalarına aktaran mevcut iktidar, ekonomik krizin faturasını çocuklara da kesiyor. Mevcut iktidar bloku nüfusun yüzde 26’sını oluşturan çocukların derin yoksulluk sorununu çözeceğine, neoliberal ve rekabetçi ekonomi politikasıyla çocukları çalışmak zorunda bırakıyor ve bunu kapitalist sömürünün bir aracı olan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) gibi araçlarla da kolaylaştırıyor.

    “MESEM’LER DERHAL KAPATILMALI VE TÜM SORUMLULAR HESAP VERMELİ”

    Bugün MESEM’lerde yaklaşık 1,5 milyon öğrenci var ve bu öğrencilerin yaklaşık 300 bini 18 yaş altı. Bu çocuklar meslek öğrenme ve staj adı altında patronların insafına bırakılıyor. Çocuklar ağır çalışma koşulları altında bu merkezlerde katlediliyorlar. Sermayedarlarla kol kola yürüyen iktidar MESEM’lerde katledilen çocukların hesabını vermek zorundadır. Son 1 yılda MESEM’lerde katledilen çocuk sayısı 8’dir. MEB bu ölümlerin hesabını vereceğine, öğrencilere, ‘her türlü hukuki ve cezai sorumluluk ile tazminatlar çırak/öğrenci ve velisine ait olacaktır’ şeklinde bir yazılı belge imzalatmaktadır. Buradan bir kez daha sesleniyoruz, MESEM’ler derhal kapatılmalı ve tüm sorumlular hesap vermeli!

    “15-17 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI 22,1”

    TÜİK Hane Halkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1’dir. Bu oran geçen yıla göre 3,5 puan artmış durumda. Bugün, 2019 yılının resmi verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaşlarda 720 bin çocuk çalışmaktadır. Ancak kayıt dışı çalışan çocuklar bu verilere dahil değildir. Stajyer ve meslek eğitimi gören öğrenciler ve mevsimlik tarımda çalışan çocuklar yer almıyor. Kayıt dışı olarak çalışan çocukların önemli bir bölümünü mülteci çocuklar oluşturuyor. Mevcut iktidar blokunun savaş politikalarıyla mültecileştirilen ve sayısı milyonları bulan çocuklar tarım, sanayi, inşaat ve ticaret gibi iş kollarında günübirlik ve güvencesiz şekilde işgücü piyasasına dâhil oluyor ve adeta açık hava kampında ağır sömürü koşullarında çalıştırılıyor. Bugün tekstil atölyelerinde 12 saati aşkın sürelerle binlerce çocuk sömürülüyor. Yoksul ve mülteci çocuklar tekstil atölyelerinde neoliberal vahşi kapitalizmin ucuz iş gücü olarak görülüyor. Bu çocuklar güneş görmeden büyümek zorunda bırakılıyor. Bunu çözmeyenler bu çocukların geleceğinden de sorumludur.”

    “DEM PARTİ, BELEDİYELERİNİN TAMAMINDA ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇOCUK POLİTİKALARI HAYATA GEÇİRECEK”

    “Kronikleşmiş çocuk yoksulluğu bu ülkenin kaderi değil” diye İhsan Seylan, “Ülke kaynaklarını yandaşa, ranta, savaşa ayıran iktidar politikaları çocuk yoksulluğunun sebebidir” dedi.

    Seylan şunları kaydetti:

    “Yıllardır söylüyoruz bir kez daha somut olarak belirtelim: Öncelikle Meclis’te Çocuk İhtisas Komisyonu kurulmalı ve çocukların sorunları burada gündeme getirilmelidir. Ancak vahşi kapitalist çarkta sömürülen çocukların maruz kaldığı şiddetin çözülmesi bir komisyonla da olmaz. Bunun temel yollarından biri Çocuk Bakanlığının kurulmasıdır. Çocuk Bakanlığının kurulması çocuk alanında yaşanan yapısal sorunların çözülmesi için de çocuklara bütçe ayrılması için de elzemdir. Ayrı Çocuk Meclislerinin kurulması ve kentlerin çocuk özgürlükçü kentler olarak inşa edilmesine kadar yerel yönetimler de çocuk politikaları geliştirme alanında en temel kurumların başında gelmektedir. Demokratik, ekolojik, özgürlükçü ve toplumcu yerel yönetimler paradigmasına dayanan DEM Parti, belediyelerinin tamamında özgürlükçü çocuk politikalarını hayata geçirmelidir, geçirecektir. DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak bu sürecin parçası, politika geliştiricisi ve takipçisi olacağız.

    “KOMÜNAL BİR EKONOMİ İNŞASI KAPİTALİZME EN GÜÇLÜ CEVABIMIZ OLACAK”

    Bu karanlık tabloya rağmen çocukların sömürüsüz bir dünyada özgürce yaşayabileceklerine inanıyoruz. Demokratik ve komünal bir ekonominin inşası kapitalizme verilebilecek en güçlü cevabımız olacaktır. Kapitalizmin sömürü şiddetine karşı çocuklarla beraber çocuklar için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bijî Yek Gûlan! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın kadınların, çocukların emeği!”

    PİRHA/ANKARA

  • MESEM kapsamında çalıştırılan çocuğun kafası makineye sıkıştı

    MESEM kapsamında çalıştırılan çocuğun kafası makineye sıkıştı

    PİRHA- Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalıştırılan çocuklar iş cinayetlerinde can vermeye ve yaralanmaya devam ediyor.

    İstanbul Büyükçekmece’de çalıştırıldığı iş yerinde kafası sac büküm makinesine sıkışan 14 yaşındaki A.T. ağır yaralandı. Kafası sıkıştığı yerde 16 dakika boyunca kurtarılmayı bekleyen A.T., günlerdir yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor.

    Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında haftanın 1 günü okulda eğitim gören A.T, haftanın diğer 4 gününde ise metal, demir ve çelik alanında faaliyet gösteren; Karaağaç Mahallesi İstanbul Caddesi’ndeki bir işletmede çalıştırılıyordu.

    KAFASININ SIKIŞTIĞI 16 DAKİKA SONRA FARK EDİLDİ!

    9 Ocak Salı günü öğle saatlerinde sac büküm makinesinde çalıştırılan A.T’nin kafasının sıkıştırdığı, 16 dakika sonra fark edildi. İhbar üzerine iş yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ağır yaralı öğrenci, sağlık ekiplerinin ambulanstaki ilk müdahalesinden sonra hastaneye kaldırıldı. Günlerdir yoğun bakımda hayat mücadelesi veren çocuğun hayati tehlikesinin devam ettiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der Denizli: Mesleki eğitim merkezleri ile sermayenin ucuz iş gücü karşılanıyor!

    Veli-Der Denizli: Mesleki eğitim merkezleri ile sermayenin ucuz iş gücü karşılanıyor!

    PİRHA- Veli-Der Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, Mesleki Eğitim Merkezleri ile sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görüldüğünü ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önünün açıldığını ifade ederek,  “Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır” diye konuştu.

    MEB’in bir market zinciri ile imzaladığı protokolle gündeme gelen Mesleki Eğitim Merkezleri, lise öğrencilerini eğitimden kopardığı ve ucuz iş gücüne dönüştürdüğü için eleştirilerin hedefinde.

    “ÇOCUK İŞÇİLERİ YAYGINLAŞTIRILDI”

    Bekçi, eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki ile çocukların eğitim hakkının ihlal edildiğini söyleyerek, “Şura sonuçları eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki, Organize Sanayi Bölgelerine yeni mesleki okulların açılacağının müjde olarak duyurulması, çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl ihlal edildiğini ve eğitim edileceğini bize göstermişti. Şura ile Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinin (MTAL) okul özelliğinin kaldırılarak Mesleki Eğitim Merkezlerine (MESEM) dönüştürülmesi, sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görülmesi ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önü açılmıştır” dedi.

    “ÖĞRENCİLER KİMLERİN İHTİYAÇLARINI KARŞILIYOR?”

    Mesleki Eğitim Merkezleri’nde haftasonları dahil çalıştırılan çırak öğrenci sayısının 1 milyon 300 bine ulaştığını bilgisini paylaşan Bekçi, “Mesleki Eğitim Merkezlerinde haftada bir gün okula gelen, kağıt üzerinde dört gün işyerinde bulunan gerçekte ise Cumartesi bazen de Pazar günü de çalıştırılan çırak öğrenci sayısı 2020-21’de 159 bin 773 iken 2023 Ocak ayı itibariyle 1 milyon 300 bine ulaştı. MESEM uygulaması ne amaçla, kimin kimlerin hangi ihtiyacını karşılamak için neden yaygınlaştırılıyor? Mesleki ve Teknik Eğitim maliyetli bir eğitimdir. Mesleki ve Teknik Eğitimin olmazsa olmazı laboratuvar, atölyeler ve buralarda eğitim için gerekli makine, donanım; eğitim sırasında tüketilecek elektrik ve malzemeler, eğitim personeli MEB bütçesi için ciddi bir yekûn teşkil etmektedir. MEB yetkilileri bu eğitimi bir mali külfet olarak görmektedirler” şeklinde konuştu.

    “SERMAYENİN UCUZ İŞGÜCÜ KARŞILANIYOR”

    Öğrencilerin sermayenin ucuz iş gücünü karşıladığını kaydeden Bekçi, “MESEM’e kayıtlı öğrenciler sadece haftanın bir günü teorik meslek ve kültür dersleri için okula gelecektir. Öğrencinin maaşının işsizlik sigorta fonundan karşılanması, sigorta primi gibi giderler teknik eğitime yapılan harcamayla kıyaslandığında çok cüz’i bir rakama karşılık gelecektir. Diğer bir yandan Mesleki Eğitim Merkezlerinde kayıtlı öğrencilerin iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası devlet tarafından, işveren devlet katkısı amacı dışında kullanılan işsizlik sigorta fonundan karşılanmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Sayın Özer’in ifade ettiği gibi; “İşveren üzerindeki maddi yükün kaldırılarak çok cazip bir mekanizma” oluşturulmuştur. Böylelikle sermayenin ucuz işgücü talebi karşılanmıştır” diye belirtti.

    “MESEM’LE MTAL AYNI ŞEY DEĞİL”

    Bekçi, “MESEM’lerde uygulanmaya başlanan “Meslek Lisesi Telafi Programı” ile, MESEM’den de Meslek Lisesi diplomasının alınabilmesinin önü açıldı. MESEM’lerden Lise diplomasına sahip olmayla, MTAL’den diploma sahibi olmak aynı şey değildir. MESEM’lerde uygulanan Lise telafi programı ile MTAL’lerde uygulanan program karşılaştırıldığında; MESEM’lerde uygulanan meslek lisesi telafi programının ders yükü, MTAL’lerin ders yükünden çok daha azdır. Aralarında eşitliğin olmadığı programlardan alınan diplomalar da eşit olmamalıdır. MESEM’lere kayıtlı öğrenciler 9-10-11. sınıflarda asgari ücretin en az yüzde 30’u,12. Sınıfta asgari ücretin en az yüzde 50’si ücret almaktadır. Ustalık Telafi Programından biran önce vazgeçilmelidir” diyerek taleplerini sıraladı.

    TALEPLER

    “1- MTAL’lerdeki MESEM uygulamasına, MESEM’lerde uygulanan Meslek Lisesi Diploma Telafi Programı ve Ustalık Telafi Programına son verilmelidir,

    2- Mesleki ve teknik eğitim; beceri, yetenek ve asgari düzeyde ilköğretimde alınması gereken temel bilgilere sahip olmayı gerektirir. Mesleki ve teknik eğitime alınacak öğrencilerde mutlaka bu kriterler aranmalıdır,

    3- İşsizlik sigorta fonunun kuruluş amacı dışına çıkılarak, bu fondan sermayeye para aktarımından vaz geçilmelidir.

    4- Stajyer öğrencilerin; sadece iş kazası ve meslek hastalıklarını kapsayan sigortası, staja başladıkları gün esas alınarak emeklilik sigortası olarak da genişletilmelidir.

    5- İşletmelerin, “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine uyulup uyulmadığı titizlikle denetlenmeli, bu konuda müsamaha gösterilmemeli, yönetmelik hükümlerine uymayanlar hakkında gerekli cezai yaptırımlar kesinlikle uygulanmalıdır.

    6- Öğrencilerin MTAL ve ÇPAL’lere geri dönüşü, örgün eğitim içerisinde nitelikli mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalıdır.

    7- Özel meslek liselerine verilen “teşvik” uygulaması sonlandırılmalı, özel meslek liselerine ayrılan kaynaklar yoksulluk/açlık sınırı altında yaşayan ebeveynlerin çocuklarına eğitim desteği/bursu olarak verilmeli, çocukların okullarına geri dönüşü sağlanmalıdır.

    8- Devlet kaynakları çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana kullanılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İş kazası nedeniyle sakat kalan işçi 10 yıldır adalet bekliyor!

    İş kazası nedeniyle sakat kalan işçi 10 yıldır adalet bekliyor!

    PİRHA-İnşaat işçisi Deniz Ayhan çocuk işçi olarak, sigortasız çalıştığı şantiyede geçirdiği iş kazası sonrası sakat kaldı. PİRHA’ya konuşan Ayhan, 10 yıldır hukuki mücadele verdiğini belirterek “O gün patronun sözüne inandım iş kazası olduğunu söylemedim, söyleseydim bugün bu durumda olmazdım” dedi.

    Mersin’de yaşayan inşaat işçisi Deniz Ayhan, daha 18 yaşında bile değilken geçim sıkıntısı nedeniyle sigortasız çalışmak zorunda kaldığı inşaatta iş kazasına uğradı. Kaza sonrasını ‘tüm hayatım mahvoldu’ diye tanımlayan Ayhan, patronunun kendisini kandırdığını, iş kazası nedeniyle dava açtığını ancak 10 yılı aşkın süredir hala bir sonuç alamadığını belirterek yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “YILLARDIR SİGORTALI ÇALIŞTIĞIMI SANMIŞIM”

    Yaşadıkları geçim sıkıntısı nedeniyle 9-10 yaşlarından bu yana inşaatlarda çalıştığını ancak sigorta girişinin kazadan sonraki yıl olan 2011’de yapıldığını aktaran Ayhan, “Yıl 2021 ve benim bir yıl sigortam bile yok. Sözde sigortalı çalışmışım. 2-3 gün sigortalı gösterip çıkarmışlar. Birçok yerde senelerce sigortalı çalıştığımı sanıp sigortasız çalışmışım aslında. Benim kendi adıma sigortadan bir beklentim yok. Başıma bir şey gelirse ailem için istiyorum.” diye konuştu.

    PATRONUN ISRARI KAZAYA NEDEN OLDU

    Lise döneminde ailesine destek olabilmek için aynı zamanda çalıştığını da ifade eden Ayhan, yaşadığı iş kazasını şöyle anlattı:

    “Burada mahallemizde briket fabrikası vardı. Briket atölyesi, briket yapıyorduk. Ben de okuldan çıktığım zamanlar ya da okulun olmadığı günler orada çalışıyordum. Bir gün akşam üzeriydi, üstümü başımı değiştirmiş evime gidecektim. Oradan işverenimiz geldi. Yerde biraz briket kırıkları falan vardı. ‘Bunlar yarın sabaha kadar sertleşir, makine bunu kırmakta zorlanır. Al bunları da makineye at.’ dedi. Mecburen kabul ettim, dediğini yaptım. Attım makineye briketi. Briket içinde döndü döndü ama tam olarak içine girmedi. Normalde girmeyenleri kürekle falan itiyoruz içine. Bende çıkacağım için oradaki malzemeleri toplamıştım. Çocuk aklı işte ayağımla iterim gider diye düşündüm. Ayağımı dokundurmamla makine kendine çekti ayağımı. Ayağım içine girdi makinenin. Parmağım sıkıştı, başparmağımı iyice çiğnedi böyle. Kemikte durdu sıkıştı. Bağırmamla birlikte çevreden birkaç arkadaş gelip makineyi durdurup ayağımı içinden çıkardı.

    “PATRON ‘İŞ KAZASI OLDUĞUNU SÖYLEMEYELİM’ DEDİ”

    Ondan sonra işvereni çağırdılar, işveren geldi arabaya bindirdi. Yolda giderken bana dedi ki; ‘Deniz senin sigortan yok, söyleme iş kazası olduğunu, ben ne gerekiyorsa yaparım.’ Ben de dedim yani ne olacak, mahallenin insanı bana iş vermiş destek olmuş. Ben de ona bir iyilik yapayım, söylemeyeyim iş kazası olduğunu. Samimiyetine inandım, sözüne güvendim. Söylemedim iş kazası olduğunu. Hastaneye gittik. İş kazası olduğunu söylemeyince biraz önemsemediler. Kırık var dediler, bir de biraz yırtık var dikiş atılacak dediler. Alçıya aldılar kırıktan dolayı eve gönderdiler. O anda ağrı kesicinin etkisiyle uyudum, hiç fark etmedim. Sabah kalktım baktım ayağım kıpkırmızı. Direkt babam aldı beni apar topar hastaneye götürdü. Doktor alçıyı açtı baktılar baya bir kan gitmiş. Gün geçtiği için artık dikiş mikiş olmaz dediler. Zorla bir dikiş attırdık. Sonra parmak çürümeye başladı. Makinenin çiğnediğini doktorlar bilmediği için gerekli müdahaleyi yapamadılar. Biz ayağıma taş düştüğünü söyledik. Taş düşmüş deyince bir yırtık var dediler. Parmak çürümeye başlayınca parmağı keseceğiz dediler. Sonrasında başparmağımın olduğu yerin bir kısmını kestiler. Ondan sonra farklı bir tedavi sürecim başladı.

    Ondan sonra babam tabii tedavim ayağım iyileşsin diye düzelsin diye hastanelerden hastanelere götürdü. Özel hastanelere gittik, devlet hastanelerine gittik. Bir sürü para gitti tabi. Öyle böyle 3- 5 doktor, hastane gezdik ondan sonra sağ olsun bir doktora denk geldik. Doktor dedi ki benim iki seçeneğim var; ya parmağı birleştireceğim ya keseceğim. Tedavimiz başladı, hastaneye yattım. Sol bacağımı yardılar sağ ayağımı oraya sabitlediler. O eti koparmadan o öbür parmağıma diktiler. İki bacağım bildiğin birbirine yapışıktı. Sırt üstü yatacaksın, 21 gün iki bacağın birbirine bağlı kalacak dediler. Sırt üstü 21 gün hastanede yattım ben, 21 gün. Uyuyamıyordum, yazın sıcağı. Yani bu zorluklardan geçtim.”

    “PATRON MAHKEMEDE ‘BÖYLE BİR ÇALIŞANIM YOK’ DEDİ”

    Durumu kötüye gidince patronun kendilerinden uzaklaşmaya başladığını ve verdiği sözleri tutmadığını belirten Ayhan sözlerine şöyle devam etti:

    “Patron hastaneye yanıma geldi, birkaç sefer de eve geldi. Ondan sonra öyle olunca artık yolunu değiştirmeye başladı. Gelip gitmemeye başladı. Babam da bir gün kalkıp gidiyor yanına diyor ki; ‘Benim oğlumun sigortasını yap ben tedavisini yaptırayım. En azından masrafların bir kısmını sigorta karşılasın.’ Patronda kabul etmiyor, yapmıyor. Babam da işte ondan sonra kalktı gitti dava açtı. 2011’den bu yana halen davalıyız. Patron bu süreçte neler yapmadı ki. Patron benim orada olmadığımı bile inkâr etti. ‘Benim Deniz diye bir elemanım yok’ dedi. Şahit buldu, o yüzden mahkeme bu kadar uzun sürdü. Orada çalıştığım tespit edildi. Ondan sonra ‘Ben almadım kardeşim aldı’ dedi suçu kardeşine attı. Sürekli mahkeme ile oyaladılar beni. Neler yapmadılar ki…”

    “ASKERE ALDILAR AMA BEKÇİ YAPMADILAR”

    Yaşadığı tüm zorlukları ailesinin desteğiyle aşmaya çalıştığını ve patronunun bu süreçte kendisiyle hiç ilgilenmediğini vurgulayan Ayhan şunları aktardı:

    “Tabii işverenin umurunda değil. Deniz ölmüş mü kalmış mı, sakat mı kalmış, ailesi ne durumda? O süre içinde babam hiç çalışmadı, hep bize baktı. Evin geçimini bir yana bırakmış oğlumu kurtarayım derdine düşmüştü. Her seferinde 3-4 ameliyat oldum. Bir ameliyatımı da askerdeyken oldum. Bot giyemiyordum. Rahatsız ediyordu beni. Uzun süre ayakta duramıyordum. Nöbette zorlanıyordum. Askere almamaları gerekiyordu o halimle ama aldılar. İşin trajikomik tarafı şu ki sonrasında bekçi olabilmek için başvurdum almadılar. Sağlık açısından uygun değilmişim. Ayağım sakat olduğu için bekçilik yapamazmışım. Eeee askerlik yaptım ama…”

    “YAŞADIĞIM BU OLAYDAN SONRA HAYATIM MAHVOLDU”

    Tedavisinin hala devam ettiğini ve asla eskisi gibi tam iyileşemeyeceğini ifade eden Ayhan son olarak şu şekilde konuştu:

    “Başparmak yarım, sağ ayak başparmak dengeyi sağlıyor. Eskisi kadar koşamıyorum, eskisi kadar yürüyemiyorum. Yani her türlü hayatımı etkiledi bu. Benim zaten sigortam olmuş olsaydı ben o gün orada iş kazası olduğunu söylerdim. Tüm bunları yaşamak zorunda kalmazdım belki. Olan bana oldu üniversite okuyamadım. Lisedeyken oldu. Yani bu iş kazası beni hayatımdan etti diyebilirim. Hayatımın en güzel yerinde 18 yaşımdaydım. Şu an ben bu durumda olmayabilirdim  bu iş kazasını geçirmemiş olsaydım.

    Yaşadığım bu olaydan sonra hayatım mahvoldu. Dava hala sürüyor. Şu an ne durumda bilmiyorum. Çünkü anlamıyorum. Bir avukatımız var. Davayı takip ettiğini söylüyor. 2011’den bu yana sürüyor dava. Neden bu kadar uzadı bilmiyorum. Benim orada sigortasız çalıştığım kanıtlandı. Ancak patron hala hiçbir ceza almadı. Devlette, bu sistemde bizim gibilerin yanında değil.”

    AVUKATI KONUŞMAK İSTEMEDİ

    Deniz Ayhan’ın avukatı Abdullah Erkol ise konuya ilişkin konuşmak istemediğini ve davanın gündeme gelmesini istemediğini söyleyerek, “Davada gerekenleri yapıyorum. Hukuki olarak müvekkilimin mahremiyeti söz konusudur. O yüzden bilgi vermeyeceğim” dedi.

    YAŞADIKLARI BELGESEL OLDU

    Deniz Ayhan’ın yaşadığı bu iş kazası bir Youtube kanalında yayınlanan belgesel dizisine de konu oldu. ‘Parr News’ adlı kanalda yayınlanan belgeselde Deniz Ayhan’ın yaşadıkları üzerinden Türkiye’de ki işçilerin sorunlarına dikkat çekiliyor.

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

  • Her yıl yaklaşık 60 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor

    Her yıl yaklaşık 60 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor

    Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ardından her yıl 20 Kasım günü, dünya genelinde çocuk haklarına vurgu yapılan özel bir gün olarak kutlanıyor. Ancak çocukların durumu önceki yıllara göre daha da kötü. Açlık, yoksulluk, hak ihlalleri, savaş koşullarıyla boğuşan çocukların yaşamı salgınla daha da ağırlaştı.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1989 yılında kabul edilmesinin ardından ilan edilen Dünya Çocuk Hakları Günü’nde, ne yazık ki kutlanacak bir durum yok. Çocuklar salgın döneminde eğitim başta olmak üzere pek çok alanda daha da fazla hak ihlaline uğradı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre 4 milyon öğrenci uzaktan eğitime erişim imkânına sahip değil.

    * 2019’da 117 bin çocuk hakkında ceza mahkemelerinde dava açıldı. 29 bin 78 çocuğa hapis cezası verildi.

    * İSİG Meclisi’nin verilerine göre her yıl yaklaşık 60 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.

    * Birleşmiş Milletler’e göre mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye’nin de aralarında olduğu 12 ülkede mülteci çocukların yüzde 77’si ilkokula kayıtlıyken bu oran ortaokulda yüzde 31’e, lisede ise yüzde 3’e düşüyor. Rapora göre en büyük neden yoksulluk ve çocuk işçiliği.

    Öte yandan, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve ortakları tarafından 190 ülkede bu güne özel etkinlikler gerçekleştiriliyor.

    Dünyanın farklı ülkelerinden 13-24 yaş arası çocuk ve genç, daha yeşil ve sürdürülebilir, herkes için daha iyi eğitim koşullarına sahip, fiziksel ve ruhsal olarak daha sağlıklı ve iyi hissettikleri, hiçbir ayrımcılığın olmadığı bir dünyaya ilişkin hayallerini istedikleri malzemeyi kullanarak sanata dönüştürdü.

    UNICEF, bu etkinlik kapsamında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerden yollanan eserleri tüm dünya ile sosyal medya kanaları ve web sitesi üzerinden paylaşmaya devam ediyor.

    UNICEF Türkiye, 20 Kasım Dünya Çocuk Günü öncesinde dezavantajlı çocuklarla ilgili önyargıları aşmak ve çocukların potansiyelini, becerilerini ve yaratıcılığını ortaya çıkarmak için çevrimiçi oyundan faydalanan yeni bir girişim başlatıyor.

    “Potansiyellerini açığa çıkar” mini oyunu, dezavantajlı geçmişlerden gelen üç çocuğun gerçek hayat hikâyelerine ve gelecek hayallerine dayanıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Levent Gök: Ekonomik dalgalanmadan ülkede en çok etkilenenler çocuklar

    Levent Gök: Ekonomik dalgalanmadan ülkede en çok etkilenenler çocuklar

    PİRHA-CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, Koronavirüs pandemi sonrasında çocuk işçiliğinde gerçekleşmesi muhtemel artışa dikkat çekerek çocuk işçiliğine itilmiş ve itilmesi muhtemel bireylere ekonomik ve sosyal destek verilmesi için meclise araştırma önergesi verdi.

    Ekonomik kriz ve pandemi sebebiyle oluşan sosyo-ekonomik dalgalanmadan ülkede en çok etkilenenlerin çocuklar olduğunu belirten Levent Gök,  meclise araştırma önergesi verdi.

    Çocuk işçiliğinde 2000 yılından bugüne kadar dünya genelinde 94 milyon düşüş gerçekleşmesine rağmen salgının getirdiği şartların kazanımları tehdit ettiğine dikkat çeken Gök, “Halihazırda işçilik yapan çocukların çalışma koşullarının kötüleşeceği, çalışma saatlerinin uzayabileceği hatta çocukların sağlığını ve güvenliğini riske atacak çalışma biçimlerinin ortaya çıkmasından endişe edilmektedir. Küresel salgının hane gelirlerini düşürmesi sebebiyle destek alamayan ailelerin çocuklarının çalışmaya yöneleceği düşünülmekte, kötüleşen ekonomik şartların cinsiyet eşitsizliklerini artıracağı öngörülmektedir” ifadelerini kullandı.

    Gök, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) ve UNICEF 12 Haziran Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü dolayısıyla yayınladıkları bilgi notunda Covid-19 pandemisi sebebiyle milyonlarca çocuğun işçiliğe sürüklenebileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı. Levent Gök, “Sözü geçen rapora göre 130 ülkede okulların kapanması 1 milyarı aşkın öğrenciyi etkilemekte, okullar yeniden açıldığında çok sayıda ailenin çocuklarını okula gönderecek maddi gücü kaybetmiş olacağı ifade edilmektedir” dedi.

    TARIMDA ÇALIŞAN ÇOCUKLARA İLİŞKİN RESMİ KAYIT YOK

    Türkiye’de çıraklık ve stajyerlik uygulamalarıyla çocuk işçiliğinin önü açıldığını, 4+4+4 olarak tanımlanan eğitim sistemi sebebiyle çocuk işçiliği yaşı 14’e kadar düştüğünü belirten Gök, çocuk işçiliğine yönelik veriler yalnızca 15-17 yaş aralığındaki çocukları kapsamakta olduğunu 15 yaş altı ve mevsimlik olarak tarımda çalışan çocuklara ilişkin resmi kayıt bulunmadığının altını çizdi.

    EKONOMİK DALGALANMALARDAN EN ÇOK ETKİLENENLER ÇOCUKLAR

    Soru önergesinde, Türkiye ekonomik kriz ortamındayken küresel salgının baş göstermesiyle tamamen bir çıkmazın içerisine girdiğini Türkiye’nin salgının getirdiği sorunlardan azade olması söz konusu olmamakla birlikte ekonomik kriz ve pandemi sebebiyle oluşan sosyo-ekonomik dalgalanmadan ülkemizde en çok etkilenenlerin çocuklar olacağını belirtti.

    Gök, “Dar gelirli haneleri görmezden gelen ekonomi politikaları ve adaletsiz gelir dağılımı sebebiyle yoksul toplum kesimlerini daha zor günler beklemektedir. Türkiye’nin zaman kaybetmeden özellikle ekonomik açıdan en kırılgan toplum kesimlerini kucaklayacak politikalar üretmesi gerekmektedir” diyerek Anayasa’nın 98’inci, TBMM İç tüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mevsimlik çocuk işçiler: Keşke bu halde olmasaydık!-VİDEO

    Mevsimlik çocuk işçiler: Keşke bu halde olmasaydık!-VİDEO

    PİRHA- Can TV, Yozgat’ta tarlada çalışmak zorunda kalan çocuklara mikrofon uzattı. Tarlada mevsimlik işçi olarak çalışmak zorunda kalan çocuklar, koşullarının zor olduğunu, derslerden geri kaldıklarını belirttiler. 

    Türkiye’de mevsimlik tarım işçileri düşük ücret, güvencesi olmayan koşullar altında çalışmaya devam ediyor. Çalışmak için İç Anadolu Bölgesi’ne gelen aileler çalıştıkları halde açlık sınırında yaşamak zorunda kalıyorlar. Yoksul olan bu aileler gittikleri yerlere çocuklarını da götürmek ve bir şekilde yaşadıkları koşullara onları da dahil etmek zorunda kalıyorlar. Böyle olunca çocuklar da bir şekilde hem harçlıklarını çıkarmak hem de aile ekonomisine katkı yapmak için küçük yaştan itibaren bir tür mevsimlik işçi oluyorlar.

    Çocuklar söz konusu olunca çokça dillendirilen “Çocukların asıl yerleri parklar, okullar, sokaklardır” gerçeği burada yaşam koşullarından dolayı karşılık bulmuyor.

    Bu gerçek devleti yöneten akıl tarafından da karşılık bulmuyor. Nitekim Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk iki hafta önce sosyal medya hesabından yaptığı ve büyük tepkilere neden olan bir paylaşımında, “Geçtiğimiz pazar günü mevsimlik işçilerin çocukları ile tarladaydım. Yaz tatili kitaplarını, bir salkım domates ile takas ettik” diyerek adeta mevsimlik çocuk işçilerinin durumunu meşrulaştırıyor.

    Çocuk işçiler açısından ise gerçek bambaşka. Onlar koşullarının çok zor olduğunu ve bu koşullardan dolayı derslerden geri kaldıklarını belirtiyorlar.

    “KEŞKE BU HALLERDE OLMASAYDIK”

    İç Anadolu’yu gezen CAN TV ekibi Yozgat’taydı. Çalışan çocuklara mikrofon uzatıldı.

    Çalışan çocuklardan biri, “Düşünüyorum diyorum keşke bu hallerde olmasaydık. İşe gelmeseydik ama buna karşılık derslerime çalışıyorum, hani arkadaşlarımdan geride kaldığım zaman bir çoğunun önüne geçiyorum. Sınıfa geldiğim zaman sonuncu olabilirim ama önümüzdeki zamanlarda ikinci ya da üçüncü oluyorum, derslerimi yükseltiyorum” diyor.

    KARDEŞLERİMİZ BİZİM YAŞADIKLARIMIZI YAŞASIN İSTEMİYORUZ”

    Koşullarının zor olduğunu, derslerden geri kaldıklarını belirten çocuklar, bir taraftan okumaya, diğer taraftan da tarlalarda çalışan, ya da çocuk bakmak zorunda kalan çocuklar, koşulların kendileri açısından zor olduğunu belirtiyorlar. Bir çocuk “Eğer biz okulu kazanır ve okursak belki kardeşlerimiz biraz bu durumdan kurtulabilir. Doktor olmak istiyorum” diyerek geleceğe dair umutlarını diri tutuyorlar.

    İşçiler tarlaya çalışmak için gittiğinde kardeşlerine bakmak zorunda kalan Zeynep, çok yorulduğunu ve kendini büyük bir insan olarak gördüğünü ifade ediyor. Zor koşullarda çalışan çocuk işçilerin hayalleri okuyup, meslek sahibi olmak ve bir daha mevsimlik tarım işçisi olmamak olduğunu belirtiyorlar.

    PİRHA/ YOZGAT