Etiket: DAD Ankara Şubesi

  • DAD Ankara Şubesi, Hakk’a yürüyüşünün 17. yılında Fırik Dedeyi unutmadı

    DAD Ankara Şubesi, Hakk’a yürüyüşünün 17. yılında Fırik Dedeyi unutmadı

    PİRHA-Hakk’a yürüyüşünün 17’nci yıldönümünde Derviş Cemal Ocağı’ndan Firik Dedeyi yazılı bir açıklama ile anan DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, oğlu Behzat Firik’in katledilmesi nedeniyle Firik Dedenin gözyaşının hiç dinmediğini, hiç konuşmadığını hatırlattı. Açıklamada “Hakk’a yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” denildi. 

    Dersim Ovacık’ta 10 Temmuz 2007’de Hakk’a yürüyen Firik Dede unutulmadı. Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Seyfi Firik Dede, yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yoluna, ritüellere ve öğretisine göre yaşadı.

    Oğlu Behzat Firik’in 1980’de işkence edilip ‘Kulaksız’ lakaplı emekli Piyade Albay Aytekin İçmez tarafından yakılması nedeniyle hayatı boyunca yas tuttu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, sözlü geleneğin son temsilcilerinden Firik Dede için yazılı bir açıklama yayınladı.

    “ACISI DA GÖZYAŞLARI DA HİÇ DİNMEDİ”

    Açıklamada, Firik Dede’nin gözyaşlarının hiç dinmediğine dikkat çekildi. Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Dersim Ovacık’ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Derviş Cemal pirlerinden Fırik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında, 106 yaşında hakka yürüdü. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak Kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan Behzat Firik’in de babasıdır. O günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan Firik Dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı.

    “BAŞIMIZA GELENİ SORMA OĞUL, BİR KARANLIK DÖNEMDİ”

    Bütün ziyaretler ve diyarlar bize küstüler…

    Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Yaşadığımız harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellâda kılavuz olma halimizi evliyalarımızda kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi. Bil ki oğul bütün karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur.

    “DERSİM’İN TILSIMINI BİZ BOZDUK OĞUL VE BEDELİNİ AĞIR ÖDEDİK”

    Bilir misin oğul toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Dersim’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımızsa mazlumun sığınma evleriydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük sonrada yol ve erkânı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersimin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik şimdi anlıyor musun neden küstüğümü!”

    Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır. Aşk ile.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikasının devamıdır

    DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikasının devamıdır

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan DAD Ankara Şubesi, “Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’dır. Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir”dedi.

    17-20 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    “DEVLET, MALATYA’DA SİVİŞ FAŞİSTLERİ ÖRGÜTLEYEREK KATLİAM GERÇEKLEŞTİRDİ”

    Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı olduğu belirtilen açıklamada, “Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir. Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya, etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur. Malatya Katliamı’nın tarihçesine bakıldığında kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlamışlardır. Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak; Kürtleri, Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş yavaş yayılmıştır. Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır” denildi.

    “MALATYA KATLİAMI, DEVLETİN YILLARDIR SİSTEMATİK OLARAK UYGULADIĞI POLİTİKALARIN DEVAMIDIR”

    Kışkırtmalar sonrasında Alevi mahallelerinin ve evlerinin tespit edilip bazı evlerin işaretlendiği ifade edilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır. 18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın akın insanlar gelmeye başlamış toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    “İntikam” yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde iş yerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir. 20 Nisan 1978 akşamına kadar süren bu saldırılarda sekiz can katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere 100 can yaralanmış. 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere toplam 960 işyeri, konut ve araç tahrip edilmiştir.

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri, işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutularak, sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır. Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya Katliamı’nın 46. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.

    PİRHA/ANKARA

  • Cemevlerine saldırı davasında saldırganın avukatları: Cemevleri ibadethane değil

    Cemevlerine saldırı davasında saldırganın avukatları: Cemevleri ibadethane değil

    PİRHA-Dört Alevi kurumuna/cemevine 30 Temmuz 2022’de Ahmet Ozan Karaca tarafından yapılan saldırıların ardından açılan dava dosyasının ikinci duruşması bugün görüldü. Saldırgan Ahmet Ozan Karaca, kendisinin mehdi olduğunu, Allah tarafından görevlendirildiğini savundu. Saldırganın avukatları ise “Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil” iddiasında bulundular. Cemevleri avukatları da sanığın ilişkide olduğu herkesin ve ailesinin dinlenmesi gerektiğini belirttiler. 

    Ankara’da bulunan Ana Fatma Cemevi, Şah-ı Merdan Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yönelik geçen yıl Muharrem Orucu’nun ilk günü olan 30 Temmuz 2022’de saldırı yapılmış ve olayla ilgili 3 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 3 kişiden 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca tutuklanmıştı.

    Saldırıların ardından açılan davanın ikinci duruşması bugün Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Alevi kurum başkanları ve yöneticileri başta olmak üzere çok sayıda demokratik kitle örgütü, Ankara Barosu, siyasi parti temsilcileri ve BM gözlemci katıldı. Avukatların bir önceki duruşmada duruşmaların büyük salonda yapılması talebi kabul edildi.

    ATK, SALDIRGAN HAKKINDA “AKLİ DENGESİ YERİNDEDİR” RAPORU VERDİ

    Saldırgan Ahmet Ozan Karaca hakkında açılan davanın 30 Ocak’ta görülen ilk duruşmasında Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK), Karaca’nın akli dengesinin yerinde olup olmadığına ilişkin rapor talep etmişti. ATK, Karaca’nın “akli dengesinin yerinde olduğuna” oy birliğiyle karar verdi. Kurumun hazırladığı rapor dava dosyasına eklendi.

    Bir önceki duruşmada avukatların reddi hakim talebinin reddedildiği açıklandı.

    Duruşma kimlik tespitiyle başladı. Sanık Ahmet Ozan Karaca salona getirilmedi. Sincan Cezaevi’nden segbisle bağlandı. Tutuksuz yargılanan iki sanık Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül bulundukları ilden segbisle bağlandı. Ardından sanıkların savunmalarına geçildi.

    “BEN MEHDİYİM, ALLAH TARAFINDAN GÖREVLENDİRİLDİM”

    Sanık Ahmet Ozan Karaca savunmasında, “Ben suçu işlediğimde akıl sağlığım yerinde değildi. Psikolojik sorunlarım var. Cemevleriyle ilgili kötü şeyler duyuyordum. Allah tarafından bana görev verildi ve gidip saldırdım. Değişik psikolojik süreç yaşıyordum. Tarihle ilgili şeyler okuyorum. Biri bana 3 arsa verdi. Bu arsaları araştırırken 15 Temmuz’da savaşlar, melekler vs aklıma geliyordu. Kendimi mehdi sanıyordum. 15 Temmuz’da sela okununca gaza geldim. Sürekli beynim bunlarla meşgul. Herkesi kendimce teste sokuyordum. Allah’ın askerlerini toplamaya çalıştım. İzmir’e, Eskişehir’e gidip, Baver’e (Baver Gül) cemevlerine saldıralım dedim. O da saçmalama dedi, kabul etmedi. Eskişehir’e giderken yolda cemevlerine saldırma kararı aldım. Eskişehir’de cemevi aradım ama bulamadım. Sonra Ankara’ya geldim. Bir derneğin önünde sosyalizm vs yazıyordu ona saldırdım. Sonra telefondan cemevleri yazdım. Önüme çıkan yerlere bu saldırıları yaptım. Mehdi olduğum için sosyalistleri sevmiyorum. Din düşmanı onlar. Ben hiçbir inanca saygısızlık etmedim. Kimsenin inancı beni ilgilendirmez. Benim sevgilim de Alevi. Onu ömrüm boyunca seveceğim. Benim hiçbir suçum yok. Herkesin inancına saygılıyım. Herkesten özür dilerim. Pişmanım. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum” dedi.
    Ardından avukatlar sanık Karaca’ya sorularını yöneltti.

    “CEMEVLERİNİ KÖTÜLEYEN AKRABALARIM VAR “

    Avukat Ebru Aybak sanık Ahmet Ozan Karaca’ya neden saldırıdan önce Çeşme’ye gittiğini, orada bir sorun yaşayıp yaşamadığını, orada cemaat ya da tarikatlarla görüşüp görüşmediğini, saldırının öncesinde İstanbul’a da neden gittiğini sordu.

    Sanık ise, emlakçılık yaptığını, iş nedeniyle bu illere gittiğini, tarikat ve cemaatlerle görüşmediğini iddia etti. Avukat Aybak, sanık Ahmet Ozan Karaca’ya telefon aramalarında Çeşme’de bulunan cemevlerini neden aradığını, sanık Çağdaş Can Bardakçı’nın kendisine belirli aralıklarla neden para yolladığını, kendisine cemevlerini kötüleyenlerin kim olduğunu sordu.

    Sanık Karaca da cevap olarak Çeşme’de korsan taksicilik yaptığını, telefondaki aramalardan haberinin olmadığını, Çağdaş’ın arkadaşı olduğu için küçük miktarlar kendisine gönderdiğini, cemevlerini kötüleyenlerin ise akrabaları olduğunu söyledi.

    “İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU’NUN PKK’YE KARŞI SÖYLEMLERİNDEN ETKİLENDİM”

    Avukat Deniz Aydın ise sanık Ahmet Ozan Karaca’ya Eskişehir’de cemevi olmasına rağmen neden Ankara’ya geldiğini, kendisini yönlendiren biri olup olmadığını, Ferhat Encü ve Haşim Kaplan’ı neden Google da arttığını sordu. Sanık ise saldırıyı tek başına yaptığını, Eskişehir’de cemevi bulamadığını o yüzden Ankara’ya geldiğini, hiçbir tarikatla cemaatle bağının olmadığını, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun PKK’ye karşı söylemlerinden etkilendiğini ve bu kişileri arattığını, PKK’ye karşı savaşması gerektiğini düşündüğünü belirtti.

    “UYUŞTURUCU KULLANIYORUM”

    Diğer avukatlar ise uyuşturucu kullanıp kullanmadığını, kısa süre içerisinde bu saldırıları nasıl tek başına yaptığını, İstanbul’da da bir saldırı olacağından haberi olup olmadığını, Gökçebel Köy Derneği Google’da görünmüyor burayı nasıl bulduğunu sordular.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca, uyuşturucu kullandığını, rastgele saldırı yerlerini seçtiğini ve gittiğini, İstanbul’da yapılan saldırılarla ilgisi olmadığını öne sürdü.

    SANIK BAVER GÜL: SALDIRILARLA İLGİLİ BİLGİM VE İLGİM YOK

    Sanık Baver Gül ise savunmasında, “Bu kişi ile görüşmüyorduk. Bizi engellemişti. Sonra bir anda amcam beni öldürecek bana boş ev lazım dedi arayarak. Sonra yanıma geldi. Çağdaş’ı da alıp Eskişehir’e gittik. Sonra gece 4,5 gibi evden kaçtı gitti haberim yok. Bir gün sonra olayı öğrendim. İfade vermek için Ankara’ya geliyordum. Yolda polisler aldı. Ahmet Ozan Karaca ‘bana büyü yapıldı’ diyordu. Sağlıklı değildi. Benim saldırılarla ilgili bilgim ve ilgim yok. Beraatimi istiyorum” dedi.

    SANIK ÇAĞDAŞ CAN BARDAKÇI: OLAYI ERTESİ GÜN ÖĞRENDİM

    Sanık Çağdaş Can Bardakçı da savunmasında, “Ben mağdurum. Suçlamaları kabul etmiyorum. Benim ilgim yok. Ben Eskişehir’de üniversiteyi okudum zaten orayla hep bağım var. Ben giderken Baver de benimle geldi. Gezeriz, takılırız diye geldi. Biz çocukluk arkadaşıyız. Ozan’la görüşmüyorduk. Baver aradı Ozan da gelecek dedi. Şaşırdık. Garip tavırları vardı zaten. Ozan sabaha doğru evden gitmiş. Sonra olayı öğrendik. Daha sonra emniyetten gelip beni aldılar ve Ankara’ya getirdiler. Beraatimi istiyorum” dedi.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE DEĞİL, KANUNEN İNANÇLARA YÖNELİK SALDIRI YAPILMAMIŞTIR”

    Ardından sanık avukatları söz alarak savunmalarını yaptı. Avukatlar, “Müvekkillerim Çağdaş ve Baver bu dosyaya nasıl girdi anlamadık. Mağdur durumdalar. Olaylarla hiçbir ilgileri yok. Buna dair bir delil de yok. Beraatlerini istiyoruz. Özdemir bey (Özdemir Özdemir) tehdit ederek konuştu. Üzüldük. Konu hukuk çerçevesinde değerlendirilmeli. Karaca’nın çok ciddi psikolojik sorunları var. Burada sanki her şey kurguymuş gibi konuşuluyor. Şehir hastanesinde 3 hafta kaldı müvekkilim. Oradaki doktorları zan altında bırakamayız. ATK müvekkilimle 10 dakika görüşmüş ve rapor vermiş. Çelişki varsa başka bir rapor daha alınmalıdır. Bu dava bir an önce sonuçlandırılmalıdır. Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil. Mala zarar verme suçu işlenmiştir sadece. Dosyayı genişletmenin anlamı yoktur. Müvekkilim ceza alsa bile yattığı süre göz önüne alındığında serbest bırakılmalıdır. Tahliyesini ve beraatini istiyoruz” dedi.

    “MAHKEMENİN YURTTAŞLARINI KORUMASINI İSTİYORUZ”

    DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Şikayetimiz devam ediyor. Bu saldırının arkasında kimler varsa açığa çıkarılmalıdır. Geçmişten bugüne Aleviler hep saldırıya uğradı. Biz mahkemeden, devletten yurttaşların korumasını istiyoruz. Çorum, Maraş, Sivas katliamlarını yaşadık. Bu davanın da onlar gibi düşürülmesini istemiyoruz” vurgusunu yaptı.

    “BU DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Şah-ı Merdan Cemevi Başkanı Kazım Erbektaş ise, “Bu saldırının arkasında başkaları var. Deli rolü yapmaya çalışıyor. İnanmıyoruz. Bu davanın peşini bırakmayacağız. Buna göz yumulursa saldırıların devamı gelir. Şikayetçiyiz” dedi.

    “DELİYİM DİYEREK TAHLİYE İSTİYOR, BİZİM DE DELİLERİMİZ VAR ÇIKARSA NE YAPARLAR BİLMEM”

    Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir de, “Sanık deliyim diyerek tahliye istiyor. Zaten deli de değilmiş. Ama bizim delilerimiz var. Bu adam çıkarsa ne yaparlar bilmem. Şehir hastanesinde bu kişiye kim bu raporu verdiyse o doktorlar hakkında işlem yapılmalı. Bu kişinin Çeşme’de görüştüğü kişiler dinlenmeli. Kimler bunlar? Bir de polisle görüştüğünü söylüyor, o kimdir? Her şey ortaya çıkarılmalıdır. Bu şahıs sekreterimizi bıçakladı. Bundan yargılanmalı” dedi.

    “DELİLLER TAM OLARAK TOPLANMAMIŞ, EYLEMLER ŞİDDET İÇERİYOR”

    Ardından cemevlerinin avukatları söz aldı. Avukatlar şunları dile getirdi:

    “Efe adlı şahsın telefonun incelenmesini istiyoruz. Sanık Baver Gül’ün ve Çağdaş Bardakçı’nın emniyet müdürlüğü ile bir görüşmeleri söz konusu. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne bu görüşmelerinin sorulmasını istiyoruz. Aynı zamanda Çeşme’deki otoparkın sahiplerinin de dinlenmesini ve korsan taksicilik yapıp yapmadıklarının sorulmasını, Karaca’nın Polatlı’da kaldığı otelin kayıtlarının istenmesini ve kaydını tutmayan resepsiyonistin tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Eskişehir’de bulunan cemevlerinin o tarihlerdeki güvenlik kameralarının incelenmesini istiyoruz. Yargılama gerekçesinde nefret suçu da eklenmeli. Eylem şiddet içeriyor. Ayrıca deliller tam olarak toplanmamış durumda. Sanık Karaca, İngiltere numaralı bir telefonla da sık sık görüşüyor. Birden fazla telefonu var şahsın. Bunların araştırılmasını istiyoruz. Sanıkların tüm telefonlarının olaydan geriye doğru en az 6 aylık sürecinin baz incelemeleri yapılmalı. Bilirkişiye inceletilip raporlaştırılmalı. Karaca’nın ailesinin dinlenmesini istiyoruz.”

    Bir sonraki duruşma 22 Mart 2023 saat 10.00’a ertelendi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ankara Şubesi/ Ana Fatma Cemevinden 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine çağrı

    DAD Ankara Şubesi/ Ana Fatma Cemevinden 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine çağrı

    PİRHA- Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Ankara Emek Ve Demokrasi Güçleri’nin yapacağı 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine katılım çağrısı yaptı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla perşembe günü saat 17:00’de Anıtpark’da miting yapacak.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Ankara Emek Ve Demokrasi Güçleri’nin yapacağı 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine katılım çağrısı yaptı.

    1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olduğu belirtilen çağrıda, savaşı kutsayan sömürgecilere karşı birlikte direnmek gerektiğine vurgu yapılarak, barıştan yana olan tüm kesimler mitinge davet edildi.

    “TÜM İNSANLIĞIN TALEBİ OLAN BARIŞI DİLE GETİRMEK İÇİN ALANDA OLACAĞIZ”

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Nesimi Çimen’in bir dörtlüğüyle başladığı çağrı metninde şu ifadelere yer verdi:

    “Dostluklar kurulsun, insanlar gülsün

    Barış güvercini uçsun dünyada

    Yok olsun kötülük, düşmanlık ölsün

    Barış güvercini uçsun dünyada”

    İnsanlığın büyük bedeller verdiği II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak ilan edilmiştir. Reya Heq Alevileri olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır. Zulme karşı direniş Şah Hüseyin’in boyun eğmeyen zamana ikrarlı direncidir.

    1 Eylül Dünya Barış Günü’dür ve savaşı kutsayan sömürgeci zulümkarlara karşı birlikte direncin zamandır.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri bileşeni olarak yarın 1 Eylül 2022 Perşembe günü saat:17:00’de Anıtpark’da tüm insanlığın talebi olan barışı dile getirmek için alanda olacağız.  Tüm canlarımızı bekliyoruz.

    Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ankara Şubesi: Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir

    DAD Ankara Şubesi: Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Gazi Katliamı’nın 27. yıldönümünde yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir unutmak ihanettir” denildi.

    Türkiye’nin en karanlık dönemleri olarak kabul edilen 90’lı yılların olaylarından biri de Gazi Katliamı. 27 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumlular hala cezalandırılmadı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Gazi Katliamı’nın 27. yıldönümünde yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bundan 27 yıl önce Kürtlerin Alevilerin yoğun yaşadığı, aynı zamanda devrimci demokratların siyasi politik faaliyet yürüttüğü, gecekondu yerleşim bölgesi olan Gazi Mahallesinde devletin baskı zulüm ve katliamcı politikaları bir kez daha yüzünü gösterdi” denildi.

    “GAZİ MAHALLESİ’NDE DEVLETİN KATLİAMCI POLİTİKALARI BİR KEZ DAHA YÜZÜNÜ GÖSTERDİ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi: “12 Mart 1995’te bir kahvehanenin taranmasıyla Alevi dedesi olan Halil Kaya katledilirken, yaklaşık 30 kişi de yaralanmıştı. Buradan başlayan provokasyon, Gazi’deki olayları ateşlemişti. Buradaki amaç geçmişte Çorum’da, Maraş’ta, Malatya’da olduğu gibi Alevi Sünni çatışması yaratmak, Alevileri Kürtleri, sindirmek, katletmek ve göz dağı vermekti. Gazi ve Ümraniye’de yaklaşık olarak beş gün süren saldırıda 23 canımız katledildi, 600 kişi yaralandı. Devlet Güvenliğinin üst düzeyde olduğu Gazi Mahallesi gibi bir yerde kahvehaneyi tarayanlar bulunamamıştır. Daha sonrasında uzun namlulu silahlarla cenazeye katılan kitlenin üzerine ateş açanlar, bu emri verenler ne hikmetse tespit edilememiş, sadece toplam 20 polise dava açılmıştır.

    Dava güvenlik gerekçesiyle 1200 km uzaklıktaki Trabzon’a taşınmıştır. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinde basit bir cinayet davası olarak görülen davada 20 sanıktan 18 tanesi tahliye olmuş, sadece iki polis ceza almıştı. Sekiz yıl süren davada ceza alan polislerin de aldıkları ceza affedilmiş, iki yıl kadar süren hapisten sonra görevlerine geri dönmüşlerdir. İç hukukta üstü kapatılan dava, AİHM’e taşınmış, orada da dava seyrinin yavaş ilerlediği, sorumluların uygun ve yeterli soruşturma yapmadığı, cezaların hafif olduğu gibi gerekçelerle her ölüm için para cezasıyla bitirilmiştir. Gazi katliamı da Dersim, Ortaca, Maraş, Malatya, Sivas ve Çorum katliamları gibi hukuken takibi mümkün değildir, dosyaları kapanmıştır. Fakat İnsan katletmenin, can almanın zaman aşımı olmaz. Cumhuriyet dönemindeki  Koçgiri’den Gazi’ye kadar tüm katliamların gerçek suçluları, katliamı organize eden devlet zihniyeti açığa çıkarılmalı, Tarih önünde İnsanlığa hesap vermelidir. Katliamın 27. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı- VİDEO

    DAD Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube ve Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı’nın 40.’ncı yıl dönümünde anma gerçekleştirdi.

    DAD Ankara ve Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı paneli gerçekleştirdi. Dönemin katliam tanıkları, Yazar Özcan Öğüt, Veli Saçılık  ve Hüseyin Gevher’in panelist olduğu söyleşiye Alevi kurum ve siyasi parti yöneticilerinin yanı sıra birçok yurttaş katıldı.

    PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin gülbenginden sonra açılış konuşmasını gerçekleştiren DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi eş başkanı Hasan Altun, “Maraş’ta Muaviye’nin günümüzdeki zihniyetinin MHP’li faşist selefi çetelerce vahşice planlı programlı bir katliam yaşatılmıştır. Katliamlarla yüzleşilmediği, araştırılmadığı sürece yine katliamların önüne geçilemez. Zaman sahipsiz değildir hak ve hakikat ışığında Maraş özelinde hakka yürüyen cümle canları bir kez daha sevgi ile anarken katilleri, koruyucuları ve onları yönlendiren faşist zihniyeti nefretle kınıyor, unutmadık, unutturmayacağız diyoruz” diye konuştu.

    “KATLİAMI YAPANLAR, ORADA BİR ARADA YAŞADIKLARI MARAŞLILARDI”

    Panelistlerden ilk olarak söz alan Yazar Özcan Öğüt, “Maraş’ta Kürt dediğiniz zaman insanların aklına Alevi gelir. Sünni dediğiniz zaman insanların aklına Türk gelir. Yani o dönem Maraş merkezde etnik ve dini anlamdaki bu zıt kimlikler bir arada yaşamaya başlayan bir sürece girmişlerdi.”

    Öğüt, bu zıt kimliklerin bir arada yaşama sürecinde siyasal ve ekonomik faktörlerin katliamı tetiklediğinin altını çizerek, “Özellikle Pazarcık’ın zamanında bataklık olup günümüzde ovaya dönüşen köylerinden Maraş kent merkezine “gelen bazı Aleviler” bu verimli topraklarının ticarette ekonomik avantajını yaşadılar. Düne kadar horlanan, inanç bağlamında da hiçbir şekilde kabullenilmeyen insanların sermaye de kendilerini rakip olduğu gören ve bundan rahatsız olan yerli ve milli bir Maraş sermayesi vardı. Orada yine araştırdığımızda görüyoruz ki, Amerika’nın ikinci kâtibi Alexander Peck Maraş’ta bazı sağcı iş adamlarıyla ve o zamanın faşist partisinden kişilerle bazı görüşmeler gerçekleştiriyor. Maraş katliamı ile ilgili dava sonucunda 1300 sayfanın üzerinde gerekçeli hükme baktığımızda oradaki tanıkların açıklamaları; şu an kapatılmaya çalışılan, kaşımayın denilen birçok şeyin nedenini anlamamıza yardımcı oluyor. Maraş Katliamında yargılanan 804 sanık Türkiye’nin en kalabalık sanıklı davasının sonucunda idam ve müebbet alanlar dahil hepsinin cezasız kaldığını, hatta ödüllendirildiklerini görüyoruz.” sözleriyle yaşananları özetledi.

    “MARAŞ KERBELA’NIN GÜNCELLENMİŞ HALİDİR”

    “Maraş’ta Karamaraş gibi Alevilerin yoğun yaşadığı bazı mahallelerde Yolboyu Köyü muhtarı Mehmet Mengücek öncülüğünde bir direniş başladı. Maraş’ta Alevi yoğun mahallelerde bu direniş olmasaydı, katledilen insanların sayısı çok daha fazla olurdu. Maraş’ta hayatta kalmayı başaran birçok Alevi hayatını Mehmet Mengücek’e ve onunla beraber direnip katledilen yoldaşlarına borçludur.” diyen Öğüt, birkaç saatte Kıbrıs’a çıkartma yapabilen Ordu Maraş’a ancak günler sonra cesetleri toplamaya gelebilmiştir. Ana karnındaki ceninden, 80 yaşındaki nineye kadar Alevilerin kitlesel olarak hedef alınıp hunharca katledildiği, bu toprakların gördüğü gelmiş geçmiş en kanlı katliamlardan biri olan Maraş Katliamı Kerbela’nın güncellenmiş hali’ olduğunu ifade etti.

    Öğüt sözlerine şöyle devam etti: “Dava tutanaklarına baktığımızda bu katliamda yaşamını yitirenlerin çok acı öyküleri var. Bunların en yürek yaralayanlarından birisi; Başlarında Cuma Y’nin bulunduğu bir grup saldırgan 80 yaşında bir gözü sağlam diğer gözü çok hafif gören Cennet Çimen’in evine yönelmişler. Faşist saldırganlar yaşlı kadın Cennet Çimen’i evinin içinden “gel nene, gel nene” diye dışarı çıkarmışlar, bu yaşlı ninenin ‘beni kurtarın’ diye feryatlarına aldırmayarak ayaklarından sürükleyerek yakındaki helâ çukurunun oraya getirmişler. Orada Cuma Y. bu yaşlı kadının az gören gözünü tornavida ile oymuş diğer saldırganlar da silah sıkarak Cennet Çimen’i orada katletmişler. Gözü dönmüş katiller bununla da yetinmeyerek öldürdükleri Cennet Çimen’i baş aşağı helâ çukuruna atmışlar ve üzerine bir at arabasını devirmişler.”

    “8 aylık hamile Esma Suna’nın başına gelenler de yürekleri parçalar. Esma Suna’nın doğumuna az kalmıştır. Saldırganlar Suna ailesinin evini silahlarla ateş altına alırlar, evin içine patlayıcı madde ve benzinli paçavralar atarlar. Sonra evin kapılarını kazma ve baltalarla kırarak içeriye giren faşistler, evde bulanan Fidan, Ali, Fikri ve Mehmet Suna ile Musa Funda’yı kurşuna dizerler. Fazlı ile Elif Suna da sopa ve satırlarla ağır yaralanır ve öldü diye bırakılır. Esma Suna, “Kocamı, kardeşlerimi öldürdünüz bari beni öldürmeyin hamileyim” diye yalvarır. Sopa ve satır ve şiş darbelerinden o da nasibini alır. Karnındaki bebeği kurtarmak için can havliyle sokağa fırlar. Ancak arkasından bu kez ateş ederek Esma’yı yere düşürürler. Öldü sanılarak bırakılır. Bir komşusu Esma gelini sırtlayarak devlet hastanesine götürmeyi başarır. Doktorlar Esma’nın yaralarının ağır olduğunu görür ve “Bari bebeği kurtaralım” diye sezaryenle bebeği çıkartırlar. Operasyon sırasında doktorlar gözyaşlarını tutamaz. Zira annesinin karnına aldığı darbeler nedeniyle bebek de annesi gibi ölmüştür”

     

    “ALEVİLERİN İŞ YERLERİ TALAN EDİLDİ”

    HDP İl Eş Başkanı Hüseyin Gevher de 12 Mart sonrası 74-80 Aralık’da bir devrimci dalganın geliştiğini özellikle 77 sonlarına kadar çığ gibi gelişen toplumsallaşan bir özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin olduğunu kaydetti.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Kara Maraş Yürük Selim Mahallesi’nde Kürt Alevi kimliği olanların baskın nüfusta olduğunu ve orada devrimcilerin rahat çalışabileceğini kaydeden Gevher, mücadelenin bu iki mahallede kitleselleşmesi her zaman bu iki mahalleyi hedef tahtası haline getirdiğini belirtti.

    Gevher, sözlerine şöyle devam etti:

    “3 Nisan 1978 tarihinde Yörük Selim Mahallesi’nde eli silahlı yüzleri maskeli kişiler tarafından basılır. 16 Nisan’da 27 kişinin gözaltına alınması ile birlikte Türk Yıldırım kumandaları diye bilinen bir örgüt açığa çıkarır bildiğimiz gibi o dönemde Gladyo yapılanmaları her gün irili ufaklı katliamlar gerçekleştirdiler. Ama en kitlesel katliamlardan biri olan Kahramanmaraş Katliamı’nı da koşulların oluşturmak için işte büyük ölçüde bu Türk  Yıldırım  kumandaları diye bilinen Gladyo yapılanması toplumu terörize  etmeye çalışır. Sağda solda bombalar patladı bir 19 Aralık’ta toplu katliama yol açmak için bir bakıma çağrının örgütlendiği, propaganda yapıldığı bir film oynatılmaktadır çiçek sinemasında. Orada ses bombası patlamış hafif yaralanan olmuş, o bahane edilerek sokağa taşan orada bulunan kitle ve önceden hazırlanmış faşist çeteler saldırganlar devletin hiçbir müdahalesi olmadan en yakınındaki solcu diye bildikleri kurumlar başta olmak üzere Alevilerin iş yerleri  oraları talan etmişler yakıp yıkmışlardır. İki gün sonra ise sürekli tehdit edilen Türkler Üyesi Mustafa Yüzbaşıoğlu ve Hacı Çolak iki öğretmen katledilmişlerdir. Maraş Katliamı denince Maraş’ta hem Katliam hem de devrimci direniş vardır.”

    “19 ARALIK KATLİAMINDA KOLUM KOPTU”

    Sosyolog Veli Saçılık ise 19 Aralık cezaevi operasyonlarına değindi. Türkiye’de iktidara itiraz eden  aydınlardan, sanatçılardan, devrimcilerden, Kürtlerden, Alevilerden neredeyse hepsinin cezaevi ile tanıştığının belirten Saçılık, “80 sonrasına bakıldığında Diyarbakır ve Mamak Cezaevi’nin işkence ve direnişiyle anıldığını belirtti. Saçılık, Devletin cezaevlerinde bir amacı var. Bir kişiyi özgürlüğünden mahrum etmek değil, toplumu teslim almak, toplumu tek tip insana dönüştürmek, biat ettirmek ve itiraz etmez hale getirmek. 19 Aralık’a giden yolda esasında bu hedefin bir parçasıdır. 19 Aralık’ta gerçekleştirdikleri katliam temelinde hücre tipi cezaevi  vardır. 19 Aralık’a gelmeden önce Ulucanlar’da 10 devrimci katledildi,  dedi.

    “HÜKÜMET, TALEPLERE 10 DEVRİMCİYİ KATLEDEREK CEVAP VERDİ”

    “19 Aralık katliamı döneminde Ecevit, Anavatan ve MHP hükümeti vardır. Devletin buna 26 Eylül 1999 tarihinde 10 devrimci tutsağı katletmekle cevap verdi” diye vurgulayan Saçılık katliamın göz göre geldiğini hatırlattı. Saçılık, “Devlet görevlileri sanki bir yalan makinası gibi sürekli yalan uyduran bir makine gibi çalıştığını gördüm. Müdahale edilmeseydi kaçacaklardı, şu silahlar çıktı, bu silahlar çıktı, biz çok yalan uydurdular. Ardından benim yaşadığım 5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Cezaevi saldırısında hani isyan mı vardı, açlık grevi mi vardı hayır hiçbir şey yoktu. Sabah ranzam da oturuyordum ben diğer arkadaşlarım da öyle. Bolu kumanda Tugayı getirmişler içeriye daldılar, içeriye gaz bombası, ses bombası, her türlü delici kesici silah her şeyle saldırdılar ve gün boyu süren ve onların katliam girişimi, bizim direnişimizden sonra bizi sıkıştırdıkları küçücük 20 metre karelik bir yerde 61 kişiye içeriye buldozerle daldılar o sırada benim kolum koptu ve onlarca arkadaşım orada yaralandı” diye sözlerine ekledi.

    Gülseren Kılıç ve Mustafa Karabudak’ın Maraş üzerine söylediği ağıttan ve lokmaların pay edilmesinden sonra etkinlik son buldu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi, ‘Alevilik’te Kadına Bakış’ paneli düzenledi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi, ‘Alevilik’te Kadına Bakış’ paneli düzenledi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, Helin Mutlu ve Selda Göktaş’ın sunumları ile ‘Toplumsal Cinsiyet ve Alevilik’te Kadına Bakış’ paneli düzenlendi. 

    DAD Ankara Şubesi’nin düzenlemiş olduğu ‘Toplumsal Cinsiyet ve Alevilik’te Kadına Bakış’ panelinde kadının Alevilik’teki yeri konuşulup tartışıldı. Helin Mutlu “Alevilikte kadın ve kadına bakış”, “Kadının Alevilik’te yeri” konusunu İstanbul Gazi Cemevi aktivistlerinden Selda Güneş ele aldı.

    “ERKEK EGEMENLİĞİ, EMEK PAZARINDA”

    Panelin moderatörlüğünü yapan DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Hülya Fırat, açılış konuşması yaparak paneli başlattı.

    Helin Mutlu, “Biz kadınlar her zaman dolaylı ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Türkiye’nin imzalamış olduğu Cedaw sözleşmesi var. Cedaw’ın 1. maddesi kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın kadın ile erkek eşitliğine dayanarak politik, ekonomik, sosyal, medeni veya diğer sahalardaki insan hakları ve temel özgürlüklerin sağlanmasını, kullanılmasını veya bunlardan yararlanmasını engelleyen, ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım mahrumiyet veya kısıtlama anlamına gelecektir, der. Cedaw’ın 1. maddesi. Türkiye bu sözleşmeyi imzaladı, ama biz kadınlar bunları yaşamımızın her alanında yaşıyoruz. Bir kreş sisteminin olmaması, kadının eve hapsolması, çocuk bakımından sadece kadınların sorumlu olması, bunların hepsi dolaylı ayrımcılığa giriyor. İşe girmelerde, ücretlerde, terfi ve sosyal yükselmelerde, sosyal haklarda kadınlar hep ikincil durumda. Erkek egemenliği, emek pazarında da etkin cinsiyetçi iş bölümü kapitalist ataerkil işbirliği yaptığı bir alandır” diye konuştu.

    “HER GÜZELLİK İKTİDARLA KORKUNÇ BİR ŞEYE DÖNÜŞTÜRÜLÜR” 

    “Hep diyoruz İslam en gerici inançtır, İslam dünyanın başına gelen en kötü şeydir, diye. Eğer böyle olsaydı Ali bu kadar kutsal yani cemlerimizin, duazı imamlarımızın olmazsa olmazı, her deyişimizin şah olarak tanımlandığı Ali bu kadar kutsal olmazdı” diye konuşan Selda Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Muhammed’in İslam ile onun devamı olan Ali’nin İslam’ı ve Hüseyin’in katledilmesi ile biten sürecine kadar yaşanılan bir gerçeklik var ama ne yazık ki daha sonra Yezit’le başlayan başka bir İslami süreç var. Hangi düşünce ne kadar mükemmel olursa olsun, hangi güzellik muhteşem olursa olsun onu kullanan iktidar tarafından hep çirkinleştirilir ve korkunç bir şeye dönüştürülür.
    Halklar buna karşı direniş göstermek zorundalar. Biz Aleviler bu ağır şeyi bugüne kadar taşıyanlarız. Aleviler derken diğer halkları da kastediyorum. Ezidi halkları da; yani iktidar dışındaki tüm halkları kastederek söylüyorum. Ne kadar iktidara ulaşmış ve organizasyon haline dönüşmüşse işte o kadar korkunç bir katliam mekanizmasına dönüşmüştür. Şunu çok net ayırt etmek gerekiyor. Hakikat ile gerçek aynı şey değildir. Hakikat değişmez olandır. Gerçek ise anlık olan ve değişime de açık olandır. Geçmişe kadar biz maddeyi ağırlığı olan, kütlesi olan, madde olarak tanımlıyorduk. Ama Kuantum fiziği ile başka bir yere sıçradık artık. Canlı, cansız her şeyin içerisinde bir enerji olduğunu, akım olduğunu, bir frekans olduğunu söylüyoruz.”

    Daha sonra Zakir Öven Akın, Sertaç Akın, sanatçı Gülseren Kılıç ve Senem Koç’un deyişleri, lokma gülbenginin okunması ve ardından lokmaların pay edilmesi ile Birlik Cemi tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleşti-VİDEO

    Ankara Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA – DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleştirdi. Pir Hasan Kılavuz, Pir Baki Erdoğan, Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın katılımıyla cem tutuldu.

    Haberin videosu

    Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, PSAKD Batıkent Cemevi’nde cem gerçekleştirdi.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Mersin Cem evi İnanç Kurulu üyesi Pir Baki Erdoğan,  Maraş Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın yer aldığı cemde 12 hizmet gerçekleştirildi.

    Pir Hasan Kılavuz Kurmanci, Zazaki ve Türkçe olarak yaptığı konuşmasında anadile vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Bütün diller kardeştir. Ne kadar çok dil bilirsen o kadar da marifet sahibisin, İngilizce, Almanca, Arapça ne güzel, ama hangi dili iyi biliyorsan o dilden ağlarsın.  40 yıl Almanya’da kaldım Almanca ağla deseniz ağlayamam. Ağlamam için kazanın kaynaması lazım.  Gönül’e ateş düşmese, gözyaşı dökülmez. Onun için anadilin seni hangi ninnilerle büyütmüşse, hangi ninnilerle uyutmuş ise o senin gönlündeki ikrar ve iman ile çağırdığın dildir.”

    “PİRLERİMİZİN BEYANLARI ÜZERİNE HİZMET YÜRÜTÜYORUZ”

    “Hızır da çağırsan, Hakkı da çağırsan, piri de çağırsan inandığın ve içinde hamurun yoğrulmuş olan dildir. Onun için hangi dil olursa olsun niyetiniz, dileğiniz ve çağırdığınız dil yar ve yardımcınız olsun. Boz atlı (Hızır) Qızır Cem’i cümlemizin muradını versin” diye konuşan Pir Kılavuz birlik ve beraberlik adına şunları kaydetti:

    “Bu mekanda hep beraberiz. Ülkemizin coğrafyasında nereden koparsak kopalım, nereden gelirsek gelelim hepimiz bir inancın pirine biat etmişiz, ikrar vermişiz, hepimiz onun için buradayız. Nerede olursak olalım tüm cümle canların her birinizin bir piri var bir mürşidi var. Bağlı bulunduğumuz bir ocak var. O pirler, o dedeler, o seyitler burada değil. Ama pirlerimiz bir beyanda bulunmuşlar. Biz o beyan üzerine bu hizmeti yürütüyoruz. Ne zaman olursa olsun, sizlere hizmet veren bir pir varsa o burada hizmet sahibidir.”

    “CEM, GÖNÜLLERİ DOYURMAK, RIZALIK ALIP VERMEK İÇİNDİR”

    Pir Kılavuz, cemin gönülleri doyurmak için, aklanmak, paklanmak ve karşılıklı rızalık alıp vermek için olduğunu ifade etti. Kılavuz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onun için bu meydan hak meydanıdır. Hak meydanına çıktığınız zaman birbirinizden razı olduğunuzu beyan etmek için, herkes hakkına razı ise, hiç kimse kendinden şikayetçi değilse pir cümle canların duasını verir. Yeryüzünde hiç bir inançta yoktur ki Aleviler inancı gibi kendi kusurunu kendisi eline alıp dara durup hazır cemaatin huzurunda durup cemaatin önünde aklanır. İşte bin yıllardır yaşadığımız topraklarda kadının, savcının, hakimin karşısına Aleviler çıkmamışsa işte bu cemlerimizde pire ikrar verip, itikat ile pirin yolunu gözleyen taliplerin doğru, ahlaki, edepli duruşu ile olmuştur. Ve bu bugüne kadar gelmiştir.”

    “ÇERAĞLAR YAKILDI, SEMAHA DURULDU” 

    Konuşmaların ardından çerağlar yakıldı, gulbang okundu, deyişlerle canlar semaha durdu.

    12 hizmetin tamamlanmasından sonra Yenimahalle Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin’in lokma gulbangı okuduğu ceme katılımın geçmiş yıllara nazaran oldukça yoğun gerçekleştiği görüldü.

    Hızır lokma cemi canların getirdiği lokmalarının pay edilmesiyle sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA