Etiket: cumhurbaşkanı affı

  • Özen’den Bakan Gül’e: Sivas katliamcısının affının hukuki açıklaması var mı?

    Özen’den Bakan Gül’e: Sivas katliamcısının affının hukuki açıklaması var mı?

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Sivas Katliamı hükümlüsünün Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine ilişkin soru önergesi verdi. Önergede, “Ulusal ve uluslararası hukukta insanlığa karşı işlenen suçların hukuki açıdan affının mümkün olmamasına karşın Sivas Katliamı’ndaki etkin rolü kanıtlanan Ahmet Turan Kılıç’ın affının herhangi bir hukuki açıklaması var mıdır?” ifadeleri yer aldı. 

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affedilmesini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

    “‘ŞERİAT GELECEK ZULÜM BİTECEK’ SLOGANI TUTANAKLARDA YER ALIYOR”

    Özen, Meclise sunduğu önergede, “Sivas’ta Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993 yılında ikisi otel çalışanı olmak üzere 35 insanı yakarak öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ve 27 yıldır Sivas E Tipi Kapalı Cezaevi’nde olan Ahmet Turan Kılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sağlık sorunları gerekçesiyle affedilmiştir. Bu af kararı 31 Ocak 2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Ahmet Turan Kılıç’ın Sivas davasında Emniyet Müdürlüğü’nün polis tutanaklarına geçen katliamdaki rolü: “2 Temmuz’da başından sonuna kadar kalabalığı tahrik etti. Cihada çağrı yaptı. ‘Şeriat gelecek, zulüm bitecek’ sloganını devamlı atıyordu. Oteli taşlayanlar arasındaydı” şeklinde izah edilmektedir” ifadelerine yer verdi.

    “İNSANLIK SUÇLARI AF KAPSAMINDA OLAMAZ”

    Önergede, “Normal şartlarda Cumhurbaşkanı kararları Anayasa’nın 125/4 maddesi gereğince yargı denetimi dışındadır. Fakat ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında olan durumlarda uluslararası hukukun uygulanması gerekir. Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararları da bu yöndedir. 5237 sayılı TCK’nın 77. maddesine göre; kasten öldürme eyleminin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi insanlığa karşı suç olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca Uluslararası hukukta insanlığa karşı suç, “herhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen” suç olarak izah edilmektedir. Sivas Katliamı sanığı Ahmet Turan Kılıç’ın insanlık suçu işlediği çok açık ve net kanıtlanmış olmasına karşın affedilmesi ulusal ve uluslararası hukuka aykırıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmadığı gibi, aynı şekilde bu suçlar hukuki açıdan da af kapsamında olamaz” hatırlatmasında bulunuldu.

    Milletvekili Zeynel Özen, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

    “AFFIN HERHANGİ BİR HUKUKİ AÇIKLAMASI VAR MIDIR?”

    1. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre, şu an hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere, toplam 1333 ‘insanlığa karşı işlenen suç’ kapsamında olmayan hasta mahpuslar bulunurken, 35 insanı farklı aidiyetlerinden ötürü katledilmesinde rolü olan bir ‘insanlık suçlusunun’ cumhurbaşkanlığı affından yararlanması hangi eşitlik anlayışında mevcuttur?
    2. Son bir yılda kaç tane hasta tutuklu cezaevlerinde hayatlarını kaybetmiştir?
    3. Cezaevlerinde “insanlığa karşı suç işleme” niteliğinde olmayıp hayatlarını kaybeden onlarca tutuklu, neden ağır sağlık sorunlarına rağmen af edilmemişlerdir?
    4. Şu an cezaevlerinde bulunan yüzlerce ağır hasta tutuklunun da sağlık sorunları nedeniyle affedilmesi planlarınız dahilinde midir? Ya da Ahmet Turan Kılıç gibi insanlık suçu işleyenler afla çıkarken, diğer siyasi hasta mahpusların ancak cesetlerinin dışarıya çıkmasının göz yumulmasına devam edilecek midir?
    5. Anayasanın 10. Maddesinde; “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kimseye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” denmesine karşın,
    6. Ulusal ve uluslararası hukukta insanlığa karşı işlenen suçların hukuki açıdan affının mümkün olmamasına karşın Sivas Katliamındaki etkin rolü kanıtlanan Ahmet Turan Kılıç’ın affının herhangi bir hukuki açıklaması var mıdır?   (HABER MERKEZİ)
  • Türkiye’de haftada 5 hasta mahpus yaşamını yitiriyor- VİDEO

    Türkiye’de haftada 5 hasta mahpus yaşamını yitiriyor- VİDEO

    PİRHA- Haftada 5 hasta mahpusun yaşamını yitirdiği ve 2 bine yakın hasta mahpusun bulunduğu Türkiye’de 2012-2018 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı tarafından affedilen sadece 19 kişi bulunuyor. Avukat Gülizar Tuncer, “Cezaevindeki hasta mahpuslar ölüme terkedilmiş durumdu” ifadelerini kullandı.

    Hasta tutukluların durumuna ilişkin Avukat Gülizar Tuncer PİRHA’ya konuştu.

    Tuncer, cezaevinde uzun süre kalan insanlar açısından o ortamda yaşayıp da hasta olmamanın mümkün olmadığına değindi. Cezaevindeki koşulların sağlığı olumsuz etkilediğini ifade eden Tuncer şöyle konuştu:

    “Ağır hasta durumundaki mahpusların da büyük çoğunluğu uzun süreli kalanlar. Öncelikle bu insanların sağlığa erişim hakkı diye bir hakları yok. Cezaevinde revirler var. Durum aciliyet halini alınca o revirlere çıkarılabiliyorlar. Cezaevlerinde aile hekimliği uygulaması diye bir uygulama var. Bu uygulamanın dışarıda yapılmış olması belki çok ciddi sorunlar doğurmayabiliyor ama cezaevinde yüzlerce mahpusun kaldığı bir yerde haftanın iki günü iki üç saatliğine doktor geliyor. Bu doktor kime ne kadar yetebilir. Onun ötesinde haftanın belli gün ve saatleri doktorun olması ciddi sorun. Acil durumlar olabiliyor mesela. Kalp krizi geçiren kişi acil sevk edilmesi gerekirken ambulans bulunamıyor. Acil müdahale etmesi gereken sağlık personeli yok. Normal koşullarda yüzlerce mahpusun kaldığı cezaevlerinde gece gündüz sürekli kalan doktorların olması lazım. Bu sağlanmıyor bir defa. Bunun olmaması nedeniyle en başta cezaevindeki mahpuslar ölüme terkedilmiş oluyor. Onun dışında operasyon gerektiren durumlar diğer hastanelere sevk edilmesi gereken hastaların sevkleri engelleniyor. Bakanlıktan izin alma şartı olduğu için o yazışmalar uzun sürebiliyor. Cezaevinde kalmış olmanın kendisi bile insanın sağlığını bozması için yeterli bir nedenken cezaevi koşullarının ağırlığı bu sağlığa erişim hakkı dediğimiz doktor tedavi ihtiyacının karşılanmaması engellenmesinde hastaların hastalık durumları daha da ağırlaşıyor.”

    “İLAÇLAR DOLARDAKİ ARTIŞ BAHANE GÖSTERİLEREK ALINMIYOR”

    Tuncer cezaevindeki hak ihlallerini müvekkilleri üzerinden anlattı:

    “Daha geçen hafta Behçet hastası olan müvekkilim Adnan Öztan mesela Tekirdağ Cezaevi’nde düzenli olarak iğne yapılması lazım ve gözlerinin birinde yüzde 70 diğerinde yüzde 30 oranında körlük başladı. Ve bu ilaçlar alınmıyor. Cezaevine neden alınmadığını sorduğunda biraz gecikme oldu diyor ama esas nedenini öğrendiğimizde dolardaki artışa bağlı olarak ilaç pahalılaştığı için o ilacı cezaevi idaresi temin edemedik, bulamadık gibi gerekçelerle getirmiyor. Böylesi nedenler öne sürebiliyorlar tedaviyi aksatmak ya da hastalığın ilerlemesi için. Hele de içerideki siyasi nedenlerle tutukluysa bir ön yargı da söz konusu. Ölsünler gözüyle bakılıyor yani.”

    Tuncer, hasta mahpusların serbest bırakılması için var olan birkaç yolun da ATK’dan raporların gelmemesi, ağır müebbet olmak gibi nedenlerle önünün kapatıldığını söyledi.

    İnfaz yasası 16. maddesi. Tek başına yaşamını sürdüremeyecek konumda olanlar ağır hastalığı olanlar, sakatlığı olanlar 6 ay süre ile ceza ertelemesine tabii tutulabilir” maddesinin hükümlüler açısından gerilen bir yasa olduğunu söyleyen Tuncer, “Tutuklular açısından zaten yargılandıkları mahkemeler sağlık durumları gözönünde tutularak tahliye kararları verebilir. Ama bunu yapmıyorlar. Bu infaz yasasındaki erteleme hükümleri de öncelikle ATK raporu alınması zorunluluk haline getirildiği için  Türkiye’deki yargı organları bu raporları esas alıyor. ATK’da bu raporları vermiyor. Çok ağır konumda olanlar için ya da fiziksel engeli nedeniyle cezaevinde artık tek başına yaşamını idame ettiremeyecek olanlar için zoraki biçimde verdiği raporlardan dikkate alınmıyor” dedi.

    CEZAEVLERİNDE HAFTADA 5 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRİYOR

    Adli Tıp Kurumu’nda raporu olup serbest bırakılmayanların da olduğuna dikkat çeken Tuncer, “ATK’nın raporunu beklerken ölen insanlar var. Cezaevinde hastalık nedeniyle ölüm sayısı o kadar yüksek ki Adalet Bakanlığı’nın verilerine dayanarak bizim hazırladığımız bir rapor vardı. 2002-2013 yılları arasında hapishanelerde hayatını kaybedenlerin sayısı 1989. Türkiye hapishanelerinde haftada 5 kişi yaşamını yitiriyor. 5 tabut çıkıyor. Siyasi mahpusların yanı sıra adli mahpusların durumu da çok ağır. Ve bu sayı korkunç büyük. Bu ölüm oranı toplumdaki ölüm oranının yaklaşık 4 katı” ifadelerini kullandı.

    6 YILDA SADECE 19 HASTA MAHPUS AFFEDİLDİ

    Hasta mahpuslar için uygulanan bir de af müesssesi var. Anayasa’nın 104. maddesine göre yine kalıcı hastalık, kocama ve benzeri durumlarda Cumhurbaşkanı af yetkisini kullanıyor. Tuncer, Ergin Aktaş’ın AİHM’deki dosyasına gönderilen hükümet raporlarından edindikleri bilgileri paylaştı.

    Tuncer, “Burada hükümet görüşüne ek olarak gönderilmiş. 2012-2018 yılları arasında toplam 19 kişi Cumhurbaşkanı tarafından affedilmiş. Bunun arasında hiç siyasi mahpus yok. Bazı yıllarda ise kimse affedilmemiş. 2012’de 12 kişi, 2013’de 2, 2014’de kimse affedilmemiş” dedi.

    “OHAL’DE ÖLÜM SAYILARI BİLİNMEZ OLDU”

    OHAL koşullarında ise hasta mahpusların durumlarını daha da ağırlaştığına dikkat çeken Tuncer sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cezaevinde çok daha fazla eskiye oranla işkence uygulamalarını görüyoruz. Doğrudan ilişkilenmediğimiz için ama dolaylı yollarla da olsa gelen haberlerde hep FETÖ davası sanıklarının çok çok ağır işkenceler gördüklerini duyuyoruz. Daha ilk günlerde bırakalım ağır hastalık ya da işkenceyi ölüm sayısı 30 civarındaydı. Şubede, cezaevinde ölen ya da intihar ettiği söylenenler. Ölüm sayıları sonradan bilinmez oldu. OHAL koşulları cezaevlerini daha da yaşanılmaz hale getirdi. Çünkü her şeyi OHAL’in olağanüstülüğüne bağlıyorlar. Devlette hak ve özgürlükleri askıya aldığı için bu dönemde Avrupa’ya da böyle ilan ettiği için uluslararası hukukta da çok ciddi problemler var. Bu konular ile ilgili AİHM’e çok ağır durumdaki hasta mahpuslarla ilgili tedbir talepli başvurular yapıyoruz. Ve bu acil tedbir talepli başvurunun anlamı öncelikle başvuruyu öne almaktır. Ve acilen karar vermektir. Ulusal yargı anlamında bu ağır mahpusu serbest bırak demek.”

    “AİHM’İN VERDİĞİ KARARLAR SİYASİ”

    Uluslararası organların da bu noktada kararlarının siyasi olduğunu belirten Tuncer şunları ekledi:

    “AİHM kararlarında da eskiye oranla çok büyük bir olumsuzluk görüyoruz. Sadece Roboski kararı değil, ağır hastalara da yansıyan bir durum. Aslında bütün ağır hak ihlallerinde AİHM’in verdiği kararlara yansıyan bir durum. Çok siyasi yaklaşıyorlar. Eskiden de öyleydi. Sonuçta devletleri temsil eden yargıçlar var. Türkiye’yi temsil eden yargıçlar orada. Ama bu devletlerin temsil eden yargıçlar eskiye oranla daha büyük bir olumsuzluk içine girdiler. Çünkü son yıllarda zaten insan hakları hukukunda, mahpus haklarında hem bir geriye gidiş var hem de hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasal düzenlemeler var. Ona paralel olarak AİHM kararlarına da yansıyor bu durum. Biz uluslararası organlarla defalarca kez görüşmeler yaptık.  Ancak cezaevindeki mahpuslar açısından onların hak ve özgürlüklerinin korunması açısından özel olarak da hasta mahpuslar açısından bir iyileşme kaydedilemiyor.”

    Sevim KAHRAMAN/Murat DEMİR

    İSTANBUL