Etiket: çözüm süreci

  • DEM Parti: Birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır

    DEM Parti: Birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır

    PİRHA- DEM Parti komisyon üyeleri tarafından yapılan açıklamada, ortaya çıkan siyasal iradenin, sorunun çözümü için tarihsel rolü olması gereken siyaset kurumunu ve alanını, ilk defa bu düzeyde çözümün muhataplığına yakınlaştırdığna dikkat çekilerek, “Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyeleri, komisyonun bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “ORTAYA ÇIKAN BU SİYASAL İRADE İLK DEFA BU DÜZEYDE ÇÖZÜMÜN MUHATAPLIĞINA YAKINLAŞTIRMIŞTIR”

    Meclis çatısı altında kurulan komisyonun, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümüne katkı sunacak hukuki ve siyasi zeminin tesisi amacıyla oluşturulduğu hatırlatılarak, “Cumhuriyet’in en temel sorunlarından birisi etrafında, halk iradesinin tamamına yakınını temsil eden siyasal partilerin Komisyon’da temsil edilmesini son derece kıymetli bulduğumuzu tekrardan belirtmek isteriz. Ortaya çıkan bu siyasal irade, sorunun çözümü için tarihsel rolü olması gereken siyaset kurumunu ve alanını, ilk defa bu düzeyde çözümün muhataplığına yakınlaştırmıştır” denildi.

    “KAMUOYU BEKLENTİSİ YÜKSEK”

    Kendine has özellikleriyle öne çıkan, tarihsel çağrıların ve gelişmelerin gerçekleştiği bu süreçte, Komisyon’un parlamento zemininde kendi rolünü oynamasına dönük kamuoyu beklentisi yüksek olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Komisyon’un her şeyin muhatabı olmadığını bilmekle birlikte, rolünü doğru ve işlevsel oynaması durumunda tarihsel gelişmelere kapı aralayacak bir katkısının olacağının da bilincindeyiz” diye belirtildi.

    Açıklamanın devamında şu öneriler dile getirildi:

    “-Komisyon çalışmalarındaki birinci aşama tamamlanmakta ve dinlemelerin sonuna yaklaşılmaktadır. Farklı çevrelerden kişi ve kurumların barışa ve çözüme dair düşüncelerini, önerilerini son derece kıymetli bulduğumuzu yeniden ifade etmek isteriz. Partimiz açısından dinleme safhasının ana çıktısı, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün kaçınılmazlığıdır. Referansları, dayanakları farklı olsa da Komisyon’da ifade edilenler, Kürt meselesinin tarihsel olarak çözümünün zorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

    -Sürecin pozitif barış aşamasına geçmesinin en az çatışmasızlık hali olarak değerlendirilen negatif barış aşaması kadar önemli olduğu birçok kurum ve kişi tarafından ifade edilmiştir. Pozitif barış için ‘adaletin tesisi, toplumsal güvenin inşası, eşitliğin kurumsallaşması, farklı kimliklerin bir arada eşit olarak ve barış içinde yaşayabilme iradesinin net bir şekilde ortaya konulması’ gerektiği; güven ortamının ‘karşılıklılık ilkesiyle sağlanabileceği’; sorunun sadece ‘silahlı hareket boyutuna sıkıştırılamayacağından’ hareketle ‘kök nedenlerin ortadan kaldırılmasının’ önemi; ‘sadece güvenlik politikalarıyla kalıcı barışın sağlanamayacağı’; ‘ret, inkar ve asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi’ gibi dinlemeler safhasında öne çıkan tespitleri çok kıymetli buluyoruz. Komisyonun bundan sonraki çalışmalarında, dinlemelerde öne çıkan bu önerilerden faydalanması gerektiğinin altını önemle çiziyoruz.

    -Sorunu siyasal, kültürel, toplumsal ve ekonomik boyutlarıyla ele alarak kalıcı çözümün geliştirilmesi doğru olandır. Meselenin bölgesel ve küresel bir karakter kazandığının da bilinciyle, örgütsel, siyasal ve toplumsal karşılığı ve belirleyicilik düzeyi açık olan Sayın Abdullah Öcalan’ın Komisyon tarafından dinlenmesi, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olarak ele alınmalıdır. Gerçek çözüm, sorunu ismiyle çağırmaktan ve bulunduğumuz tarafa göre gerçeği eğip bükmeden hakikate göre düşünmekten, adım atmaktan geçmektedir. Komisyon’un Sayın Öcalan’ı dinlemesi, mevcut sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi açısından belirleyici önemdedir.

    -Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır. Komisyon’un varlık gerekçesi, sürecin gerektirdiği yasa düzenlemelerine ilişkin tavsiyeler ve taslaklar oluşturmaktır. Partimizin ilgili kurullarının sürecin başından itibaren Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’de ihtiyaç duyulan değişiklikler; başta kayyım düzenlemesi olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratikleştirilmesi; ayrımcılıkla mücadele düzenlemeleri ve anadilinde eğitim-öğrenim gibi başlıklarda hazırlığı bulunmaktadır. Yeni yasama yılının açılışıyla birlikte Komisyon’a üye veren partilerin ilgili başlıklarda somut öneriler sunması ve bu öneriler üzerinde ortaklaştırma hedefiyle çalışılması ikinci aşamanın en temel görevidir. Çünkü çatışma zemininin kalıcı olarak ortadan kaldırılmasının en önemli adımlarından birisi de hukukun tesisi ve yasa önünde eşitliğin sağlanmasıdır.

    -Öte yandan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, 17 Eylül 2025 tarihli kararında Barış ve Demokratik Toplum Sürecine atıf yaparak, ‘umut hakkı’na dair Komisyon ve parlamentonun görevlerine işaret etmesi dikkate değerdir. Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’de ilgili siyasal ve hukuki adımlara işaret ettiği bir ortamda, umut hakkı bağlamında sürecin gerektirdiği adımları atmak, inisiyatifleri almak ve bunu bir ilke olarak kabul etmek Kürt sorununda adil, eşit, demokratik ve toplumsal çözümün en hayati gelişmelerinden birisi olacaktır.

    -Komisyon faaliyetleri kapsamında DEM Parti olarak temel amacımız, Kürt sorununu çatışma zemininden uzaklaştırarak hukuki ve siyasi çözümün olanaklarını yaratmaktır. Kürt meselesinin demokratikleşme perspektifiyle ve bunun gerektirdiği zihniyet dönüşümüyle ele alınması kaçınılmazdır. Dinlemeler esnasında bir akademisyenin belirttiği gibi ‘Her barış demokrasiyle sonuçlanmayabilir, ancak Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye demokrasi gelmeyecektir’.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tuncer Bakırhan: Aleviyi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz-VİDEO

    Tuncer Bakırhan: Aleviyi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürde demokrasi ama Aleviyi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz. Bir masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Alevilerdir, ezilenlerdir. Bizler sadece Kürde olan bir süreci kabul etmeyeceğimizi açıkça belirtiyoruz. 

    62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri devam ediyor. Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan akşam programına yurdun dört bir yanından binlerce kişi katıldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde konuşma yaptı.

    “ALEVİLER, HER ZAMAN DEMOKRASİYE GÜÇ VERDİLER”

    Hünkarın huzurunda, insanlığı aydınlatan kutsal çınarın altında olduklarını ifade ederek sözlerine başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hakikati hünkarın topraklarında arıyoruz. Kerbela’dan bugüne demokrasi mücadelesinin her döneminde barışın kurulmasında, kardeşliğin büyümesinde ve adaletin egemen kılınmasında Aleviler lokomotif güç oldular. Aleviler direndiler, demokrasiye de büyük bir güç verdiler. Kimliği inkar edilen bir kardeşiniz olarak inancın inkar edilmesinin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Ama o korku zincirini hep birlikte mücadele ederek kırdık ve bugünlere geldik. Bütün hakların ve inançların özgür ve eşit olabilmesi için yola revan olduk. Bugün Alevi canların üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Asimilasyon tuzakları kuruluyor bu sistem sizin iradenizi yok saymaya çalışıyor. Bu faaliyetlere son verilmelidir. Zulüm, ayrımcılık devam ediyor. Bu sorunların çözümü artık ertelenemez” dedi.

    “BARIŞ. GERÇEK YÜZLEŞME OLMADAN KURULAMAZ”

    Ayrımcı politikaların son bulması için yaşamın her alanında omuz omuza olacaklarını belirten Tuncer Bakırhan, “Suriye’de Alevi kardeşlerimiz kıyıma maruz kaldı. Dönemin yezitleri IŞİD kalıntıları, Alevileri katletti. Bu kıyıma sessiz kalmayacağımızı Suriye’de yaşayan Kürtlerin de bu kıyıma sessiz kalmayacağını bir kez daha seslendirmek istiyorum. Alevilere yeni Kerbela’lar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yezitlere karşı dün olduğu gibi bugün de mücadele edeceğiz.

    Gerçek barış yüzleşme olmadan kurulamaz. Katliamların hesabı sorulmalı, failler yargılanmalı. Bakın Hünkar’ın kucağında aslan ile ceylan birlikte duruyor. Bu resim bir mucizeyi anlatmaz, bir terbiyeyi, hakikati anlatır. Açık söylüyorum, bu resim sadece bir tasvir değil hünkarın bize sunduğu büyük bir barış manifestosudur. Meclis’te kurulan komisyonun her bir bireyi, Hünkara bakarak konuşmalı” diye belirtti.

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜ KAZANMALI, AYRIMCILIĞA SON VERİLMELİ”

    Aleviyi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Bakırhan, “Masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Alevilerdir, ezilenlerdir. Bizler sadece Kürde olan bir süreci kabul etmeyeceğimizi açıkça belirtiyoruz. Diyarbakır’da, Hacıbektaş’ta özgür ve eşit olacak. Cemevleri yasal statü kazanmalı, ayrımcılığa son verilmeli. Gece gündüz hep birlikte kararlılıkla çalışacağız. Hünkar’ın huzurunda söylüyorum; barışı kılacağız. 72 millete aynı nazardan bakılan bir ülke kuracağız” diye konuştu.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

  • Adıyamanlı yurttaşlar: Artık barış olsun-VİDEO

    Adıyamanlı yurttaşlar: Artık barış olsun-VİDEO

    PİRHA-Adıyamanlı yurttaşlar, ‘Barış Süreci’ hakkında değerlendirmelerde bulunarak, Kürt sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini ifade ederek, “Bir an önce birlik, beraberlik olsun. Artık barış olsun istiyoruz” dediler.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ının ‘Barış ve Demokratik Çözüm’ çağrısıyla başlayan sürecin ardından PKK, 12 Mayıs 2025’te, örgütün kendini feshettiğini ve silah bıraktığını duyurdu.

    Adıyaman’da yaşayan yurttaşlar, Kürt sorununun çözümüne dair gelişmeleri nasıl gördüklerini sorduk.

    Çözüm sürecini samimi görmeyenler olduğu kadar, Kürt sorunun barışçıl yollarla çözülmesinin gerekli olduğunu ifade edenler oldu.

    Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuşan yurttaşlar çözüm süreci hakkında şu yorumlarda bulundu.

    “NEYİN SAVAŞINI VERİYORUZ?”

    Taksi şoförlüğü yapan Zeynel Abidin Kılavuz, Türkiye’nin barışa ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Burası hepimize ait bir toprak, neyin savaşını veriyoruz? Bu barışın bir an önce sağlanması lazım. Barış sağlandığında Türkiye’nin çok iyi bir yere geleceğine eminim. Biz bu süreci destekleriz” dedi.

    ‘SAVAŞTA HER İKİ TARAFA YAZIK’

    Savaştan her iki halkın etkilendiğini belirten Mehmet Güneş adlı yurttaş ise şu ifadeleri kullandı: “Ölen kim olursa olsun bizim evladımızdır. Savaşta hayatını kaybeden her iki tarafa yazık. Keşke hiç kavga olmazsa, insanlar gönül rahatlığıyla yaşayabilse.”

    Olası bir çözümden hem ülkenin hem de kendilerinin memnun olacağını ifade eden Güneş, “Kim ne söz tutmuşsa sözünün arkasında durmalı” yorumunda bulundu.

    Güneş, sözlerine şöyle devam etti: “Bu sürecin olumlu yönde ilerleyeceğinden emin değilim ama inşallah da başarılı olur. Ben hayvanların bile birbirine eziyet etmesine bile tahammül edemiyorum. Oturup konuşalım, bu ülke herkese yeter.”

    ‘KİME SORSANIZ BARIŞI İSTER’

    Herkesin barışı savunacağını söyleyen Hüseyin Karagöz, “Bugün yolda kimi çevirip sorarsanız herkes barışı ister. Barışın aksi dışında bir cevap vermez. Hepimiz barıştan tarafız. Bütün toplum adına umuyorum ki barış içinde, kardeşlik içinde, demokratik bir ülkede yaşarız” diye konuştu.

    Bir yurttaş, “Savaşın sonlanması bizi de ülkeyi de memnun eder. Barış olmasını isteriz, barış güzel bir şey” diye ifade ederken, süreç hakkında konuşan bir kadın yurttaş ise, “Bir an önce birlik, beraberlik olsun. Artık barış olsun istiyoruz” dedi.

    ‘BU SORUNUN ÇÖZÜLMESİNE UZUN ZAMANDAN BERİDİR İHTİYAÇ VAR’

    Esnaflık yapan Bekir Ünal da, Kürt sorunun çözülmesinin gerekli olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Bu sorunun çözülmesine 30 yıldan beridir ihtiyaç var. Türk, Kürt hepimiz kardeşiz. Bir Kürt olarak elbette ki barışın olmasını isterim; kardeşlik olsun, barış olsun, Türkiye güzel olsun, Avrupa ülkeleriyle yarışabilecek düzeye gelelim.

    Türkiye’de bir çözüm umudumuz var. Bu süreç olması gereken bir şey, geriye dönüş olmaması lazım, geriye dönüş olursa Türkiye için büyük bir kayıp olur. Türkiye’nin her türlü adımı atması gerekiyor. Ortada bir sorun yok; eğer ortada bir Kürt sorunu varsa bu barış sürecinde her iki tarafın da fedakarlık göstermesi lazım.”

    Trakyalı olduğunu söyleyen bir yurttaş ise konu hakkında şu ifadeyi kullandı: “Eğer insanlar ölmeyecekse elbette ki bir barışa ihtiyaç var.”

    ‘YETERKİ SİYASETÇİLER BENCİL OLMASIN’

    Savaşın bütün toplumlara zarar verdiğini dile getiren Ozan Yapıcı, “Türkiye’de, Ortadoğu’da veya Avrupa’da nerede olursa olsun canların ölmemesi lazım. Eğer ki şeffaf bir siyaset varsa barış süreci güzel bir şey. Eğer kişisel çıkarlardan önce toplumsal bir çıkar varsa ve olursa barış süreci gelişir. Toplumun çıkarı göz önünde bulundurulursa elbette ki barış olur, ekonomi de düzelir. Yeter ki insanlar bencil olmasın, siyasetçiler bencil olmasın” ifadesinde bulundu.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

     

     

     

  • Mehmet Karayılan: Alevilerle ortak yaşamı inşa edeceğiz-VİDEO

    Mehmet Karayılan: Alevilerle ortak yaşamı inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Yerine kayyım atanan Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan, Kürt sorununda yeni süreç tartışmalarını değerlendirdi. Karayılan, barışın oluşmasında Alevilerin önemli bir rolü olduğunu belirterek, “Biz Alevi toplumuyla yürüdükçe güçleneceğiz” diye ifade etti.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kongresini toplayarak silah bırakma ve kendini feshetme kararı alması büyük bir yankı uyandırdı.

    Alevilerin ülke içerisinde önemli bir güç olduğunu söyleyen, yerine kayyım atanan Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan, Biz bu süreçte Alevilere ciddi anlamda elimizden gelebilecek güç ve katkıyı sunacağız” diye konuştu.

    “CENNET İNSANLARIN CEHENNEMİ HALİNE GETİRİLMİŞTİR”

    Her inancın, her toplumun kendini özgür hissedebildiği oranda yaşayabileceğini belirten Mehmet Karayılan, “Anadolu’da yaşadığımız bu topraklarda önemli bir süreci şu anda geçiriyoruz. Her inancın, her kimliğin yan yana yaşayabildiği tarihsel süreç içerisinde komşuluk ilişkilerinden tutalım, ekonomik, siyasal, kültürel her konuda da iç içe yaşamış, iç içe ilişkilenme halinde bu sürece gelmiş. Fakat ne yazık ki tarihe baktığımızda Orta Doğu’da her işte belirtilir, her kitapta da cennet diye ifade edilir burası. Fakat yaşanılan geçmiş süreç içerisinde cennet insanların cehennemi haline getirilmiştir. Bu insanlık tarihi açısından vahim bir durumdur. Güncel açıdan da vahim bir durumdur. O açıdan biz parti olarak zaten mayamızı aldık. Bu topraklarda, bu coğrafyada yaşayan bütün kimlikler, bütün inançlar, bütün cinsiyetler bununla birlikte doğada yaşayan canlılar; ağacı, karıncası… Aklımıza gelen bütün canlıların ortak yaşayabilmesi, bütün canlılara bu coğrafyamızda yerin olduğunu ve bunun için de husumetten, gerginlikten ziyade ortak yaşamı esas almıştır. Herkesin kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, kendi dalında durabilmesi, kendi rengini kendisinin yansıtabilmesi önemlidir. Toplumun da güzelleştirilen farklı inançlardır, farklı kimliklerdir” diye belirtti.

    “ALEVİLER TARİH BOYUNCA BU COĞRAFYADA ÖNEMLİ BİR ROL OYNAMIŞTIR”

    Farklılıkların yok sayılarak değil, kabul ederek ortak yaşamın zeminini güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Karayılan, “Ortak yaşamın zemini her kesimin örgütlü mücadelesidir” diyerek her kesimin kendi içerisinde örgütlü hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

    Karayılan, Alevilerin geçmişten bu yana mücadele ile geçtiğini belirterek şunları söyledi:

    “Aleviler tarihler boyunca bu coğrafyada önemli bir rol oynamıştır, önemli bir emek vermiştir. Önemli bir kültür mirası bırakmıştır ve kültür mirası bırakmaya kültürel üretkenliklerini devam ettirmeye çalışıyorlar. Alevi halkı Alevi inancı ötekileştirilmeye çalışıyor. Çok farklı farklı zamanlarda katliama tabi tutulmuştur. Bu asla kabul edilecek bir şey değildir, lanetlenecek bir durumdur.

    GÜÇLENDİĞİMİZ ORANDA ALEVİ KESİMİNE GÜÇ VERİRİZ

    Alevi halkı da özellikle bizim yaşadığımız süreç içerisinde yakın tarihte, geçmiş tarihte de ciddi anlamda örgütlenerek bu zulüm düzenine karşı, bu haksızlığa karşı, ötekileştirmeye karşı kendi kültürünü yaşamak için ciddi anlamda kendi içerisinde örgütlenmiştir. Hem de farklı kesimlerle ortaklaşarak mücadele etme zeminini güçlendirmiştir. Bu anlamda bizim partimiz içerisinde de bir Alevi potansiyeli var ve bizim onlardan parti olarak beklentiden ziyade her Alevi kesimin örgütlenmesi, kendi yaşam biçimini oluşturması ve bunun için güç olması, bize katkı veren bir meseledir. Biz hem Alevi kesiminden güç alırız, güçlendiğimiz oranda da Alevi kesimine güç veririz. Bu anlamda hem sosyal olarak hem kültürel olarak hem yaşamın bütün alanlarında Alevi halkı, Alevi halkları, inançları daha çok örgütlenerek daha çok kendi yaşam biçimini topluma yayarak tarihsel mücadelesini taçlandırması bizi de güçlendirecektir. Biz bu süreçte Alevilere ciddi anlamda elimizden gelebilecek güç ve katkıyı sunacağız.”

    PİRHA/MARAŞ

  • Milletvekili Adalet Kaya: Aleviler barış sürecine sahip çıkmalıdır-VİDEO

    Milletvekili Adalet Kaya: Aleviler barış sürecine sahip çıkmalıdır-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, barışın konuşulduğu bir dönemde Alevilerinde inisiyatif alması gerektiğinin altını çizerek, “Aleviler bu yeni anayasa içerisinde nasıl bir statüde kendilerini tanımlamak istiyorlarsa bunun mücadelesini vermeli, bunun sözünü kurmalı, bununla ilgili olarak örgütlü bir duruş sergilemelidir. Bu sürece sahip çıkmalıdır” diye ifade etti.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” gündemdeki yerini korurken, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme adımlarına dair tartışmalar da devam ediyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, sürece dair yaptığı açıklamada, “Bu süreci sadece bir partinin insafına bırakmak doğru değil. Bu süreç hepimizin, bu süreci sahiplenmek, büyütmek, toplumsallaştırmak, örgütlemek de bizim işimiz” diye belirtti.

    TÜRK, SÜNNİ VE ERKEK BİR YAPI VAR

    Cumhuriyetin üç yapı üzerinden kurulduğunu ve bu yapı üzerinden toplumu şekillendirmeye çalıştıklarını belirten Kaya, şunları ifade etti:

    “Bu cumhuriyetin kuruluş kodları nedir? İşte Türk, Sünni ve oldukça erkek. Bu üç sözleşme üzerine kurulu bir yapı var ve dolayısıyla bu yapının içerisinde Alevileri de, Kürtleri de, kadınları da eritmek istediler. Oldukça erkek, Sünni ve Türk bir yapı oluşturulmak istendi. Yani tekçi üç kavram üzerinden şekillenen bir toplumsal yapı oluşturmak istediler.

    KÜRTLER VE ALEVİLER DEM PARTİ ÇATISI ALTINDA SİYASET YAPIYORUZ

    100 yıldır mücadele veriyor; Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, Ermeniler… 100 yıllık süreç içerisinde kazanımlarımız var. Mesela biz Kürtler ve Aleviler bugün DEM Parti çatısı altında birlikte siyaset yapıyoruz. Hep birlikte ortak mücadele veriyoruz. Başka inançlar, düşünceler, siyasi partiler ya da işte Süryaniler, Ermeniler; hepsini temsil eden bir yapı var. Biz bu noktaya mücadele ile geldik. Öyle kimse bize altın tepside bir şey sunmuyor. Halkların verdiği bir mücadele var ortada. Mücadelenin geldiği noktada Sayın Öcalan’ın çağrısıyla 5-7 Mayıs’ta PKK’nin kongresini yapması ve silahlı mücadeleyi bırakmasını ilan etmesi ardından da demokrasi ve siyasi demokratik siyaset diyebiliriz. Şu ana kadar açık değil miydi? Açıktı ama şöyle açıktı baskı altındaydık. Gerçekten baskı altında demokratik siyaseti ne kadar yapabiliyorduk bu tartışılır.

    Bugün hala eş genel başkanlarımız düşünce ya da sadece gazetecilik yapanlar düşüncesini ifade edenler sosyal medya paylaşımlarından kaynaklı siyasetçiler hala cezaevinde. Yani bütün bunlara baktığımız zaman demokratik siyasetin yolları kapalıydı ama bugün artık bununla ilgili önümüze açılmış büyük bir fırsat var ve bu büyük fırsatı Sayın Öcalan açtı.”

    “TOPLUMSAL BİR SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ VAR”

    Sürece sahip çıkıldığı oranda barışın yakalanacağını söyleyen Kaya, “Tüm halkları,inançları ve coğrafyayı etkileyecek yeni bir dönem başlıyor. Ve bu dönemi örgütlemek, demokratik toplum ve barış inşasına katkı vermek hepimizin görevi.  Bunu herkese ulaşarak, herkese bunun ne demek olduğunu anlatarak yapabiliriz. Biz bu sürece sahip çıktığımız oranda karşımızdaki muhatap da süreci doğru ilerletecek, sağlıklı ilerletecektir. Bunun için öncelikle taraflardan biri olan yani baş müzakereci Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarının sağlanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ VAR”

    Süreci bir partinin insafına bırakmamak gerektiğini ve süreci sahiplenilmesinin önemine dikkat çeken Kaya, şunları konuştu:

    “Cumhuriyetin kuruluş kodları Sadece üç sözleşme üzerine kurulu Bu üç sözleşme Türk, Sünni ve erkek. Yani diğer bütün toplumsal dinamikleri dışlayan tekçi bir anayasa ile yaşıyoruz. Yeni bir anayasa yapmak gerekiyor. Yani yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var.

    Bugün varolan anayasayı değiştirmek için bir zemin açılmış. Bunu örgütlemek, bunun her aşamasında yer almak hem Kürtlerin, Alevilerin ve diğer bütün halkların ve inançların görevi. Aleviler de bu yeni anayasa içerisinde nasıl bir statüde kendilerini tanımlamak istiyorlarsa bunun mücadelesini vermeli, bunun sözünü kurmalı, bununla ilgili olarak örgütlü bir duruş sergilemelidir. Bu sürece sahip çıkmalıdır. Bu süreci sadece bir partinin insafına bırakmak doğru değil. Bu süreç hepimizin, bu süreci sahiplenmek, büyütmek, toplumsallaştırmak, örgütlemek de bizim işimiz.”

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

  • CHP Milletvekili Ali Öztunç: Umarım oyalama olmaz ve barış yaşanır!-VİDEO

    CHP Milletvekili Ali Öztunç: Umarım oyalama olmaz ve barış yaşanır!-VİDEO

    PİRHA-CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası yaşanan gelişmelerin barış umudunu yeşerttiğini belirterek, “Barış nereden ve kimden gelirse gelsin değerlidir, önemlidir, desteklenmelidir. Umarım oyalama, başka ayak oyunları, başka taktikler devreye girmez ve geçmişin aksine bu defa bir uzlaşma, barış yaşanır” diye konuştu.

    27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası kongresini toplayan PKK, kendisini feshettiğini ve “çalışmalarını sonlandırdığını” kamuoyuna duyurdu. Bu karar sonrası gözler, devlet/iktidarın demokratikleşmeye yönelik hangi adımları atacağına çevrilmiş durumda.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maraş Milletvekili Ali Öztunç, sürece dair ajansımıza konuştu. Öztunç, “Toplumda çok büyük acılar yaşandı. Artık analar ağlamasın, insanlar ağlamasın” ifadesinde bulundu.

    ‘BARIŞ KİMDEN GELİRSE GELSİN DEĞERLİDİR’

    Toplumun artık bir barışa ihtiyacı olduğuna vurgu yapan CHP Maraş Milletvekili Öztunç, “Barış güzeldir, barış iyi bir şeydir, savaş kötüdür. Barış toplumlarda, coğrafyalarda olması gereken en önemli şeydir. O yüzden barış nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin değerlidir, önemlidir, desteklenmelidir. Ben kişisel olarak bunu destekliyorum. Artık insanlar ağlamasın. Annelerin gözyaşı dökülmesin. Kim olursanız, hangi anne olursanız olun. Toplumun tüm kesimleri acı çekti. Artık bunun sona ermesi, sona erecek olması… Bu ümit bile güzeldir. Umarım oyalama, başka ayak oyunları, başka taktikler devreye girmez ve geçmişin aksine bu defa bir uzlaşma, barış yaşanır ve güzel bir coğrafyada güzel bir hayat hep birlikte yaşanır.”

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

  • PSAKD’li Sekman: Barış sürecinde Alevilerin talepleri anayasal statü içine alınsın!-VİDEO

    PSAKD’li Sekman: Barış sürecinde Alevilerin talepleri anayasal statü içine alınsın!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Adıyaman Şubesi Başkanı Ali Sekman, devlet ve PKK arasında yapılan görüşmeleri olumlu bulduklarını belirterek, “Devletten de, barış sürecinde Alevi toplumunun da taleplerini anayasal çerçeve içine alarak, en başta eşit yurttaşlık, cemevlerini ibadethane statüsüne alınmasını bekliyoruz” dedi.

    Kürdistan İşçi Partisi (PKK) 12 Mayıs’ta yaptığı açıklama ile silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladı. PKK “Pratikleşme süreci Abdullah Öcalan tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere” örgütsel yapısını feshettiğini, silahlı mücadele yöntemini ve PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdığını söyledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi Başkanı Ali Sekman, çözüm sürecini yorumladı.

    Alevi kurumu olarak devlet ve PKK arasında yapılan görüşmeleri olumlu bulduklarını belirteren Sekman, yeni bir anayasa hazırlanması durumunda Alevilerin de inançlarının tanınacağı yasal bir statüye koyulması gerektiğini ifade etti.

    “BARIŞ SÜRECİNDE ALEVİLERİN TALEPLERİ ANAYASAL ÇERÇEVE İÇİNE ALINSIN”

    PSAKD Adıyaman Şubesi Başkanı Ali Sekman, cumhuriyetin 2’nci yüzyılında PKK ile devlet arasında süren çözüm sürecinde Alevilerin de inançsal haklarının anayasal bir düzenlemeye ihtiyacı olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Bu planın içerisinde PKK’nin silah bırakma eylemini biz de kurum olarak çok sıcak bir şekilde karşılıyoruz. Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde kendi özünde herkes kendi inancını, dilini, örfünü, adetini, ortak değerleriyle varlığını koruduğu, tüm ülkenin barış ve özgür bir şekilde yaşamasını talep ediyoruz.

    Bu devletin görevi tüm halkları bir arada tutmaktır. Herkes bu ülkeye vergisini veriyorsa, bu ülkenin yurttaşıysa haliyle bu ülkede kendi inancını, örfünü, adetini doğalında yaşamasına olanak tanımak zorundadır. Bunun için devletten de, barış sürecinde Alevi toplumunun da taleplerini anayasal çerçeve içine alarak, en başta eşit yurttaşlık, cemevlerini ibadethane statüsüne alınmasını bekliyoruz.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • ‘Silahlar terk edildikten sonra ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi gerekiyor’-VİDEO

    ‘Silahlar terk edildikten sonra ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA- “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ardından sürecin en önemli adımının silahların terk edildiği aşama olduğuna değinen Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Bir sonraki aşamada ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi beklenir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, Kürt sorununun çözümü adına, yürütülen süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SÜRECİN EN ÖNEMLİ ADIMI SİLAHLARIN TERK EDİLDİĞİ AŞAMADIR”

    Barışın birkaç aşamadan oluşan dinamik bir süreç olduğunu belirten Mehmet Aşkın, “Bu sürecin en önemli adımı savaşın, şiddetin, baskının ve ölümün olmadığı; yani silahların terk edildiği aşamadır. Bu aşama en zorlu aşama ve ciddi bir irade gerektiren bir süreçtir. Bu aşama tamamlandıktan sonra bir sonraki aşama da ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi beklenir. Bunun için öncelikle demokratik bir kültürde olmaması gereken dilin, anlayışın ve kurumların ortadan kaldırılması ve bu kurumların zaman içerisinde yarattığı zararların ortadan kaldırılması ve tazmin edilmesidir. Örneğin kayyum uygulamasının bir an önce ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

    “KURUMLARIN, DEMOKRATİKLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Aşkın, ülkenin demokratikleşmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde anlattı:

    “Bir sonraki adım ise kurumların demokratikleşmesidir. Eğitimde, sağlıkla, güvenlikte, adalette kurumların demokratikleşmesi beklenir. Örneğin eğitim alanında demokratikleşme müfredata çok dilli, çok kültürlü ve çok inançlı bir anlayışın entegre edilmesiyle mümkündür. Bu aşamalar gerçekleşirse yani savaşın, şiddetin olmadığı demokratik bir ülkede bir refahın oluşması beklenir. Bu refahın toplumun bütün kesimlerine eşit bir şekilde paylaştırılması ise barışın nihai adımıdır.”

    PİRHA/DERSİM

  • SES Adıyaman Şube Eş Başkanı Aydın: Demokratik bir cumhuriyet oluşturmalıyız -VİDEO

    SES Adıyaman Şube Eş Başkanı Aydın: Demokratik bir cumhuriyet oluşturmalıyız -VİDEO

    PİRHA-SES Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, Türkiye ile PKK arasındaki görüşmelere dair konuştu. Aydın yaptığı açıklamada, “Kürt sorunu çözüldüğünde bizler refah içinde olacağız” dedi. Süreci çok değerli gördüklerini belirten Aydın, “Emek hareketi olarak bizler de topluma ineceğiz” ifadesinde bulundu.

    PKK, 5-7 Mayıs 2025’te gerçekleştirdiği 12. Kongresi’ni yaptığını açıkladı. Hem Türkiye hem bölge siyaseti için tarihi bir dönüm noktasına gelinirken, silah bırakma kararı ardından sürecin nasıl işleyeceği, hangi adımların atılacağı ise merak konusu oldu.

    Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şube Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, gelişmeleri değerlendirdi. Süreci yakından takip ettiklerini söyleyen Aydın, sendika olarak, konuyla ilgili toplumla temas kuracaklarını ifade etti. Aydın, “Gerçekten hukukun, adaletin olduğunu, demokratik bir cumhuriyeti oluşturmayı kendi önümüze koyarsak bu sorun çözülür” dedi.

    “EMEKÇİLER OLARAK ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Savaşın sonlanması durumunda toplumsal birçok sorunun çözüme kavuşacağını belirten Aydın, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu çok önemli ve değerli bir süreç. Yıllardır bu toplumun kanayan bir yarası var. Ciddi bir sorun ve bu sorunun bugün bu aşamaya gelmesi çok değerli. Bu aşamaya getiren bütün taraflara bizler sendika olarak çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten bütün toplum tarafından dört elle sarılması gerekiyor. Türkiye’nin en büyük sorunu Kürt sorundur. Bu sorun çözüldüğü zaman da her şekilde bizler daha refah içinde olacağız. Başta emek hareketi olarak, emekçiler olarak… Çünkü bugün biz her yerde şunu söylüyoruz; savaşın olduğu bir yerde bir kere sağlıktan bahsedemeyiz. Savaş bir halk sağlığı sorunudur. Savaşın olduğu bir yerde eğitime yatırım yapılamaz. Bundan dolayı bugün bir çözüm süreci olursa hem eğitim, hem sağlık boyutunda ciddi gelişmeler olacak. Biz, sendika olarak bu çözüm sürecinin olumlu bir şekilde ilerlemesi için elimizden geleni yapacağız.”

    “TOPLUMA İNECEĞİZ”

    Emekçiler olarak toplumla bir araya gelip süreci konuşacaklarını belirten Aydın, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

    “Topluma, süreci iyi bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu toplum her şekilde yaralandı; hem asker ailesi hem gerilla aileleri… Ama ikisinin de bence birbirine sarılması gerekiyor. Bizler de emek hareketi olarak, topluma ineceğiz, topluma anlatacağız. Savaşın gerçekten sağlığı nasıl etkilediğini, ekolojik kayıma nasıl yol açtığını ve savaş biterse sağlığımızın daha iyi olacağını anlatacağız. Savaş sona erdiğinde eğitimimiz daha iyi olacak, ekonomik refahımız daha da yükselecek. En önemlisi de toplumsal uzlaşımız iyi olacak.”

    “DEMOKRATİK BİR ANAYASAYI ÖNÜMÜZE KOYARSAK SORUN ÇÖZÜLÜR”

    Demokratik bir cumhuriyeti oluşturmaya başlandığı zaman sorun çözülecektir. Türkiye’de bir adalet, demokrasi problemi var. Bunların kesinlikle çözülmesi gerekiyor. Bunları kendi önüne koyması gerekiyor. Yeni demokratik bir cumhuriyet oluşturulması gerekir. Eğer gerçekten hala eski politikalarla devam edilirse bir çözüm olamayacak ama önce gerçekten hukukun, adaletin olduğunu, demokratik bir cumhuriyet oluşturmayı önümüze koyarsak bu sorun çözülür. Belki bu sorunun büyük bir kısmı bitmiştir, az bir kısmı kalmıştır. Onu da emekçiler olarak biz çözeceğiz. Bu işin aktörleri büyük bir kısmını zaten gerçekten çok güzel bir aşamaya getirmişler.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

     

  • Kamber Ateş: Aktörlerin topluma dönük, içimizi rahatlatıcı davranışlara girmesi gerekiyor-VİDEO

    Kamber Ateş: Aktörlerin topluma dönük, içimizi rahatlatıcı davranışlara girmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-12 Eylül’de, siyasi nedenlerden dolayı, 10 sene boyunca cezaevinde kalan Kamber Ateş, çözüm sürecini değerlendirdi. Ateş, hükümetin Kürt sorunu üzerinde yapılan görüşmeleri hakkında konuşarak, “Aktörlerin davranışları, sürdürücüleri bize tam yansımayan, güvensizliklerimizi ortadan kaldıran bir yerde değil” diyerek, “Aktörlerin biraz adım atması, topluma dönük daha kapsayıcı, içimizi rahatlatıcı davranışlara girmesi gerekiyor” ifadesinde bulundu.

    Kamber Ateş, hükümetin Kürt sorununa yönelik başlattığı görüşmeler hakkında konuştu. Ateş, 1980 askeri darbesinden günümüze devletin Kürt sorununa olan yaklaşımında bir farklılık olmadığını belirterek, “Hepimizin kafasında güvensizlikler var. Yani yaşanmışlıklardan kaynaklı olarak gerekse bu işin sürdürücülerine ilişkin, hepimizde bir algı var, bu algının bir biçimde bir barışa doğru evrilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “NEOLİBERAL POLİTİKALARIN UYGULANMASI İÇİN DEMOKRATİK KİTLELER HEDEF SEÇİLDİ”

    12 Eylül darbesinin Türkiye’de hedef seçtiği belirli kuşakları imha etmek amacıyla yapıldığını anlatan Ateş, Neoliberal politikaları ülkede uygulamak amacıyla demokrasi mücadelesi veren kesimlere baskılar uygulandığını söyledi. Ateş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “12 Eylül, bir kuşağı yemek için, devlet dediğimiz mekanizma bir kuşağı, önündeki engelleri kaldırmak, imha etme üzerine kurmuş, düzeneğini de ona göre teşkil ettirmiş. Bizim kuşak onlardan sonra gelen bir kuşak olduğu için 78 kuşağı diye tarif ediyoruz biz. Şimdi bu kuşak çok yaygın bir kuşaktı. Yani köylerden, mezralardan tutun da kentlerin bütün alanlarında bu devrimci kuşak sahaya hakimdi. Yani memleketinin her tarafında aşağı yukarı bulunan bir kuşaktı ve bu kuşak hem kontrgerilla hem NATO kuvvetleri tarafından adeta hedef tahtasına konulmuş bir kesimdi. Niyetleri ne? 24 Ocak kararları dediğimiz neoliberal politikalara geçmek için önünde demokrasi mücadelesi veren bu kuşağın ortadan kalkması gerekiyordu. Şimdi kalkışma olayı olunca kuşağın tamamını imha üzerine bir politika sürdürdüler ve savaş esiri muamelesi yaptılar bize. Yani biz o direnme savaşı dediğimiz Amerikalıların Vietnam’a yaptığı uygulamaların aynısını bize uyguladılar. Çeşitli cezaevlerinde mesela Mamak’ta biraz farklı, Metris’te biraz farklı, Diyarbakır’da biraz farklı olmakla beraber ama bütün kuşağın tamamını demokratik olan bu kuşağı devre dışına, denklem dışına bırakmak için ellerinden gelen ne varsa yaptılar. İşkencenin bin bir türlüsü. Yani bin bir akla, hayale gelmeyecek işkence seanslarından geçtik.”

    “ORADA GENERALLER YAPIYORDU ŞİMDİ DE KIRAVATLILAR YAPIYOR”

    12 Eylül 1989 darbesinde Türkiye’de uygulanan politikalara değinen Ateş, şu anda uygulan yöntem ve politikaların varlığını koruduğuna değinerek şunları konuştu:

    “Sivil cezaevlerine geçene kadarki bölüme kadar sadece nefes alabilecek hale getirmek için her türlü uygulama üzerimizde uygulandı.  Yani Esat Oktay Yıldıran’ı yani bugün kamuoyu biliyor. Ankara Mamak Cezaevi’nin Raci Tetik’i biliyor. Yaptığı işkenceler dilden dile dolanıyor. 3 ay boyunca dal dediğimiz Ankara menşei açısından derin araştırma laboratuvarları özel işkence yöntemlerinin kullanıldığı bir alanda 3 ay boyunca kalıyorsun, oradan çıkıyorsun. Cezaevlerinin kendine göre bir işleyişi var. Yani kısacası hani geriye dönüp baktığımızda bu kuşağın tamamı biraz denklem dışına itilmiş ya da imha siyasetlerine uygun olarak da bir fiil imha etmeyi esas alan bir yerde olduğunu görüyor zaten.

    12 Eylül’deki uygulamalar da hukuk nasıl bir işlev gördüyse ki o dönem işte bizim kuşağın birçok insanını hangi mahallede oturmuşsa orada ne cinayet hepsini yıktılar. Milletin üstüne yıktılar yani o genç kuşağın çoğunun üstüne yıktılar, devre dışı bırakmak için. Şimdi bugünkü hukukta hani kravatların elinde ama kravatların da maşallah o dönemin generallerinden farklı bir şey yapmıyorlar. Bir insanı tutukluyorsan delilinin olması lazım, yani hukuk böyle işliyor. Ama delil olmadan önce suçluyorsun alıyorsun, ondan sonra suç yüklemeye çalışıyorsun. Yani bugün bir değişiklik yok aslında orada. Hukuk sistemimizin işleyiş biçiminde bir farklılık yok. Sadece ne farklılık var? Orada generaller yapıyordu şu anda kravatlı insanlar yapıyor. Normalde hukuk normlarına göre yapılması gerekenleri yapmak yerine tersi bir durum. Önündeki engelleri siyasi iktidarlarını devam ettirebilmek için önündeki kim, hangi engel var varsa onlara bir hukuksal kılıf bulunuyor, yargı eli, yargı sopasıyla bastırmaya çalışıyor. Şu anki yaşadığımız sürecin Türkiye toplumuna bir faydası zaten yok. Bu insanların da böyle zaten başından beri ilan ettiği yasalara uymayan bir yönetici sistemi var. Yasaları da dinlemiyor, bunlar bir de yeni bir anayasa yapacaklar. Bugüne kadar siz hiçbir anayasaya uymamışsınız, anayasanın hiçbir kuralına uymamışsınız, nasıl inandırıcı olacak yani? Sen neye göre bir anayasa yapacaksın? Hadi diyelim ki yaptın. Senin bu yasaya uyma garanti var mı? Yok.”

    “HERKESİN ÖZELEŞTİRİ VERMESİ GEREKİYOR”

    Cumhuriyet’in kuruluşunda yer alan bütün kesimlerin özeleştiri vermesi gerektiğini savunan Ateş, “Cumhuriyetin bütün aktörleri hatta sol sosyalist gruplar, hatta Kürt hareketi, hatta devletin kendisinin önce yaşanmış bu 100 yıllık sürecin bir değerlendirmesini yapması lazım. Yani bu değerlendirme cumhuriyetin değerlendirilmesi: “Hani biz nerede hata yaptık? nasıl hatalar işlendi? Bugüne gelindi” gibi herkesin bir öz eleştiri yapması gerekiyor. Çünkü cumhuriyetin başlangıç noktasına baktığın zaman Erzurum Kongresi’ne, arkasından Sivas Kongresi’ne devamında Amasya Kongresi. 1921 Anayasası’na baktığın zaman hani bir yerde bütün etnik kimliklerin, bütün inanç gruplarının kendini ifade edeceği taahhüdü var. Sonra bu taahhüt İngiltere’yle yapılan anlaşmadan sonra bir bakıyorsun parantez kapatılıyor. Tek millet, tek vatan, tek tek tek giden böyle bir cumhuriyete dönüşüyor. Bu parantez kapatıldıktan sonraki yaşanan süreçlerin tamamı, dahili olan her kesimin mutlak bir öz eleştiri yapması, samimi duygularını ifade etmesi gerekiyor; Kürtler, Aleviler vesaire diğer azınlıklar diğer gruplar, inançlar…”

    “TÜM AKTÖRLERİN ADIM ATMASI, KAPSAYICI, İÇİMİZİ RAHATLATICI DAVRANIŞLARA GİRMESİ GEREKİYOR”

    “Barışın olması iyi bir şeydir” diyen Ateş, “Fakat hepimizin kafasında güvensizlikler var” diyerek konuşmasını şu şekilde açıklık getirdi:

    “Yani yaşanmışlıklardan kaynaklı olarak gerekse bu işin sürdürücülerine ilişkin, hepimizde bir algı var, bu algının bir biçimde bir barışa doğru evrilmesi gerekiyor. Ama ne yazık ki daha halen askıda duran böyle garip bir şablonda kalıyor.  Onun için de tüm aktörlerin biraz hani adım atması topluma dönük daha bizi kapsayıcı, içimizi rahatlatıcı davranışlara girmesi gerekiyor. Ha tabii biz yurttaşlar olarak ya da insanlar olarak elbette hepimizin herkes hakkında bir düşüncesi vardır. Ama barış sürecini olumsuz etkileyecek bir cümle kurmak doğru bir şey değil. Bu süreç açısından söylüyorum. Ama bu sürecin şu şöyle bir yanı var. Yani %70’i 80’i dış etmenlerden kaynaklı bana göre biraz dış etmenlerin dayattığı bir zorunlu dans var. Bir şeyler olacak. Hepimiz diyoruz ya da toplumun büyük bir kesimi diyor bir şeyler olacak. Ama ne olacağını bilmiyoruz, nasıl olacağını bilmiyoruz. Güven güvensizliklerimiz hala askıda duruyor. Her şeye rağmen ne kadar güzel adım atılırsa yani toplumların inanç gruplarının demokrasi adına özellikle ne kadar iyi adım atılırsa biz o kadar mutlu olacağız ya da mesut olacağız ya da bu hakların kullanımı için çaba sarf edeceğiz. Şimdi yani iş dinamiklere baktığın zaman herkes bir beklenti içinde.  Yani bu beklentiyi karşılayacak olan aktörlerin süreci hızlandırması gerekiyor.”

    “KENDİ KENDİNE YETEN KENTLER”

    Demokratik bir yönetim için yapılması gereken sorunlara çözüm önerisinde bulunan Ateş, şu noktalara vurgu yaptı:

    “Tabii bunun çözümü nedir, ne değildir meselesine gelince biraz kafa kurcalarsak şöyle bir şeyler de var. Mesela bu yerinden yönetim. Yerel yönetim 1900’lerin başında sosyalistlerin tartıştığı bir konu var: “Kendi kendine yeten kentler.” Yani ekonomisi, idari sistemi, hukuksal düzeni kendisinin inşa edeceği yani bileşenleriyle, o topluluğuyla birlikte böyle bir tartışma var. Mesela Ankara üzerinden değerlendirecek olursak, Ankara’nın çeşitli ilçeleri var. Burada bir tarım da yapılıyor. Meyve, sebze bahçeleri de var. Yani bu topluluklar dağıtılmadan idari düzenlemeler… 1900’lerin başlarında sosyalistler bunu tartışmış. Alevilerin de şöyle bir düşüncesi var: “Rıza Şehirleri” dediğimiz aslında birbirine benzer oluşumlar, rızalık alınarak, bunun bir idari düzenleme şeklinde dizayn edilmesi. Buradaki en önemli konu toplumun ve toplulukların bir noktada kalması birlikte durması birlikte hareket etmesi ama kendi özgünlüklerini orijinalliklerini koruyarak yani bu düzenlemeyi dikkate almaları gerekiyor.”

    “TEMENNİMİZ AKTÖRLERİN BUNU BAŞARMASI”

    Adım atılmadığı taktirde birçok senaryonun yaşanabileceğini dikkat çeken Ateş, “Yani geçmişteki yaşanmış tarihsel hırs ve kinler üzerinden kurulu bir şey Türkiye toplumunun tamamına ya da Irak’a ya da Suriye’ye ya da oraya buraya yansıması çok farklı olur. Ama bunu bu aktörlerin düşünmesi gerekir. Yani bizim de temennimiz o insanların bunu başarması” diye konuştu.

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • Songül Cengiz: Kadının olmadığı hiçbir yerde barış olamaz!-VİDEO

    Songül Cengiz: Kadının olmadığı hiçbir yerde barış olamaz!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Elazığ İl Eş Başkanı Songül Cengiz, kadının olmadığı hiçbir yerde barışın olamayacağının altını çizerek, “Kadın duygusaldır ama aynı zamanda güçlü bir karaktere sahiptir. Gelecek kadınların ellerinde. O yüzden de kadının rolü çok önemli” diyerek, kadınlara barış sürecine sahip çıkması çağrısında bulundu.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrı’sının yankıları sürüyor. DEM Parti Elazığ İl Eş Başkanı Songül Cengiz, çözüm sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇÖZÜM SÜRECİNDE KADINLARIN ROLÜ ÇOK ÖNEMLİ”

    Sürecin çok kırılgan bir yapıda olduğunu belirten Songül Cengiz, “Doğru analiz yapılırsa olumlu şeyler olabilir. Kadınlara burada önemli rol düşüyor. Çünkü kadının olmadığı hiçbir mücadele sonuçlanamaz” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrı’sıyla barışın yeniden gündeme geldiğinin altını çizen Songül Cengiz, “Şu anda belki bazı şeyler netleşmemiş olsa da doğru zemin hazırlanıyordur. Kadınlar barış sürecinin ana aktörleridir. Rojava’daki kadınlar nasıl dünyaya kendilerini duyurdularsa, bizlerde barış mücadelesini büyüterek bunu başarabiliriz. Ben bu defa süreçten umutluyum, inşallah güzel şeyler yaşanır” şeklinde ifade etti.

    DEM Parti Elazığ İl Eş Başkanı Songül Cengiz, kadının olmadığı hiçbir yerde barışın olamayacağının altını çizerek, “Kadın duygusaldır ama aynı zamanda güçlü bir karaktere sahiptir. Gelecek kadınların ellerinde o yüzden de kadının rolü çok önemli” diyerek, kadınlara barış sürecine sahip çıkması çağrısında bulundu.

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/DERSİM

  • Koçyiğit: Meclis’in izleyici pozisyonundan çıkması ve elini taşın altına koyması gerekiyor – VİDEO

    Koçyiğit: Meclis’in izleyici pozisyonundan çıkması ve elini taşın altına koyması gerekiyor – VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmralı Heyeti görüşmesinde, sürecin tıkanan yönlerinin ele alındığını belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “HERKESİN HAK VE ADALETTEN FAYDALANDIĞI BİR TÜRKİYE İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    DEM Parti’nin Türkiye’de demokrasinin gelişmesi için mücadele ettiğini ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Herkesin hak ve adaletten faydalandığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz ve bu mücadeleyi kararlılıkla yürütüyoruz. Bu mücadelenin en temel başlıklarından birisi de müzakeredir. Biz, müzakereleri demokratik Türkiye’den Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü mücadelesinden ayrı görmüyoruz. Bu mücadele ve müzakere dinamiğini birlikte yürütmek, birbiriyle olan ilişkisini ve birbirini besleyen yönlerini görmemiz gerekiyor. Bu çerçevede birçok siyasi parti ve STK ile görüşmeler yaptık. Özellikle çözüme katkı sunacağını düşündüğümüz bölge ülkeleriyle de çeşitli diplomatik faaliyetler yürütüyoruz. AB ülkelerinden Rusya’ya, Hindistan’dan Irak’a kadar geniş bir yelpazede heyetlerimiz görüşmeler yapıyor.”

    “SÜRECİN AKSAYAN YÖNLERİ ELE ALINDI”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşmeye değinen Koçyiğit, “Bu görüşme, özellikle sayın Öcalan’ın tarihi bir inisiyatif geliştirmeye çalıştığı, Kürt sorununu şiddet ve çatışmadan arındırılmasını, tarihsel Kürt-Türk ittifakının gelişmesi için yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı yeni bir aşamaya taşıyan önemli bir eşikti. Bundan memnuniyet duyuyoruz. Bu görüşmede, şimdiye kadar yapmış olduğumuz sürecin aksayan tıkanan yönleri ele alındı. Sürecin dinamiği niteliğindeki adım, İmralı tecridinin lağvedilmesi ve sayın Öcalan’ın hedeflediği çalışmaların yapılması için gereken koşulların sağlanmasının gerekliliği bu görüşmede yeniden teyit edilmiş oldu. Tecridin ortadan kalkması gerektiğini söyledikçe bazı çevreler bunu anlamamakta direniyorlar. Gerçek anlamda bu meseleyi çarpıtan yaklaşımlar olduğunu görüyoruz. Şimdi, hepimizin düşlediği barışı ve çözümü mümkün kılacak adımları atacak olan en önemli aktör Sayın Öcalan değil midir? Evet, kendisidir. Yine kendisi ile yapılan görüşmede, kendisi bu iradeyi açıkça ortaya koymamış mıdır? Evet, ortaya koymuştur. O zaman, mademki silahlar sussun, silahlar devreden çıksın, şiddet son bulsun isteniyor, o zaman neden bunu yapacak en önemli aktör şu anda tecrit altında tutuluyor?” diye konuştu.

    “YASAL ZEMİNİNİN OLUŞTURULMASINA İHTİYAÇ VAR”

    “Meclis, Kürt sorununun demokratik çözümü için ne yapacak?” diye soran Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Ekim’den bu yana dünya kadar tartışmalar oldu. Belirli aşamalar oldu, görüşmeler yapıldı, çağrı yapıldı. Mecliste hiçbir adım atıldığını görmedik, Mecliste yaprak kımıldamıyor. Hiçbir inisiyatif geliştirilmiş değil. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Ekimden bu yana dünya kadar tartışmalar oldu. Belirli aşamalar oldu, görüşmeler oldu çağrı yapıldı. Meclis’te hiçbir adım atıldığını görmedik, Mecliste yaprak kımıldamıyor. Hiçbir inisiyatif geliştirilmiş değil. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. DEM Parti ve halkın, demokratik toplum ve barışın inşası için atılacak adımlara dair ne beklediği ve istediği ortadadır. Bu konuda bir muğlaklık yok, bir sorun yok.

    Diğer taraftan Meclis’in sessizliği kaygı verici. Bu konuda meclisin izleyici pozisyonun hızla çıkması inisiyatif alması elini  taşın altına koymasının zamanı geldi geçiyor.  Bu hafta İmralı Heyetimiz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile bir görüşme gerçekleştirecekler. Görüşmede bu sürecin yasal meseleleri ceza infaz hukuku ve diğer başlıklara dair kendisiyle görüş alışveriş yapılacak. Sürecin daha detaylı ilerlemesi için Meclis’in rol üstlenmesi ve sürecin gerçekçi bir yasal zeminin oluşturulmasına ihtiyaç var. Hali hazırda bu yasal zeminden uzaklayız. Bu zeminden yoksun bir şekilde süreç ilerletilmeye çalışılıyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: Bu çağrı ülkenin demokratikleşmesine dönük bir çağrı-VİDEO

    DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: Bu çağrı ülkenin demokratikleşmesine dönük bir çağrı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, PKK’nin Abdullah Öcalan’ın çağrısına uyarak silah bıraktıklarını belirterek, “Çağrı ‘Az devlet, çok toplum’ diye bunu formüle ediyor. Bu çağrı Alevilere yönelik değil, bu çağrı Alevileri kapsamıyor ya da bu çağrı sadece Kürtlere yönelik diye algılamanın kendisi çok sorunlu bir yaklaşım olur. Demokratik bir Türkiye’de; Alevilerin eşit yurttaşlık sorunu aşılır, Alevilerin inancı tanınır, ibadeti tanınır ve bu anlamda bütün sorunlar aşılır” diye konuştu.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, Halkların Özgürlük ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) vekilleri tarafından 27 Şubat Perşembe günü İstanbul’daki İstanbul’da yapılan bir Hotel’de gerçekleştirilen “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” toplantısında okundu.

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yankıları sürerken, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı ardından 1 Mart Cumartesi gününden itibaren geçerli olmak üzere ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

    Konuyla ilgili Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum” bildirgesi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    “İNKAR EDİLEN BİR MESELE YENİDEN BİRİNCİ GÜNDEM OLMAYA BAŞLADI”

    Uzun süreden beridir Kürt Sorunu üzerinde büyük bir sessizliğin hakim olduğunu, 2015’ten sonra AKP’nin “Kürt Sorunu yoktur” dediğini belirten Koçyiğit, “1 Ekim’den sonra Kürt sorunun var olduğu, çözülmesi gerektiğinin, bu toprakların barışa ihtiyacı olduğu üzerine bir gündem oluşmaya başladı ve bütün Türkiye bu konuya konuşmaya başladı. Bu çok önemli bir gelişme; ret edilen, inkar edilen, çözüldü denilen bir mesele yeniden kamuoyunun gündeminde birinci gündem olmaya başladı. 27 Şubat Deklarasyonun ülke tarihi açısından önemli bir deklarasyon, Kürt sorununun gelinen aşamasında yeni bir başlangıç. Yüzyılın çağrısı olarak da ifadelendirebileceğimiz nitelikte bir çağrı oldu; bütün ezberleri bozan, yeni bir başlangıca, değişime, dönüşüme kapı aralayan çok önemli bir çağrı. Demokratik cumhuriyetin inşasına, Kürt sorunun demokratik çözümüne kapı aralayan çok önemli bir çağrı” dedi.

    “BU ÇAĞRI ÜLKENİN DEMOKRATİKLEŞMESİNE DÖNÜK BİR ÇAĞRI”

    Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu deklarasyonun sadece PKK’yi kapsamadığını kaydeden Koçyiğit, “Bu çağrı aslında ülkenin demokratikleşmesine dönük bir çağrı, o anlamıyla hükümete de topluma da siyasete de çok büyük sorumluluklar yükleyen bir çağrı. Birçok kesime yapılmış bir çağrı. Herkes kendi bulunduğu alandaki sorumluluğu üstelenerek bu sorun çözülebilir, gelişebilir, derinleşebilir nihayetinde çözüme doğru evrilip çözüm aşamasına gelebilir. En başta bu çağrıdan bağımsız olarak devletin atması gereken adımlar var. Bugün demokratikleşmenin önündeki bütün engelleri kaldırma sorunu sorumluluğu en nihayetinde devletin atması gereken bir sorumluluğu hükümette ve devletedir. İçinde yaşadığımız ülke koşullarına baktığımızda bütün temel hak ve özgürlüklerimizin askıya alındığını, gerçek anlamda bir baskı politikasını ülkenin bütün alanlarında görmek mümkündür. Neredeyse ülkenin bir açık cezaevine girdiğini tanık oluyoruz” diye konuştu.

     “KÜRT SORUNU DEMOKRATİKLEŞMEMENİN BİR SONUCU”

    Kürt sorununun demokrasiden bağımsız ele alınamayacağının altını çizen Koçyiğit, Bugünkü demokratikleşme sorununu da Kürt sorunundan bağımsız ele alamayız. Bunlar iç içe geçmiş birbirini besleyen durumlardır. Bugün Türkiye’de demokratikleşmemenin nedeni olarak Kürt sorunu gösteriliyor ama aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmemesinin bir sonucu. Bu yüzden birbiriyle bağlantılı konular. Ancak demokratik bir ülkede bu sorunlar konuşulabilir, tartışılabilir. O yüzden bunun talebini hepimizin sesini yükseltmemiz gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “ABDULLAH ÖCALAN’IN SAĞLIK KOŞULLARININ DÜZELTİLMESİ GEREKİYOR”

    Koçyiğit, çözüm sürecinin ilerleyebilmesinin önündeki belli başlı sorunların çözülmesi gerektiğini hatırlatarak şu açıklamayı yaptı:

    “Türkiye’de çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için PKK’nin sağlıklı iletişim kurabilmesi amacıyla Abdullah Öcalan’la temas kurması gerekiyor. Bunun için Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarının düzeltilmesi gerekiyor. Özgürlük şartlarının sağlanılabilmesi için temel bir gündem var, hükümetin bu konuda hızlı bir şekilde çözüm geliştirmesi gerekiyor. Bir diğeri cezaevlerinde tutulan hasta tutsaklar var. Hasta mahpusların amasız, fakatsız hızlı bir şekilde cezaevinden çıkarılması yönünde adım atması gerekiyor. Tedavilerinin ve sağlık haklarına erişimin çözümü için hızla çözüm sağlanması gerekiyor.

    TCK VE TMK’NİN YENİDEN DÜZENLENMESİ GEREKİYOR

    Bir diğer sorun da infaz hukukun düzenlenmesi yönünde adım atılmalı. Oradaki ayrımcı uygulamaların ortadan kaldırılması Türk Medeni Kanun’un (TMK) ve Türk Ceza Kanunu’n (TCK) yeniden düzenlenmesi, orada Kürt sorunu nedeniyle ortaya koyulmuş bütün maddelerin ayıklanması yönünde bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Bu konuda en önemli sorumluluk da meclise düşüyor. Meclisin de hızla Kürt sorunun kalıcı çözümü için elini taşın altına koyması, inisiyatif geliştirmesi ve ne yapılabilir tartışmasını yürütüp bunun pratikleştirmesi gerekiyor. 10 siyasi partinin kayyımla ilgili verdiğin bir yasa teklifi var ve bu konuda da en hızlı şekilde kanunlaştırılması ve bu kayyım garabetinden bir an önce kurtarılması gerekiyor.”

    “ÖCALANIN ÇAĞRISI, KÜRTLERİN HAKLARINDAN VAZGEÇTİĞİ ANLAMI TAŞIMIYOR”

    Öcalan’ın ulus devlet sistematiğinin halklara, inançlara, toplumsal kesimlere eşitlik, özgürlük ve mutluluk getirmediğini söyleyen Koçyiğit, “O anlamıyla demokratik ulus devleti perspektifini geliştirdi. O yüzden bugün ki çözüm formülasyonunu da deklarasyonu da bütün görüşmelere ortaya koyduğu yaklaşımı da demokratik ulus perspektifi, Demokratik Cumhuriyet Paradigması ekseninde okumak gerekiyor. Kürtlerin hiçbir haklarından vazgeçmesi, Kürtlerin taleplerinden vazgeçmesi söz konusu değil. Türkiye’nin ve bölgenin demokratikleşerek Kürtlerin de demokratik zemin içerisinde, bütün haklarını kullanabilecekleri bir sistem yaratmak istiyor Sayın Öcalan.”

    Sadece deklarasyon üzerinden bir okuma yapmak, bir deklarasyondan şu ana kadarki Kürt sorunun her başlığına dair bir çözüm tartışması çok eksik bir tartışma olacağını vurgulayan Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Deklarasyonun bir önemi var o da Sayın Öcalan kendi örgütü ile olan ilişkisini ve kendi örgütüne dair yaptığı bir temel çağrıyı içeriyor. Devlete demokratikleşme çağrısı yapıyor, aynı zamanda siyasete ve topluma da demokratikleşme sürecinin bir parçası olması, bunun mücadelesini yürütme çağrısı yapıyor.

    ÖCALAN, BİR SİSTEM TARTIŞMASI YÜRÜTÜYOR

    Kürt sorunu bağlamında yürütülen bir tartışmada ve bir deklarasyonda özel olarak Aleviler vurgusu yapılmaz; içinde inançlar vurgusu var, halklar vurgusu var, toplum vurgusu var, demokratik toplumun esas alınması gerektiğine dair vurgu var. Bu herkesi içeriyor, Alevileri de içeriyor. Sayın Öcalan asla sadece Kürtlere dair bir tartışma yürütmüyor, bir sistem tartışması yürütüyor. O sistem tartışmasının özüne, temeline demokratik toplumu koyuyor. ‘Az devlet, çok toplum’ diye bunu formüle ediyor. Bu çağrı Alevilere yönelik değil, bu çağrı Alevileri kapsamıyor ya da bu çağrı sadece Kürtlere yönelik diye algılamanın kendisi çok sorunlu bir yaklaşım olur. Demokratik bir Türkiye’de; Alevilerin eşit yurttaşlık sorunu aşılır, Alevilerin inancı tanınır, ibadeti tanınır ve bu anlamda bütün sorunlar aşılır.

    GÖRÜŞME İMRALI HEYETİYLE SINIRLI KALMAMALI; BİRÇOK KESİMİN DE GÖRÜŞME YAPMASI GEREKİYOR

    Bizim temennimiz, beklentimiz, talebimiz ilk elden yapılması gerekenlerin hızla yapılmasıdır. Kamuoyuna hem MHP Lideri’nin hem Sayın Cumhurbaşkanı’nın verdiği mesajların ilk elden olumlu olduğunu ifade edelim. Kürt sorununun çözümüne ve deklarasyona sahiplenen bir yerde duruyorlar. Silah bırakıp bırakmamak bu tartışması bunu bir yönüdür, çok önemli bir başlığıdır. Gerçekten demokratik bir toplum nasıl kurulur tartışmasını hep beraber yürütmemiz gerekiyor.

    Bu baskı rejimi, 12 Eylül Anayasası ortadan nasıl kaldırılır bunu hep beraber tartışmamız gerekiyor. Toplumun tartışması gerekiyor, meclisin tartışması gerekiyor, siyasetin bunu tartışması gerekiyor ve bu tartışmanın da ilerlemesi, ilerledikçe de aşama kaydetmesi gerekiyor. Hali hazır da görüşme trafiği devam ediyor, edecektir de. Ama bu nasıl bir takvim içerisinde olur henüz bu kamuoyuna deklere edilmiş değil. Biz de bundan sonra ki aşama açısından kendi açımızdan bir program açığa çıkardık. O nedenle bekleyen değil, gerçekten çözümü ilerletmeye çalışan, nihayete erdirmeye çalışan bir pozisyonumuz var. Kendi cephemizden üzerimize düşen bütün sorumlukları yerine getiriyoruz, hükümetin de hızla adım atması için görüşmeler yapılıyor. Nihayete ulaşması için heyetin de heyet dışından birçok kesimin de Sayın Öcalan ile görüşme yapması gerekiyor. Sadece heyetin gidişi üzerinden bir tartışma ve talebimiz yok. Gidebilecek en geniş kesimlerin, gazetecilerin, aydınların, yazarların, başka siyasi partilerin Sayın Öcalan ile görüşmesi ve çözüme katkı sunmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

    Kamber YILDIZ/ANKARA   

  • DEM Parti, CHP’yi ziyaret etti: Barış sürecinin, hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli-VİDEO

    DEM Parti, CHP’yi ziyaret etti: Barış sürecinin, hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. Kürt sorununa karşı yapıcı bir tutum içinde olduklarını vurgulayan Özgür Özel, “Eğer 2013-2015 süreci olması gerektiği gibi yönetilseydi o günden bugüne akan gözyaşı ve kan akmayacaktı. O yüzden geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak gerekir. TBMM dışında oluşturulan zeminlerde bir çözüm arayışı doğru bir arayış olmaz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. CHP Genel Merkezi’nde yapılan görüşmede DEM Parti heyeti, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Örgütlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin tarafından karşılandı. Yapılan toplantı sonrası ortak açıklama yapıldı.

    “DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN ZEMİNİNİN GÜÇLÜ BİR BİÇİMDE HAZIRLANMASI GEREKİYOR”

    Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine görüşmelere başladıklarını söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “1 Ekim’den bu yana sayın Bahçeli’nin de grup toplantılarında dile getirdiği; Kürt sorununun çözümüne dair ve PKK’nin silah bırakmasına dair çeşitli diyalog süreçleri mevcuttu. Bu diyalog süreçlerinde yepyeni bir sayfa açıldı. Bu sayfa İmralı’dan gelen çağrıyla birlikte açıldı. Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla birlikte yepyeni bir sayfa açıldı. Çağrının ana teması, Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak, yasal, siyasi ve demokratik bir zeminde çözümüne dair ipuçları veriyor. Bu çağrının muhatabı bir yandan sayın Öcalan’ın kendi örgütüdür, öte yandan Türkiye’deki bütün siyasal ve toplumsal dinamikler, iktidarı ve muhalefetiyle birlikte tüm siyasi partiler, aynı zamanda devletin kendisidir.

    Bu sürecin özellikle yasal ve hukuki zemine kavuşması için elbette kimi ortamların hazırlanması çok kıymetli ve önemli olacaktır. Sayın Özel ve heyetiyle birlikte bunları da istişare ettik. Parlamentonun süreçte üstleneceği rolün toplumsal barışa ne kadar büyük bir katkı sağlayacağının altını çizmek istiyorum. Bu çağrının karşılık bulmasının zeminin güçlendirilmesi bakımından bir çatışmasızlık sürecinin başlaması çok kıymetli olacak. Sayın Öcalan, PKK’ye kendini feshetmesiyle ilgili çağrı yaptı. PKK de olumlu yönde karşılık verdi. Koşulların hazırlanmasıyla birlikte, kendi kongrelerini toplayabilecekleri bir zeminin oluşmasıyla birlikte bu süreci başlatacaklarına dair bilgi vermişlerdi. Çatışmasızlık sürecinin özellikle altını çizmek istiyorum. Çünkü bu fesih sürecinin gerçekleşebilmesi, bu demokratik dönüşümün gerçekleşebilmesinin zeminin güçlü bir biçimde hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.

    “BUNDAN SONRA PARLAMENTO ZEMİNİNDE ATILACAK ADIMLAR ÖNEMLİ”

    Çatışmasızlık sürecinin başlamasının önemli olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, “Başta bu görüşmeler olmak üzere bundan sonra parlamento zemininde atılacak adımların önemi. Yani bu süreçte bir yasallığın başlaması çok önemli. Bahsini ettiğim görüşmeler bunun içindedir. Sürecinin gerçekleşebilmesi, bu demokratik dönüşümün gerçekleşebilmesinin zeminin güçlü bir biçimde hazırlanması gerekiyor. Ana muhalefet partisi başta olmak üzere diğer muhalefetin bu konuda bugüne kadar verdiği olumlu mesajlar çok kıymetli. Bu süreç çok önemli bir süreç. Barış sürecinin, bu girişimlerin hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli. O nedenle herkesim tarafından bu sürecin sahiplenilmesi ve bu çorbada herkesin emeğinin ve tuzunun olması çok önemli. Bu anlamıyla elbette devlete ve iktidara çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bugün CHP’nin bu görüşmemizde Kürt sorununun çözümünü içeren demokratikleşme paketi hazırlıkları ile ilgili bizleri bilgilendirdiler. Ben bu kıymetli çalışma ve hazırlık için yine kendilerine teşekkürlerimizi sunuyorum. Bu dönem, meclisin, siyasetin ve bütün demokratik zeminin inisiyatif alması gereken bir dönem” dedi.

    “BİZ ÇÖZÜMSÜZLÜK SİYASETİNİN İNSANLARI DEĞİLİZ”

    Gruplarının halkın sorunlarını çözmek üzere halktan yetki istediğini belirterek konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Halkın verdiği yetki de bu yöndedir. Çatışmalı bir süreç terk edilecekse, terör örgütü silahlarını bırakacaksa, kendisini lağvedecekse, artık hiçbir ana ağlamayacaksa, şehitler gelmeyecekse, Türk’ün ve Kürt’ün annesi ağlamayacaksa, kan duracaksa, yetimler olmayacaksa, milletin verdiği görev bu sürece katkı sağlamaktır. Zaten eğer milletvekili olup, milletten bu yetkiyi alıp da böyle bir sürece ne olursa olsun karşı olmak demek, akan kan ve gözyaşının devam etmesine, ‘benim bir çözümüm yok, ben orada yokum’ demektir. Biz bu siyasetin insanları değiliz” dedi.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN ZEMİN PARLAMENTODUR”

    Kürt sorununa karşı yapıcı bir tutum içinde olduklarını vurgulayan Özgür Özel, “Bu sorunun çözülmesi için gayret sarf edeceğiz. Zemin neresidir? Zemin parlamentodur. Bu konuda geçtiğimiz hafta grup toplantısında da sayın Numan Kurtulmuş’a inisiyatif alması noktasında bir çağrıda da bulunmuştum. Bunu da tekrar etmek isterim. Parlamentoda bu sorunla ilgili çalışmalar başladığında biz kendi görevimizi yerine getirmiş, milletin bize verdiği görevi yerine getirmiş bir biçimde orada olacağız. Bunu da önümüzdeki süreç içerisinde parlamentodaki muhataplarımızla da paylaşacağız. Bizim hedefimiz hem Kürtler hem Türkler hem Aleviler hem Sünniler… etnik kimliği ya da inancı ne olursa olsun herkes için tam demokrasi tam özgürlük ve herkesin kendisini eşit gördüğü bir toplum. Bunun için yapılması gereken yasal düzenlemelerin tamamının yapılması gerekiyor. Burada meseleyi ikiye ayırmak lazım. Bir eksik olan ve yapılması gereken yeni yasal düzenlemeler var. İkincisi mevcut yasaların adil ve demokratik uygulanması, kötüye kullanılmaması var. Bununla ilgili adımlar kararlılıkla atılması gerekiyor. Buradan kim karlı çıkacak? Buradan bir bütün olarak Türkiye karlı çıkacak. Bu işi bir siyasi partinin karına ya da zararına, siyasi ikbal hedeflerine, bir takım ufak hesaplara alet edersek hepimiz kaybederiz” diye ifade etti.

    “GEÇMİŞTE YAPILAN HATALARDAN DERS ÇIKARMAK GEREKİYOR”

    2013-2015 sürecinde muhalefetin dışlandığını söyleyen Özel, “Bugünle ilgili de baştan olumsuzlamak istemem ama görünen o ki ülkeyi yöneten iktidar partisi özellikle AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’ni, muhalefeti dışlayarak ve onların görüşlerini değersizleştirerek yol alma niyetindeler. Buradan bir kez daha uyarıyorum ki kaybederiz, bütün Türkiye kaybeder. Eğer 2013-2015 süreci olması gerektiği gibi yönetilseydi o günden bugüne akan gözyaşı ve kan akmayacaktı. Bu kadar yuvaya ateş; evladın, eşin, annenin, babanın yüreğine ateş düşmeyecekti. O yüzden geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında oluşturulan zeminlerde bir çözüm arayışı doğru bir arayış olmaz. Bizim 7-8 başlık ve ana tema üzerinde çalıştığımız, çok sayıda kanunda ve 20’den fazla kısımda çalışmalarını yaptığımız bir demokratikleşme paketi var. Bu paketin hayata geçmesi durumunda Kürt sorununda da çok önemli bir ilerlemenin kaydedileceği, hele hele Türkiye’nin dünyadaki algısı, ekonomisine yapacağı katkılar, şu anda en gerilerde olduğumuz endekslerde bizi çok daha ileriye götürecek, Türkiye’yi demokratikleşme üzerinde yeniden bir kalkınma sürecine sokacak bir süreçten kimse mahrum kalmayacak. Ama bunlar reddedilir ve yapılmazsa sorunun çözümü mümkün olmayacak. Çünkü demokratikleşme içermeyen hiçbir çözüm kalıcı olmuyor. Ama Türkiye’de kimse bundan karlı çıkmayacak” diye konuştu.

    “DEMOKRASİ DIŞINDA BİR ÖNERİMİZ YOK”

    Sürece katkı sunmamayı doğru bir yaklaşım olarak görmediklerini belirten Özel, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Biz dışlanırsak, süreç baltalanırsa, bu sorun bu dönemde çözülmezse; Adalet ve Kalkınma Partisi, parti çıkarları için, kişisel çıkarları için bunu heba etmiş bir siyasi hareket olarak tarihin sayfalarındaki yerini alır. Türkiye de önüne bakar. Türkiye’nin önüne bakacağı süreci beklemek yerine bugün ortaya çıkabilecek bu süreci hep birlikte sahiplenmek gerekiyor. Bunun için 3 önerimiz var; Demokrasi, demokrasi, demokrasi. Bunun dışında bir önerimiz yoktur.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’de halk toplantısı: İmralı’dan yapılan çağrı sadece Kürtlere değil herkese yapıldı-VİDEO

    Dersim’de halk toplantısı: İmralı’dan yapılan çağrı sadece Kürtlere değil herkese yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının ardından “Barış ve Demokratik Toplum İçin Halk Buluşmaları” kapsamında Dersim’de konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Abdullah Öcalan’ın çağrısı tarihi bir çağrı çünkü Türkiye ve Ortadoğu’da tekçilik tek seçenek olarak dayatılıyor. Abdullah Öcalan’ın açıklaması 3. Dünya Savaşı’nın ateşine su niteliğindedir. İmralı’dan yapılan çağrı sadece DEM Parti ve Kürtlere değil herkese yapıldı” dedi.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının toplumsallaştırılması amacıyla başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum İçin Halk Buluşmaları” kapsamında Dersim’de Şaroğlu Otel’de halk toplantısı gerçekleştirildi.

    Halk toplantısında Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Dersim Belediyesi eski Eş Başkanı Nurhayat Altun ve Avukat Emran Emekçi konuşmacı olarak katıldı.

    “ABDULLAH ÖCALAN, ÇAĞRIYI BÜTÜN KESİMLERE YAPTI”

    Demokratik toplum ve siyaset çağrısının Kürtler ve Abdullah Öcalan açısından yeni bir çağrı olmadığını belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Demokratik toplum ve siyasetin bir çözüm anahtarı olarak sunulduğu bu süreçte hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Yeniden Kürt sorunun demokratik çözümüne dair en ufak bir sözün bile kurulması çok önemli. Abdullah Öcalan’ın çağrısı tarihi bir çağrı çünkü Türkiye ve Ortadoğu’da tekçilik tek seçenek olarak dayatılıyor. Abdullah Öcalan’ın açıklaması 3. Dünya Savaşı’nın ateşine su niteliğindedir. İmralı’dan yapılan çağrı sadece DEM Parti ve Kürtlere değil herkese yapıldı. Yeni süreçte devletin, Meclis’te siyaset yaptığını iddia eden bütün siyasi partilerin söz kurması gerekmektedir” dedi.

    “MÜCADELEMİZİ BÜYÜTEREK DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    Barış ve demokratik toplum çağrısının büyük önem arz ettiğini söyleyen Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Barış ve demokratik toplumu ortak bir iradeyle inşa etmeliyiz. Çağrıda bir de demokratik siyaset vurgusu var. Eğer biz bir çözümden bahsediyorsak, bunun çözümü demokratik siyasettir. Bu topraklarda sadece bir halk ve kimlik yok. Bu topraklarda bulunan kimliksel zenginlik nerdeyse dünyada yok. Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Aleviler, Hristiyanlar vs. birçok etnik kimlik ve inanç var. Hepsi bir araya geldiğinde ortaya büyük bir zenginlik çıkmaktadır. Şu ana kadar ne yapıldı? Dediler ki bu topraklarda yaşayan herkes Türk’tür. Bu toprakları çöle çevirdiler. Şimdiye kadar bu zihniyete karşı nasıl mücadele ettiysek, bundan sonra da mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz” diye belirtti.

    “SURİYE’DE ALEVİ SOYKIRIMIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Dersim, Zilan ve Gazi gibi birçok katliamla karşı karşıya kaldıklarını vurgulayan Uçar, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Yaşadığımız katliamları unutarak yola devam edemeyiz. Yine son 2 gündür Suriye’de izlemeye bile yüreğimizin yetmediği bir Alevi soykırımıyla karşı karşıyayız. Alevilerin yaşadığı acılar bütün coğrafyalarda benzer. 21. yüzyılda bir insanın Alevi olmasından kaynaklı katledilmesi bize dayatılan bir gerçeklik ama toplumsal bir gerçeklik değil. Küresel güçlerin kendi geleceklerini Alevi katliamında görmelerini kabul etmiyoruz. Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’daki bütün demokratik kurumların Alevi soykırımına karşı sessizliklerini bozmasını ve bir tutum almaları gerekmektedir.”

    Halk toplantısı, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın konuşmasının ardından basına kapalı bir şekilde devam etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Ayşegül Doğan: Öcalan’dan Kandil’e, Avrupa’ya, Kuzey ve Doğu Suriye’ye mektup gitti-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Öcalan’dan Kandil’e, Avrupa’ya, Kuzey ve Doğu Suriye’ye mektup gitti-VİDEO

    PİRHA-PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşme sonrası Kandil’e mektup gidip gitmediği tartışmalarına açıklık getiren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Sayın Öcalan’ın mektubu hem Kandil’e hem Avrupa’ya hem de Kuzey ve Doğu Suriye’ye, ilgili yetkililere ulaştı” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair düzenlenen basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

    “SANDIKTA KAZANAMADIKLARINI BAŞKA ŞEKİLDE ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Van Belediyesi’ne kayyım atanmasını kumpas olarak nitelendiren Ayşegül Doğan, “DEM Parti Van’da halkın oyları ile 14 ilçeyi ve kent merkezini kazanmasının hemen ardından buna dönük saldırıların başladı. Adeta ele geçirmeye çalıştılar, Van halkının bütün kazanımlarını yüzbinlerce insanın oyunu tercihi yok saymak ve bunu belli rant odaklarına peşkeş çekmek. Yalnızca bu yanıyla sınırlı değil çünkü kayyım demek şöyle bir şey demek. Halkın temsilcisinin yerine bir vali geliyor yani devletin bir temsilcisi getiriliyor. Bununla övünülüyor. Bunun bir darbe olmadığı iddia ediliyor. Bunun bölgesel bir mesele olduğu iddiasıyla yıllardır 2016’dan buna sandıkta seçimde kazanmadıklarını farklı bir şekilde ele geçirmeye çalışıyorlar” diye belirtti.

    “EĞER DEMOKRATİK SİYASET HAZIRLIĞI VARSA, DEMOKRATİK SİYASET NEDEN BU KADAR KUŞATILIYOR”

    Henüz adı konulmayan bir süreç olduğunu belirten Doğan, “Bakın, devlet iktidarı son gelişmelerle ilgili bunu bir sürece evriltecek bir kararlılığa sahip midir?” diye soruluyor. Bu soru Tekirdağ’dan Şırnak’a kadar sorulan bir soru. Aynı fakat farklı kesimler tarafından soruluyor. Farklı dillerde soruluyor ama insanlar aynı kaygıları taşıyorlar. Kararlılık görmek istiyorlar. Niyetin ne olduğunu, sahicilik görmek istiyorlar. Yaşadıkları güvensizliğin telafi edilmesini istiyorlar. Eğer bir demokratik siyaset hazırlığı varsa, demokratik siyaset alanı neden bu kadar çok kuşatılıyor? ‘Operasyonlarla, yargı kumpaslarıyla ve kendinden olmayan herkese yargı eliyle bir tehdit, bir şantaj yaparak nasıl olacak’ diye bize soruluyor. Özgür çalışma koşulları oluşturulmadan sayın Öcalan bu tartışmalara nasıl bir katkı yapabilir? diye soranlara ilgili bakanlıkların, yetkililerin cevap vermesi gerekiyor. Bu tartışma ülkede değilmiş gibi, sanki bu ülkenin bakanlarını, yetkililerini ya da yöneticilerini ilgilendirmeyen bir tartışmaymış gibi davranmak ve bunu sürdürmek imkânsız” dedi.

    “ABDULLAH ÖCALAN’IN MEKTUBU KANDİL’E, AVRUPA’YA, KUZEY VE DOĞU SURİYE’YE ULAŞTI”

    PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşme sonrası Kandil’e mektup gidip gitmediği tartışmalarına da açıklık getiren Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Sayın Öcalan’ın mektubu hem Kandil’e hem Avrupa’ya hem de Kuzey ve Doğu Suriye’ye, ilgili yetkililere ulaştı. Kendileri de açıkladı, bunu biz de teyit ettik. Kandil’de KCK’li yetkililere, Kuzey ve Doğu Suriye’de SDG’li yetkililere ve Avrupa’da da işte KCDK-E ve KNK’ye ulaştırılmış bir mektup var. DEM Parti İmralı Heyeti dışında İmralı’da bir temasımızın olmadığını da bilinmesini istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’de ‘Kürt sorununda çözüm’ paneli: Birleşik mücadeleyi büyütmeliyiz-VİDEO

    Dersim’de ‘Kürt sorununda çözüm’ paneli: Birleşik mücadeleyi büyütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-“Dersim Kürt sorununda çözümü konuşuyor” konulu panel düzenlendi. İktidara güvenerek yola çıkmadıklarını ifade eden HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Biz sayın Abdullah Öcalan’a güveniyoruz. Onun çizeceği yol haritasında kesinlikle Kürt halkının hak ve özgürlükleri ve çözüm konusunda çabasının bitmeyeceğini çok iyi biliyoruz” derken, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ise, “AKP ve MHP partisine güvenilmez. Mücadele varsa onurlu barışta vardır. Adil, demokratik onurlu bir barış mücadelesi yürütmek gerekir. Barış mücadele meselesidir” diye konuştu. 

    Dersim’de Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin konuşmacı olarak katıldığı “Dersim Kürt sorununda çözümü konuşuyor” paneli düzenlendi. Panele DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KÜRT SORUNU İNKÂR POLİTİKALARIYLA ORTAYA ÇIKTI”

    Kürt sorununun, inkâr politikalarıyla ortaya çıktığını belirten HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Kürt, diliyle, kültürüyle, tarihiyle, doğasıyla her şeyiyle bir bütün olarak kabul edilmelidir. Cumhuriyet tarihinde Türkleştirme politikası, ulus devlet içinde bu kimliği yok etme politikası ola geldi. İktidarların, partilerin, liderlerin değiştiğini ama Kürtlerin varlığının, dilinin eğitim dili olarak kamusal alanda kullanma talebinin halen değişmedi. Şuan mevcut iktidar Türkiye’de ‘Kürt sorunu yoktur’ diyor. Kürt meselesinin varlığını kabul ederse Kürtlerin hak taleplerini, mücadelelerini kabul etmek zorunda kalacakları için böyle bir yaklaşımı ortaya koyuyorlar. Ekonomi deki en büyük harcamalar, savaş ve çatışmalara, inkara harcanan paradır. Bunu Türkiye halklarına anlatmamız lazım” diye konuştu.

    “BİZ ABDULLAH ÖCALAN’A GÜVENİYORUZ”

    Kürt sorunun diyalog ve müzakere ile çözülmesini savunduklarını vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Kürt meselesinin çatışma, savaş zemininden çıkarılıp diyalog zemininde çözülmesine dair 90’lı yıllardan beri Kürt hareketinin ve özellikle sayın Abdullah Öcalan’ın görüşleri var. Sayın Öcalan ilk 1993’te barış ve çözüm çağrısını yapmıştır. Biz iktidara güvenerek yola çıkmıyoruz, onun pratiklerini biliyoruz. Biz sayın Abdullah Öcalan’a güveniyoruz. Onun çizeceği yol haritasında kesinlikle Kürt halkının hak ve özgürlükleri ve çözüm konusunda çabasının bitmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Çünkü büyük bir sabırla, büyük bir inançla o masayı tutmaya devam ediyor. Sayın Öcalan yakında bir çağrı yapacak. İçeriğinde mutlaka yol haritası da olacak.  Bu konuda önerileri de olacak. Bu konuda görüşmelere, çağrılara dair sözde kuracak. Bu çağrıyla birlikte bizim oturup bekleme, kendiliğinden barışın, adaletin tesis edilmesi gibi bir bekleyişe girme durumumuz olamaz. Bizlerin daha çok çalışması, bu talebi yükseltmek ve bu talep etrafında daha çok örgütlenmemiz lazım” dedi.

    “BARIŞIN TOPLUMSALLAŞTIRILMASI GEREKİR”

    Ortadoğu’daki gelişmeler ışığında Türkiye’nin Kürt sorununu çözme zorunluluğu oluştuğunu vurgulayan ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, “AKP ve MHP’ye güvenilmez, mücadele varsa onurlu barışta vardır. Adil, demokratik onurlu bir barış mücadelesi yürütmek gerekir. Barış mücadele meselesidir, HDK’nin başlattığı barışın toplumsallaştırılması gerekir. Kürt halkı büyük acılar yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Kürt halkı açısından onurlu bir barışı yaşıyor, Alevilerde yaşıyor. Bizim bunu şovenizm ile zehirlenmiş, Türkiyeli halklarına anlatmamız lazım. Onları doğrudan bu sürecin bir parçası haline getiremediğimizde başarı şansımız yok. Bu süreç bir mücadele sürecidir, Kürt halkının mücadelesinin sonucudur. Sosyalistler olarak; işçi sınıfı ve barış mücadelesini yürütebiliriz. Aleviler ve barış, kadınlar ve barış başlıkları altında bunu tartışabiliriz” sözlerini kullandı.

    “BİRLEŞİK MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Türkiye halkları açısından Kürt sorununun çözümünün zorunluluğunun kavranmasının kazanım olduğunu söyleyen Murat Çepni, şunları söyledi:

    “Demokratik ve sosyalist güçler açısından şovenizm ile zehirlenmiş işçi sınıfına Kürt sorununu çok daha rahat anlatma zeminine sahip bir durumdayız. Yeter ki biraz daha cesur ve derinlik bir tartışmaya girelim. Bekletme koridorunda çözüm iradesinin boğulma riski vardır. İçi boş bir çözüm rehavetinin oluşması büyük bir tehlikedir. Hepimiz bu sürecin doğrudan bir parçası olmalıyız. Onurlu barış mücadelesi sosyalizm mücadelesiyle bağlantılıdır. Kürt halkının demokratik her kazanımı, sosyalizm mücadelesinin doğrudan bir kazanımıdır. Sosyalizm mücadelesi, Kürt mücadelesi ayrı değildir. Kürt sorunun adil, demokratik, onurlu çözümüne dair mücadeleyi büyütmek ve faşizme, sömürgeciliğe karşı birleşik mücadeleyi inşa iradesini geliştirmek gerekiyor.”

    Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Alevi kurumları ile DEM parti Eş Genel Başkanları bir araya geliyor: Her türlü çözüme varız!

    Alevi kurumları ile DEM parti Eş Genel Başkanları bir araya geliyor: Her türlü çözüme varız!

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Kurumları ile DEM Parti arasında 31 Ocak’ta yapılacak toplantının detaylarını anlattı. Koç, “Aleviler, muhakkak ki bu barışa elinden gelen en büyük desteği verecektir. Aleviler olarak bu masanın içinde olmayı talep ediyoruz, her türlü çözüme de varız” diye konuştu.

    Çok sayıda Alevi örgütü ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları, 31 Ocak’ta İstanbul’da bir araya gelecek. Alevi örgütleri, Küçükçekmece İlçesinde bir otelde yapılacak toplantıda, İmralı görüşmeleri ardından başlatılan sürece ilişkin önerilerini DEM Parti ile paylaşacak.

    ALEVİ KURUMLARI, TOPLANTININ ÇAĞRICISI OLDU!

    Cuma günü saat 11’de başlayacak toplantının akşam 17:00’de son bulması planlanıyor. Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Türkiye’deki kurumların yanı sıra Avrupa’dan da çok sayıda federasyon yöneticisinin toplantı için İstanbul’a geleceğini belirtti.

    “Barış sürecine dair biz Alevilerin de söyleyecekleri var” diyen Zeynel Abidin Koç, şu bilgileri paylaştı:
    “Bu süreçte DEM Parti, doğal olarak meclisteki muhatapları olan bütün partileri gezerek konu hakkında fikir alışverişinde bulundu. Fakat Türkiye’de 20 milyon nüfusu olan alevi toplumunun Bir siyasi partisi olmadığı için bu fikir alışverişine de Alevi kurumlarıyla yapması gerektiğini düşündüğümüz için böyle bir toplantı organizasyonunda bulunduk.
    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat’ın güzel bir sözü var; ‘Barış sadece Diyarbakır’dan geçmez; Dersim’den ve Hacıbektaş’tan da geçer” diyor. Türkiye’de bir barış ortamı sağlanacaksa Aleviler muhakkak ki bu barışa elinden gelen en büyük desteği verdiği gibi ama içinde de olma mecburiyeti var. Biz Aleviler, bu masanın içinde olmayı talep ediyoruz, her türlü çözüme de varız.”

    “ÖNCEKİ SÜREÇTE MUHATAP ALINMAMIŞTIK!”

    Zeynel Abidin Koç 2012 yılı sonrasında başlayan barış sürecine dair Alevi örgütlerinin muhatap alınmadığını hatırlatarak “Daha önceden bir barış süreci yapıldı ve Aleviler, oluşturulan kurulların içerisinde yer almadı. O barış sürecinin geldiği yerde ortada. Bu sefer Türkiye’de bir barış süreci olacaksa tüm toplumsal kesimlerin temsilcilerinin muhakkak bu sürece dahil olması gerekir” dedi.

    Zeynel Abidin Koç, 31 Ocak’ta yapılacak toplantının ardından basın açıklaması yapacaklarını da belirtti. Koç, toplantıya katılacak kurumları ise şu şekilde sıraladı:
    “Avrupa Alevi birlikleri Konfederasyonu, İngiltere Alevi Birlikleri Federasyonu, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu, İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ile İstanbul’daki birçok cemevinin başkanları da toplantıya katılacak. Ayrıca Cem Vakfı’na bağlı cemevlerinin sorumluları ve bağımsız kurumlardan da katılımcılar olacak.”
    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Barışın tesisi için Kürt meselesindeki çözümsüzlük sona erdirilmeli’- VİDEO

    ‘Barışın tesisi için Kürt meselesindeki çözümsüzlük sona erdirilmeli’- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, barış ortamının yaratılması için iktidarın söylemleri pratiğe dökerek Kürt meselesindeki çözümsüzlüğü sonlandırması gerektiğini belirtti. İnci, “Hapishanelerdeki tecrit devam ettiği sürece toplumdaki Kürt meselesiyle ilgili temel sorunlar devam ediyor demektir. Sorunları bir şekilde krize, toplumsal çatışmaya çeviren dil ve pratik değiştirilmezse barış da gelmez” dedi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılarak, meclis çatısı altında konuşma yapması ve örgütü lağvetmesi koşuluyla umut hakkından yararlanmasını dile getirmesi ülke gündeminde büyük yankı uyandırdı. Ardından 43 ay sonra Öcalan’la görüşme yapılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bahçeli’nin meclisteki konuşmasını desteklemesi, yeniden bir çözüm sürecinin adımları mı atılıyor sorusunu akıllara getirdi. Bahçeli’nin bu çıkışı kamuoyunda farklı şekillerde tartışılıp yorumlansa da barış umudunun kımıldanmasına da kapı araladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, Bahçeli’nin açıklamasını ve barış için hangi koşulların yaratılması gerektiğini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ABDULLAH ÖCALAN ÜZERİNDEKİ TECRİT KALDIRILSIN”

    Bahçeli’nin sarf ettiği sözleri olumlu bir perspektiften yorumlayan Gazi İnci, söylemlerin siyasi bir ittifak mesajı olarak kalmaması gerektiğini, toplumsal barışı hedefleyen bir düzleme geçilmesinin önemli olduğunu ifade etti.

    Kürt meselesinin çözümü noktasında öncelikli olarak Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğine işaret eden İnci, “Devlet Bahçeli, Öcalan’ın mecliste konuşmasından bahsediyor, fakat yıllardır tecrit politikası uygulanıyor. Meclise kadar gelip de konuşma yapmasını uygun buldukları bir kişiye yıllardır tecrit uyguluyorlar ve bu söylemin ardından bir kez yeğeni ile görüşmesinin sonrasında hala bu tecridi devam ettiriyorlar. Bu açıklamayı samimi bulmak için öncelikle tecridin kaldırılması lazım” dedi.

    “BARIŞ İÇİN KÜRTLER ÜZERİNDEKİ BASKI SON BULMALI”

    İnci; Kürtlerin kültürü, siyaseti, etnik kimliği üzerindeki yargı tacizinin sonlanmasının barış ortamının sağlanmasında önemli bir aşama olacağını kaydederek, şunları dile getirdi:

    “Devlet erkleri, Kürt meselesinin tam olarak neye dayandığını, neyden kaynaklandığının halka samimi bir şekilde anlatması lazım. Çünkü yıllarca bunu sakladılar, yıllarca bu siyasi söylemler aslında Kürtleri sadece kriminalleştirerek lanse ettiler ve Kürtler kendilerini doğru bir şekilde ifade edebilecek zemini hiçbir zaman bulamadı. Bu itirafın kendisi bir barışmadır aslında. İnkar her zaman çatışmaya götürür ama itiraflar, iki taraflı özeleştiriler barışın temelini atmaktır.

    Öte yandan barışın gelmesi için Kobani davasından yargılanan tüm siyasi tutsakları serbest bırakılması, idari gözlem kurullarının kaldırılması lazım. Hapishanelerdeki tecrit devam ettiği sürece toplumdaki Kürt meselesiyle ilgili temel sorunlar devam ediyor demektir. Bunu yalnızca söylemsel olarak ifade edip öte yandan bu sorunları bir şekilde krize, toplumsal çatışmaya çeviren dili, üslubu değiştirmezseniz barış da gelmez.”

    Barışın inşası noktasında özellikle siyasilerin şiddet dilinden uzak durması gerektiğinin altını çizen Gazi İnci, ortak mücadele vurgusu yaparak sözlerini noktaladı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkili olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir” dedi.

    22 Ekim Salı günü Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşma yapmasını, silahların bırakılması, müzakere yoluna gidilmesini, söyledi.

    Devlet, Devlet Bahçeli üzerinden bir tartışma başlattı. Neyi amaçladılar? Hegemonik güçler bu süreçte nasıl konumlanacaklar? Devlet aklı Kürt siyasetçileri birbirine bırakarak, ayrıştırma yaparak asıl muhatabı görünmez mi kılacak? Kürtleri en aza razı edip siyaset olarak etkisiz hale mi getirecek? Yaşanan süreç Türkiye için sıtratejik bir hamle midir yoksa konjoktörel bir planlama mıdır? Sistemsel krizi kısa süreliğine atlatıp AKP – MHP ittikının ömrünü mü uzatacak? 3. Dünya savaşının etkilerini Türkiye’yi olumsuz etkilemesini engellemek için, sahadaki gelişmeleri okuyarak demokratik siyasetin önünü mü açacak? Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Kürtlerle ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alacak bir çözüme mi gidecek? Bütün bunları sahada ki gelişmeler ve atılacak adımların niteliği belirleyecek.

    Biz de tüm bu gelişmeleri Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile konuştuk.

    “BARIŞ SÜRECİNİN DERİNLİKLİ VE KAPSAMLI OLMASI GEREKİYOR”

    PİRHA:Bir tarafta Ortadoğu’da savaşın dozajı yükselirken, Türkiye’de “barış” konuşulmaya başlandı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ayın ardındna Ömer Öcalan’la aile görüşmesi gerçekleştirirken, AKP-MHP kanadındna açıklamalar gelmeye devam ediyor. Ardı ardına yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Zeynel KETE: Çoklu kayıpların ve kazanımların yoğunca yaşandığı bir dem-i davrandı yaşıyoruz. An geçmişin yükünü omzunda taşır. Yaşanan her anın tarih olduğu realitesi tecrübeyle sabittir. Yaşadığımız an geçmişin yükünü omzunda taşır. Bu hakikatle olaylara yaklaşmak, çözüm odaklı yaklaşımdır. Kürt Sorunu cumhuriyet tarihinde devletin ulus yaratırken tekçiliği esas almasından kaynaklı yaratılan bir sorundur. Sorun Kürtlerin kendisinden kaynaklı değildir. Kapsama alanı çok geniş, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, tarihsel boyutu olan bir sorun. Sorunun çok kapsamlı olması “barış sürecinin” de derinlikli ve kapsamlı olmasını gerektiriyor. Elbette ki dünyada ki gelişmeler Türkiye yi derinlikli etkikemekte. 3. Dünya savaşının etkilerinin Türkiye yi çoklu boyut ile etkilediği günümüzde barış söylemini iyi değerlendirmek gerekiyor.

    Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İsrail sadece kendine güç değildir aynı zamanda hegemonik ABD gücü demektir. Enerji hatlarının yeniden dizaynı söz konusudur. Güçler dengesi kendini yenilemektedir; ittifaklar yenileniyor,çatışmalar derinleşiyor. Özellikle iç barışını sağlamayan Ortadoğu’daki tekçi ulus devletler, kapitalist modernist güçler için sorun teşkil etmektedir. Egemenlerin çıkarı için ulus devletlerin yeniden inşası söz konusudur. Türkiye, İran, Irak, Suriye bunların başında gelmektedir. Ortadoğu’da yaşanan savaş sadece İsrail, Hamas ve Hizbullah ile sınırlı değildir, yayılma alanı genişleyen Güney Lübnan ve Gazze ile içine alan Yemen, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı ciddi etkileyen bir süreç söz konusudur. Neredeyse Ortadoğu’nun tamamı bu savaşın içindedir. özellikle İsrail yetkililerinin dile getirdikleri “7 Ekim öncesi ile 7 ekim sonrası aynı olmayacak” sözü bölgedeki meydana gelen değişimlerin somut bir ifadesidir. Ortadoğu’da İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye İran savaşı bölgesel bir düzeye geldiği, savaşın derinleşmesi ile bölgenin kapitalist modernist güçler tarafından dizayn edilmesi doğru orantılıdır. ABD, İsrail Avrupa’nın İran’a tehtidleri, müdahalesi Basra Körfezi’nde başlayan ve bir bütün olarak Akdeniz’i etkileyecek Kürt jeopolitiği gerçekliği ortada duruyor.

    “100 YILLIK İNKAR SİYASETİ SIKIŞMIŞ DURUMDADIR

    -Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi de yeniden konumlanmayı itiyor?

    Kesinlikle. Türkiye iç siyasetinde her boyutuyla sistemsel krizin derinlemesine yaşanması, çaresizliğin her alanda görünür olması, toplumsal çürümenin gizlenecek düzeyde olmaması, bir çöküşün yaşanmasıyla beraber, uluslararası konjonktürde oyun kuranların Türkiye’yi konsepte dahil etmemesi gibi faktörler belirleyicidir.

    Uluslararası dengeler ve Türkiye’deki egemen siyaset Kürtleri içeride parçalama, yanında tutma, en aza razı etme çalışması yürütmektedir. Bu pazarda milli muhalefet ve milli iktidar aynı mantıkla hareket etmektedir. Gelinen aşamada 100 yıllık inkar siyaseti sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlığı aşmak için bir yöntem bulmaları gerekiyor. Halkın beklentilerini, acılarını, özlemlerini, istemlerini, sahadaki gelişmeleri, uluslararası konjektörü görmezden gelerek toplumun umutlarıyla oynama sahte bir oyun halidir telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır.

    Kürtlerin, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alınması, toplumsal barışın inşa edilmesi için barış mücadelesi potansiyelleri yüksektir. Geçmişteki pratikler, sahada yaşananlara sıtratejik yaklaşılması, demokratik siyaset anlayışı çerçevesinde sürece cevap olma konusunda teorik ve pratik olarak güçlü katkılar sunarlar.

    ALEVİ TOPLUMU SITRATEJİK BİR SÜRECE SUSARAK, BEKLEYEREK CEVAP OLAMAZLAR”

    -İfade ettiğiniz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesi, Alevilerin de temel hak mücadelesi. Bu süreçte ortak mücadele hattı barışın tesisi bağlamında ne anlam taşıyor?

    Türkiye’de inşa edilecek onurlu bir barış iklimi nihayetinde Alevi toplumu açısından da olumlu olacaktır. Tekçilik esas alınarak inşa edilen ulus devlet anlayışının en önemli iki topluluğu Kürtler ve Alevilerdir. Bu bakımdan onurlu bir barış Alevi toplumun zihin kodlarına uygundur. Yüzyıldır Alevi sürekleri yaşanan savaş ikliminde en çok etkilenen inanç kesimini oluşturmaktadır.

    Barış mücadelesi vermek Aleviler açısından ibadetten sayılır. Hakikat ve özgürlük arayışı aynı zamanda toplumsal barış mücadelesi demektir. Tarihsel hakikatlerinden aldıkları güç ile, yaşadıkları fiziksel ve kültürel soykırım süreçleri göz önüne alındığında sürece sıtratejik bir çerçevede okumaları toplumsal çıkarlarına uygun olur.

    Alevi toplumu sürecin olgunlaşması ile paralel olarak söz söyleme, pratik geliştirme lemaletleri vardır. Barış her halükarda Alevileri ilgilendirir. Yüzyıllık cumhuriyet modernitesi döneminde Kürtlerle beraber “muteber vatandaş” olmadılar. Kaldı ki Alevilerin büyük bir çoğunluğu Kürt idiler. Bundan dolayı hem inançlarından hem de etnik yapılarından dolayı çifte baskı gördüler.

    Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir.

    Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkilidir. Bu mana ile Kürt sorunun demokratik bir çerçevede çözülmesi gerekiyor. Alevilerin barışı savunurken ilkesel davranmaları gerekiyor. Mazlum kimdir? Sorunun kaynağı neresidir? Doğru barış savunuculuğu nedir? Sistemin iyisi ve kötüsüne rıza göstermeden üçüncü göz (Gönül gözü) mensupları kimlerdir? Barışı anlamlı kılmak, inşa etmek aslında tarihi de anlamlı kılmaktır. Aleviler toplumsal bilinçleri, farklılıkların ikrarlı birliği ilkesini esas alarak güncel ihtiyaçları ile bütünleştirmeleri gerekiyor. Aleviler demokratik siyasetin ve barış sürecinin öznesi olmalılar. Demokratik ve özgür bir yaşam için özne olmaları tarihsel hakikatlerinin gereğidir. Özne olmadan özgürlük olmaz. Parçalı duruş esaret ve yoksulluk demektir. Birlik, hakikat meydanında cümle can ile ikrarlı bir yaşam ve birlik özgürlüğe ve var olmaya götürür. Sürecin durumuna göre Aleviler mutlaka görev almalı. Üçüncü göz olmaları olumlu bir hava yaratır.

    Barış dönemlerinde toplumu harekete geçiren manevi güçler vardır. Alevi pirler, Seydalar, Analar, kültürel İslamı yaşayanlar, komün güçleri, pirler, bilgeler, kanaat önderleri barış talebini toplumsallaştırmalıdır, bu potansiyelleri yüksektir.

    “HALKIN İRADE, BİLİNÇ VE KARAR GÜCÜ OLMASI İLE BARIŞ İNŞA EDİLİR”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Sonuç olarak barışın anlamı silikleştirilmemeli, ulaşılmaz kılınmamalı. Barışın anlamı yitikleşmemeli. Barışın anlamı yitikleşirse hakikatte yok olur, yitikleşir. Barışın anlamı derinleştirilmelidir. Varoluşun asıl amacı bütünselliktir. Bundan dolayıdır Aleviler “cümle can” kavramını kullanıyor. Görüşmeleri yürütecek taraflar bu mana derinliğini göz önüne almaları, sorunun çözümünü kolaylaştırır. Tarihsel okumalar bize şöyle bir hakikati de göstermiştir. Hakikat ve özgürlük arayışı yürüten hiç bir kurum, örgüt veya lider kendi kaderi ile ilgili belirsizliği kabul etmez. Bu barış için önemli bir tespittir.

    Üçüncü dünya savaşında kartlar yeniden karılırken Kürtlerin Ortadoğu ve Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleme konusunda kilit bir konuma geldikleri gerçekliği inkar edilmez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyaset perspektifi ile toplum politikleşir, politikleşen toplum özgürleşir ve toplumsal barışını inşa eder. Siyaset sorunları ortak irade ile çözme, birlikte karar alma, ikrar ve rızalığı esas alama, bunun için Hak meydanını açma sanatıdır. Halkın irade, bilinç ve karar gücü olması ile barış inşa edilir. Gelinen aşamada taraflar imkansızı yapmazlarsa, olanaksız olanla karşı karşıya kalırlar. Barış için mücadele eden, cümle canı Hakk’ın varlık deryası olarak gören bu konuda pratik geliştiren cümle canlara aşk olsun.

    PİRHA/ADANA