Etiket: çubuk

  • Gazeteci Fırat Bulut, adliyeye götürülüyor

    Gazeteci Fırat Bulut, adliyeye götürülüyor

    PİRHA – Gazeteci Fırat Bulut, deprem bölgesinde yaptığı haberler nedeniyle ‘yalan bilgi yayma’ iddiasıyla 9 Mart gecesi gözaltına alınmıştı. Bulut’un adliyeye götürüldüğü öğrenildi.

    Gazeteci Fırat Bulut, Malatya’dan Ankara’ya döndüğü sırada 9 Mart’ta Esenboğa Havalimanı’nda gözaltına alındı. Deprem haberleri gerekçe gösterilerek “yalan bilgi yayma” iddiasıyla gözaltına alınan Bulut, geceyi nezarethanede geçirdi.

    Bingöl Sulh Ceza Hakimliği’nin, hakkında çıkardığı yakalama kararı gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Bulut’un an itibariyle Çubuk Adliyesi’ne götürüldüğü öğrenildi.

    Sosyal medya hesabından gözaltına alınmasına dair açıklama yapan Bulut, “Bir aydır deprem bölgesinde haber yapıyorum. Bu akşam geldiğim Ankara Esenboğa’da gözaltına alındım. Bingöl Sulh Ceza Hakimliği hakkımda alanen yalan bilgi yaymaktan soruşturma açmış. Depremde yoktular, soruşturma ile susturmaya çalışıyorlar” demişti.

    Sabah saatlerinde yeni bir mesaj paylaşan Bulut, “Geceyi nezarette geçirdim, şu an sağlık kontrolünden sonra Çubuk Adliyesine götürülüyorum. Bingöl Sulh Ceza Hakimliği ‘Alanen yalan bilgi yaymak’tan soruşturma başlatmış. Adresim belli olmasına rağmen herhangi bir tebligat yapılmadı. Deprem haberleri mi başka bir şey mi adliyede öğreneceğim. Basın örgütleri, avukatları, adliyede hukuki destek sunarsa iyi olur. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldırının davasında gerekçeli karar açıklandı

    CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldırının davasında gerekçeli karar açıklandı

    Ankara Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik gerçekleştirilen linç girişimi davasının gerekçeli kararı açıklandı. Mahkeme, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde “Yakın o evi” diye bağıran Sevim Gölyeri’nin ve Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün’ün “geleceklerini düşünerek” verilecek cezalarda 1/6 oranında indirim yaptı.

    Hakkâri Çukurca’da hayatını kaybeden Piyade Er Yener Kırıkçı’nın 21 Nisan 2019 Pazar günü Çubuk’un Akkuzulu Köyü’ndeki cenaze törenine katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki CHP heyetine yönelik linç girişimine ilişkin davanın gerekçeli kararı açıklandı.

    Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı gerekçeli kararda, linç girişimine dahil olan sanıklar hakkında verilen birçok “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararlarında “sanıkların duruşmalardaki iyi hal ve tavrının” göz önünde bulundurulması dikkat çekiyor.

    “YAKIN O EVİ” DİYE BAĞIRAN KADININ GELECEĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

    Kılıçdaroğlu’nun linç girişimine maruz kaldığı saldırıda, “Yakın o evi” diye bağıran Sevim Gölyeri’ne verilen cezanın “sanığın geleceği üzerine etkisi” göz önünde bulundurularak 1/6 oranında indirim yapıldı. Ayrıca mahkeme, Gölyeri’nin duruşmalardaki “iyi hal ve tavrını” da hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararına gerekçe yaptı.

    Mahkeme, saldırıya ilişkin videolardaki “Yakın o evi” sesi ile mahkeme tarafından Gölyeri’nden alınan ses örneklerinin karşılaştırılması için hazırlanan Jandarma Kriminal Laboratuvarı raporunda “sesin sanığın sesi ile benzerlikler ve farklılıklar taşıdığı, tam olarak sanığa ait olduğunun tespit edilemediği bildirilmiş olması karşısında şüphede kalındığı” gerekçesiyle bu durumu sanık lehine değerlendirilerek Gölyeri hakkındaki “suç işlemeye alenen tahrik” suçundan beraatine karar verdi.

    SALDIRGANIN DA GELECEĞİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULDU

    Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi, CHP Lideri’ne yumruk atan Osman Sarıgün için de Gölyeri’ne olduğu gibi “cezanın sanığın geleceği üzerindeki etkisini” düşünerek 1/6 oranında indirim yaptı. Sarıgün için de duruşmalardaki iyi hal ve tavır yine hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasında gerekçe olarak kabul edildi.

    NE OLMUŞTU?

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yumrukla saldıran Osman Sarıgün’e, “kamu görevlisine yönelik basit yaralama suçundan” 1 yıl 15 gün ay hapis cezası verilmiş, ancak hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Sarıgün’e Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretleri nedeniyle de 1 yıl 5 ay 15 gün ceza verilerek, bu cezasının da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişti. Sarıgün’e, “suç işlemeye tahrik” suçlaması için de 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.

    Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde “Vatan için çıksın, şerefsiz çıksın, yakın o evi” diyen Sevim Gölyeri hakkında, hakaret suçundan 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilmiş, bu suçlama üzerine verilen hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Gölyeri’ne, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evden çıkmasını engellediği için ise “hürriyeti tahdit” suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası verilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hamdi Yurdakadim Dede, AKP’nin Kerbela teklifini reddetti: Yol nefisten üstündür

    Hamdi Yurdakadim Dede, AKP’nin Kerbela teklifini reddetti: Yol nefisten üstündür

    PİRHA – Şah Kalender Veli Ocağından Hamdi Yurdakadim Dede, AKP iktidarının, 300 dedeyi Aralık ayında Kerbela’ya götürme projesine tepki gösterip “Bana gelen teklifi ‘Siz önce Aleviliği tanıyıp, AİHM kararlarını hayata geçirin” diyerek reddettim” dedi. 

    İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından dedelere yönelik organize edilen Kerbela ziyaret programı Alevi toplumunca sert karşılandı.

    Şah Kalender Veli Ocağından Hamdi Yurdakadim Dede, bakanlık görevlisi bir yetkilinin kendisini arayarak; “Hac farizası” için Kerbela ziyareti programına davet edildiğini belirtti.

    Yurdakadim Dede, bakanlık yetkilisinin, yapılacak tüm masrafların devlet bütçesinden harcanacağı yönünde aktarımda bulunduğunu da söyledi.

    “BİZİM KABEMİZ İNSANDIR”

    Ankara’da ikamet eden Hamdi Yurdakadim Dede, bakanlık yetkilisine, “Alevilerin Kabe olarak insanı kutsadığını” belirterek daveti kabul etmediğini belirtti. Yurdakadim Dede, siyasal iktidarın amacının iyi niyetli olmadığının altını çizerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “6 Gün 7 gecelik bir ziyaret olacakmış. Yaptıkları davet üzerine ben de ‘Cemevlerimize statü verilmediği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları hayat bulmadığı sürece bir araya gelmemiz mümkün değil. Ayrıca türbelerimiz üzerine kurulan camiler kaldırılmadığı müddetçe ben hiçbir davetinize icabet etmem’ dedim. Konuşmamız sadece bu kadar oldu.”

    “YOL NEFİSTEN ÜSTÜNDÜR”

    Hamdi Yurdakadim Dede, İçişleri, Gençlik ve Spor ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için 19-23 Ağustos’ta yapılması planlanan ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’nı da eleştirdi. Alevi gençlerini, gerici cenahların projelerinden uzak tutmak gerektiğini söyleyen Yurdakadim Dede şunları söyledi:

    “Bir insan eğer kendi aklını kullanamıyor ise birileri, onlar adına kullanır. Bizlerde insan ayrımı olmadığı için ben bu zamana kadar yapılan aşure programları için belediyelerin davetine eşlik ettim. Biz bu yapılanı şehir içinde uyguluyoruz ama 400 genci Hırka Dağı’na, dedeleri de Kerbela’ya götürüyorlarsa aklımızı kullanmak zorundayız. Bugün eğer bir dede, nefsine yenik düşüp o geziye giderse yetiştirdiği çocuktan da hayır gelmez. Bakanlıkların bu programına dair görüşlerimden ötürü ‘Dedelere neden baskı yapıyorsun?’ gibi eleştiriler de aldım. Elini vicdanına koyacaksın, nefsine hakim olacaksın ve Yol’u düşüneceksin. Yol nefisten üstündür diye yorumladım. Giden olursa ben karışmam. Gitmeyen, dik duran olur, onun yanında olurum. Ama şu sistem içerisinde Kerbela’ya giden hiçbir dedeye saygım da olmaz. Ben onlara ‘dede’ değil ‘soytarı’ derim. Onlar Aleviliğin duruşunu, şeklini bozuyorlar.

    Her seçim geldiğinde bir ‘aşure çorbası’ yapıp her şeyi karıştırıyorlar. Mesela AK Parti Genel Merkezi’nden ‘cem töreni yapalım’ diye teklif gelmişti. Ben onu da kabul etmedim. Ama 1 hafta sonra baktım ki dedelerin birisi yarım saatlik cem yapmış! Bunlar soytarılıktır.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!

    > AABK İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: AKP’nin davetine icabeti düşkünlük olarak görürüz

  • Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    PİRHA- Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti. Türbe çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvurarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Alevi toplumu için kutsal olan, cemlerini yapıp ibadetlerini yerine getirdikleri türbeler, asimilasyon politikaları kapsamında gasp edilerek camilere çevriliyor.

    Bu durumun son örneği ise Ankara’da yaşandı. Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti.

    Şah Kalender Veli Türbesi çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim, avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvuruda bulunarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, hukuki olarak ilk adımın atıldığını ve söz konusu türbenin gerçek sahipleri olan Alevilere devredilinceye kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINDAKİ VATANDAŞLARIMIZIN TOPLANDIĞI, CEM İBADETLERİNİ YAPTIKLARI YERDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı Çubuk Müftülüğü’ne verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi-Bektaşi inancına sahip Çubuk ilçesi Sele Köyü’nde yüzyıllardır çevrede bulunan diğer Alevi-Bektaşi inancına sahip vatandaşların yaşadığı yerleşim yerlerinin bir inanç merkezi halinde işlev gören Şah Kalender Veli Türbesi ve türbe içinde Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarımızın toplandığı, cem ibadetlerini yaptıkları müştemilat ve bahçenin bulunduğu yerlerde maddi ihtiyacı ve hukuka aykırı olarak verilmiş olunan ‘Cami Beratı’nın kaldırılmasını, aynı zamanda anılan Şah Kalender Veli Türbesi ve çevresinde dedelik yapan vekilim Hamdi Yurdakadim’in vekili olarak arz ve talep ederim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Kaplan’dan Alevi türbesinin camiye çevrilmesine tepki: Bu ayıp bir şey!

    Kaplan’dan Alevi türbesinin camiye çevrilmesine tepki: Bu ayıp bir şey!

    PİRHA-PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Ankara’daki Şah Kalender Veli Türbesi’nin camiye dönüştürülmesine tepki göstererek, “Bu ayıp bir şey. Diyanet’in artık bu işten vazgeçmesi lazım. Şimdi bu türbeyi camiye çevirerek orayı Müslüman mı yapacaksınız? 21. yüzyılda bu artık mümkün değil” dedi.

    Alevi toplumuna ait inanç yerlerinin, Alevi şahsiyetlerin türbelerinin camiye dönüştürülmesine tepkiler sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’ndeki Şah Kalender Veli Türbesi’nin camiye dönüştürülmesine ilişkin konuştu.

    “ARTIK BİR ALEVİ’NİN SÜNNİ OLMASINA MÜMKÜN YOK”

    CAN TV’de Yerel Saat programının konuğu olan Kaplan, “Bir grubun inancını ya da dinini kesmek için önce onun inanç merkezlerini ele geçireceksin” yönünde politika uygulandığını söyledi. Yapılanı ayıp olarak yorumlayan Kaplan, konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Tarihe bir bakın, Anadolu’yu gezin, eski yerleşim yerlerine gidin bir mimari görüyorsunuz ama camiye benzemiyor. Araştırdığınızda altından kilise çıkıyor. Bu çok çirkin ve vahim bir durum. Hacı Bektaş Veli Dergahı’na gidiyorsunuz, saat 5 itibari ile içeriyi boşaltmak zorundasınız. Yani Pir’in huzuruna ziyaret için gittiğinde diyorlar ki ‘Mesai bitti, beşten sonra burayı ziyaret edemezsin’. 3. avlunun kapılarını kapatıyorlar. Ama orada bir de cami var. ‘Namaz kılacağım’ diyorsun kapılar açılıyor. Peki o cami ne zaman yapılmış? 1800’lü yıllarda… Yani dergahtan 500 yıl sonra yapılmış. Bu ayıp bir şey. Diyanet’in artık bu işten vazgeçmesi lazım. Şimdi Şah Kalender Veli Türbesi’ni camiye çevirdiler. Şimdi bu türbeyi camiye çevirerek orayı Müslüman mı yapacaksınız? 21. yüzyılda bu mümkün değil. Artık bu yüzyılda bir Alevi’nin Sünni olmasının mümkün yok. Hatta şunu da iddia ediyoruz; 100 yıl önce Sünnileştirilen Aleviler bugün tekrardan eski inancına geri dönüyorlar. Çünkü artık yeni nesil aslını araştırıyor.”

    “MÜSLÜMAN BİR MAHALLEYE KİLİSE YAPTIĞINIZI DÜŞÜNÜN!”

    Gani Kaplan, cami olmayan Alevi köylerinde ise yerleştirilen megafonlar aracılığı ile ezan okunduğunu da belirterek AKP iktidarının Alevi inancı üzerindeki baskısını kınadı. Kaplan, tüm asimilasyonun kaynağı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nı işaret ederek şöyle devam etti:

    “Devlet bir başka ayıp daha yapıyor. Mesela cami olmayan Alevi köylerine tutup online sistemle ezan okutuyorlar. Tamamı Müslüman olan bir mahalleye kilise yaptığınızı bir düşünün ve sürekli o mahallede çan çalıyor… Kiliseye giden bir Allah’ın kulu da yok! Devletin artık bunlardan vazgeçmesi lazım. Cumhuriyeti yönetenler maalesef bu coğrafyada İslam’ı yenilgiye uğrattılar. Hükümet bugün yolsuzluğun batağına düşmüş durumda.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da Aleviler için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrildi -VİDEO

    Ankara’da Aleviler için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrildi -VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrildi. Sadece imamın ezan okuyup namaz kıldığı, Alevilerin katılmadığı öğrenildi. PSAKD Kurucu Başkanı Murtaza Demir, devletin Alevilere ait olan bir ibadet yerini işgal ettiğini belirterek, “Bu ulu Alevi Bektaşi Yolu sahipsiz ve kimsesiz değildir. Tecavüzcü Diyanet İşleri ve diğer ilgililer hakkında dava açıp, türbenin tekrar eski işlevini kazandırmak adına mücadele edeceğiz” dedi.

    Alevi toplumu için kutsal olan, cemlerini yapıp ibadetlerini yerine getirdikleri türbeler, asimilasyon politikaları kapsamında gasp edilerek camilere çevriliyor.

    Bu durumun son örneği ise Ankara’da yaşandı. Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrildi.

    Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla yaşanan durumu eleştiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, devletin Alevilere ait olan bir ibadet yerini işgal ettiğini ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile diğer ilgililer hakkında dava açacağını duyurdu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ İNANCINA GÖRE İBADET EDİLEN TÜRBEDE ARTIK EZAN OKUNUP, NAMAZ KILINIYOR”

    ‘Şah Kalender Veli Türbesi’ni de camiye çevirdiler!’ diyen Demir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları dile getirdi:

    “Vergilerimizi kendi inançları adına kullanmakla ve çocuklarımıza devlet zoruyla din dersi vermekle kalmıyor, devletin gücünü de yanlarına alıp,  köylerimize kadar geliyorlar. Diyanet eliyle türbe, dergah, zaviye gibi inanç merkezlerimizi gasp ediyorlar. Amiyane deyimle ‘çöküyorlar’. Bunlardan biri de Ankara’nın Çubuk İlçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi’dir.

    M.S 1646 yılına ait Mühimme Defterleri’nde kaydı çıkan ve yüzyıllarca Alevi Bektaşi inancına göre itikad ve ibadet edilen türbede artık ezan okunup, namaz kılınıyor. Bu ulu Alevi Bektaşi Yolu sahipsiz ve kimsesiz değildir. Tecavüzcü Diyanet İşleri ve diğer ilgililer hakkında dava açıp, türbenin tekrar eski işlevini kazandırmak adına mücadele edeceğimizi, dostlarımızın bilgisine sunarız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu’nun öldürülmek istendiği davanın duruşması bugün

    Kılıçdaroğlu’nun öldürülmek istendiği davanın duruşması bugün

    CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik Ankara’nın Çubuk ilçesinde katıldığı asker cenazesinde linç girişimine ilişkin dava bugün görülüyor. İddianamede, Kılıçdaroğlu’na tezek atıldığı, onu korumaya çalışan askerin kafasına bastonla vurulduğu ve bir eve sığınmasının ardından ‘Yakın’ diye bağırıldığı belirtiliyor.

    İçişlerin Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘Şehit cenazesine gidemez’ sözlerinin ardından Ankara’nın Çubuk ilçesinde Piyade Er Yener Kırıkçı’nın cenazesinde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik ‘linç girişimine’ ilişkin dava bugün görülüyor.

    10’u çocuk 46 sanıklı davaya ilişkin hazırlanan iki ayrı iddianamede, Kılıçdaroğlu’na tezek atıldığı, onu korumaya çalışan askerin kafasına bastonla vurulduğu ve bir eve sığınmasının ardından “Yakın” diye bağırıldığı belirtiliyor.

    Çukurca’da yaşamını yitiren Piyade Er Kırıkçı’nın 21 Nisan 2019 tarihinde Akkuzulu Köyü’ndeki cenaze namazına katılan Kılıçdaroğlu ve beraberindeki CHP heyetine yönelik linç girişimine ilişkin Cumhuriyet Savcısı Halil Demir’in 36 sanık hakkında hazırladığı 64 sayfalık iddianamede, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Yıldırım Kaya, Murat Emir, Deniz Demir, Barış Bozkurt gibi isimler mağdurlar arasında yer alıyor.

    Sanıklar hakkında 1 ay 15 gün ile 28 yıl 10 ay arasında değişen yıllarda hapis cezası isteniyor. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün hakkında kamu görevlisini kasten yaralamak’ ve ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ suçlarından 1 yıl 8 aydan 3 yıl 10 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. İddianamede diğer sanıklara ‘kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama’, ‘kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralamaya teşebbüs’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘görevi yaptırmamak için direnme’, ‘suç işlemeye tahrik’, ‘alenen hakaret’ ve ‘siyasi partilerin maliki olduğu eşyaya zarar vermek’ suçları yöneltiliyor.

    İddianameye göre sanıklardan bazıları yine Kılıçdaroğlu’na yumruk atmaya çalışırken, sanık Oğuz Şimşek çıktığı elektrik direğinin üzerinden Kılıçdaroğlu’na tekme atmak istedi. 71 yaşındaki Yakup Karakoç ise Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı sırasında elindeki baston ile jandarma Remzi Kaygusuz’un kafasına vurdu.

    Kılıçdaroğlu’nun Rahim Doruk’un evine sığındığı sırada sanık Sevim Gölyeri “Vatan haini çıksın, çıksın şerefsiz. Yakın la evi yakın” diye bağırdı.

    Saldırıya ilişkin Savcı Demir, suça sürüklenen çocuklar hakkında da ayrı bir iddianame hazırladı. Çocuklar ile yetişkin sanıkların davası bugün Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 09.30’da görülecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • İçişleri Bakanlığı, Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi suçlu buldu

    İçişleri Bakanlığı, Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi suçlu buldu

    İçişleri Bakanlığı’nın, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun asker cenazesinde saldırı ve linç girişimine uğramasına ilişkin yayımladığı raporda, ”CHP raporundaki açıklamalar suç niteliğinde” denildi.  

    Çubuk Raporundaki İddialara İlişkin Gerçekler” başlıklı raporda, yaşananlar anlatılırken “saldırı” ifadesi yerine “protesto olayları” denildi. Yaşananlardan tamamen CHP lideri ve korumaları suçlanırken, olayın önceden “planlanan provokasyon” olmadığı savunuldu.

    İçişleri Bakanlığı tarafında hazırlanan 55 sayfalık raporda, saldırıya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında “olaylara karıştığı değerlendirilen 90 şahıs hakkında inceleme yapıldığı, 11 kişinin kimlik tespit çalışmalarına devam edildiği belirtildi. Raporda, “Toplam 101 şahısla ilgili adli soruşturma halen devam etmektedir” denildi.

    CHP’nin raporunda saldırıya müdahale edilirken biber gazı kullanılmamasının eleştirilmesine karşılık, İçişleri Bakanlığı, “Biber gazı, açık alanda hava hareketiyle birlikte arzu edilmeyen alanlara da yayılan bir maddedir. Şehit cenaze töreni yapılmakta olan bir mahallede topluluğun dağıtılması için biber gazı kullanılması uygun görülmemiştir. Muhtemelen Kemal Kılıçdaroğlu da böyle bir uygulamaya arzu etmeyecektir” değerlendirmesini yaptı. Çubuk İlçe Jandarma Komutanının olaylardan önce planlandığı üzere, şark görevine tayin edildiği öne sürülen raporda, “CHP, bu komutanı şikayet etmiş olup, hakkında halen adli tahkikat yürütülmektedir. CHP’nin, bu personelin tayinini gündeme getirerek neyi amaçladığı anlaşılamamaktadır” ifadesi kullanıldı.

    RAPORDAKİ TESPİTLER

    Raporun sonuç kısmında, şu iddialarda bulunuldu:

    Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP heyeti, Akkuzulu’daki şehit cenaze törenine katılma kararı verirken “kimseye haber verilmeksizin son anda törene katılmışlardır. Mülki makamlar ile bölgenin güvenliğinden sorumlu jandarma komutanlıkları önceden haberdar olmadıklarından bu katılım için zamanında risk değerlendirmesi ve buna uygun kuvvet planlaması yapamamışlardır.

    Olayla ilgili çalışmalar yapılmış, olayda önceden planlanan provokasyon olduğu yönündeki iddialara dayanak teşkil edecek hiçbir emare bulunmamaktadır.

    Tasvip edilmesi mümkün olmayan üzücü olayın engellenmesi adına tüm kurumlar ve kamu görevlileri ellerinden gelen tüm imkan ve çabayı kullanmış olmalarına rağmen, yaşanan olaylar çarpıtılarak yeni bir senaryo yaratılarak çok sayıda vatandaş ve kamu görevlisi suç örgütü mensubu gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Aleviliğimizi yaşayamıyoruz; Analar da cem yürütmeli’-VİDEO

    ‘Aleviliğimizi yaşayamıyoruz; Analar da cem yürütmeli’-VİDEO

    PİRHA –  82 yaşındaki Saniye Kaderoğlu, Çubuk ilçesinden Ankara merkeze taşınmalarıyla birlikte inançlarını tam anlamı ile yaşayamadıklarını söyledi. “Bizim zamanımızda dedeler gibi cem yürüten kadın ana olmadı, ama olmalı” diyen Kaderoğlu, gençlerle daha fazla bir araya gelinmesi gerektiğini ifade etti.  

    Haberin videosu

    82 yaşında olan Saniye Kaderoğlu, son 15 yıldır Ankara’nın Batıkent semtinde yaşıyor. Pir Sultan Abdal Batıkent Cemevi’nin inşası konusunda bir hayli emek veren isimlerden aynı zamanda Saniye Kaderoğlu.

    Almanya’dan gelen Şenay Malkoç Ananın cem erkanını izlemek için geldiğimiz cemevi avlusunda Saniye Kaderoğlu ile buluştuk. “Şehre gelmeden önce Ankara’nın Çubuk kazasının Meşeli köyündeydim. Ankara’ya gelin geldim. Daha sonra Meşeli köyünde yaşadık. Köyde eşim vefat edince buraya, Batıkent’e çocukların yanına geldim” diyerek söze başlıyor Kaderoğlu.

    Muharrem ayından geçtik. Geçmişte Çubuk’ta Muharrem ayları nasıldı? Neler yapıyordunuz? Eski kültürünüzü, inancınızı şimdi yaşayabiliyor musunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Eski kültürümüzü şimdi yaşayamıyoruz. Çünkü her birimiz bir yere gittik, dağıldık. Yerimiz de kalmadı ki. Büyüklerimiz de vefat etti. Gençler, küçükler ise kültürümüzü bilmiyor. Yani Peygamber efendimizden bu yana gelen durumları yaşatamıyoruz.

    “ALEVİLİĞİMİZİ SÜRDÜREMİYORUZ”

    Yani pirler, dedeler, önderler eskisi gibi Alevi yurttaşlara gidemiyorlar mı?

    Saniye Kaderoğlu: Bizim pirimiz Kalender Veli, Çubuk’un Karkın köyünden… Onlar Çubuk’tan Ankara’ya gelemiyor. Zaten büyüklerimizin birçoğu vefat etti. Gençler de bu yol sürülecek ama nasıl sürülecek bilmiyorlar? Büyükler olmayınca küçüklerin bilgisi de olmuyor. Onun için biz Aleviliğimizi sürdüremiyoruz.

    Peki buradaki cemevlerini nasıl buluyorsunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Buradaki cemevleri bize eskiyi çok hatırlatıyor. Buranın yapılışında ben de vardım. Gençlerimiz, yeni yetişkinler, ileriyi görenler buraya çok hizmette bulunuyorlar. Sağ olsunlar onlara çok teşekkür ederim.

    Eskiden Muharrem ayında neler yapardınız?

    Saniye Kaderoğlu: Eskiden Muharrem ayında 15 gün oruç tutardık. 3’ü Masum-u Pak’lar, 12’si de 12 İmamlar için oruç tutardık. Üstüne kurban keserdik. Aşure çorbası yapardık. Kuran okuturduk. Hısım akrabalar gelirdi, dağıtırdık. Öyle güzel geçerdi günlerimiz.

    Şimdi bunların ne kadarını yapabiliyorsunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Şimdi yapamıyorum. Yapıyorum desem yalan söylerim. Çünkü gücüm de yetmiyor yani. Eski durumlarımız yok şimdi.”

    Kendi çocuklarına Aleviliği anlatabiliyor musun?

    Saniye Kaderoğlu: Anlatıyorum. Benim çocuklarım Aleviliğin ne olduğunu çok iyi biliyorlar.

    Gençlerin geneli için peki ne söylersiniz?

    Saniye Kaderoğlu: Gençler biraz soğuk duruyorlar. Mesela ben, gençlerle konuşamıyorum. Sizin gibi böyle konuşmuş olsak belki bazı şeyleri çözebiliriz. Geçmişte neler yapardık anlatırdım onlara. Gençlerle buluşamıyoruz ancak böyle cemevlerinde görüyoruz. Burada belli insanlar konuşuyor, sazlar çalınıyor, nefesler söyleniyor, dedeler konuşuyor. Bugünlere de yine çok şükür. Bazı gençlerimiz sayesinde ileri gidiyoruz. İnşallah geride kalmayacağız.”

    “KADIN OLMADAN ERKEK OLMAZ”

    Analar sizin zamanınızda cem yürütürler miydi?

    Kaderoğlu: Bizde yoktu ama duydum. Aslında kadın olmadan erkek olmaz. Kadın olmayınca erkek nereden olur? Çocukları kimler doğurdu, yetiştirdi. Benim aklım kıt, yetmiyor ama annem anlatırdı. Bu yolları, eski durumları bilenler birbirleriyle kenetlenip ayrılmayıp yolumuza, yordamımıza mukayyet olurlar.

    Kadınlar cemevlerinde, Alevi örgütlerinde pek yönetici olamıyor. Kadınlar daha fazla görev almalı mı?

    Saniye Kaderoğlu: Bizim günümüzde görev alınmadı. Evet analarımız vardı ve büyüklerden öğreniyorlar küçüklere de öğretiyorlardı. Fakat bizde posta oturan olmadı. Cem yürüten dede gibi cem yürüten kadın ana olmadı, ama olmalı.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Kaplan: Çorum’da faşist yapı örgütlü direnişle karşılaşmıştı-VİDEO

    Kaplan: Çorum’da faşist yapı örgütlü direnişle karşılaşmıştı-VİDEO

    PİRHA – 57 Alevi yurttaşın öldürüldüğü Çorum Katliamı’na dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Tüm katliamların altında Alevlerin şehirlere inip ekonomiye ortak olmalarından kaynaklı durum söz konusudur. O zamanki devlet, Alevileri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu” yorumunu yaptı.

    Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, 39 yıl önce yapılan Çorum Katliamı’na ilişkin konuşarak, “O zamanki devlet, Alevleri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu” dedi.

    “O ZAMANKİ DEVLET YÖNETİCİLERİNİN İŞİNE GELMEDİ” 

    Alevilerin ekonomide pay almasının derin devlet tarafından hazmedilemediğini ifade eden Kaplan şöyle devam etti:

    “Özelikle şunu belirteyim: Çorumlular, ‘Çorum Katliamı’ demek istemiyorlar. Özellikle ‘katliam’ kelimesinden uzak kaçıyorlar. ‘Çorum direnişi’ diyorlar. Çünkü 29 Mayıs’ta başlayıp 3 Temmuz’a kadar süren halkın direnişi var. İki tarafın da kayıpları var. Oradaki faşist yapı, örgütlü bir halkın direnişi ile karşılaştı. Maraş Katliamı’nı incelediğinizde örgütlü yapıda bulunan mahallelerde fazla kaybın olmadığını gördük. Yine 78’de Sivas olaylarını da biliyorum. Orada örgütlü yapı, gelen faşist yapıları püskürtmüştü. Bir kayıp da olsa acıdır, katliamdır. O zamanlar Anadolu’da çok şey denendi. Anadolu’da Kürt, Alevi, Sünni, o zamanki sol yapılanma, devrimci direniş Alevi-Sünni çatışmasıyla alevlendirilmeye çalışıldı. Ancak bunların hepsinin altına baktığımızda gerek Çorum’u inceleyin, gerek Malatya’yı,  gerekse Maraş’ı… Hepsinin altında Alevilerin şehirlere inip ekonomiye ortak olmalarından kaynaklı bir durum söz konusu. Pastaya ortak olma hali var.

    Çorum’a baktığınızda, köyden gelen insanlar şehre yerleşmiş, sanayide rol almış. Sivas’ta yine keza düne kadar hiç teması olmayan toplumlar şehir merkezi inişte komşu olmaya başladılar. Maraş için de öyle. O zamanki devlet, Alevleri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu. O zamanki devlet yöneticilerinin işine gelmedi.”

    “SİVAS’TA YAKANLARIN İÇERİSİNDE KADINLAR YOKTU!”

    Kaplan, “Alevler tarih boyunca mazlumdan, direnenden yana olmuştur” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Devletin derin aklı Alevi-Sünni çatışmasını körükleyerek, camilere bomba atıp yaktılar. Ama tarih boyunca hiçbir cami Anadolu Alevileri tarafından yakılmamıştır. Hatta inanç gereği camilere saygı duymuşlardır. Kişi, neye inanırsa inansın o inanılan merkezler bizim için de kutsaldır. Tıpkı bizim cemevlerimizin de kutsal olduğu gibi. Çorum’un üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen tıpkı 26 yıl önce Sivas Katliamı’nda olduğu gibi Çubuk’ta Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılanlar da öncekilerin bir benzeridir. O gün de ‘yakın’ diye bağıranlar vardı. Sivas’ta yakanların içerisinde kadınlar yoktu. Katliamın üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini gördük.”

    “ANADOLU HALKI TEMİZDİR”  

    Kaplan, Çorum Katliamı’nın üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen parlamentodaki milletvekillerinin dahi halen nefret söylemi içerisinde olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Katliamın müsebibi olan partilerin bugün milletvekilleri de Dersim üzerinden kin ve nefret söylemlerine devam ediyor. Bunca yıl geçmesine rağmen hiç bir şeyin değişmediğini, nefretlerini halen koruduklarını görüyoruz. Milletvekili suç işliyor halk hedef gösteriliyor.

    40 yıldır ülkede bir savaş sürüyor. Bu savaş dünyanın hangi ülkesinde yapılırsa yapılsın sonucu iç savaştır. Bizim Anadolu toplumuna bıraktığımızda barış, kardeşlik içinde yaşayan bir topluluk görürsünüz.

    Evet bu ülkede bir linç kültürü hakimdir. Birilerinin vasıtasıyla, yani siyasiler ortaya girince bu gerçekleşiyor. Yoksa Anadolu’ya bakın; bugün örneğin Kürtlerle Türkler arasında 6 milyonun üzerinde evlilik gerçekleşmiş. Bunu ne Suriye’de görebilirsiniz  ne İran’da, ne de Irak’ta… Dünyadaki etnik kökenleri araştırın. İngilizlerle İrlandalılar arasında böyle bir evliliği, böylesi bir ilişkiyi göremezsiniz. Hangi kesimden olursa olsun maalesef ülkeyi yönetenler, emperyalistler gelecekte çıkarı olanlar, halkları kirletmekten de kaçınmıyorlar. Ama Anadolu halkı temizdir.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    PİRHA- “70 yaşındayım, Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz.”

    Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur yerel seçimlere, Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya ve tecridin kaldırılması için 170 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Seçimlerde farklı sınıflardan, katmanlardan ve inançlardan olan insanların bir amaç uğruna bir araya gelebileceğini belirten Çamur, “İnsanların birbirine gereksinimleri var. Farklı amaçları olabilir. O amaca ulaşılana kadar belirli noktalarda birleşerek o amaca ulaşma olanağına daha çabuk sahip oluruz” dedi.

    “TOPLUM KORKMUŞ VE KORKUTULMUŞ”

    Seçim sonuçlarını sevindirici bulan Çamur, “Toplum korkmuş, korkutulmuş. Artık sandıkta bir şey çıkmaz çıksa da bunu çeşitli yöntemlerle kendi lehlerine çevirebilirler diye insanların son dönemlerde artık sandıklardan da umudu kalmamıştı. Çünkü seçim akşamı bir buçuk saatte tek bir ajansta verilen bilgilerle seçim sonuçlanıyor. Muhalefet tarafından yapılan itirazların hiçbiri ciddiye alınmıyor. Ama şimdi iktidar kanadından yapılan itirazların hepsi gündeme alınıyor, görüşülüyor” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRASİ YAŞATILMALI”

    Örgütlülüğün olmadığı, sendikal hakların olabildiğince kısıtlandığı, özgür bir toplumsal sözleşmenin olmadığı bir ortamda asgari müştereklerde bir araya gelerek demokrasinin yaşatılması gerektiğinin altını çizen Çamur sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dünyanın temel klasikleri, sosyalist klasikleri ve sosyalist dergileri özellikle 1960-70 yılları arasında yayınlandı. Bu toplum bir şeylere o zaman erişebildi. 1971 yılında o zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ‘Sosyal gelişmenin hızı ekonomik gelişmeyi aşmıştır öyleyse bu sosyal gelişme durdurulmalıdır’ demişti. O dönemin başbakanı Süleyman Demirel ise, ‘Bu Anayasa lükstür’ demişti. Ve  61 Anayasasını budadılar. Ama tamamen yok edemediler. Yine demokratik özler taşıyordu. Sonra bir takım terör örgütlerini devreye soktular, uluslararası istihbarat devreye girdi. Türkiye’de aynı silahla sabah bir solcu ve yine öğleden sonra aynı silahla bir sağcı öldürülmeye başlandı. Din sömürüsü olabildiğince arttı. Toplum her gün 30-40 ölü ile uyanıyordu. Korkunç bir şeydi. Bu elbette ki rast gele bir olay değildi. Bu uluslararası bir işti. Kenan Evren yetki istemişti bu olayları durdurmak için. Süleyman Demirel ‘Hangi yetkiniz eksik ise verelim’ dedi. Ama yetkide istemediler olaylara seyirci kaldılar. Sonra geldiler 61 Anayasasında ne varsa tümünü yok ettiler. Anayasayı rafa aldılar yeni bir anayasa yaptılar. O anayasalar bu topluma dar geldi. Açık ve net bir şekilde tekelci, uluslararası işbirlikçi sermayenin çıkarlarını esas alan işler getirdiler.”

    “ASKERİ DİKTA DÖNEMİNDE BİLE HUKUKUN OLDUĞUNU GÖRDÜM”

    Çamur, “Askeri dikta döneminde bile hukukun olduğunu gördüm. Tamamen mi? Tabi ki hayır. Ama bugünkü gibi değildi. İnsanlar savunmasını yapabiliyordu. Hakimler nispeten özgürdü. Tabi ki yanlış bir sürü karar verdiler. Örneğin Erdal Eren’in yaşını büyütüp 17 yaşındaki çocuğu idam ettiler. Ama genel olarak baktığımız zaman o zaman hakimler nispeten göreceli olarak özgürdü, çokta karışmıyorlardı. Askeri mahkemelerdeki hakimlerin çoğu sivil hakimlerdi. Savunmanın, hukukun misyonları dikkate alındığı mahkemelerdi. Kenan Evren döneminden bahsediyorum. Ama günümüz koşullarında bu yok” diyen Çamur şöyle devam etti:

    “90’lı yıllarda sevdiğimiz sevmediğimiz bir sürü Cumhurbaşkanı ve başbakan geldi geçti. Bunlardan nadir olanını sevdik. Ama yine o insanlar toplumu bugünkü kadar germedi. Demiri bu derece ısıtarak, toplumu kutuplaştırarak, birbirine düşman ederek sürekli bir gerginlik ortamı oluşturdular. Herkes terörist, herkes düşman, herkes zillet, herkes alçak, herkes şerefsiz söylemleri ile toplumu bu noktaya getirdiler.”

    “DEMOKRASİ BİR EMEK İŞİDİR”

    Demokrasinin bir emek işi olduğunu dile getiren Çamur, “Demokrasi toplumdaki farklı sınıfların çıkarlarını bir noktada dengelemeye dayanır. Elbette ki sonuçta burjuvazinin hükümleri geçer ama sen örgütlenmişsen o yasalardan kendine bir şey alabiliyorsun. 70’li yıllarda sendikalar gayet genel grev yapıyorlardı böyle sudan sebepler ile grevler ertelenmiyordu. Adamlar özgürce toplu sözleşmeler yapıyordu. Bu sendikal özgürlükleri getiren de bir askeri darbedir. 27 Mayıs Anayasası ile gelmiştir. Anayasa topluma bu hakları verdi. Ama inanın toplum bunu mücadele vererek almadı. Eğer gerçek anlamda toplum mücadele vererek bu hakları alsaydı kimse bu haklara dokunamazdı. Ancak tepeden verilen hak tepeden alındı. Bir askeri hareket bu hakları verdi bir askeri hareket o hakları tekrar senden aldı. Çünkü o haklara sahip çıkacak örgütlü gücün yok” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR BAKANIN İSTİFA ETTİĞİNİ GÖRMEDİM”

    Geçtiğimiz günlerde Ankara Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yaşanan saldırılara ve linç girişimine tepki gösteren Çamur, şunları ifade etti:

    “Bizim gibi laik, Cumhuriyetçi, demokrat görüşlere sahip olanlar sesini nerede duyurabiliyor? Ne kadar insan bir araya gelerek bir şeyleri protesto edebiliyor ve bir hak talebinde bulunabiliyor? Kemal Bey kalkmış bir şehidin cenazesine katılmış. İçişleri bakanı daha önce bildiri yayınlıyor ve valilere talimat veriyor. ‘Muhalefet partilerini şehit cenazelerine almayın’ diyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırı gününden sonra savunma bakanı çıkıp ‘teşekkür ediyor’ ve ‘mesajlar alınmıştır’ diyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, ‘Sen orada 9.3 oy aldın niye gidiyorsun oraya?’ diyor. Ağır ithamlarda buluyorlar. Demokrasi ile yönetildiğini iddia eden bir ülkede böyle bir şey olmaz. Ana muhalefet liderine saldırı olacak ve buna çeşitli çeşitli gerekçeler uyduracaksın. Oysa hiçbir gerekçe uydurmadan evet bu ana muhalefet liderine yapılan saldırı topluma yapılmıştır. Onun İstanbul’da gösterdiği aday 4 milyon oy almış. Demek ki bir toplumsal tabanı var. Sen bunu yapamazsın buna. Burada sorumluların derhal istifa etmesi lazım. Ben 70 yaşındayım Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Ama demokrasi olan ülkelerde en ufak bir tren kazasında bir kişi bile ölse oradan sorumlu bakan hemen istifa ediyor. Başbakan istifa ediyor. Bizde böyle bir şey göremedim.”

    “HER HAK TALEBİ ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”

    Tecride karşı 170 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in durumuna ilişkin de konuşan Çamur şunları dile getirdi:

    “Bir Fransız düşünür, ‘Senin düşüncene katılmıyorum ama senin düşünceni özgürce ifade edebilmeni savunuyorum’ diyor. Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. İnsanlar farklı düşünür. Her hak talebi şiddetle bastırılıyor hiç kimseye göz açtırılmıyorsa ve herkesi hain, düşman görüyorsak nasıl bu toplumda yaşayacağız. Herkes birbirine hain, satılmış, zillet derse nasıl bu toplumda bir arada yaşama kültürünü edineceğiz. Bir ulus demek kederde veya sevinçte ortak olan insanların topluluğudur. Eğer bir tarafımız kederlenirken bir tarafımız seviniyorsa burada ortak yaşama kültürü bitmiştir. Yurt toplumun tüm kesimleri ile savunulur. İnsanları ortak müştereklerde buluşturarak onun sorunlarına çözüm bularak her şey silahla olmuyor. Oturup konuları müzakere edip bunun çözüm yolu yöntemi nedir bulacaksın ve bulmakla sorumlusun. Ancak insanlar kendini ifade edemiyorsa, sorunlarına çözüm üretilmesine izin verilmiyorsa ne olacağını gördük. Uygar ülkelerde olduğu gibi sorunları masaya yatıracaksın, çözüm yollarını bulacaksın, toplumun çeşitli kesimlerinden görüş alacaksın bunları sentezleyeceksin ve toplum huzura erecek. Bu benim gibi düşünmüyor diye aydını alınırken sesini çıkarmıyorsan, sendikacısı alırlarken sesini çıkarmıyorsan sıra sana geldiğinde sana sahip çıkacak kimse kalmayacaktır. Onun için aklımızı başımıza toplayalım. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz. Ama sorunlarımızı silahla değil demokratik yöntemler ile çözmeye çalışacağız. Demokratik yöntemler uzun ve sorunludur ama başka da yol ve yöntemler yok.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’nin araştırma grubu: Kılıçdaroğlu’na saldırı için önceden hazırlık yapıldı

    CHP’nin araştırma grubu: Kılıçdaroğlu’na saldırı için önceden hazırlık yapıldı

    CHP’li araştırma grubu, linç girişimiyle ilgili önemli bulgulara ulaştı. Saldırı için önceden hazırlık yapıldığı ve köy dışından 15 kişinin kalabalığı kışkırttığı belirlendi.

    Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu’ya yönelik Ankara Çubuk’taki saldırıya ilişkin oluşturduğu araştırma grubu, yaşananların organize bir linç girişimi olduğuna ilişkin önemli bulgulara ulaştı. Grubun ulaştığı bulgular, Kılıçdaroğlu’nun saldırıdan sonra yönlendirildiği güzergah üzerinde önceden öbek öbek taş yığınları oluşturulduğunu, barikat kurmak için büyük bidonların getirildiğini, bir evin çatısından gruba sopa dağıtıldığını ve köy halkı dışından 15 kişinin halkı galeyana getirdiğini ortaya koyuyor.

    Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre araştırma grubu; linç girişiminde savcılığın tespitlerinin dışında olaya karışan başka insanlar olup olmadığını ve olayın arka planında olan kişi ya da kişileri belirlemek amacıyla çalışma yapıyor. Grup bu kapsamda yaşanan linç girişimiyle ilgili kamuoyuna yansımayan çok sayıda yeni görüntü ve fotoğrafa erişerek olayla ilgili önemli verilere ulaştı. Ayrıca linç girişiminin başından sonuna kadar kare kare fotoğraflarını çıkardı.

    Araştırma grubunun belirlediği veriler özetle şöyle:

    KÖY DIŞINDAN 15 KİŞİ HALKI KIŞKIRTTI

    Savcılık olayla ilgili 37 kişi hakkında soruşturma yürütüyor. Söz konusu 37 kişinin genelde Akkuzulu Köyü’nde yaşayanlardan oluştuğu belirlendi. Ancak olayla ilgili görüntüler incelendiğinde köy halkından olmayan ve linç girişiminde halkı kışkırtan 15 kişi daha tespit edildi. Söz konusu 15 kişiyle ilgili verilerin savcılığa iletilmesine yönelik hazırlık yapılıyor.

    GÜZARGAHA ÖBEK ÖBEK TAŞ YIĞILMIŞ

    Kılıçdaroğlu’nun cenaze namazından sonra kendisine yönelik sözlü saldırıların başlamasının ardından yönlendirildiği güzergah üzerinde bazı hazırlıklar yapıldığı belirlendi. Kılıçdaroğlu’nun yönlendirildiği güzergaha öbek öbek taşların yerleştirildiği, arabaların geçmesini engellemek amacıyla büyük bidonların yığıldığı belirlendi. Görüntülerde linç girişiminin başlamasıyla olaya karışan kişilerin söz konusu taş yığınlarına koşarak taş aldığı görüldü.

    5-7 KİŞİLİK GRUPLAR, KALABALIĞIN İÇİNDE DOLAŞARAK KİTLEYİ PROVOKE ETMİŞ

    Görüntülerde yaklaşık 5 ya da 7 kişilik gruplar halindeki aynı kişilerin çok kısa aralıklarla kalabalığın çeşitli yerlerine giderek provokatif konuşmalar yaptığı belirlendi. Kalabalığın başında bulunan bir grubun çok kısa bir süre sonra daha kalabalığın sakin olan bir bölümünü kışkırttığı tespit edildi.

    GALEYANA GETİRİLEN KİTLE YÖNLENDİRİLDİ

    Olaylar sırasında bazı kişilerin galeyana gelen halkı yönlendirdiği belirlendi. Elinde taş olan bir kadının olaylar sırasında hedef aldığı aracın koruma aracı olması üzerine genç bir kişinin kadına arkadaki aracı işaret ederek Kılıçdaroğlu’nun arabasına taş atması için yönlendirildiği tespit edildi.

    BOZKURT VE İBDA-C İŞARETLERİ

    Görüntülerde bozkurt işareti yapan bazı kişilerin kalabalığın farklı yerlerinde daha sonra İBDA-C işareti yaptığı tespit edildi. Söz konusu kişilerin yaşanan hengamede Kılıçdaroğlu’nun yerini doğrudan işaret ettiği de belirlendi.

    PROVOKATÖRLER ARASINDA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇALIŞANI DA VAR

    Halkı provoke eden ve CHP lideri Kılıçdaroğlu’na doğrudan fiziksel saldırı yapmak isteyen bazı kişilerin Ankara Büyükşehir Belediyesi çalışanı olduğu tespit edildi.

    BİR EVİN ÇATISINDAN SOPA DAĞITILMIŞ

    CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yönlendirildiği güzergâh üzerindeki bir evin çatısından bir kişinin görüntülerine ulaşıldı. Görüntülerde çatıda oturan bir kişinin sopaları kalabalığa doğru sevk ettiği belirlendi.

    “EVİ YAKIN” DİYEN BİR KİŞİ DEĞİL GÜRUH

    Kılıçdaroğlu’nun eve sığınmasının ardından bir kadının “Yakın bu evi” diye bağırdığı kamuoyuna yansımıştı. Ancak bu sırada evi kundaklamaya yönelik provokasyon yapanın tek bir kadın değil kalabalık bir güruh olduğu belirlendi. CHP tarafından savcılığa iletilen özel bir çekimde bir topluluğun evin yakılması için bağırdığı görülüyor.

    KILIÇDAROĞLU İÇİN KORİDOR AÇILMADI

    Cenaze töreninde olayların başlaması üzerine iktidar için açılan koridordan törene katılan bakan ve kamu görevlileri çıkış yaparken, herhangi bir koridor açılmayan Kılıçdaroğlu doğrudan provokasyonun yaşanacağı alana yönlendirildi.

    300 JANDARMA VE 152 POLİS MÜDAHALE ETMEDİ

    Cenaze törenine katılan bakanların korumalarının yanı sıra 300 jandarma ve 152 polisle birlikte 452 güvenlik gücü bulunmasına karşın Kılıçdaroğlu’ya yönelik fiziki saldırılara hiçbiri müdahale etmedi. Yaklaşık 30 dakika boyunca saldırıları Kılıçdaroğlu’nun korumaları, CHP milletvekilleri ve CHP’liler engellemeye çalıştı.

    KORUMALAR BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE SİLAH KULLANMADI

    Kılıçdaroğlu’nun korumalarının olay sırasında uyarı anlamında da olsa havaya ateş etmemesinin de bilinç bir şekilde yapıldığı belirtildi. Korumaların uyarı anlamında silah kullanması durumunda organize provokasyonun daha da şiddetlenebileceği ve olayların kontrolden çıkabileceği gerekçesiyle silah kullanmadığı kaydedildi.

    RAPOR KILIÇDAROĞLU’YA SUNULACAK

    CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç başkanlığında oluşturulan araştırma grubunda CHP Genel Başkan Yardımcıları Tuncay Özkan ve Yıldırım Kaya; CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, eski Cumhuriyet Savcısı CHP Antalya Milletvekili Rafet Zeybek, CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Umut Akdoğan ve Celal Çelik bulunuyor.

    Grup, hazırladığı rapor bugün Kılıçdaroğlu’ya sunulacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emniyet Genel Müdürü, linç anını anlattı: Gözü dönmüş yüzlerce kişi vardı

    Emniyet Genel Müdürü, linç anını anlattı: Gözü dönmüş yüzlerce kişi vardı

    Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun asker cenazesinde uğradığı saldırıyı anlattı. Uzunkaya, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde ‘gözü dönmüş yüzlerce kişi’ olduğunu söyledi.

    Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Çubuk’ta asker cenazesine katıldığı sırada uğradığı linç anını anlattı.

    Gözü dönmüş binlerce kişinin Kılıçdaroğlu’nu linç etmek için sığındıkları evin dışında beklediğini kaydeden Uzunkaya, olay esnasında canlı bomba ihtimalini de göz önünde bulundurduklarını aktardı.

    Kılıçdaroğlu’nun evden çıkarken palto ve şapka giymesi önerisini, “Nasıl geldiysem öyle çıkacağım,” diyerek kabul etmediğini söyleyen Uzunkaya, “Gergin, her an saldırmaya hazır bir ortam vardı” diye konuştu.

    “Orada yaşanacak zafiyet Devlete mal olacaktı” diyen Uzunkaya, “Böyle bir durumda, görevli olmamama rağmen kendimi vazifeli addettim ve üzerime düşen görevi arkadaşlarımızla birlikte yerine getirdik. Kılıçdaroğlu’nun koruma ekibi de canla-başla çalıştı. Olay, her yönüyle mutlaka incelenecektir” ifadelerini kullandı.

    Emniyet Genel Müdürü Uzunkaya, Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e konuştu. Öztürk’ün yazısı şöyle:

    “Orada yaşanacak zafiyet Devlete mal olacaktı. Böyle bir durumda, görevli olmamama rağmen kendimi vazifeli addettim ve üzerime düşen görevi arkadaşlarımızla birlikte yerine getirdik. Kılıçdaroğlu’nun koruma ekibi de canla-başla çalıştı. Olay, her yönüyle mutlaka incelenecektir.”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çubuk Akkuzulu’da sığındığı evin etrafını saran grubun taşkınlıkları devam ederken, Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, trafik aracından getirttiği megafonu aldı, “Eğer burada birine zarar verecekseniz önce Emniyet Genel Müdürü olarak beni ve buradaki tüm görevlileri linç edeceksiniz. Bunu mu yapacaksınız?” sözleri, protestocuları biraz da olsa yatıştırmıştı.

    Polis kayıtlarına göre 12-13 bin kişinin bulunduğu alanda, Kılıçdaroğlu’nun araca bindirilmesi sırasında da olay yaşanacağı endişesi vardı. Çünkü, kalabalık kontrolsüz bir biçimde toplanmıştı. Kimin üzerinde ne olduğunu da bilen yoktu.

    Genel Müdür Celal Uzunkaya, zırhlı aracı evin 10 metre uzaklığına kadar getirtti. Niyeti, Kılıçdaroğlu’nu zırhlı araca bindirip evden uzaklaştırmaktı. Ancak burada da bir tehlike vardı. Köyün bütün yolları gelişigüzel park edilmiş araçlarla doluydu. Zırhlı araçla alıp götürmek sorun değildi ama yolu kesip aracı sallayıp devirmeleri de mümkündü. Bunun ardından daha kötü sonuçlar da gelebilirdi. Olay yeri jandarma bölgesiydi. Orada TOMA, göz yaşartıcı gaz, kalabalığı dağıtmak için diğer araç-gereçler de yoktu.

    Şehidimiz aslında Çubuk’ta kılanacak namazdan sonra köyüne götürülecekti. Ancak, aile son anda namazın köyde kılınmasını istedi. Genel Müdür, yardımcıları, Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz da Çubuk’a geliyordu. Emniyet, güvenlik önlemlerini almış, Ankara’dan Çevik Kuvvet ve Özel Harekat ekibi de getirilmişti.

    Genel Müdür, CHP lideri Kılıçdaroğlu ile İstanbul’dan havaalanına gelen Milli Savunma Bakanı emekli Orgeneral Hulusi Akar’ın törene katılacağını Çubuk’a giriş sırasında öğrenmişti.

    Jandarma gelişmelerin neredeyse seyircisi durumundaydı. Takviye timler de gelmemişti. Genel Müdür Celal Uzunkaya’nın talimatıyla Ankara’dan zırhlı araçlar, yeterli sayıda tam donanımlı polisler yola çıkmıştı. Trafik aracının megafonunu eline alan Uzunkaya, Kılıçdaroğlu’na zarar verilecek her türlü olayın karşısında olduğunu sözleriyle ortaya koyuyordu.

    Biraz yatışma oldu ama yine de kalabalığı diri tutmak, olayları kışkırtmak için birileri boş durmuyor, “Bay Kemal ne yüzle buraya geldi?” diye bağırıyordu. Uzunkaya, içeriye giriyor, Kılıçdaroğlu’na gelişmeleri anlatılyordu. Bu sırada, Kılıçdaroğlu’nun korumaları pencere önlerinden dışarıyı gözlüyorlardı.

    Celal Bey, Kılıçdaroğlu ve diğerlerini orada bırakıp defin alanına gitmemişti. Defin devam ederken, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde yaklaşık 3 bin kişi bulunuyordu. Definden dönenler de evin etrafında toplandı. Polis kayıtlarına göre toplananların sayısı 12-13 bin kişi civarındaydı. Bu tablo içinde CHP Genel Başkanı’nı getirilen zırhlı araç “Ejder”e bindirilirken arada birisinin ateş edebileceği, bir canlı bombanın kendisini patlatabileceği, bomba atacağı da değerlendiriliyordu. Çünkü gelenlerin tamamı denetimsiz gelmişti. Üstelik gergin, her an saldırmaya hazır bir ortam vardı.

    Bu durum, konuttayken korumadan daha vahim sonuçlara da yol açabilirdi. O yüzden her türlü önlem alındıktan sonra Kılıçdaroğlu’nun araca bindirilmesi gerekiyordu. Bu sırada Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da kalabalığı yatıştırmaya çalışıyor, “Değerli arkadaşlar, mesajınızı verdiniz, tepkinizi gösterdiniz” diyordu. Bu sözler, aslında kalabalığı yatıştırmaya dönük sözlerdi.

    Akar’ın bu konuşmasını Kılıçdaroğlu ve odada bulunanlar duymamıştı. Kılıçdaroğlu, getirilen zırhlı araç Ejder’e bindirilmek için hazırlanırken eve Hulusi Paşa ve diğer komutanlar girdi. Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun dileğinde bulundular. Sohbet ayak üstü 7-8 dakika sürdü. Kılıçdaroğlu, zırhlı araca bindirilecekti ama Uzunkaya’nın endişeleri devam ediyordu. Kılıçdaroğlu’na, şapka takması ve parka giymesi önerisinde bulundu. Bu, polisin, toplumsal olaylarda sıkça başvurduğu bir yöntemdi. Ama Kılıçdaroğlu, şapka ve parka giyilmesi önerisini kabul etmedi, “Nasıl girdiysem yine öyle çıkarım. Teşekkür ederim” dedi.

    Bu kadar çaba gösteren Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya’nın CHP Genel Başkanı’nın dikkat çekmemek için şapka ve parka giymesi önerisinde bulunmasının nedeni neydi? Uzunkaya, Sözcü’nün sorusunu şöyle cevaplandırdı:

    “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bulunduğu evden dışarı çıkış esnasında, evin çıkış kapısının tam karşısında ve her iki alanda bulunan son derece agresif ve gözü dönmüş yüzlerce, belki binin üstünde insan arasından birilerinin taş veya başka tehlikeli bir cisim atma mesafesindeydi. Bu yüzden sadece Sayın Kılıçdaroğlu’nun evden çıkışı esnasında riske edilmemesi, herhangi bir taş ya da başka bir cismin zarar vermemesi amacına matuf bir öneri olarak kendisine kibarca şapka takmasını önerdim. Sayın Kılıçdaroğlu da teşekkür ederek bu öneriyi kabul etmedi. Olay tamamen bundan ibarettir. Amacımız tamamen Sayın Genel Başkanın en küçük bir zarar görmemesi içindi. Bu öneri bir güvenlik zafiyeti anlamına gelmeyeceği gibi aksine korunmak istenen kişiye gösterilen bir ihtimamın da gereğidir. Ben de zaten tamamen bu amaçla önermiştim.”

    Kılıçdaroğlu, zırhlı araçla ve özel harekat timlerinin korumasında sağ-salim köyden çıkarılıyordu. Bu araca daha önce Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK saldırısından sonra bindirilmişti.

    Kılıçdaroğlu, sıkı önlemler altında Çubuk’un Ankara yönüne çıkışına kadar getirildi. Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, gelişmelere nezaret ediyor, Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz da, Genel Başkan ve beraberindekilerine zarar gelmemesi için çabalıyordu. Uzunkaya, aracını durdurdu, Kılıçdaroğlu’nun bindiği Ejder de durduruldu. Kemal Kılıçdaroğlu ile Uzunkaya arasında şu konuşma geçti:

    – Sayın Genel Başkan, size yumruk atıldığını sosyal medyada gördüm. İnşallah bir şeyiniz yoktur? Morarma gibi bir durum da yok.

    – Önemli bir şey değil.

    – Buyurun arabamızla gidelim.

    Tam Uzunkaya’nın makam aracına binerken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın bulunduğu otomobil geldi. Yavaş, Genel Başkan’ı otomobiline davet etti. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu, “Celal Bey teşekkür ederim. Ben Mansur Başkan’la gideyim” dedi. Orada vedalaştılar.

    Olaylar jandarma bölgesinde yaşanmasına rağmen, bütün önlemleri Emniyet Genel Müdürü aldırmış, personel, araç-gereç getirilmişti. Bu durumu sorduğumda Celal Uzunkaya şunları
    söyledi:

    “Orada yaşanacak zafiyet Devlete mal olacaktı. Böyle bir durumda, görevli olmamama rağmen kendimi vazifeli addettim ve üzerime düşen görevi arkadaşlarımızla birlikte yerine getirdik. Kılıçdaroğlu’nun koruma ekibi de canla-başla çalıştı. Olay, her yönüyle mutlaka incelenecektir.”

  • Kılıçdaroğlu’na saldıran Osman Sarıgün serbest bırakıldı

    Kılıçdaroğlu’na saldıran Osman Sarıgün serbest bırakıldı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırdığı için gözaltına alınan Osman Sarıgün serbest bırakıldı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, er Yener Kırıkçı’nın 21 Nisan’da Ankara’nın Çubuk ilçesinin Akkuzulu Mahallesi’ndeki cenazesinde bir grubun tekme ve yumruklu saldırısına uğramıştı. Saldırıya karışan dokuz kişiden sekizi serbest kalırken Kılıçdaroğlu’na vurduğu görüntülere yansıyan Osman Sarıgün’ün gözaltı süresi uzatılmıştı.

    Sarıgün ifadesinde, “Protestolar ve Kılıçdaroğlu’na yönelik olarak yapılan yuhalamalar ve PKK destekçisi olduğuna dair yapılan söylemler beni etkiledi” demişti.

    Sarıgün gece saatlerinde adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakıldı.