Etiket: DAD genel merkez eğitim sekreteri

  • Tekke ve Zaviye Kanunu 100. yılında: Alevi ocakları ve toplumsallığı hedef alındı!-VİDEO

    Tekke ve Zaviye Kanunu 100. yılında: Alevi ocakları ve toplumsallığı hedef alındı!-VİDEO

    PİRHA- 100. yılına giren 677 sayılı Tekke ve Zaviye Kanunu’nun Alevi toplumsallığını hedef aldığını söyleyen DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin kendini var ediş biçimi olan ocak ve dergahlarının vurulduğunu ifade etti. Hüseyin Ozan, “Bu tahribatın büyüklüğünü giderecek düzeyde tamamen Alevi hakikati üzerine oturtulmuş rıza ve ikrar ilkesinin esas alındığı güçlü örgütlenmelerimiz henüz yoktur. Ocaklar sistemi, dergâhlar olmadan o toplumsallığın yeniden inşası mümkün değildir. Dolayısıyla bütünlüklü bir demokratikleşme olmadan, bir zihniyet değişimine gitmeden tek başına bu kanunun kaldırılması çok bir şey ifade etmeyecektir” diye konuştu.

    30 Kasım 1925’te çıkartılan, 13 Aralık 1925 yürürlüğe giren Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair 677 Sayılı Kanunla: Alevi ocakları ve dergahları kapatıldı. Alevi Bektaşilerin Pirlik, Mürşidlik, Dedelik, Babalık ve Çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklandı.

    Alevilerin dergahlarına el konulması sadece Cumhuriyet dönemi ile sınırlı kalmadı. 1836’da pek çok Alevi tekkesi de kapatıldı ve mülkleriyle birlikte tarikatlara teslim edildi. Cumhuriyet’in ilanının ardından 1925’te tekke ve zaviyelere kilit vurulunca tüm mal varlıkları da devlete geçti. Tarihi eser niteliğinde olanlar ise müze yapıldı.

    Alevi pirleri inançlarının gereklerini yerine getirdikleri için baskıya, katliama maruz kaldı. Dergahlardan bazıları müzeye çevrilerek (Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi) bazıları ticari işletme statüsünde tekrar Alevi derneklerine kiralanarak (Karaca Ahmet Dergahı gibi) bazıları da üstüne siyasi partilerin ilçe binaları inşa edilerek (Karaağaç Tekkesi gib) hiçleştirildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile 100. yılına giren Tekke ve Zaviye Kanunu’nu konuştuk.

    “TEK TİPLEŞTİRME SİLSİLESİNİN HALKLARINDAN BİRİYDİ”

    -30 Kasım Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasının 100’üncü yıldönümü. Tekkelerin kapatılması ve faaliyetlerinin yasaklanması meselesi o günden bugüne çokça tartışılan ve üzerine spekülasyonlar üretilegelen bir konu oldu. Özellikle Osmanlı bakiyesini devralmış cumhuriyet kadroları bu adımla öncelikle neyi hedeflediler?

    Bilindiği gibi İttihat ve Terakki kadroları Osmanlı’nın kadrolarıydılar. İmparatorluk tipi, hegemonyaların gerilemesi, parçalanma sürecine girmesi, kapitalizm karşısında gerilemesiyle Osmanlı’nın tahakküm alanları da bir tehlike altına girmiş durumdaydı. Kapitalist ve emperyalist güçler, kendilerine sömürge arıyorlardı. Dolayısıyla İmparatorluğun yayıldığı geniş alanlara da göz koymuşlardı. Onun tahakküm alanlarına göz koymuşlardı. Osmanlı’da bu savaşa katıldı İttihat Terakki ile fakat savaştan yenilgiden çıktı. Tahakküm alanlarının büyük bölümünü dolayısıyla kaybetti.

    Kurulan yeni devlet batı tipi bir devletti. Merkezi bir devletti. Gücün yoğunlaştırıldığı, iktidarın alabildiğine merkezileştirildiği bir yapı öngörmekteydiler. I. Dünya Savaşı’ndan başlayarak zaten bu toprakların kadim halklarını büyük oranda tasfiye etmişlerdi. Geriye Aleviler kalmıştı. Etnik manada da büyük etnik kimlik olarak Kürtler kalmıştı. Bu tekleşme faaliyetleri devam etmekteydi. Bu söz konusu Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’da kanunu da o tek tipleştirme silsilesinin halkalarından biriydi.

    OCAK SİSTEMİ HEDEF ALINDI, SONUÇLARI ALEVİLER AÇISINDAN YIKICI OLDU

    Farklı halkları, farklı inanç kimliklerini tasfiye etmek için araçsallaştırılmış İslam, yine tarihsel toplumsal hakikatinden koparılmış bir Türklük anlayışıyla, bunların sentezlendiği ideolojik bir motivasyonla tek tip iktidar alanı kurmaya yönelmişlerdi. Bu da onun adımlarından biriydi. Sonuçları Aleviler açısından tabii ki yıkıcı oldu. Bektaşi Ocağı’nın tasfiyesi daha önceki süreçlerde büyük oranda gerçekleşmişti. Bu kanunla beraber Hacı Bektaş Dergahı’da da kapatıldı. Geriye kalan sınırlı sayıdaki dergâh veya Tekke’de kapatılmış oldu. Böylece Bektaşi Cenahı iyice baskılanmış oldu.

    Yine Raa Haq coğrafyasıda ocaklar sistemi üzerine kurulu büyük oranda. Tabii ki Türkmen Aleviler de bu dairenin içerisindeydi. Onların da ocak sistemi vardı. Bu yasayla hedef alındı. Kültürel asimilasyon, tek tipleştirme politikaları bağlamında bu yasa çıkarılmıştı. Yani gücün yoğunlaştığı, iktidarın alabildiğine merkezileştiği bir yapı yaratmak için çıkarılmış kanunlar silsilesinden biriydi bu adım.

    “OCAKLARIN VURULMASI, TOPLUMSALLIĞIN DAĞILTILMASIYDI”

    -Bu kararın Alevi inancına ve toplumsal ilişkilerine yansıması nasıl olmuştur?

    Şimdi bu kararla vurguladığımız üzere Alevi toplumsallığı büyük oranda hedef alınmıştı. Zira Sünni İslam geleneği yüzyıllardır sisteme zaten eklemlenmiş, toplumcu niteliklerinden arındırılmış, araçsallaştırtılmış durumdaydı.

    Cumhuriyet, Diyanet’le beraber yeni bir aşamaya taşındı. Diyanet İşleri Başkanlığı’yla o alan da merkezleştirildi. O alanın kontrolü de tamamen ele geçirildi. En azından bunun inşa süreci için önemli adımlardan biri bu kurumlaşmayla atıldı. Şimdi Alevilerin ise dağıtılması gerekiyordu. Ocaklar sisteminin dağıtılması gerekiyordu.

    Şimdi Alevilik tarihsel, toplumsal alternatif bir model olarak vardır. Devletsiz, komünalitenin esas olduğu bir toplumsal sistemde düşünsel kurumlaşma, toplumsallaşma boyutlarıyla bir yaşam biçimi. Şimdi El Hakk’a düstürüyla döngüsel bir sistem içerisinde inşa edilen bu toplumsallık; ocaklar ve onun içindeki diğer kurumlaşmalar üzerinden mümkündü. Bu manada bu yasayla Alevilerin de hedeflenmesi, dergahlarının, tekkelerinin kapatılması, ocaklar sisteminin doğrudan vurulması, o kurumların bağlı olarak toplumsallığın dağıtılması anlamına gelmekteydi.

    OCAKLARINI, REHBERLERİNİ VE REHBERLİĞİNİ YİTİRMİŞ BİR HALK GERÇEĞİ VAR

    Aleviliğin bugün içinde düştüğü kaos ve kriz hali bu politikalarla ilgilidir. Çünkü o geleneksel kurumlaşma, Alevilerin kendini var ediş biçimi hedeflenerek vuruldu, tasfiye edildi. Şimdi kurumlarını, rehberliğini yitirmiş bir halk gerçeği ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla manipüle ve asimile edilmeye, sistemin tabanına eklenmeye hazır bir kitle haline düşürülmüş durumdadır. Direnç noktalarımız vardır. İtirazlarımız vardır. Çeşitli düzeyde kurumlaşmalarımız vardır. Fakat tahribatın büyüklüğünü giderecek düzeyde tamamen Alevi hakikati üzerine oturtulmuş rıza ve ikrar ilkesinin esas alındığı güçlü örgütlenmelerimiz henüz yoktur. Ocaklar sistemi olmadan, dergâhlar olmadan o toplumsallığın yeniden inşası bence mümkün değildir.

    BU HALİYLE ASİMİLASYON KAÇINILMAZDIR

    Zayıf bir takım modeller yaratılabilir. Direnç bir dönem daha sürdürülebilir. Ama asimilasyon kaçınılmaz olur. Bu manada ne dergâh örgütlülüğü ne de ocaklar sistemi tarafından vücuda gelen bu komünaliteler modası geçmiş çağ dışı falan değildir. Birebir devletsiz bir örgütlenme biçimidir. İktidarcı ilişkilerinin dışlandığı, yadsındığı, kabul edilmediği bir toplumsal varoluş biçimidir. Hem öğreti hemde kurumlaşma ve toplumsallaşma anlamında Alevilerin sağlaması gereken işte budur. Kendi hakikatleriyle buluşmadır. Dolayısıyla bu yasa Aleviliğe yöneltilmiş ciddi bir saldırıdır.

    “ALEVİ DİYANETİ KUŞATMA,DÜŞÜRME, TESLİM ALMA POLİTİKASI ÜZERİNDEN İNŞA EDİLMİŞTİR”

    -Kanunun 100. yılında, “devlet-din-toplum” ilişkisinin yeniden düzenlenmesi yönünde nasıl bir toplumsal talep görüyorsunuz?

    Bu soruya da kendi toplumsal özgünlüğümüzden bakarak cevap verelim. Genel olarak devletin din işlerinden, din alanından, inanç alanından elini çekmesi gerekiyor.

    Hala Alevi köylerine cami yapmak peşindeler. Hala zorunlu Sünnilik dersleriyle çocuklarımızı asimile etme içindeler. İktisadi, inzibati, kültürel tüm kurumlaşmalarıyla Aleviler ve benzer diğer farklı bir takım azınlık durumunda olan halklar bu politikalar bağlamında öğütülmektedir hala. Asimilasyon sürdürülmektedir.

    Ne bekliyoruz? Demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir toplum. Özgürlükçü Alevilik örneğini verebiliriz. Alevilik ne yapmıştır? Kendi iç işleyişi üzerinden ekonomik boyutuyla, hizmetler boyutuyla bir ruhban sınıfı yaratmadan kendi doğal ilişkileri üzerinden bu işleyişi sürdürebilmiştir.

    Dolayısıyla Diyanet gibi bir başkanlığın veya Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan ‘Alevi Diyaneti’ gibi kurumlara ihtiyaç yoktur. Bu kurumlar bu alanlara müdahaledir. Kuşatma, düşürme, teslim alma politikasının gereği üzerinden inşa edilmiştir. Ve kamu kaynakları buraya aktarılmaktadır.

    Alevilikte devleti ele geçirme, iktidarı ele geçirme, birilerini tahakküm altına alma gibi davranışlara, politikalara izin verilmez. Ama kültürler kendi yaşar. Hiç kimse de eleştiriden azade değildir. Bu da ayrı bir konudur. Dolayısıyla Demokratik Cumhuriyet, demokratik bir zihniyet devlete hakim olmalıdır.

    “DEMOKRATİKLEŞME OLMADAN BU KANUNUN KALDIRILMASI BİRŞEY İFADE ETMEYECEKTİR”

    -Barış sürecinde bu ve benzeri (köy kanunu gibi) kanunların kaldırılması mümkün mü? Bunun için yeterli gündemin oluşturulduğunu düşünüyor musunuz?

    Tek tipçi inşa adımların merhalelerinden biridir. Tabii ki önemlidir. Alevilik ve diğer inanç kimlikleri ‘köy kanunu’ tanımıyla dışarıda bırakılıyor. Dolayısıyla hedef görülüyor. Dolayısıyla o halkların inanç kimlikleri tanınmamış oluyor. Dolayısıyla yaşamın her alanında bir baskılanmayla karşı karşıya kalınmış oluyor.

    Yani tek tipçi motivasyon, tek tipçi ideoloji, onun tüm kurumlaşma, siyaset ve politika biçimleri bir bütün olarak bu ülkenin kuruluşuna damgasını vurmuş. Dolayısıyla bütünlüklü bir demokratikleşme olmadan, bir zihniyet değişimine gitmeden tek başına bu kanunun kaldırılması çok bir şey ifade etmeyecektir. Bir zihniyet değişimi olmadan böyle bir adım atacaklarına da ben ihtimal vermiyorum. Bu manada halkların rızalı ikrarlı birliği esastır.

    Demokratik birlik, demokratik bir zihniyet etrafında demokratik toplumu inşa etmemiz gerekiyor. Bu da nedir? Çok kimlikli, çok kültürlü, yeni bir bizleşme haline denk düşer. Yaşamın her alanını kapsayan bir hakkaniyet, bir demokratikleşme..

    DEMOKRATİK BİR YAŞAM HEPİMİZE KAZANDIRACAKTIR

    Bu da ancak ve ancak en başta ezilen halkların, Alevilerin ve bizzat Sünni Türklerin de katılımıyla mümkündür. Çünkü o da hakikatinden koparılmıştır. Bir kullaştırma sürecine maruz kalmıştır. Doğrudan tahakküm altına alınmıştır. Oradan da güç  devşirilerek hem o halkın kendisi ezilmektedir. Hem diğer halklara oradan bir şiddet yöneltilmektedir.

    Dolayısıyla kendini Sünni-Türk kimliğiyle tanımlayanların da sürece katılması ve hak sahibi olmaktan kaynaklı karşılıklı hakların tanındığı bir birliğe ihtiyacı vardır. Bu birlik üzerine bir mücadeleye ihtiyacımız vardır. Umarız bu barış süreci de böyle bir şeye hizmet eder. Demokratikleşmenin kapısı açılırsa evet bu muktedirlerin işine gelmeyecek. Ama Sünni Türküyle, diğer halklarıyla, Alevisiyle, Hristiyanıyla farklı etnik bileşenleriyle bu ülkenin, halklarımızın çok güzel bir geleceğini söz konusu olabilecektir. Demokratik yaşam inşa edilecektir ve bu hepimize kazandıracaktır.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’- VİDEO

    ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan  cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı. Ozan, “Özellikle yerel yönetimler üzerinden Aleviler ile bir bağımlılık ilişkisi yaratmak ve Alevileri kontrol altında tutmak üzerinden bir politika izlendi. Alevilik, bu hakikatini yeterince idrak edememiş ve buluşma şansı olmayan Aleviler eliyle ortadan kaldırılması yönünde bir tutum ortaya çıkmıştır. Alevilerin kendi yolunun aklından bilmek, bakmak, söylemek ve eylemek durumundadır” diye konuştu.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNDEN ALEVİLER İLE BAĞIMLILIK İLİŞKİSİ GELİŞTİ”

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    HÜSEYİN OZAN: İnsanlarımız kendi tarihsel yaşam alanlarında iken cemevleri gibi bir problem söz konusu değildi. Cenaze erkanlarını kendi köylerinde, evlerinde yürütülebiliyordu. Yine ibadetler kutsal mekanlarda, evlerde pirin talibi ile buluşması sonrası yürütülebiliyordu. Doğal ve doğru olan; tarihsel geleneğimize uygun olan buydu. İnsanlarımız büyük kentlere göç ettirildikten sonra ortaya bir takım sorunlar çıkmaya başladı. Hem ocaklar sisteminin işleyişi sekteye uğradı, hem de pir-talip ilişkisi oldukça zayıfladı. Cenaze erkanlarının, cemlerin yürütülmesi, toplumun birbiri ile buluşması güncel problem olarak gündeme geldi. Alevilerde bir arayış başladı. Bu arayış sonucu cemevleri gündeme geldi. İlk cemevleri insanlarımızın dayanışmasıyla, Alevilerin kendi lokmalarıyla yapılmaya çalışıldı. Birçok cemevi bu şekilde inşa edildi. Bir ihtiyaca bir ölçüde cevap oldu. Sonrasında hızlı bir müdahale ile karşı karşıya kalındı. Özellikle yerel yönetimler üzerinden Aleviler ile bir bağımlılık ilişkisi yaratmak, kontrol altında tutmak üzerinden bir politika izlendi.

    VAROLAN BAĞIMLILIK İLİŞKİLERİ OLDUKÇA TEHLİKELİDİR

    İnanç boyutunda her toplumun hizmetini kendisinin yürütmesi, ihtiyaçlarını kendisinin karşılaması gerekir. Bu bin yıllardır Alevilerde böyleydi. Bu konuda herhangi bir bağımlılık ilişkisine girmeden, herhangi bir yerden destek beklemeden evlerinde, kutsal mekanlarında veya dergahlarında bu hizmetlerini yürütmektelerdi. Aleviler talip-pir ilişkisi üzerine oturtulmuş bir yapıya sahiptirler. Cemevleri, aradaki bu kopukluğu gidermeye hizmet eden bir noktada olamadı. Toplum olarak bunu yaratamadık. Nasıl ki bir camide imam, kilisede bir papaz var ise adeta bizlerde cemevinde bir ocak evladı, piri hizmet yürütür duruma getirdik. Bu yola, erkana uygun değildir. Çünkü her talibin yola bağlı olduğu ocağı, piri, rayberi ve mürşidi vardır. Önemli olan bu ilişkinin yürütülmesidir. Bu gerçeklik aynı zamanda toplumsal bir yapı inşa etmenin yolu ve yöntemidir. Bu konuyu da Aleviler olarak tartışmamız gerekiyor. Var olan bağımlılık ilişkileri oldukça tehlikelidir. Alevileri modernist sistemin içine çekme, toplumsal tabanı duruma düşürme amacı taşımaktadır. Bu bir ölçüde gerçekleşmiştir.

    “ÖRNEKLEŞMİŞ BİR MİMARİMİZ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

    -Açılan ve varolan cemevlerinin yapım aşamasında mimari yapısına dair bir süreç yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Cemevlerinin mimari yapısı nasıl olmalıdır?

    Aleviler olarak biz kutsalın tezahürünü doğal mekanlarda görmüşüz. Orası bir erenin, pirimizin, anamızın mekanıdır; oralara gideriz. Oralarda bir araya gelir lokmalarımızı pay ederiz. Dolayısıyla geriye dönüp baktığımızda Alevilere özgün bir mimari yapıdan bahsetmek mümkün değildir. Hacı Bektaş Veli Dergahı tarih içerisinde canlarımızca yapılan bir mimaridir. Örnekleşmiş bir mimarimiz söz konusu değildir. Daha çok belediyelerin kültür merkezleri vardır. Normal bir şekilde inşa edilmiş; bir kısmı sosyal tesis bir kısmı ise cemevi diye ayrılmıştır. Bu teknik bir konudur ama öğretimiz ile de bağlantılıdır. Öğretimize vakıf mimarların bir araya gelerek, öğretimizin ruhuna uygun mimari projeler ile halkımızın karşısına çıkması lazım.

    “İDEOLOJİK SIZMALAR ALEVİLERİN UFKUNU DARALTMIŞTIR”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Alevilik vardır ve bir gerçekliktir. Aleviler, Aleviliği yaşarken kimseye sormamış, izin almamışlardır. Hakikat bilgisine bağlı bir inanç biçimi vardır. Her türlü saldırı, katliam asimilasyon karşısında Aleviler kendi hakikatleri ile yaşamışlardır. Günümüzde modernist sistem her tarafa hakim olmuştur. Katı bir merkeziyetçi devlet sistemi inşa edilmiştir. Egemenlerin, hükmedenlerin hukuk anlayışı bu topluma dayatılmıştır. Cemevlerinin hukuki statüsü gibi bir problem de gündemdedir. Yasal statü demek aynı zamanda toplumsal kimliğimizin kabulü, anayasal güvence altına alınması anlamına gelir. Fakat ülkemizde tek tip iktidar alanına koşullu merkezi devlet sistemi Alevilere ve hiçbir farklılığa izin vermemekte, araçsallaştırılmış bir ideolojiye düşürülmüş Türk-İslam sentezi ile topluma hükmediyorlar.

    BÜTÜNLÜKLÜ BİR MÜCADELE VERİRSEK YASAL STATÜ GELECEKTİR

    Bu anlayışın dışında kalan her toplumsal kesimi eritmek için sistematik bir çaba içerisindeler. Bundan en çok etkilenen kimliklerden birisi de Aleviler. Aleviler yasal statünün mücadelesini vermektedir. Yetersizliklerimizle birlikte ufkumuzda problem var. Yeterince güçlü bir örgütlülüğümüz yok. Hakikat bilgimizi temel alan sıkı sıkıya bir duruş, bakış açısı ve perspektif kurumlarımızda hakim değildir. İdeolojik sızmalar da halkımızın ufkunu daraltmıştır. Sorun kendimizdedir. Hakikate bağlı kalır, yolumuz üzerinden bir duruş kazanır, bütünlüklü bir mücadele verirsek yasal statü gelecektir. Bu ülkenin demokratikleşmesi ile ilgilide bir problemdir. Mevcut tekçi sistem değişmediği,  bu ülkede demokratik bir zihniyet hakim olmadığı sürece Alevilere yasal statü verilmeyecek, cemevleri de kabul edilmeyecektir. Kendi öngördükleri kalıba sıkıştırılacak bu yolu, kurumlarını yok etmeyi sürdürecektir.

    “ALEVİLERDE PERSPEKTİF KAYBI VE ÖZGÜCÜNE DAYANMAMA VAR”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında iken bile sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı?

    Şüphesiz ki Alevi örgütlülüğü yeterli bir düzeyde olursa kendi cemevlerini inşa etme olanakları vardır. Ciddi bir kitledir. Temel problem bir perspektif kaybı ve kendi öz gücüne dayanmama vardır. Aleviler, herhangi bir yerel yönetim ve merkezi hükümetten destek talep etmeden cemevlerini inşa edebilirler. Alevilikte yöneten ve yönetilen ilişkisi yoktur. Toplumsal rızalaşma ile ortaya çıkan irade yaşamın her alanında esastır. Günlük ve toplumsal yaşamımızda bu böyle olmak zorundadır. Çünkü Alevilik düşünsel, toplumsal bir sistemdir. A’dan Z’ye yaşamın her alanına dair önermeleri vardır. Temelinde razı etmek, razı olmak vardır. Yani hak talep edeceğiz, haksızlığa meydan vermeyeceğiz. Birilerinin bize bina ihsan etmesi, oraya bir memur koyması doğru değildir. Bütün bunlar Alevilerin lokmaları ile gerçekleştirilmek zorundadır. Isparta Belediye Başkanı, ‘Bu cemevini ben yaptım’ diyor. Hükmedenin zihniyetini yansıtıyor. Bu yolda tahakküm ilişkilerine, rızasız lokmaya yer yoktur. Bu bağımlılık ilişkilerinden kopmalıyız.

    “ALEVİLİK MÜTHİŞ BİR KUŞATMA YAŞIYOR, ALEVİLER İLE ORTADAN KALDIRILMAK İSTENİYOR”

    – Isparta Cemevinde görüldüğü üzere Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden yola getirilmek isteniyor. Son dönemde yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce Alevi kurumları, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumdadır ve nasıl olmalıdır? 

    Bu bağımlılık ilişkisi son derece sistemli ve bilinçli bir politikanın sonucudur. Farklı toplumsal gerçeklikler, inanç kimlikleri bir bağımlılık ilişkisi ile tahakküm altına alınır, kendi toplumsal tabanı durumuna düşürülür. Öğretimizin topluma aktarılması kesintiye uğramıştır. Temel toplumsal kurumlarımız olan ocaklar sistemi işlemez hale gelmiş, dergah kontrol altına alınarak müze ilan edilmiştir. Talip-pir ilişkileri içerisinde aktarılan bilgi artık aktarılamaz hale gelmiştir. Boş kalan beyinler resmi ideoloji tarafından istila edilmiştir. Yöneten-yönetilen ilişkilerine açık hale getirilmiştir. Halkımız iktisadi olarak da korkunç bir kuşatmayı yaşamaktadır. Büyük oranda yoksullaştırılmış, işsiz bırakılmış ve topraktan koparılmıştır. Modernitenin tahakküm alanları olan metropollere çekilmiştir. Alevilik, Alevi hakikatini yeterince idrak edememiş ve buluşma şansı olmayan Aleviler eliyle ortadan kaldırılması yönünde bir tutum ortaya çıkmıştır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Alevilerin kendi yolunun aklından bilmek, bakmak, söylemek ve eylemek durumundadır.

    “KUTSAL GÜNLERİMİZ RESMİ TÖRENLERE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR, UTANÇ VERİCİ”

    – Hızır Orucu, Aşure gibi Aleviler için önemli sayılan günler belediyeler ve resmi devlet kurumları eli ile tören haline getiriliyor. Yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen, cemevlerinin resmi ‘dede”leri tarafından duası verilen, belediye başkanları ve protokolle eril bir zihniyetle resmi tören şeklinde açılışı yapılması Aleviliğe müdahale etmek değil midir?

    Kutsal günlerimiz, ritüellerimiz adeta resmi törenlere dönüştürülüyor. Bu bizim hakikatimize uymaz. Aleviler ritüellerini aşkla, gönüllük ile yerine getirir. Tahakküm edenler yani nefsani yönetimler her şeyi kontrol altına alarak kendi şekilsel ritüellerini geliştirerek inançları gerçekliğinden koparma yoluna giderler. Toplumu da bu yöntemle kontrol altına almaya çalışırlar. Bu kutsallarımızın resmi törenlere dönüştürülmesi yolumuz açısından utanç vericidir. Bundan medet umanlar iradesini teslim etmiş demektir. Bizlerde iftar açılışı diye bir şey yoktur. Herkes orucunu tutar ve mütevazi sofrasında orucunu açar. Aleviler yerel yönetimler ve merkezi hükümet ile ilişkilenebilir; ama duruşlarını koruyarak, hakikatlerine dokundurtmayarak. Alevilere dayatılan iradelerinin teslim edilmesidir. Şu kurum başkanı veya şu ocak sahibi buna alet oluyor ise bu çok acı vericidir. Hakikat, yolumuz ve inancımız korunmalıdır.

    Ersin ÖZGÜL-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’

  • ‘Aleviler kuşatmayı ve tecridi yaşıyor; nefret dili ile düşmanlaştırılıyor’- VİDEO

    ‘Aleviler kuşatmayı ve tecridi yaşıyor; nefret dili ile düşmanlaştırılıyor’- VİDEO

    PİRHA- DAD Genel Merkez Eğitim Sekreteri  Hüseyin Ozan, Alevilere yönelik nefret saldırılarını PİRHA’ya değerlendirdi. Ozan, hegemon odakların tahakküm oluşturabilmek için sürekli bir nefret dili üreterek düşmanlar yarattığına vurguda bulundu. Ozan, “Kendi tahakküm alanlarını yaratabilmek, bunları yaygınlaştırabilmek için nefret diline daha fazla sarılarak ötekileştirdikleri halkları, inanç kimliklerini, sınıfları, kadını düşmanlaştırmışlardır” dedi. 

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırılarına maruz kalan toplumlardan biri de Aleviler. Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.

    Türkiye’de nefret suçları ile ilgili kapsamlı bir yasal düzenlemenin eksikliği sistematik bir biçimde bu saldırıların devam etmesine de zemin hazırlıyor.

    Peki nefret suçu kaynağını nereden ve nelerden alıyor? Yargı Alevilere dönük nefret suçuna karşı ne yapıyor? Demokrasiyi ve eşitliği savunan kurum ve kuruluşlar Alevilere dönük nefret suçlarına karşı ne yapıyor? Tüm bu soruları ve daha fazlasını akademisyen, yazar, tarihçi, hukukçu, insan hakları savunucularına sorduk.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan sorularımızı yanıtladı.

    “HEGEMON GÜÇLER SİSTEMATİK VE BİLİNÇLİ OLARAK NEFRET SÖYLEMİNİ GELİŞTİRDİ”

    PİRHA: Türkiye’de ve dünyada nefret söylemi ve buna bağlı olarak da nefret söyleminin ortaya çıkardığı şiddet artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    HÜSEYİN OZAN: Nefret söyleminin kaynağına bakmak gerekiyor. Şüphesiz ki tartıştığımız konu bireyler arasındaki bir konu olarak ele alınmamalıdır. Bu sistematik biçimde geliştirilen bir nefrettir. Bunu hem yerel hem de küresel hegemon güçler zihniyet ve edimi olarak algılamak gerekiyor. Dünyanın her döneminde hegemon odaklar tahakküm oluşturabilmek için sürekli bir nefret dili üretmişler, sürekli düşman yaratmışlardır. Cinsiyetçiliği geliştirmişler. Oradan kadını düşürmüşlerdir. Kendi tahakküm alanlarını yaratabilmek, bunları yaygınlaştırabilmek için nefret diline daha fazla sarılmış, ötekileştirdikleri halkları , inanç kimliklerini, sınıfları, kadını düşmanlaştırmışlardır.

    Günümüzde de küresel hegemon güçler ve yerel odaklar benze bir pratiği yoğun bir şekilde gündemde tutmuştur. Ortadoğu’da ardı arkası gelmeyen savaşlar, buradaki çelişkilerin derinleştirilmesi, halkların-mezheplerin düşmanlaştırılması, kadınların pazarlarda satılacak kadar düşkün bir pratiğe girilmesi, milyonlarca insanın katliamına yol açılması bu nefret söylemi ile desteklenmekte, beslenmekte ve geliştirilmektedir. Bunu hegemon küresel ve yerel güçlerden, emperyalist sistemden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Sistematik, bilinçli geliştirilen, insan düşmanı bir söylemdir.

    “TAHAKKÜM AYGITI DEVLET KARŞISINDA DEMOKRATİK UYGARLIK ÇİZGİSİ VARDIR”

    Aleviler, Türkiye’de nefret söylemine en çok maruz kalan toplumsal kesimlerden biri. Alevi toplumuna dönük bu dil sizce kaynağını nereden alıyor?

    Alevilik bir rıza yoludur. Bu öğretide nefrete yer yoktur. Kainat bir bütün olarak kavranmakta, tüm varlığın-insanlığın birbiri ile ikrarlı olduğu kabul edilmekte, cümlesinin rızalı bir yaşama tabi olması gerektiği önerilmekte ve kendi toplumsal özelinde de bu gerçekleştirmektedir. Sistematik tahakküm aygıtı olan devlet 5000 yıl kadar önce Sümer kent devletlerinde ortaya çıkmış, gittikçe gelişmiş ve yayılmıştır. Bunun karşısında bir de demokratik uygarlık çizgisi vardır. Aleviliği bu bağlamda ele almak lazım. Düşmanlaştırmanın, çatıştırmanın, kırdırmanın karşısında siz tüm insanlığı sevgi bağına davet ediyorsunuz. Tüm insanlığı rızaya dayanan bir toplumsal yaşam biçimine davet ediyorsunuz. Doğanın nesneleştirilmesi karşısında siz çar-a nasırın rızasına tabi olmayı öngörüyorsunuz. Siz ağaç keser iken ormandan rızalık alıyorsunuz ve en az zararla bu işi tamamlıyorsunuz. Toprağı sürer iken oradaki börtü böceğin, kuşun hakkını gözetiyorsunuz. Ürününüzü kaldırır iken onların payını bırakıyorsunuz. Yani alternatif düşünsel, toplumsal bir sistem.

    “ALEVİLER KATLİAMA UĞRATILDI, TECRİT EDİLDİ”

    Hegemonik zihniyetin günümüzdeki zirveleşmiş hali olan modernist sistemin karşısında siz tahakkümü, cinsiyetçiliği, talanı, sömürüyü, gaspı ve savaşı reddeden bir noktada duruyorsunuz. Bölgede, Ortadoğu’da, Anadolu’da tahakküm sürmekte olan güçler bu nefret söylemini bilinçli, sistematik olarak geliştirmiştir. Alevi halkları tecrit etmiştir. Fiziki katliamlar uygulamıştır, asimilasyon süreçleri işletmiştir. Bunları gerçekleştirmek için toplumsal tabana da ihtiyaç vardır. Bu manada da ülkenin Alevi olmayan halklarını da manipüle etmiştir. Onları hali hazırda her an kullanılabilecek potansiyel ve silah durumuna getirmiştir. Hali hazır günümüzde de aynı zihniyet ve pratik derinleştirilerek devam ediyor.

    “MİLLİYETÇİ İDEOLOJİ ALEVİLERİ ZEHİRLEDİ”

    Bu nefret söylemine dahil olan ve ideolojik zehirlenmeden Aleviler de payını aldı. Milliyetçiliğe, ırkçılığa düşen ve sistemin belli dönemlerde zehrini enjekte ettiği ve hazırda beklettiği ‘Alevi kökenliler’ ortaya çıktı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

    Bu nefret söylemine ve pratiğine dahil olan, etkisine düşen Alevilerden bahsediliyor. Biz buna hakikatinden, öğretimizden kopmak diyoruz. Alevi ana, babadan doğmakla insan Alevi kalamıyor, Alevi olamıyor. Bu yolun kemali ile donanmak, onu bilince çıkarmak, yola ikrar vermek, yaşamını bu hakikat üzerine sürmek Aleviler için esastır. Öte yandan dediğimiz gibi modernist zihniyetin bu topraklardaki ittihatçı versiyonunun Alevilerde yarattığı bir bilinç kirliliği, ideolojik zehirlenme söz konusudur. Bu manada ben Aleviyim deyip de kendi hakikatini inkar eden, ben Aleviyim deyip de kendini efendi gören, diğer halklara düşman olan, milliyetçi ideolojinin içerisine sürüklenen Alevi süreklerinden kimseler var. Bunların tamamı sapmadır. Bu Alevi aklı ve pratiği değildir. İnsan toplumsallığında ve bireysel yaşamımızda karşılığını bulmak zorunda olan hakikat budur.

    “HUKUKUN ALEVİLERDEN YANA BİR ARTISINDAN BAHSETMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Hukuksal anlamda nefret söylemine ve eylemine dönük yeterli bir mekanizmanın devrede olduğunu düşünüyor musunuz?

    Hukuk günümüzdeki biçimiyle egemenlerin hukukudur. Ahlaki ve vicdani bir hukuktan bahsedebilmek mümkün değildir. Tahakküm edenler hukuk sistemlerini tahakkümlerini sürdürebilecek, garantiye alacak biçimde inşa etmişlerdir. Bu manada bazı hukuki kırıntılar varsa da, Aleviler ve ötekiler söz konusu olduğunda bu işletilmemektedir. Hali hazırda günümüzde yaşanan tutuklamalar ile devrimci, demokrat, HDP’li vekiller ve belediye başkanlarının başlarına gelenleri görmekteyiz. Hali hazırdaki hukuk sistemi biat ve itaat içeriği ile oluşturulmuş bir hukuk sistemidir. Uyarsan sorun yok. Haksızlığa, katliamlara, asimilasyona, eşitsizliğe, cinsiyetçiliğe, sınıfsal teröre itiraz etmez isen bir sorun yoktur.

    Bizim yolumuz rıza yoludur.  Rıza yolu toplumsal ikrarlaşma ile hakkın kemali üzerine açığa çıkan toplumsal iradeyle  yaşanır, yürütülür. Hali hazırdaki hukuk sisteminin Alevilerden veya ötekileştirilenlerden yana bir artısından bahsetmek mümkün değildir.

    “MUHALEFET ALEVİLER İLE DOĞRU İLİŞKİLENMEYİ, ALEVİLİĞİ DOĞRU ALGILAMAYI BAŞARAMADI”

    Demokratik kurumlar nefret söylemine ve saldırılarına karşı yeterli refleksi ortaya koyuyor mu?

    Aleviler uzun bir tarihten beri kuşatmayı ve tecridi yaşayan halklardır. Alevilerin bu tecritten kurtulması dünyadaki gelişmelerde, Türkiye’deki devrimci-demokrat çıkışla bir parça aşılmıştır. Fakat bu topraklarda gelişen ve modernist zemin üzerinde yeşeren zihniyetin derin izlerini taşıyan muhalefette Alevilerle doğru ilişkilenmeyi, Aleviliği doğru algılamayı başaramamıştır. Sadece toplumsal taban olarak görmüştür. Evet birlikte yürümek, özgürlük, eşitlik mücadelesini beraber vermek gerekiyor. Fakat Alevilik düşünsel- toplumsal alternatif bir sistemdir, derin kamil bir komünalitedir. Yaşamın her alanında dair önermeleri vardır. Alevilerin bu hakikatin bilincine varması, bu temelde örgütlenmesi, birlikte yürüyeceğimiz dostlarımızın da bizi bu hakikatimiz ile kabul etmesi gerekiyor. Bizi tabii değil, bileşen olarak kabul etmesi gerekir. Alevileri ve ötekileri sahiplenmek bu temelde gerçekleşmek zorundadır. Devrimci-demokrat çevreler her zaman Alevilerin zor zamanlarında yanında olmuştur. Bu bir gerçektir. Alevi mücadelesinin son yıllardaki yükselişinde bu çevrelerin ciddi bir desteği, katkısı olmuştur. Fakat olanakları dardır, onlarda epeyce daraltılmış durumdadır. Çabaları vardır; yeterli olduğunu söyleyemeyiz.

    “ALEVİ KURUMLARININ TARİHSEL MİSYONA UYGUN BİLİNCİ VE DURUŞU YOK”

    Peki yüzlerce kurumunda, cemevinde bir araya gelen Aleviler bu konuda ne yapıyor? Kendi tarihsel-toplumsal hakikatlerini layıkıyla bilince çıkarıp  sahiplenebiliyorlar mı? Bunun cevabı hayırdır. Emekler, çabalar, bedeller vardır ve değerlidir. Fakat temsil ettiğimiz o tarihsel misyonun, mücadelenin kemaletine uygun bir bilinç ve duruş hali hazırda yoktur. O derinliğe ulaşılabildiğini göremiyorum, düşünemiyorum. Modernist zihniyetin farklı ideolojik akımlarının etkileri Aleviler üzerinde kendisini derinlikli olarak hissettirmektedir.

    Temel problem o ideolojik etkileşimlerdir. Alevinin enerjisi onlarca farklı alana akmaktadır. Kendisinin bir alternatif olduğu bilinciyle, kendi önermeleri, özgün örgütlülüğü ile bileşen olarak demokratik cephede yer alma iradesini gerçek manada gösterememektedir.

    “MEDYA, HÜKMEDENLERİN NEFRET SÖYLEMİNİ VE ZEHRİNİ KUSUYOR”

    Nefret dilinin topluma yayılmasında başat rol oynayan güçlerden biri de medya. Medya bu dili neden kullanıyor, kaynağını nereden alıyor?

    Medya, şüphesiz ki toplumsal yaşamda çok önemli bir yere ve etkiye sahiptir. Cılız, demokratik bazı olanaklar dışında dünyada ve ülkemizde medya netice olarak  gücü, sermayeyi ve zor aygıtını elinde tutan hegemonik odakların elindedir. Onların ideolojik propagandasını yapan bir mekanizma durumundadır. Toplumlar, halklar manipüle edilmektedir. İdeolojik zehirlenme, manipülasyon büyük oranda medya ile gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde medya ise ele geçirilmiş, 7/24 yüzlerce kanaldan toplum ideolojik bombardımana tabi tutuluyor. Dolayısıyla ötekileştirilenlere hükmedenlerin o nefret söylemlerini, zehrini kusmakla meşguller. Hükmedenlerin zihniyetinden bağımsız bir medya düşünmek mümkün değildir.

    “SALDIRILARA KARŞI DİRENİŞİN GELİŞTİRLMESİ, ÖNÜNÜN KESİLMESİ GEREKİYOR”

    Nefret söyleminin ortadan kalkması için ya da en azından azaltılabilmesi için neler yapılmalı?

    Biz öncelikle Alevi algısından, gözünden bakalım. Rızaya dayalı yaşam, sevgi bağı, ikrarlaşma üzerine inşa edilecek insan ve varlık ilişkilenmesinde nefret söylemine yer olmaz. Ana-babalarımız, yaşlılarımız sabah kalktıklarında önce tüm insanlık için, sonra kurt-kuş-börtü-böcek ve komşuları için ve en son kendi hanesi için iyi dileklerde bulunurlardı. Bir yerde nefret söylemi diğer yerde ise böylesi bir tutum var. Çünkü bir anlayış, öğreti biçimi ve anlam dünyası ile ilgili bir olay. Bir yanda herkesi düşmanlaştıran, katliama uğratma, tahakkümü altına alma tarzında bir pratik sergileyen; doğayı, varlığı ve onun rızasını çiğneyen bir zihniyet var iken, diğer tarafta farklı bir algı var. Kainat tek bir hakikattir. İnsandan insana, insandan cümle varlığa rıza ve ikrar bağı ile bir yaşam öngörüyor. Cümlesinin rızası gözetilmelidir deniyor. Buna uygun bir anlam dünyası oluşuyor. Buradan bakıyor, buradan görüyor, buradan söylüyor ve buna göre yaşıyor.

    “TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Öncelikle hegemonya, tahakküm, cinsiyetçilik olduğu sürece bunlar var olmaya devam edecek. Peki buna teslim mi olacağız? Tabi ki hayır. Aleviler geniş manada kendi hakikati ile buluşacak, yeniden Alevi olmayı başaracak. Tüm ötekileştirilenleri, ezilenler bir arada olmak zorundadır. İnsanları kendi hakikati ile kabul etmek, dillere, renklere, cinslere saygı duymak, doğa ile ikrarlı bir yaşam kurmak, bilimi ve teknolojisi cümle varlığı gözetecek şekilde yaşamak temelinde bir bilinç yaratılması ve buna uygun bir direniş geliştirilmesi gerekiyor. Pratikte tahakküm eden saldırıyorsa mazlumlar da bir araya gelerek hem karşı söylemi olan barış dilini ve dayanışmasını geliştirecek; bu nefret odaklarının önünü kesecektir. Aksi takdirde hem küresel gelişmeler hem de bölgesel gelişmeler nefreti körüklemekte ve yaygınlaştırmaktadır. Çünkü buna ihtiyaçları vardır. Mazlumların ise buluşmaya, dayanışmaya ve ikrara dayalı bir yaşam biçimine ihtiyacı vardır.

    Diren Keser-Diren SATI / PİRHA

    İlgili Haberler:

    1-Akademisyen Kaya: Alevilere yönelik nefret çok derinlerde, eskiye dayanıyor-VİDEO
    2-Avukat Eren Keskin: Alevilerin hakları birçok kez ihlal edildi-VİDEO
    3-Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın: Nefret suçu doğrudan rejimle bağlantılıdır-VİDEO
    4-‘Alevi örgütleri nefret saldırılarına karşı ortak tavır geliştirmeli’-VİDEO
    5-‘Aleviler, tarih boyunca nefret suçuna maruz kaldı’-VİDEO
    6-‘Alevi düşmanlığı bu toplumun genlerinde var; iflah olmaz’-VİDEO