Etiket: dad ankara

  • DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    PİRHA-DAD, “Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz” başlığı altında Dersim ve Suriye’de katledilen Alevilere ilişkin panel düzenlendi.

    Ankara Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), ‘Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz’ şiarıyla Tüm Belediye Sendikaları (Tüm Bel-Sen) Ankara Şubesi’nde panel düzenledi. Panelde, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Yüksel Mutlu ve Araştırmacı Yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak yer aldı. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise moderatörlüğünü yaptı.

    Panelde Zeynel Kete, ‘Dersim Katliamında İnançsal ve Kültürel Soykırımı’, Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’, Hamide Rencüs ise ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ konularını ele aldı.

    Panel öncesinde Zeynel Kete, çerağ uyandırdı, devamında Zazaca ve Türkçe deyişler okundu.

    “CUMHURİYET OSMANLI’NIN DÜŞÜNCE KODLARI ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, düzenlenen panelde ilk sözü aldı. Osmanlı’dan cumhuriyet geçiş sürecinde Osmanlı’nın kodları üzerine kurulan cumhuriyet hakkında şu konuşmayı yaptı:

    “Bir ön yargı var, yıllardır Osmanlı zulmü altında inim inim inleyen farklı inançlardaki merkezi inancın dışında farklı inancı yaşayanlar Cumhuriyet modernitesi sürecine geldiğinde hep ders kitaplarında bize şu anlatıldı. Mesela ‘çağdaş, uygar, modernist’, iyi bir nefes aldık gibi ders kitaplarında böyle bir bakış açısı oldu. Görünürde yeni bir rejim olan Cumhuriyet modernitesi aslında birçok yönüyle Osmanlı’nın son bakiyesi ve onun kodları üzerinde inşa edildi. Çok teferruata girmeden şu cümleyi kurabiliriz. Cumhuriyet modernitesinin bütün kurucu kadroları, çoğu askeri kökenliydi. Subayları ve bürokratları Osmanlı’nın tedrisatından geçmişti. Bu yönüyle de iki önemli durumu bilmek lazım. Osmanlı’da Müslüman olmayan kesimler için kullanılan bir kavram vardı: Millet-i Mahkûm. Osmanlı’nın kendisi de Millet-i Hakimeydi. Müslüman olmayanlar Millet-i Mahkûmeydi. Mahkum edilmeye uygun topluluklar. Kendileri ise Millet-i Hakimeydi, hakim milletti.”

    “ALEVİ OCAKLARI O DÖNEMDE BİR ÜST AKLA İHTİYAÇ DUYMAMIŞTIR”

    Dersim katliamının öncesinde bölgede birçok Alevi ocağının sınırlarının belli olduğu, cumhuriyet kuruluşundan sonra dağıldığını söylen Kete, “O dönemdeki geniş bir modelden bahsediyor. Şimdi ocak örgütlemesi hemen hemen hepiniz ya bir ocak talibisiniz ya da ocak evladısınız. Fazla değil. 100-200 yıl önceki Dersim haritalarını incelediğimde o dönemdeki yapıya baktığımda demografik yapı hareketli olmadığında bakıyorum ki adeta her ocak belirli bir coğrafyayla sınırlıdır. Neredeyse ocakların haritalarını çizebiliriz. Kureyşanlar belli bir coğrafyadadır. Baba Mansurlar belli bir coğrafyadadır. Devriş Cemaller Sarı Saltuklar, Seyyid abunlar, Şeyh Çobanlar, Ağuçanlar aşiretlerin adeta sınırları belli. Kısacası Ocak sistemi demokratik özerk bir yönetimdir. Bu toplum binlerce yıldır iktidara, üst akla, eril zihniyete, tecrit zihniyete karşı gelmiş. Pir, mürşit, rayber, talip topluluğuyla ikrarlı bir yaşamla özerk bir yaşamı bugüne kadar savunmuş. Böyle yaşamıştır. Ocağın beslenmesi, barınması, öz savunması, kültürü, eğitimi Ocak bileşenleri, Pir, Mürşit, Rayber ve Talip topluluklarının sorunlarını çözmesi kendi içindedir. Bir üst akla iktidarcı anlayışa ihtiyaç duymuyor” diye konuştu.

    “BİR TOPLUMU HAFIZASIZ BIRAKMAK TARİHSİZLİKTİR”

    Bir toplumu tarihsiz bırakmanın, ocaksız bırakmamın o halkın tarihini yok etmek anlamı taşıdığın işaret eden Kete, “Mezar kutsallarınız, ocaklarınız, dergahlarınız bir toplumun hafızasıdır. Tarihsel değeridir. Bir toplumu mezarsız, hafızasız, kültürsüz, ocaksız, mekansız bırakmak tarihsizliktir, tarihsiz bırakmaktır. Bir mezar taşına sahip olmak, geri gelmek, bir kültüre Bir aidiyete sahip olmaktır, boşuna değildir. Sadece Reya Hak, Alevilerin değil, Şeyh Saitlerin de ve Cumhuriyet döneminde dönem dönem uyuşup dönem dönem muhalif olan birçok Kürt kesiminin de uluslararası düzeyde enternasyonal birçok devrimcinin mezarlarının olmaması boşuna değildir. Mezar bir toprak parçası değildir. Bir tarihsel hafızadır. Bu yönüyle Dersim katliamının tarihsel kültürel boyutu olduğu için inanç boyutu, özel olması, kendi diliyle yaşaması, üst akla ihtiyaç duymaması, kadını merkeze koymasından kaynaklı olarak resmi ideolojiye uymuyordu ve katliamın inanç boyutu bu yönüyle vardı ve bunu İhsan Sabri Çağlayan anılarında çok net olarak anlatıyor. Bu katliam bir şekilde hala kültürel inançsal olarak devam ediyor. Ocaklarımız bugün yok edilmeye çalışılıyor. Dersim’de atama usulüyle ocaklarımıza kayyumlar atanarak bu inanç yok ediliyor diyorum” diye konuştu.

    “PLANLI BİR ŞEY, İSYAN YOK, KALKIŞMA YOK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’ konusunda konuşma yaptı. Mutlu, Dersim’de cumhuriyete karşı herhangi bir direnişin, kalkışmanın olmadığını, devletin tek dil, tek din, tek ulus adı altında farklı inançtan olduğu için böyle bir saldırı gerçekleştirdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Yani planlı bir şey, orada bir isyan yok, bir kalkışma yok. İşte rahat coğrafyası dediğimiz bu coğrafyada insanlar kendi ürettikleriyle kendi içlerinde rızalaşarak hayat sürüyorlar ve 1923 Cumhuriyet sonrası ve öncesi başlayan bir plan ulus devlet tek ulus tek devlet tek bayrak tek inanç… Yani Dersim Sadece Kürt değil, aynı zamanda Alevi aynı zamanda Kürt. Dünyada bir katliam, bir soykırım yapmak için 4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulup kararı alınmış. Başka bir örnek yok tarihte. Sonra zaten güvenlik güçlerine havale ediliyor. Askerler orada katliam gerçekleştiriyor. Bunun kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınıyor olmasının çok önemli olduğunu kırmızı kalemle çizmek istiyorum.”

    Mutlu, katliamın olduğu yıllarda kaçırılan kız çocukları için de şunları ifade etti:

    “Sanırım dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Küçük kız çocuklarını ganimet olarak görmek, Türkleştirmek, onları yok etmek, imha etmek…”

    “HAFIZA OLUŞTURULMALI, OLUŞTURMAZSAK KAYBEDERİZ”

    Panele katılan genç sayısının az olduğuna değinen Mutlu, “Nerede gençler?” diyerek şunları ifade etti:

    “Şu konuda eksiğiz değerli arkadaşlar, bugün buradasınız. Nerede Dersimli gençler? Mücadele edenleri var, cezaevinde olanları var. Ben bunları dışında tutuyorum. Şöyle bir hafıza oluşturamıyoruz mesela. Bir hafızamızın olması lazım. Yoksa tertele kaybolur gider. Bunun kaybolmaması lazım, unutmamak lazım, unutturmamak lazım. Mesela diasporadaki Dersimliler Türkiye’nin yargılanması için mücadele ediyorlar, kendileri aralarında dernekler, vakıflar, çalışmalar yürütüyorlar. Bu konu biraz özeleştirel bakalım kendimize. Yani biz zayıfız bu konuda. Hafıza oluşturmalı, oluşturmazsak kaybederiz, unuturuz.”

    “SADECE ALEVİLER SES ÇIKARDI”

    Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ başlığı altında Suriye’de Alevilere dönük gerçekleştirilen saldırılardan bahsetti. Rencüs, katliama ses çıkaranların sadece Aleviler olduğunu ve buna karşın ciddi bir sessizliğin hakim olduğunu ifade etti. Rencüs, konuşmasında şu sözleri sarf etti:

    “Evet orada bir katliam var ama El Şara mı, yoksa kontrolsüz gruplar mı? Ona bakalım denilip bir heyet gönderildi nihayetinde. Bunun açığa çıkmasını sağlayan orada sürekli uluslararası koruma talep eden Suriyeliler ve onların sesini duyurmaya çalışan dışarıdaki Alevilerdir. Gerçekten bu Alevi soykırımında başından itibaren şunu gördük ki sadece Alevi örgütleri ses çıkardı. Türkiye’de, Avrupa’da, dünyanın her yerinde Aleviler var; örgütlü Aleviler, federasyonlar, konfederasyonlar. Sadece bunlar ses çıkardı. Sonra biraz bir hani Alevi dostları diyeceğimiz bir örgütlülüğe dahil olanların sesini çıkardığı bir tepki oldu. Birleşmiş Milletler harekete geçiren budur ama henüz koruma sağlayamadık.”

    “ABD COLANİ’DEN NE BEKLİYORSA ONU YAPACAK”

    Colani’nin ABD ve Türkiye’de terör listesinden çıkarılmadığının altını çizen Rencüs, Colani’yi kullanabilecekleri kadar kullanacaklar dedi. ABD projesi olan Colani’den ne bekliyorsa onu yapacaktır diyen Rencüs, “Türkiye’nin 2018’de terör listesine aldığı, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle terör listesine aldığı bu Colani’ye Türkiye’nin Forum düzenlediği Antalya’da kucaklaması kadar çelişkili abes bir şey yoktur. Ama bu emperyalist kafalar için her şey gayet normalleştirilebiliyor. Peki ne bekleniyor? ABD onu meşru olarak kabul etmiyor. ABD bizzat kendisinin var ettiği tıpkı IŞİD gibi ABD’nin proje ürünü olan Colani’den ne bekleniyorsa onu yapacak ama arkasında tutulmuş gibi görünüyor. Hala ödülü kaldırmış değil ABD. Hala Türkiye’de dahil terör listesinden çıkarmış değiller ama hepsi kucaklaştı. ABD de tanımıyorum, benim nezdimde meşru değil dedi. Yani burada ABD herkesin Suriye üzerinden beklentisini ne olduğunu taksimatını yaptıktan sonra muhtemelen bunu indirecek ya da çok böyle defacto bir Şam devletinde onu tutacak, belki de İdlib’e gönderecek. Yani kullanışlı olduğu kadar kullanacak onu. Bu ABD’de hepinizin ağabeysiyim. Hepinizin öncüsüyüm, hepinizin önünü ben açarım. İstersem oturturum, istersem kaldırırım sinyali vermekten başka bir şey değildir” diye ifade etti.

    Panel, soru-cevap ile sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • DAD Ankara Şubesi Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ilişkin panel düzenledi

    DAD Ankara Şubesi Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ilişkin panel düzenledi

    PİRHA-DAD Ankara Şubesi’nin düzenlediği “Suriye Gerçeği ve Suriye’deki Alevi Katliamları” paneli düzenledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Suriye Gerçeği ve Suriye’deki Alevi Katliamları” konulu panel düzenledi. Panele; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Eş Başkanı Nuray Çevirmen konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin Moderatörlüğünü ise DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı.

    “İNSANLAR YERLERİNDEN, YURTLARINDAN EDİLDİ”

    Rasha Ali’nin anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan panelde ilk olarak Nuray Çevirmen konuştu. Nuray Çevirmen, “2011 yılında Suriye’de başlayan savaş, cihadist çeteler ve örgütlerin yanı sıra Türkiye’nin desteğiyle hem askeri hem de ekonomik açıdan güçlendirildi ve coğrafya kan gölüne dönüştü. İnsanlar yerlerinden, yurtlarından edildi. Özellikle cihadist grupların Kobanê, Efrîn ve tüm Rojava bölgesinde gerçekleştirdiği katliamlar hala hafızalarımızda. Buna ek olarak, 3 bin Ezîdî kadın kaçırıldı, çocuklar katledilerek, insansızlaştırma politikası hedeflendi” dedi.

     “SURİYE HALKLARI BÜYÜK BİR ENDİŞE YAŞIYOR”

    HTŞ’nin yapısının DAİŞ, El-Nusra ve El-Kaide’den oluştuğuna dikkati çeken Nuray Çevirmen, “Bugün, cihadist bir örgüt olmaktan öteye geçemeyen, ancak Avrupa ve bazı gruplar tarafından adeta bir demokrasi savunucusu gibi gösterilen Colani eski bir El-Kaide üyesidir. Bu yüzden Suriye halkları büyük bir endişe ve belirsizlik içinde yaşıyor” dedi.

    “2011 YILINDAN BERİ BİR İÇ SAVAŞ SÜRÜYOR”

    DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ise, “Suriye’ye bakıldığında 2011 yılından beri bir iç savaş sürüyor. Bu iç savaşın sonunda da aniden 61 yıllık BAAS rejiminin yıkılması ve bir anda yeni bir düzenin inşası meselesi ortaya çıktı. Bu kadar hızlı bir değişim beklemiyorduk. Peki ne oldu? 8 Aralık’tan itibaren yakından tanıdığımız IŞİD cihadist çeteleri, batının ‘terörist’ olarak tanımladığı ve ABD ile AB’nin Suriye yönetiminde söz sahibi olduğu bir durumda, parlatılarak tek söz sahibi yapılmış oldu. Hafızamızın temizlenmesi istendi” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    PİRHA DAD Ankara Şubesi’nin Çorum Katliamı ile ilgili düzenlediği panelde konuşan katliamın tanıklarından Yazar İsmail Hardal, “Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    Bu yıl Çorum Katliamı’nın 39. yıl dönümü. 28 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi tarafından organize edilen Çorum Katliamı ile ilgili panel düzenledi. Dedesti Ovası Bizim Köyler Kültür ve Dayanışma Derneği’nde yapılan panele Çorum Katliamı tanıkları yazar İsmail Hardal, yazar Gazi Eke panelist olarak katıldı. Moderatörlüğünü sosyolog Veli Saçılık’ın yaptığı panelde açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı.

    “UNUTURSAK DEVLET BİZE YENİ KATLİAMLARLA HATIRLATIYOR”

    Amaçlarının inanç anlamında kaybolan Aleviliği yeniden ayağa kaldırmak, talipleri ocaklarla buluşturmak olduğunu dile getiren Karabudak, şunları belirtti:

    “Tarihimize baktığımızda ülkemiz katliamlar tarihi. Biz isterdik ki Çorum Dernekler Federasyonu veya herhangi bir Çorum derneği bu çalışmayı aylar öncesinden başlatsın biz de gelip katılalım. Ama bir bakıyoruz ki 39 yıl olmuş şu ana kadar Çorumlulardan doğru bir çalışma olmamış. Madımak 26.yılında. Madımak her gün ayakta. Kitlesel anmalar oluyor. Ankara’da diğer tüm illerde özellikle Sivas’ta keşke bunu Çorumlular da yapabilse biz de onlara destek ve yardımcı olsaydık. Çünkü biz unutursak devlet bize yeni katliamlarla hatırlatıyor. Belki Çorum’u anmış olsaydık, Madımak olmayacaktı, Gazi olmayacaktı, Ümraniye olmayacaktı.

    Karabudak’ın konuşmasının ardından tüm katliamlarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda duruldu.

    PSAKD Yenimahalle Şube Cemevi dedesi Cemal Şahin’in çerağ yakıp açılış gülbengi vermesiyle panel başladı.

    Panelin moderatörlüğünü üstlenen sosyolog Veli Saçılık, Gezi direnişi sırasında öldürülen Ethem Sarısülük’ün ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bugün AKP’nin Alevi inancını açıkça asimile etmeye çalıştığını belirten Saçılık, geçmişte Alevilere yönelik yapılan saldırıları ve bu saldırıları yapan zihniyetleri teşhir etmenin önemine vurgu yaptı.

    “ALEVİLERİN SOSYALİST HAREKETE YÖNELİMİNE MÜDAHALE GEREKİYORDU”

    Panelistlerden ilk olarak Çorum Katlimaı’nın tanıklarından olan yazar İsmail Hardal oldu. Çorum Katliamı’nı anlamak için öncesini ve dönemin ekonomik, siyasal atmosferini bilmek gerektiğini belirten Hardal, 1970’li yılların Türkiye tekelci sermayesi ve kapitalizminin krizli yılları olduğunu ve bu krizi atlatabilmek için darbelere başvurduğunu hatırlattı. O dönemde toplumsal muhalefet direnişlerinin ayakta olduğunu ve bu direnişlere sol, sosyalist hareketlerin aktif katıldığını dile getiren Hardal, “Dolayısıyla toplumsal muhalefet dinamikleriyle sosyalist hareketin buluşma noktaları oluşmaya başladı. Bu buluşma noktalarını kesmeleri gerekiyordu. Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    “ALEVİLİK HİÇBİR SINIFLI TOPLUMUN İÇERİSİNE SIĞMIYOR”

    Alevilerin 7. yüzyıldan başlayarak geçirdiği tarihsel süreçlerde komünal bir yaşam örneği olarak rıza şehirleri kurma girişimleri olduğunu kaydeden Hardal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “75 yıl, 50 yıl, 150 yıl yaşayan rızalık şehirleri var. Aleviler tarihsel olarak komün geleneğinde geçirdikleri sınıfsız toplum tasarımı, modern sınıfsız toplum tasarımıyla yan yana gelmeye başladı. İşte bu çok tehlikeli bir olaydı. Modern bir sınıfsız toplum tasarımı bu ikisi yan yana gelmeye başladı. Bu ikisinin yan yana gelmesini engellemek gerekiyordu. Alevilik hiçbir sınıflı toplumun içerisine sığamıyor, oradan taşıyor. Yani köleci sisteme de sığmıyor, feodal sisteme de sığmıyor, kapitalizme de sığmıyor. Ama cumhuriyet paradigması üzerinden inşa edildiği için dolayısıyla Alevilik cumhuriyetin içine de sığmıyor. Yani o sınıflı toplumun içerisine de sığmıyor. İşte bunun bir biçimi ile yok edilmesi, tasfiye edilmesi gerekiyor. O modern toplum düşüncesiyle o tarihsel komünün buluşmasının engellenmesi gerekiyordu. İşte bu durum Çorum’da da gündeme geldi. Tabii öncesi var öncesinin unutmaması  gerekiyor. Hatay, Muğla, Kırıkhan, Maraş yani bunları sıralayabiliriz. Yani çoğaltabiliriz, bu süreç işliyor, bu katliamlar süreci.”

    “DEVLET KARŞI DEVRİMCİ BİÇİMDE BU SALDIRIYI ÖRGÜTLEDİ”

    Hardal’ın ardından yine Çorum Katliamı’nın tanıklarından yazar Gazi Eke söz aldı. Toplumsal olaylar ver sosyalist hareketin buluşmasının Çorum Katliamı’nın olduğu tarihte doruk noktasına ulaşmış olduğunu kaydeden Eke, “Bu süreç burjuva devlet yapısının ideolojik olarak bir bağımsızlaşmayı da içeriyordu. Devlet kendisine gelen tehdidi burada gördü” dedi.

    MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından sivil ve paramiliter güçlerin Kur’an kurus, okul, cami, hastane gibi kamuya ait yerleri ayaklanma biçimine dönüştürdüklerini aktaran Eke, “Devlet karşı devrimci ayaklanma biçiminde bu saldırıyı örgütledi. ‘Toplumsal olaylar ne yapalım, engelleyemedik’ diyeceklerdi. Plan buydu ilk saldırıda. 3 Temmuz’a kadar olan saldırıda çok ayrıntılı bir plan yok genel bir saldırı. 2 Haziran’da genelkurmay Başkanlığı Kenan evrenin imzasıyla ‘Aleviler bölücüdür’ diye bir tamim yayınladı. Bu şu anlama geliyordu. Paramiliter birlikler de dahil özellikle 1940’lı yıllarda 4854 sayılı memleket içi düşmana karşı silahlı mukavemet mükellefiyeti yasası var. Bu yasayı kullandılar Çorum’da.” diye konuştu.

    “HER KATLİAMDAN SONRA SERMAYE VE İKTİDAR EL DEĞİŞTİRİYOR”

    Yaşanan katliamda önce ateş edip bombalama, ardından bir grubun gelerek yağmalama yapması ve ardından bir grubun daha gelerek kundaklama ve bu yeri yakma şeklinde bir planlama olduğunu dile getiren Eke, demokratların ve Alevilerin yoğun yaşadıkları mahallelerin hepsinde bu planla saldırıların yürütüldüğünü ifade etti.

    Selçuklu ve Osmanlı dönemleri de dahil olmak üzere tarihte sürekli Alevilerin ve demokratların yoğun oldukları yerleri onlardan arındırmak için çeşitli saldırı ve katliamların olduğunu kaydeden Eke, “Bunu Maraş’ta başardılar. Maraş merkeze baktığımızda esnafların büyük bir bölümü Aleviydi şimdi gittiğimizde Alevi insanı az görürsün veya görmezsin bile.” dedi.

    Eke, her katliamın ardından sermayenin el değiştirdiğini ve böylece iktidarın da el değiştirdiği belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi yeni yönetim kurulunu belirledi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi yeni yönetim kurulunu belirledi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubeşi, 2. Olağan Kongresini yaptı. Yeni yönetim başkanlığına Mustafa Karabudak seçildi. 

    Ankara TÜM BEL – SEN Genel Merkezi’nde yapılan kongreye PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, MYK Üyesi Bayram Özkan ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş başkanları ve YK üyeleri Divriği Kültür Derneği Başkanı Nurullah Esat Ünsal, Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz, Ankara 78 liler Derneği, Batı Kent Yeni yaşam Derneği, Karakoçan Derneği Başkanı Hüseyin Çaynak ve birçok yurttaş katıldı.

    Kongreye çerağların yakılması ile başlanırken ardından deyişler söylendi. Farklı şehir ve ülkelerden gönderilen mesajların da okunması ardından divan başkanlığına Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin seçildi.

    Kongrenin açılış konuşmasını ise Murat Işık yaptı. Işık, Mart ayının Koçgiri ve Gazi katliamlarının yıldönümü olduğunu da hatırlatarak “Alevilere yönelik Kerbela’dan günümüze yapılan tüm katliamları kınıyorum. Türkiye’de bugün tekçi politika yürütülmekte. Şovenizm kışkırtılıp, savaş politikaları üretilerek ekonomi kötüye götürülmekte. Dramatik bir yoksullaşma ile halk karşı karşıya kaldı” dedi.

    Işık’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevleri oldu. Her an ölümlerin yaşanabileceğini söyleyen Işık “Kritik evreye gelinmiştir. Tecrit insanlık suçudur. Yerel seçim sürecinde Aleviler, AKP’nin tehdit politikalarını da göz önüne alarak okullarda açılan mescitlerin, asimilasyonu derinleştirme çalışanların, Alevi çocuklarını bu politikalarla ötekileştirmeye uğraşanlardan hesap soracaktır” dedi.

    “FİZİKSEL VE KÜLTÜREL KATLİAMLA KARŞI KARŞIYAYIZ

    Kongrenin devamında söz alan bir diğer isim ise PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin oldu. “Süreç olarak Hitler faşizminin de ötesini yaşamaktayız” diyen Şahin “Aleviler de bu zulümden payını almakta. Fiziksel ve kültürel bir katliamın içerisindeyiz. Asimilasyon bizim için en büyük kültürel katliamdır. Kurum yöneticilerimizden Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım arkadaşlarımız da asimilasyona direndikleri için hedef alındı” ifadelerini kullandı.

    “SOLCULAR NE ZAMAN KÜRTLERİN YANINDA OLACAKLAR?”

    HDP İl Eş Başkanı Hüseyin Gevher de kongrede söz alan isimler arasındaydı. Mart ayının önemine dikkat çeken Gevher, “Zalimin zulmüne karşı Mart ayı dirilişin adıdır” diyerek “Leyla Güven şahsında başlatılan açlık grevleri kritik evreye geldi. Kendisine sosyalist, devrimci diyenler ne zaman Kürtlerin yanında olacaklar” dedi.

    Kongrenin devamında derneğin 2 yıllık faaliyet raporu okundu. Tek liste halinde seçime gidilirken tüm katılanlardan rızalık istenip Mustafa Karabudak öncülüğünde yeni yönetim oluşturuldu.

    Kongre yakılan çerağların sırlanması ile son buldu.

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

     

     

     

     

  • ‘Xızır direnmenin, canlanmanın simgesidir’-VİDEO

    ‘Xızır direnmenin, canlanmanın simgesidir’-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Cemevinde Xızır cemi yaptı. Cemde yapılan konuşmalarda Alevilerde Xızır’ın önemine vurgu yapıldı. 

    Alevi için kutsal olan Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor. Demokraik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Cemevinde Xızır cemi yaparak lokmalar dağıttı.

    Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, Baba Mansur Ocağı pirlerinden Seyfi Muxundi, dede Cemal Şahin ‘in birlikte yürüttüğü cemde zakir Hıdır Çelebi’nin Kürtçe ve Türkçe deyişler söyledi. İki dili yapılan ceme İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, HDP il Eş Başkanı Hüseyin Gevher, DAD Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, Tutunanlar kitabının yazarı Adıgüzel Özgüven ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Pir Seyfi Muxundi Türkçe ve Kürtçe yaptığı konuşmada Xızır’ın önemine dikkat çekerek, “Bizim dışımızdaki toplumların hemen hemen her kesiminde bir Xızır vardır. Ama Alevi toplumunda Xızır’ın önemi çok daha farklıdır” dedi.

    “XIZIR DOĞURAN TOPLUMUN DOKTORUDUR”

    “Kakai ve çeşitli toplumlarda Xızır farklı isimlendirilir” diyen Muxundi “Dersim bölgesinde ‘Xızır’ ismi, Xızır İlyas, Xızır Ellez olarak geçer” dedi.

    PSAKD Yenimahalle Cemevi dedesi Cemal Şahin de Xızır ayının önemine vurgu yaptı. “Kadim bir inanç olan Aleviliğin kendine göre ritüelleri vardır ve bunların başında Xızır inancı gelmektedir” diyen Şahin şöyle devam etti:

    “Xızır Alevilikte simgesel anlamda doğuran, doğanın doktorudur. Yeniden direnmenin, canlanmanın, dönüşen zamanın simgesidir. Xızır’a Alevi toplumlarında genellikle ‘Boz atlı Xızır’ olarak hitap edilir.”

    “KIZ ÇOCUKLARINIZI MUTLAKA OKUTUN”

    Hüseyin Gazi Metin Dede ise “Çocukları çağımıza göre yetiştirin” diyerek Alevilerin, kız çocuklarının eğitimine önem vermesi gerektiğine vurgu yaptı. Metin, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Delil Anadolu’ya ışık tutan demokrasi, Pir Sultan Abdal şehitleridir. Delili söndürmek isteyenler de mevcut. Birçok yazar-çizeri öldürerek delili söndürdüklerini zannetseler de bunu asla gerçekleştiremeyecekler.”

    Yapılan konuşmalar ardından çerağlar yakıldı, gulbang okundu. Xızır ceminde 12 hizmet görülüp deyişlerle semaha duruldu. Okunan gulbang ile lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Ankara DAD Eş Başkanı Işık: Diyanet bütçesi kültürel soykırım bütçesidir-VİDEO

    Ankara DAD Eş Başkanı Işık: Diyanet bütçesi kültürel soykırım bütçesidir-VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin elektrik ve su faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneğinden karşılanmasına karşı çıkan Demokratik Alevi Derneği Genel Sekreteri ve Ankara Şube Eş Başkanı Murat Işık, Diyanet bütçesinin kültürel soykırım bütçesi olduğunu söyledi.  

    Tarsus’ta Sıtkı Baba Cemevi’nin açtığı dava sonucu Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi’nin cemevlerinin ibadethane statüsüne sahip olduğunu ve elektrik faturalarının Diyanet’in ödeneğinden karşılanmasına karar vermesinin ardından konu ile ilgili Alevi kurum temsilcilerinden değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Sekreteri ve Ankara Şube Eş Başkanı Murat Işık, da konuyla ilgili düşüncelerini PİRHA ile paylaştı.

    “DEVŞİRME BİR ALEVİLİK YARATILMAK İSTENİYOR”

    Işık, Tarsus’ta bir süre önce mahkemenin cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanması ile ilgili verdiği kararın DAD açısından bir kazanım olarak görülmediğini belirtti.

    Devletin yaratmak istediği bir makbul Alevilik olduğunu ifade eden Işık şöyle devam etti:

    “Son dönemlerde aslında giderek tüm Alevi coğrafyasını bir boydan bir boya Diyanet İşleri Başkanlığı çeşitli tarikatlar, kurumlar üzerinden özellikle devşirme bir Alevi kesimi oluşturmak istediklerine dair elimizde önemli emareler var. Bunların en son kanıtı Dersim’de özellikle Sarı Saltık çalıştayı, Dersim Cemevi’nin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ziyaret edilmesi ve yine Kırklareli’nde gerçekleştirilen Sarı Saltık Çalıştayı benzeri girişimler ve özellikle gri pasaportlu dedelerin oluşturulması, İstanbul’da Alevi imam hatip lisesinin oluşturulması gibi birçok kurumsallaşmaya ve zihinsel olarak derinleşmeye giden bir Alevi politikası oluşmaya başladı. Devletin Alevilerin toplumsal taleplerinin karşılanmasına dönük bir çaba ve çalışma içerisinde olduğunu sanıyoruz burada daha büyük bir hinlik var.”

    “DİYANET KÜLTÜREL SOYKIRIM UYGULUYOR”       

    “Bu hinlik de aslında kültürel asimilasyon, kültürel bir kırım, ya da yok etme temelli bir yaklaşımın içerisine girildiğini, aslında devletin Aleviliği Sünni İslam içerisinde eritme çabası içerisinde olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullanan Işık şunlara vurgu yaptı:

    “En son geçen hafta Ankara’da düzenlenen Alevi İslam sempozyumu buna bir örnek olarak söylenebilir. O zaman şöyle bakmak lazım: Bunu düzenleyen kim? Neden düzenliyor? Aslında çok cevap verilmesi gereken önemli bir konu. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı nedir? Kimdir? Nasıl kuruldu ya da bunun kuruluş felsefesi nedir? Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Özellikle Kemalist laik kesimin toz kondurmadığı bir Diyanet İşleri Başkanlığı günümüze kadar sanki dini kontrol eden, dini kurumları bir şekilde devletin kontrolünde, laik bir yapı içerisinde tutan bir kurum gibi göstermesine rağmen, aslında temelinde tüm inançsal kesimleri gerçekten kültürel bir asimilasyon içerisine sokan ya da onun içeresinde eritmeye çalışan, Sünni devlet aklının hakim kılınmasını sağlayan bir kurum olarak anlamak lazım. Diyanet İşleri Başkanlığı bir kültürel asimilasyon merkezidir. Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmelidir” dedi.

    “DİYANET BÜTÇESİ, KÜLTÜREL ASİMİLASYON BÜTÇESİDİR”

    “Diyanet işleri Başkanlığı ne Sünni inancına ne Alevi inancına ne de diğer inançlara uygun bir kurumdur. Alevilerin diğer inanç kesimleri vergileri ile finanse edilen ya da bunların vergiler üzerinden faaliyet yürüten bu kurum. Aslında bu kuruma hiçbir toplumsal kesimin, inançsal kesimin rızası da yoktur” diyen DAD Genel Sekreteri ve Ankara Şube Başkanı Murat Işık şunlara değindi:

    “Ama gel gör ki burada bu kurumun faaliyetlerine yönelik öyle çok ciddi bir muhalefet ya da çok ciddi bir toplumsal itiraz da ne yazık ki yükselmiyor bu da meselenin bir başka boyutu. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçelerine baktığınız zaman bu Alevi toplumunun da gündeminde olan bize göre resmen kültürel asimilasyon bütçesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’na verilen her kuruş para haramdır. Bizce bu kurumun baştan sona kadar tüm faaliyetleri Alevi toplumunun kültürel bir asimilasyona uğratılması için tertiplenmiş ya da düzenlenmiş bir kurumdur. Dolayısıyla bizim vergilerimizle burada aslında biz kendi kendimizi asimile etmekteyiz, sonucunu çıkarabiliriz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD’dan Ankara’da 24 Kasım’da kadın etkinliği

    DAD’dan Ankara’da 24 Kasım’da kadın etkinliği

    PİRHA – DAD, Ankara’da “Kadın hakikatın kapısıdır” başlıklı etkinlik yapacak. Etkinlik, 24 Kasım Cumartesi günü DAD’ın Ankara şubesinde gerçekleştirilecek. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü programı çerçevesinde DAD Ankara Şubesi’nde belgesel gösterimi ve panel düzenledi. Etkinlik, 24 Kasım Cumartesi günü saat 16.00’da başlayacak.

    Etkinlik programı şöyle:

    • Kadına karşı şiddet belgeseli
    • Kadına karşı şiddetle mücadele / Helin Mutlu (Eğitimci)
    • Alevi kadına karşı şiddet ve mücadele / Hatice Çevik (Gazeteci)

  • ‘Devlet; Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir’-VİDEO

    ‘Devlet; Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri çerağlar, deyişler ve lokmalarla andı. Anmada bir açıklama yapan DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık, devletin tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade etti. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 2 Temmuz 2993’te Sivas’ta Madımak Katliamı’nda  yaşamını yitirenleri çerağlar, deyişler ve lokmalarla andı.

    Anma etkinliğinde açılış konuşmasını ADA Ankara Şube Sekreteri Mustafa Karabudak yaptı. Anmada, Sivas katliamında yaşamını yitiren 33 can için önce çerağlar yakıldı, ardından Sivas ve tüm şehitler için saygı duruşunda bulunuldu.

    DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık yaptığı açıklamada, Alevilere karşı bir çok insanlık suçu işlendiğini belirterek, “Bu insanlık suçlarının halkalarından biri olan Sivas Katliamı’nın 25. yıldönümündeyiz. Bu vesileyle bir kez daha şehitlerimizin huzurunda dardayız” dedi.

    Işık şunları kaydetti:

    “2 Temmuz; Sivas’ta hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Reya Heq Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı sistematik katliam politikalarının devamı niteliğindedir. Bilindiği gibi 90’lı yıllarda yaşanan gelişmeler bölgedeki Reya Heq Alevi mensuplarını da etkilemiş, hali hazırdaki duruşlarını sorgulayarak dayatılan manipülasyonları ret etmelerine, bu ret edişle beraber kendi tarihsel toplumsal hakikatleriyle yeniden buluşmalarına, konumlanmalarına yol açmıştır.

    “ALEVİ HALKLAR SOLUKSUZ BIRAKILDI”

    Alevi halklar tüm sürek ve etnik bileşenleriyle beraber sistematik bir şiddet sarmalında soluksuz bırakılırken; bölgedeki şiddet politikaları doruk noktasına varmış, Rèya Heq Alevi mensupları topraklarından sürgün edilmiş, köyleri, kutsal mekânları yakılmış, yıkılmış, Hakk’ın varlığının en büyük delili olan dilleri yasaklanmış, gençleri zindanlara doldurulmuş, devletin bütün zor ve ideolojik aygıtları Kürtlere karşı topyekûn bir savaş konsepti halinde harekete geçirilmiştir. Tekçi zihniyetin oluşturduğu ittifak, bu “savaş konsepti” dâhilinde Sivas’ta katliamlar zincirine bir yenisini ekledi. İttihatçı gelenek ile Emevi İslam anlayışının işbirliğiyle Rèya Heq Alevi toplumsallığı kültürel ve fiziki olarak bir kez daha çarmıha gerildi. Bu yönelim ve sonuçları, süreklilik arz eden sistematik şiddet politikalarının halkalarından sadece biriydi.”

    “ALEVİLİĞE YER YOKTU”

    “Osmanlı ve öncesinde Hak Yol süreklerine “din dışı” denilip katliamlar meşrulaştırılırdı. Ulus devlet sürecinde ise Cumhuriyet, Türk İslam sentezi denen ideolojik bir temel üzerine inşa edildi” diyen Murat Işık, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Yüzyıllarca Osmanlının tazyiki altında olan Hak Yol sürekleri, modernist bir söylemle ortaya çıkan Cumhuriyet süreciyle bir şeylerin değişebileceği umuduna kapılmış, yeni rejimin özellikle Laiklik vurgusuna önem vermiş ve beklenti içine girmişlerdir. İlerici, laik, devrimci olarak propaganda edilen yeni oluşum Alevi halklarda yanılgıya yol açmış, bu ideolojik etkilenme ve yanılgı asimilasyona kapıyı iyice aralamış, Alevi halkları karakterize eden düşünsel gelenekten/öğretiden bir kopuşa sürüklemiştir.

    Bu yanılgı Alevileri Cumhuriyet modernitesinin saldırılarına daha bir açık hale getirmiştir. Çünkü yeni rejim 1924 anayasası ile kendine yeni bir din oluşturmuş, “makul” vatandaşın tanımını yapmıştı; Türkçe konuşan, Türk olan, Hanifi içtihatına göre yaşayan vatandaşlardan oluşan homojen bir toplum! Bu tanımın içinde Aleviliğe yer yoktu.”

    Işık, “Doksanlarda cumhuriyetin Tekçi muhtevası Maraş, Adıyaman, Malatya, Erzincan, Elazığ ve Sivas’ta yoğun bir şekilde tartışmaya açılmıştı. Sivas katliamıyla hedeflenen amaç ise bu tartışmalarının önüne geçmek, Alevilerin İttihatçı/Kemalist düşünsel manipülasyonu aşarak kendi tarihsel-toplumsal gerçeklikleriyle buluşmasını engellemekti. Olayı sadece bir mezhep tartışmasına indirgemek katliamın gerçek sahipleri tarafından hakikati karartma amacıyla yaratılan bir manipülasyondan ibaretti. Katliamdan sonra Aleviler ve demokratik kamuoyu manipüle edilmiş, başta mahkeme süreçleri olmak üzere; yapılan etkinliklerin çoğunda, Aleviliği yok sayan, kültürel ve fiziki soykırıma uğratan bir rejimi sorgulamaktansa, olay “Alevi/Sünni, ilerici/gerici, cumhuriyetçi /cumhuriyet karşıtları, laik/şeriatçı” karşıtlığına indirgenmiştir” ifadelerini kullandı.

    Sivas katliamıyla beraber, Alevilerin ufkunun sınırlanarak Reya Heq-Alevi toplumsallığını bütün yönleriyle bilince çıkarıp kavramalarını, meseleyi ve sorunları bütünlüklü bir şekilde görmelerinin ve ele almalarının engellendiğini belirten Işık, şöyle devam etti:

    “Rèya Heq /Alevi Yolunun Kemaleti tüm hakikati kapsar.

    Bu manada iktidara bulaşmayıp toplumsal ahlakı esas alan Zerdüşt peygamberin “erdemli insan” arayışı, Musa’nın “on emri”, İsa’nın ” Hak söz sevgidir” ilkesi, Muhammed Mustafa’nın ” komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu ortak hakikatimizdir.

    Devlet, Rèya Heq /Alevilere yönelik zihniyeti ve siyaset anlayışı ile hesaplaşmalı, ayrıştırmaya ve ötekileştirmeye yönelik bütün uygulamaları ile yüzleşmelidir. Bu manada başta Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI UYGULANMAMALI”

    Her ne sebeple olursa olsun Sivas katliamını yapanlar açığa çıkarılıp yargılanmalı, devlet korumasına alınmamalı, yapılan zulüm insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine alınarak zaman aşımı uygulanmamalıdır.

    Sorunlarımız ortak vatanda ve rıza toplumu paradigması ile çözümlenebilir sorunlardır. Yeter ki nefis iktidarları ” farklılıklar hakkın emri rızasıdır” hakikatini kabul edecek kemalete ersinler.

    Dünden bu güne Hakk derken düşen, çerağ olup karanlıkları dağıtarak yüreklerimizi mekan tutan cümle şehitlerimizin huzurunda dara duruyor, zulümatın zalimlerini lanetliyor, Sivas’ta uyandırdığınız çerağ her zaman yolumuzu aydınlatan bir ışık olacak diyoruz diyerek konuşmasını tamamladı.

    Daha sonra; Sivas Katliamı’nda kardeşini yitiren ve kendisini öldü diye hastane morguna kaldırılan daha sonra hayata dönen Madımak katliamından kurtulanlardan Serdar Doğan yaptığı konuşmada şunları söylemişti: Bu ülkede cumhuriyet babanın malı mı diye sorsalar evet babamın malı diyecek tek adam Erdal İnönü’dür. İkinci adamın oğluydu evet babası Cumhuriyeti kuranların içindeydi sonra cumhurbaşkanı oldu ülkeyi yönetti. Devlet önce kendi evlatlarını yer. On senede bir darbeler yapılır. Darbeler dönemi geçti artık 3 senede 5 senede bir yeni katliamlarla birilerinin hep gazı alındı.

    92’lerde yükselen Alevi hareketi artık kurumsallaşan örgütlenen Alevi hareketi şubeler açmış Banaz etkinliği çok güçlü geçmiş, Sivas’a binlerce insan gelmiş ve çok etkili bir eylem olacak ve Türkiye’nin birçok yerinde PSAKD şubeleri açılacak bu coşkuya bina yen.

    “SİVAS MADIMAK’TA BEDEL ÖDEDİK”

    Devlette bizim gördüğümüzü bizden önce görebiliyor. Bundan sonra örgütlenmene izin vermeyeceği çok aşikâr bir şeydi. Bunun da bedelini biz 93 yılında Sivas’ta Madımak’ta ödedik.

    Kulaklarıyla duydu o çığlıkları dışardaki sloganları ne babasının kurduğu Cumhuriyete sahip çıkabildi ne de bizlere sahip çıkabildi. İşin daha kötüsü hükümette kalmaya devam etti. Bazen konuşuyoruz Somadan sonra Taner Yıldız Enerji Bakanlığı’ndan istifa etmiyor diye. Sivas Katliamı’ndan sonra istifa eden bir tane SHP milletvekili yok. Bakanlık yapmaya Milletvekilliği yapmaya devam ettiler.”

    Zakir Sedar Çelebi’nin deyiş ve duazlarının ardından lokmalar gelen canlara pay edildi. 2 Temmuz anmasına katılım oldukça yoğundu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • DAD Mamak Şubesi evlerde cem erkanı başlattı-VİDEO

    DAD Mamak Şubesi evlerde cem erkanı başlattı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, Mamak bölgesinde bulunan evlerde Cem erkanı başlattı. Bu kapsamda Mamak Ege Mahallesi’nde bir ailenin daveti üzerine evde cem yapıldı. 

    Haber Videosu

    Ankara Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nin evlerde cem erkanını yaymak için çalışmaları sürüyor. Mamak Ege Mahallesi’nde bir ailenin daveti üzerine evde cem yapıldı. Maraş Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem ve Mamak Ana Fatma Cem Evi Eş Başkanı Hasan Altun’un katılımı ile eve mihman olup ceme duruldu.

    Yapılan muhabbet ceminde Pir Süleyman Deprem sohbetler gerçekleştirdi. Yapılan muhabbette sorulan sorular üzerine, “Bizim en büyük haccımız dostun cemalini ziyaret etmektir. Biz de hac, namaz, zekât, sala, kelimeyi şehadet İslamın beş şartından bir tanesi bizde yoktur. Bir dostu ziyaret etmek dostun gül yüzünü ziyaret etmek bizim haccımızdır” dedi.

    “ALEVİLİK BİR MEZHEP DEĞİLDİR”

    Aleviliğin bir yaşam biçimi olduğunu belirten Süleyman Deprem, sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilerde kırkımız bir, birimiz kırkımızdır. Bu da iyilik de, kötülük de, acımız da, kahrımız da, sevincimiz de ortaktır. Eğer İslamın içinde isek mezhep olmamız lazım. Alevilik bir mezhep değildir. Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır. Alevilik bir yoldur bir yaşam biçimidir. Alevilik din değildir. İslam’ın mezhepleri, Şiilik, Şafilik, Hanbelilik, Hanefilik 4 tane mezhebi var. Hallacı Mansur’u araştırın, İslam’ı ret etti ve enel hak dedi. Hallac-ı Mansur eskiden bir İslam alimiydi, Bedreddin bir İslam alimiydi, Nesimi bir İslam alimiydi. Bunlar niye İslamı ret ettiler. Birisi hak bendedir dedi, birisi enel hak dedi, yüzdüler, kestiler, astılar.”

    Mahalleden 20 kişinin katıldığı muhabbet ceminde ülkenin içerisinde bulunduğu durum, genel anlamda Alevilik ve Aleviliğin geldiği nokta, Alevi toplumu üzerindeki etkileri, Aleviliğin yolu ritüelleri üzerine sohbetler yapıldı, tartışmalar yürütüldü.

    Muhabbet ceminde çerağ uyandırıldı, gülbengler okundu, lokma duası ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD Ankara Eş Başkanı: Festivallerin yasaklanması kültürel bir soykırım politikasıdır

    DAD Ankara Eş Başkanı: Festivallerin yasaklanması kültürel bir soykırım politikasıdır

    PİRHA – 16’sı düzenlenecek olan Cogi Baba Festivali’nin OHAL gerekçe gösterilerek yasaklanmasına tepkiler devam ediyor. Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Başkanı Murat Işık, “Bu sadece bir festivalin yasaklanması değil, mesele Alevi inancının, Alevi kültürünün bu coğrafyadaki tüm etkinliklerinin yasaklanması anlamına geliyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    Her yıl Sivas İmranlı ilçesinde İmranlı Derneği ve Koçgiri Derneği’nin bir araya gelerek gerçekleştirdiği Cogi Baba Festivali bu yıl OHAL nedeniyle iptal edildi.  Alevi bölgelerinde iptal edilen festivallere tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Cogi Baba Festivali bu yıl yeniden güvenlik bürokrasisi etkisiyle yasaklandığını söyleyen Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Eş Başkanı Murat Işık, “Bu sadece bir festival yasaklanması değil, mesele Alevi inancının, Alevi kültürünün bu coğrafyada tüm etkinliklerin yasaklanması anlamına geliyor” dedi.

    Işık, “Cogi Baba Festivali’nin son yıllarda özellikle insanların gelip coğrafyalarını görmelerine, o kutsallığı hissetmelerine neden oluyor. Ama aynı zamanda da o bölgede yaşayan insanların inancını yaşaması konusunda da bir kültürel ve inançsal bir etkinlik haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.

    “YASAKLARLA ALEVİ BÖLGELERİ İNSANSIZLAŞTIRILIYOR”

    Cogi Baba Festivali’nin yasaklanması gerçekten o bölgenin insansızlaştırılması, kültürel ve inançsal soykırım politikasına denk geldiğini belirten Işık, “Bunun biran önce orada güvenlik bürokrasisinin, valinin bu kararı yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Hangi güvenlik sorunu var ki Cogi Baba Festivali yapılmıyor. Bu güne kadar hangi güvenlik sorunu çıktı” dedi.

    Cogi Baba Festivali’nin yasaklanmasını Dersim Festivali’nin yasaklanmasına benzeten Işık, Yaklaşık on yıldır yapılan Dersim Festivali bu yıl valilik ve emniyet tarafından, orada bulunan demokratik kitle örgütleri bir tarafa bırakılarak yapılmaya çalışıldığına dikkat çekti.

    “ALEVİLİĞİN SÜRDÜRÜLEBİLME KOŞULLARI ORTADAN KALDIRILIYOR”

    Bu festival yasaklarının kültürel bir asimilasyon aynı zamanda kültürel bir soykırım politikasına denk geldiğini belirten Işık, Dersim Festivali’nin de Cogi Baba Festivali’nin de sadece o bölgede yaşayanların katıldığı bir festival olmadığının altını çizdi.

    “İnanç yerlerimiz yasaklandı. Birçok ziyaret alanı güvenlik bürokrasisi tarafından OHAL ve diğer düzenlemelerle yasak bölge olarak insansızlaştırılmıştır” diyen Işık, “Bunların hepsine bakıldığında Alevi inancının kendini sürdürebilmesi için koşulların ortadan kaldırıldığını düşünüyoruz” dedi.

    “BU YASAĞI KINIYORUZ”

    Yasakçı mantığı kınadıklarını, bu yasaklamaları doğru bulmadıklarını belirten DAD Ankara Şube Eş Başkanı Işık sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi örgütü olarak ta bu festivallerin yapılması konusunda biz elimizden geleni yapacağız. Özellikle Derim Festivaline ilişkin hazırlıklarımızı giderek artırıyoruz. Kitlesel katılım konusunda da bizler Dersim Festivaline katılacağız. Dolayısıyla bütün bunların alevi inancına yönelik devletin bir tutumu olduğunu, dolayısıyla bunları kınıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA