Etiket: cumhuriyetin ikinci yüzyılı

  • ‘Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, artık barışla, sevgiyle yaşayalım’-VİDEO

    ‘Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, artık barışla, sevgiyle yaşayalım’-VİDEO

    PİRHA-Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan Dersim, Ermeni, Ağrı, Zilan, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarının toplumun üzerinde acı bir yara olduğunu belirten DAD Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “İnsanlar Kürt ve Alevi oldukları için korkunç zulümlerle karşılaştılar, bunu kimse inkâr edemez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılını birinci yüzyılında yaşadığımız gibi olmaması için devleti yönetenlerin artık yüzlerini halka dönmesi gerekiyor” dedi.

    Türkiye Cumhuriyeti 100 yılını geride bırakıyor. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    Geride kalan 100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma, asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler ise ikinci 100 yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.

    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Cumhuriyet’in nasıl bir 100 yılının geride bırakıldığını, Alevilerin ‘teklik’ politikalarından nasıl etkilendiğini ve Alevilerin ikinci 100 yıla girerken eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasinin gerçekleşmesi için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ VE KÜRT TOPLUMU ÜZERİNDE ZULÜM POLİTİKALARI UYGULANDI”

    Önce heyecanlı ama sonradan da hüsranla geçen bir yüzyıl olduğunu söyleyen Fetiye Yıldırım, “Yüzyıl içerisinde barışçıl bir dönem geçmedi. Cumhuriyetin birinci yüzyılında Dersim, Ermeni, Ağrı, Zilan, Sivas, Çorum ve Maraş katliamları toplum üzerinde acı bir yaradır” dedi.

    Alevi ve Kürt toplumu üzerinde asimilasyon, baskı ve zulüm politikalarının uygulandığını söyleyen Yıldırım, “Cumhuriyet dönemi içerisinde yaşanan darbelerle, savaşlarla hafızamızda hep kötü anılar var. Cumhuriyeti demokrasi ile yönetme şekli olarak düşündüğümüzde çok eksik kaldığını söyleyebiliriz. Bizim inancımıza müdahale edilmemesini istiyoruz ama inancımıza öyle saldırılar oldu ki insanlarımız cemlerini gizli yapmak zorunda kaldı. İnsanlar Kürt ve Alevi oldukları için korkunç zulümlerle karşılaştılar, bunu kimse inkâr edemez. Ramazan ayında oruç tutmadıkları için Aleviler zulme uğradılar, öldürüldüler, Maraş’ta masum insanları öldürdüler. Halkların birbirleriyle düşmanlığı yoktur, insanlar arasında ayrım politikaları üreten sistemdir” ifadelerini kullandı.

    “GİDEREK GERİCİLEŞEN BİR ÜLKEYE DÖNÜŞTÜ”

    Alevilerin kendi özüne dönmesi gerektiğini belirten Fetiye Yıldırım, şöyle devam etti:

    “Alevilerin hak ve hakikat yolunu iyi anlaması gerekiyor. Alevilerin kendi içerisinde birliği sağlaması gerekiyor. Ayrı kurumlarla ve derneklerle bu iş olmaz, bütünleşmemiz gerekiyor. Alevi yolu içerisinde özümüze döndüğümüz zaman hakikati bulacağız. Aleviler olarak cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, ateşlerde yakıldık, göçe zorlandık, köylerimiz yakıldı, çocuklarımız toplatılıp kuran kurslarına gönderilip eğitildi. Cumhuriyetin ikinci yüzyılını birinci yüzyılında yaşadığımız gibi olmaması için devleti yönetenlerin artık yüzlerini halka dönmesi gerekiyor. İkinci yüzyıl diyoruz ama böyle giderse cumhuriyet diye bir şey de kalamayacak. Giderek gericileşen bir ülkeye evrildik. Herkes ülkenin geldiği noktanın farkına varmalı, sadece Aleviler ve Kürtler değil, Türkler de bu durumun farkına varmalı. Biz istiyoruz ki tüm dünya halklarının kardeşliğiyle birlikte ülkemiz içerisinde de barışla, sevgiyle yaşayalım.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’- VİDEO

  • ‘Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’- VİDEO

    ‘Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’- VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet 100. yılını geride bırakırken Türkiye, geride kalan 100 yılda ‘tek kimlik’ ile yönetildi. Cumhuriyet’in 100 yılını ve ikinci 100 yıla girerken Aleviler açısından değerlendirme yapan Sosyolog Doç. Dr. Bülent Küçük, Alevilerin kendi içerisinde devlet tarafından çeşitlendirilerek çok daha katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldıklarını söyledi.

    Türkiye Cumhuriyeti 100 yılını geride bırakıyor. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    Geride kalan 100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma, asimilasyon uygulamarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler ise ikinci 100 yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.
    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    Cumhuriyet’in nasıl bir 100 yılının geride bırakıldığını, Alevilerin ‘teklik’ politikalarından nasıl etkilendiğini ve Alevilerin ikinci 100 yıla girerken eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasinin gerçekleşmesi için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini Sosyolog Doç. Dr. Bülent KüçükPİRHA için değerlendirdi.

    “CUMHURİYET PROJESİ, HERKESİ BİR POTADA ERİTİP FARKLILIKLARI YOK ETMEYE ÇALIŞAN REJİMİN İSMİDİR”

    Ulus devletin bürokratik rasyonalitesini bir tür toplumsal mühendislik projesi olarak görmek gerektiğini söyleyen Küçük, “Kendisini nötral olarak herkese eşit mesafede durduğunu iddia ederken bir yandan da belirli toplumsal grupları hep ayrıcalıklı kılarak hem maddi kaynakların dağıtımı konusunda hem de sembolik kaynakların dağıtımında daha cömert davranıyor” dedi.

    Devletin, prestiji ve itibarı dağıtırken belirli toplumsal grupların diğerlerine nazaran daha itibarlı olduklarını ifade eden Küçük, “Devlet belirli grupları taraf tutar ama belirli toplumsal grupları da ayrıcalıklı grup içerisine sokmaz. Ötekileştirir, dışarıda tutar. Türkiye’deki Cumhuriyet projesi böyle bir şey” diye konuştu.

    Doç. Dr. Bülent Küçük, Cumhuriyet projesini de, “Herkesi bir potada eritmeye çalışıp aslında o farklılıkları yok etmeye çalışan rejimin başka bir ismidir” diye tanımladı.

    “ALEVİLER ONLARIN ANLADIĞI ANLAMDA ‘İDEAL MÜSLÜMAN’ ÇERÇEVESİNE UYMUYOR”

    Alevilerin durumunu devletin ‘makbul yurttaş’ üretirken sadece bir etnik kategori üzerinden değil aynı zamanda daha teolojik ve dini bir çerçeveden de bir yurttaşın profilinin çizildiği bir durum söz konusu olduğunu da nitelendiren Küçük, “Bu sadece Türk olmakla yetmez bir de Müslüman olması tercih edilir. Çünkü Türkiye’de Türk olup da Müslüman olmayanlar var, Müslüman olup da Türk olmayanlar var. Dolayısıyla burada filtreleme sürecinden geçen bir sistem var. Aleviler de burada Türk olmakla beraber onların anladığı anlamda ‘ideal Müslüman’ çerçevesine tam uymayan başka bir kategoriye işaret ediyor”dedi.

    Küçük konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “O kategorinin de sivil alanda görece görünürlüklerine izin verilen ve kendisini ifade etmesinin olanaklı kılındığı, zaman zaman çeşitli pogromlar üzerinden şiddet ve toplumsal şiddet meseleleri üzerinden bu kesimlerin susturulduğu, genel olarak da devlet alanına sokulmayan ama sivil toplumda var olmasını mümkün kılacak bir geleneğe tekabül ediyor.”

    “ÇOK DAHA İNCELİKLİ ÇOK DAHA KATMANLI BİR DIŞLAMA SÖZ KONUSU”

    Alevilerin kendi içerisinde devlet tarafından çeşitlendirilerek çok daha katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldıklarını söyleyen Küçük, “Aleviler de bu gelenek içerisinde Diyanet’ten ve diğer kurumlardan dışlanmış bir vaziyette varlıklarını sürdüregeldiler. Aynı zamanda egemen kimliği tekeline almış bu devlet, kendisine yakın olabilecek çeşitli azınlık grupları da kendi aralarında tasnif eder. Yani herkesi aynı şekilde dışlamaz, herkesle aynı mesafede durmaz. Alevilerin durumu da İslam-dışı, İslam-içi tam bir gri alanda oturtulmuş bir yerde konumlandırıldıkları için Türk Alevilerin belki daha fazla mevki makam sahibi olması mümkünken Kürt Alevilerin çok daha zor. Alevileri de kendi içerisinde çeşitlendirerek böyle bir tasnif yapılıyor. Çok daha incelikli, çok daha katmanlı bir dışlama söz konusu. Her durumda merkezi işgal eden egemen kimliğin kendisi. O da ‘Müslüman Türk’ kimliği” ifadelerini kullandı.

    “AKP İLE BERABER CUMHURİYET İDEALİNİN İÇİ BOŞALTILDI”

    Küçük, Alevilerin ikinci 100 yıla girerken eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasinin gerçekleşmesi için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini ise şöyle anlattı:

    “Alevilerin Kürtler’den farklı olarak en trajik yönlerinden bir tanesi son 30 yıl içerisinde gerçekten demokratik mücadeleler üzerinden eşitlik talebinde bulundular ve Diyanet’in dönüşmesi ve özerkleşmesi, okullarda din eğitiminin kaldırılması gibi talepleri hep demokratik ve meşru kanallar üzerinden dile getirildi. Ama devlet özellikle son 20 senedir tam aksini yaparak gittikçe Diyanet’i güçlendirdi ve okullara zorunlu din eğitimi getirdi. AKP ile beraber o Cumhuriyet idealinin de var olan liberal anlayışının da içi boşaltıldı. Çok daha dini devlet kıvamına gelen bir dindar devlet ve dindar toplum üretme projesinin arefesinde bulunuyoruz. O yüzden bu Cumhuriyet rejimi ne kadar eski Cumhuriyet rejimi ve ne kadar devamlılığı var? AKP rejimi ile beraber ne kadar dönüştü? Bu da ayrı bir tartışma konusu.”

    “SİYASETİN DAHA GÜNCEL DAHA MİKRO ALANLARDA YAPILMASI MÜMKÜN”

    Sosyolog Doç. Dr. Bülent Küçük, “Biz geleneksel olarak var olmanın, siyasallaşmanın belirli tür formlarına aşinayız. Kürtler sokağa çıkmalı, Aleviler sokağa çıkmalı, büyük mitingler düzenlenmeli, siyasi partiler üzerinden talepler dillendirilmeli gibi politikanın geleneksel formlarını biliyoruz ama politika, çok daha gündelik bir şey de olabilir. Alevilerin bizzat kendilerinin korudukları, ortaya çıkardıkları kurumlarına sahip çıkmak üzerine olabilir. Gündelik hayatta da hiç durmaksızın bu alanları koruyarak büyütmek söz konusu olabilir. Bu krizli dönem belki de bu şekilde atlatılabilir. Siyasetin daha güncel ve daha mikro alanlarda yapılması da mümkün. Bu konuda da yaratıcı olmak lazım” diye belirtti.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerle eşit yurttaşlığı öreceğiz’-VİDEO

    ‘Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerle eşit yurttaşlığı öreceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili adayı Canan Kebenç Özkan, yok sayılan Alevi toplumuyla cumhuriyetin ikinci yüz yılında eşit yurttaşlık temelinde bir yaşam öreceklerini söyleyerek, “Cumhuriyetin ilk yüzyılı biz Aleviler  için inkar, asimilasyon ve kırım ile geçti. Asimilasyona tabi tutulduk.  Ama biz kadınlar, Aleviler, işçiler ve Kürtlere ikinci bir yüzyılı biz inşa edeceğiz” diye konuştu.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti)’nin Ege illerindeki seçim çalışmaları sürüyor.

    Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili adayları Canan Kebenç Özkan ve Erkan Gökber’in katılımıyla kentte bulunan Alevi kurumları, cemevleri ve yöre dernekleri ziyaret edildi. İlk olarak Çiğli’de bulunan Demokratik Alevi Derneği (DAD), ardından Bayraklı’da bulunan Yamanlar Cemevi’ni ziyaret eden heyet son olarak da Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği’ne gitti.

    “CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI BİZ ALEVİLER İÇİN İNKAR VE İMHA İLE GEÇTİ”

    Ziyaretlerde konuşan Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Canan Kebenç Özkan, cumhuriyetin birinci yüz yılında Alevilerin kırımlar yaşadığını hatırlatarak, cumhuriyetin ikinci yüz yılında eşit yurttaşlık temelinde bir yaşam öreceklerini söyledi. Özkan, “Cumhuriyetin ilk yüzyılında inkar, asimilasyon ve kırım geçirdik. Okula giderken ‘Alevi olduğunu söyleme’ diye tembihlenen tek bir kişi yoktur neredeyse. Bunun  hepimizin belleğinde açtığı yaranın yeri halen duruyor. Bunun eşit yurttaşlık talebi de halen sorun olarak duruyor. Alevi toplumu eşit yurttaşlık talebiyle örgütlenmeye, hak mücadelesi vermeye devam ediyor. Alevi örgütlerinin bu örgütlenmesi çok kıymetlidir. Eşit hak ve taleplerimizde var. Bunun için mücadele ediyoruz. Ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Yola çıkarken çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız dedik. Bir arada yol yürüyeceğimiz zemin var. 14 Mayıs’ta bu eşiklerden biri. Cumhuriyetin ilk yüz yılı katliamlarla geçti. Biz kadınlar, Alevilere, işçiler ve Kürtlere ikinci bir yüzyılı biz inşa edeceğiz. Yoksulluğun son bulduğu bir yaşamı inşa etmek hepimizin elinde” dedi.

    EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ, ZORUNLU DİN DERSİ, TORBA YASA

    Alevilerin sürekli ötekileştirildiğini kaydeden Özkan, Aleviler olarak devletten alacakları eşit yurttaşlık ve onurlu bir gelecek olduğunu bunun içinde mücadele edeceklerini vurgulayarak, “Cumhuriyet Alevilere gül bahçesi vaat etmedi. Bütün halkların, inançların eşit yurttaşlığa olan inancıyla yola çıktık. Aleviler eşit yurttaşlık hakkından faydalanamıyor, kamudan eleniyor. KHK süreci de bizler için böyle gelişti. Zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda karşılık bulamadık ve bu mücadeleyi yürütmeye devam edeceğiz. Torba kanunla Alevilik kültüre indirgendi, Alevilerle tartışılmadan gündeme alındı. Devlet Alevileri tanımlayamaz. Dedelere maaş bağlanması Alevi toplumun kazanımlarını gasp etmektir. Mücadeleye omuz omuza yükseltmenin, karanlığı delmenin yolunu arayacağız” dedi.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • PSAKD Başkanı Erçe: Cumhuriyetin ikinci yüzyılına güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz

    PSAKD Başkanı Erçe: Cumhuriyetin ikinci yüzyılına güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz

    PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Gezilerimiz, devletin yarattığı bilgi kirliliğini, anti propagandasını kırmak açısından etkili oldu. Aleviler olarak Cumhuriyetin birinci yüzyılında uğradığımız katliamları, haksızlıkları Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamak istemiyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken de güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz” dedi.

    Cemevlerine ilişkin yürürlüğe konulan torba yasanın geri çekilmesi için Aleviler çalışmalarını sürdürüyor. Alevi kurumlarının ortak kararı ile Anadolu’nun dört bir yanında halk toplantıları yapılıyor. Alevi kurumları 25 Aralık’ta ise İstanbul’da Büyük Alevi Kurultayı gerçekleştirecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yaptıkları toplantılara ve 25 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirecekleri kurultaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “DEVLETİN YARATTIĞI BİLGİ KİRLİLİĞİNİ, ANTİ PROPAGANDASINI KIRDIK”

    Gezilerin sahada toplumla, kurumlarla buluşmalarına, onlarla yüz yüze gelip fikir alışverişinde bulunmalarına olumlu yönde katkı yaptığını belirten Erçe, şunları dile getirdi:

    “Meseleleri, sorunları bizzat yerinde dinlemek oldukça yararlı oldu. Devletin yarattığı bilgi kirliliğini, anti propagandasını kırmak açısından da etkili oldu. Çünkü bakanlık hızlı bir şekilde Alevi köy muhtarlarına, bir takım cemevlerine, derneklere ulaşarak çıkarılan yasanın Alevilik için önemli olduğunu pompalıyor. Bu yanlış kanaati de ortadan kaldıracak bir durum söz konusu oldu. Toplantılarımıza köy muhtarlarının katılımı çok değerliydi. Onlar aracılığıyla köylere ulaşmak çok önemli oldu bizim için. Alevi kurumları kendi tabanları ile yakın bir temas kurarak anlatma şansı yakaladı yaptığımız gezilerde.”

    “TOPLANTILARIMIZA KATILIM ÇOK İYİYDİ”

    Toplantılarına katılımın çok iyi olduğunu oldukça kalabalık kitlelerin katıldığını söyleyen Erçe, “Özellikle İç Anadolu ve Doğu bölgelerinde kış geldiği zaman köyler boşalır, biliyorsunuz orada yaşayanlar büyük şehirlere giderler. Endişeliydik, acaba katılım az olur mu diye ama öyle olmadı. Salonlar doldu. Amasya, Sivas, Varto, Malatya birçok yerde katılımlar çok iyiydi. Derdimizi, meramımızı anlatabildik. Oradaki canları dinledik, yorumlarını aldık, önerilerini toparladık. Bu topladığımız bilgilerle, önerilerle 25 Aralık’taki büyük kurultayımızı gerçekleştireceğiz” dedi.

    “DEMOKRASİDEN, EMEKTEN, BARIŞTAN YANA OLAN TÜM KESİMLERİ KURULTAYIMIZA BEKLİYORUZ”

    Yapılacak kurultaya ilişkin bilgi de veren Cuma Erçe, son olarak şunları aktardı:

    “Yaptığımız geziler 25 Aralık’tan sonra da devam edecek. Önümüzde Maraş Katliamı var. Katliam’da yaşamını yitirenleri anmak için Maraş’ta olacağız. Ertesi gün de İstanbul’a kurultaya geleceğiz. Kurultaya kadar dernekleri, cemevlerini gezmeye devam edeceğiz. Sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere, sanat camiasına, yöre derneklerine her kesime çağrı yapıyoruz. Kurultayın ana gövdesini Aleviler ve yol önderleri oluşturacak. Demokrasiden, emekten, barıştan yana olan tüm kesimleri kurultayımıza bekliyoruz. Kurultayımızı yaptıktan sonra gezilerimiz bu sıklıkla olmasa da devam edecek. Gidemediğimiz, ulaşamadığımız yerlere yoğunlaşacağız.

    “KURTULUŞ SADECE ALEVİLERİN TALEPLERİNİN KARŞILANMASI İLE OLMAYACAK”

    Biz Aleviler olarak Cumhuriyetin birinci yüzyılında uğradığımız katliamları, haksızlıkları Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamak istemiyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken de güçlü bir deklarasyonla girmek istiyoruz. Bizler eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Laik, demokratik, barış ve emek eksenli mesajlar vermek istiyoruz. Kurtuluş sadece Alevilerin taleplerinin karşılanması ile olmayacak. Yaşadığımız süreçte hepimizin midesini bulandıran bebek yaşta çocuklara yapılan tacizlerin, tecavüzlerin ortadan kalkmadığı bir Türkiye’de, Aleviler haklarını alsa ne olur, neye yarar? Bir tarafta savaş devam ediyorken bir tarafta yoksulluk, açlık, sefalet sürüyorken zorunlu din dersleri kaldırılsın, Diyanet kapatılsın demekle sınırlı bir durum değil. Laik ve demokratik bir ülke talebimizi öne çıkarmak, eşit yurttaşlık talebimizi öne çıkarmak durumundayız. Tabii ki diğer taleplerimiz bizim kırmızı çizgimizdir, vazgeçilmezimizdir ama sadece toplumun bir kesimini değil tamamını ilgilendiren meseleleri konuşmak ve deklarasyonunuza yansıtmak durumundayız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA