Etiket: cumhurbaşkanı kararnamesi

  • Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Esma Ersin getirildi

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Esma Ersin getirildi

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararname ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Esma Ersin getirildi.

    12 Temmuz 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev değişikliğine gidildi. Mevcut Başkan Alirıza Özdemir görevden alınırken, yerine Esma Ersin atandı.

    ALEVİ KURUMLARI KARŞI ÇIKMIŞTI

    2022 yılında kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Cumhuriyet tarihinin en önemli adımı” olarak nitelendirmişti. Aleviler ve Alevi kurumları ise bu karara en başından beri karşı çıkmış ve bu kurumun Alevi kimliğini temsil etmeyip asimilasyona hizmet edeceğini belirtmişti.

    Ki var olan mevcut durumda Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, Alevi ziyaretleri, köyleri, kurumları ve cemevlerine müdahalesini sürdürüyor.

    Türkiye’de Aleviler hala var olma mücadelesi veriyor. İktidarların dolayısıyla devletin Alevilerin haklarını anayasal gücenceye almaması, kamuda eşit davranmaması, zorunlu din derslerini kaldırmayarak eğitim öğretimi daha da dincileştirmesi, cemevine ibadethane statüsü vermemesi, Alevi nefretinin, nefret söylemlerinin cezalandırılmaması büyük tepki topluyor.

    CEM VAKFI TARAFINDAN GÖREVDEN ALINDI

    Erdoğan’a övgüleri nedeniyle 2022’de Cem Vakfı’ndaki görevinden alınan Esma Ersin, kısa sürede AKP’li oldu ve güncelde deİçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri görevindeydi. Ülkedeki birçok Alevi derneğini ve cemevini dolaşan AKP’li Esma Ersin, Alevileri, dedeleri/pirleri Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlama peşinde olduğu belirtilmişti. Alevi örgütleri ise asimilasyon merkezi olarak nitelendirdikleri Cemevi Başkanlığı’nı kesin bir dille reddediyor.

    AKP’li Esma Ersin, 2022 yılında Cem Vakfı Yerel Yönetimler Başkanı olduğu sırada, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi Bektaşilere yönelik açıkladığı kararları desteklediği için görevinden alınmıştı. Ersin öylesine ileri gitmişti ki, Erdoğan’ın açıklamalarının bir ‘reform’ niteliğinde olduğunu iddia etmişti.

    2003 YILINDAN BERİ AKP’Lİ

    Esma Ersin, 28 Eylül 1983’te İstanbul Ataşehir’de doğdu. Aslen Sivas İmranlılı. İlk, orta ve lise eğitimini Ataşehir’de tamamlayan Ersin, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Muhasebe/Finans önlisans programına başladı ve lisans eğitimini Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde bitirdi. 2003’te AK Parti’nin üniversite teşkilatında siyasete adım atan Ersin, 2004-2009 arası Ümraniye, 2009-2011 arası Sancaktepe ve 2011-2014 arası Ataşehir ilçe teşkilatlarında yönetim kurulu üyelikleri yaptı. 2015’te AK Parti’den İstanbul milletvekili adayı oldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Tarihi cemevimizin bulunduğu yerin RES alanı olarak belirlenmesini kabul etmiyoruz’-VİDEO

    ‘Tarihi cemevimizin bulunduğu yerin RES alanı olarak belirlenmesini kabul etmiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-800 yıllık geçmişiyle bilinen tarihi Onar Cemevi, RES tehdidi altında. RES’lerin cemevine yakın bir alanda kurulması köylüler tarafından tepkiyle karşılandı. Köy Muhtarı Ahmet Toraman, “Bizim cemevimiz sadece köye ait değil; bütün Türkiye’ye ait. Bizim için mazisi olan bir yer. Senede 8-10 bin insan ziyarete geliyor. Cemevine zarar verebileceklerini düşünmek istemiyorum” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazetede yer alan kararla birlikte, Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Onar Mahallesi’nde bulunan 75 parsel, Rüzgar Enerji Sistemleri (RES) üretim tesisinin kapasite artışının sağlanması amacıyla acele kamulaştırılacak.

    Geniş bir araziye sahip olan Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı, Aleviler açısından önemli bir yere sahip olan tarihi 800 yıllık Onar Cemevi’ne yakın kurulması köylüleri tedirgin ediyor. Şu ana kadar 10’a yakın rüzgar tribünü inşa edilirken ilerleyen tarihlerde bu sayının artacağı söyleniyor.

    Türkiye’de bilinen en eski cemevi özelliğine sahip olan Onar Cemevi her sene birçok insanın ziyaret ettiği yerlerden bir tanesi. Alevi toplumunun hafızasını yansıtan cemevi ilerleyen süreçlerde tahrip olmayla karşı karşıya.

    Onar Köyü muhtarı Ahmet Toraman, köylerinin özellikle RES alanı seçilmesine karşı çıkarak, çevrede başka alanlar olduğu halde Onar Köyü’nün RES alanı olarak belirlenmesi insanı düşündürdüğünü söyledi. Toraman, “Acaba bu rüzgar santrallerinin alanını genişletip bizim köye kadar getirip köyümüzden etmek istemesinler” diyerek şüphesini dile getirdi.

    “ONAR CEMEVİ SADECE KÖYE DEĞİL BÜTÜN TÜRKİYE’YE AİT”

    Toraman, kendinden önceki muhtar zamanında Valilik, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, belediye başkanının da olduğu bir heyetin geldiğini, köylülerle konuşulduğunu ancak köylülerin santrali stemediğini belirterek, “Biz enerji üretilmesine karşı değiliz. Atalarımızın çocuklarının geçimini sağladığı bu arazilere rüzgar tribünleri kurulmasına ister istemez üzülüyoruz” diye konuştu.

    Onar Köyü Muhtarı Toraman, rüzgar enerji santrallerinin daha ileri gidebileceğinden endişe duyduklarının ifade ederek şunları söyledi:

    “Bazen düşünmüyor değilim. Bizim cemevimiz sadece köye ait değil; bütün Türkiye’ye ait. Bizim için mazisi olan bir yer. Senede 8-10 bin insan ziyarete geliyor. Cemevine zarar verebileceklerini düşünmek istemiyorum.

    Yetkililerle özellikle Onar Köyü’ne yapılmasının bir nedeni var mı diye sorduk. Çevrede diğer köylerin de proje alanı içinde olmasına rağmen ısrarla buraya yapılmasını anlamış değilim, art niyetli düşünmek istemiyorum fakat insanı düşündürmüyor da değil. Biz enerjiye karşı değiliz ama topraklarımızda böyle bir şeyin yapılmasını istemiyoruz.

    “ONCA KÖY VAR SADECE BİZİM KÖYDE YAPILIYOR”

    Köyde yaşayan Aziz Turan ise köylerinde yapılacak olan RES’lere karşı olduğunu ifade ederek, “Köyümüzün çevresinde onlarca köy var ama sadece bizim köyde yapılıyor bu proje. Bekleyip göreceğiz acaba başka yerlere de yapılacak mı diye. Tarım arazileri dışında hazine toprakları var oraya yapsınlar” şeklinde konuştu.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması savunmalarla devam ediyor

    Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması savunmalarla devam ediyor

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin açılan davanın duruşması savunmalarla devam ediyor. Savunma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Kadınları katletmeye yeltenen erkekler adliyenin bir kapısından girmiş, diğer kapısından çıkmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılması bu ülke için bir utançtır” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı açılan 200’ü aşkın davanın 15’i bugün Danıştay’da görülüyor.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin başvurularının yanı sıra çok sayıda baro ve sendikanın da aralarında bulunduğu 15 davanın duruşması esastan ele alınıyor.

    Duruşmaya, kadın örgütleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Duruşmaya katılmak için çok sayıda avukat yetki belgesi aldı.

    ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN AİLELLERİ DE KATILDI

    Duruşmaya öldürülen kadınların aileleri de katıldı. Avukat Müjde Tozbey Erden, öldürülen kadınların ailelerini tanıtırken, aileler de ‘Burada’ diye seslendi. Salonda aynı zamanda öldürülen kadınların aileleri, çocuklarının fotoğraflarının yer aldığı afişleri Tozbey’in savunması boyunca ayağa kalkarak mahkeme heyetine gösterdi.

    Mahkeme heyeti, duruşmaya başlarken her davacı için 3 kişiye söz hakkı verdi. İlk savunmayı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden yaptı. Erden savunmasında, “İzmir’de kızı Gizem Filiz öldürülen anne Bahriye Filiz bugün burada. Öldürülen ve çocukların Remziye Tüysüz’ün kardeşi Mutlu burada. Öldürülen Fatma Hülya Yıldız, kocasından kaçtı, çocukları ile yaşıyordu. Ama kocası koruma kararına rağmen evi bastı Fatma’yı öldürdü. Abisi Ekrem bey burada. Bu aileler ve bizim için o kadınlar önce insandı” ifadelerini kullandı. Tozbey’in savunması uzun süre alkış aldı.

    “ÖYLE BİR İMZA ATIN Kİ, İLERİDE VİCDANLI YARGIÇLAR OLARAK HATIRLANIN”

    Ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan savunma yaptı. İstanbul Sözleşmesi’ne giden sürecin Nahide Opuz davasıyla gerçekleştidiğini belirten Buldan, şunları dile getirdi:

    “Bugün burada LGBTİ+’lar ile ülkedeki tüm kadınlar adına savunmaya yapacağım. İstanbul Sözleşmesi erkek şiddetine son vermek için muazzam bir yol haritasıdır. Bugün sözleşmenin tartışılıyor olması ülke adına bir utançtır. İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine karşı mücadelenin yollarını adım adım örmüş temel bir sözleşmedir. Erkek şiddeti ile mücadele edenlerin zaferi olarak da tarihe geçmeyi başarmıştır. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği yükümlülükler devlet görevlilerine yöneliktir. Sözleşme tüm devletlere şiddet mağduru kadınların ihtiyaçlarını karşılayacak bütçeyi zorunlu kılar. Bugün ülkede ise kadınların nafaka hakkı dahil bir çok hakkı saldırı altındadır. Kadınları katletmeye yeltenen erkekler adliyenin bir kapısından girmiş, diğer kapısından çıkmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılması bu ülke için bir utançtır. Bugün belki de tarihi bir karar vereceksiniz. Vereceğiniz kararla Türkiye adaletine öyle bir imza atın ki,  ileride vicdanlı yargıçlar olarak hatırlanın. Vicdanlı olmanızı talep ediyorum.”

    “KADINLAR OLARAK SON 20 YILI SEVMİYORUZ”

    Duruşmada söz alan Avukat Şenal Sarıhan da, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine vurgu yaparak, “70 yıllık kadın hakları mücadelesine tanıklık ediyorum. Kadınlar hep direndi, seslerini yükseltmeye çalıştılar. Ancak biz bu 20 yılı sevmiyoruz. Kadınların haklarını savunmadığı, hatta giderek elimizden aldığı için son 20 yılı sevmiyoruz. Ben vicdanınıza sorarken; çok sevdiğiniz kızınızı, eşinizi, annenizi anımsayarak karar vermenizi talep ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

    “SÖZLEŞMEDEN ÇIKILDIĞINDAN BU YANA 80 KADIN DAHA ÖLDÜRÜLDÜ”

    Duruşmada CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in de başvurusu görüşüldü. Savunmasını kendisi yapan Özel, şunları kaydetti:

    “Burada bulunmamın sebebi dava açmış olmam. Bu mesele sadece bir kadın meselesi değil. Git derdini Marko Paşa’ya anlat deniyor. Nasıl anlatalım? Bugün tarihi sorumluluğunuzu sizden talep etmek için karşınızdayım. Anayasanın 90. maddesinin 1. fıkrası; uluslararası sözleşmelerin, Meclis tarafından yürürlüğe koyulan anlaşmaların yine Meclis kararıyla kaldırılacağını söyler. Cumhurbaşkanının ‘Ben bu kanunu yürürlükten kaldırdım’ demesi akılla, mantıkla çelişmektedir. Bazı uluslararası anlaşmaların tartışmaya açılması beka sorununa işaret eder. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı günden bu yana kadın cinayetleri arttı. Sözleşmeden çıkılmadan önceki 11 ayda 413 kadın öldürüldü. Sözleşmeden çıkıldıktan sonraki 11 ayda ise 495 kadın cinayeti yaşanmış. Yani 80 kadın cinayeti daha fazla yaşanmış. Daha doğmamış kız çocukları, torunları düşünme vaktidir. Bir kız babası olarak, cumhuriyeti kurmuş bir siyasi partinin sözcüsü olarak, yaşanan her şiddetten utanç duyan bir erkek olarak elinizdeki yetkiyi kadınlar ve kamu adına karara bağlayacağını ümit ediyorum.”

    Avukatların savunmalarının ardından duruşmaya 14.00’a kadar ara verildi. İkinci oturumu başlayan duruşmada 5 dava daha görülmeye devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Olcay Atik’ten Naci İnci atamasına tepki

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Olcay Atik’ten Naci İnci atamasına tepki

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayınlanan kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörlüğüne Prof. Dr. Naci İnci atandı. Naci İnci’nin atanması, Boğaziçi’nde gerçekleştirilen seçim inisiyatiflerinin hepsinin karşı olduğu bir karar olduğunu vurgulayan Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi Olcay Atik, “Akademik özerkliğe ve özgürlüğe yapılan bu saldırıyı, Boğaziçi kabul etmeyecek ve sonuna kadar savaşacağız. Eylemler düzenleyip taleplerimizi haykırmaya son gücümüzle devam edeceğiz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayınlanan kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörlüğüne Prof. Dr. Naci İnci atandı.

    Melih Bulu’nun görevden alınmasından sonra vekaleten rektörlük yapan İnci, direnişle geçen altı ayın ardından görevinden alınan kayyum rektör Melih Bulu’nun yardımcılığını yapmakta ve öğrenciler tarafından kayyum rektörlükte görev almayı kabul eden ilk akademisyen olmasından kaynaklı Bulu ile aynı şekilde protesto edildi.

    Naci İnci’nin atanması, Boğaziçi’nde gerçekleştirilen seçim inisiyatiflerinin hepsinin karşı olduğu bir karar olduğunu vurgulayan Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi Olcay Atik, “Akademik özerkliğe ve özgürlüğe yapılan bu saldırıyı, Boğaziçi kabul etmeyecek ve sonuna kadar savaşacağız. Eylemler düzenleyip taleplerimizi haykırmaya son gücümüzle devam edeceğiz” dedi.

    “MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Üniversiteler akademik özerklik ve özgürlüğe uygun bir biçimde yönetilmediği sürece mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini belirten Atik, “Ülkenin dört bir yanı yozlaşma, dört bir yanı para ve güç uğruna zulüm edenlerle doldu. Boğaziçi direnişine gönül veren herkesi, bütün bu adaletsizliklere ses çıkarmaya davet ediyoruz. Kayyum atanan bu Naci İnci isimli kişi, fizik bölümünden eğitim verdiği öğrenciler yasa dışı şekillerde tutuklanılmış iken gidip rektörlük yardımcılığına başvurmuş, bu ‘yardımcılık’tan aldığı yetkiyle yıllarca yüz yüze baktığı, alanlarında en iyi olan meslektaşlarının ekmek paralarına göz dikmiş, Can Candan’ın ve Feyzi Erçin’in görevlerini sonlandırmaya çalışmış bir insan. Bunların her birini, zaten hasta ve batmakta olan AKP hükümetine yaranıp belki biraz insanlara zulüm eder para kazanırım diye yapmış bir insan. Boğaziçi bünyesinin bırakın rektör olarak seçmeyi, kampüs içinde bile barındırmak\görmek istemeyeceği, kötü kalpli bir insan” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL