Etiket: cuma erçe

  • Cuma Erçe: Madımak tesadüf değil, planlanmış bir katliamdı-VİDEO

    Cuma Erçe: Madımak tesadüf değil, planlanmış bir katliamdı-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Katliamı’nın 33. yılı öncesinde konuştu. Katliamın tesadüfi bir şiddet patlaması değil, önceden planlanmış ve belirli amaçlara hizmet eden bir saldırı olduğunu belirten Erçe, 33 yıldır adalet mücadelesinin sürdüğünü söyledi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Katliamın 33. yıl dönümü öncesinde konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, olayın tesadüfi bir şiddet patlaması değil, önceden planlanmış ve belirli amaçlara hizmet eden bir saldırı olduğunu söyledi.

    “TESADÜF DEĞİL, PLANLANMIŞ BİR KATLİAM”

    Erçe, Sivas’taki katliamın yüzyıllardır Aleviler üzerinde süregelen bir baskının devamı niteliğinde olduğunu belirterek, bugünkü siyasi yapının temellerinden birinin de o günlerde atıldığını ifade etti.

    Katliamın arkasındaki failler ve sorumlular konusunda devletin gerçekleri aydınlatmak istemediğini öne süren Erçe, bunun nedeninin bugün yaşanan sorunların köküne ışık tutacak olması olduğunu savundu.

    Erçe, 33 yıldır sürdüğünü söylediği bir “inatlaşmadan” söz etti: bir tarafta adalet arayışını sürdüren mağdur aileler ve örgütlü güçleri, diğer tarafta ise adalet talebine yanıt vermeyen devlet.

    Erçe’ye göre devlet, katliam faillerini koruma, kollama ve kaçmalarına göz yumma tutumunu sürdürdü; davanın zamanaşımına uğramasına izin verildi ve hatta bazı sanık avukatları üst düzey devlet görevlerine getirildi.

    “FAİLLER SERBEST, DAVA SÜRÜNCEMEDE KALDI”

    Yargılama sürecinin mağdurlar açısından sürüncemede bırakılırken sanıklar açısından fiilen affa dönüştüğünü değerlendiren Erçe, ülkede pek çok ağır suçun failinin serbest bırakılmasına alışık olduklarını ancak Sivas davasında farklı bir durum gördüklerini söyledi.

    Erçe’nin aktardığına göre sanıkların bir kısmı hiç yakalanmadı, yakalananlar serbest bırakıldı, bir kısmının da yurt dışına kaçmasına göz yumuldu. Avrupa’da yaşayan ve haklarında kırmızı bülten bulunan sanıkların somut bilgilere rağmen Türkiye’ye getirilmediğini belirten Erçe, bunun bilinçli bir tercih olduğunu söyledi.

    Erçe, katliamın önceden duyurular ve çağrılarla hazırlandığını, isteseler engellenebilecek bir olay olduğunu ancak bunun yapılmadığını vurguladı.

    “33 CAN, 33 YIL: ACILAR ARASINDA KÖPRÜ”

    Bu yılki anma çalışmalarının “33 can, 33 yıl” vurgusuyla yürütüldüğünü anlatan Erçe, amacın mücadeleyi yılın tamamına yaymak olduğunu söyledi.

    Erçe, farklı zaman ve coğrafyalarda yaşanan acılar arasında fark gözetmeden bir dayanışma köprüsü kurmaya çalıştıklarını belirtti. Bu doğrultuda 2025 yılı sonunda Maraş anmasının ardından Roboski’ye gidildiğini, 13 Haziran’da ise Dersim’de bir araya gelindiğini hatırlattı.

    Erçe’ye göre Sivas’ta yaşananlar, Dersim’de yüzyıllardır süregelen baskının bir devamı niteliğinde.

    2 TEMMUZ HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR

    Mart ayından bu yana çeşitli şehirlerdeki şubelerde paneller, sempozyumlar ve meydan anmalarının düzenlendiğini aktaran Erçe, 2 Temmuz’da her yıl olduğu gibi Sivas’ta olacaklarını söyledi.

    Programa göre Ali Baba Mahallesi’nden Madımak Oteli’ne bir yürüyüş gerçekleştirilecek; siyasetçiler ve aydınlar etkinliğe davet edilecek. Aynı gün Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Maşat köyünde, hayatını kaybedenlerden Muammer Çiçek’in mezarı ziyaret edilecek.

    6 Temmuz’da ise katliamda yaşamını yitiren 33 kişi için mezarlık anmaları yapılacak.

    Erçe, yıl boyunca Munzur Festivali, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri ve Hacı Musa Anmaları gibi etkinliklerde de katliamın hatırlatılmaya devam edileceğini söyledi.

    21 HAZİRAN’DA MEYDANLARA ÇAĞRI

    Erçe, 21 Haziran’da İstanbul’da Kadıköy, İzmir’de Karşıyaka ve Ankara’da Güvenpark başta olmak üzere çeşitli şehirlerde bağlama, türkü, deyiş ve semah eşliğinde meydan etkinlikleri düzenleneceğini duyurdu.

    Hayatını kaybedenlerin anısını yaşatma vurgusu yapan Erçe, “unutmadık, unutturmadık” mesajını yineleyerek herkesi 21 Haziran’da meydanlara, 2 Temmuz’da da Sivas’a davet etti.

    FIRAT ALTINTAŞ/PİRHA

  • PSAKD Başkanı Cuma Erçe: Suriye’deki Alevi katliamını dünyanın gündeminde tutacağız-VİDEO

    PSAKD Başkanı Cuma Erçe: Suriye’deki Alevi katliamını dünyanın gündeminde tutacağız-VİDEO

    PİRHA – Suriye’de devam eden Alevi Katliamı’nda kadınların ve çocukların kaçırıldığına, cinsel tacize maruz kaldığına dikkat çeken PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, 13 yıldır süren savaşın sonuçlarını yoksul Suriye halklarının çektiğini belirtti. Erçe, bu konuyla ilgili imza kampanyalarını TBMM’ne verdiklerini belirterek, bu konuyu dünyanın gündeminde tutmaya devam edeceklerini söyledi. 

    ABD ve işbirlikçisi İsrail’in destekleriyle cihadist HTŞ’nin Suriye’de katliam yaptığını söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, bu katliamların daha çok Alevi halkı üzerinde yoğunlaştığını ve bir soykırıma dayandığına dikkat çekti.

    Soykırım tanımlanırken sadece ölen insan sayısı üzerinden değil yerinden, kültüründen, dilinden ve inancından ettirilmenin de soykırımı ifade ettiğini belirten Erçe, Suriye’de sadece Aleviler değil aynı zamanda Dürzüler, Hristiyanlar daha önceleri Süryaniler, Ezidiler ve Kürtler’in katledildiğini,  seküler düşünen Arapların da baskı ve şiddete maruz kaldığının altını çizdi.

    Suriye’de yaşayan Aleviler başta olmak üzere kadın ve çocukların kaçırıldığını, cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirten Erçe, aynı zamanda kaçırılan insanların başka inançlara zorlanması gibi göç ettirilmeye mecbur bırakıldıkları bir sürecin işlediğini ifade etti.

    Bütün bunların dünyanın gözü önünde gerçekleştiğini ifade eden Cuma Erçe, “Düne kadar terör listelerinin başında yer alan kırmızı bültenle aranan bir örgütün lideri ikiyüzlü Avrupa ve  tabii dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kırmızı halılarla karşılanan bir şahsiyete dönüştü. Kendi ülkesinde asla meşru olmayan bu şahsiyet yani halkımın iradesine dayalı bir hükümet olmayan bir şahsiyet ne yazık ki kravat takarak sakallarını kırparak bir başka biçime dönüştürmek istendi” diye konuştu.

    “İMZA KAMPANYALARINI TBMM’NE İLLETİK”

    Suriye’de yaşanan katliamı; Dünyada faaliyet yürüten insan hakları örgütleri, Alevi kurumları ve sosyalist yapıların desteğiyle gündemde tutuklarını belirten Erçe,  İngiltere Avancam Kamerasına,  Avrupa Parlamentosu’na ve Birleşmiş Milletler’e yapılan müracaatlar ve imza kampanyalarının sonuçlarının da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ilettiklerini söyledi.

    Bu konuda partilerin grup başkanlarıyla da görüştüklerini belirten Erçe, Suriye’de yaşanan soykırımı dünyanın gündemine çekmeye çalıştıklarını ve bunun mücadelesine devam edeceklerini söyledi. 

    13 yıldır süren savaşın sonuçlarını yoksul Suriye halklarının çektiğinin altını çizen Erçe, savaştan etkilenenlerin kadınlar ve çocuklar olduğuna dikkat çekerek, yaşadıkları yerlerden göç edenlerin geri dönmeyi beklediğini ifade etti. 

    PİRHA-İZMİR

  • Bornova’da Sivas’ın 33 canı, 33 bağlama, 33 semah ve 33 koro ile anıldı-VİDEO

    Bornova’da Sivas’ın 33 canı, 33 bağlama, 33 semah ve 33 koro ile anıldı-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canı, katliamın 33. yılında 33 bağlama sanatçısı, 33 semahçı ve 33 kişilik koro eşliğinde andı. Anmada konuşan Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Kerbela’dan Sivas’a uzanan hakikat, adalet ve özgürlük mücadelesine sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise PSAKD’nin yalnızca Sivas Katliamı için değil, tüm toplumsal kesimler adına adalet talep ettiğini belirterek, Sivas ile yüzleşilmeden adalet ve demokrasi inşa edilemez dedi. 

    İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi tarafından, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla “33. Yıl, 33 Can” şiarıyla anma etkinliği düzenlendi. Bornova Ayfer Feray Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen anmada, 33 bağlama sanatçısı, 33 semahçı ve 33 kişilik koro sahne aldı. Sivas Katliamı’nı anlatan slayt gösterisiyle başlayan programda, katliamda yaşamını yitiren ozanlar Nesimi Çimen, Hasret Gültekin ve Muhlis Akarsu’nun bağlamaları sahneye konulurken, 33 can anısına çerağ uyandırıldı.

    Anmaya PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MÜCADELEMİZ BÜYÜYEREK DEVAM EDECEK”

    Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Muharrem ayının matemini yaşarken diğer yandan insanlık tarihine kara leke olarak geçen Sivas Katliamı’nın anmasını gerçekleştirdiklerini söyledi.

    Muharrem orucunun yalnızca aç ve susuz kalmak olmadığını, paylaşmanın, vicdanın, insanlık onurunun ve zulme karşı direnmenin adı olduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

    “Kerbela’da İmam Hüseyin ve yoldaşları, iktidarın zulmüne boyun eğmeyerek hakikatin yanında durmuşlardır. Onların direnişi, aradan geçen asırlara rağmen bugün hala mazlumların yolunu aydınlatmaktadır” diye konuştu.

    Dünyanın dört bir yanında yaşanan savaşlar, yoksullaşan halk ve doğa talanına vurgu yapan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ormanlarımız yanıyor, derelerimiz kurutuluyor, dağlarımız maden şirketlerine teslim edilmek isteniyor. Demokrasi, hukuk ve özgürlükler alanında yaşanan gerilemeler, halkların eşitlik ve adalet taleplerini daha da yakıcı hale getiriyor. Bizler biliyoruz ki doğayı savunmak da, emeği savunmak da, kadınların özgürlüğünü savunmak da, inanç ve düşünce özgürlüğünü savunmak da aynı mücadelenin parçalarıdır. Çünkü Hüseyni duruş, yalnızca Kerbela’da kalmamış, tarih boyunca zulme karşı direnenlerin ortak vicdanı olmuştur.”

    “MADIMAK’TA YAKILMAK İSTENEN HALKLARIN KARDEŞLİĞİDİR”

    2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşanan katliamın yalnızca 33 aydının, sanatçının, ozanın ve düşünce insanının katledilmesi olmadığını belirten Çelik, “O gün yakılmak istenen; insanlığın ortak vicdanı, halkların kardeşliği, laiklik, özgür düşünce, sanat ve kültürdü. Madımak’ta yükselen ateş, aslında Kerbela’dan bugüne uzanan zulüm anlayışının bir yansımasıydı. Kerbela’da susuz bırakılan bedenler nasıl hakikati teslim almadıysa, Madımak’ta yakılan canlarımız da karanlığa teslim olmadılar. Onlar düşünceleriyle, eserleriyle ve mücadeleleriyle yaşamaya devam ediyorlar” diye konuştu.

    Çelik, son olarak bu etkinliğin Kerbela’dan Sivas’a uzanan hak, adalet ve özgürlük mücadelesine sahip çıkacaklarını belirtti. 

    Konuşmanın ardından Bolçova Cemevi’nin 33 semah ekibi semah döndü. Semah hizmetinin ardından 33 bağlamacı ve 33 korocu sahnede türkülerini Madımak Katliamı’nda hayatını kaybedenler için söyledi.

    “SİVAS’LA YÜZLEŞMEDEN ADALET VE DEMOKRASİ OLMAZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, Türkiye’nin farklı dönemlerde yaşadığı katliamların ve hak ihlallerinin ortak bir hafızada buluşturulamadığını belirterek, bunun toplumsal bir sancıya dönüştüğünü söyledi.

    33 yıldır Madımak’ta yaşamını yitiren 33 can için adalet arayışını sürdürdüklerini ifade eden Erçe, bu mücadelenin aileler ve örgütlü yapıların kararlılığıyla bugünlere taşındığını söyledi. Sivas’ta bu katliamı devletin gerçekleştirdiğini belirten Erçe, Sivas Katliamı’nın münferit bir olay olmadığını, katliam öncesinde sistematik bir kışkırtma sürecinin işletildiğini, nefret söylemleri ve provokasyonlarla saldırının zemininin hazırlandığını dile getirdi.

    Türkiye’de yaşanan Maraş, Çorum, Roboski, Suruç ve 10 Ekim gibi katliamların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyleyen Erçe, geçmişle yüzleşilememesinin yeni hak ihlallerinin ve toplumsal sorunların önünü açtığını savundu. Kadın cinayetlerinden emek sömürüsüne, doğa talanından cezasızlık politikalarına kadar yaşanan pek çok sorunun temelinde geçmişle hesaplaşamamanın yattığını ifade etti.

    PSAKD’nin yalnızca Sivas Katliamı için değil, tüm toplumsal kesimler adına adalet talep ettiğini belirten Erçe, “Sivas için adalet, herkes için adalet” şiarıyla hareket ettiklerini söyledi. Verilen mücadelenin aynı zamanda eşit yurttaşlık, laiklik ve demokratik bir cumhuriyet mücadelesi olduğunu kaydeden Erçe, Türkiye’deki tüm farklı kimliklerin özgür ve eşit bir yaşam sürdürebilmesi için ortak acıların ve adalet arayışının birleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Erçe, gerçek anlamda barış  ve Sivas Madımak Oteli utanç müzesi oluncaya kadar mücadele edeceklerini söyledi.

    Erçe, son olarak 21 Haziran Pazar günü saat:17.30’da Türkiye’nin birçok kentinde eş zamanlı olarak basın açıklaması yapacaklarını duyurarak, 2 Temmuz’da herkesi Sivas’a davet etti.

    Anma koronun türküleriyle son buldu.

    PİRHA-İZMİR

     

     

     

     

     

     

  • PSAKD Genel Başkanı Erçe: Şiddetin çözümü, bilimsel, demokratik, laik eğitimdir!-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Erçe: Şiddetin çözümü, bilimsel, demokratik, laik eğitimdir!-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya ilişkin konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, saldırıların münferit bir olay olarak değerledirilemeyeceğine işaret ederek, iktidarın onlarca yıldır uyguladığı yanlış politikaların sonucu olduğunu belirtti. Erçe çözümün ise, bilimsel, demokratik, laik eğitimden geçtiğini söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya dair sorularımızı yanıtladı.

    “ONLARCA YILDIR UYGULANAN YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU”

    PİRHA: Siver ve Maraş’ta okullara yapılan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Cuma Erçe: Urfa’da ve daha sonra Maraş’ta meydana gelen kanlı okul baskınları ve bu baskınlarda kullanılan silahlar ve bu silahları kullananların 13-14 yaşında çocuklar olması üzücü. Toplumun büyük bir bölümü acı içinde. Büyük bir endişe, kaygı ve korku hakim durumda. Öncelikle bu baskınlarda yaşamını yitiren çocuklarımız ve eğitim öğretim için başsağlığı diliyorum. Devirleri daim olsun.

    Üzülerek ifade ediyorum ki yaşanan bu son iki olay herhangi bir adli vaka olarak değerlendirilemeyecek kadar önemli. Yani münferit bir olay değil. Bizim açımızdan bugüne kadar onlarca yıldır uygulanan yanlış politikaların sonucu.

    Dolayısıyla akan her kanda sadece Maraş’ta ya da Urfa’da değil, aslında her gün basına, televizyonlara, gazetelere yansıdığı biçimiyle okullarımızın büyük çoğunluğunda sokaklarda, parklarda yaşanan bunca olayda dökülen her bir damla kanda bu ülkeyi yöneten, bizim tabirimizle yönetemeyenlerin sorumluluğu var. Aslında dökülen kanın sorumlusu bu ülkeyi yönetemeyenlerdir.

    Onlarca yıldır yanlış politikalarda diretenlerdir. Biz Alevi kurumları olarak, eğitim sendikaları olarak, demokratik kitle örgütleri, veli dernekleri olarak yıllardır uyardık, uygulanan eğitim modelinin yanlış olduğunu söyledik. Onlar da biliyorlar yanlış olduğunu ama tercih ettiler. Tercihleri kindar bir nesil, dindar bir nesil, itaatkar bir nesil yetiştirmekti.

    O nedenledir ki somut öğrenme modelinden hızla uzaklaştılar. Bilimden uzaklaştılar. Kültürden, sanattan, edebiyattan, spordan uzaklaştırdılar çocuklarımızı. Ve onları büyük bir çürümeye terk ettiler. Aslında aslında korku iklimiyle çocukları görmeyecekleri, duymayacakları bir daha asla karşılaşamayacakları bir takım dinsel kavramlar üzerinden sindirmeye kalktılar. Çocukların gelişimini gençlerin gelişimini hiçe saydılar.

    “SOKAKLARI, PARKLARI, OKULLARI ÇETELERE, UYUŞTURUCU TACİRLERİNE TESLİM ETTİLER”

    -Bu bilinçli bir tercih mi?

    Cuma Erçe: Televizyonlarda her gün yayınlanan diziler, gündüz kuşağında yayınlanan televizyon programlarına baktığımızda toplumun çetelere özendirildiğini, büyük bir çürümeye terk edildiğini göreceksiniz. Evet, bile isteye yapıldı bunlar.

    Aslında mesaj açıktı; Devletine, hükümete itiraz etme, karşı gelme ama topluma ne zarar veriyorsan ver. Kendine ne zarar veriyorsan ver dediler.

    O nedenledir ki düşünen, okuyan, sorgulayan, gazeteci, siyasetçi, üniversite öğrencisi, işçi, emekçi, sendikacı, çevreci, hayvan hakları savunucusu, kadın aktivist demeden cezaevlerine doldurdular. Sokakları, parkları, okulları çetelere, uyuşturucu tacirlerine teslim ettiler.

    Evet, bir taraftan dindar nesil, diğer taraftan kindar nesil, diğer taraftan ise itaatkar bir nesil. İşte sonuç ortada.

    “OKULLARI BİLİM YUVASINA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN HIZLA ADIM ATIN”

    -Şiddet bir nevi toplumda normalleşitirildi mi?

    Cuma Erçe: Dün Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te otelin önünde toplanan o kindar kalabalık bugün toplumun büyük bir çoğunluğuna ulaşmış durumda. Evet, hiç tanımadığı bir insanı, hiç tanımadığı insanları gözünü kırpmadan öldürebilecek bir toplumsal yapıdan bahsediyoruz.

    Okullarda her geçen gün bilimden uzaklaşılan, sanattan uzaklaşılan, kültürden uzaklaşılan eğitim modelleri ortadan kaldırılırak, yerini dinsel, gerici, tekçi, ırkçı, asimilasyoncu bir modele bıraktı, terk etti. O nedenle diyoruz ki yaşanan süreç sadece yaşanacak olanların habercisi durumunda. Üzülerek ifade ediyorum ve yanılmayı çok istiyoruz. Bu olayların son olduğuna inanmak istiyoruz.

    Bir kere daha uyarıyoruz. Bilimden vazgeçmeyin. Okulları bilim yuvasına dönüştürmek için hızla adım atın, yanlıştan dönün. Yanlıştan dönün ki bu çürümeyi en azından bir nebze olsun durduralım. Hep birlikte durduralım.

    “ÇÖZÜM BİLİMSEL, DEMOKRATİK EĞİTİMDİR” 

    – Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Cuma Erçe: Eğitim emekçilerinin vermiş olduğu onurlu mücadele takdire şayandır. Eğitimcilerin mücadelesini Alevi kurumları olarak Pir Sultanlar Kültür Derneği olarak destekliyoruz, onların yanındayız. Verilerimizin acısını kendi acımız olarak görüyoruz. Onların vereceği mücadelelerin yanındayız.

    Ve bir kere daha ifade ediyorum ki; bilimsel, demokratik, laik eğitim çözümdür. Bunun dışındaki bütün modeller bugün yaratılan çürümüşlüğü ve bugün o çocukların eline sunulan silahları açığa çıkaracaktır.

    Bu karartılmış geleceksizlik içerisinde çocuklarımız gerçekten büyük bir umutsuzluk içerisindeler. Tekrar ediyorum acımız büyük. Acımız büyük, öfkemiz büyük ama inancımız da tam. Bir gün mutlaka ama mutlaka bu ülkede halklar gerçekleri görecek ve halklar doğrunun yanında yer alacaklar.

    O nedenle bir kere daha halkımızı, toplumumuzu laik, demokratik, bilimsel, eğitimden yana taraf olmaya çağırıyoruz. Bu gerici, tekçi, ırkçı, cins ayrımcı, cinsiyetçi eğitim modeline son verilmesi gerektiğini bir kez daha söylüyor ve yaşamını yitiren, Hakka yürüyen canlarımızın anıları önünde bir kere daha eğiliyoruz. Ailelerine sabır diliyoruz.

    PİRHA/MERSİN

  • DEM Parti, Alevi kurum temsilcileriyle görüştü

    DEM Parti, Alevi kurum temsilcileriyle görüştü

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevi örgütleri temsilcileri ile bir araya geldi.

    Alevi kurum temsilcileri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.

    DEM Parti genel merkezinde yapılan görüşmede Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Saymanı Nurullah Esat Ünsal ve beraberindeki heyet yer aldı.

    Yapılan görüşmede, ortak mücadele ve dayanışma vurugusu yapılırken, Hüseyin Mat Bakırhan’ı Almanya’da yapacakları “Be Ona-Birlik Festivali”ne davet etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cuma Erçe: 24 Nisan’da Varto’da ‘JES’e Hayır’ mitinginde buluşalım!-VİDEO

    Cuma Erçe: 24 Nisan’da Varto’da ‘JES’e Hayır’ mitinginde buluşalım!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki göstererek, “Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.

    Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.

    Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.

    “DOĞASINA, SAHİP ÇIKAN VE BUNUN İÇİN BEDEL ÖDEYEN CÜMLE CANLARA AŞK OLSUN”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin konuştu.

    İktidarın ülkenin topraklarını, ormanlarını, ırmaklarını emperyalist tekele ve onun yerli işbirlikçilerine peşkeş çekmeyi sürdürdüğünü belirterek, “Ülkenin dört bir yanı maden sahası adı altında adeta işgal edilmiş durumda. Doğa çok büyük bir tahribatla karşı karşıya. Bu anlamda doğasına, ormanına, ağacına, ırmağına, yaşam alanlarına, zeytinliklerine sahip çıkan ve bunun için bedel ödeyen cümle canlara aşk olsun” dedi.

    “ÜLKENİN HER YERİ TEHDİT ALTINDA”

    Doğa tahribatlarının sadece belli bir bölgeyi kapsamadığını vurgulayan Erçe, “Ülkenin dört bir yanı bu tahribatın içerisinde. Yani Muğla Akbelen’den Çorum Sungurlu Karakaya Köyü’ne, Rize’den, Artvin’den, Kazdağları’na, Dersim topraklarından Erzincan’a ve şimdi ise Varto’ya kadar her yer tehdit ediliyor” diye belirtti.

    “24 NİSAN’DA VARTO’DA BULUŞALIM”

    Cuma Erçe, Amerikalı şirketlere teslim edilmek istenen Varto topraklarının yine Vartolular tarafından sahiplenildiğinin altını çizerek, şunları ifade etti:

    “Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki bu direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi kurumları olarak Vartoluların kendi yaşam alanlarına ve doğaya doğasına sahip çıkma iradesine destek veriyoruz.

    Varto’da 24 Nisan’da gerçekleştirilmesi planlanan büyük mitinge katkılarımızı sunacağız, katılacağız. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Varto’daki jeotermal santral girişimine “Hayır” diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aşık Veysel İzmir’de anıldı!- VİDEO

    Aşık Veysel İzmir’de anıldı!- VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi/Cemevi Aşık Veysel’i andı. Anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Aşık Veysel demek; toprağı sevmek demektir. Aşık Veysel demek; insanı ayırmadan sevmek demektir. Aşık Veysel demek; karanlığın içinden aydınlığı büyütmek demektir. Bizlere düşen görev ise bu mirası yaşatmak, gençlerimize aktarmak ve bu topraklarda kardeşliği büyütmektir” dedi.

    21 Mart 1973 yılında Hakk’a yürüyen ve yaşamı boyunca bir çok eser bırakan Aşık Veysel, anılıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi/Cemevi ‘nde de anma etkinliği düzenlendi.

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sora yoğun katılımın olduğu anmada, Hüseyin Koçak, Cem Cansız ve Seyrani Yıldız sahne aldı.

    “AŞIK VEYSEL DEMEK; İNSANI AYIRMADAN SEVMEK DEMEKTİR”

    Anmada konuşan  PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bugün burada sadece bir ozanı anmak için değil; bir hakikat yolcusunu, bir gönül insanını, bir halk bilgesini anlamak ve anlatmak için bir aradayız. Aşık Veysel demek; toprağı sevmek demektir. Aşık Veysel demek; insanı ayırmadan sevmek demektir. Aşık Veysel demek; karanlığın içinden aydınlığı büyütmek demektir. O, gözleri görmeyen ama hakikati herkesten daha iyi gören bir bilgeydi. Onun dili nefreti değil sevgiyi, ayrılığı değil birliği anlatırdı” dedi.

    “AŞIK VEYSEL’İN YOLU, MAZLUMDAN YANA OLMANIN YOLUDUR”

    Cuma Erçe, Türkiye’de ayrımcılık, ötekileştirme ve inançlara yönelik baskılar devam ettiğini belirterek, “Sivas’ta yitirdiğimiz canlarımızın acısı hâlâ yüreğimizdedir. Madımak’ta yakılan aydınlarımızı. unutmadık, unutturmayacağız. Aynı şekilde bugün coğrafyamızda yaşanan zulümlere karşı da sessiz kalmayacağız. Çünkü Aşık Veysel’in yolu, mazlumdan yana olmanın yoludur. ‎Bizlere düşen görev ise bu mirası yaşatmak, gençlerimize aktarmak ve bu topraklarda kardeşliği büyütmektir” şeklinde ifade etti.

    “EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İSTİYORUZ”

    Cemevlerinin sadece ibadet edilen yerleri olmadığını vurgulayan Erçe, “Cemevileri aynı zamanda Veysel’in dilinin, sazının ve felsefesinin yaşatıldığı mekânlardır. Buradan bir kez daha söylüyoruz: Eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz. İnancımızın tanınmasını istiyoruz. Cemevlerimizin ibadethane olarak kabul edilmesini istiyoruz. Bu sadece bir hak talebi değil, aynı zamanda bir adalet çağrısıdır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Cuma Erçe: Hakk ve hakikat mücadelesi verenlerin Newroz Bayramı kutlu olsun!-VİDEO

    Cuma Erçe: Hakk ve hakikat mücadelesi verenlerin Newroz Bayramı kutlu olsun!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Newroz Bayramı’na ilişkin paylaştığı mesajında, “Yunus’un Hakk aşkı, Hünkar’ın bilgeliği ve Pir Sultan Abdal’ın direnciyle yol süren, Hakk ve hakikat mücadelesi veren Alevi canların, Kürt halkının ve cümle mazlum halkların umudu olan Newroz Bayramı kutlu olsun. Umudu, barışı, baharı ve yaşamı yeniden örgütleyene, karanlığa ışık saçan iradeye selam olsun” dedi.

    Newroz Bayramı tüm coşkusuyla kutlanmaya devam ediyor. Alevi toplumu da bulunduğu her alanda newroz ateşi etrafında buluşuyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, ajansımız aracılığıyla Newroz Bayramı’na ilişkin mesajını paylaştı.

    Pirlerin niyazıyla, enel Hakk diyenlerin avazıyla Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim topraklarında yanan Nevruz ateşi daim olmasını dileyen Cuma Erçe, “Yunus’un Hakk aşkı, Hünkar’ın bilgeliği ve Pir Sultan Abdal’ın direnciyle yol süren, Hakk ve hakikat mücadelesi veren Alevi canların, Kürt halkının ve cümle mazlum halkların umudu olan Nevruz Bayramı kutlu olsun. Umudu, barışı, baharı ve yaşamı yeniden örgütleyene, karanlığa ışık saçan iradeye selam olsun” dedi.

    “Zulüm bitsin, savaşlar son bulsun” çağrısında bulunan Erçe, “Zalimler berbat olsun. Sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın kapısı aralansın. Nevruz ateşi yansın, yakılsın ve mazlum halkların çerağı olsun. Yol göstersin. Darda, zorda kalan cümle canların umudu olsun. Birliğimize, dirliğimize ve özgürlüğümüze bize vesile olsun. Pir Sultanlar Kültür Derneği Genel Örgütlü adına tüm halkların Nevruz Bayramı’nı kutluyorum. Newroz piroz be, Nevruz’unuz kutlu olsun” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Suriye’de Alevi katliamlarının yıl dönümünde Ankara’da yürüyüş ve basın açıklaması

    Suriye’de Alevi katliamlarının yıl dönümünde Ankara’da yürüyüş ve basın açıklaması

    PİRHA- Alevi Kurumlar ile Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla bir araya geldi. Ziya Gökalp Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne gerçekleştirilen yürüyüşün ardından basın açıklaması yapıldı. Yürüyüşte “Suriye’de Alevi Katliamı Var, Durdurun” yazılı pankart açılırken, sık sık “Katil HTŞ işbirlikçi AKP” ve “Katil ABD Ortadoğu’dan defol” sloganları atıldı. Katledilen Aleviler için saygı duruşunun ardından açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe okudu.

    Alevi Kurumları ve Ankara Emek ve Demokrasi güçleri Suriye’de yaşanan katliamın yıl dönümüne ilişkin gerçekleştirdikleri yürüyüşün ardından basın açıklaması düzenledi.

    “SAVAŞA KARŞI BARIŞI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Erçe, yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: “İsimler ve bayraklar değişse de zihniyet devam etmektedir. Bu zihniyet bugün Alevileri, Kürtleri, Dürzileri, Hristiyanları, Ezidileri, Süryanileri, Türkmenleri ve seküler Arapları hedef almaktadır. Ortadoğu’nun kadim halkları bir tasfiye projesiyle karşı karşıyadır. Bu tabloyu yalnızca ‘yerel çatışma’ olarak sunmak gerçeği gizlemektir. Ortadoğu uzun yıllardır emperyalist müdahalelerin ve bölgesel güç mücadelelerinin savaş alanına çevrilmiştir” dedi.

    Cuma Erçe, savaşlara, ölümlere ve katliamlara karşı barışı savunmayı sürdüreceklerini belirterek şöyle konuştu: “Halkların onurlu direnişlerinin yanında olmaya devam edeceğiz. Zulüm ve zalimin karşısında, mazlumların ve zulme uğrayanların yanındayız. Alevilerin katledilmesini, Kürtlerin kazanımlarının hedef alınmasını, Ezidilerin sürgün edilmesini ve diğer toplulukların tasfiye edilmesini kabul etmeyeceklerini” belirtti.

    “GÜVENLİK OPERASYONU DEĞİL, SİSTEMATİK SOYKIRIM”

    Suriye’de Alevilere dönük saldırıların, “güvenlik operasyonu” adı altında yürütülen planlı ve ideolojik bir soykırım olduğuna dikkat çeken Erçe, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Lazkiye, Tartus, Hama başta olmak üzere Alevi yerleşim alanları bilinçli biçimde hedef alındı. Siviller katledildi, köyler boşaltıldı, insanlar kimliklerinden dolayı işkenceye uğradı, infaz edildi ve kutsal mekânlar tahrip edildi. Aleviler işlerinden ve yaşam alanlarından koparıldı, sokak ortasında katledildiler. Amaç yalnızca bir halkı korkutmak ya da sindirmek değil; Alevi varlığını tarihsel coğrafyasından silmektir. Sahada dolaşan IŞİD artığı selefi, cihatçı çeteler tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Bu yapılar yıllar boyunca beslendi, donatıldı, eğitildi ve bölgesel hesaplaşmaların aracı haline getirildi.”

    Açıklamanın ardından eylem, Samandağ’da yapılacak protestoya destek çağrısı ve sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Karşıyaka Mezarlığı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı-VİDEO

    Karşıyaka Mezarlığı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı-VİDEO

    PİRHA-Sivas Madımak Katliamı’nda Hakk’a yürüyenler için Karşıyaka Mezarlığında anma yapıldı. Anmada, katliamın unutulmayacağı ve yapanlardan hesap sorulacağı ifade edildi.

    2 Temmuz 1993 yılında Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, yazar, sanatçı için Ankara Karşıyaka Mezarlığında anma yapıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından yapılan anmaya katledilenlerin yakınlaır ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

    Anmanın yapılacağı Karşıyaka Mezarlığı’na yürüyen ktile, sık sık katliamın unutulmayacağı ve yapanlardan hesap sorulacağına dair sloganlar atıldı.

    33’üncü yılı dolayısıyla yapılan anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak katillerinden hesap soracaklarını belirterek, Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna dikkat çekti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurum başkanlarından süreç değerlendirmesi: Endişeyle izliyoruz!

    Alevi kurum başkanlarından süreç değerlendirmesi: Endişeyle izliyoruz!

    PİRHA- Alevi kurum başkanları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir yılda tek taraflı ilerlediğini, Kürt hareketinin adım attığını ancak hükümetin somut bir girişimde bulunmadığını belirterek demokratikleşme ve Alevi hakları konusunda endişelerini dile getirdi.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yıldönümünde DEM Parti öncülüğünde Ankara’da geniş kapsamlı bir basın toplantısı düzenlendi. Abdullah Öcalan’ın, sürece dair mesajının paylaşıldığı toplantıda Alevi kurum temsilcileri de yer aldı.

    Öcalan’ın mesajında “Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor” vurgusunun yanı sıra “her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz” çağrısı, önemli görülen cümleler arasındaydı.

    ALEVİ KURUMLARI GELİNEN SÜRECİ NASIL OKUYOR?

    Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme yolunda yürütülen sürecin, Alevi cephesinden nasıl okunduğunu kurum başkanlarına sorduk. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, bir yıllık süreç içerisinde Alevi toplumunun görüşlerine yer verilmediğini, Meclis komisyon raporunda ise sadece tek bir cümle içerisinde Alevilerin anıldığını söyledi.

    Durumu “kaygı verici” olarak yorumlayan Aslan, bir yıllık süreç ve akabinde yapılan açıklamalara dair şu görüşleri paylaştı:

    “Bu durum, ülkeyi yönetenlerin, halen Alevilerle ilgili talep ve isteğini anlamadığının göstergesidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair 27 Şubat açıklamasıyla ilgili şunu söyleyeyim; DEM Parti’nin kendi gözüyle yapılması gereken tüm diplomatik görüşmelerin yapıldığını, bundan sonraki adımın ise yasal düzenlemelerle olacağı ve demokratikleşmenin sağlanacağı vurgusu anlamlıydı. Yani Türkiye’de artık Kürt sorunu, Alevi sorunu ya da diğer tüm sorunların çözüleceği bir nokta var, o da demokratikleşme. Demokratikleşme ile ilgili de başta iktidar partisi ile ortakları olmak üzere mecliste bulunan tüm siyasi parti ve temsilcilerinin yapacağı yasal düzenlemelerle ancak bunun ilerleyebileceğini umut ediyoruz. DEM Parti tarafından dillendirilen bu demokratikleşme ile ilgili çaba ve isteklerinin iktidar partisi ve diğer siyasi partilerin de bu isteği ve arzusunun samimiyete yansıması, ilerlemesi umudumuz var. Umarım Türkiye, demokratikleşme anlamında yasal düzenlemelerle bir adım atar.”

    “HÜKÜMETİN BİR ADIMINI GÖRMEDİK”

    Mustafa Aslan, eğer bir demokratikleşme sürecine geçilecekse Alevi sorununun da “gerçek muhataplarıyla” ele alınması gerektiğini söyledi. Aslan, iktidarın “kardeşlik” vurgusunu da eleştirerek şöyle devam etti:

    “Hükümet, Kürt sorununun çözümü için gerçek muhataplarıyla masaya oturma gereği duyduysa Alevilerin meselesi ve sorunuyla ilgili kendi yarattıkları sözde Alevi kurumlarıyla bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Hükümet gerçekten de Alevilerle ilgili bir adım atacaksa bunun resmi muhatabı Alevi Bektaşi Federasyonu ve birleşenleri başta olmak üzere hangi kurumlar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani siz Kürt meselesini Hüda Par gibi bir partiyle çözülemeyeceğini düşünüyorsanız kendi kurduğunuz sözde Alevi kurumlarıyla bu işi çözmenin mümkün olmayacağını 2009-2010 Alevi Çalıştayları’nda gördük. Bugüne kadar hükümetin, bir adımını ya da diyaloğunu görmedik. Halen Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi hak mücadelesi ile ilgili demokratik mücadele veren kurumları görmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Mevcut kurumlarımızı bölme, parçalama niyetindeler. Kendi oluşturdukları sözde Alevi kurumları ile bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Elbette ki bekliyoruz, elbette ki istiyoruz, arzuluyoruz; bizim talebimiz siyasi taleptir. Bunun da çözüleceği yer Meclistir. Bunun da çözüleceği yöntem anayasal düzenlemelerdir. Sadece sözlü olarak ‘Alevi kardeşlerimiz, Alevilerin sorunu da bizim de sorunumuzdur’ cümlelerinin artık gerçeği yansıtmadığını herkesin bilmesi lazım.”

    “ADIMLAR HEP TEK TARAFLI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin, “bir yıldır tek taraflı devam ettiği” görüşünü paylaştı. Kürt halkını temsil edenlerin her aşamada olumlu adımlar attığını söyleyen Erçe, “Ne yazık ki Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında devletin herhangi bir adım atmadığını, barışa hizmet edecek bir gelişme yaşanmadığını görüyoruz” dedi. Cuma Erçe, süreçle birlikte hükümetin daha da baskıcı bir pozisyona geldiğinin altını çizerek şu yorumda bulundu:

    “Hatta Aleviler açısından her geçen gün asıl sonunun artarak devam ettiği, okulların birer tarikat yuvasına dönüştüğü bir süreç yaşıyoruz. Sesini çıkartanın içeri alındığı, gazetecilerin tutuklandığı, emek cephesinde çalışan işçilerin çok yoğun yoksulluk içerisine düşürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler olarak elbette ki barıştan yana tutumumuzu inatla sürdürürken bir taraftan bu ülkenin demokratikleşmesi için üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Diğer taraftan, kurulan masada ortaya çıkan komisyon raporunda bile Alevilerin taleplerine yönelik dikkate alır bir değerlendirme olmadı. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından anayasanın bile işletilmediği ve uzun tutukluluklar, belediye başkanlarının, milletvekillerinin içeriye atıldığı, kadın cinayetlerinin her geçen gün artarak devam ettiği bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler bir taraftan barışa dair gelişmeleri sonuna kadar desteklerken, bir taraftan barış talebini yüksek sesle ifade ediyor, diğer taraftan da hükümetin bu tek taraflı davranışını barışa, demokrasiye yönelik adım atmayışını da endişeyle izlediğimizi ifade etmek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘7 Mart’ta Samandağ’da bir araya gelip soykırıma dur diyelim!’-VİDEO

    ‘7 Mart’ta Samandağ’da bir araya gelip soykırıma dur diyelim!’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurum başkanları Suriye’de süren Alevi soykırımına dair açıklama yaptı. 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, soykırımın durmasını istedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Suzan Saka, 7 Mart Cumartesi günü saat 13:00’de Samandağ ilçesindeki 75. yıl Parkı’nda Suriye’deki Alevi soykırımına dur demek için Alevi örgütlerinin birlikte düzenlemiş oldukları protesto eylemine Avustralya’dan destek verdiklerini belirtti.

    SUZAN SAKA: SESİMİZİ ÇOĞALTALIM

    HTŞ ve IŞİD’in son bir sene içerisinde başta Aleviler, Kürtler, Durziler, Süryaniler ve orada yaşayan Hristiyanlar ve seküler Müslümanlar olmak üzere katliamlar yapmaya devam ettiğine dikkat çeken Suzan Saka, şunları söyledi:

    “Tüm dünya yaşanan bu katliamlara, soykırıma, oradaki insan hakları ihlallerine karşı yönelik yapılmış olan tüm haksızlara karşı kulağını tıkamış durumda.

    Bizler Alevi kurumları olarak yaşadığımız ülkeler başta olmak üzere 7 Mart Katliamı’nın yıl dönümü sebebiyle tüm yapılan eylemlere çağrıda bulunuyoruz. Üyelerimizi Türkiye’de olsun, Avrupa’da olsun, Avustralya’da olsun bu protestolara katılarak orada yaşanan katliamların durdurulması için bir an önce sesimizi çoğaltıp uluslararası mahkemelerde bu katillerin yargılanmasını sağlayalım.

    Colani hükümetine destek veren diğer devletlerin hükümetlerin de bir an önce bu soykırımın durması için bu yaptıkları yanlış tavırlarından vazgeçmeleri için bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: İnsanlık onuru sadece kendine yapılan zulme karşı ayakta durmak, mücadele etmek değildir. İnsanlık onuru aynı zamanda kendinden olmayan inançlara, kültürlere, etnik kökenlere, cinsiyetlere karşı yapılan haksızlıklara, zulme karşı da durmaktır.”

    HÜSEYİN MAT: HALKIMIZIN YANINDA OLALIM

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat da, Suriye’de soykırımda binlerce Alevinin katledildiğinin altını çizerek, şunları dile getirdi:,

    “Binlercesi yerini, yurdunu, topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Halen Suriye’de yaşayan canlarımızın yaşam hakları tehdit ve tehlike altında. 7. Mart’ta Samandağ’da bir araya geliyoruz. Amacımız bu katliamı yapanları lanetlemek, canlarımızı anmak ve halen Suriye’de yaşayan canlarımızın yaşam haklarının teminat altına alınması için sesimizi yükseltmek istiyoruz.

    Bu amaçla bütün canlarımızı, dostlarımızı 7 Mart’ta Samandağ’a davet ediyoruz. Gelin sesimizi yükseltelim ve bir daha bu ağır bedelleri, acıları yaşamak zorunda kalmayalım. Ayrıca 7 Mart’ta Avrupa’nın da birçok şehrinde anma etkinlikleri protesto eylemleri olacak. Avrupa’da yaşayan bütün canlarımıza, dostlarımıza çağrımızdır. Hangi şehirde protesto eylemi amma etkinlikleri yapılıyorsa mutlaka o şehre yakın olan canlarımızın bu yapılan amma etkinliklerine katılmaları ve sesimizi daha da yükseltmenin vereceği güçle canlarımızın mağdur olan halkımızın yanında olalım.”

    CUMA ERÇE: GELİN CANLAR BİR OLALIM

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ise, Pir Sultan Abdal’ın torunları olarak mücadeleyi her yerde yükseltmeye ve başta Suriye’de olmak üzere Filistin’de ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan tüm katliamlara, zulme karşı durmaya devam edeceklerini vurguladı.

    “Suriye’deki Alevi ve diğer halklara uygulanan soykırımlara dur demek amacıyla birlikte omuz omuza sesimizi yükseltelim” diyen Erçe, şunları dile getirdi:

    “7 Mart’ta Samandağ’da buluşmak Suriye’de Selefi ve cihatçı çetelerin IŞİD artıklarının oluşturduğu HTŞ’ nin ABD emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri tarafından iktidara getirilmelerinin hemen sonrasında Alevilere sistematik bir soykırım uygulanmaya başlandı. Bu soykırımın 1. yıl dönümü olan 7 Mart 2026 Cumartesi günü Samandağ’da büyük bir miting gerçekleşecek. Mitinge her bir canın, her bir insan hakları savunucusunun katılması gerekmekte. Mitingin daha güçlü geçmesi ve Suriye’de kadim halklara yönelik katliamların, soykırımların durdurulması için el ele vermek, bir araya gelmek, kol kola yürümek durumundayız. Gelin canlar bir olalım ve 7 Mart’ta Samandağ mitinginde buluşalım.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmeliğinde cemevleri için “kültürel tesis” denilmesini kınadı. Erçe, “belediyelere yeni bir imkan veriliyormuş” imajı yaratıldığını belirterek “Aksine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağı tescillenmiş oldu. Cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 22 Ocak tarihli ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde cemevleri için “kültürel tesis” isimlendirmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

    Hükümetin, cemevlerini ibadethane olarak kabul etmemesine karşılık tüm Alevi kurumları eleştirilerini dile getirdi.

    “BÜYÜK BİR ALDATMACA”

    Cemevlerinin, imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” başlığı altında tanımlanmasına karşı gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yönetmelikte “büyük bir aldatmaca” olduğunu söyledi.

    “Bakanlığın yayınladığı yönetmelik değişikliğinde aslında bizi hiç de şaşırtmayan, tamamıyla hükümetin hangi zihniyete sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir tutum ortaya çıktı. Bu yönetmelik değişikliğinde sözüm ona belediyelerin elini güçlendirmek adına artık sosyal, kültürel tesis alanlarına cemevi yapılabileceği, sözüm ona halka da bu şekilde anlatarak ‘Bakın Alevilere yeni bir hak daha veriyoruz’ dercesine bir yönetmelik değişikliğine gidildi. Ama bu yönetmelik değişikliği büyük bir aldatmaca içeriyor. Çünkü geçmişte belediyeler imar çalışmaları yaparken yeşil alan, okul, cadde ve pazar yeri diye kimi işaretlemeler yaparken ‘cami yeri’ diye de belirtiliyordu. Fakat Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde bu değişmiş, cami yerine ‘ibadethane alanı’ olarak işaretlemeye geçilmişti. Dolayısıyla ibadethane içinde cami, cemevi, kilise ve havra da bulunmakta.

    Belediyeler açısından bir bölgenin imara açılması durumunda, ilgili işaretlemeler yapıldığında ‘ibadet alanı’ koyması tek başına yeterli. O bölgedeki insanların ihtiyacı, talepleri doğrultusunda hareket edilebilir. Fakat tekçi, inkarcı, asimilasyoncu sistemin ürünü olan bu hükümetler, Cumhuriyet döneminin başından bu yana Aleviliği tanımayan, aslında tümden ortadan kaldırılması gereken bir inanç topluluğu olarak değerlendiren anlayış, belediyelere yeni bir imkan veriyormuş gibi gösterip, tersine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağını tescillemiş oldu.”

    YOK SAYAN ANLAYIŞLARI DEVAM EDİYOR”

    Cuma Erçe, Alevi inancına dair devlet geleneğinde hiçbir değişimin olmadığının altını çizdi. Erçe, asıl amaçlananın, Aleviliğin özünden koparılması olduğunu ifade etti.

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kuranlar da bunlar! Ama demek ki o başkanlıktaki ‘Cemevi’ ifadesi de Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğuna göre orası da aslında bir ibadethane olarak görülmemiş. Bunun da teşhisi oldu. Dolayısıyla defalarca kez kamuoyuna duyurduğumuz haliyle bu hükümetin, bundan önceki hükümetlerde de olduğu gibi Aleviliğe bakış açısında değişen bir şey yok. Aleviliği bir inanç olarak görmeyen, cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor. Aynı zaman dilimi içerisinde Mecliste o partinin grup başkan vekili, ‘Suriye’de Müslümanlar öldürülüyorken gıkını çıkarmayanlar bugün Aleviler katlediliyor diye sokaklara çıkıyorlar’ diye cümle kullandı. Bu hükümet de Osmanlı ve Selçuklu anlayışını sürdürüyor. Aynı anlayış geçmiş yıllarda da ‘Alevi’ adıyla kurulmuş olan federasyonumuza, derneklerimize dava açmıştı. İlerleyen zamanlarda ‘Bir tane ibadethane vardır, o da camidir. Hepimiz Müslümanız. Müslüman olan kişi o camiye gider’ diyen anlayışın devamı niteliğinde bir uygulama.

    Aleviler açısından bu açıklamalar ya da bakanlığın bu yönetmelik değişikliği bir sürpriz değildi. Hatta her zaman karşılaştığımız ama alışmayacağımız bir durum olarak kaldı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’den MEB’in Ramazan genelgesine sert tepki!-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’den MEB’in Ramazan genelgesine sert tepki!-VİDEO

    PİRHA – Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), “öğrencilerin milli, manevi ve kültürel değerlerini güçlendirecek” gerekçesiyle Ramazan ayına ilişkin planladığı etkinliklere yönelik tepkiler sürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, uygulamaya “Artık yeter!” sözleriyle karşı çıktı.

    MEB tarafından 12 Şubat’ta yayımlanarak 81 il valiliğine gönderilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta, okul öncesinden ortaöğretime kadar tüm öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtildi.

    Söz konusu düzenlemeye tepki gösteren Cuma Erçe, okulların laik ve bilimsel eğitim anlayışından uzaklaştırıldığını savunarak, eğitim kurumlarının “medreseleştiğini” ifade etti. Erçe, “Herkesin imam olduğu bir ülkede aslında hiçbir şeyin olmayacağına göre, toplumun tamamını ilgilendiren bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

    İNKAR, İMHA, ASİMİLASYON!

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında eğitim kurumlarının adeta ibadethaneye dönüştürüldüğünü savunan Erçe, Cumhuriyet dönemi anayasalarında yer alan laiklik ilkesinin uygulamada karşılık bulmadığını belirtti. “Cumhuriyet döneminin bütün anayasalarında geçen laiklik kavramı, sadece mürekkeple yazılmış bir ifade olmanın ötesine geçmiyor” diyen Erçe, Türkiye’de laikliğin hiçbir zaman tam anlamıyla hayata geçirilmediğini ileri sürdü.

    MEB’in yayımladığı genelgenin, ülkede laikliğin uygulanmadığını açık biçimde gösterdiğini söyleyen Erçe, farklı inançlara eşit yaklaşım sergilenmesi halinde Ramazan etkinliklerine itiraz etmeyeceklerini dile getirdi.

    “Örneğin Britanya’daki uygulamayı esas alacak olursak; Noel döneminde çocuklara Noel’in ne olduğu ve Hristiyan dünyasında nasıl karşılandığı kültürel bir aktarım biçiminde anlatılsa; Muharrem ayında Aleviliğin ne olduğu ve Alevilerin bu orucu neden tuttuğu aktarılsa; Hızır ayında Hızır’ın anlamı tüm öğrencilere öğretilse; Paskalya’nın ne ifade ettiği eşit biçimde paylaşılsa, bizim Ramazan’a dair bir itirazımız olmazdı. Bir inancı öğretmek, kültürel bilgi sunmak amacıyla yapılsaydı buna karşı çıkmazdık. Ancak durumun böyle olmadığını herkes biliyor.”

    Erçe, “tekçi ve inkârcı anlayışın” imhacı bir yaklaşımı da beraberinde getirdiğini savunarak, devlet eliyle tek bir dinin ve o dinin belirli bir mezhebinin dayatıldığını öne sürdü. “Bu yaklaşım, asimilasyonu da beraberinde getiriyor. Ülkenin bütün çocuklarına tek bir inancı ve hatta o inancın belli bir yorumunu zorla kabul ettirme anlayışı söz konusu” dedi.

    “SORUN SADECE ALEVİ TOPLUMUNUN DEĞİL”

    Cuma Erçe, yaşanan sürecin yalnızca Alevi toplumunun meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Bu uygulamanın seküler, demokrat ve aydın kesimler açısından da sorun teşkil ettiğini belirten Erçe, Müslüman ailelerin de çocuklarına belirli kalıplar içinde tarif edilmiş bir inancın empoze edildiğinin görülmesi gerektiğini ifade etti.

    “Bu bir dayatma. Dinin devletleşmesi, hatta devletin bir dine dönüşmesi anlamına gelen bir yaklaşım söz konusu. İktidardaki partinin kendi yorumladığı inancın çocuklara aktarılması söz konusu. Bu nedenle mesele yalnızca Alevi çocuklarının değil, bu ülkede yaşayan tüm toplumsal kesimlerin ortak sorunudur” dedi.

    Eğitim sendikalarının itirazlarda bulunduğunu ve kararın iptali için davalar açıldığını hatırlatan Erçe, hukuki sürece ilişkin beklentilerinin sınırlı olduğunu ancak toplumsal tepkinin büyümesi gerektiğini söyledi. “Bu noktada yalnızca Alevi kurumlarının değil, toplumun bütün kesimlerinin ‘artık yeter’ demesi gerekiyor” diye konuştu.

    “OKULLAR MEDRESELERE DÖNÜŞTÜ”

    Aynı zamanda eğitimci olan Erçe, okulların bilim, sanat ve kültür üreten kurumlar olmaktan uzaklaştığını söyledi. “Ne yazık ki okullar cemaat ve tarikatların etkisi altına girmiş durumda” diyen Erçe, eğitim kurumlarının medreseye dönüştürüldüğünün altını çizdi.

    “Bu okullardan bilim insanı, sanatçı, aydın, yazar yetişmez. Herkesin imam olamayacağı da ortada. Herkesin imam olduğu bir ülkede aslında hiçbir şey olmaz. Bu, toplumun tamamını ilgilendiren bir durumdur” ifadelerini kullandı.

    Çocuklara dini içeriklerin korku diliyle aktarılmasının psikolojik sorunlara yol açabileceğini belirten Erçe, “Sürekli cehennem, azap, şeytan, zebani gibi kavramlarla çocuklara yaklaşılırsa; bu durum çocukların ruh sağlığını olumsuz etkiler. Gece korkuları, alt ıslatma, kekemelik gibi ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” dedi.

    Söz konusu uygulamanın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” çerçevesinde hayata geçirildiğini belirten Erçe, buna karşı olduklarını vurgulayarak taleplerini şöyle sıraladı:

    “Okulların bilim yuvası olması gerektiğini düşünüyoruz. Herkesin eşit biçimde yararlandığı, laikliğe dayalı, parasız, ulaşılabilir, demokratik ve bilimsel bir eğitim müfredatı istiyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Cuma Erçe: Rojava’yı önemsiyor, onurlu direnişi selamlıyoruz!-VİDEO

    Cuma Erçe: Rojava’yı önemsiyor, onurlu direnişi selamlıyoruz!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi toplumunun, eşit yurttaşlığa dayalı bir Suriye Cumhuriyetini savunduklarını belirterek “Türkiye halkları açısından büyük bir tehdit kapıda” uyarısını yaptı. Erçe, Kürtlere dönük saldırılara karşı “Rojava’da sürdürülen onurlu direnişi selamlıyoruz” dedi.

    Suriye’de Alevi soykırımlarıyla gündemden düşmeyen HTŞ, şimdi ise Kürtlere yönelik saldırılarıyla dünya kamuoyunun tepkisini çekiyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında yapılan ateşkese rağmen Kobani’ye yönelik saldırılar devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de cihadist örgütler tarafından Suriye’de 13 yıldır “büyük bir vahşet” yaşandığını söyledi. Emperyal güçlerin, gerici örgütlerle ittifak yapıp “Suriye’yi kan gölüne çevirdiklerini” belirten Erçe, asıl amaçlananın demokratikleştirme olmadığını da vurguladı.

    “BÜTÜN HALKLAR TEHDİT ALTINDA”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar öncesinde Ezidi ve Süryanilere yapılan katliamları da hatırlatarak şunları söyledi:

    “Kürtlere yönelen katliamlar, bu kesimlerin kendi savunma güçlerini oluşturmasıyla beraber aslında IŞİD’le çok ciddi mücadeleler yürüten Rojava bölgesi büyük bir demokratik devrimi de gerçekleştirmişti. Bu devrimin adı esas itibariyle kadın devrimiydi. Şimdi gelinen aşamada Suriye’de bütün halklar tehdit altında. Başını ABD’nin çektiği ve yerli işbirlikçileriyle destekledikleri HTŞ’yi işbaşına getirdiler. HTŞ Selefi bir cihadist katliamcı örgüttür! Düne kadar kendi terör listelerinde yer alan HTŞ ve ‘terörist başı’ olarak ifade edilen lideri Şara, bugün Suriye’nin cumhurbaşkanı ilan edilmiş durumda. Dün ona terörist diyenler bugün kırmızı halılarla onu karşılıyorlar. Orada cani katil sürüsü IŞİD’e karşı savaşan Kürtler de bugün düşman olarak ifade ediliyor!”

    BÜYÜK BİR TEHDİT KAPIDA”

    Cuma Erçe, “Ne yazık ki halklar açısından Suriye’de işler iyi değil” diyerek HTŞ’nin artık ABD ve İsrail’i temsil ettiğinin altını çizdi. “HTŞ, IŞİD demektir” vurgusunu yapan Erçe, söz konusu tehlikelere karşı şu yorumda bulundu:

    “HTŞ’nin galip geleceği Suriye, bizim açımızdan bir katil ordusu örgütün iktidar yapıldığı toprağa dönüşecek. Bu haliyle Kobane’de ve Rojava’da sürdürülen direnişi elbette ki önemsiyoruz. HTŞ’nin yanında yer alanlar, bizim için şaşırtıcı değil. Dün de savunmasız Alevilere yönelik soykırımlarda da aynı emperyal güçler HTŞ’nin yanındaydı. Dolayısıyla Aleviler, Dürziler katledilirken, onurları, inançları rencide edilirken, büyük soykırımlar yaşanırken de yine aynı emperyalist güçler ve bölgedeki işbirlikçileri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, HTŞ’nin yanında yer aldı. Şimdi de bu katliamcıların iktidar olacağı bir Suriye’yi yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye halkları açısından da büyük bir tehdit kapıda. Bu gelişmeler, Suriye’nin değil İsrail’in, IŞİD’in kazanımı anlamına geliyor.

    IŞİD deyince Türkiye’de hepimiz iyi biliriz. Onlar, 10 Ekim’de Ankara Gar Meydanı’nı kana bulayanlar, Suruç’ta gençlerimizin hayallerine saldıranlar, 1 Ocak yılbaşı gecesi İstanbul’daki eğlence merkezini kana bulayanlardır. ‘IŞİD’ deyince biliriz ki esasında kelle kesen, kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman olarak gören ve katletmekten korkmayan besleme bir çete, örgüt. HTŞ de bir katiller ordusudur. Öldürmekten çekinmeyen, kadın düşmanıdır. Kadınları öldürüp, binalardan aşağı atma vicdansızlığı gösterebilen, katlettikleri kadınların saçlarını kesen bir anlayışın ürünleridir. Hal böyleyken biz Aleviler demokratik, laik ve eşit yurttaşlığa dayalı bir Suriye Cumhuriyetini savunmaya devam edeceğiz.”

    TÜRKİYE’Yİ TEHDİT EDECEK BİR BÖLGE İSTEMİYORUZ”

    Cuma Erçe, HTŞ liderliğindeki Suriye yönetiminin, Alevilerle birlikte diğer toplumlar için de tehdit oluşturduğunun altını çizdi.

    “Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Türkmenlerin ve birçok halktan insanın oluşturacağı ortak bir yaşam alanı ve demokratik bir Suriye’den yana olduğumuzu söylemeye devam edeceğiz. Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler kaybederse esasında dünya kaybedecek. O nedenle tekrar söylüyoruz, HTŞ gericiliğine, saldırgan tutumuna, bu katiller ordusuna ‘hayır’ demeye devam etmek zorundayız. Diktatöryal bir yapının hakim olduğu Suriye istemiyoruz. Türkiye’yi tehdit edecek bir bölge istemiyoruz. Bu anlamıyla Suriye halklarının Rojava’da sürdürülen onurlu direnişini selamlıyoruz. Halkların ortak iradesiyle oluşturulan demokratik ve laik bir Suriye’den yana olduğumuzun bir kez daha altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Erçe: Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybetmesi demek, insanlığın kaybetmesi, vahşiliğin kazanması demektir!

    Erçe: Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybetmesi demek, insanlığın kaybetmesi, vahşiliğin kazanması demektir!

    PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HTŞ’nin saldırılarına tepki göstererek, “Özgürleşmenin ve kadın devriminin simgesi olan heykeli yıkan, kadın düşmanı katil IŞİD canilerini alkışlayan elleriniz kopsun. Kürt ve Alevi düşmanlığının ve genel olarak ırkçılık hastalığının sizi getireceği son mertebe burası” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırılarına ve HTŞ’ye verilen desteğe tepki gösterdi.

    Cuma Erçe, “Suriye’de gerici güçleri destekleyenlere!” başlıklı paylaşımında, “Irkçı, faşist zihniyetinize lanet olsun. Hücrelerinize kadar ilmek ilmek işlenmiş zehirli şoven anlayış, gözlerinizi kör etmiş, vicdanlarınızı kurutmuş” dedi.

    Erçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Suriye’de, hakları için, yaşam alanları, yurtları, toprağı için, değerleri, kimlikleri, inançları için, her şeyden önce onurları için direnen halkları veya direnecek gücü bile olmayan ama buna rağmen katledilen insanları düşman, terörist, hain gören; eli kanlı, selefi çeteleri, ABD ve İsrail uşaklarını, yobaz ve yamyam sürelerini kahraman ilan eden anlayışınıza lanet olsun.

    Özgürleşmenin ve kadın devriminin simgesi olan heykeli yıkan, kadın düşmanı katil IŞİD canilerini alkışlayan elleriniz kopsun. Kürt ve Alevi düşmanlığının ve genel olarak ırkçılık hastalığının sizi getireceği son mertebe burası.

    Bu zihniyet, sizi insanlığınızdan çıkarmış durumda.

    Unutmayın, Suriye biziz, biz de Suriye. İç içeyiz. O topraklar, Alevilerin, Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, Süryani ve Ezidilerin akrabalarından oluşuyor. Dışarıdan getirilen caniler ve içerideki işbirlikçilerden oluşan yamyamlar ordusunun kazanması, ABD ve İsrail’in kazanması demektir. Rojova, Kobane, Lazkiye, Tartus, Halep düşsün diye dua edenler, elini ovuşturanlar; buraların düşmesi demek, IŞİD’in devlet kurması demektir.

    HTŞ=IŞİD’tir.

    Suriye’de IŞİD kazanırsa, o Cumhuriyetin kazanımları dediğiniz ama her gün bir bir kaybettiğiniz her şeyden vazgeçmeniz demektir. Türkiye’de yeniden padişahlık dönemine dönmek demektir.

    Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybetmesi demek, insanlığın kaybetmesi, vahşiliğin, gericiliğin, faşizmin ve elbette ki emperyalizmin kazanması demektir. Kadınların kaybetmesi, barbarlığın kazanması, bilimin kaybetmesi, karanlığın kazanması demektir.

    Şimdi alkışladığınız caniler, Ankara Gar meydanını, İstanbul’da gece kulübünü, Taksim’i ve daha bir çok yeri kan gölüne çeviren, Türkiye askerlerini ateşe veren IŞİD’tir.

    72 millete aynı nazarda bakabilmek herkese nasip olmaz, keşke olsa. 72 millete aynı nazarda bakanlara aşk olsun… Halkları birbirine kırdıran, ayrıştıran, düşmanlaştıranlara lanet olsun…

    Yüreğim; Lazkiye’de, Hama’da, Tartus’ta, Rojova ve Kobane’de atıyor. Aşk olsun, onurluca direnenlere. Aşk olsun antiemperyalist mücadele veren halklara. Aşk olsun, köleliğe karşı özgürlük kavgası verenlere.

    Kahrolsun, emperyalizm, faşizm, kapitalizm ve her türden gericilik.

    Hızır, darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin… Yaşasın halkların eşitliği… Yaşasın eşit yurttaşlık mücadelemiz…”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi Kurumlarından Leyla Şahin Usta’ya Hüseyin Gazi tepkisi: Bu yola eğriler girmez!

    Alevi Kurumlarından Leyla Şahin Usta’ya Hüseyin Gazi tepkisi: Bu yola eğriler girmez!

    PİRHA – AKP’li Leyla Şahin Usta, Alevi soykırımına dair sözlerinden ötürü tepki görünce Hüseyin Gazi Dergahı’nı ziyaret etti. Hz. Ali portresi ile poz veren Usta’ya, Alevi camiasından “Alevilerin kutsallarından utanın” eleştirisi yöneltildi.

    AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın “Suriye’de Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar, bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diyerek ortalığı ayağa kaldırıyor” sözleri ardından bir de Hüseyin Gazi Tekkesi’ne yaptığı ziyaret, tepkileri daha da büyüttü.

    Usta’nın, tepki çeken konuşmasına Alevi kurum yöneticilerinden de eleştiri geldi.

    “ALEVİLERİN KUTSALLARINDAN UTANIN”

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Hz. Ali portresiyle poz veren Usta’ya “Şah-ı Merdan Ali’den utanın” diyerek şu eleştiriyi yöneltti:

    “İnancımıza, yolumuza hakaret eden, katliamları, eziyetleri görmezden gelen, IŞİD canilerini, HTŞ katillerini koruyan, besleyip büyütenleri aklama çabanız midemizi bulandırıyor. Bu sözlerim, inancına sırt çevirmiş işbirlikçilere, aslan postuna bürünmüş sırtlanlara, örgütlerimizi dizayn etmeye çalışan zavallılara… Aklınızı başınıza alın ve utanın. Alevilerin kutsallarından utanın.”

    “ÇÖREKLENMİŞ DÜŞKÜNLER HEYETİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de Usta’nın, Hüseyin Gazi Türbesindeki pozuna karşılık “Alevilerin kutsallarından defolun” dedi. Erçe, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi yol ulularımıza, dergahlarımıza, ziyaretgahlarımıza kirinizi, pisliklerinizi, zehirli fikirlerinizi bulaştıramayacaksınız. Hüseyin Gazi dergahından elinizi çekin. Yıllardır burası üzerinden yürüttüğünüz çirkin emelleriniz ve eylemleriniz, sözde ziyaretleriniz, sizi aklamaz, aksine; size olan öfkeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz. Burada çöreklenmiş düşkünler heyeti, İnancına sırt çevirmiş işbirlikçiler, size de bir çift sözümüz olsun; karargah haline getirdiğiniz bu makam, Hüseyin Gazi efendimizin mekanı; Alevi, Bektaşi, Kızılbaş düşmanlarını aklama, ciğerlerine kadar işlenmiş kiri, pası temizleme yeri değildir. IŞİD canilerini, HTŞ katillerini koruyup, kollayan, besleyen, büyüten, eğiten, donatan iktidar mensuplarını halkımıza şirin gösterme çabanız mide bulandırıyor. Aklınızı başınıza alın.”

    “BU YOLA EĞRİLER GİRMEZ”

    Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı Başkanı Abbas Tan da “Hüseyin Gazi Dergahı yeni bir görev üstlendi” diyerek Aleviliğe hakaret edenlerin Hüseyin Gazi Dergahı’na “koştuklarını” belirtti. Tan, geçmişte Alevi dergahlarının eğitim merkezi niteliği olduğunu vurgulayarak yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Cahiller gelir Ocaklarda eğitilir, pişirilir, insanı kamil yapılır ve git bulunduğun bölgedeki canları irşad et denirdi. Olgun insanlar gelir bildiklerini, deneyimlerini paylaşır, bilgisine bilgi katar giderdi. Hüseyin Gazi Dergahındaki dernek ve vakıf yöneticileri ile hizmet yürüten dedeler, kendini affettirmeye ya da reklamını yapmak için gelenlere ne diyorlar? ‘Bu yola eğriler girmez, doğru gelenlerindir’ diyebiliyorlar mı? O dergahta hizmet veren dedeler ve varsa analar, sizlere sesleniyorum;

    Korkmayın geçmişte dergahın elektriğini kesenler arkanızı dönerseniz yine elektriğinizi keserler. Bu toplum (Alevi Kızılbaşlar) hiçbir zaman hakareti hak etmiyor. Suriye’de katledilen Aleviler, Kürtler, diğerleri bunu hak etmiyorlar. Biz Alevi Kızılbaşlar, bırakınız insanların katledilmesine hiçbir canlının incinmesine Rızalık vermeyiz. Doğanın tahrip edilmesine razı olmayan bu insanlara hakaret edenlere ders niteliğinde sözler söyleyip bunu da kamuoyu ile paylaşmalıydınız. Hüseyin Gazi anlayışı ne Alevilerin katledilmesine tepki gösterenlere, ne de ses çıkartmayanlara sessiz kalmayacaktır. Alevi Kızılbaşlara söz söyleyenlere verilecek cevap;

    ‘İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir’

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Suriye’deki Alevi katliamına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri ve Alevi inanç örgütleri, “Uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir” dedi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Suriye’nin Humus kentinde Alevi halkında yönelik gerçekleşen saldırıları protesto etmek için Ziya Gökalp Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş gerçekleştirdi. “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganlarının atıldığı yürüyüşte, “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” pankartı açıldı.

    Yürüyüşün ardından İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada kitle adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, 28 Kasım 2015’te katledilen Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi’yi anarak söze başladı. Ardından Türkiye’nin de dahil olduğu “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi” ile yıllardır Ortadoğu’da halklarının kanının aktığını belirten Erçe, her savaşta olduğu gibi kadınların ve çocukların bundan en çok etkilenenler olduğunu vurgulayarak, “Aleviler başta olmak üzere, Suriye’nin kadim halklarından Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok halktan ve inançtan insanlar adeta kıyımdan geçirildi. Yerlerinden yurtlarından edildi. Malları yağmalandı, el konuldu. Halk, aç ve sefil bir yaşama sürüklendi. Başını ABD’nin çektiği emperyalist blok, bu bloğun bölgedeki ortakları, Siyonist İsrail ve Türkiye gibi ülkelerin desteklediği, büyütüp beslediği, eğittiği ve donattığı, cihatçı, selefi, şeriatçı çeteler, Suriye halklarına zulmetti, vahşet uyguladı, katletti” dedi.

    “SESSİZ KALAN HERKES SORUMLU”

    Suriye Geçiş Hükümeti’nin, başta Alevi toplumu olmak üzere azınlıklara yönelik saldırılarına dünyanın sessiz kaldığını söyleyen Erçe, sözlerine şu şekilde devam etti: “Bugün, Suriye’de yaşanmakta olan Alevi Soykırımı’nın, çeşitli inanç ve etnik topluluklara yönelik uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu, sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, dün ve bugün bu yönetime, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir. Akan her kanın, dökülen her gözyaşının sorumlusu şeriatçı, selefi, cihatçı çeteler ve onları besleyip palazlandıran, onlara itibar kazandıran ülke yönetimleridir. Alevi soykırımına seyirci kalan, Suriye’de yaşayan halklara yönelik uygulanan her türlü işkenceye, zorla göç ettirme, yağma ve talan uygulamalarına, işkencelere sessiz kalan, duyarsız olan herkes, bu katliamlardan sorumlu olacaktır.”

    “YARDIM KORİDORLARINI AÇIN”

    “Bütün dünya halklarına sesleniyoruz, hükümetlerinize baskı kurun. Bu vahşete seyirci kalmayın” diyen Erçe, “Bütün devletlere, Avrupa Birliğine, Birleşmiş Milletlere ve başından beri bu çetelerin en güçlü destekçisi olan AKP-MHP hükümetine çağrıda bulunuyoruz. Katil Colani hükümetine olan desteğinizi derhal sonlandırın. Kendi ellerinizle kurduğunuz bu hükümeti tanımayın ve bütün halkların ortak iradesi ile kurulacak inşa edilecek, eşit yurttaşlığa dayalı birleşik, laik ve demokratik Suriye Cumhuriyetinin önünü açın. Bu gerici hükümetle yaptığınız tüm siyasi, askeri, ekonomik anlaşmaları iptal edin. Halklara karşı kullanılan silah sevkiyatını durdurun. Siyonist İsrail ve HTŞ eliyle bölgede işlenen savaş suçlarını durdurun. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların ve suçluların yargılanması sürecini başlatın. Uluslararası hukuka uygun hareket edin, bağımsız insan hakları gözlemci heyetlerinin bölgede inceleme yapabilmeleri için engelleri kaldırın. Orada temel insani yardıma muhtaç olan canlarımıza yardım ulaştırabilmemiz için yardım koridorlarını açın. Bizlere değil, eli kanlı çetelere engel olun” ifadelerini kullandı.

  • ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe,  Aleviler olarak bütçeden özel bir pay istemediklerinin altını çizerek, “Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden yanayız” dedi.

    Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmelerine başlanan 2026 Bütçe’sine dair Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe, sorularımızı yanıtladı.

    “2026 BÜTÇESİNİN DİĞER BÜTÇELERDEN FARKI YOK”

    -Alevi kurumlarına yönelik son dönemde açılan “kültür evleri” ve “Alevi-Bektaşi Başkanlığı” gibi kalemler bütçede nasıl yer alıyor? Bunları yeterli ya da samimi buluyor musunuz?

    Cuma Erçe: Bütçe kalemlerine bakıldığında zaten genel anlamda olmayan yani devletin nazarında ötekileştirilmiş, yok sayılmış, inkâr edilmiş, Alevilerin ve Alevi inancının bütçede yer almadığını da çok net olarak görmemiz mümkün. Alevi kurumlarına, Alevilerin ibadethanelerine yönelik bir çalışmanın olmadığı da çok net olarak görünüyor.

    “ALEVİLER OLARAK BU ÜLKEDE YAŞAYAN  HER VATANDAŞIN LEHİNE BİR BÜTÇE İSTİYORUZ”

    -Alevi toplumunun taleplerine ilişkin özel bir bütçe kalemi ayrılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

    Cuma Erçe: Alevi kurumlarının ve Alevilerin kuruluşlarını asla kabul etmeyeceklerini deklare ettikleri, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’na Kültür Bakanlığı üzerinden aktarılacak olan bütçenin de aslında biz Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine yansımayacağını, yansıyacak olanların da kendilerince makul ve makbul Alevi kurumlarına peşkeş çekileceğini şimdiden görmemiz mümkün.

    Esas itibariyle bizim beklentimiz ya da mücadelemiz eşit yurttaşlık mücadelesi. Eşit yurttaşlık mücadelesi dendiğinde aslında Alevilerin de, Sünnilerin de, başka inanç gruplarının da, kendisini öteki gören ya da ötekileştirilen bütün kesimler açısından eşit yurttaşlık meselesinin bunların hepsini keseceğini düşünüyoruz. Biz Aleviler için özel bir bütçe falan talep etmiyoruz.

    Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden bahsediyoruz. Burada kendimizde görürüz.

    Daha çok yoksul çocukların eğitim haklarının elinden alındığını gördüğümüz bir ortamda eğitime ayrılan bütçenin çok yetersiz kaldığını, öğretmen atamalarının çok çok altta kaldığını görüyoruz. Toplumda korkunç bir yoksullaşma görüyoruz ve bu yoksullaşmaya bağlı olarak da toplumun önemli bir kesiminin, açlık sınırının çok altında kalan ücretlere tabi tutuldukları tam bir kölelik rejiminin olduğunu net olarak görüyoruz. Halkımız çok sıkıntı içerisindeyken biz Aleviler olarak ayrı bir bütçeden bahsetmemiz mümkün değil. Biz bütçenin kalem kalem herkesi kapsayacak biçimiyle eşit olmasını ama bunun yanında da aynı zamanda şeffaf olmasını istiyoruz.

    Bu bütçeye bakıldığında bir savaş bütçesi olarak devam ettiğini net olarak görüyoruz. Yani yıllardır bundan vazgeçilmedi. İşte en son yine İngiltere Başbakanının Türkiye’ye gelmesiyle, onlarla yapılan anlaşmalar ortaya çıktı. Yine Türkiye Cumhurbaşkanının Beyaz Saray’da dünya halklarının baş düşmanı olan Amerika Başkanı Trump’la yaptığı görüşmeler var. Orada hangi sözlerin verildiği, nelerin yapıldığına dair dedikodular, yazılanlar, çizilenler ortada. Hal böyleyken halkçı bir bütçenin olmadığını ifade ediyoruz.

    Yoksa biz Aleviler olarak bize özel bütçe ayrın demiyoruz. Laik bir ülkede zaten inanç gruplarına bütçe ayrılmaz. Ve bütün vatandaşlar, o ülkenin bütün vatandaşları, o ülkede yaşayan bütün canlılara eşit muamelede bulunulur, eşit davranılır.

    “DİYANETE BÜTÇEDEN AYRILAN PAY 7-8 BAKANLIĞIN BÜTÇESİNE EŞİT”

    – Bütçede Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan payın yine yüksek olması Alevi toplumu açısından ne ifade ediyor?

    Cuma Erçe: Bu bütçenin Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik bir bütçe olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin eğitime, sağlığa, çevreye ayrılan bütçenin çok çok daha üstünde olduğunu görüyoruz. Zaten 7-8 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan kocaman bir holdingden bahsediyoruz.

    Diyanet İşleri Başkanlığı gericilik merkezi olarak iş yapmaktan başka bir işe yaramayan, kadın düşmanı beyanatların hazırlandığı ya da imamlar tarafından camilerde hutbeye dönüştürüldüğü, yine gericiliğin aslında teorisinin oluşturulduğu bir merkez. Cemaatlerin, tarikatların yuvalandıkları bu merkeze, bilimden, kültürden, sanattan uzak bir merkezin, tamamen gericilik ve asimilasyon üssü olarak kullanılan ve her yıl daha çok bütçe ayrılmaktadır.

    “BİZİM TALEBİMİZ LAİK VE DEMOKRATİK BİR CUMHURİYETTİR”

    -Alevi kurumları bütçe görüşmelerinde ortak bir talep ya da öneri sunmayı düşünüyor mu?

    Cuma Erçe: Bizim talebimiz laik, demokratik bir cumhuriyet talebidir. Onun dışında biz ayrıca bir bütçe talebimiz yoktur.

    “ALEVİLERE ÖZEL BÜTÇE AYIRIN DERDİMİZ YOK”

    Kültürel mirasın korunması veya inanç mekânlarının onarımı için bütçede yer ayrılmaması ne anlama geliyor sizce?

    Cuma Erçe-Aslında tarihine düşman bir ülke politikası, bir siyaseti güdülüyor. Yani yıllardır aslında tarihi kalıntıların korunması yerine tümünden ortadan kaldırılmasına göz yumuluyor. Hatta zaman zaman bu tarihi kalıntıları ortadan kaldıran projelere imza atılıyor. Barajlarda gördük nice tarihi eserlerin dünya çapında inanılmaz yere sahip olan tarihsel kalıntıların nasıl sular altında bırakıldığını gördük.

     Ayakta kalanları ise özellikle Alevilerin tarihinde çok önemli yer tutan dergâhlarımızın, ibadethanelerimizin, ziyaretgâhlarımızın bırakın korunmasını, onarılmasını, buraları neredeyse bir caminin parçası haline getirip buralara minareler diken, mescide çeviren yaklaşımlar görüyoruz.

    Ve bunun dışında da birçok dergahımızın kapısına Kültür Bakanlığı tabelalarının asıldığını görüyorsunuz. Bu öyle olunca da ayrı bir bütçenin anlamı kalmıyor. Çünkü ayrılan bütçede asimilasyon politikalarına hizmet edecek şekilde kullanılıyor.

    Dolayısıyla bunların toplamına bakıldığında bize sunulan rakamın çok çok daha üstünde dini vakıflara, cemaatlere, tarikatlara, onların camilerine, mescitlerine, onların Kur’an kurslarına korkunç paralarının aktarıldığını net bir şekilde görüyoruz. Biz bu paraların bir kısmını da cemevlerine, bir kısmını da bize verin demiyoruz. Böyle bir derdimiz yok. Biz söylediğimiz çok açık eşit yurttaşlıktan yanayız.

    Dilini kullanamayan, dili yasaklanmış haklar içinde eşit yurttaşlık diyoruz. Yani Kürdü içinde Alevi’si içinde Türk’ü içinde Müslüman içinde herkesi için eşit yurttaşlık diyoruz. Zaten eşit yurttaşlığa dayalı laik ve demokratik bir cumhuriyet olgusuyla biz bu sorunları çözeriz.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ DOSYALAR

    Ender İmrek: Bu bütçe açlık ve yoksulluğu derinleştirir!
    ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’
    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz

     

  • Kurum başkanlarından Cem Vakfı’na tepki: Yol’umuzun devletle bağı yoktur, özgündür!

    Kurum başkanlarından Cem Vakfı’na tepki: Yol’umuzun devletle bağı yoktur, özgündür!

    PİRHA- Alevi kurum başkanları, Cem Vakfı’ndan, Diyanet, MİT ve HÜDA PAR’a gönderilen dilekçe sebebiyle tepkilerini dile getirdi. Alevi kurum başkanları, “Cem Vakfı, yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek için bir aparat görevi görüyor. Bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler” diye ifade etti.

    Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cem Vakfı), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a geçtiğimiz Haziran ayında dilekçe yazdığı ortaya çıktı.

    Söz konusu dilekçede, Aleviliğin Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir biçimde inanç olarak tanınması istendi. Vakıf, Alevi dedelerinin (Dede-Baba) devlet nezdinde “inanç önderi” olarak kabul edilmesi, cemevlerinde görev yapan personelin kamu görevlisi statüsüne geçirilmesi ve zorunlu din derslerinin seçmeli hale getirilmesi taleplerini de açıkladı.

    Cem Vakfı’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a mektup gönderdiğinin ortaya çıkması tepkileri de beraberinde getirdi.

    Alevi inancının rızalık üzerine kurulduğunu vurgulayan Aleviler, Aleviliğin, ne saraya, ne de istihbarata kapı çalarak var olmadığının altını çizdi.

    Aleviliğin, devletten “izin” değil, insandan “rızalık” isteyen bir inanç olduğu yorumları öne çıkarken, mektuplarının gönderildiği kurumların her birinin, Alevi toplumunun hafızasında yara açmış kurumlar olduğu belirtildi.

    “ALEVİLİK, TANIMA SIĞMAZ!”

    Bu kurumlara Aleviliği “tanıyın” demek ile, ‘kurdu koyunlara bekçi yapma’nın aynı olduğunu dile getiren Aleviler, Aleviliği İslam ile daraltmanın, Diyanet’in söylemini meşrulaştırmak olduğunun altını çizdiler.

    Aleviliğin halkın adalet, paylaşım ve eşitlik arayışının Yol’u olduğunu dile getiren Aleviler, “Devletin tanımladığı her inanç, bir gün o tanımın sınırlarına mahkûm olur. Alevilik, tanıma sığmaz; çünkü onun harfleri dille değil, direnişle yazılmıştır. Alevilik, iktidardan onay alarak değil, zulme baş kaldırarak var oldu” dedi.

    “ALEVİLİĞİN TALEBİ ‘TANINMAK’ DEĞİL, EŞİT YAŞAMAKTIR”

    Aleviler, yorumlarını şöyle sürdürdü:

    “Alevi toplumunun inanç merkezlerinin hâlâ ibadethane sayılmadığı, zorunlu din derslerinin hâlâ dayatılıyor, Alevi köylerine hâlâ imam atanmaya çalışıldığı bir dönemde Diyanet’e “bizi tanıyın” demek, yangını söndürmek için benzine dilekçe dökmektir. Aleviliğin talebi “tanınmak” değil, “eşit yaşamak”tır. Laik bir ülkede hiçbir inanç devletten onay almak zorunda kalmamalıdır. Devletin görevi inançları tanımlamak değil, hepsine eşit mesafede durmaktır. Alevilik devletin sofrasında yer açmak için değil, halkın vicdanında adalet sofrasını büyütmek için vardır. Cem Vakfı’nın gönderdiği mektuplar, bir inancın bürokrasiye sığdırılmasının sembolü oldu. Oysa Alevilik, dilekçeyle değil, deyişle konuşur. Hakikat, devlet kapılarında değil; cem meydanında, niyazda, lokmada, rızalıkta bulunur. Alevilik, devletin tanımını değil, halkın vicdanını bekler.”

    ALEVİ KURUM BAŞKANLARINDAN TEPKİ!

    Cem Vakfı’nın dilekçesine Alevi kurum temsilcileri de tepki gösterdi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviliğin, Cem Vakfı’nın tanımladığı gibi bir inanç olmadığının altını çizerek şu sözlerle tepki gösterdi:

    “Halk nasıl inanıyorsa o şekilde ibadetini yapar, ocağını, Yol’unu sürdürür. Bizimki bir din değildir, Yol’dur. Yol’umuzun da devletle bağı yoktur, özgündür. Cem Vakfı’nın, devlet tarafından, Demirel’in talimatıyla kurulduğu tescillenmiş bir durumdur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da Süleyman Soylu döneminde kurulup cemevleri ziyaret edilip yardımlarla, baskılarla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. İnsanların kendi öz gücüyle yaptığı kurumlar, bu şekilde baskıyla ele geçirilmiş vaziyette.

    Alevilik, bu şekilde kabul edilirse Alevilik olmaktan; yani Reya Hakk olmaktan, halkın gönlündeki, nezdindeki inanç olmaktan uzaklaşacak. Bu yapılanlar, devletin Aleviliği İslam inancı içinde eritmeye çalıştığı politikalarının zirve yapmış halidir. Yani devlet, kendi kurduğu kurumuyla tekrar Alevilik adına, kendi kurumlarına; Diyanet’ine ve Alevilerin en çok mesafeli durduğu Hüda Par gibi bir kuruma dilekçe vererek inancın ‘din’ olarak tanınmasını istiyor. Bunu bir ‘inanç’ ve ‘yol’ olarak da zaten tarif etmiyor. Yapılanların bizim nezdimizde hiçbir geçerliliği, kıymeti yoktur. Şimdi bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler. İyi niyetli bir adım olarak görmüyoruz.”

    “KURULUŞ AMACINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Cem Vakfı’na tepki gösteren bir diğer isim de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan oldu. Üç farklı adrese gönderilen söz konusu dilekçeye işaret eden Aslan “Cem Vakfı’nın kuruluşundan bugüne kadarki misyonunun aynısı. Demokratik Alevi kurumlarının taleplerini sulandıran, iktidar yanlılarına şirin gözükmeye çalışan bir misyon üstleniyor” eleştirisini yaptı.

    “Alevi toplumunun talepleri ne Milli İstihbaratın, ne Diyanet’in ne İçişleri Bakanlığı’nın, ne de gerici, ırkçı bir partinin konusu değildir” diyen Aslan, şu görüşleri paylaştı:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep eden Alevi örgütlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir talepte bulunup inancımızın ne olduğunu ya da kabulüne dair bir söz kurmak ancak ve ancak Cem Vakfı gibi bir kuruma yakışır. Bu sadece Alevi kurumların taleplerini sulandırmaktır. Cem Vakfı hangi amaçla kuruldu? Bugün de o amacını sürdürmeye çalışıyor.

    Son dönemlerde moda oldu. Alevi Güç Platformu gibi milliyetçi, ırkçı, tekçi anlayışlar devrede. Yeni yeni Alevi kurumları oluşturuyorlar. Alevilerin taleplerini, gündemi değiştirmeye çalışan, suni gündem yaratmaya çalışan anlayışlar arttı. Cem Vakfı’nın da amacı aynı. Sadece mevcut demokratik Alevi kurumlarının eşit yurttaşlık mücadelesini sekteye vurmak, gündem değiştirmekten başka bir şey değil.”

    “DEVLETE ‘KIYMETİMİZİ BİLİN’ MESAJINI VERMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de Cem Vakfı’nın söz konusu dilekçeyle “devletin kendisine yüklediği misyonu yerine getirdiğini” söyledi. Erçe, eleştirilerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Cem Vakfı, bir truva atı görevi de görüyor. Maalesef yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek, kendi içinde kırmak için bir aparat görevi görüyor. Ne zaman Aleviler ayağa kalksalar, ne zaman toplu hareket etme eğilimi içerisinde olsalar var olan hareketi mücadeleyi kırmaya çalışıyorlar. Şimdi de kafa karıştıran, Alevilik inancıyla asla örtüşmeyen, uzaktan yakından ilgisi olmayacak ifadelerle Hüda Par gibi Sivas Katliamı’nda rol oynamış bir anlayışa, MİT ve devletin birimleriyle yazışarak, Alevi dünyasının üzerinde uzlaştığı bütün talepleri bir anlamıyla kıvırıp, sulandırarak yeni bir hat çizmeye çalışıyor. Ve aslında bir anlamda da devlete bir mesaj daha veriyor. ‘Kurulduğu günde bize hangi misyonu yüklediyseniz aynı yerdeyiz, aynı yerde size hizmet ediyoruz. Kıymetimizi de bilin’ mesajını vermeye çalışıyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Cem Vakfı’ndan MİT’e, Diyanet’e ve HÜDA-PAR’a Aleviliğin tanınması için dilekçe!