Etiket: cumartesi insanları

  • Mersin’de Cumartesi İnsanları’na destek: Kayıp yakınları yalnız değildir-VİDEO

    Mersin’de Cumartesi İnsanları’na destek: Kayıp yakınları yalnız değildir-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, her hafta Cumartesi İnsanları’na dönük yapılan saldırı ve gözaltıları protesto etmek adına bir araya gelerek, kayıp yakınlarının yalnız olmadığını belirtti.

    İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi (İHD), Cumartesi İnsanları’nın her hafta maruz kaldığı polis şiddetine, baskı ve gözaltılara ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Mersin Şubesi (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği Mersin Şubesi (ÇHD), Mersin Demokrat Avukatlar Grubu (DAG) da destek verdi.

    Destek eyleminde “Kayıp yakınları yalnız değildir” yazılı pankart açıldı. Basın açıklamasını İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci okudu.

    “SALDIRILAR SOYLU’NUN TALİMATI İLE BAŞLADI”

    Gazi İnci, Cumartesi İnsanları’na saldırıların dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı doğrultusunda Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandığını belirtti.

    Anayasa Mahkemesi’nin ,Cumartesi İnsanları 700. Hafta buluşmasına yönelik müdahalenin hak ihlali olduğuna kararı vermesine rağmen saldırıların devam ettiğine dikkat çeken İnci, “Hala Galatasaray Meydanı girişine izin verilmiyor. Cumartesi İnsanları her hafta alan girişinde polis ablukası altına alınarak darp ediliyor, kelepçelenerek gözaltına alınıyorlar. Birçok baro başkanı ve temsilcilerinin de katıldığı 956. hafta buluşmasında Cumartesi insanları, anneler ve insan hakları savunucuları yine kelepçelenerek gözaltına alındı. Anayasal hükümlerin ve AYM kararının uygulanması çağrısında bulunmak adına basın açıklaması yapmak isteyen baro başkanları ve temsilcileri engellendi” dedi.

    “ENGELLEMELER HUKUKSUZDUR”

    Cumartesi İnsanları’na yapılan saldırıların hukuka aykırı olduğunu söyleyen İnci, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşleri Anayasa’da güvence altına alınmış en temel haklardandır. Cumartesi İnsanları buluşması ne kadar hak temelli ve insani ise onlara yapılan saldırılar da bir o kadar hukuk ve insanlık dışıdır. Anayasal güvenceye ve AYM kararına rağmen Cumartesi buluşmalarının engellenmesi Anayasa tanımazlıktır. Cumartesi İnsanları’nın en temel hakları, toplanma haklarına müdahale sonlandırılsın. Yakınları ve yakınlarının failleri bulunsun, tüm failler yargılansın”

    MERSİN/PİRHA

  • Cumartesi Annelerinin 955. hafta eylemine polis müdahalesi-VİDEO

    Cumartesi Annelerinin 955. hafta eylemine polis müdahalesi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Annelerinin 955. hafta eylemini takip eden muhabirimiz Dilan Şimşek’inde aralarında bulunduğu onlarca yurttaş gözaltına alındı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle düzenlediği eylemin 955’incisi Galatasaray Meydanı’nda yapılmak istendi.

    AYM’nin “ihlal” kararına rağmen polis ablukasında olan Galatasaray Meydanı’na yürüyen Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları, tüm baskı ve engellemelere rağmen eylemlerini sürdürdü.

    AYM’nin “ihlal” kararı ardından 15’inci haftada da Galatasaray Meydanı’na yürüyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eyleminde muhabirimiz Dilan Şimşek, çok sayıda Cumartesi Annesi ve İnsanı gözaltına alındı.

    Şimdiye kadar belirlenen gözaltına alınan isimler şöyle:
    “Hanife Yıldız
    İrfan Bilgin
    Mikail Kırbayır
    Besna Tosun
    Ali Tosun
    Hasan Karakoç
    Gülseren Yoleri
    İsmail Yücel
    Davut Arslan
    Cihan Kaplan
    Cüneyt Yılmaz
    Maside Ocak
    Leman Yurtsever
    Hatice Onaran”

    Canlı yayın linkimize buradan ulaşabilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri yeniden gözaltına alındı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri yeniden gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- Kayıplarının akıbetini sorma ve faillerin yargılanması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri 951’inci haftada bir kez daha gözaltına alındı.

    Cumartesi Anneleri 1995 yılından beri gözaltındaki kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Taksim Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek eylemlerini sürdürüyor. 951’inci haftada bir araya gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakmak istedi. Polis Cumartesi Anneleri’ni önce ablukaya aldı ardından Anayasa Mahkemesi’nin( AYM) ‘ihlal’ kararına rağmen gözaltına aldı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’na destek için bugünkü eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Cengiz Çiçek ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da katıldı.

    PERVİN BULDAN’DAN AÇIKLAMA

    Gözaltılardan sonra kendisi de Cumartesi İnsanı olan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan basın açıklaması düzenledi.

    Açıklaması polis tarafından yarıda kesilen Buldan şöyle dedi:

    “951’inci haftasında Cumartesi İnsanları bir kez daha zorla ve şiddetle gözaltına alındılar. Bu meydanda adalet ve hakikat arayışını sürdüren Cumartesi İnsanları’nın bu meydana girmesini engelleyen zihniyeti kınadığımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Cumartesi İnsanları hak, adalet ve hakikatın ortaya çıkması için bir mücadele sürdürdüler. Ancak son zamanlarda yaptıkları tüm açıklamalara engel konuldu. Bu insanlar akşama kadar gözaltına tutuluyor.”

    Öte yandan polis, Buldan’ın açıklamasını kayıt altına almak isteyen basın mensuplarını da alandan uzaklaştırmaya çalıştı ve şiddet uyguladı.

    Gözaltına alınan kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının isimleri şöyle:

    Hanife Yıldız
    İkbal Eren Yarıcı
    Maside Ocak
    Hanım Tosun
    Mikail Kırbayır
    Ali Ocak
    Eren Keskin
    Gülseren Yoleri
    Leman Yurtsever
    Cihan Kaplan
    Hatice Onaran
    Fırat Akdeniz
    Nazım Dikbaş
    İsmail Yücel
    Hünkar Hüdai Yurtsever
    Arda Yüksel
    Meryem Bars

    PİRHA/İSTANBUL

  • Abdullah Canan 27 yıldır kayıp: Failler üzerindeki koruma kalkanı kaldırılmalı-VİDEO

    Abdullah Canan 27 yıldır kayıp: Failler üzerindeki koruma kalkanı kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- Gözaltına kaybedilişinin 27’nci yılında Abdullah Canan’ı anan Cumartesi Anneleri, AİHM’in bu dosyadan Türkiye’yi mahkum ettiğini hatırlatarak, “Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır” diye seslendi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 929’uncu hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 17 Ocak 1996’da Yüksekova’dan Hakkari’ye gittiği sırada gözaltına alınan ve bir ay sonra işkence edilerek katledilmiş olarak cenazesine ulaşılan Abdullah Canan dosyası kamuoyu ile paylaşıldı.

    “HESAP SORULMUYOR”

    Bu haftaki açıklamayı Cumartesi İnsanları’ndan Mukaddes Şamiloğlu okudu. “Yargı erkinin bağımsız ve tarafsız olmaması; zorla kaybedilme dosyalarının etkin bir biçimde soruşturulup kovuşturulmasını, suça karışan kamu görevlilerinden hesap sorulmasını engelliyor” diyen Şamiloğlu, hukuk ve yargının otoriter rejimin inşasının araçlarına dönüştürüldüğünü söyledi. Şamiloğlu daha sonra Abdullah Canan’ın hikayesini paylaştı.

    MEHMET EMİN YURDAKUL TEHDİT ETTİ

    “43 yaşındaki Abdullah Canan Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. Bölgede yaygın bir biçimde işlenen ve ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri nedeniyle savcılığa başvurdu. Yedi akrabası ile birlikte yaptıkları başvuruda Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Yurdakul, Canan ve şikayetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağırdı. Onlardan kendisi hakkındaki şikayetlerinden vazgeçmelerini istedi. Abdullah Canan şikayetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince, Binbaşı Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildi. Bu olaydan birkaç gün sonra Abdullah Canan, 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı.

    AĞIR İŞKENCE İLE KATLEDİLDİ

    Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak onun gözaltına alındığı inkar edildi. 21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova- Esendere Karayolundaki bir menfeze bırakılmıştı.”

    TABURDA İŞKENCE İLE SORGULANDI

    Katledilmesi sonrası ailesinin, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, katledilmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten Şamiloğlu, “Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak gözaltına alındığı inkar edilen Abdullah Canan’ı Şubat 1996’da tabur karargahındaki revirde, başı sarılı vaziyette gördüğünü söyledi” bilgisini verdi.

    YARGIDAN CEZASIZLIK ÇIKTI

    Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı’nca soruşturma açıldığını hatırlatan Şamiloğlu, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, ailenin ve tanıkların beyanları yeterli ve inandırıcı bulunmadığı iddiası ile 12 Kasım 1999 tarihinde tüm failler hakkında beraat kararı verildiğini kaydetti. Mukaddes ayrıca 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’nin de beraat kararını onadığını aktardı.

    AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ

    Ailenin 1 Aralık 1997 tarihinde davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdığını ekleyen Şamiloğlu, “AİHM 3’üncü Dairesi, ‘Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür’ tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkumiyet kararı verdi” hatırlatmasında bulundu.

    FAİLLERİN İSMİ BELLİ

    Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda, Yargıtay Başsavcısı’nın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na yaptığı itiraz yazısında, AİHM kararında Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile katledenlerin isimlerinin yazılı ve faillerin belli olduğunu söyleyen Şamiloğlu, “Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 230 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “KAYIPLARIMIZI UNUTMAYACAĞIZ”

    Ardından da Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan konuştu. Canan, babasının katledildiğini belirtirken, zaman aşımına son verilerek adaletin sağlanmasını istedi. Canan, “Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerin yargılanması sistem tarafından engelleniyor. Bu nedenle gözaltında kaybetmek ağır hak ihlallerine neden olan suçlarda etkin soruşturma yürütülmeyerek, zaman aşımı devreye sokularak süreç cezasızlık ile sonuçlandırılmaktadır. Ciddi bir araştırma ve etkili bir soruşturma yürütmeyen savcılar, soruşturmaları zaman aşımına uğratmışlardır. Dosyaları zaman aşımı diyerek evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istiyorlar. Devlet ‘zamanınız doldu, kaybettiklerinizi unutun’ diyor. Kayıplarımızı unutmayacağız ve adalet isteyeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Berfo Anne’mize verdiğiniz sözü tutun!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Berfo Anne’mize verdiğiniz sözü tutun!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 915. hafta açıklamasında, “Berfo Anne’mize verdiğiniz sözü tutun! Cemil Kırbayır’ın akıbetini açıklayın” çağrısında bulundu.

    Cumartesi Anneleri / İnsanları 915. hafta açıklamasında, yargının, asıl işlevi olan adaletin sağlanması görevini yerine getirmediği için 42 yıldır “kayıp” olan Cemil Kırbayır’ın akıbetini sordu.

    “BERFO ANA’NIN BİZE MİRASI, CEMİL’İ VE TÜM KAYIPLARIMIZI ARAMAYA DEVAM ETMEKTİR”

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından yapılan ve İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri  tarafından okunan açıklama şu şekilde:

    “Berfo Anne’mize verdiğiniz sözü tutun! Cemil Kırbayır’ın akıbetini açıklayın. 915 haftadır, yargı sisteminin etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmemesinin sonucu olarak; tanıklara, delillere ve meclis araştırma raporlarına rağmen ne gözaltında kaybedilen insanlarımıza ulaşabiliyoruz, ne de gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularının yargılandığı günlere erişebiliyoruz. 915. haftamızda; yargının, asıl işlevi olan adaletin sağlanması görevini yerine getirmediği için 42 yıldır sonuç alamadığımız Cemil Kırbayır dosyasını, bir kez daha hatırlatıyoruz.

    Kars Eğitim Enstitüsü öğrencisi Cemil Kırbayır, 13 Eylül 1980 tarihinde Ardahan’ın Okçu Köyü’ndeki evinden devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Ailesi 25 gün boyunca gözaltı merkezine giderek Cemil’in ihtiyaçlarını karşıladı, ondan yazılı olarak “gönderdikleriniz bana ulaştı” diyen mesajlar aldı. Ancak 8 Ekim tarihinden sonra gözaltı merkezine giden aileye “oğlunuz firar etti, bir daha onu sormaya gelmeyin” denildi. Baba İsmail Kırbayır ve Türkiye Barolar Birliği’nin ilgili kurumlara yaptığı suç duyuruları sonuçsuz kaldı. Cemil’den bir daha haber alınamadı.

    05 Şubat 2011 tarihinde, dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile Dolmabahçe Sarayı’nda görüşen Cumartesi Anneleri’nin arasında 103 yaşındaki Berfo Kırbayır’da vardı. Görüşmede Erdoğan’a yaşadıklarını anlattı ve “ben ölmeden bana oğlumu bul” dedi. Görüşmeden çok etkilenen Erdoğan, “gerekli tüm imkanları sağlayacağım, Cemil Kırbayır’ı mutlaka bulun” diyerek bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını sağladı. Mersin Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül başkanlığında kurulan komisyon, yürüttüğü çalışma sonucunda döneme ait belgelere ulaştı. Cemil Kırbayır’ı sorguda gören çok sayıda tanıkla, sorgulamayı yapan emniyet ve MİT mensuplarıyla görüştü. Titiz bir çalışma sonucunda 350 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda; Cemil Kırbayır’ın gözaltındayken işkence ile hayatını kaybettiği ve bedeninin ölümüne sebebiyet veren kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığı kayıt altına alındı. Böylece Cemil’in gözaltında kaybedildiği resmiyet kazandı. Komisyon ayrıca düzenlediği raporla birlikte Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Ancak iktidar, bu insanlığa karşı suçla yüzleşme, hesaplaşma cesaretini gösteremedi. On yıl sürüncemede bıraktığı dosyayı, araçsallaştırdığı yargı eliyle kapatmayı tercih etti. Adalet Bakanlığı’nın talebi üzerine, Yargıtay “kanun yararına bozma” kararı vererek, dosyanın zamanaşımı gerekçesiyle kapatılmasının önünü açtı. Kars Cumhuriyet Başsavcılığı “zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. İnsan Hakları Derneği avukatlarının kararın kaldırılması ve şüpheliler hakkında kamu davası açılması başvurusu ise reddedildi. Bunun üzerine dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. “Oğlum gelirse” diye kapısını hep açık tutan Berfo Ana’nın bize mirası, Cemil’i ve tüm kayıplarımızı aramaya devam etmektir.

    915. haftamızda; devleti yönetenleri, Berfo Anne’ye verdikleri sözü yerine getirmeye çağırıyoruz. Cemil Kırbayır’ın akıbetini açıklayacak, TBMM Raporu’nda da isimleri geçen fail ve sorumluların yargılanmasını sağlayacak adli ve siyasi iradeyi göstermelerini istiyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Cemil Kırbayır için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 216 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da, Cemil Kırbayır’ın akıbetinin ne olduğunu devlet tarafından açıklanması çağrısını yineleyerek, kayıpları bulana kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 897. Hafta: 80 Darbesi’nde idam edilen Güney’in mezarı yok-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 897. Hafta: 80 Darbesi’nde idam edilen Güney’in mezarı yok-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 897. Hafta eyleminde 12 Eylül Askeri Darbesinin hemen ardından idam edilen ve mezar yeri ailesine açıklanmayan Veysel Güney’in akıbetini sordu.

    Faili meçhul cinayetlerin akıbetini sormak adına her hafta Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, 897’inci hafta eylemlerini yasaklar sebebiyle çevrimiçi yaptı.

    12 Eylül Askeri Darbesinin hemen ardından 28. 12. 1980 tarihinde Antep’te bir ev baskınında gözaltına alınan ve ardından idama mahkum edilen 24 yaşındaki Veysel Güney’in akıbeti soruldu. Güney’in idam edildikten sonra mezar yerinin açıklanmadığını belirten Dilcan Acer, ailesi ve arkadaşlarının mücadelesine rağmen hala öğrenilemediğini söyledi.

    Açıklamada Güney ailesi adına Doğan Güney söz aldı. Güney, “Avukat tutmasına dahi izin verilmeden idam edilen Veysel Güney’in yeğeniyim. Amcamı tanıyamadım, mezarı başında anamadım. Bunca yıl geçmesine rağmen bize hala teslim edilmedi. Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen amcamın mezarından korkan bir sistem mevcut.” dedi. Cumartesi Annesi Zeynep Güney’in de oğlunun mezarını bulabilmek için mücadele ettiğini ancak sonuç alamadan yaşamını yitirdiğini aktardı. Güney, kayıp yakınları olarak bu acı ile yaşadıklarını söyledi.

    GÜNEY’İN SON MEKTUBU DA  KAYIP

    Doğan Güney’in ardından ailenin avukatı Arcan Kanar seslendi. Güney’in yargılanmasında hukukun ayaklar altına alındığını vurguladı. Yargılama sebebinin operasyon sırasında yaşamını yitiren bir teğmen için intikam olduğunu aktardı. Kanar, “Bu yargılamanın hukukun zerresi ile alakası yoktu. Şubat’ın 5’inde duruşma günü belli oldu. 6 Şubat’ta duruşma görüldü ve 17 Şubat’ta ikinci duruşma ile karar verildi. Yani bir ay dolmadan iki duruşma ile idam cezasına mahkum oldu.” dedi. Darbe döneminde gerçekleşen bu mahkemenin askeri konsey tarafından da onaylandığını belirtti. Kanar, Güney’in yargılanış şekline bakılarak 12 Eylül Darbesi‘nin nasıl insan haklarını ayaklar altına aldığının görülebileceğini söyledi. Güney’in beş aylık hücrede işkence görürken de ailesi ile görüştürülmediğini söyleyen avukat Kanar, son sözlerinin yazıldığı mektubu da alamadıklarını aktardı. Cumhuriyet Başsavcılığı‘na 2011 yılında işkence, insan haklarını ihlal gibi suçlardan darbeciler hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Kanar, sonuç alamadıklarını ve reddedildiklerini söyledi.

    25 YIL SONRA DAVANIN SAVCISI KENDİ KİTABINDA DOĞRULARI AÇIKLADI

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanları‘ndan Leman Yurtsever okudu. Yurtsever, “Türkiye’de 12 Eylül Anayasası kurumları ve siyaseti ile yaşıyor. Darbecilerin kendinden olmayanı düşman gören zihniyeti, hal ve özgürleri hedef alan baskıları ağırlaşarak devam ediyor.” dedi. Derinleşen hukuksuzluk ve baskı ortamında eleştiri hakkını kullananların, hak ve özgürlük talep edenlerin hukuksal güvenceden mahrum bırakıldığını söyledi. Yurtsever, “897. haftamızda 12 Eylül Darbecilerinin idam ettikten sonra bedenini kaybettiği ve bugüne kadar tüm iktidarların değişmeyen tutumu sonucu mezarına ulaşılamayan Veysel Güney davası ile kamuoyu karşısındayız.” dedi. Güney’in tutuklanma ve yargılanma sürecini aktaran Yurtsever, suçlamaları ispat edecek deliller olmadan idam edildiğini belirtti. İdamdan sonra kişisel eşyalarının babasına verildiğini ancak Yüzbaşı Burhan Erdem‘e teslim edilen bedenin kaybedilğini anlattı. Yurtsever’in aktardıklarına göre Güney’in idamından 25 yıl sonra savcı Mete Göktürk, “Adaleti Gördünüz mü?” isimli kitabında gerçekleri açıkladı. Göktürk’ün kitabında Güney’i suçlayacak delillerin olmadığını ve adil bir yargılamanın da yapılmadığını açıkladı.

    Yurtsever, yapılan araştırmalar sonucunda 2006 yılında ölüm tarihlerinin ve sebebinin uyuştuğu Gaziantep Kimsesizler Mezarlığı’ndaki mezarın bulunduğunu hatırlattı. Ancak, Ankara Adli Tıp‘a gönderilen DNA dokularının uyuşmadığı yönünde sonuç geldi. Yurtsever, ailenin ve kamuoyunun doğru test yapılmadığına ilişkin şüphelerinin olduğunu aktardı. Bu olayların hepsinin insanlığa karşı bir suç olduğunu belirten Yurtsever, zaman aşımına tabii değildir, dedi.

    Son olarak yeniden söz alan Acer, açıklamalarına bir süre daha sosyal medya üzerinden devam edeceklerini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 894. haftasında Orhan ailesinin akıbetini sordu -VİDEO

    Cumartesi Anneleri 894. haftasında Orhan ailesinin akıbetini sordu -VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 894. hafta basın açıklamasında 1994 gözaltında kaybedilen Selim, Hasan ve Cezayir Orhan için adalet talebinde bulundu. Kayıp yakını Adnan Orhan, “Kurşuna dizilerek öldürülüyorlar, katlediliyorlar ve ilaç dökülerek yakılıyorlar. Ve kemikleri Kulp kimsesizler mezarına tek torbada, tek kabir içerisine defnetmiştiler. Yaptığımız müracaat sonucu maalesef sonuçsuz kaldı ve hala kemiklerimiz, cenazelerimiz, sekiz insanın cenazesi, Kulp kimsesizler mezarında tek kabir içerisinde yatıyor” diyerek yaşanan adaletsizliğe dikkat çekti.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 894. haftasında eylemlerine devam etti. Cumartesi Anneleri 894. hafta basın açıklamasında 1994 gözaltında kaybedilen Selim, Hasan ve Cezayir Orhan için adalet talebinde bulundu.

    Sebla Arcan, “Gözaltında kaybedilen insanlarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet arayışımızın 894. haftasındayız. 894’üncü haftamızda 24 Mayıs 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Deveboyu mezrasında, gözaltına alındıktan sonra varlıkları inkar edilen Selim, Hasan ve Cezayir Orhan için adalet istiyoruz” dedi.

    Orhan ailesi adına konuşan Adnan Orhan, Bolu’dan gelen askerler tarafından gözaltına alınan babası Mehmet Selim, amcası Hasan ve kuzeni Cezayir Orhan’ın götürüldükleri Lice yatılı bölge okulunda ağır işkencelere maruz kaldığını belirterek, “Babamları önceden tanıyan ve babamlarla beraber gözaltında kalan bir tanığın anlatımları gerçekten çok ama çok acı. Yaklaşık on yedi gün Lice yatılı bölge okulunda kaldıkları ve ağır işkencelere maruz kaldıklarını söylüyor” diye konuştu.

    Askerler tarafından evlerinden alınanların ve ağır işkenceler gördükten sonra Kulp Bağcılar Köyü mevkiinde kurluna dizildiklerini söyleyen Adnan Orhan, “Kurşuna dizilerek öldürülüyorlar, katlediliyorlar ve ilaç dökülerek yakılıyorlar. Bu mevkiinden gelen haber sonrasında sağ kalan amcam ve diğer köylüler toplanıp gittiğinde sekiz cenazenin tanınmayacak halde olduğunu söylediler. Kurşunlandıktan sonra ilaç dökülerek yakıldığını söylediler ve teşhis edemediklerini söylediler” diyerek o gün yaşanan vahşeti aktardı.

    “GEÇEN BUNCA ZAMANDA SORUMLULAR CEZALANDIRILMADI”

    Başka bir kayıp ailesi olan Kuddusi Adıgüzel adında bir kayıp yakınının girişimleri sonucu toplu mezarın savcılık tarafından açıldığını ve çıkan kemiklerin Adli Tıp Kurumu’na yolladığını aktaran Adnan Orhan, şunları söyledi:

    “Biz de yaptığımız müracaat sonucu birinin babam, diğerinin de amcam olduğu yönünde sonuçlar çıktı. Tanığın anlatımıyla Bulut ailesine de ulaştık ve Bulut ailesinin de yaptığı müracaatta aileden kayıp beş fertten üçünün DNA’sı tuttu. Yapılan bunca zulümden sonra biz kemiklerimizi cenazelerimizi almak istedik. Ancak o kemiklerin hepsi bir torbaya koyulup o şekilde Kulp savcılığına gönderilmişti. Kulp savcılığına müracaat ettik. Kemikleri almak istedik ancak maalesef kemikleri bir torbada bize uzattı. Ve kemikleri Kulp kimsesizler mezarına tek torbada, tek kabir içerisine defnetmiştiler. Yaptığımız müracaat sonucu maalesef sonuçsuz kaldı ve hala kemiklerimiz, cenazelerimiz, sekiz insanın cenazesi, Kulp kimsesizler mezarında tek kabir içerisinde yatıyor.

    Geçen bunca zamanda hiçbir şekilde sorumlular cezalandırılmadı. Yaptığımız tüm suç duyuruları maalesef sonuçsuz kaldı. Bu failler daha doğrusu faili belli katiller ortada. Yaptığımız suç duyurularında maalesef kimse cezalandırılmadı. Vazgeçmedik, mücadelemizi devam ediyoruz. Yıllar da geçse bütün kayıplarımızın akıbeti açıklanana kadar bu uğurda mücadeleye devam edeceğiz.”

    “CEZASIZLIK ZIRHIYLA KORUNDULAR”

    Dosya avukatı Reyhan Yalçındağ da, Selim, Hasan ve Cezayir Orhan’ın 28 yıl önce gözaltında kaybedildiğini ve 90’ların bilindik karanlığı içinde devlet görevlilerince kaçırılmalarının inkar edildiğini vurgulayarak, “Tam yirmi yıl önce AİHM tarafından Türkiye mahkum edildikten bir süre sonra naaşları bulunduğu halde binlerce cinayette olduğu gibi failler yargı önünde hesap vermedi. Cezasızlık zırhıyla korundular. İşte o günden bugüne yaşam hakkı ihlallerinin devam etmesinde bu karanlığın sürdürülmesinde siyasi iktidarlar kadar yargı bürokraside sorumlu. Faillerin cezasızlıkla korunduğu bir coğrafyada aydınlığa erişilmez. Bizler dünya döndükçe katillerin bulunup yargı önünde hesap verene kadar mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    “ORHANLILAR DOSYASINDA ADALET SAĞLANMALIDIR”

    894. haftasında basın açıklamasını Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    Ayşe Tepe, Selim, Hasan ve Cezayir Orhan için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini ifade ederek, şunları paylaştı:

    “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan ve sonrasında varlığı inkar edilen insanlarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet mücadelemizin 894’üncü haftasındayız. AİHM’de mahkumiyetle sonuçlanan ancak iç hukukta cezasız bırakılan Orhanlar dosyası ile kamuoyu karşısındayız. 20 Nisan 1994 tarihinde Bolu Komando Tugayı’na bağlı askeri birlik, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Çağlayan Köyü civarında kamp kurdu. Bölgede operasyonlar yapan birliğe bağlı askerler 6 Mayıs 1994 tarihinde Deveboyu mezrasına da baskın yaptı. Askerler imama minareden köylülerin cami önünde toplanması için anons yaptırdı. Cami önünde toplanan köylülere evlerinin yakılacağı, öncesinde eşyalarını toplamaları için izin verildiği söylendi. Eşyaların taşınması tamamlanamadan evler ateşe verildi. Askerler köyün boşaltılması için üç gün süre vererek Deveboyu’ndan ayrıldı. 24 Mayıs 1994 tarihinde askerler köye tekrar geldi. O sırada köyde bulunan 46 yaşındaki Selim, 40 yaşındaki Hasan, 17 yaşındaki Cezayir Orhan’ı gözaltına aldı. Onları nereye götürüyorsunuz diye soran ailelerine “yolda bize rehberlik edecekler, sonra bırakacağız, merak etmeyin” dediler.

    Salih Orhan ertesi gün Zeyrek Jandarma Komutanlığı’na giderek kardeşleri Selim ve Hasan ile yeğeni Cezayir’i sordu. Zeyrek Jandarma Komutanı Ahmet Potaş Kulp’a götürüldüklerini söyledi. Orhan bu sefer Kulp jandarma komutanı Ali Ergülmez ile görüştü. Ali Ergülmez konuya ilişkin bilgisi olmadığını söyledi. Bölgedeki karakollardan cevap alamayan Salih Orhan Kulp başsavcılığına Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığına OHAL Valiliğine, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı’na, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına resmi başvurular yaptı. Selim Orhan, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli savcı Mustafa Atagün’e ifade verdi. Selim Orhan’ın anlattıkları karşısında çok sinirlenen savcı, “devletin insanların kaybolmalarına neden olduğunu nasıl iddia edebilirsin” diyerek onu azarladı. Selim, Hasan ve Cezayir Orhan’ın gözaltına alındığını önceki Serik karakoluna ardından Lice jandarma karakoluna son olarak da bir kısmı işkencehaneye çevrilen Lice yatılı okuluna götürüldüklerine tanıklık edenler vardı. Ancak Kulp başsavcılığının 8 Haziran 1994 tarihinde başlattığı soruşturmada gözaltı kayıtlarında Selim, Hasan ve Cezayir Orhan’ın adlarının yer almadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığı kararı verildi.

    Tüm girişimleri sonuçsuz kalan Orhan ailesi ile de avukatlar aracılığıyla AİHM’e başvurdu. 6 Kasım 2002 tarihinde AİHM Orhanlı’nın güvenlik güçleri tarafından teyit edilmemiş bir tutuklanmalarından sonra ölmüş olduklarının varsayılması gerektiği görüşündedir. Bunun sonucunda davalı devletin onların ölümü konusundaki sorumluluğu söz konusudur tespitinde bulundu ve Türkiye’yi Selim, Hasan ve Cezayir Orhan’ın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu tutarak mahkum etti.

    Ailenin ve İHD’nin ısrarlı arayışı sonucunda 2003 yılında Mehmet Selim ve Hasan Orhan’a ait kemikler Kulp’a bağlı Bağcılar köyü yakınlarında bir toplu mezarda bulundu. Cezayir Orhan’a ise hala ulaşılamadı. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda kimliklendirme çalışması yapan Selim ve Hasan Orhan’a ait kemikler, 16 Temmuz 2004’te postayla Kulp savcılığına gönderildi. Ancak defnetmek için kemikleri isteyen aileye savcılık kemiklerin kaybolduğu bilgisini verdi. Aile ve İHD’de bu sefer de kaybedilen kemiklerin peşine düştü. 6 yıllık arayışın ardından Orhanlar’a ait kemiklerin aynı toplu mezardan çıkan altı kişiyle birlikte topluca kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlaşıldı.

    Orhanlar dosyasının zaman aşımı uygulanarak kapatılmasını kabul etmiyoruz. Yargı makamları zaman aşımı kurumunu cezasızlığın bir aracı olarak kullanmaya son vermelidir. AİHM kayıtlarında da ismini geçen sorular hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma süreci başlatılmalı, Orhanlılar dosyasında adalet sağlanmalıdır. Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Orhan için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 195 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 27 yıldır soruyoruz, Murat Yıldız nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 27 yıldır soruyoruz, Murat Yıldız nerede?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 882’inci hafta buluşmasında 23 Şubat 1995 tarihinde İzmir’de annesi ve avukatıyla birlikte karakola gidip teslim olan ve bir daha kendisinden haber alınamayan 19 yaşındaki Murat Yıldız için adalet istedi. Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Benim oğlumu kaybedenler belli. Benim oğlumun yaşam hakkını, mezar ve analık hakkımı da elimden aldılar. ‘Oğluma ne yaptınız, oğlum nerede?’ diye akıbetini sormaya devam edeceğim” dedi.

    Cumartesi Anneleri ve insanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 882’incisini online yaptı. Bu hafta, 23 Şubat 1995 tarihinde İzmir’de annesi ve avukatıyla birlikte karakola gidip teslim olan ve bir daha kendisinden haber alınamayan 19 yaşındaki Murat Yıldız için adalet istendi.

    “OĞLUMA NE YAPTINIZ, OĞLUM NEREDE?’ DİYE AKIBETİNİ SORMAYA DEVAM EDECEĞİM”

    Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, Cumartesi Anneleri olarak adalet istediklerini belirtip, Türkiye Cumhuriyeti savcılarına seslenerek, “Benim oğlumu kaybedenler belli. Benim oğlumun yaşam hakkını, mezar ve analık hakkımı da elimden aldılar. Düşünün bir ana oğlu için bir mezar istiyor. Bir evladıma hasretim, bir de mezarına hasret bırakıldım. Bu bence vicdansızlıktır. Meydanımıza karakol kurdular. Koronavirüs geçerse biz o meydanda yine onların karşısında, yine onları utandıracağım. Yine onlara ‘oğluma ne yaptınız, oğlum nerede?’ diye akıbetini sormaya devam edeceğim” dedi.

    “MURAT 27 YILDIR KAYIP!”

    Murat Yıldız dosyasının avukatı İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de, Murat Yıldız’ın, annesinin ve avukatının refakatinde İzmir Bornova Özkanlar Polis Müdürlüğü’ne gittiğini hatırlatarak şunları ifade etti:

    “İfadesinin alınıp sonrası bırakılacağı söylenmişti. Ancak o gün eve dönmedi, ertesi gün de dönmedi. Üçüncü gün annesi tekrar polis merkezine gitti ve bilgi almak istedi. Ve annesine Murat’ın İstanbul’a götürülürken feribottan atlayarak kaçtığı söylendi, daha sonra intihar etti denildi. Annesi cumhuriyet başsavcılığına başvuru yaptı ve Murat’ın bulunmasını istedi. Savcılık tarafından soruşturma dosyasının açıldığını ve yıllarca Murat’ın arandığını düşündü. Ancak bir süre sonra öğrendi ki 2 polis memuru hakkında 1 dava açılmıştı. Ancak bu dava görevi ihmal suçlamasıyla ve 1 lira 18 kuruş para cezası verilerek kapatılmıştı. Olayın üzerinden 20 yıl geçtiğinde 2015 tarihinde savcılık dosyasındaki gelişmeleri öğrenebilmek için tekrar başvuru yaptığımda Hanife Yıldız, aslında savcılığın Murat’ı hiç aramadığını, olayın hemen arkasından dosyayı kapattığını öğrenmiş oldu.

    2015 tarihinde Murat’ın bulunması için tekrar başvuru yapıldı. Savcılık bir soruşturma dosyası açtı, ancak etkili bir soruşturma yürütülmedi ve 2 yıl sonra bu savcılık dosyasında da takipsizlik kararı verildi. Karara itiraz ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurulardan da sonuç alınamadı. Murat 27 yıldır halen kayıp. Annesi Murat’ı arama aramaktan Murat’ın akıbetini öğrenme çabasından vazgeçmedi ve Murat’ı bulana  kadar bu mücadele devam edecek.”

    “MURAT YILDIZ DOSYASINDA ADALETİN SAĞLANMASI TALEBİMİZİ TEKRARLIYORUZ”

    882’inci haftanın basın açıklamasını Murat Yıldız’ın kuzeni Ezgi Yıldız okudu. Ezgi Yıldız, 27 yıldır Murat Yıldız’ın akıbetini sorduklarını belirterek, şunları aktardı:

    “27 yıldır soruyoruz, Murat yıldız nerede? Evrensel bir ilkedir: herkesin yaşama hakkı hukuk tarafından korunur. Hiç kimse yaşama hakkından kasten yoksun bırakılamaz. Yaşama hakkının varlık nedeni, insanı doğal olmayan ölüme karşı korumaktır. Devlet doğal olmayan her ölüm olayını araştırmak, varsa fiilden sorumlu olanları belirlemek ve cezalandırmakla yükümlüdür. Ancak Türkiye’de devlet delil ve tanıkların ölümcül, şiddetin devlet görevlilerinden kaynaklandığına işaret ettiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü yerine getirmemektedir. Olayı tam anlamıyla açığa kavuşturmak ve sorunları belirleyip cezalandırmak için kendi iç hukuku bile gereği gibi uygulamamaktadır.

    882’inci haftamızda 27 yıldır hukukun uygulanmadığı Murat Yıldız dosyasında adaletin sağlanması talebimizi tekrarlıyoruz.

    19 yaşındaki Murat Yıldız, İzmir’de annesi ile komiser Ramazan Kaya ve polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan 3 gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti. Ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler.

    Anne Hanife Yıldız’ın ‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu. Hapis cezasını bile gerektirmeyen bir suç isnadı karşısında neden kaçsın itirazı boşlukta kaldı. Murat’tan bir daha haber alınamadı. Hanife Yıldız İstanbul’a gelerek Cumartesi Anneleri’ne katıldı. Hanife Yıldız Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 5 yıl süren yargılama sonucunda Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanı esas alındı ve onlara yalnızca görevi ihmalden günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verildi. İnsan Hakları Derneği avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep etti. Açılan soruşturma 2 yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ ne bireysel başvuru yapıldı.

    GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Kamu görevlilerin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler veya kaybetmelerde suça karışanların hesap vermelerini sağlamak devletin görevidir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili yürütülen adli süreç, maddi gerçeği açığa çıkarılmadı. Faillerin cezalandırılmasını sağlamadı. Mahkemenin verdiği karar, yaşam hakkını koruyan ulusal ve uluslararası hukukun ihlali suretiyle verildi. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi, dosyada devam eden ihlali ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunu açmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmakta, 183 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

     

     

  • Cumartesi Anneleri 822. haftasında İsmail Bahçeci’nin akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 822. haftasında İsmail Bahçeci’nin akıbetini sordu

    PİRHA- Eylemlerinin 822. haftasında, 26 yıldır kayıp olan üniversite öğrencisi İsmail Bahçeci’nin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini söyledi.  

     

    Cumartesi Anneleri, 822. haftasına ulaşan “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemini salgın nedeniyle bu hafta yine online gerçekleştirdi. Eylemde 24 Aralık 1994’te gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınmayan Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu öğrencisi ve Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu Başkanı İsmail Bahçeci’nin akıbeti soruldu.

    ‘ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ’

    Kayıp İsmail Bahçeci’nin kardeşi Umut Bahçeci, yaptığı konuşmada İsmail’in gözaltına alındığı haberini kendilerine gelen bir telefonla öğrendiklerini dile getirdi.

    Bunun üzerine emniyette gittiklerinde İsmail’in gözaltında olduğunun kabul edilmediğini söyleyen Bahçeci, o günden beri kardeşinin akıbeti hakkında hiçbir şekilde bir bilgiye ulaşamadıklarını ifade etti. Bahçeci, akıbeti hakkında bilgi sahibi olana kadar kardeşini aramaktan vazgeçmediklerini söyledi.

    Cumartesi İnsanları’ndan Esra Ersan ise, 26 yıldır tüm yasal yollara başvurulduğu halde akıbeti bilinmeyen İsmail Bahçeci için adalet istediklerini dile getirdi.

    ‘GÖZALTINA ALINDI İŞKENCE EDİLDİ’

    24 Aralık 1994 tarihinde Bahçeci ailesini telefonla arayan ve kendisini İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan bir kişinin, “Oğlunuz gözaltında, ona sahip çıkın” dediğini anlatan Ersan, “Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğüne ve DGM İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Ancak İsmail’in gözaltına alındığı inkâr edildi. Aynı günlerde polis, kardeşinin İsmail’e telefon numarasını verdiği V.D.’in işyerine baskın düzenledi. V.D., baskın sırasında işyerinde olmadığı için V. D.’nin ağabeyi gözaltına alınarak İstanbul Terörle Mücadele Şubesine götürüldü. Şubede kendisine kardeşinin telefon numarasının yakalanan bir ‘örgüt mensubunun’ üzerinde çıktığı söylendi. 1995 Ocak ayında Ankara’da gözaltına alınan bir kişi, sorguda kendisine: ‘Seni de İsmail Bahçeci gibi kaybederiz’ denildiğini kamuoyuna duyurdu. Ayrıca 24 Aralık 1994 tarihinden sonra Bahçeci Ailesi’nin evine bir daha hiç polis baskını yapılmadı” diye belirtti.

    DOSYASI SORUŞTURULMADAN KAPANDI

    Bahçeci’nin arkadaşlarının, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü aracılığı düzenledikleri kampanyalarla konuyu ülke ve dünya kamuoyuna taşıdıklarını hatırlatan Ersan, sonrasında yaşananları şöyle dile getirdi: “Ailenin emniyet, savcılık ve hükümet nezdinde yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Gözaltı işlemini reddeden devlet yetkilileri, İsmail Bahçeci’nin hayatını korumaya yönelik önlemleri almadı. Yargı makamları olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili soruşturma yapmadan dosyayı kapattı.”

    ‘VAZGEÇMEYECEĞİZ’

    İktidar ve yargı makamlarına seslenen Ersan, İsmail Bahçeci’nin akıbetini, bedeninin bulunduğu yeri ve bu insanlığa karşı suçun tüm sorumlularını açığa çıkarma görevlerini yerine getirmeleri çağrısında bulundu. Ersan, sözlerini kaç yıl geçerse geçsin kayıplarını aramaktan vazgeçmeyecekleri söyleyerek noktaladı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Oğlu gözaltında kaybedilen Halil Şahin, cemevinde hakka uğurlandı-VİDEO

    Oğlu gözaltında kaybedilen Halil Şahin, cemevinde hakka uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da hayatını kaybeden Cumartesi insanlarından Halil Şahin’in Hakka uğurlama erkanı bugün Okmeydanı Cemevi’nde yapıldı.

    Haberin videosu

    İstanbul’da 1996 yılında gözaltına kaybedilen İsmail Şahin’in babası Halil Şahin hayatını kaybetti. Şahin’in cenaze erkanı bugün saat 14:00’te İstanbul Okmeydanı Cemevinde yapıldı.  Şahin’in cenazesi Memleketi Sivas’a götürülerek toprağa sırlanacak. Cenaze erkanına ailesi, Cumartesi İnsanları, Alevi kurumları, CHP İl teşkilatı ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    İsmail Şahin 24 yıl önce, Beyoğlu Belediyesi’nde çalışıyordu. Şahin, mesai saatleri içinde kayboldu. Ardından ailesi Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı ve savcılığa suç duyurusunda bulunarak İsmail Şahin’in akıbetinin soruşturulmasını istedi. Aile tüm başvurularına rağmen dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşememişti.

    Kayboluşunun üzerinden 24 yıl geçen İsmail Şahin’in başına ne geldiği bugüne kadar öğrenilemedi.

    Bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri, “İsmail Şahin’in babası Halil Şahin’i “Oğluma ne oldu?” sorusu karşılık bulmadan kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz. Onun 24 yıllık arayışı bizim de arayışımızdır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi insanları: Bir meydan gözaltına alındı, akıl dışı bir süreç yaşıyoruz-VİDEO

    Cumartesi insanları: Bir meydan gözaltına alındı, akıl dışı bir süreç yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA – Yaklaşık 4 haftadır polis ablukası altında eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri’ne destek için gelen Serpil Kiprikçi ve Ömer Aydın, “Bir meydan gözaltına alındı, akıl dışı bir süreç yaşıyoruz” dedi. Eylem için Galatasaray Meydanı için ısrar edeceklerini belirttiler. 

    İstanbul’da yaklaşık 4 haftadır polis ablukası altında eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri’ne destek veren Serpil Kiprikçi ve Ömer Aydın, PİRHA’ya konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZI BULUN, DEMEK ÇOK İNSANİ”

    Serpil Kiprikçi, “Çok insani bir talebin engellenmesi nasıl değerlendiriliyor kamuoyunda bilmiyorum ama engellenmemesi gerekir. Çok insani bir talep. Var olan, olmuş olan çocuklarını kaybetmiş olanların çocuklarıyla ilgili, onların akıbetleriyle ilgili toplumun sorumlusu olan devlete soru sormaları ve bulun demeleri kadar insani bir şey olamaz. Yani bu tarif edilir bir şey değil. İnsanlık dışı bir durum. Bunun bir açıklaması da yok” diye konuştu.

    “AKIL DIŞI BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ”

    Kiprikçi şöyle konuştu:

    “Bir meydan gözaltına alındı. Bir meydan nasıl gözaltına alınır? Orada her hafta toplum hafızası oluşturmak için bir bellek oluşturan durum vardı. Biz çocuklarımızı kaybettik, çocuklarımızı istiyoruz, bulun. Akıbetleri nedir? Bu soruyu soruyorlardı. Yani akıl dışı bir süreç yaşıyoruz.”

    Cumartesi annelerinin eylemine katılarak destek veren Ömer Aydın ise, “Devlet faşist bir devlet. Onun için bunlar doğal artık. Yani Cumhuriyeti yıktılar adamlar. Ama en büyük eksiklik muhalefet yok” ifadelerini kullandı.

    Aydın şunları kaydetti:

    “Adam cumhurbaşkanı ya da başkan, yasal yollardan olmadı. Anayasaya aykırı kararlarla oldu. TBMM’ni lav ettiler. Cumhuriyeti yıktılar. Türkiye’de muhalefet yok. Aydınlar da doğru dürüst muhalefet etmiyor, CHP’nin zaten böyle bir şey düşündüğü yok. Öyle tuhaf bir şey ki. Biz geçmiş dönemlerde işkence hanelerinde öldürülen, kemikleri bile verilmeyen insanların mücadelesini veriyoruz, demokrasi mücadelesi veriyoruz. Şimdi bunu devletin yasaklaması şu anlama geliyor: İşkencehanelerde öldürülen insanları haklı olarak devlet öldürmüştür. Biz öldürmeye devam ediyoruz. Onun için sesinizi çıkarmayın. Bu meydanda ısrar edeceğiz. Yalnız muhalefet gücümüzü ölümüne ortaya koyarak mücadele edeceğiz. Çünkü bu insanlık mücadelesidir. Dünya insanlığının bir mücadelesidir. Yalnız bizim değil. Bu, dünyaya insanlığı getirme mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL