Etiket: dad izmir şube eş başkanı nebahat çelik

  • DAD İzmir Şube Eş Başkanlarından ‘Laik eğitim’ mitingine katılım çağrısı-VİDEO

    DAD İzmir Şube Eş Başkanlarından ‘Laik eğitim’ mitingine katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi Eş Başkanları Nebat Çelik ve Zeynel Bozkurt, okullara imam atanması projesinin iktidarın siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası  olduğunu belirterek, 16 Eylül’de düzenlenecek ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ mitingine katılma çağrısında bulundular. 

    Okullara ‘Değerler Eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesine tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, okullara imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören ÇEDES projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de saat 17.00’de Gündoğdu meydanında ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ mitingi yapacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanları Nebat Çelik ve Zeynel Bozkurt, ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ çağrısıyla İzmir’de yapılacak mitinge tüm duyarlı kesimlerin katılmalarını ve iktidarın hamlelerine mücadele etmeye çağırdı.

    DAD İzmir Şube Eş Başkanlarının çağrıları şöyle:

    “ALEVİ ÇOCUKLAR ÇOK ETKİLENECEK”

    Nebat Çelik: AKP’nin ideolojik hedefleri ile okullara imam atamasına karşı 16 Eylül’de bir miting gerçekleşecek. Bu proje Alevi çocuklarını çok yakından ilgilendiriyor. İmamların atanması ile bu eğitim Alevi çocuklarına diretilecek ve çocuklar etkilenecektir. Siyasi ideolojik hedeflerini bizler üzerinden inşa etmek istiyorlar. Bizler buna dur demeliyiz. Tüm duyarlı canları, demokratik kitle örgütlerini ve toplumun tüm kesimini bu mitinge katkı sunmaya ve katılmaya çağırıyoruz.

    “ÇEDES PROJESİ İKTİDARIN ASİMİLASYON HAMLELERİNİN EN BÜYÜK AYAĞI”

    Zeynel Bozkurt: ÇEDES projesi iktidarın asimilasyon hamlelerinin en büyük ayağıdır. Okullara imam atanarak bu eğitimin diretilmesi laikliğe karşıtlıktır. Bu projenin bir devamı olarak hastanelerde de ‘maneviyat’ adı altında bölümler açılarak dinsel eğitim verilmeye başlandı. 16 Eylül’de ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ çağrısıyla yapılan mitinge tüm canları bekliyoruz.

    PİRHA/İZMİR

  • Hurustan: Mücadele kaçınılmaz, herkes oy kullanmalı

    Hurustan: Mücadele kaçınılmaz, herkes oy kullanmalı

    PİRHA – 28 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmanın önemine değinen DAD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Hurustan, sonuç ne olursa olsun mücadelenin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

    14 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci Dönem Milletvekilliği Genel seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. Bu süreçte adaylar destek için siyasi partilerle ve siyasetçilerle görüştü. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ikinci turda Kemel Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıklaması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık mültecilerin geri gönderilmesi konusundaki söylemleri ve reklam afişleri birçok kesim tarafından tepki aldı.

    Mülteci karşıtlığıyla siyaset yürütüldüğünü söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Hurustan, bu ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerektiğinin mesajını verdi.

    “HERKES OY KULLANMALI”

    İkinci turda herkesin oy kullanması gerektiğini belirten Hurustan, ikinci turda her iki adayın vadettiği sistemin çok farklı olmadığına dikkat çekerek üçüncü yolun varlığına işaret etti. Hurustan, hegemonyayı bir nebze de olsa yıkmak için Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verileceğini ifade ederek, “Fakat ‘biz destek verdik, demokrasi gelecek, evlerimizde oturalım’ böyle bir şeyin de olmayacağını biliyoruz. Bizim için çok güllük gülistanlık olmayacağının bilincindeyiz. Baktığımızda AKP ile beraber HÜDA-PAR ve Yeniden Refah Partisi’nin gelmesi, kadınlara bakış açıları, HÜDA-PAR’ın kadınları sahiplendireceğiz söylemleri kadınlar açısından bakıldığında aşağılık bir söylemdir. Kabul edilir bir yanı yok. Mevcut sisteme baktığımızda zaten hepsi erkek, sistem gittikçe erkleşiyor. Bu kadınlar açısından çok vahim bir şeydir. Bu yüzden özellikle kadınların bu süreçte hem oy kullanma konusunda hem de mücadele konusunda daha çaba gösterip sarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “MÜLTECİ KARŞITLIĞIYLA SİYASET YAPILMAZ”

    Mülteci karşıtlığıyla siyaset yürüttüğü bilinen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun mülteciler hakkındaki söylemlerinin artmasıyla ilgili de konuşan Hurustan, mülteciler üzerinden siyaset yapmanın kabul edilemez olduğunu belirterek, “Biz Aleviler olarak 72 millete aynı nazarda bakıyorsak mültecilere de aynı gözle bakmamız gerekiyor. Mevcut sisteme karşı yanına almış olabilir ama yanlarına aldıkları kişinin de diğerlerinden bir farkı yok. Onlar da mülteciler üzerinden siyaset yapıyor, kayyım politikalarını destekliyor. O yüzden Aleviler açsından da ötekiler açısından da bunları kabul etmiyoruz. Çünkü mevcut iktidarın bu söylemleri yüzünden bir an önce gitsin diyerek destek vermeye çalışıyoruz ama aynı söylemlerde bulunulduğu zaman ister istemez biz de farklı şeyler düşünüyoruz. O zaman ‘biz oy verirsek değişen bir şey olmayacak mı’ diye düşünüyoruz. Bu yüzden dilin biraz daha yumuşatılması gerekiyor” dedi.

    “GÖNDERMEMİZ LAZIM”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tura kalan seçimler sonrası dilinin değiştiğine dikkat çeken Hurustan, “Bu bizim açımızdan da tehlikelidir. Kadınlar, Aleviler, ötekiler açısından da tehlikelidir. Bir insan olarak bunu kabul etmek doğru değildir. Mültecilerin nasıl koşullarda yaşadıklarını biliyoruz, ne koşullarda geldiklerini biliyoruz ama onların üzerinden de kirli siyaset yapmak doğru değil. Biz oyumuzu kullanacağız ama bunun sadece oyla bitmemesi lazım. İlerisi için ne yapabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Özellikle kadınlar açısından düzen yıkılmazsa korkunç şeyler olacak. Onları göndermemiz lazım. Seçim sonuçları nasıl olur bilmiyorum ama bizim mücadelemiz devam edecek. Bu söylemlerden kurtulmak gerekiyor çünkü bu bir Alevi dili değil, bir insan dili değil” diye ifade etti.

    “KADIN MÜCADELESİ BÜYÜYOR”

    Sonuç ne olursa olsun kadınlar ve Aleviler için değişen bir şey olmayacağını kaydeden Hurustan, mücadelenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak “Ötekiler, Aleviler, kadınlar için de mücadele kaçınılmazdır. Bizim mücadelemiz devam edecek. Özellikle kadın mücadelesi son yıllarda daha da yükseldi. Kadınlar yan yana, omuz omuza geldi bundan sonra da mücadele etmeye devam edecekler. Mevcut iktidar ne kadar katılaşırsa ve faşistleşirse kadınların mücadelesi o denli büyük olur” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD İzmir Şubesi aşure lokmalarını paylaştı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi aşure lokmalarını paylaştı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi çok sayıda kişinin katılımıyla aşure lokmalarını paylaştı.

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştı.

    Dernek binasında gerçekleşen aşure lokmasına Yamanlar Cemevi, Vartolular Derneği, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Aşure lokmasında konuşan DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Nebahat Çelik, kongre hazırlıkları ve yoğunluktan kaynaklı aşure lokmasını geç paylaşmak zorunda kaldıklarını belirterek, “Aşure, doğal toplumun özelliğini taşır. Ana, kadının kemaletini kapsar. Aşuremizde bu anlamada halkların özgürlük umudu pişiyor” ifadelerini kullandı.

    Zakir Şevda Çiçek’in seslendirdiği nefesler sonrasında okunan gülbenklerinin ardından aşure lokmaları paylaştırıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Karakollarda ezan okutulması, asimilasyon politikasının devamıdır’-VİDEO

    ‘Karakollarda ezan okutulması, asimilasyon politikasının devamıdır’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyünün ardından 3 köyde daha karakollardan ezan okutulmasına İzmir’den tepki geldi. Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube Eşbaşkanları ve Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz, itirazlarının farklı inançların ritüellerine değil Alevi köylerinin asimile edilmesine karşı olduğuna işaret ettiler.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyüne Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan’ın bir süre önce yaptığı ziyaretin ardından ezan okutulmaya başlanmış ve bu duruma karşı köylüler ve Aleviler dışında farklı inanç temsilcileri de tepki gösterdi.

    Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyünün ardından Germisi (Bulgurcular), Dırban (Kızılkale), Farac (Akdüven) köylerinde de ezan okutulmaya devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eşbaşkanları Nebahat Çelik- Zeynel Bozkurt ve Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz duruma tepki gösterdi.

    “DERSİM’İ İNSAZSIZLAŞTIRDILAR, GERİ KALANI ASİMİLE ETMEK İSTİYORLAR”

    Alevi köylerinde ezan okutulmasından kısa bir süre önce yine Dersim’de gündeme gelen tarikat örgütlenmesini hatırlatan DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Nebahat Çelik, iktidarların kendi hedefleri doğrultusunda farklı inançları tekeline alarak kullandığı eleştirisini yöneltti.

    Çelik, “Röportajı okurken köylüler ismini vermek istememişti. Belli ki köylüler üzerinde bir baskı var. Bu ilk değil. Dersim üzerinde bir asimilasyon politikası var. Daha düne kadar Alevi köylerine zorla cami yapılıyordu, şimdi karokollardan ezan okutuluyor. Yine tarikatların Dersim’de örgütlenmesi devam ediyor. Dersim’i insansızlaştırdıkları gibi geri kalanları da bu tür politikalar ile asimile etmek istiyor. Sadece Alevilerin değil Sünnilerin de rızalığını almıyorlar. İnançları tekellerine almış durumdalar. İktidar istediği gibi bunu yönlendirmeye çalışıyor. Bir zamanlar çocuklarımızı alıp İmam Hatiplere götürdüler. Aşama aşama ne tutturabilirseler, başarılı oluyorlar. Aleviler olarak örgütlü bir tepki  gösteremediğimizde bunların devamı geliyor. Bu konuda Alevi kurumlarına, Alevilere büyük bir görev düşüyor. Buna dur demek gerekiyor. Aksi takdirde devamı gelecektir” diye konuştu.

    “ASKERİ İMAM HATİPLİĞE SOYUNUYOR”

    Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ise Alevi köylerinde ezan okutulmasının yalnızca bir asimilasyon politikası değil aynı zamanda Dersim kültürü ve inancına saygısızlık anlamına geldiğini ifade etti. Tarikatlar ve Şiacılar eli ile Dersimli çocukların asimile edildiğine işaret eden Takmaz, karakolların İmam Hatiplere soyunduğunu ifade etti.

    Takmaz, sözlerine şöyle devam etti:

    “Azınlık olan inançlar, halklar üzerinde sürekli bir baskı var. 80’li yıllarda özellikle Çorum, Tokat gibi yerlerde megafonlarla ezan okutuluyordu. Dersim’de tarikat örgütlenmeleri gündeme geldi. Ne işleri var Dersim’de. Yine Dersim’de megafonlarla ezan okutuluyor. Askeriyenin görevi nedir?  Okuldan tutun yaşamımıza çocuklarımız üzerinde politikalar var. Bunu müftüler ile Şiacılarla yapılıyor. Dersimli çocuklar İran’a gönderiliyor.

    Askeriye Mazgirt’teki köylerde ezan okutturuyor. Diyanet’e gerek yok askeriyenin kendisi bir Diyanet olmuş zaten.  Buda Alevilerin örgütsüzlüğünden kaynaklanıyor. Basın açıklamaları yapıyoruz ve tepkimiz bitiyor. Ezan okunmasına karşı değiliz, inançlara saygılıyız. Ama bu köyler Alevi köyleri .Bunun yapılması insan haklarının çiğnenmesidir. Askeriyeler İmam Hatipliğe soyunmasın. Kınıyorum.”

    “SEYİRCİ KALIYORUZ, TEPKİ GÖSTEREMİYORUZ”

    DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Zeynel Bozkurt da 12 Eylül askeri cuntasının atadığı dönemin valisi Kenan Güven’in devlet eliyle, halk üzerinde yarattığı baskıyı ve sayısı 5 binden bahsedilen Alevi çocukların imam hatiplere gönderilmesini hatırlattı.

    Bozkurt, tepkilerinin bir başka inancın ritüellerine değil, Aleviliği asimile etmek isteyen egemenlere olduğuna vurgu yaparak, “Uzun süredir gelen bir politika var. 12 Eylül faşist darbesi ile beraber Dersim’ bir general vali atanmıştı.  Alevi köylerine cami yaptırıyordu. Çok sayıda Alevi çocuklar bu dönem içerisinde İmam Hatip okullarına yerleştirildi. Yine cemaatler- tarikatlar eli ile Alevi çocukları yurtlarda yetiştirilerek kendilerine yabancılaştırıldılar.  Tunceli Valisi’nin ziyaretinden hemen sonra merkezi sistem ile köylerde ezan okutulmasını kınıyorum. Bu ezana karşı bir tavır değil. Orada yaşanan bir inanç vardır. Alevi-Sünni iç içe yaşayan bir karışık köy olsa evet dini ritüelleri için ezanın okunmasını anlarız. Ama Alevilerin yaşadığı yerlerde bunun yapılması saygısızlıktır. Asimilasyon politikasının devamıdır. Alevi kurumlarının, cemevlerinin, Alevilerin buna karşı çıkması gerekiyor. Seyirci kalıyoruz, tepki gösteremiyoruz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • DAD İzmir’den anma: Maraş bu katliamla hem Alevisizleştirilmiş hem de Kürtsüzleştirilmiştir-VİDEO

    DAD İzmir’den anma: Maraş bu katliamla hem Alevisizleştirilmiş hem de Kürtsüzleştirilmiştir-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi’nin Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andığı basın açıklamasında konuşan Nebahat Çelik, “Maraş, Kürt Alevilerinin yaşadığı bir kent olması nedeniyle etnik tekleştirme politikasının da kurbanı olmuştur. Bu katliam sonrası Maraş Alevileri büyük oranda göç etmiş, özellikle Avrupa ülkelerinde mülteci bir yaşama mahkum edilmişlerdir. Maraş, bu katliamla hem Alevisizleştirilmiş hem de Kürtsüzleştirilmiştir” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Maraş Katliamı’nın yıl dönümünde basın açıklaması gerçekleştirdi. ‘Maraş’ı Unutma, Unutturma’ pankartının açıldığı anma öncesinde katledilenler anısına çerağ uyandırılarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Sık sık, ‘Maraş’ı unutma unutturma, ‘Dersim, Maraş, Roboski unutulmaz hiçbiri’, ‘Yaşasın halkların eşitliği’ sloganları atıldığı anmada sanatçı ve zakir Şevda Çelebi katledilenler için ağıt-deyiş seslendirdi.

    Basın açıklamasını okuyan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebahat Çelik, tarihsel- toplumsal hakikatine bağlı kalan tüm Alevi süreklerinin süreklilik arz eden saldırılarla kuşatma ve tecride tabi tutulduklarını hatırlatarak toplu katliamların özellikle Alevi tarihsel yaşam alanlarında gerçekleştirilmesinin sadece dönemsel politikaların değil tarihsel politikaların da gereği olduğunu vurguladı.

    “ALEVİ SÜREKLERİ KUŞATMA VE TECRİDE TABİ TUTULDU”

    Tüm ülkenin ve dünyanın gözleri önünde karanlık amaçlarla planlanıp gerçekleştirilen bu katliamının yıl dönümünde sözlerine yaşamını yitirenleri anarak başlayan Çelik, tarihsel-toplumsal hakikatine bağlı kalan tüm Alevi süreklerinin süreklilik arz eden saldırılarla karşı karşıya kaldıklarını ve kuşatmaya tabi tutulduklarına dikkat çekti.

    Saldırıların Türk-İslam sentezi olarak kavramlaştırılan zihniyetin Osmanlı devamında cumhuriyet ile devam ettiğinin altın çizen Çelik, “2. Meşrutiyetle beraber Osmanlıda iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1. Paylaşım savaşı yıllarından başlayarak Anadolu’nun kadim halklarını bu topraklardan adeta silmişti. Bu miras üzerinden vücuda gelen yeni sistemde tüm diğer farklılıklara olduğu gibi Aleviliğe de yer yoktu. Koçgiri ve Dersim süreçleriyle ocaklar sistemi üzerine inşa edilmiş olan tarihsel-toplumsal yapı darbelenmiş, Hacı Bektaş Dergâhı da gasp edilerek müze statüsüne indirgenmiş, Alevilik ağır bir asimilasyon sürecine sokulmuştur. 1970’li yıllarda toplumsal mücadeleler küresel çapta yükselişe geçmiş ve Türkiye’yi de etkisi altına almıştı. Dünyada yaşanan bu gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de hak, özgürlük ve eşitlik arayışları yaygınlaşarak güçlenmiş, emekçiler mücadele ve örgütlülüklerini yükseltmişti. Yüzyıllara varan bir kuşatma ve tecridi yaşamakta olan Aleviler, bu süreçle beraber ilk defa tecrid ve yanlızlıktan kurtulmuş, farklı etnisite ve inanç kimliklerinden ilk defa yoldaşları olmuştu. Rıza yolunun talipleri ve ezilmekte olan bir halk olarak Aleviler; toplumsal varlıklarını yaşatabilmenin ancak demokratik bir ülkeyle mümkün olabileceğinin bilinciyle hak, özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren demokratik sol-sosyalist cenahta mücadeleye dahil olmuşlardı” diye konuştu.

    “TARİHSEL YAŞAM ALANLARI ALEVİSİZLEŞTİRİLDİ”

    “Hali hazırda Alevilerin tarihsel yaşam alanları neredeyse ya insansızlaştırılmış ya da Alevisizleştirilmiştir” diyen Çelik, bu gerçeği görmek için Dersim, Erzincan, Sivas, Malatya, Maraş ve Çorum’daki yerleşim alanlarına bakmanın bu gerçeklik için yeterli olacağını belirtti.

    Çelik sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu saldırıların direnişle karşılanması ve devrimci demokratik muhalefetin her geçen gün güç kazanması nedeniyle farklı bir konsept devreye konulmuş, demokratik muhalefetin topyekün tasfiyesi için askeri bir cuntaya zemin hazırlamak istenmiş; suikastler ve cinayetlerden başka toplu katliamlar gerçekleştirilmiştir. Bu toplu katliamlar özellikle Alevi nüfus yoğunluğunun olduğu Malatya, Çorum, Sivas ve Maraş gibi bölgelerde gerçekleştirilmiştir. Toplu katliamların özellikle Alevi tarihsel yaşam alanlarında gerçekleştirilmesi sadece dönemsel politikaların gereği olmayıp imparatorluktan devr alınan tarihsel politikaların devamı niteliğindedir. Hali hazırda Alevilerin tarihsel yaşam alanları neredeyse ya insansızlaştırılmış ya da Alevisizleştirilmiştir.”

    “MARAŞ ALEVİSİZLEŞTİRİLMİŞ VE KÜRTSÜZLEŞTİRİLMİŞTİR”

    Ulus devlet aşamasında katliam sebeplerinden bir diğerine etnik boyutunda eklendiğine değinen Çelik, yolun Türk kökenli olmayan taliplerinin etnik kimlikleri nedeniyle de hedef haline geldiğine vurguda bulunarak Maraş’ın Kürt Alevilerinin yaşadığı bir kent olması nedeniyle etnik tekleştirme politikasının kurbanı olduğunu sözlerine ekledi.

    Çelik,  “Bu katliam sonrası Maraş Alevileri büyük oranda göç etmiş, özellikle Avrupa ülkelerinde mülteci bir yaşama mahkum edilmişlerdir. Suriyeli mültecilerin Maraş Terolar bölgesine, kalan az sayıda ki Alevi nüfusun tam ortasına yerleştirilmiş olması bu katliamın aynı zamanda etnik temizlik amacıyla gerçekleştirildiğini ve bu politikada ki sürekliliği göstermektedir. Bu katliam; dönemin hükümeti, derin devlet ve cunta projesini hayata geçirmek için emperyalist merkezler işbirliği ve kendi örgütledikleri sivil faşist çeteler eliyle gerçekleştirilmiştir. Çocuk, kadın, genç, yaşlı ayırmadan yüzden fazla insanımız katledilmiş, evler ve işyerleri ateşe verilmiş, yağmalanmıştır. Yargılama göstermelik boyutta gerçekleştirilmiş, katliamda açık rolü bilinen birçok isim ise sonraki yıllarda çeşitli makam ve mevkilerle ödüllendirilmişlerdir” diye konuştu.

    “KATLİAMI ÇAĞRIŞTIRMAK İÇİN ALEVİLERİN EVLERİ ÇARPILANIYOR”

    Son yıllarda İzmir ve Türkiye’nin birçok kentinde Maraş Katliamı’nı çağrıştırmak ve panik yaratmak için Alevi evlerine çarpı işaretleri konulmaya başlandığını hatırlatan Çelik, “Benzer bir örnek ise son günlerde İzmir Menemen’de bir kez daha yaşanmıştır. Anlaşılan o ki, benzer olaylarda etkin ve samimi bir soruşturma yürütülmemiş olması insan düşmanlarını daha cüretkâr kılmaktadır. Din ve mezheplerin bir tahakküm aracı olarak kullanılmak istenmesi siyasal atmosferi iyice zehirlemekte, ülke barışını tehdit etmekte, ırkçı ve mezhepçi saldırıların zeminini güçlendirmektedir. Toplumsal varlığımız gerçek, toplumsal haklarımız ise bakidir ve tartışma konusu edilemez. Saldırgan tutumlar demokratik-insani haklarımızdan vaz geçiremeyecektir. Bu ülkenin tüm halklarıyla beraber toplumsal ikrarlaşma ve rızaya dayanan demokratik bir gelecek inşa etme mücadelemiz sürecektir” diyerek sözlerine sonlandırdı.

    PİRHA/İZMİR