Etiket: çocuk komisyonu

  • DEM Parti’den Çocuk Komisyonu kurulması için kanun teklifi

    DEM Parti’den Çocuk Komisyonu kurulması için kanun teklifi

    PİRHA- DEM Parti, çocukların sorunlarının tespiti ve çözümü için Meclis’te bir komisyon kurulması için kanun teklifi verdi. Teklifte Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attığı, ancak gerekliliklerini yerine getirmediği ve çocuk haklarının uygulanmasına dair politikalar benimsemediğine dikkat çekildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, Meclis’te Çocuk Komisyonu’nun kurulması için Meclis Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

    Teklifte Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attığı, ancak gerekliliklerini yerine getirmediği ve çocuk haklarının uygulanmasına dair politikalar benimsemediğine dikkat çekildi. Türkiye’de yaşanan ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar ile diğer krizlerden en çok çocukların olumsuz etkilendiğine vurgu yapılan teklifte, çocuk istismarına işaret edildi.

    ÇOCUK İSTİSMARI GİDEREK KATLANIYOR

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Türkiye’de 22 milyondan fazla çocuk olduğunu ve 2 milyondan fazla çocuğun işçileştirildiğine dair verilere yer verilen teklifte, son 10 yılda çocuk istismarının ise 3 kat arttığı vurgulandı.

    Teklifte, “Yalnızca 2023 yılında, çocuğa yönelik cinsel istismar suçundan 7 bin 88 kişinin hapishaneye girmiş ve 7 bin 108 kişinin ise beraat etmiş olduğu bilgisiyle dahi günümüz Türkiye’sinde çocuk istismarının alarm verici seviyelerde olduğunu ziyadesiyle açıktır” denildi.

    “ANADİL HAKKI YOK”

    Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde anadil hakkını kapsayan maddelere çekince koyduğuna işaret edilen teklifte, şunlar belirtildi:

    “Kürt çocuklar başta olmak üzere anadili Türkçe olmayan çocuklar, en temel haklardan olan ancak aynı zamanda Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki temel çekincelerinden olan, anadilinde eğitim hakkından yararlanamamaktadır. Karma eğitimin tartışmaya açılmasıyla çok daha görünür bir hal alan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren eğitim politikaları sonucunda, kız çocukların eğitimden uzaklaşması/okul terki oranları artmakta; bu da dolaylı bir sonuç olarak evlilik adı altında cinsel istismar oranlarını artırmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti: Türkiye’de her dört çocuktan biri okula aç gidiyor

    DEM Parti: Türkiye’de her dört çocuktan biri okula aç gidiyor

    PİRHA – DEM Parti Çocuk, Emek ve Eğitim komisyonları, yeni başlayan eğitim ve öğretim yılında Türkiye’de her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini belirtti. Artan yoksulluğun en çok çocukları etkilediği belirtilen açıklamada, iktidardakilerin lüks ve şatafat içinde yaşadığı kaydedildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk, Emek ve Eğitim Komisyonları; yeni eğitim ve öğretim yılına dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, DEM Parti Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan ile DEM Parti Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Sevtap Akdağ birer konuşma yaptı.

    SEYLAN: YENİ BİR DÖNEME BİN KAYGIYLA GİRİYORUZ

    Toplantıda ilk olarak konuşan Seylan, “Yine yeni bir öğretim dönemine bin bir kaygı ve sorun ile başlıyoruz. Ve bu başlangıç 2024-25 eğitim-öğretim dönemini de bir kayba dönüştürmek üzere. Bu nedenle yine sözün başında söyleyelim: Bu açıklama aynı zamanda sorumluluk sahibi her kesimi bu eğitim-öğretim döneminin de bir kayıp yılı olarak yaşanmaması için birlikte mücadele etmeye çağrımızdır” dedi.

    “ARTAN YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLEMEKTE”

    Okulların ilk günü olan pazartesi günü kaç çocuğun çantasının eksiksiz olacağı ve kıyafetleri tam olacağının ülkenin temel meselesi olduğuna işaret eden Seylan, “İktidarın devlet okullarından adeta elini eteğini çekmiş olması, okullarda hijyen ve eğitim araç-gereçleri başta olmak üzere büyük eksiklikleri beraberinde getiriyor” diye konuştu.

    “KIRTASİYE MALZEMELERİNDE YÜZDE YÜZE VARAN ZAM”

    Türk İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2024’ün Temmuz ayında en yüksek fiyat artışının yaklaşık yüzde 105 ile eğitimde yaşandığını kaydeden Seylan, “Kırtasiye malzemelerinde yüzde 100’e varan zamlarla okul çantaları nasıl dolacak? Ailelerin beli bükülmüş, okul masraflarıyla nasıl başa çıkacaklarını düşünüyorlar. Giderek artan sınıfsal eşitsizlik, çocukların yaşamlarını da birbirinden tamamen yabancı yerlere savuruyor. Yoksul çocuklar, eğitim yılı boyunca tamamlayamadıkları okul ihtiyaçları için asıl devletin olan utancı kendi yüzlerinde taşımaya çalışıyorlar. Çocuklar devletin onlara reva gördüğü utancı daha küçük yaşta omuzlarında taşımaya çalışırken, üzerine bir de başka bir yük daha alıyorlar. Ve okul masrafını karşılamak için çalışmaya başlayan binlerce çocuğun omzundaki yük giderek ağırlaşıyor” şeklinde konuştu.

    AKDAĞ: ÇOCUKLAR MESEM’LERE YÖNLENDİRİLİYOR 

    DEM Parti Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Sevtap Akdağ ise çocuklarını özel okullara gönderemeyen ailelere okul ve öğretmen seçme tercihinin bir alternatif olarak gösterildiğini belirtti.

    Akdağ, “Kayıt ücreti altında ücret alınıyor. Eğitimin iyi olduğu gerekçesiyle talebin yoğunlaştığı devlet okullarında ise istenen kayıt ücretleri 100-200 binleri buluyor. Velilerin en hassas olduğu konuda kuşatan bu anlayış, okulların tüm giderlerini bu kez de velinin boynuna yüklüyor. Tam bu noktada da Millî Eğitim Bakanlığı açık liselerin önünü de tamamen açıyor. Neden olarak ‘öğrencilerin eğitimden kopmaması’ gösterilse de asıl neden, eğitimden kopmak zorunda kalan ve çalışmak zorunda bırakılan öğrencilerin MESEM’lere yönlendirilmek istenmesi. İktidar, kendisinin neden olduğu ekonomik zorlukları kullanarak, MESEM’ler eliyle çocukların işçileştirilmesini meşrulaştırmaya çalışıyor” dedi.

    “HER DÖRT ÇOCUKTAN BİRİ OKULA AÇ GİDİYOR”

    Akdağ, Türkiye’de şiddetli yoksulluk içinde 6,5 milyon çocuğun bulunduğu vurgusunu yaparak, “Türkiye’de her beş çocuktan biri yeterli ve besleyici gıdaya erişemiyor. Her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor. Coğrafi eşitsizlikler de göz önüne alındığında bu durum daha vahim bir hal alıyor! Hal böyle iken nitelikli eğitimden nasıl söz edilebilir? Beslenme hakkı, insanın en temel hakkı ve bu hakkın korunması ve sağlanması devletin sorumluluğu iken peki bu çocukların okula aç gitmesi bize neyi gösteriyor? Elbette, sorumluluğu olan devletin artık yoksul çocuğun açlığını zerre umursamamasını! Lüks ve şatafat içinde yaşayan iktidarın, bu çocukların ellerinden aldıkları ile bu hayatı, sarayları, saltanatları yaşadıklarını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

    Akdağ, “Parti olarak iktidara bu ülkenin, bu toprakların okula aç giden çocuklara, işçilik yapan çocuklara ve gençlere değil okula karnı tok, aklı berrak giden çocuklara ihtiyacının olduğunu hatırlatıyoruz!” çağrısı yaptı.

    “ÇOCUKLARDAN VE GENÇLERDEN UMUDU KESMEDİK” 

    Akdağ, “Çocuklardan ve gençlerden umudumuzu kesmedik” diyerek, şunları ekledi:

    “Tam da o nedenle Narin’i arıyoruz hep birlikte. Onunla birlikte kaybolan tüm çocukları, depremde kaybolan çocukları, kimsesiz sayılan tüm çocukları da arıyoruz. İşçileştirilip hayatını kaybeden, sakat bırakılan çocukların haklarını onlarla birlikte arıyoruz. Eğitimde çocukların yaşadığı hiçbir sorunun münferit olmadığını biliyoruz. Yoksulluk ya da istismar da veyahut açlık ya da işçilik hiçbiri münferit değil ve elbette hiçbiri çocukların kaderi değil! Buradan; 2024-2025 eğitim-öğretim dönemine başlarken; sadece iktidara ve tüm siyasi partilere bir kez daha sorumluluklarını hatırlatmıyoruz. Aynı zamanda tüm eğitim bileşenlerine, velilere, eğitim sendikalarına ve tüm eğitim emekçilerine eğitimde eşit ve özgür bir sistem mücadelesini hep birlikte güçlendirme çağrısı yapıyoruz. Eğitimde çocukların yaşadıkları hiçbir eşitsizlik ve baskı kader olmadığı gibi biliyoruz ki bu sistem zorunlu ve vazgeçilmez de değil. 2024-2025 eğitim yılı bize dayatılan bu sistemi en güçlü şekilde dönüştürdüğümüz yıl olsun; çocukların, velilerin, tüm eğitim emekçilerinin ve hepimizin ‘Evet, birlikte değiştirebiliriz’ demesinin yılı olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Çocuk Komisyonu: 160 milyon çocuk vahşi sömürü koşullarında çalıştırılıyor

    DEM Parti Çocuk Komisyonu: 160 milyon çocuk vahşi sömürü koşullarında çalıştırılıyor

    PİRHA- DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada, “Tüm dünyada milyonlarca çocuk işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu, işçileştirilen çocuklara ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

    Açıklamayı Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan yaptı.

    “ÇOCUKLAR UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK GÖRÜLMEKTE”

    Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü İhsan Seylan, görünmeyen emekleriyle başta kadınların olmak üzere tüm işçilerin ve emekçilerin 1Mayısı’nı kutlayarak açıklamaya başladı. Seylan, “Bugün kapitalizm kendini yeniden var edebilmek için tüm doğaya, kadınlara, çocuklara, halklara ve emeğe düşman politikalarını derinleştirerek devam etmektedir. Ağır çalışma koşulları altında çalışan emekçiler güvencesizleştirilerek esnek çalışma koşullarına mecbur edilmektedir. Tüm dünyada milyonlarca çocuk da maalesef işçileştirilerek bu emek rejiminde istismar edilmektedir. Modernizmin çocukları toplumsal özne olarak görmeyen hâkim çocuk algısı, gözlerini kar hırsı bürümüş sermayedarların amaçlarına hizmet etmektedir. Çocuklar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve yoksullaştırılan 160 milyonu aşkın çocuk, kapitalizmin vahşi sömürü koşulları altında canları pahasına çalıştırılmaktadır.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE EN AZ 888 ÇOCUK ÇALIŞIRKEN KATLEDİLMİŞTİR”

    Türkiye ekonomisini ihracata dayalı rekabetçi modelle büyütme stratejisi çocukları fabrikalarda, tarlalarda ve atölyelerde işçileştirmekte, mevcut işçi rezervini daha hızlı doldurmak amacıyla çocukları da sefalet koşullarına itmektedir. Çocuklar fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde işçileştirilerek sermayedarların zenginleşmesi uğruna çok yönlü şiddetin ve istismarın hedefine konulmaktadır. İSİG Meclisi’ne göre 2002-2023 yılları arasında, yani AKP iktidarı döneminde en az 888 çocuk çalışırken katledilmiştir. Bildiğiniz gibi, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi uyarınca 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak ve suçtur. Ancak 2004 yılında çıkarılan ‘Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’le çocukların işçileştirilmesi yasal bir zemine kavuşturulmuştur” dedi.

    “REKABETÇİ EKONOMİ POLİTİKASIYLA ÇOCUKLAR ÇALIŞMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR”

    TÜİK’in 2023 raporuna göre, Türkiye’de 9,4 milyon çocuk, yani her iki çocuktan birinin yoksul olduğu bilgisini aktaran Seylan, şöyle devam etti:

    “Türkiye geçen yıl ‘Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma Riski Altında Olan Çocuk’ sıralamasında Avrupa ülkeleri arasında üçüncü sırada yer aldı. Genel bütçenin 40 milyar dolarını savaş ve savaş politikalarına aktaran mevcut iktidar, ekonomik krizin faturasını çocuklara da kesiyor. Mevcut iktidar bloku nüfusun yüzde 26’sını oluşturan çocukların derin yoksulluk sorununu çözeceğine, neoliberal ve rekabetçi ekonomi politikasıyla çocukları çalışmak zorunda bırakıyor ve bunu kapitalist sömürünün bir aracı olan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) gibi araçlarla da kolaylaştırıyor.

    “MESEM’LER DERHAL KAPATILMALI VE TÜM SORUMLULAR HESAP VERMELİ”

    Bugün MESEM’lerde yaklaşık 1,5 milyon öğrenci var ve bu öğrencilerin yaklaşık 300 bini 18 yaş altı. Bu çocuklar meslek öğrenme ve staj adı altında patronların insafına bırakılıyor. Çocuklar ağır çalışma koşulları altında bu merkezlerde katlediliyorlar. Sermayedarlarla kol kola yürüyen iktidar MESEM’lerde katledilen çocukların hesabını vermek zorundadır. Son 1 yılda MESEM’lerde katledilen çocuk sayısı 8’dir. MEB bu ölümlerin hesabını vereceğine, öğrencilere, ‘her türlü hukuki ve cezai sorumluluk ile tazminatlar çırak/öğrenci ve velisine ait olacaktır’ şeklinde bir yazılı belge imzalatmaktadır. Buradan bir kez daha sesleniyoruz, MESEM’ler derhal kapatılmalı ve tüm sorumlular hesap vermeli!

    “15-17 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI 22,1”

    TÜİK Hane Halkı İşgücü Araştırması 2023 yılı sonuçlarına göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 22,1’dir. Bu oran geçen yıla göre 3,5 puan artmış durumda. Bugün, 2019 yılının resmi verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaşlarda 720 bin çocuk çalışmaktadır. Ancak kayıt dışı çalışan çocuklar bu verilere dahil değildir. Stajyer ve meslek eğitimi gören öğrenciler ve mevsimlik tarımda çalışan çocuklar yer almıyor. Kayıt dışı olarak çalışan çocukların önemli bir bölümünü mülteci çocuklar oluşturuyor. Mevcut iktidar blokunun savaş politikalarıyla mültecileştirilen ve sayısı milyonları bulan çocuklar tarım, sanayi, inşaat ve ticaret gibi iş kollarında günübirlik ve güvencesiz şekilde işgücü piyasasına dâhil oluyor ve adeta açık hava kampında ağır sömürü koşullarında çalıştırılıyor. Bugün tekstil atölyelerinde 12 saati aşkın sürelerle binlerce çocuk sömürülüyor. Yoksul ve mülteci çocuklar tekstil atölyelerinde neoliberal vahşi kapitalizmin ucuz iş gücü olarak görülüyor. Bu çocuklar güneş görmeden büyümek zorunda bırakılıyor. Bunu çözmeyenler bu çocukların geleceğinden de sorumludur.”

    “DEM PARTİ, BELEDİYELERİNİN TAMAMINDA ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇOCUK POLİTİKALARI HAYATA GEÇİRECEK”

    “Kronikleşmiş çocuk yoksulluğu bu ülkenin kaderi değil” diye İhsan Seylan, “Ülke kaynaklarını yandaşa, ranta, savaşa ayıran iktidar politikaları çocuk yoksulluğunun sebebidir” dedi.

    Seylan şunları kaydetti:

    “Yıllardır söylüyoruz bir kez daha somut olarak belirtelim: Öncelikle Meclis’te Çocuk İhtisas Komisyonu kurulmalı ve çocukların sorunları burada gündeme getirilmelidir. Ancak vahşi kapitalist çarkta sömürülen çocukların maruz kaldığı şiddetin çözülmesi bir komisyonla da olmaz. Bunun temel yollarından biri Çocuk Bakanlığının kurulmasıdır. Çocuk Bakanlığının kurulması çocuk alanında yaşanan yapısal sorunların çözülmesi için de çocuklara bütçe ayrılması için de elzemdir. Ayrı Çocuk Meclislerinin kurulması ve kentlerin çocuk özgürlükçü kentler olarak inşa edilmesine kadar yerel yönetimler de çocuk politikaları geliştirme alanında en temel kurumların başında gelmektedir. Demokratik, ekolojik, özgürlükçü ve toplumcu yerel yönetimler paradigmasına dayanan DEM Parti, belediyelerinin tamamında özgürlükçü çocuk politikalarını hayata geçirmelidir, geçirecektir. DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak bu sürecin parçası, politika geliştiricisi ve takipçisi olacağız.

    “KOMÜNAL BİR EKONOMİ İNŞASI KAPİTALİZME EN GÜÇLÜ CEVABIMIZ OLACAK”

    Bu karanlık tabloya rağmen çocukların sömürüsüz bir dünyada özgürce yaşayabileceklerine inanıyoruz. Demokratik ve komünal bir ekonominin inşası kapitalizme verilebilecek en güçlü cevabımız olacaktır. Kapitalizmin sömürü şiddetine karşı çocuklarla beraber çocuklar için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bijî Yek Gûlan! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın kadınların, çocukların emeği!”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti MEB’e seslendi: Mesleki Eğitim Merkezleri kapatılsın, çocuk ölümlerine son verilsin

    DEM Parti MEB’e seslendi: Mesleki Eğitim Merkezleri kapatılsın, çocuk ölümlerine son verilsin

    PİRHA-Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu, Eğitim Politikaları Komisyonu ve Emek Komisyonu, MESEM’lerin kapatılması ve çocuk ölümlerine son verilmesi talebiyle MEB önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Çocuk yoksulluğunu fırsata çeviren ve eğitime destek adı altında kamu kaynaklarından sermayeye kaynak aktaran MEB, çalışırken ölen, sakat bırakılan bu çocukların yaşadıklarının birinci dereceden sorumlusudur” denildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk, Emek ve Eğitim Politikaları Komisyonları, Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM) kapatılması ve çocuk ölümlerine son verilmesi talebiyle Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı. “MESEM’ler derhal kapatılsın, çocuk ölümleri son bulsun” pankartının taşındığı açıklamada, basın metnini DEM Parti Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Sevtap Aktar ile Çocuk Komisyonu Sözcüsü İhsan Saylan okudu.

    “MESLEKİ TEKNİK EĞİTİM ÖĞRENCİLERİ ÇALIŞIRKEN ÖLÜYOR”

    Kilis’te inşaatın 8’inci katından düşen 17 yaşındaki Murat Can Eryılmaz’ın, 72 gün süren yaşam mücadelesini kaybettiğini hatırlatan DEM Parti, açıklamasında şunları söyledi:

    “Öncelikle Murat Can’ın ailesine ve sevdiklerine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Murat Can’ın ölümüyle birlikte son bir yılda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalıştırılırken hayatını kaybeden çocuk sayısı sekize yükseldi. Zekai Dikici, Erol Can Yavuz, Ulaş Dumlu, Ömer Girgin, Ömer Çakar, Yiğit Zamanis ve Arda Tonbul bu dönem içinde Mesleki Eğitim adı altında çalıştırılırken hayatlarından koparılan çocuklar işçileştirilerek ağır koşullarda çalıştırılıp hayatları çalınan tüm çocukları buradan bir kez daha anıyoruz.

    Bildiğimiz gibi 2012 yılında 4+4+4 eğitim düzenlemesi uygulamaya geçirildi. Bununla birlikte aynı tarihte çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme yapıldı. İktidar, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden oldu. Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüz binleri bulan çocukların sömürü ve istismarı arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2023 Eğitim Vizyon Belgesi’nde övünerek ifade ediyor: ‘Mesleki teknik eğitim öğrencileri okurken çalışıyor’. Biz ise iktidarın gurur duyduğu bu duruma karşı diyoruz ki ‘Mesleki teknik eğitim öğrencileri çalışırken ölüyor!’

    İktidarın gurur duyduğu şey nedir? Çok açık ki çocukların staj adı altında ucuz iş gücü olarak çalıştırılması…Çocukların 14-15 yaşından itibaren patronların kar hırsına ve insafına terk edilmesi, üstelik bunun bizzat MEB eliyle yapılması. Devletin kendi kurumlarıyla çocuk istismarının yolunu açması. Bu zihniyet, iktidarın çocuklara yaklaşımını da gözler önüne seriyor.”

    “DÜZENLEME ÇOCUKLARIN DEĞİL SERMAYENİN YARARINA OLMUŞTUR”

    MESEM’lerin 2016 tarihinde, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındığının altını çizen açıklamada, “2021 yılında Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle de yaygınlaştırıldı. Ve böylece meslek lisesi öğrencilerinin işletmelerde ucuz iş gücü olarak çalıştırılmasının önü açıldı.

    Bugün Mesleki Eğitim Merkezlerinde yaklaşık 1,5 milyon öğrenci var ve bu öğrencilerin yaklaşık 300 bini 18 yaş altı. Şunu da soralım: Bu çocuklar kim? Elbette biliyoruz ki MEB tarafından çalıştırılırken hayatını kaybeden, sakatlanan bu çocuklar yoksulların çocukları. ‘Bir gün okulda, dört gün işyerinde eğitim’, gibi makyajlı sözlerle yoksulların çocukları işçileştiriliyor ve yoksulluk onların da kaderi olsun isteniyor.

    AKP iktidara geldiği günden bugüne eğitimi metalaştırıyor ve sanayi-eğitim işbirliği politikalarını hayata geçirmekte adeta yarışıyor. 2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ve ‘Meslek lisesi memleket meselesidir’ hamaseti ile öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilme projesinden MESEM uygulamasına kadar bu alanda yapılan her düzenleme çocukların değil sermayenin yararına olmuştur.

    Bugün MEB, bir yandan asgari ücretin yüzde otuzuna denk gelen ücretle çocukları çalıştırıyor bir yandan da döner sermayenin elde ettiği gelirin 2022 yılının ilk üç ayında yüzde 225 kat artmasıyla övünüyor ve bundan utanmıyor. Üstelik işletmeleri özendirmek için çocukların sigorta bedelinin yanında alacakları ücretleri de işverenlerine ödemekten geri durmuyor. Bunun için işsizlik fonundan yararlanıyor. Yani çocuklar ucuz emek sömürüsüne maruz bırakılırken aynı zamanda vergilerden elde edilen bir kamu kaynağı sermayeye transfer ediliyor. 14-15 yaşında çalışmaya başlayan çocuklar, örgün eğitimden uzak ve denetimin sadece koordinatör öğretmene bırakıldığı bir sistemde çalıştırılıyorlar.

    MEB adeta bir şirket rolü oynarken bu birimin bakanları da her dönemin patronu haline geliyor. AKP’nin milli eğitim bakanları, ‘Haftada 1 gün okul!’, ‘Maaş ve sigorta!’, ‘İş garantisi!’ gibi sermayenin sihirli sözleriyle öteden beri MESEM’lere yoksul öğrencileri çekmeye devam ediyorlar.

    “DEVLETİN ÇOCUKLARI SERMAYEYE UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK TESLİM ETMESİ İSTİSMARDIR”

    Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Devletin zorunlu eğitim kapsamındaki çocukları sermayeye ucuz iş gücü olarak teslim edip ölümlerine zemin yaratması istismardır; suçtur. Biliyoruz ki AKP-MHP İktidarının Çocuk Düşmanı Politikaları Sadece MESEM’de öldürmüyor!
    Tarım, inşaat, gıda, kimya, enerji, ticaret sağlık ve daha sayamadığımız birçok iş kolunda çocuklar çalıştırılıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG)’nin raporuna göre AKP iktidarı döneminde en az 907 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Hâlbuki devletin görevi çocukların güven içinde yaşamlarını sürdüreceği ve eğitim görecekleri koşulları sağlamaktır.

    Açıktır ki; çocuk yoksulluğunu fırsata çeviren ve eğitime destek adı altında kamu kaynaklarından sermayeye kaynak aktaran MEB, çalışırken ölen, sakat bırakılan bu çocukların yaşadıklarının birinci dereceden sorumlusudur. Bu nedenle işçileştirilen çocuk cinayetlerinin hesabını verecek olan Milli Eğitim Bakanlığıdır, bu iktidardır. İktidar, çocukların işçileştirilmesine yasal zemin sunan tüm uygulamalardan derhal vazgeçmeli, çocuklara yönelik suçların failleri yargılanmalıdır. İktidar ve yargı; işvereni ve sermayeyi korumaktan vazgeçmelidir.

    MEB, çocuk sömürüsüne meşruluk sağlayan MESEM’leri derhal kapatmalı, daha fazla çocuğun çalışırken ölmesine neden olmamalıdır!
    Bizler, yaşamın özneleri olan çocukların yaşam haklarını savunmaktan, özgür ve güvenli bir yaşamı çocuklarla beraber inşa etme muradımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Çocukların işçileştirilmediği, yaşarken özgürleşecekleri bir yaşamı çocuklarla birlikte kuracağız!”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • İHD’den çağrı: Eylem Oyunlu serbest bırakılsın

    İHD’den çağrı: Eylem Oyunlu serbest bırakılsın

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu, 19 Haziran’da 1 aylık bebeği ve 2 yaşındaki kızı ile tutuklanan Eylem Oyunlu’nun serbest bırakılması çağrısı yaptı. Komisyon, Oyunlu’nun çocuklarının sağlık sorunları bulunduğunu belirtti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Çocuk Hakları Komisyonu, Diyarbakır Lice’de hakkında ‘Örgüte yardım etmek’ iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında 10 günlük bebeği ve 2 yaşındaki kızıyla birlikte tutuklanan Eylem Oyunlu için açıklama yaptı. Dernek, Oyunlu’nun bebeğinin gözyaşı kanal tıkanıklığı, 2 yaşındaki kızı A. N’nin ise kronik bronşit rahatsızlığı olduğunu belirterek  serbest bırakılması çağrısında bulundu. İHD ayrıca, anneleri ile cezaevlerinde bulunan tüm çocukların sağlıklı koşullarda yaşamalarını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasını talep etti.

    19 Haziran’da tutuklanan Oyunlu, henüz kimliği bile olmayan 10 günlük bebeği ve 2 yaşındaki kızıyla birlikte Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti.

    İHD tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “2019 yılı itibariyle Türkiye’de en az 780 çocuk, anneleriyle birlikte cezaevinde yaşamak zorunda bırakılmış ve bu çocukların hayatlarında telafisi zor veya imkansız izler oluşmuştur. Toplumun her kesimini rahatsız eden bu durum ile ilgili insan hakları aktivistleri, barolar, sivil toplum ve meslek örgütleri sürekli olarak çözüm önerileri sunmalarına rağmen; çocuk haklarının korunması yükümlülüğünü taşıyanların bu önerilerin tamamına sessiz kalmaları, sorunun derinleşmesine neden olmuştur.

    Türkiye’de bulunan cezaevlerinde anneleri ile yaşamak zorunda kalan çocuklardan ikisi de yakın zamanda kamuoyunda çokça yer edinen Eylem OYUNLU’nun henüz nüfus kaydı yapılmayan 1 aylık bebeği ve 2 yaşındaki kızı A. N. isimli çocuklardır. Eylem OYUNLU’nun resmi kayıtlara geçmeyen 1 aylık bebeğinin, gözyaşı kanal tıkanıklığı, 2 yaşındaki kızı A.N’nin ise kronik bronşit rahatsızlığı olduğu cezaevi doktoru tarafından yapılan muayene ile tespit edilmiştir. Cezaevi koşullarının bu çocukların hastalıkları üzerinde olumsuz etki yaratacağı şüphesiz olmakla birlikte anne Eylem OYUNLU’nun da henüz lohusa döneminde olduğu için kendisi hakkında tutuklama dışında bir tedbirin uygulanması gerektiği Ceza Muhakemeleri Kanununun 109. Maddesi gereğince sabittir. Sağlık hakkına erişim ihtiyacı bulunan her iki çocuğun annesi Eylem OYUNLU, Cumhuriyet Savcılığı tarafından çağrıldığı bir ifade işlemi akabinde tutuklanmış, tutukluluk durumuna ilişkin yapılan itiraz da ret edilerek hem kendisinin hem de her iki çocuğunun sağlık ile kişi güvenliği hakları yargı makamları eliyle ihlal edilmiştir.

    Benzer bir vaka ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru sonucunda verilen lehe karar da yargı makamları tarafından göz ardı edilmiştir. 2 çocuğu ile birlikte Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan Şükran İRGE isimli kadın mahpusun Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesi 28/06/2016 tarihinde anne mahpusun tedbir başvurusunu kabul ederek kamu gücünü elinde bulunduran idarenin başvurucu mahpusun ve her iki çocuğunun maddi ve manevi bütünlüklerine karşı oluşan tehlikenin ortadan kaldırılması konusunda gerekli tedbirlerin alınmasına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararına rağmen hâlâ onlarca çocuk anneleriyle birlikte sağlıksız koşullarda cezaevlerinde yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu ve yükümlülüklerini yerine getirmeyi taahhüt ettiği Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme’de yer alan “Çocuğun Üstün Yararını Gözetmek” ilkesiyle bağdaşmayan bu uygulamalar, onlarca çocuğun sosyal, fiziksel, bilişsel ve psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Anneleri ile cezaevinde tutulan çocuklar, gelişim dönemi evreleri göz önünde tutulduğunda çok kritik bir döneme denk gelen 0-6 yaş aralığında yaşama ve gelişimlerine katkı koyan tüm haklardan mahrum kalarak sağlıksız koşullar içerisinde yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar.

    Biliyoruz ki;

    2015 yılı Temmuz ayından bu yana Türkiye’de tekrardan başlayan çatışmalı süreç ile toplumun her kesiminin uluslararası hukuk normları ve Anayasa ile korunan hakları ihlal edilmiştir. Bu ihlaller toplumdaki dezavantajlı gruplardan biri olan çocukların hayatları üzerinde telafisi çok zor izler bırakmıştır.

    Hatırlatıyoruz ki;

    – Eylem OYUNLU hakkında verilen hem ilk tutuklama kararı hem de tutuklama kararına karşı yapılan itiraz başvurusunun reddi kararı, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırıdır.

    – Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin, “Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler” maddesi tüm çocuklar için geçerlidir.

    – Bir çocuğun ne olursa olsun gelişim dönemleri göz önünde tutularak annesinden ayrılmadan sağlıklı koşullar içinde büyümesi en temel haklarından biridir.

    Bununla birlikte tüm bunlar sağlanamazken, aslen çocuk koruma sisteminin öznesi olan çocukların ceza adalet sistemi içerisinde olmaları, özgürlüklerinin kısıtlanması, üstelik yeni doğan ve hasta olan çocukların doktor raporlarına rağmen cezaevinde tutuluyor olması asla kabul edilemezdir. Bu doğrultuda;

    – Çocukların yüksek yararı gözetilerek anneleri ile cezaevlerinde bulunan tüm çocukların sağlıklı koşullarda yaşamalarını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasını,

    – Acil olarak ise 1 aylık bebek, 2 yaşındaki A.N. ve anneleri Eylem OYUNLU’nun tedavi ve sağlık hakkına erişimlerinin sağlanmasını,

    – Anne Eylem OYUNLU’nun hem ilk tutuklama hem de tutuklama kararına karşı yapılan itiraz başvurusunun reddi kararının iptal edilerek tahliye edilmesini ve iki çocuğun özgürlüğünün kısıtlanmasına son verilmesini talep ediyoruz!”

    PİRHA/ANKARA