Etiket: dad demokratik alevi derneği

  • Dersim Demsır Kültür Evi’nde Hızır Cemi yürütüldü- VİDEO

    Dersim Demsır Kültür Evi’nde Hızır Cemi yürütüldü- VİDEO

    PİRHA-Demirkapı-Çılga köyündeki DEMSIR Aş ve Kültür Evi’nde, Demokratik Alevi Dernekleri’nin öncülüğünde yürütülen Hızır Cemi, köy halkı ve çevre köylerden gelen canların katılımıyla gerçekleştirildi. Cemde bolluk, bereket ve toplumsal dayanışma mesajları öne çıktı.

    Uzul yılların ardından Dersim merkeze bağlı Demirkapı-Çılga köyünde bulunan DEMSIR Aş ve Kültür Evi’nde, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) öncülüğünde Hızır Cemi yürütüldü. Alevi inancında bolluk, bereket ve dayanışmanın simgesi olarak kabul edilen Hızır günlerinde gerçekleştirilen cem, yoğun katılımla yapıldı.

    Cem erkanı anadil Kirmançki’de tutulurken, Cemi Baba Mansur Ocağı evlatlarından Ana Narin Gülçiçeği, Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Ana Firaz Yalvaç, Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu ve Pir Abidin Güzel, Kureyşan Ocağı’ndan Fetiye Yıldırım yürüttü. Ayrıca Hızır Cemi’nde Adıyaman Bulam Genç Semah ekibi semah tutarken, zakirliği ise Ali Çelik ile Ana Firaz Yalvaç yürüttü.

    Semahların dönüldüğü, duaların ve gulbenklerin verildiği cem erkanında, Hızır’ın bereketi ve koruyuculuğu için niyazda bulunuldu.

    Cem erkanında Alevi inancının kadim değerleri ve Hızır inancının toplumsal dayanışmadaki yeri üzerine konuşmalar yapılırken, Analar, Hızır’ın mazlumların ve yoksulların yanında olduğuna vurgu yaparak, bu inancın yaşatılmasının önemine dikkat çekti.

    Cem sonunda lokmalar paylaşıldı; birlik ve muhabbetin güçlenmesi temennileri dile getirildi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Zeynel Kete: Suriye’de Kürtler ve Aleviler varlık savaşı veriyor!- VİDEO

    Zeynel Kete: Suriye’de Kürtler ve Aleviler varlık savaşı veriyor!- VİDEO

    PİRHA- “Suriye’de bugün Aleviler ve Kürtler, varlık-yokluk çizgisinde yaşam mücadelesi veriyor” diyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, yaşanan krizin halkların iradesine dayanmayan ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını söyledi.

    Suriye’de son dönemde derinleşen çatışmalar, özellikle Aleviler ve Kürtler açısından ciddi bir güvenlik ve varlık sorununu yeniden gündeme taşıdı. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan çatışmalar tüm bölgeye yayılırken, Alevi yerleşimlerinde de kaygılar artıyor. Bölgesel ve uluslararası güçlerin müdahaleleriyle şekillenen savaş ortamı, halkların birlikte yaşam umudunu zorlarken, çok kimlikli toplumsal yapı ağır bir baskı altında bulunuyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de yaşanan süreci ve Orta Doğu’daki ulus-devlet krizini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SAVAŞ MEZHEPÇİ VE HEGEMONİK PROJELERLE DERİNLEŞTİ”

    Zeynel Kete, Suriye’de yaşananların yüz yıllık ulus-devlet anlayışının iflasını gözler önüne serdiğini belirterek, Orta Doğu’daki devlet yapılarının halkların iradesiyle değil, Batılı hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirildiğini ifade etti. Kete,
    “Suriye’de yaşananları, yüz yıllık ulus-devlet anlayışının kanlı bir özeti olarak değerlendirmek gerekir. Orta Doğu’daki ulus-devletlerin isminde ‘ulus’ var ama bu devletler halkların demokrasi mücadelesiyle, kendi öz güçlerine dayanarak kurulmuş yapılar değildir. Bunlar Batı’dan Doğu’ya ihraç edilmiş, ithal ulus-devletlerdir. Bugün Suriye’de çöken de tam olarak bu anlayıştır. 2011 sonrası Suriye’de Alevi iktidarına karşı Emevi-Sünni İslam anlayışı üzerinden bir savaş kurgulandı. Türkiye’nin neo-Osmanlıcı politikaları, İran’ın Şii hilali hedefi ve İsrail’in rejim değişikliği beklentisi bu sürecin parçalarıdır. Bu sadece Esad rejimine karşı bir mücadele değildi; aynı zamanda Alevi varlığına yönelik açık bir tehdit oluşturdu. Bugün Aleviler, Suriye’de ciddi bir güvensizlik ve yok sayılma riskiyle karşı karşıyadır” dedi.

    “ROJAVA’DAKİ MODEL HEGEMONİK GÜÇLERİ RAHATSIZ EDİYOR”

    Rojava’da ortaya çıkan demokratik toplum modelinin Orta Doğu açısından tarihsel bir anlam taşıdığını belirten Zeynel Kete, bu deneyimin hegemonik güçleri rahatsız ettiğini söyledi. Kürtlerin Orta Doğu’nun temel dinamiklerinden biri olduğunu kaydeden Kete, “Rojava’da halkların kendi öz gücüne dayanarak, rıza temelinde geliştirdiği bir demokratik toplum modeli ortaya çıktı. Kürtler, Araplar, Süryaniler, Aleviler ve diğer tüm kimlikler bu model içinde kendini ifade edebildi. Bu, dünyada komünal değerlerin neredeyse yok edildiği bir dönemde son derece kıymetli bir deneyimdir. Orta Doğu’da böyle bir modelin görünür hale gelmesi, elbette hegemonik güçlerin çıkarına değildir. Kürt halk gerçekliği Orta Doğu’nun en temel dinamiklerinden biridir. Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Süryaniler tarihsel olarak demokratik toplumun ve komünal yaşamın taşıyıcılarıdır. Ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın bu halklar kendi öz güçleriyle var olma iradesinden vazgeçmeyecektir” diye konuştu.

    “KAOS POLİTİKALARI BİLİNÇLİ OLARAK DERİNLEŞTİRİLİYOR”

    Kete, kaos ve savaş politikalarının bilinçli olarak derinleştirildiğini söyleyerek bunun hem bölgesel yeniden dizayn projelerine hem de iç siyasette otoriterleşmeye hizmet ettiğini dile getirdi. Kete, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:

    “IŞİD’in bölgede gerçekleştirdiği katliamlar ve Türkiye’nin destek verdiği birçok silahlı grubun çatışmalara dâhil olması son derece düşündürücüdür. Kısa süre önce IŞİD’in saldırısı sonucu üç polisimizin hayatını kaybetmesi bunun somut örneğidir. Kendilerine rahmet diliyorum. Buna rağmen bu tür yapılara verilen destek devam ediyorsa, bu güçlerin uluslararası, NATO bağlantılı ve çeşitli küresel paramiliter ağlar tarafından örgütlendiği gerçeğiyle yüzleşmek gerekir. Bu yapıların kontrol edilememesinin nedeni de sıradan örgütler olmamalarıdır.

    Türkiye’de barış ve demokratik toplum perspektifinin tartışıldığı bir dönemde, kaosun ve krizin derinleştirilmesi; içeride otoriterleşmeyi, dışarıda ise “dış tehdit” söylemiyle toplumun denetim altına alınmasını amaçlamaktadır. Bu aynı zamanda yaşanan çok yönlü krizi görünmez kılma ya da buradan bir çıkış üretme çabasıdır.”

    “KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ PARADİGMA HEDEFTE”

    “Barış ve demokratik toplum perspektifinin konuşulması gereken bir dönemde, kaos ve kriz sürekli diri tutuluyor. Dış tehdit söylemleriyle toplum denetim altına alınmak isteniyor. Bu sadece Suriye için değil, bölgedeki tüm halklar için geçerli bir durumdur” değerlendirmesini yapan Kete, kadın özgürlükçü paradigmanın Orta Doğu’da güçlü bir toplumsal karşılığı olduğunu da vurgulayarak, “Jin, jiyan, azadî bu coğrafyanın hakikatidir. Kadın özgürlükçü paradigma ile barış ve demokratik toplum anlayışı, Orta Doğu’da güçlü bir toplumsal meşruiyete sahiptir. Bu paradigmanın halklar tarafından içselleştirilmesini engellemeye dönük uluslararası bir projenin yürütüldüğünü söylemek mümkündür. Bu süreci bu çerçevede değerlendiriyorum” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • Pir Zeynel Kete’den komisyona eleştiri: Aleviler dinlenmeliydi- VİDEO

    Pir Zeynel Kete’den komisyona eleştiri: Aleviler dinlenmeliydi- VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, Alevi kurumlarının komisyonda dinlenmemesini eleştirerek, “Alevilerin çağrılmaması büyük bir eksiklik. Aleviler dinlenmeliydi. Aleviler, ülkemizde birlikte yaşamanın tarihsel kök hücrelerini sürekli dile getiren bir topluluktur. Bu nedenle süreçte yer almamaları büyük bir eksiklik olur” diye konuştu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, PİRHA’ya yaptığı açıklamada Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kete, mecliste oluşturulan komisyonda Alevi kurumlarının dinlenmemesini önemli bir eksiklik olarak değerlendirirken, barışın kapsayıcı bir hukuk anlayışıyla inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “ALEVİLER İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI”

    Zeynel Kete, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve 5–7 Temmuz tarihleri arasında “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılan sürecin tarihsel önemine değindi:

    “Bu süreç Aleviler için de son derece önemli. Çünkü Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yapılırken kapsayıcı hukuk, pozitif entegrasyon ve komünaliteden bahsediliyordu. Bu yönüyle de Kürdün, Ezidinin, Türkmenin, Alevinin, Hristiyanın, Sünninin, gençliğin, kadının, emekçinin bir bütünen cümle canın varlığı, birliği, dirliği için çok önemli tarihi bir çağrıydı. Bu çağrı, bir nevi 100 yıllık projenin aslında toplumun sorunlarını çözmediğini, bu İttihatçı anlayışın bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğine dair bir çağrıydı. Barış ve Demokratik Toplum çağrısı, Aleviler açısından hem tarihsel hem de toplumsal olarak büyük bir önem taşıyor. Çünkü Aleviler, tarih boyunca en fazla mağduriyet yaşamış inanç topluluklarından biri olarak, barışın ve eşit yurttaşlığın en güçlü savunucularındandır. Üstelik bir kısmı Kürt Alevilerinden oluştuğu için hem kimlikleri hem de inançları nedeniyle çifte bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmışlardır.”

    KOMİSYONA ELEŞTİRİ

    Sürecin kapsayıcı bir demokratikleşme ve toplumsal barış zeminine dönüştürülmesi gerektiğini dile getiren Kete, Meclis’teki komisyonda Alevilerin dinlenmemesini eleştirdi. Kete, Alevilerin barış çağrısında yeterince temsil edilmediğini belirterek, “Meclis’te kurulan komisyonda Alevilerin çağrılmamasını, dinlenmemesini bir eksiklik olarak görüyorum. Hoş karşılamadım, kabul etmedim. Alevi kurumları çağırılmalıydı, Aleviler dinlenmeliydi. Çünkü bu topraklarda yaşanan tüm acılara rağmen Alevi toplumu hâlâ birlik, dirlik ve ortak yaşama kültürünü savunan bir inançtır” diye konuştu.

    Kete, Alevilerin bu süreçte yalnızca bir inanç topluluğu olarak değil, aynı zamanda barışın toplumsallaşması açısından da önemli bir özne olduğuna dikkat çekerek, “Yaşanan tüm katliamlara rağmen Aleviler, ülkemizde birlikte yaşamanın tarihsel kök hücrelerini sürekli dile getiren bir topluluktur. Bu nedenle barış ve demokratik toplum perspektifinde yer almamaları büyük bir eksikliktir” dedi.

    “ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNDE DAHA ETKİN OLMALI”

    Alevilerin hem tarihsel hem inançsal temelleriyle barış ve demokrasi mücadelesinin taşıyıcı gücü olduğunu söyleyen Pir Zeynel Kete, “Mağduriyeti olan toplumlar emek, barış ve demokrasi mücadelesinde daha güçlüdür. Mansurlardan, Nesimilerden, Seyit Rıza’lardan, Baba İshaklardan bu yana Aleviler, barışın ve adaletin en güçlü savunucuları olmuştur. Aleviler kapsayıcı hukukun içinde yer aldıklarında Türkiye’nin ve bölgenin demokratikleşmesinde, barışın inşasında büyük bir potansiyele sahiptirler. Barış yukarıdan verilmez, barış talep edilir. Aleviler barış sürecinde daha etkin olmalı, barışı yaşamın her alanında örgütlemelidir. Barışa çerağ uyandırmak, barış lokmaları dağıtmak, barış cemleri tutmak bu inancın özüne uygundur. Kapsayıcı hukuk ve pozitif entegrasyon Alevilerin de Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ötekileştirilmeden eşit yurttaşlıkla yaşamasının teminatıdır” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ ADANA

  • Yazar Ferbaba Fırat: Öcalan’ın çağrısı kıymetli, desteklenmelidir- VİDEO

    Yazar Ferbaba Fırat: Öcalan’ın çağrısı kıymetli, desteklenmelidir- VİDEO

    PİRHA- PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin konuşan DAD Yöneticisi ve Yazar Ferbaba Fırat, “Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu bu çağrı önemli ve kıymetlidir, desteklenmelidir” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı tarihi çağrı kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı. Öcalan’ın çağrıyı değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yöneticisi ve Yazar Ferbaba Fırat, yalnızca Türkiye’de değil Ortadoğu’da da barışı getirecek tarihi bir adım olduğunu belirtti.

    “BU ADIMA CEVAP VERMEK DEVLETE DÜŞMEKTEDİR”

    Öcalan’ın çağrısının oldukça kıymetli olduğunu, bu konuda devletin üzerine düşeni yapması gerektiğinin altını çizen Ferbaba Fırat, şu değerlendirmeleri yaptı:

    “Sayın Öcalan’ın yaptığı bu çağrı ülkede heyecan yaratmıştır. Özellikle 40 yıldır devam eden çatışmalı sürecin sona ermesi, Türkiye halklarının beklentisi haline gelmiştir. Savaş büyük yıkım ve acılar getirdi ama çözüm de getirmedi. Savaşla, şiddetle sorunların çözülmeyeceği görüldü dolayısıyla sayın Öcalan demokratik siyaseti öne çıkaran bir adım attı. Bu adıma cevap vermek devlete düşmektedir. Bu çağrının iki muhatabı vardır; PKK ve devlet. Devlet Türkiye’de barışın sağlanması ve demokratik siyaset ortamını yaratmak adına yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

    Öcalan bu çağrıyı yaparken aynı zamanda Ortadoğu’daki dengeleri de gözetmiştir. Ortadoğu’daki savaşların bitmesi için bir irade koymuştur ortaya. Türkiye’de barışın sağlanmasıyla Rojava’da kazanılan statü de kendini yaşatacaktır. Ortadoğu’da demokratik bir ortamın oluşması, savaşların bitmesi Türkiye’de yaşananlara bağlıdır. Bundan sonraki süreçte Kürt kurumları siyasal ve demokratik yöntemlerle sorunlarını çözmeyi esas alacaklardır. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi yönünde bir mücadele geliştirilecektir. Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin ve diğer halkların demokratik cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşayabileceği özgür bir toplumun inşa edileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla sayın Öcalan’ın yapmış olduğu bu çağrı önemli ve kıymetlidir, desteklenmelidir.”

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Gürsel Korkmaz: Suriye’de tüm inançlar ve etnisitelerin ortak iradesiyle bir anayasa oluşmalı-VİDEO

    Gürsel Korkmaz: Suriye’de tüm inançlar ve etnisitelerin ortak iradesiyle bir anayasa oluşmalı-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılara tepki gösteren DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı  Gürsel Korkmaz, “İnsanlığa karşı işlenen bütün katliamlara karşıyız” dedi. 

    Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) cihatçı örgütün Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara düşmanlığı ve saldırı girişimleri büyük endişe yaratıyor. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilip katledilmelerine kamuoyundan tepkiler yükseliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri Adıyaman Şube Eş Başkanı Gürsel Korkmaz, Suriye’deki Alevilere yönelik hak ihlalleri, işkence ve saldırılara karşı olduklarını söyledi.

    “3. DÜNYA SAVAŞININ KATLİAMLARI ALEVİLERİ DE VURUYOR”

    Alevilere karşı geliştirilen saldırıların yeni dünya savaşının birer parçası olduğuna vurgu yapan Korkmaz, “Ortadoğu’da yaşanan katliamların nedeni 3. Dünya savaşının birer sonucudur. Orada Aleviler dışında yaşayan diğer azınlıklar ve halklar da tehlike altındadır. Ezidiler, Dürziler, Hristiyanlar katlediliyorlar. Katliam Alevilere ve diğer halklara da yapılıyor. Alevilere azınlık olarak bakılıyor ama Aleviler azınlık değil, yanı başımızda Göbeklitepe diye bir gerçeklik var. Aleviler insanlık tarihinin var oluşundan bu yana vardır. Biz 73 millete aynı nazardan bakan bir inancız. İnsanlığa karşı işlenen bütün katliamlara karşıyız” ifadesinde bulundu.

    100 yıllık cumhuriyet tarihinde Alevilere yönelik katliamları da hatırlatan Korkmaz, “Bu zihniyet daha önce Sivas’ta 33 insanı katletti. Suruç’ta çocuklara oyuncak götürecek olan gençleri katletti, Ankara Gar patlamasında barış isteyen insanların içine girerek yüzlerce insanın ölümüne neden oldular” diye konuştu.

    “SURİYE’DE TÜM BİLEŞENLERİN OLUŞTURDUĞU BİR ANAYASA YAPILMALI”

    Suriye’de farklı etnisiteler ve inançların ortak bir iradesi ile bir anaya oluşturulması gerekliliğine işaret eden Korkmaz, “Hristiyanlar olsun, Dürziler olsun, Kürtler olsun bu halklarla ortaklaşa olarak bir meclis oluşturulur. Bu katliamların önüne geçilmesi için tüm renklerin, tüm inançların, tüm bileşenlerin ortak bir şekilde mecliste yer alması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    HTŞ’nin güvenli vermeyen bir konumda olduğunu belirten Korkmaz ayrıca “Kadını, çocuğu katleden bir zihniyet ne kadar güvenilir olabilir. Herkesin Suriye’de lider olarak gördüğü birisi benim için lider olamaz. Alevi inancı olarak kabul edilebilir değil. Bu süreç böyle olmamalı. Bu katliamları durdurabilmenin tek yolu ortak bir meclis oluşturulmalı” diye belirtti.

    “HIZIR BÜTÜN EZİLENLERİN YANINDA OLSUN”

    Korkmaz Hızır ayı vesilesiyle de şunları söyledi:

    “Hızır, dara düşenin yanındadır. Hızır, her yerinde ezilenlerin yanında olsun. Hızır hepimizin yar ve yardımcısı olsun, aşk ile…”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar Adıyaman’da protesto edildi-VİDEO

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar Adıyaman’da protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu ile Alevi örgütlerinin katılımıyla protesto edildi. Açıklamada, Alevilerin toplumsal taleplerinin karşılanması için çağrıda bulunuldu.

    Adıyaman’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Demokratik Alevi Derneği (DAD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri ile Emek ve Demokrasi Platformu Suriye’de Alevilere yönelik saldırıları proteste etti.

    Adıyaman Demokrasi Parkı’nda düzenlenen protesto eyleminde kurumlar adın açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şube Başkanı Ali Sekman okudu. Sekman, Alevilere yönelik baskıların son bulması ve taleplerin yerine getirilmesi amacıyla çağrıda bulundu.

    “İÇ SAVAŞ KAOSU DA BERABERİNDA GETİRMİŞTİR”

    Alevilerin inançlarının tehdit altında olduğuna dikkat çeken Sekman, “Bugün, Suriye’deki başta Alevi toplumu olmak üzere tüm halklar ve inançlar, tarihsel olarak maruz kaldığı zorluklarla birlikte, yeni bir dönemin eşiğindedir. Alevi toplumu, hem Suriye’deki iç savaşın mağdurlarından biri olarak hem de tarihi olarak maruz kaldığı dışlayıcı söylemler ve saldırılar nedeniyle zorlu bir dönemden geçmektedir. Aleviler, Suriye’deki dinamiklerin çok daha karmaşık hale gelmesiyle birlikte hem inanç özgürlüklerinin korunması hem de toplumun barışçıl bir ortamda yaşayabilmesi adına endişeler taşımaktadır. Alevi toplumunun Suriye iç savaşında yaşadığı zorluklar başta güvenlik ve koruma koşuludur. Zira, Aleviler, Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana hem devlet güçleri hem de isyancı gruplar tarafından tehdit edilmiş, birçok köy ve kasaba yerinden edilmiştir. Güvenlik endişeleri, hala birçok Alevi’nin yurtlarını terk etmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte, Alevi toplumu, özellikle kırsal bölgelerde hala ciddi tehditler ve saldırılara maruz kalmaktadır. Alevi toplumu için yaşanan bir diğer zorluk ise inanç özgürlüklerinin tehdit altında olmasıdır. Zira, Aleviler, tarihsel olarak, diğer inanç gruplarına kıyasla sık sık maruz kaldıkları ayrımcılıkla mücadele etmiştir. İç savaşın getirdiği kaos, bazı dini grupların Alevilere yönelik saldırgan tutumlarını daha da şiddetlendirmiştir” dedi.

    “ALEVİLER, ULUSLARARASI TOPLUMUN DAHA FAZLA DESTEĞİNİ BEKLEMEKTEDİR”

    Alevilerin inanç ve yaşam alanlarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunan Sekman, Özellikle Alevilerin cinsiyetçi, toplumsal ve ekonomik sorunlardır. Yine savaşın yıkıcı etkileri, Alevi toplumunun sosyal ve ekonomik yapısını da derinden sarsmıştır. Birçok Alevi, hem savaştan hem de ekonomik baskılardan dolayı yerinden edilmiştir. Alevi kadınları, savaşın cinsiyetçi doğasından en fazla etkilenen gruplardan biri olmuş, toplumsal eşitsizlik daha da derinleşmiştir. Bu zorlu süreçte başta Suriye Alevi toplumu olmak üzere tüm halklar ve inançlar adına uluslararası toplumdan ve kamuoyundan beklentilerimiz buradan belirtmek isteriz: Suriye’deki Alevi toplumu, uluslararası toplumun daha fazla dikkatini ve desteğini beklemektedir. Aşağıda sıraladığımız talepler, Alevilerin hem güvenliğini hem de inanç özgürlüklerini korumak adına büyük bir öneme sahiptir” ifadelerini kullandı.

    TALEPLER

    Sekman, Alevilere karşı geliştirilen saldırıları durdurulmasına dair şu talepleri sıraladı:

    -Alevilerin, Suriye’deki diğer etnik ve dini gruplarla birlikte, savaşın etkilerinden korunabilmesi adına güvenli bölgelerin oluşturulması için uluslararası girişimler desteklenmelidir.

    -inançları ve diğer dini toplulukların özgürlükleri, Suriye’deki tüm kesimlerin güvenliğini ve barışını sağlamak için garanti altına alınmalıdır.

    -Alevi toplumu, savaştan zarar gören birçok kesim gibi, insani yardıma ihtiyaç duymaktadır. Sağlık, eğitim, barınma ve psikososyal destek gibi alanlarda uluslararası yardımların hızla ulaştırılması gerekmektedir.

    -Alevi toplumunun da dahil olduğu kapsayıcı bir barış süreci, Suriye’nin yeniden inşası için hayati önem taşımaktadır. Alevi temsilcilerinin yer alacağı barış müzakereleri, tüm etnik ve dini grupların haklarının eşit şekilde korunmasını sağlayacaktır.

    Sonuç olarak, Suriye’deki Alevi toplumu, sadece kendi hakları için değil, tüm Suriye halkının huzur ve güvenliği için önemli bir rol oynamaktadır. Uluslararası toplum, Alevilerin ve diğer azınlıkların haklarını savunarak, barışçıl bir Suriye’nin inşasına katkı sağlamalıdır. Suriye’deki Alevi toplumu, geçmişten bugüne kadar barış, hoşgörü ve kardeşlik değerlerine ve 72 millete bir nazarda bakma inancına sıkı sıkıya bağlı kalmış bir toplumdur. Bu değerlerin korunabilmesi adına uluslararası kamuoyu ve demokratik kitle örgütlerini duyarlılığa davet ediyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” dedi. 

    Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla beraber yönetime geçen Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgüt, kısa bir süre içerisinde Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırılar gerçekleştirdi. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilirken bazıları da vahşi bir şekilde öldürüldü.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları değerlendirdi.

    Aleviliğin tarihten bu yana kadar iktidarcı devlet anlayışını kabul eden bir anlayış olmadığının altını çizen Kete, “Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir” diyerek şeriatçı örgütlerin farklılıkları içselleştirmeyen, kadın özgürlükçü yapıya tahammül etmeyen, toplumsal ekolojik karşıtı, kendisi gibi düşünmeyen tek tipçi bir anlayışa sahiptir” dedi.

    Kete, Suriye’de iktidarda olan HTŞ’ye dair de “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” diye konuştu.

    “100 YIL BOYUNCA ULUS DEVLETLER BÖLGEDE YAŞAYAN HALKLARA DERMAN OLAMADILAR”

    Şeriatçı örgütlerin emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğine dikkat çeken Kete, bu tür örgütlerin ulus-devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da yaşananlar birer sonuç. Biz tarihsel perspektife baktığımızda üçe ayırıyoruz; geçmiş, gelecek ve an… An, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyor. Bugün yaşamış olduğumuz kötü olayların hepsinin geneli geçmişte yaşanılanların birer sonucudur ve bunun sonucunda da an, kendini geleceğe taşır. 1’inci Dünya Savaşının sonucunda da Ortadoğu’da masa başında çizilen devletler vardır. 100 yıl boyunca Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde devletler kendini tekçilik üzerine inşa etmiş. Yani 100 yıl boyunca ulus devletler bu bölgelerde yaşayan halklara derman olamadılar. Aynı zamanda bu hegemonik güçler kendi elleriyle kurmuş oldukları ulus devletleri kendi sermaye birikimlerini, kendi önünde engel olacağını anladıkları anda bu devletlere yöneldiler. Bunlardan bir tanesi de Suriye’dir. Suriye coğrafyası bir çok inanç ve kimlikten oluşmuş bir şehirdir” Hegemonik güçler özellikle İŞİD üzerinden bunu yapmaya başladılar. Şimdi de HTŞ bu görevi yerine getiriyor.”

    “SURİYE’DE CİDDİ BİR ALEVİ KATLİAMI SÜRECİ SÖZ KONUSUDUR”

    Şeriatçı örgütlerin Alevilere saldırarak onları kendi kontrolleri altına almaya çalıştığını ifade eten Kete, “Alevilere yönelmesinin tarihsel arka planı vardır. Devletler kendileri için tehlike oluşturabilecek yaşam tarzlarını ilk olarak etkisiz hale getiriyorlar. Alevi süreği tarihten bu yana kadar iktidarcı, devlet anlayışını kabul eden bir anlayışta değildir. Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir. Bu devlet dışı oluşumların kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu inanç devlet dışı kaldığı taktirde kültürel direniş damarı kendini yenileyecektir. Suriye’de Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ), Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’de katliamlar yapıyor. Onların zihinsel kodlarına göre, ‘Aleviler dinsizdir, katli vaciptir’ deniliyor. Suriye’de ciddi bir Alevi katliamı süreci söz konusudur” şeklinde konuştu.

    “ESAD YÖNETİMİNDE ALEVİ BÜROKRAT YOKTU”

    Beşar Esad’ın Alevi devleti başkanı olduğu propagandasının son zamanlarda bilinçli olarak yapıldığını vurgulayan Kete, “Türkiye’de AKP’de ve bu tekçi zihniyeti savunanlar da oradaki yönetimle ilişkilerini geliştirirken Suriye’ye bir Alevi devleti gibi baktılar. Esad yönetimi hiçbir zaman Alevi devleti olmamıştır. Bürokraside Alevi yönetici yoktu, buna rağmen orada bir Alevi katliamını meşrulaştırmak için Suriye’ye bir ‘Alevi devletidir’ diyerek katliama giriştiler. Şimdi Beşar Esad yok, eğer Esad yoksa bu kadar katliamın nedeni niye? Mesele Esad’tan ziyade Alevilere karşı gelişmiş bir katliam fikri bilinçaltında yatıyor. Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir” şeklinde ifade etti.

    “DÜNYA VE TÜRKİYE SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA KARŞI DERİN BİR SESSİZLİK İÇERİSİNDE”  

    Arap Alevilerinin kendilerini saldırılara karşı koymada yeterli olmadığını, dünyadan ve Türkiye’den desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kete, şunları dile getirdi:

    “Arap Alevilerinde ciddi bir sessizlik vardır. Tarihsel olarak da zorlu travmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Nusayriye Dağları eteklerinde yüzlerce yıl baskılardan kaçarak o coğrafyada kendi yaşamlarını devam etmeyle uğraşmışlardır. Tarihsel arka planlarında devletçi yapılarla karşı karşıya gelip bir savunma oluşturma, direniş oluşturma kültürü olsa da bile bu kültür bugün kendini koruyabilecek çerçevede güçlü bir kültüre sahip değil. Dünya’da ve Türkiye’de, Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılara karşı derin bir sessizlik hakim. Bu sorun sadece Alevi sorunu değil; Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesi veren sol sosyalist güçler başta olmak üzere üçüncü alanı oluşturan bütün toplumsal kesimlerin çok yoğun olarak bu katliamı etkinlikleriyle, panelleriyle, sınırda nöbet tutarak, perşembe günleri çerağ uyandırarak tepki göstermesi gerekiyor.”

    “ALEVİLER İKRAR VE RIZALIĞI ESAS ALAN BİR TOPLUMDUR”

    Kete, Alevi toplumunun tekçi anlayışa karşı komünal yaşamı esas aldığını belirterek, “Alevi sürekleri hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın hiçbir zaman iktidarcı, tekçi, devletçi zihniyetle uyum sağlamamıştır. Alevi inancı beslenmiş olduğu kaynaklar itibariyle güçlü bir Aryenik direnişe sahiptir. Bu direniş hala devriye halinde mücadele kültürü vardır. Aleviler ikrar ve rızayı esas alan bir toplumdur ve komünal yaşamı ele alıyor. İkrar vermek politik tutumlarını belirliyor” ifadesinde bulundu.

    “ROJAVA MODELİ ALEVİ İNANCIYLA ÖRTÜŞEN BİR PERSPEKTİFE SAHİPTİR”

    Kuzey Suriye’de ortaya koyulan demokratik modelin Alevi inancıyla örtüştüğüne dikkat çeken Kete, demokratik, komünal yaşamın emperyalist güçlerin işine gelmediğini söyledi. Kete, etnik kimlik ve inançtaki toplumların yaşam reçetesinin bu demokratik modernite ile aşılacağını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da kapitalist güçlerin bir korkusu vardır. Ortadoğu’da bütün bu saydığımız, demokratik moderniteyi oluşturan, üçüncü alanı oluşturan devlet dışı kalan toplumların bir araya gelmesi Rojava tarzı bir model oluşturur. Alevi toplumu tek olan bir zihniyeti kabul etmiyor, bir olmayı kabul ediyor. Kısacası cem erkanı, kırklar meclisi, rıza şehri bugün Rojava’da politik bir perspektifle bir dünya nizamı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki bölgedeki ve dünyadaki güçlerin hedefi haline gelecektir. Bu güçler aynı zamanda komin gücünü, direniş gücünü en fazla kendi içinde barındıran güçlerdir. Bundan dolayı Rojava modeli Alevi inancıyla örtüşen bir perspektife sahiptir. Bundan dolayıdır ki bütün tekçi zihniyetler, ulus devletçi anlayışında direnen bütün yapılar Rojava’daki direnişe düşmandır.”

    Kamber YILDIZ/ADANA

  • DAD Mersin Eş Başkanı Çelik’ten kayyım tepkisi: Yapılan büyük bir hırsızlık- VİDEO

    DAD Mersin Eş Başkanı Çelik’ten kayyım tepkisi: Yapılan büyük bir hırsızlık- VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Eş Başkanı Hüsniye Çelik, kayyım uygulamalarının milyonlara karşı yapılmış bir hırsızlık olduğunu ifade ederek, “Bunu bir yöntem haline getiren AKP, milyonlarca insanın hakkını gasp ediyor. Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yok” dedi.

    31 Mart 2024 yerel seçimlerin ardından Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyeleri’ne kayyım atanmasına karşı direniş ve tepkiler hala sürüyor. Siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, kadın kurumları ve toplumun büyük bir kesiminin yanı sıra Aleviler de bu konuda tepkilerini dile getiriyorlar.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Eş Başkanı Hüsniye Çelik, kayyım politikalarının topluma ve demokrasiye verdiği zararları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AKP SEÇİMLE ALAMADIĞI BELEDİYELERİ GASP EDİYOR”

    Kayyımın olağandışı bir durumda söz konusu olabileceğini ancak AKP hükümetinin bunu bir politika haline getirdiğini belirten Hüsniye Çelik, “Özellikle 2015 yılından bu yana kayyım uygulamaları arttı ve olağan bir durummuş gibi uygulanmaya başlandı. Kayyum toplumun iradesinin gaspı, milyonlara karşı yapılmış bir hırsızlıktır. Toplum kendi iradesini ortaya koymuş, belediye başkanını seçmiş, sen bunlara yetki vermişsin, yeterlilik vermişsin. Seçim sürecinde bu insanlar başvuru yaptıklarında hiçbir sorun yok da nasıl oluyorsa seçildikten sonra çeşitli iddialarla suçlanıyorlar ve yerlerine kayyum atanıyor… Bunun kabul edilir bir yanı yok” diye konuştu.

    Çelik, iktidarın seçimde kazanamadığı yerleri kayyımla gasp ettiğini ve bu durumun demokrasiye, hukuka olan inancı yerle yeksan ettiğini dile getirdi. Aynı zamanda bu durumu iktidar kanadında hoş karşılamayan belli bir kesimin olduğunu ifade etti.

    “KAYYIMLAR GERİ ÇEKİLMELİ”

    Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan ile ilgili sözlerinden sonra DEM Parti’nin kazandığı belediyelere peş peşe kayyım atanmasının tutarsızlık yarattığına dikkat çeken Çelik, “Bahçeli’nin sözleri yeni bir barış süreci mi başlıyor sorusunu akıllara getirse de hemen ardından Kürtlerin irade gösterdiği belediyelere kayyım atanmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. AKP-MHP iktidarı birbiriyle çelişen bir noktada. AKP nedense kayyımdan ders çıkarmıyor. Daha önce kayyım atadığı yerleri daha yüksek bir oy oranıyla kaybetti” sözlerini kullandı.

    Çelik son olarak şunları söyledi:

    “Toplumsal barışın, birlikte yaşama ruhunun zedelenmesini istemiyorlarsa halkın iradesini saygı duymalılar, var olan atanan kayyumları geri çekmeliler. Bu ülkede yaşayan bütün halkların barış, demokrasi ortamında yaşamaya hakkı var. Çok bedeller ödedik toplum olarak, bundan sonra birlikte barış içerisinde yaşamak bizim de hakkımız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • DAD Dersim’den seslendi: Barışa çerağ olalım -VİDEO

    DAD Dersim’den seslendi: Barışa çerağ olalım -VİDEO

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, aydınların ve sanatçıların ‘Barışa ses olalım’ çağrısına destek amacıyla, ‘Barışa çerağ olalım’ başlıklı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Ortadoğu’da ve yaşadığımız ülkede en acil ihtiyacın ‘barış’ olduğu bilinciyle bu çağrıya, inancımız içerisinde aydınlığın simgesi olan çerağlarımızı uyandırarak cevap veriyoruz ve eşlik ediyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, aydın ve sanatçılardan oluşan 564 kişinin ‘Barışa ses olalım’ çağrısına destek amacıyla, Dersim’deki kurum temsilcilerinin yoğun katılımıyla ‘Barışa çerağ olalım’ başlıklı bir açıklama yaptı. Çerağ uyandırılmasından sonra açıklamayı DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan okudu.

    “EN ACİL İHTİYACIMIZ BARIŞTIR”

    Aydın ve sanatçıların toplumun vicdanına seslenerek, ‘Barışa ses olalım’ çağrısıyla yıllardır Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin barış mücadelesine dikkat çektiğini, bu sese karşılık vermenin insani, vicdani, ahlaki, politik ve entelektüel bir görev olduğunu vurgulayan Kadriye Doğan, “Ortadoğu’da ve yaşadığımız ülkede en acil ihtiyacın ‘barış’ olduğu bilinciyle bu çağrıya, inancımız içerisinde aydınlığın simgesi olan Çerağlarımızı uyandırarak cevap veriyor ve eşlik ediyoruz” dedi.

    “BARIŞA ÇERAĞ OLALIM”

    Doğan, açıklamasında şunları ifade etti:

    “Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanacak toplumsal barışın sağlanması için özgür ve eşit yurttaş varlığının sağlanması, Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi ve Kürt sorununun demokratik siyaset çerçevesinde çözülmesi için barışa çerağ olalım.

    Militarist politikalar sonucu işgal alanına dönüşen Rojava gerçekliği karşımızda duruyor. Yükselen savaş politikalarına karşı hep birlikte barışın sesini yükseltelim.

    Ukrayna savaşı ile başlayan sonrasında Filistin- İsrail savaşında ve yine Ermeniler üzerinden geçmişten bugüne kadar süren yok etme savaş gerçekliği yaşanmaktadır.

    “NE HOŞ SEDADIR BARIŞA ÇAĞRI”

    Ölümün kol gezdiği, savaş, baskı, tutuklama ve tecrit politikalarıyla barışın öznesi olabilecek herkesin sesinin kısılmaya çalışıldığı, barış için açlık grevine bedenlerini yaptıran canların mücadelesinin görmezden gelindiğini bir zamanda, barıştan yana olan herkesi “güvercin tedirginliğinde” yaşamaya iten bir dönemde umuttur bu ses.

    Toplumsal biraradalılığın yitirilmemesi ve eşitlik temelinde devamının sağlanması adına insani, vicdani, ahlaki, politik ve entelektüel bir görevdir bu sese karşılık vermek.

    “TURNANIN KANADINA, ÇOBANIN KAVALINA”

    Turnanın kanadına, çobanın kavalına, suyun çağlayanına, rüzgârın ıslığına da söyleyelim. Militarist politikalar sonucu yükselen savaş politikalarına karşı hep birlikte barışın sesini yükseltelim. İnancımız ‘insan Hakk’ta, Hakk insanda’ düsturu ile hayatı yorumlar insan ve doğayı bütünlüklü kavrar. Bu doğrular çerçevesinde seyreden ikrar ve rızalı yaşama Rêya Heq-Hak Yolu deriz. Aksi yönde insan ölümlerine sebep olan ve savaş politikaları sonucu doğa kıyımlarını açığa çıkaran, süreç ve iktidar yapılanmalarını ise Nehak olarak kavrar, Hak olmayan olarak nitelendiririz. 85 milyonluk koca ülke yarı açık mahpushaneye döndü.

    İnsanların yarısı mahkum, diğer yarısı adeta onların gardiyanı olmuş durumda. Savaşın kazananı, savaşı çıkaran egemenler iken, kaybedeni tüm halklardır.

    “SAVAŞIN DEVAMI IRKÇI VE TEKÇİ İKTİDARIN DEVAMI DEMEKTİR”

    Onlarca yıllık savaş hali, uygulanan savaş ekonomisi; Geleceği çalınan çocuklar, gençler demektir. Emekçiler için yoksulluk demektir. ‘Bir kurşunun ne kadar olduğunu’, doğurduğu krizlerin mağduru olan halklar bilmektedir.

    Savaşın devamı; Kürtlerin, Alevilerin eşit-özgür yurttaşlık, Kadınların ise özgür eş yaşam mücadelelerinin görünmez kılınarak terörize edilmesi ve ırkçı ve tekçi iktidarların devamı demektir. Her geçen gün derinleşen kriz ortamı içinden çıkılmaz hale dönüşmeden, barış sesine ses verip çerağımızla ortaklaşırken; bizlerde başta Aleviler olmak üzere, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi veren tüm toplumsal kesimleri sesimizi yükseltmeye ve barışa dair uyandırdığımız çerağın aydınlığında buluşmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • DAD Dersim’de Gağand’ı karşıladı: Yolumuz Hakk yoludur -VİDEO

    DAD Dersim’de Gağand’ı karşıladı: Yolumuz Hakk yoludur -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Dersim’in kutsal ziyaretlerinden biri olan Gola Çeto’da, Gağand’ı karşıladı. Lokmalar dağıtıldı, deyişler söylendi. Konuşmasında Cumhuriyetin 2. Yüzyılının muhasebesine vurgu yapan DAD Yöneticilerinden Asil Benler, “Bu yüzyılın en büyük tanığı, sanığı ve mağduru olan topraklardayız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Dersim’in kutsal ziyaretlerinden biri olan Gola Çeto’da, Gağand’ı karşılamak için yılın ilk günü bir etkinlik düzenledi. Pirlerin, anaların katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte çerağ uyandırıldı, konuşmalar yapıldı, halk ozanı Hüsnü Güngör deyişler söyledi ve lokmalar pay edildi.

    “MEZOPOTAMYA VE ANADOLU’DA FARKLI İSİMLERLE KUTLANIYOR”

    Axuçan Ocağı’ndan pir İnanç Dolu’nun çerağ uyandırmasından sonra söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Asil Benler, “Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı isimler ve farklı ritüellerle kutladığı, Harde Dewreş topraklarında Gağand ismiyle kutladığımız gün vesilesiyle buradayız” diyerek başladığı konuşmasında cumhuriyetin ikinci yüzyılına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “BU YÜZYILIN EN BÜYÜK TANIĞI, SANIĞI VE MAĞDURU OLAN TOPRAKLARDAYIZ”

    “Bu sene yeni yılı karşılarken aynı zamanda içerisinde yaşadığımız ülke topraklarında yüzyılını geride bıraktığımız bir cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdik. Bu yüzyılın biraz muhasebesini yapmamız lazım. Raya Haq toplumu olarak yüzyıl bize neler yaşattı, neler aldı bizden, neler götürdü. Bu yüzyılın en büyük tanığı, sanığı ve mağduru olan topraklardayız aynı zamanda. Bu topraklar içerisinde de aslında Gola Çetu ziyareti bu tanıkların en başında gelen bir mekan. Çünkü iki derenin birleştiği yer ve bu iki derede tertele sürecinde (1937-38) hepimizin bildiği gibi kan aktı. Gola Çetu ziyareti bunun hepsinin şahidiydi.

    Biz ikinci yüzyıla girerken ve aynı zamanda yeni bir Gağan yılıyla, yeni yılı karşılarken eşit yurttaşlık, özgür yurttaşlık temelinde demokratik bir cumhuriyet temennimizi burada dile getirmek istiyoruz.”

    “GAĞAND BEREKETLE BAŞLAR”

    Dersim inanç ve itikadında Gağand’ın önemine vurgu yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Fethiye Yıldırım, “Gağand bereketle başlar. Komşular, ziyaretler mezar ziyaretleri. Bunları Gağand’la başlatıp ziyaret yaparız. Niyazlarımızı pişiririz. Mezarlara gideriz. Çıralarımızı yakarız. Zeyilerimiz vardır, evden giden kızlarımız, halalarımız, teyzelerimiz. Onlar ziyaret edilir, Gağandları verilir” dedi.

    “RIZALIK VE İKRARLIKLA YÜRÜTÜLEN BİR YAŞAMIN PARÇALARIYIZ”

    Gağan’ın bunun gibi birçok ritüeli olduğunu belirten Yıldırım, şunları ifade etti:

    “Bizim yolumuz Hakk yoludur, Raya Haq dediğimiz yoldur. Bunun yanında paylaşımcı bir toplumuz. Eşitlikçi bir toplumuz. Rızalık ve ikrarlıkla yürütülen bir yaşamın, bir kültürün parçalarıyız. O yüzden yolumuzu unutmamamız gerekir.”

    Rıza Bilgiç

     

  • Alevi örgütleri medya buluşması gerçekleştirecek

    Alevi örgütleri medya buluşması gerçekleştirecek

    PİRHA- Alevi örgütleri 20 Kasım saat 12.00’de Taksim Hill Otel’de medya buluşması gerçekleştirecek. Buluşmada 10 Aralık’ta düzenlenecek “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi ele alınacak.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Cem Vakfı, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Çerağın Bileşenleri, eşit yurttaşlık, laik eğitim, demokrasi gibi konuları ele alarak bu yılın ilk ortak mitingini 16 Eylül’de İzmir’de gerçekleştirmişti.

    İzmir Mitingi’nin ardından yeni bir kararla 10 Aralık’ta İstanbul’da “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi düzenleyeceğini duyuran Alevi kurumları İstanbul’da bulunan Taksim Hill Otel’de saat 12.00’de basın ile bir araya gelerek mitinge ilişkin açıklamalar yapacak.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    Alevi kurumları,10 Aralık’ta İstanbul’da miting yapacak

  • Pir İncesu: Seyit Rıza ve yoldaşları bir inanç adına darağacına gittiler ve bedelini ödediler -VİDEO

    Pir İncesu: Seyit Rıza ve yoldaşları bir inanç adına darağacına gittiler ve bedelini ödediler -VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılı. PİRHA’ya konuşan DAD Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bir inancı, bir kültürü sonraki kuşaklara aktarmanın önemini vurguladı. İncesu, ekledi: Bugün biz kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında yeni bir yol bulmamız gerekiyor.

    Dersim’de 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’ında idam edilmesinin üzerinden 86 yıl geçti.

    Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda kendilerine savunma hakkı verilmeden Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    “BİR İNANÇ, BİR TOPLUMSALLIK ADINA GİTTİLER VE BEDELLERİNİ ÖDEDİLER”

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılına dair PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, “Geçmişten, tarihten bugüne gelen sürece baktığımızda tekçi zihniyetin bize dayattığı asimilasyoncu, katliamcı sistemle birlikte bütün pirler, seyitler şahsında yoldaşları ve dava arkadaşları darağacına gittiler. Bir inanç, bir toplumsallık adına gittiler ve bedellerini ödediler” dedi.

    “BİZ KENDİ HAKİKATİMİZE DAHA YENİ ULAŞIYORUZ”

    Şimdi kendilerine düşen görevin, bu toplumsallığı darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bu inancı, kültürü sonraki kuşaklara aktarmak olduğunu vurgulayan ve ‘bu konuda yeterli miyiz’ sorusunu yönelten İncesu, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Kendi adıma söyleyeyim, biz bugüne kadarki süreç içerisinde kendimizi tanıdıktan sonra hep resmi ideolojinin bize verdiği şeylerle eğitildik. Tabi bu bizim suçumuz mu? Eğitim politikasından ekonomisine kadar devletin bütün aygıtları bize bu resmi ideoloji temelinde yaklaştı. Bizim kimliğimizi, kişiliğimizi, dilimizi dahi unutturarak getirdi bize. Ne zaman ki bu konuda gözümüz açıldı, Alevi canların geçmişten bugüne kadar verdiği mücadeleye dokunup hissettiğimiz andan itibaren, tarihsel gerçekliğin bu olmadığının farkına vardığımızda da, biz kendi gerçek Raa Haq dediğimiz bu yola; evet biz yanlış yapmışız, yanlış yerdeymişiz. Biz kendi hakikatimize daha yeni ulaşıyoruz.”

    “TOPLUMSAL HAFIZAMIZ TAPTAZE DURUYOR”

    Bu hakikate ulaşmaya geç kalındığını ama bunun sadece kendilerinin suçu olmadığını, devlete de, ebeveynlere de bu konuda doğru eleştiri yapmak gerektiğini ifade eden İncesu, “Evet kendilerini gizlediler. Kimliklerini gizlediler. ‘Oğlum Türkçe öğren’ yani şehre gideceksin lazım olacak, dendi. Bunun gibi bir sürü şey” dedi.

    İlkokul’da evlerinde Zazaca (Kırmancki) konuştukları için ertesi gün sınıfta meşe ağacıyla dayak yediklerini hatırlatan İncesu, “Biz böyle süreçlerden geliyoruz. Dolayısıyla toplumsal hafızamız taptaze duruyor. Yaşadıklarımızın hepsi gözümüzde bir şerit gibi gidip geliyor. Onun için biz kendi tarihsel köklerimize, tarihsel gerçekliğimize dönmeliyiz ve bu tarihsel gerçekliğimizin peşrevinde de doğru soruyla, doğru yerde, doğru zamanda söz kurarak bu mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “İNANCINI KAYBEDEN TOPLUMLAR BAŞKALAŞIRLAR”

    İncesu, Dersim’in kendisi için ne ifade ettiğini ise şöyle dile getirdi:

    “Eğer bir can girdiği toprağı bilmezse, kültürü bilmezse o can süreç içerisinde kendini de, kimliğini de, doğasını da unutur. Her can bulunduğu, doğduğu, büyüdüğü topraklara dönmelidir. Oranın kültürüyle, oranın inancıyla, doğasıyla haşir neşir olursa geçmişini unutmaz. Dilini kurtaran toplumların geleceği vardır. İnancını kaybeden toplumlar ise başkalaşırlar, başka bir topluluğa dönüşürler.”

    “ONLAR BU YOLUN HAKİKATİNİ SÜRDÜLER”

    Dersim’in Alevi Raa Haq inancının kutsal yeri ve 12 ocağın burada örgütlü olduğunu, onlar bu mücadeleyi vermemiş olsaydı bugün kimsenin kendine Alevi diyemeyeceğini söyleyen İncesu, “Onlar ki bu yolun hakikatini sürdüler, bedellerini ödediler, geri dönmediler ve biz de bugün onların mirası üzerinden kendimizi var etmişiz. Onun için Dersim coğrafyası bu anlamda önemlidir, değerlidir. Yeter ki bunu bilelim. Biz bunların tüm bu tekçi anlayışlarına, asimilasyoncu, katliamcı politikalarına bugüne kadar nasıl direndiysek, bugün de kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında bizim yeni bir yol bulmamız gerekiyor” diye belirtti.

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    DAD Adana Şubesi Dersim’i ziyaret etti: Ziyaretlerimize ikrar vererek yola çıkmak istedik

  • Musa Kulu: Savaşa karşı susmak Alevi hakikatine asla denk düşmez- VİDEO

    Musa Kulu: Savaşa karşı susmak Alevi hakikatine asla denk düşmez- VİDEO

    PİRHA- Orta Doğu’daki savaşlara karşı herkesin ses çıkarması gerektiğinin altını çizen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” dedi.

    Filistin ve İsrail arasındaki savaşta ölümler günden güne artıyor. Öte yandan Türkiye ordusunun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığı saldırılarda birçok sivil yaşamını yitirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, İsrail- Filistin arasındaki çatışmaları ve Kuzey Doğu Suriye’ye yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Dünyadaki hiçbir savaşın haklı gerekçesinin olmadığına vurgu yapan Kulu, herkesin savaş karşısında barışı savunması ve söz kurması gerektiğinin altını çizdi.

    “SAVAŞIN İNANCIMIZDA YERİ YOK, HERKES KARŞI ÇIKMALI”

    Tırmanan savaş ortamına ilişkin konuşan Musa Kulu, “Bugün Orta Doğu’da mazlum iki halk var. Filistinliler ve Kürtler. Kendi inancı ve hakikatini, yaşamını sürdüren halklar bu savaşlarda katlediliyorlar. Dünyada hiçbir savaş haklı değil. Hem dünya hem de insanlık hiçbir kazanım elde etmez. Tek kazanan sermaye ve iktidarlar olur” dedi.

    Kulu, Aleviliğin bir barış inancı olduğunu belirterek, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” sözlerini kullandı.

    “FİLİSTİN’E SES ÇIKARAN ROJAVA’NIN DA YANINDA OLMALI”

    İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Kuzey ve Doğu Suriye’deki yıkıma da karşı çıkmak zorunda olduğuna işaret eden Musa Kulu, bunun bir insanlık borcu olduğunu ifade etti.

    Orta Doğu’da, Ukrayna’da veya dünyanın herhangi bir yerinde savaşta masum insanların öldüğünü ve buna karşı bir direnişin gerekliliğini vurgulayan Kulu, şunları söyledi:

    “Bugün Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi için yeniden başlatılan İsrail, İngiliz ve Avrupa ortaklığında başlatılan bu savaşa hayır demek bizim insanlık borcumuz ve inancımızın gereğidir. Öte yandan İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Rojava’daki yıkıma da karşı çıkmaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız zaman eksik kalacağımızı, insanlıktan çıkacağımızı, başımıza geldiğinde ise yanımızda kimsenin olmayacağını bilmemiz gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 23.02.2020 Pazar günü saat 18.00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    Alevilerin kutsal ayı Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, bugün PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    23.02.2020 Pazar günü Saat 18:00’de başlayacak olan cemi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin,  Dede  Seyfettin Elaldı , Zakir Hıdır Çelebi, Cansell Özdemir ,İmam Bakır ve Devrim Demir’in yürütecek.

    Xızır cemi sonrası lokmalar pay edilecek.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Dersim Tertelesi İzmir’de lanetlendi: Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklayın – VİDEO

    Dersim Tertelesi İzmir’de lanetlendi: Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklayın – VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 82’inci yıl dönümünde İzmir’ de, katledilenler için anma düzenlendi. Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi ve İzmir Dersimliler Dernekleri , 1937-1938 Dersim katliamını protesto etmek ve katliamda yaşamını yitirenleri anmak için bir açıklama yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi ve İzmir Dersim Dernekleri tarafından Karşıyaka Vapur İskelesi karşısında gerçekleştirilen anmaya siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, Narlıdere Cemevi, Yamanlar Cemevi, Eğitim-Sen temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Anmada çerağlar yakılarak, lokmalar pay edildi.

    Anmada, “Devlet Dersim tertelesi ile yüzleşmeli”, “Zulme diz çökmemeyi senden öğrendik” ve üzerinde Alişer, Seyit Rıza ve Doktor Nuri Dersimi’nin resmi bulunan “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu, senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” yazılı pankartlar taşındı.

    Katliam’da yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşundan sonra kitle adına basın açıklamasını DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Hüseyin Ozan okudu. Ozan, “Daha da vahimi, 1937-38 seferleriyle başlatılan yönelimin; göçertme, asimilasyon, tarihsel yaşam alanlarımızın tahribi ve dozu gittikçe arttırılan şiddet ile günümüzde de kesintisiz bir biçimde sürdürüldüğü gerçeğidir” dedi. Ayrıca anmada Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat kısa bir açıklama yaparak Kırmancki yazdığı şiirini okudu.

    “DERSİM TARİHİN EN KANLI VE TRAJİK DÖNEMİ”

    Mayıs 1937-38 sürecinin Dersim halkının tarihindeki en kanlı ve trajik dönemlerin başında geldiğini söyleyen Ozan, “Bu gün 4 Mayıs. Dersim’in Kara Günü. Bu gün bir kez daha Dersim, metropoller ve insanlarımızın yaşadığı her yerde 1937-38 de yitirdiğimiz insanlarımızın huzurunda dara durmak ve halklarımıza sesimizi duyurmak için alanlardayız” diye belirterek şöyle konuştu:

    “Bilindiği gibi 1937-38 yılları Dersim tarihinin en kanlı sayfalarını teşkil etmektedir. Hazırlıkları uzun yıllara dayanan ve makro düzeyde planlanan 37-38 Dersim seferlerinin startı 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla verilmiş; büyük askeri güçler, uçak filoları harekete geçirilmiş, on binlerce insanımız katledilmiş, neredeyse tüm yerleşim alanlarımız yakılıp yıkılmış, geride kalanlarımız sürgün yollarına düşürülmüş, çocuklarımıza el konularak bilmediğimiz diyarlara götürülmüş ve bir daha kendilerinden haber alınamamıştır. Tüm yaşananlar yakın tarihe kadar inkar edilmiş, tartışılması, Dersim adının telafuz edilmesi dahi yasaklanmış, coğrafyamızın adı da Tunceli olarak değiştirilmiştir. Dahası, Dersim Raporlarında öngörülen politikalar günümüze kadar kesintisiz bir şekilde yürütülmüş ve halen yürütülmektedir.”

    “DERSİM SAYISIZCA KUŞATMA VE SEFERE MARUZ KALDI”

    Bu trajedinin startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararının açığa çıkmasından sonra ise Dersim halkının yaşadığı her yerde tartışmalar yürüttüğünü söyleyen Ozan, 2010 yılından başlayarak 4 Mayıs tarihini bu belgeye istinaden “Roza Şiyaye” yani “Kara Gün” olarak ilan edildiğini hatırlattı. Halkların vicdanına, yüreğine seslenmek için alanlarda olduklarının altını çizen Ozan, Dersim’in Osmanlı’dan bu yana defalarca kuşatma ve seferlere maruz kaldığını belirtti. Ozan sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim, tarihsel kültürü nedeniyle Hakk-Kâinat-İnsan birliğine inanan, cümle varlıkla Rıza esası üzerinden ilişkilenmeyi öngören bir inanç biçimini yaşamaktaydı. Kendi içinde veya dışında hegomonik ilişkileri reddeden bir karakterde ki toplumsal yaşam biçimine sahipti. Bilindiği gibi Dersim, Osmanlılarla ilk olarak 16. Yüzyılın başlarında karşılaştı. Batıdan gelen ve bilmedikleri, tanımadıkları bir güçtü. Bu tarihten sonra ise Osmanlıyı karşılarında hep elde kılıçla üstlerine gelen bir güç olarak gördüler. Dersim, bundan sonra yüzyılları kapsayan bir kuşatmayı yaşadı ve sayısını bilemediğimiz kadar çok seferlere maruz kaldı. Her defasında yakılıp yıkıldı, her defasında tüm varlığına ganimet olarak el konuldu. Bu nedenle hep derin bir yoksulluk ve açlığa mahkum kaldı.”

    “SOYKIRIM SIRASI ALEVİLERE VE MÜSLÜMAN KÜRT KARDEŞE GELMİŞTİR”

    Avrupa merkezli olarak ortaya çıkan gelişmelerle İmparatorluk tipi hegomonyalar tasfiye olduğunu ve kapitalist hegomonyanın kendini ulus devlet olarak inşa etmekte direttiğini belirten Ozan, “2. Meşrutiyet süreciyle de iktidarı ele geçirmiştir. Emperyalist ve sömürgeci vahşet Osmanlının tahakküm alanlarına da yönelmiş, 1. Paylaşım savaşıyla dünya kan deryasına çevrilmiş, İttihat ve Terakki Cemiyeti ise bu savaş yıllarını değerlendirerek tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu politikalarını hayata geçirmiş, özellikle Almanların onay ve teşviği ile gayri müslim halklardan başlayarak bir tasfiye süreci başlatmıştır” diye konuştu.

    “Artık sıra Alevi halklara ve müslüman Kürt kardeşe gelmiştir” diyen Ozan, ittihatçıların emperyalistlerin onay ve desteği ile ideolojilerini ve kadrolarını ulus devlet süreciyle iktidarlaştırmayı başardığını ve  tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu politikalarını kaldıkları yerden sürdürdüklerinin altını çizerek şunları vurguladı:

    “Milliyetçilik, Dersimlinin bildiği ve tanıdığı bir ideoloji değildi. Hak Yol öğretisine göre “yetmiş iki millet” olarak kavramlaştırdıkları tüm insanlık ve dilleri Hakk aynasıydı, tartışma konusu edilemez sadece saygı gösterilebilir ve cümle insanlığın rızaya dayalı birliği düşünülebilirdi. Yine insanlığa rehber olan yüz yirmi dört bin peygamberin tamamı kendi çağının kemalinde Hakkı bildirmişti ve cümlesi Hakk’tı, inancından dolayı kimse dışlanamaz ve zulüm edilemezdi. Çünkü Alem iki meclisti; birinin sakisi Muhammed-Ali’ydi, Hakktı. Diğerinin sakisi ise Ebu Süfyan ile Muaviyeydi, nahaktı. Yani Hakk vardı, Nahak vardı”

    “SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ MEZAR YERİNİ AÇIKLAYIN”

    “Dersim tarihte kalan bir travma ve süreç değildir. Toplumsal varlığımızı yok etmeye koşullu politikalar çok yönlü bir şiddet sarmalıyla halen anı anına sürdürülmektedir” diyen Ozan, Seyit Rıza ve idam edilen diğer Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması, cenazelerin nakline engel olunmaması ve Dersim adının iade edilmesini talebini yineleyerek hükümete çağrıda bulundu. Ozan, sözlerini söyle sonlandırdı:

    “Topraklarımız son on yıllarda bir kez daha adeta insansızlaştırılmış, özellikle 1994 sürecinde köylerimiz bir kez daha yakılmış, yüzbinlerce insanımız göçertilerek dünyanın dört bir yanına savrulmuş, yerel ekonomi çökertilerek yoksulluk daha da derinleştirilmiştir. Doğamız orman yakmaları ve barajlarla tahrip edilmiş ve edilmekte, asimilasyon ise daha da derinleştirilerek sürdürülmektedir.  Gelinen nokta da kuşaklar arası kültürel aktarım kesintiye uğratılmış, genç kuşaklarımız farklı kültürlerin insan malzemesi durumuna düşürülmüş, inanç kimliğimiz ve dillerimiz yok oluşun sınırlarına getirilmiş, yaşam biçimimiz adeta yok edilmiştir. Tüm bu edimlerin uluslar arası hukukta ki karşılığı soykırım pratiği olarak nitelendirilmektedir”

    “Bu toprakların kadim halklarından, kadim kültürlerinden biriyiz. Varız, fazlalık değiliz, bu toprakların gerçeğiyiz. Toplumsal varlığımıza, haklarımıza saygı bekliyor ve anayasal güvenceye kavuşturulmasını talep ediyoruz. Bunun yolu ise dünyada ki benzer örnekleri üzerinden tarihle yüzleşmekten geçmektedir. Seyit Rıza ve idam edilen diğer Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması, cenazelerin Dersim’e nakline engel olunmaması ve Dersim adının iade edilmesi öncelikli taleplerimizdir. Özgürlükçü ve eşitlikçi, demokratik bir ülkeye, geleceğe olan ümidimizi ve inancımızı koruyoruz. 4 Mayıs Roza Şiyaye vesilesiyle Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumlarımızın huzurunda bir kez daha dara duruyor, saygıyla anıyor ve halkımıza yaşatılan vahşeti kınıyoruz.”

    PİRHA / İZMİR

  • ‘Geçmişteki dedeler bugünkü dedelerden daha devrimciydiler’-VİDEO

    ‘Geçmişteki dedeler bugünkü dedelerden daha devrimciydiler’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde düzenlenen kahvaltı etkinliğinde konuşan Dede Hüseyin Gazi Metin, “Birileri kadın eli sıkmazken, biz ana bacı, bacı kardeş ne güzel oturuyoruz, yemek yiyoruz. Cem yapıyoruz, semah dönüyoruz, birileri yine kadın eli sıkmazken analarımız cem yapıyor. Kadın sonsuz olsun, kadın yaşam savaşında yarın olsun” dedi.  

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi tarafından bir kahvaltı etkinliği gerçekleştirildi.  Etkinliğe Dede Hüseyin Gazi Metin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin, 2 Temmuz Şehitleri Ailelerinden Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa ağabeyi Hüseyin Karababa, Yasemin ve Asuman Sivri’nin annesi yeter Sivri,  Barış anneleri, DAD Ankara Şube üyeleri, DAD Mamak Ana Fatma Cemevi Yürütme Kurulu üyeleri, HDP Ankara İl Yürütme Kurulu üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Dede Hüseyin Gazi Metin kahvaltıda bir araya gelenler için lokma gülbengi okudu.

    DAD Ankara Şube Sekreteri Mustafa Karabudak da içinden geçilen sıkıntılı sürece vurgu yaparak “Yaklaşık üç yıldır KHK ve OHAL’le  tüm kurumlar kapatıldı. İnsanlar evlerinden çıkamaz oldular, bir yılı aşkındır bir yıldırma politikası var. Biz dedik ki burada konuşalım, bir arada olalım. Dedemin dediği gibi Aleviler üzerinde yoğun bir baskı var, inanç kurumlarımıza saldırı var, cemevlerimize saldırı var” dedi.

    “BİRLEŞMEZSEK ÇOK KATLİAMLAR YAŞARIZ”

    Dağıtılan lokmaların pay edilip yenilmesinden sonra Dede Hüseyin Gazi Metin, “Divriği demir çelik madenlerinde sendikacılık ve temsilcilik yaptığım için emeğin ne demek olduğunu, yemeğin ne demek olduğunu örgütün ne demek olduğunu kendi kanımca biraz biliyorum. Demokratik örgütlenmeye çok önem veren birisiyim çünkü bu toplum örgütlenmezse daha çok Maraş’ı yaşarlar, Sivas’ı Çorum’u yaşarlar, Kobani’yi de yaşarlar Uludere’yi, Diyarbakır’ı, Ankara’daki Gar Katliamı’nı da yaşarlar” diye konuştu.

    “HAK VERİLMEZ ALINIR”

    Örgütlenmenin önemine dikkat çeken Metin, “Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni, Ezidi demeden ezilen toplumlar bir araya gelin. Hak verilmez alınmalı, nasıl kapı çalınmalı. Hak verilmez hak alınır. Direndiğin zaman haklı olabilirsin. Bizim tarih boyu sırf Maraş değil, Sivas’ta değil, asırlardan beri biz hep ağladık gülmeyi göremedik. Biz hiç bayram yapmadık. Bize bayram yaptırmadılar, bize bayramı layık görmediler. Asırlardan beri bize hep duvar ördüler” şeklinde ifade etti.

    “GEÇMİŞTEKİ DEDELER, BUGÜNKÜ DEDELERDEN DAHA DEVRİMCİYDİLER”

    Eski dedelerin günümüzdeki dedelerden daha devrimci ve daha çağdaş olduğunu ifade eden Metin, yobazlığa, bağnazlığa karşı olduğunu ve yobazlığın Alevisi Sünnisi olmadığını kaydederek “Bizim yobazlarımız daha kötü” dedi.

    Yüzyıllardır Alevilere uygulanan asimilasyon politikalarını hatırlatan Metin, Alevilerin Diyanet’in kırmızı çizgisi olduğunu belirtti.

    “KADIN YAŞAM SAVAŞINDA YARIN OLSUN”

    “Biz tekbir getirip kimseyi öldürmedik” diyen Metin, Alevi inancında kadına verilen değere vurgu yaptı. Metin, “Birileri kadın eli sıkmazken, biz ana bacı, bacı kardeş ne güzel oturuyoruz, yemek yiyoruz. Cem yapıyoruz, semah dönüyoruz, birileri yine kadın eli sıkmazken analarımız cem yapıyor. Dikkat ederseniz erkek kardeşimiz önce kadınların eline su döküyor. Ne demek bu? Kadın doğurandır, anadır diye. Kadın öğretti nice peygamberleri kadın yarattı. Kadın sonsuz olsun, kadın yaşam savaşında yarın olsun” diyerek sözlerini tamamladı.

    Zakir Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle kahvaltı etkinliği sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA