Etiket: çocukalr

  • CHP’den beslenme raporu: Milyonlarca öğrenci aç karınla ders dinliyor

    CHP’den beslenme raporu: Milyonlarca öğrenci aç karınla ders dinliyor

    CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi’nin hazırladığı rapora göre milyonlarca öğrenci yeterli beslenemiyor ve karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşıyor.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Dr. Gamze Akkuş İlgezdi, okullardaki çocukların beslenmesi ile ilgili bir rapor hazırladı.

    Raporla ilgili konuşan İlgezdi, okulda beslenme ihtiyacı duyan çocukların büyük bölümünün kuru gıda ve karbonhidratla beslendiğini belirtti, “Okullarda milyonlarca çocuğumuzun karnı aç olduğu için derslerde baş dönmesi, baş ağrısı sorunu yaşadığı bilinmektedir.” dedi.

    ÇOCUK YOKSULLUĞUNU AZALTMADA TÜRKİYE SONUNCU

    CHP’li İlgezdi, Avrupa Birliği’nin Eurostat veri tabanına göre; sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğunu azaltmada Türkiye’nin sonuncu sırada olduğuna dikkat çekti. Eurostat verilerine göre sosyal yardımlarla çocuk yoksulluğu oranının Türkiye’de yüzde 41,6’dan yüzde 33’e düşürüldü. Bu konuda en başarılı ülke olan Finlandiya’da çocuk yoksulluğunun yardımlarla yüzde 31,8’den yüzde 10,2’ye indirildi.

    “OKULLARDAKİ BESLENME SIKINTISI ÇÖZÜLEMEDİ”

    Gelecek yıl için Milli Eğitim Bakanlığı’na 435.3 milyar TL ödenek ayrıldığını hatırlatan Dr. Akkuş İlgezdi, Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sonra en büyük bütçenin Milli Eğitim Bakanlığı’nda olmasına rağmen okullardaki beslenme sıkıntısının çözülemediğini belirtti. Sabah 09.00’dan öğleden sonra saat 14.30’a kadar eğitim veren birçok okulda yemekhane bulunmadığını, ayrıca ekonomik kriz nedeniyle, çocuklarına beslenme çantası hazırlayan ailelerin de zorluk yaşadığını ve çocuklarına, gelişimi için yeterli miktarda gıda sunamadığını kaydetti.

    EKONOMİK DURUM EN ÇOK DA ÇOCUKLARI ETKİLİYOR

    CHP Milletvekili İlgezdi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın istatistiklerine göre Mesleki Eğitim Merkezlerine giden öğrenci sayısının 700 binin üzerine çıktığını belirterek, buralardaki çocukların dört gün çalıştırıldığını ve sadece bir gün eğitim alabildiklerini söyledi. 2020-2021 eğitim yılında mesleki eğitim alan yaklaşık 160 bin öğrenci sayısının bir yıldan daha kısa bir süre içerisinde yarım milyondan fazla arttığını, bunun ülkenin ekonomik durumunun en çok da çocuklarımızı etkilediğinin kanıtı olduğunu ifade etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ebeveynler çocuklarını tanımalı, sorunlarını uzmanlar aracılığıyla takip edip çözmeli’ -VİDEO

    ‘Ebeveynler çocuklarını tanımalı, sorunlarını uzmanlar aracılığıyla takip edip çözmeli’ -VİDEO

    PİRHA- Çocukların dikkat eksikliğinin, hiperaktivitenin, özgül öğrenme bozukluğunun, ekran bağımlılığının ne olduğunu ve bu sorunların nasıl çözülebileceğini Psikiyatrist Dr. Veli Yıldırım ve Eğitim Uzmanı Talat Yıldırım’a sorduk. Psikiyatrist Veli Yıldırım, aile ve öğretmenlerin çocuklara karşı ilgili olmasının sorunların giderilmesi bakımında önemli olduğunu belirtti. Eğitim Uzmanı Talat Yıldırım da, çocukların aksayan yönleri olmasına rağmen artı yönlerinin de gözden kaçırılmaması ve hem tıbbi hem de eğitsel destekte çocuklara bu bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini söyledi.

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Veli Yıldırım ve Eğitim Uzmanı Talat Yıldırım, eğitim sürecinde çeşitli sorunlar yaşayan çocukların durumuna ve çözüm yollarına dair PİRHA‘ya konuştu.

    Psikiyatrist Dr. Veli Yıldırım, eğitimde çocukların geri kalmalarının somut bir veri olduğunu belirterek, aynı zamanda davranışsal açıdan da okulda arkadaşlarıyla uyum sağlayamama ya da yalnız olmanın çok önemli bir sorun olabileceğine işaret etti.

    Ebeveynlerin ve öğretmenlerin bazı durumlarda öğrencilerin sorunlarını gözlemleyemediğinin altını çizen Dr. Veli Yıldırım, “Ebeveynlerin bu açıdan çok uyanık olması gerekiyor. Çocuğu ile her gün değişik bir diyalogla, değişik sorularla çocuğu uyandırıp çocuktan bilgi almamız lazım. Sınıftaki durumu geriye gidiyorsa bu zaten öğretmenler tarafından rehberlik ve danışmanlık öğretmenliklerine yönlendiriliyor” dedi.

    Çocukların sadece bir eğitsel sorunun yanında değil duygusal sorunlarda yaşadığını ifade eden psikiyatrist Dr. Veli Yıldırım, “Tahmin edersiniz ki bir travma yaşamış, bir zorbalık yaşamış, belki bir istisna cinsel istismar yaşamış olabilir. Birçok şey ihtimal dahilindedir. Bazen sebepsiz yere çocuk dahi depresyona da girebilir. Bu nedenle çocukların duyguları çok önemli. Duygularını da davranışlarından ölçebiliriz. Bazen dikkat eksikliği hiper aktivitenin bulgusu özel öğrenme bozukluğu bulgusu gibi ya da zekâ geriliği bulgusu bulduysak böyle teşhis ettiysek o zaman özel eğitim desteği gerekebiliyor” diye konuştu.

    “SPORUN, YÜRÜMENİN PSİKOLOJİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VAR”

    Psikiyatrist Dr. Veli Yıldırım, okul çağı çocuklarında en sık sinirlilik, dikkat eksikliği, davranış problemleri gibi sorunların görüldüğünü, pandemi döneminde ise ekran bağımlılığı ile karşılaştıklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

    “Eskiden internetle uğraşmayan çocuklar artık internetle çok uğraşır hale geldiler. Bu tabi ergenlik çağına girmiş çocuklarda sosyal ihtiyacı duyan çocuklarda sosyal İzolasyonun olması kendi kimlik kişilik gelişkinliklerini etkiliyor. ekran başında kalmak gerçekten sosyal izolasyonu çok fazla arttırıyor, psikiyatrik hastalıklar artıyor. Bu da depresif belirtileri çok sık beraberinde getirebilir. Buna karşı sağlıksal aktivasyonlara girmenin belki spor yapmanın, yürümenin psikoloji üzerinde çok etkileri var. İnsanlarla bir aktarımda, bir alışverişte bulunmamız lazım. Psikolojimiz için bunları yapmalıyız.”

    Ebeveynlerin çocuğu takip etmesi, nerelere ve kaç dakika gidiyor bakması gerektiğini vurgulayan psikiyatrist Veli Yıldırım, “Yapılan çalışmalarda uykuya girmeden 1 saat önce almayın, dersten çıktınız bir saatini almayın, dersten çıkar çıkmaz hemen telefon alacağını düşünmemeli. Böyle arada boşluklar koyunca zaten zamanı kısaltmış oluyoruz. Bir de ailelerin bu teknolojiyi bilmeleri gerekiyor. Gerekirse anne baba çocuğun ekranını görmeliler. Bu alanda çok istismarları yaşanıyor. Çocuğun, alternatif sanatsal, sporsal bir alternatifi var mı, ulaşabileceği arkadaşı var mı? Ebeveynlerin çocuğa bunları sağlaması çok çok önemli” ifadelerini kullandı.

    “DİKKAT EKSİKLİĞİNİN YAŞ SINIRI YOK”

    Psikiyatrist Veli Yıldırım, çocuklarda dikkat eksikliğinin bir yaş sınırının olmadığını aktararak, şunları söyledi:

    “Bu yaşam boyu bir bozukluk, bu doğuştan gelen bir bozukluk. Öyle belirli bir yaşı yoktur. Bebeklikten belirtileri oluyor. Bu çocuklar için farklı farkındalık çalışmalarının yapılabilmesi gerekiyor. Yani kişiliklerinin düzgün gelişebilmesi için bunların erken müdahale edilip gerekli tedaviyi almaları gerekiyor. Geç kalındığı zaman belki mesleki anlamda değil ama en kötüsü kendisinin kişiliği bozuk olunca güçsüz biri haline gelebiliyor.

    Bize gelen birçok ilgili aile var. Genellikle ilgili aileler daha çok getiriyor diye düşünüyorum. Ama şurası kesin ki sosyo-ekonomik düzeyi düşük olduğu için gelemeyen aileler var. Bazı sosyal projelerle bu alanlara da el atılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

    Eğitim Uzmanı Talat Yıldırım da teknoloji ile yaşamın daha çok iç içe geçtiğine dikkat çekerek, “Önceden de eğitimde teknolojinin bir yeri vardı ama şimdi tamamen teknoloji kullanılarak bir eğitim süreci yaşadık. Özellikle pandemi de eğitim tamamen teknoloji üzerine yürüdü. Teknolojiyi yasaklamak yerine belli bir disiplin içinde ve yaşamı planlayarak kullanılmasını ve bu disiplinin baştan verilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye aktardı.

    “ÇOCUKLARIN İYİ GÖZLEMLENMESİ ÖNEMLİ”

    Toplum olarak sorun merkezli bir bakış açısının hakim olduğuna işaret eden Eğitim Uzmanı Talat Yıldırım, şunları vurguladı:

    “Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve özgül öğrenme bozukluğu içinde gözden kaçırılmaması gereken bir noktanın şu olduğunu düşünüyorum. Bu çocukların aksayan yönleri olmasına rağmen artı yönlerinin de gözden kaçırılmaması ve hem tıbbi hem de eğitsel destekte çocuklara bu bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü sorun merkezli yaklaştığımız zaman çözüm zorlaşabiliyor. Yani çocuk motive olamayabiliyor, reddedebiliyor. Aileler bile siz sorun odaklı yaklaştığınızda bir adım geride duruyorlar. İyi bir gözlem ailenin çocuğunu tanıması, eğitimcinin öğrencisini tanıması ki bu da iyi gözlemden geçiyor. Her aile dikkat eksikliği mi, özgül öğrenme bozukluğumu, hiperaktivite mi demeyebilir. Ama ‘neden aksıyor, zorlandığı nokta nedir?’ diyebilmeli. Eğitimciler açısından aslında ailenin sormadığı soruyu da eğitimciler sorabilmeli.

    Bu kavramlar akılda olmalı ve bu konuda farkındalık mutlaka geliştirilmeli. Süreç biraz belki yeni gelişiyor ama eğitimcilerin de bu konuda duyarlı olması bu sorunların çözümünde çok önemlidir.”

    Diren KESER-Cebrail ARSLAN/MERSİN

     

  • 10 ayda en az 62 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti

    10 ayda en az 62 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla rapor yayınlayan İSİG’in verilerine göre 2018’in ilk on ayında ücret karşılığı emek vermek zorunda bırakılan 62 çocuk iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de işçiliğe mecbur bırakılan çocuklara ve iş cinayetlerine dair raporunu* yayınladı.

    Rapora göre 2018 yılının ilk on ayında en az 62 çocuk iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirdi.

    İSİG, konuya dair yeterince denetim olmadığını belirterek, işçi olmak zorunda bırakılan çocukların durumundan iktidarın sorumlu olduğuna işaret etti.

    Rapordan öne çıkanlar şöyle:

    • Çocuklar, iş cinayetleri sonucu en çok Antep, Urfa ve Mardin’de hayatını kaybetti. Bu iller tarım işçiliğinin ve kırsalda yoksulluğun had safhada olduğu yerler.
    • İş cinayetlerinde yaşamını yitiren 62 çocuk’tan 10’u mülteci veya göçmen.
    • Hayatını kaybeden çocukların yüzde 11’i kız çocuğu.
    • Çocuklar, en çok ücretsiz aile işçiliğinin ve küçük yaşta çalışmanın yaygın olduğu tarım sektöründe hayatını kaybetti. İş cinayetinde yaşamını yitiren çocuklardan yüzde 11’i inşaatlarda çalışmak zorunda bırakıldı. Sanayide, madenlerde, küçük atölye ve işletmelerde, tamirhanelerde ve sokaklarda çalışmak zorunda bırakılanlar ise, trafikte, boğularak, yüksekten düşerek ya da ezilerek hayatını kaybetti.
    • İş cinayetinde yaşamını yitiren 62 çocuğun 22’si 14 yaş ve altında.

    Çıraklık ve stajyerlik

    Raporda, çıraklık ve stajyerlik yapan çocukların, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinden ve sosyal güvenlik korumasından uzak bir biçimde çalışmaya mecbur bırakıldığı kaydedildi.

    “Mesleki eğitim” adı altında çocuk emeğinin sömürüldüğü belirtilen raporda, çırak, stajyer veya kursiyer olarak çalışan çocukların sayısının 1.5 milyona dayandığı bildirildi.

    Raporda, çocukları işçi olarak çalıştıran iş yerlerine ve faillere dönük cezasızlık politikası uygulandığı vurgulandı.

  • Çocuklara böyle anlatacaklar: Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla cihat edenlere cennet var

    Çocuklara böyle anlatacaklar: Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla cihat edenlere cennet var

    AKP hükümetinin cihatlı eğitim müfredatından ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Yeni müfredatta cihada ilişkin, “çaba sarf etmek, zahmet çekmek, Allah’ın dinini yüceltip yaymak için elden gelen çabayı göstermek, Allah için yaşamak ve fedakârlık” tanımlaması yer aldı. Kitapta, “Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla cihat edenler cennetle müjdelenmektedir” denildi.

    AKP’nin laiklik ve bilim düşmanı yeni eğitim müfredatında yer alan cihat kavramının nasıl tanımlandığı da ortaya çıktı. Cihattan övgüyle bahsedilen kitapta, “Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla cihat edenler cennetle müjdelenmektedir” ifadeleri yer alıyor.

    Temel Dini Bilgiler dersinin kitabında, cihadın İslam dinindeki en önemli ibadetlerden biri olduğu ileri sürülerek, bu ibadetin de farz olduğu dile getirildi. Kitapta, “Günümüzde cihat kavramı İslam karşıtları tarafından kötü örneklerle özdeşleştirilerek uzak durulması gereken bir şeymiş gibi gündeme getirilmektedir. Ancak hadislerde cihat edenler övülmekte, Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla cihat edenler cennetle müjdelenmektedir. Hz. Peygamber, müminleri cihada teşvik etmiştir. Cihat ibadeti, hak ile batıl mücadelesi kıyamete kadar süreceği için her zaman var olması gereken bir ibadettir” denildi.

    Fıkıh ders kitabında ise cihadın, “Çaba sarf etmek, gayret göstermek, zahmet çekmek, ilahi mesajı insanlara duyurmak, Allah’ın dinini yüceltip yaymak için elden gelen çabayı göstermek, Allah için yaşamak ve fedakârlık” olduğu belirtilerek, “Cihad, Allah yolunda canla, malla, sözle, fiille mücadeleyi içermektedir. Cihad, hem ekonomik hem kültürlerarası hem de silahla yapılan mücadeleyi içermektedir. Dar manasıyla Allah yolunda savaşmayı ifade etmektedir” ifadeleri kullanıldı.

    Kitapta, “Cihad, ülkenin işgal altında olması sebebiyle seferberlik kararı alınması durumunda farz-ayn (her müslümanın bizzat kendisinin yapması zorunlu olan şey) olur” denildi.

    Milliyet’ten Ayşegül Kahvecioğlu‘nun haberine göre, Cihadı meşru kılan sebeplerin de sıralandığı kitapta, şunlar kaydedildi:

    “Ülkenin saldırıya uğrayıp din, can, mal, nesil ve aklın korunması amacıyla savaş yapılması meşrudur. Bazı ülke ve grupların bir bölge veya tüm dünyayı tehdit eden faaliyetleri karşısında savaş meşru olur. İnsanların mal ve can güvenliğini tehdit eden nükleer, kimyasal, terörist faaliyetlere üs olma gibi fitne ve zulme engel olup uluslararası güvenliğin sağlanması amacıyla savaş yapılması da meşrudur. Devlete karşı silahlı ayaklanma ve isyan suçu ‘bağy’ olarak isimlendirilmektedir. Bağy suçunu işleyenlere karşı savaş yöntemi dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri almak devletin hakkıdır. Ülkemizde 15 Temmuz’da yaşanan devlete isyan hareketi ‘bağy’ suçuna bir örnektir. Devletin düzenini yıkmaya çalışanlara ve alternatif paralel yapılanma içine girenlere karşı gerekli tedbirleri alıp bu isyan hareketini bastırmak devletin hem hakkı hem vazifesidir. Müslümanların dinlerini yaşamalarına ve tebliğ etmelerine engel olanlara karşı Müslüman devletler muhtelif yöntemlerle mücadele edebilirler.”

    Kitapta silahlı cihada ilişkin şöyle denildi:

    “Günümüzde cihad kavramını kullanan şiddet hareketleri birçok açıdan meşru değildir. Terör gruplarının İslami söylemleri kullanması, Müslümanları kendi kavramlarını kullanmaktan uzaklaştırmamalı, aksine kavramların doğrusu alimler tarafından yazılıp anlatılarak halk aydınlatılmalıdır. Silah kullanma yetkisi sadece kamu otoritesine ve denetimine aittir. Kontrolsüz grupların silahlı yöntemleri toplumda terör ve kaosa sebep olup can ve mal güvenliğini ortadan kaldırır, Müslümanların dünya kamuoyundaki imajına ve kimliğine zarar verir. Sömürgeci devletler bu grupları yönlendirmekte, kullanmakta ve kendi çıkarlarına uygun olarak kullanmakta, İslam ülkelerinin maddi kaynaklarını sömürmektedir. Günümüzde İslam ülkelerinin tarumar edilmesinin şekli gerekçesi cihad kavramını istismar edenlerin davranışlarıdır.”

    (HABER MERKEZİ)