PİRHA-HTŞ ‘nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen devam ediyor. Kobani’de 5 çocuk donarak yaşamını yitirirken, Kobani için acil insani koridor açılması, temel gıda ve tıbbi yardım ulaştırılması çağrısı yükseliyor.
Kobanê’ye yönelik kuşatmada insanlık krizi yaşanırken, Heyva Sor a Kurd Eşbaşkanı Hediye Abdullah kuşatma ve şiddetli soğuklar nedeniyle şehirde dört çocuğun yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yerel ve uluslararası kuruluşlar, Kobani için acil insani koridor açılması, temel gıda ve tıbbi yardım ulaştırılması çağrısında bulunuyor. Aksi halde özellikle çocuklar ve hamileler gibi savunmasız grupların yaşamı giderek daha ciddi bir risk altında kalacak.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ve yerel sağlık görevlilerinin aktardığı bilgilere göre, Kobani’de kuşatmanın yoğunlaştığı son günlerde kentteki sağlık sektörü çökmüş durumda ve temel hizmetler verilemez hale geldiğini belirtti. Kobani’deki Umut (Al-Amal) Hastanesi’nde görevli bir doktor, yetersiz beslenmeye bağlı sıvı kaybı, yetersiz gıda temini ve dondurucu soğuk hava koşulları nedeniyle dört çocuğun hayatını kaybettiğini aktardı. Aynı kaynak, elektrik kesintileri ve oksijen yetersizliği nedeniyle yeni doğan bebeklerin de doğum sırasında yaşamını yitirdiğini belirtti.
Demokratik Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed X hesabından açıklama yaptı. İlham Ehmed, ateşkesin ve askeri faaliyetlerin durdurulmasının 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasının temel taşı olduğunu belirterek, “Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu savaşın sona erdirilmesi için çabalarımız var. Ulusal ve uluslararası düzeyde takdiri hak eden girişimler söz konusu” dedi.
Türkiye, Federe Kürdistan Bölgesi ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın bir çok merkezinde, HTŞ ve DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı halk sokağa çıkarken, dayanışma ve yardım kampanyaları başlattı.
Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Direktör Yardımcısı Kristine Beckerle DAİŞ’lilerin suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini ve kanıtların acilen korunması gerektiği çağrısında bulundu.
HTŞ ve DAİŞ’in Rojava’ya yönelik saldırılarına ilişkin İsviçre Dışişleri Bakanlığı (MFA) tarafından yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada, bölgedeki insani durumdan ciddi endişe duyulduğu ifade edilerek, taraflara uluslararası insancıl hukuka saygı gösterme ve ateşkese saygı duyulması ve korunması çağrısında bulundu.
Rojava’ya dönük saldırılara dair tepkisini dile getiren Fransa Pas-de-Calais milletvekili ve Ulusal Meclis’teki Ulusal Birlik (RN) Grubu Başkanı Marine Le Pen, X platformundan yaptığı paylaşımla HTŞ’nin Rojava’ya dönük saldırılarını kınadı. Marine Le Pen, “Kürtler ölüyor, IŞİD teröristlerine karşı cesurca mücadele eden Kürtler korkakça terk ediliyor ve uluslararası toplum göz yumuyor. Bir kez daha trajik bir şekilde başarısız olan, IŞİD ve El-Kaide üyesi olan, kendini Suriye’nin cumhurbaşkanı ilan eden bir cihatçıya aceleyle kırmızı halı seren Emmanuel Macron hakkında ne söylenebilir? Cumhurbaşkanı, İslamcılığa saygınlık görünümü vererek, Suriye’deki azınlıkların zulmünden ağır bir sorumluluk taşıyor” ifadelerine yer verdi.
HTŞ, DAİŞ’in saldırıları dünya basınında. Bir çok gazete ateşkese rağmen devam eden saldırıları ve HTŞ’lilerin DAİŞ’lileri serbest bırakmasını manşetlerinde işlemeye devam ediyor.
PİRHA-HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen sürüyor. Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi ve Avrupa’da onbinlerce yurttaş sokağa çıkarak, saldırıları protesto etti.
Son gelen bilgilere göre SDG, binlerce DAİŞ’linin bulunduğu Rakka’daki Eqtan Cezaevi’nden çekildiğini duyurdu. Ayrıca HTŞ’ye bağlı grupların, Kobani’nin kuzeydoğu kırsalındaki Kork köyünden olan 5 kişilik Kürt bir aileyi Rakka kentinden çıkmaya çalıştıkları sırada katlettiği bildirildi.
DİPLOMATİK GİRİŞİMLER SÜRÜYOR!
Bölgede ateşkese rağmen çatışmalar sürerken, diplomatik görüşmeler de devam ediyor. Dün (22 Ocak) Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlûm Ebdî ile Kuzey ve Doğu Suriye Dış İişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Hewlêr’de Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Suriye’deki gelişmelere dair bir görüşme gerçekleştirdiklerini duyurdu. Ebdî, yine dün akşam saatlerinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan bir telefon aldıklarını söyledi.
Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Franca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile telefonla görüştüğünü duyurdu. Ebdî, “Kendisi, Suriye’de ateşkesin sağlanması ve diyalog ile müzakere yoluna geri dönülmesi için çalışan tarafların ve bizim yaptığımız çabalara desteğini ifade etti. Amaç, tüm bölgenin genel çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Görüşmede ayrıca, biz ve Suriye hükümeti arasında daha önce varılan anlaşmaların yakın zamanda uygulanması ve çeşitli grupların haklarının korunması gerekliliği konularına da değinildi” diye konuştu.
Ebdî, Federe Kürdistan Bölgesi’nde de ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile de görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Ebdî, görüşmeye dair, “Irak Kürdistan Bölgesi’nde ABD Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile yapıcı ve verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve ABD Başkanı Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikası, Büyükelçi Barak’ın bizimle Suriye hükümeti arasında diyaloğa ve müzakerelere geri dönme çabalarına ek olarak, bizim için ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir. Mevcut ateşkesi sürdürmek ve gerçek bir entegrasyon sağlamak için tüm imkanlarımızı kullanarak ve ciddiyetle çalışacağız” ifadelerini kullandı.
DÜNYAYA YANSIMASI!
Avrupa’nın birçok kentinde HTŞ-DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları protesto edilmeye devam ediyor. Avrupa’Nın bir çok merkezinde sokağa çıkan onbinler, saldırıları kınayarak, uluslararası güçlerin tutumunu protesto etti.
BM Güvenlik Konseyi Rojava’ya dönük saldırılar gündemiyle toplandı. BM Ortadoğu, Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khlari Hesekê ve Kobanê’de endişe verici bir insani kriz yaşandığını belirtti.
ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Brett McGurk, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin sanal medya hesabından açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’deki durumun son derece endişe verici olduğunu belirten McGurk, “Ateşkesin sürdürülmesi şart. Herhangi bir güvenlik açığı, özellikle IŞİD’in gözaltı merkezlerinde, uluslararası sonuçlar doğurma riski taşıyor. Irak ve Suriye genelindeki Kürtler sadık ortaklardır ve öyle muamele görmelidirler. Onlar sayesinde dünya çok daha güvenli” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Almanya Büyükelçisi Ron Prosor, “Suriye’nin Kürt bölgelerinden bize ulaşan görüntüler insanın kanını donduruyor. Avrupa’dan gelen sessizlik ise kulakları sağır ediyor” dedi.
PİRHA- HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılarında kadınların özel olarak hedef alınmasına, saçlarının kesilip işkence edilmesine tepki gösteren kadınlar, saçlarını örerek, kadınların direnişine destek verdi.
HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırıları sürüyor. Halep’te başlayan saldırılar Kobane sınırına dayanırken, saldırılarda kadınlar hedef haline getiriliyor. HTŞ’liler tarafından ölülere işkence görüntüleri paylaşılırken, esir alınan kadınların saçları kesilip görüntüleri servis ediliyor.
Paylaşılan görüntülere tepkiler yükseliyor. Dijital medya hesaplarında binlerce kadın, saçlarını ördüğü görüntüleri dijital medya hesaplarında paylaşarak, öfkesini dile getirdi. Kadınlar yaptıkları paylaşımlarda; çetelerin vahşetine karşı kadın savaşçılara verdikleri desteği saçlarını ördükleri videolarla ifade etti. Videolarda ayrıca tüm kadınlara saçlarını örerek Rojava direnişine desteğini ifade etme çağrısı yapıldı.
PİRHA- DAİŞ’in işkencesinden kaçarak kurtulan Nadia Murad, HTŞ’ye bağlı grupların DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerine saldırıp, onları serbest bırakmasına ilişkin sanal medya hesabında açıklama yaparak, “Bunlar soykırım ve cinsel şiddet suçluları. Bunu görmezden gelemezsiniz” dedi.
Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları devam ederken, SGD güçlerinin saldırılara karşı direnişi sürüyor.
HTŞ’nin saldırılarında kadınlar başta olmak üzere siviller hedef alınırken, uluslararası kurumların sessizliği tepkilere yol açıyor.
2014 yılında DAİŞ’in Şengal’e yönelik saldırıları sırasında ailesinin büyük bir bölümü katledilen, kendisi de kaçırılan, rehin tutularak aylarca cinsel işkenceye ve şiddete maruz kalan 2018 yılında Nobel Barış Ödülü kazanan Êzidî hak savunucusu Nadia Murad, açıklama yaptı.
“BUNLAR SOYKIRIM VE CİNSEL ŞİDDET SUÇLULARI”
Nadia Murad, HTŞ’ye bağlı grupların DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerine saldırıp, onları serbest bırakmasına ilişkin sanal medya hesabında açıklama yaparak, şunları ifade etti:
Bölgedeki durum son derece endişe verici. Bu kriz şiddet, tanklar veya silahlanma yoluyla çözülemez. Sivillerin korunması en yüksek öncelik olmalıdır. Mevcut durum, insani bir felaketi önlemek için acil uluslararası müdahale gerektirmektedir. Suriye’de kaos daha da derinleşirken, bazı IŞİD tutukluları serbest bırakıldı, ancak binlerce kişi daha düşme riski taşıyan hapishanelerde tutuluyor. Bunlar soykırım ve cinsel şiddet suçluları. Irak sınırında, özellikle Suriye yakınlarındaki topluluklar, tarihin tekerrür etmesinden endişelenmektedir. Dünya artık bunu görmezden gelemez. Ortadoğu’da barış hakim olsun.”
PİRHA- PSAKD Antep Şubesi’nin güvenlik kamerasının kablosu kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kesildi. Durumu sonradan fark eden PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, suç duyurusunda bulunduklarını belirterek, “DAİŞ’in Türkiye’de yaptığı silahlı eylemler gerçekten bizi endişelendiriyor” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antep Şubesi’nin güvenlik kamerasının kablosu kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kesildi.
Konuya dair açıklama yapan şube başkanı Mehmet Erkek, DAİŞ’in Türkiye’de artan saldırılarına dikkat çekerek “Gündeme de baktığımızda gerek Suriye’de gelişen olaylar gerekse de DAİŞ’in Türkiye’de yaptığı silahlı eylemler gerçekten bizi endişelendiriyor” dedi.
Gaziantep Emniyet Müdürlüğüne suç duyurusunda bulunduklarını belirten Erkek, olayı cumhuriyet savcılıklarına da taşıyacaklarını belirterek sorumluların bulunup yargılanmasını talep etti.
Erkek, DAİŞ’in saldırılarına karşı kamuoyuna birlik olma çağrısı yaparak “Buradan tüm kamuoyuna sesleniyorum; herkesin dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Tehlikeli durumlar söz konusu. Tüm devrimci, demokrat, Alevi, aydın kesimin bir arada, birlikte olmasını bekliyorum” diye konuştu.
PİRHA- Suriye’de HTŞ-DAİŞ eliyle gerçekleştirilen kadın katliamlarına dair açıklama yapan İskenderun Kadın Platformu, Alevi ve Dürzi soykırımına karşı kadınlarla dayanışma içerisinde olduklarının mesajını verdi.
İskenderun Kadın Platformu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi’nde Suriye’de özellikle Alevi ve Dürzi kadınlara yönelik yürütülen saldırılara karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini Platform adına Şükran Ertaş okudu.
“SEYİRCİ KALMAYI REDDEDİYORUZ”
HTŞ ve benzeri cihatçı grupların Suriye’de kadınları kaçırdığı, köleleştirdiği ve fuhuşa zorladığına dikkat çeken Şükran Ertaş, özellikle Alevi, Dürzi, Süryani ve Ermeni kadınların hedef alındığını, Türkiye’de bazı kadınların ailelerinden fidye istendiği, İzmir ve Mêrdin’de banka hesaplarına yasa dışı para aktarıldığını ve bu hesaplara dair yetkili kurumların harekete geçmemesine tepki gösterdi. Şükran Ertaş, “Bugün Suriye’de Alevi katliamına, kadınlara yönelik cinsel suçlara seyirci kalmayı reddediyoruz. Savaşın bedelini kadınlar ödüyor. Alevi, Dürzi soykırımına karşı kadınların yanındayız. Barış hemen şimdi” diye konuştu.
“BARIŞ İÇİN BÖLGESEL PERSPEKTİFE İHTİYAÇ VAR”
İskenderun Kadın Platformu’nun daha önce de Filistinli, Rojavalı, Ezidî, Kürt, Ermeni ve Arap kadınlara yönelik saldırılara karşı dayanışma içinde olduklarını anımsatan Şükran Ertaş, “İran bombalanırken barış için mücadele eden bölgesel bir perspektife ihtiyaç var” dedi.
PİRHA- Süveyda’ya saldıranlar arasında yer alan bazı paramiliter gruplar, üniformalarındaki DAİŞ (IŞİD) bayraklarıyla CNN Türk’ün canlı yayınına çıkarıldı.
Suriye geçiş hükümetine bağlı güçlerin Dürzilerin yoğun yaşadığı Süveyda’ya dönük saldırıları sürüyor. CNN Türk, saldırgan bazı grup üyelerini canlı yayında konuk etti. Söz konusu kişilerin üniformalarındaki DAİŞ (IŞİD) bayrağı kameralara yansıdı.
PİRHA- BM İnsan Hakları Ofisi, Lazkiye, Hama ve Tartus’ta yaptığı incelemeleri raporlaştırdı. Raporda, belgelenen vakaların çoğunun yargısız infaz olduğuna dikkat çekilerek, “Bu infazların Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde mezhep temelli olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Kimliği belirsiz silahlı kişiler, bakanlık yetkililerinin güvenlik güçlerini desteklediği iddia edilen silahlı grupların üyeleri ve eski hükümetle bağlantılı unsurlar tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir” denildi.
Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevileri hedef aldığı saldırılarda 3000’e yakın sivil katledildi. Çok sayıda kişi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun katliamına dair ilk raporunu paylaştı.
BM İnsan Hakları Ofisi şu ana kadar 111 sivilin öldürüldüğünü belgelediklerini, doğrulama süreci devam ettiğini ve öldürülen gerçek insan sayısının önemli ölçüde daha yüksek olduğuna inanıldığını aktardı.
Açıklanan raporda şu değerlendirmeler yer aldı:
“Belgelenen vakaların çoğu yargısız infazdır. Bu infazların Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde mezhep temelli olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır – kimliği belirsiz silahlı kişiler, bakanlık yetkililerinin güvenlik güçlerini desteklediği iddia edilen silahlı grupların üyeleri ve eski hükümetle bağlantılı unsurlar tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir.
Son derece rahatsız edici bazı vakalarda, kadınlar, çocuklar ve çatışmaya girmemiş bireyler de dahil olmak üzere tüm aileler öldürülmüş, özellikle Alevi şehir ve köyleri hedef alınmıştır. Ofisimiz tarafından toplanan birçok tanıklığa göre, failler evlere baskın düzenleyerek sakinlere Alevi mi yoksa Sünni mi olduklarını sorduktan sonra onları öldürmeye ya da bağışlamaya başladılar. Hayatta kalan bazı kişiler, birçok erkeğin ailelerinin önünde vurularak öldürüldüğünü anlattı.
6 ve 7 Mart tarihleri arasında, eski hükümetin güvenlik güçlerine bağlı olduğu bildirilen silahlı kişiler de Lazkiye, Tartus ve Baniyas’taki çeşitli hastanelere baskın düzenledi. Bu kişiler, geçici yönetimin güvenlik güçleri ve onlara bağlı silahlı gruplarla çatıştı. Bunun sonucunda aralarında hastalar, doktorlar ve tıp öğrencilerinin de bulunduğu onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve hastanelerde hasar meydana geldiği bildirildi.
Son günlerde kaydedilen diğer ihlaller ve suiistimaller arasında, çoğunlukla sahadaki kaotik durumdan yararlandığı anlaşılan kimliği belirsiz kişiler tarafından evlerin ve dükkanların yaygın bir şekilde yağmalanması yer almaktadır. Çok sayıda sivil evlerini terk ederek kırsal bölgelere kaçarken, bir kısmının da bölgede Rus güçleri tarafından kontrol edilen bir hava üssüne sığındığı bildirildi. Bekçi yetkililer 10 Mart’ta kıyı bölgelerindeki güvenlik operasyonlarının sona erdiğini duyurdu. Ancak aralıklı çatışmalar rapor edilmeye devam etmektedir.
İhlal ve suiistimallere ilişkin belgelenmiş anlatım ve görüntülerimiz var. Ancak, çevrimiçi ve çevrimdışı olarak artan nefret söylemi ve bağlamından koparılmış görüntüler de dahil olmak üzere yanlış bilgilerin yaygın bir şekilde yayılması da halk arasındaki korkuyu daha da arttırarak gerilimi körükledi.
Nefret söylemi ve yanlış bilgilendirmedeki ciddi artışın, Suriye toplumundaki gerilimi daha da alevlendirme ve sosyal uyuma zarar verme riski taşımasından endişe duyuyoruz.”
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk tüm bu suçlar için hesap verebilirlik çağrısında bulunmaktadır. Geçici yetkililer tarafından bağımsız bir soruşturma komitesinin kurulduğunun açıklanmasını memnuniyetle karşılayan Türk, yetkililere yürütülen soruşturmaların hızlı, kapsamlı, bağımsız ve tarafsız olmasını sağlamaları çağrısında bulunur. İhlallerden sorumlu olduğu tespit edilen herkes, mensubiyetlerine bakılmaksızın, uluslararası hukuk normları ve standartları doğrultusunda hesap vermelidir. Mağdurlar ve aileleri hakikat, adalet ve tazminat hakkına sahiptir.
Bu tür üzücü ihlal ve istismarların tekrarlanmaması için, silahlı grupların incelenmesi ve Suriye’nin askeri yapılarına entegre edilmesi sürecinin, ülkenin uluslararası insan hakları ve insani hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumlu olması ve Suriye’de geçmişte veya yakın zamanda meydana gelen insan hakları ihlallerine karışan herkesin sorumluluğunun tam olarak ele alınması zorunludur.”
PİRHA- DAİŞ-HTŞ gibi paramiliter güçlerin Suriye’de farklı etnik kimlik ve inançlara yönelik katliamlarını kınayan Demokratik Alevi Dernekleri, çözümünün demokratik bir Suriye inşasında olduğuna işaret etti. DAD, “Suriye zeminindeki en gerici, en hak bilmez güçler üzerinden kurulacak bir rejim, demokratik ve kapsayıcı bir rejim olamayacak, Suriye halklarını daha koyu bir karanlığa mahkum edecektir” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Suriye’deki gelişmelere ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Ortadoğu’da yeni yıkım ve çelişkilerin derinleştiğine, üçüncü dünya savaşına vurgu yapılan açıklamada, Suriye zemininde en gerici, en hak bilmez güçler üzerinden kurulacak bir rejimin Suriye halklarını daha koyu bir karanlığa mahkum edeceğine dikkat çekildi.
Suriye’deki Alevi, Kürt ve diğer tüm halklara, kadın ve çocuklara karşı yürütülmekte olan katliamları ve bu güçleri halkların üstüne salan tüm odakları kınayan DAD Genel Merkezi, AKP-MHP hükümetine, HTŞ-DAİŞ ve türevi örgütlerce Suriye halklarına karşı gerçekleştirilmekte olan soykırım saldırılarını durdurma çağrısında bulundu.
“BÖLGESEL VE KÜRESEL GÜÇLER SURİYE’Yİ KAN DERYASINA ÇEVİRMİŞTİR”
Demokratik Alevi Dernekleri’nin Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklaması şöyle:
“Bilindiği üzere, kadim uygarlık ve halkların yurdu olan Ortadoğu, küresel ve bölgesel gerici güçler tarafından bir boğazlaşma alanı biçiminde tutulmaktadır. Halkların boğazlaştırılması üzerine kurulu olan bu politika ve tahakküm biçimleri emperyalist güçler tarafından kendi çıkarları temelinde dayatılan ulus devletler döneminde daha da derinleştirilmiş olup halklarımıza ağır bedeller ödetmektedir.
Bölge, sahip olduğu kaynaklar ve jeostratejik konumu nedeniyle sürekli biçimde müdahalelere maruz kalmaktadır. Ortadoğu merkezli olarak yürütülmekte olan Üçüncü dünya savaşı bölge genelinde yeni yıkım ve acılara, travmalara yol açmakta, bölgesel çelişkiler derinleştirilmekte, yeni çelişki ve travmalar da üretilmektedir.
Bu politikaların en güncel örneklerinden biri de Suriye’de yaşanmaktadır. Farklı etnisite ve inanç kimliklerinin bin yıllardır bir arada yaşamakta olduğu bu coğrafya, bölgesel ve küresel güçler tarafından kan deryasına çevrilmiştir. BAAS rejimi, esas olarak küresel güçler ve bölgesel bağlaşıkları tarafından yıkılmış olup, ortaya çıkan sonuçlardan doğrudan bu güçler sorumludur.
“DAİŞ VE HTŞ’YE DESTEK VEREN DEVLETLER BU SUÇLARIN ORTAKLARIDIR”
Suriye halkları da tüm insanlık gibi, eşitlikçi ve demokratik bir yönetim biçimiyle yaşama hakkına sahiptir. Fakat dünyanın dört bir yanından getirilen katil sürüleri ve Suriye zeminindeki en gerici, en hak bilmez güçler üzerinden kurulacak bir rejim küresel ve bölgesel güçlerin tercihi olsa da, demokratik ve kapsayıcı bir rejim olamayacak, Suriye halklarını daha koyu bir karanlığa mahkum edecektir.
DAİŞ ve türevleri olan bu güçler, tüm dünya halklarının şahitlik ettiği üzere kitlesel katliamlar, soykırımlar gerçekleştiren örgütlerdir. Bu güçlere destek veren devletler ve farklı güç odakları da tüm bu insanlık suçlarının hem sahibi, hem de ortaklarıdırlar.
Küresel bir organizasyonla rejimi deviren HTŞ ve türevi örgütler, hali hazırda, Suriye halklarına, özellikle azınlık ve seküler yaşamdan olan her etnisite ve inançtan halklara karşı katliamlar yapmaktalar. Bu katil sürülerine her türlü desteği vererek Suriye halklarının üstüne salan, bugün içinse meşru muhalefet kabul eden tüm güçler bu insanlık suçlarının sahibi ve ortakları durumundadırlar.
“ÇÖZÜM DEMOKRATİK BİR SURİYE İNŞASINDADIR”
Suriye’de Alevi, Kürt ve diğer tüm halklara, kadın ve çocuklara karşı yürütülmekte olan katliamları ve bu güçleri halkların üstüne salan tüm odakları kınıyoruz. Suriye sahasına müdahil olarak bu sonuçlara yol açan tüm güçlere, AKP-MHP hükümetine, HTŞ-DAİŞ ve türevi örgütlerce Suriye halklarına karşı gerçekleştirilmekte olan soykırım saldırılarını durdurma çağrısında bulunuyoruz.
Bölgesel ve küresel güçler Suriye’den çekilmeli, Suriye halklarının yaraları sarılmalı, ortak yaşam kültürü canlandırılarak demokratik bir Suriye inşa edilmelidir. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir!”
PİRHA-Ankara’da 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük DAİŞ saldırısında hayatını kaybeden 104 kişi, katliamın 8’inci yılında Ankara Garı önünde anıldı. Anmada Türkiye tarihinin katliamlar tarihi olduğuna dikkat çekilerek, “Katliamları Maraş’ta, Suruç’ta, Madımak’ta yaşadık. Bu katliamı yapanlarla hesaplaşmamız gerekiyor. 10 Ekim Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Üzerini örtmeye çalışanlar en az yapanlar kadar suçludur” denildi.
IŞİD’in iki canlı bombayla KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Emek, Demokrasi, Barış” mitingine yönelik saldırısının üzerinden 8 yıl geçti. 10 Ekim 2015’te yapılan katliamda 104 kişi hayatını kaybederken yüzlerce kişi de yaralandı.
Katliamda yakınlarını kaybedenler, yaralananlar ile emek ve demokrasi güçlerinden örgütlerinin temsilcileri buluştu ve Ankara Garı’a yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu pankartla yürüdü. Yürüyüşte “gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek” ve “faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.
Çok sayıda siyasetçi ile sendika ve meslek örgütü temsilcisi de 10 Ekim Katliamı anmasına katıldı. Katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te saygı duruşuna geçildi. Katledilenlerin isimleri okunarak “yaşıyor” diye haykırdı.
Yürüyüşün ardından katliamda yaşamını yitirenlerin adları okunup saygı duruşundan bulunuldu.
“ADALET YERİNE GELİNCEYE KADAR MÜCADELEYE DEVAM”
10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı İshak Kocabıyık, yaptığı açıklamada, şunları ifade etti:
“8 senedir bütün engellemelere, baskılara rağmen boyun eğmedik, diz çökmedik. 8 yıldır adalet peşindeyiz, barış istiyoruz. Adalet ve barış talebimiz tekrarlanıyor. Bilineni tekrarlamak istiyoruz: 8 sene önce IŞİD’li 2 canlı bomba bütün kontrollerden geçerek, ellerini kollarını sallayarak başkentin göbeğine kadar gelip kendilerini patlattı. 104 canımız hayatını kaybetti. 500’den fazla kişi yaralandı.
Yargılama sürecinde ortaya çıktı ki, Marquez’in Kırmızı Pazartesi kitabında anlatıldığı gibi, devletin güvenlikle ilgili bütün kurumlarının bilgisi olduğu katliam, adım adım gelmiş. Bir devlet düşünün ki, kendi insanına karşı yapılan katliama sessiz kalsın. Sessiz kalmayı bırakın; katillere yol versin, sırtlarını sıvazlasın.
Yargılama sürecinde hakikat ortaya çıksın, adalet gerçek anlamda tesis edilsin diye çaba gösterdik. Hala da gösteriyoruz.
Avukatlarımızın binbir zahmetle ortaya koyduğu deliller yok sayıldı. Katliamı aydınlatabilecek nitelik taşıyan devletin kendi soruşturmaları, istihbarat raporları görmezden gelindi. Emniyet müdürlüğü mahkemenin kendisinden istediği bilgiler için “yok” demeye bile tenezzül etmedi, cevap vermedi.
Katliamın olduğu yere bir anıt yapılsın, bu anıt bizim yasımız olsun, toplumsal hafızamızda 10 Ekim Katliamı’nı unutturmasın istedik. Bırakın anıt yapılmasını, meydan düzenlemesini, Belediye Meclisi’nin bu konuda almış olduğu karar bile saklandı, uygulanmadı.
İşte 8 yıl böyle geçti. Bu 8 yıl, devlet ve siyasi iktidar tarafından bizim taleplerimizi yok saymakla, katliamın üstünü örtme gayretiyle geçti. Bizim açımızdan ise adalet arayışıyla, barış isteğiyle geçti. Biliyoruz Türkiye’de adaletin tesisinin ne kadar zor olduğunu. Savaş çığlıklarının çoğaldığı dönemlerde “barış” diye haykırmanın nelere mal olduğunu biliyoruz. Yaşıyoruz. Sesimizi çoğaltmaktan, dayanışmayı örgütlemekten başka bir yolumuz yok. Şenyaşar ailesinin adalet haykırışı ile 10 Ekim Ailelerinin haykırışı aynıdır, birdir. Madımak aileleri ile Suruç ailelerinin sesi aynıdır, birdir. Roboski ailelerinin çığlığı bizim de çığlığımızdır. 5 Haziran 2013’te Diyarbakır’da biz de öldük. Gözaltına alınan, tutuklanan gazetecilerin devlet nezdindeki suçlarından biri de bizim yanımızda olmaları, bize ses olmalarıdır.
“BURADAYIZ, BURADA OLACAĞIZ”
Muktedirlerin, demokratik siyasetin zeminini, yükselen baskıcı otoriter faşizan bir rejimle kaplama niyet ve düşünceleri bizim sesimizi boğmaya yöneliktir, biliyoruz.
Madımak Katliamı suçlularının türlü gerekçelerle af edilmeleri, davanın zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi aynı zamanda bize de bir ihtardır.
Soma’da madenci yakınına atılan tekme aynı zamanda bize de atılmıştır. İş cinayetlerine dönüşen iş kazaları sesimiz kısılsın diyedir.
Bu toprakların bütün zenginliğini yağmaya açanlar, bir avuç şirkete, sermaye grubuna peşkeş çekenler talan edenler, ekokırım yapanlar adalet arayışımıza, barış isteğimize kulak asmayanlardır.
Bütün bunlar bize gösteriyor ki, 10 Ekim 2015 Gar Katliamı bitmedi. Yargılama süreciyle devam ediyor. Anıt Meydan için projelerimize izin vermemekle devam ediyor. Her yıl dönümü anmasında bize çıkarılan zorluk ve engellerle devam ediyor. Bizi zulümle, baskıyla, hatta ölümle korkutmak, terbiye etmek isteyenler bilsinler ki, bizim yaşadığımız hayat, Soma’da katledilen madenci kardeşlerimizinden kalan ömürdür. Madımak’ta yakılan Koray Kaya’dan kalan ömürdür. Şenyaşar ailesinin katledilen fertlerinden kalan ömürdür. 33 Düş Yolcusu’ndan kalan ömürdür. Bu meydanda katledilen 104 kardeşimizden kalan ömürdür. Katledilen kardeşlerimiz, anne babalarımız, çocuklarımız, yoldaşlarımız bu ömürlerini bize borç olarak bıraktılar. Bu borç adalet mücadelemizle, barış mücadelemizle, eşitlik, kardeşlik mücadelemizle ödenebilecek bir borçtur. Bu borcu ödemekte kararlıyız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu meydan, Barış Meydanı oluncaya kadar, bu meydana bu katliamı hatırlatacak anıt yapılana kadar buradayız. Burada olacağız.”
“KATLİAMA YOL VERENLER YARGILANACAK”
KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik Filistin İsrail savaşına değinerek, “Biz 8 yıl önce de 10 Ekim’de emekten, demokrasi ve barıştan yana olan güçler ile burada yanana alanlardaydık. Bizim için asıl adalet mücadelemiz bu katliama yol verenlerin yargı önüne çıkarılması ile sağlanacak” dedi.
“UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ”
Disk Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, “8 yıl sonra hiç bitmeyen öfkemiz ile bir kez daha söylüyoruz ‘unutmadık unutturmayacağız.’ İktidarlarını savaştan yana kuranlar kaybedecek. Emek kazanacak, demokrasi kazanacak” diye konuştu.
“BU KATLİAMI YAPANLARLA HESEPLAŞMAMIZ GEREKİYOR”
TMMOB adınan da Emin Korkmaz konuştu. Korkmaz, katliamın emrni verenlerin geçen sürede açığa çıkarılmadığına işaret ederek, “Bizler o gün bir canımız daha toprağa düşmesin diye barış sesimizi yükseltirken, günümüzü karanlığa çevirdiler. Bizler özgürlük için seferber olurken, o günü karartanlar, tomaları üzerimize salanlardır, sorumlulukları yargılamayanlardır. O günü karartanlar, katliamın arkasında kokteyl örgüt arayanlardır. Türkiye katliamlar tarihidir. Katliamları Maraş’ta, Suruç’ta, Madımak’ta yaşadık. Bu katliamı yapanlarla heseplaşmamız gerekiyor. 10 Ekim Katliamı insanlığa karşı işelenmiş bir suçtur. Üzerini örtmeye çalışanlar en az yapanlar kadar suçludur. Bu ülkeyi barışın, özgürlüğün ülkesi haline getirene kadar mücadele edeceğiz” şeklinde ifade etti.
Yapılan konuşmaların ardından katliamda hayatını kaybedenlerin anısına karanfiller bırakıldı.
PİRHA-Samsun Emek Ve Demokrasi Güçleri, Suruç Katliamı’nın 7. yılında yaptığı açıklamada, “Biz karşımıza çıkarılan bütün bu engellere rağmen adalet mücadelemizden vazgeçmedik. Sorumlular yargılansın” dedi.
DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısı sonrasında Türkiye ve bölge kentlerinden “Gezi’nin çocukları Kobanê’nın çocuklarıyla buluşmaya gidiyor” şiarıyla Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde toplanan gençlerine yönelik 20 Temmuz 2015’te yapılan canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişinin yaşamını yitirmesinin 7’nci yıllına dair Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, basın açıklaması yaptı.
Samsun Emek Ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı SYKP Samsun İl Eş Başkanı Kürşat Arslan okudu. Kürşat Arslan, “Biz 7 yıldır onlara dokunamadık onların sesini duyamadık, acımız ve öfkemiz ilk gün kadar büyük” diyerek, “Yapılan katliam öncesi bombayı patlatan kişi dahil her şeyin bilinmesine rağmen önlem alınmadı. Katliam yapıldıktan sonra gören gözler kör, duyan kulaklar sağır numarası yaptı. Katliam günü yapılan ihmallerin sorumluluğu 3 polise yıkılarak para cezası verildi. “Görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza alan polis memurlarının işaret ettiği istihbarat raporları, yok sayıldı” dedi.
“ADALET MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK”
“Bizim için adaletin sağlanacağı yer mahkeme salonları değil kamuoyunun vicdanıdır” diyen Kürşat Arslan, “7 yıllık adalet yürüyüşümüzde karşımıza onlarca engel çıkarıldı. Düş yolcularımızı anmamız engellendi. Düş yolcularının adına verdiğimiz adalet plaketi törenlerimiz yasaklandı. Antep bölge idare mahkemesi Suruç’ta ölümsüzleşen 33 düş yolcusu için “Yüzde 50 kusurlular” kararı Verdi. Biz karşımıza çıkarılan bütün bu engellere rağmen adalet mücadelemizden vazgeçmedik” diye konuştu.
“İŞİD KATLİAMLARI DOSYALARI BİRLEŞTİRİLSİN”
Suruç için adalet isterken bütün katliamlar içinde adalet istemeye devam ettiklerinin altını çizen Kürşat Arslan, şunları söyledi:
“Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu acılarımızı siyasi malzeme yapmaktan vazgeçsin. Katliam siyasetinin doruklarını yaşadığımız 7 Haziran 1 Kasım arasında nelerin yaşandığını anlatsın. Görevi ihmal etmekten hüküm giyen polis memuru Ahmet Oğuz Davarcı’nın işaret ettiği amirleri hakkında soruşturma açılsın. Kırmızı bültenle arandığı dönemde Ankara’da 5 yıldızlı otelde MİT görevlileriyle görüşen İlhami Bali’nin neden yakalanmadığı açıklansın. Mahkeme salonlarında adil yargılama istiyoruz dedikleri için haklarında soruşturma açılan avukat yaralı ve ailelerimiz hakkında açılan soruşturmalar iptal edilsin. Canlı Bomba Abdurrahman Alagöz’e katliamı yapmadan önce kimlerin yardım ettiği ve Amara Kültür Merkezine nasıl geldiği araştırılsın. Birbiriyle bağlantılı olan Diyarbakır Ankara ve Suruç katliamları başta olmak üzere İŞİD katliamları dosyaları birleştirilsin.”
PİRHA- DTK, HDK, DBP ve HDP, TSK uçakları tarafından Mexmûr, Şengal ve Dêrik’in bombalanmasına ilişkin açıklama yaptı. Söz konusu saldırıyı “IŞİD’in yarım bıraktığının tamamlanması” olarak değerlendiren DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz “Kürt halkı asla kazanımlarından vazgeçmeyecektir” dedi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP), yakın zamanda sivil yerleşim yerlerine yönelik artan saldırılara ilişkin ortak açıklama yaptı.
TSK uçakları tarafından 1 Şubat’ta başlayan saldırılar kapsamında 3 merkezi sivil alanının bombardımana tutulduğuna dikkat çekildi. Söz konusu saldırılarda, Mexmûr, Şengal ve Dêrik’in yoğun bombardımana tutulduğu ifade edildi.
Diyarbakır’da yapılan açıklamada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Şengal halkına dönük soykırımlara dikkat çekerek “Asla boyun eğilmeyecektir” dedi. Kürt halkının kazanımlarının hedefe alındığını söyleyen Saliha Aydeniz, şu konuşmayı yaptı:
“Bu saldırıda, Mexmûr, Şengal ve Dêrik’i özellikle seçmiştir. Çünkü 3 merkez DAİŞ’e karşı mücadele veren, Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında insanlık adına suç işlemelerini engelleyen ve bunun mücadelesini veren 3 merkezdir. O yüzden bilinçli seçildi. Şengal 21 kez bombardımana tutuldu. Şengal’e karşı bu kadar düşmanca, soykırımcı bir yaklaşımla bombardımanın sebebi DAİŞ’in 2014’te yürüttüğü 73’üncü Fermanı’nı, 74’üncüyü tamamlamak adına yapılmasıdır. Ama Şengal halkı yalnız 74’üncü fermanı yaşamamak için kendi oluşturduğu sistemde mücadelesini verecektir ve soykırım girişimcilerine asla boyun eğmeyecektir. Biz Kuzey Kürdistan halkı olarak Şengal halkının yanında olduğumuzu ve saldırıyı kınadığımızı belirtiyoruz.
Mexmûr halkının verdiği mücadele ile Hewlêr korundu. Hewlêr’in korunması Kürdistan’ın kazanımlarını koruma savunmasıdır. Buradan da Mexmûr’un hedef alınması Kürdistan kazanımlarına yönelik yürütülen bir saldırıdır. Yine Dêrik’e saldırmasının da, Kobanî’de yenilgiye uğrayan, sonun başlangıcını yaşayan, ikinci yenilgisini de Dêrik’te almıştır. Derik’in seçilmesinin nedeni de tam da budur.”
“IŞİD’İN YARIM BIRAKTIĞINI TAMAMLAMAK AMAÇLANMIŞTIR”
“10 gün önce Hasekê’de Kobanî düştü diyenler yenilgiye uğradı. IŞİD çetelerinin yeniden palazlandırıldığı, yeniden TSK elinde olan yerlerden geçerek Hesekê’de bu saldırıyı gerçekleştirmelerinin hemen arkasında bu saldırının olması Hesekê’de boşa çıkarılan bu oyunun intikamını alma girişimidir. Buradan evet TC devleti, TSK, Kürt halkının 4 parça Kürdistan kazanımlarını yerle bir etmek, statüye en yakın olduğumuz bir dönemde bu saldırıyı gerçekleştirmesi IŞİD’in yarım bıraktığının tamamlanması olarak değerlendiriyoruz.
Bu saldırının Kobanî zaferinin yıl dönümüne yakın bir dönemde gerçekleştirilmesi de bu AKP ve MHP faşist ittifakının saldırısı olarak değerlendiriyoruz. Bu saldırıları DBP, DTK, HDK, HDP olarak şiddetle kınıyoruz. Kürt halkı asla kazanımlarından vazgeçmeyecektir. Bu saldırılarda yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet diliyoruz. Hesekê’de insanlık adına savunma gerçekleştiren 121 şehidi de saygıyla anıyorum. Bu saldırılar sonuç almayacaktır, bu saldırılar tükenmişliğin saldırılarıdır. Kürt halkının başı sağ olsun.”
Basın açıklamasında söz alan bir diğer isim de HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek oldu. “Kalkan her savaş uçağı elektrik faturalarına zam olarak yansımaktadır” diyen Çiçek, şu konuşmayı yaptı:
“AKP ve MHP ittifakı çöküş ve çözülüş içindedir. Kendisinden önceki iktidarlarla aynı yöntemi denemektedir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü bu ülkede iktidarlarının ömürlerini uzattığı gibi, çözüm ertelendikçe iktidarlar çözülüş ve çöküş içine girmiştir. Bu AKP’yi de bekleyen bir sondur. Biz buradan Amed’den Kürdistan’ın kalbinden Türkiye halklarına sesleniyoruz. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü sadece Kürtlerin sorunu değildir, Kürt meselesinin çözümsüzlüğü Türkiye halklarının, emekçilerinin yoksulluğu demektir. Kalkan her savaş uçağı elektrik faturalarına zam olarak yansımaktadır.
Kürt meselesi çözümsüz kaldıkça Türkiye halkları açlığa, yoksulluğa mahkum edilmektedir. Kürt meselesinin çözümüne toplumsal çözüm perspektifi geliştirmediğimiz sürece, Türkiye halklarının Türkiye sosyalist ve devrimcilerinin müdahalesi geliştirilmediği sürece Kürt sorunu iktidarların tekelinde kaldığı sürece, çözümsüzlüğe mahkum edilecek ve bu girdapta sadece Kürtler değil Türkiye emekçileri de kaybedecektir. Demokratik Cumhuriyet mücadelemizin esaslarından biri olan Kürt meselesinin çözümünü Türkiye’de bütün mücadele alanlarında ele almak ve geliştirmek zorundayız. Bu saldırdılar daha fazla bizleri Türkiye demokrasi güçlerini birleşik ve yan yana gelmeye zorluyor. Sadece direnerek değil, birleşerek kazanacağımızı biliyoruz.”
PİRHA- ‘1 Kasım Dünya Kobanê Günü”ne dair açıklama yayınlayan HDP, “HDP olarak 7’inci yıl dönümünde Kobanî’de filizlenen umudu, insanlığın zaferini, IŞİD karanlığını yırtarak geleceği aydınlatan direniş meşalesini ve dünya halklarının onunla enternasyonalist dayanışmasını selamlıyoruz. Biliyoruz ki; IŞİD yenilmiş olsa da onun zihniyeti halen varlığını sürdürüyor, karanlık ile aydınlık arasındaki bu tarihsel hesaplaşma devam ediyor” dedi.
IŞİD barbarlığına karşı Kobanî’de sergilenen destansı direnişin ve kazanılan zaferin üzerinden 7 yıl geçti. Ortadoğu’dan başlayarak bütün dünyayı karanlığa boğmaya çalışan saldırılara karşı Kobanî halkı 133 gün boyunca sergilediği eşsiz direniş tüm dünya halklarının takdirini topladı.
IŞİD barbarlığına karşı farklı inanç ve haklardan direnişçilerin katılımı ile enternasyonal bir boyut kazanan Kobanê direnişi, dünyaca ünlü isimlerin çağrısıyla bu direnişe destek için 1 Kasım tarihi “Dünya Kobanê Günü” ilan edildi.
“IŞİD ZİHNİYETİ VE ARKASINDAKİ KARANLIK GÜÇLER KAYBETTİ”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) da, “Dünya Kobanê Günü” vesilesiyle açıklama yayınladı.
Ortadoğu’dan başlayarak bütün dünyayı karanlığa boğmaya çalışan saldırılara karşı Kobani halkı 133 gün boyunca sergilediği eşsiz direnişle 21’inci yüzyılda özgürlüğün tarihini yeniden yazdığının altı çizilen açıklamada, “IŞİD’e karşı mücadele özgürlükle barbarlığın, karanlıkla aydınlığın, demokrasiyle despotizmin kaçınılmaz hesaplaşmasıydı ve kazanan insanlığın ortak değerleri, kaybeden ise IŞİD zihniyeti ve arkasındaki karanlık güçler oldu” denildi.
IŞİD’in vahşeti karşısında uluslararası ve bölgesel güçler bir bir yenilgiye uğrarken, Musul gibi kentler bir günde düşerken; Kürt halkı bütün imkansızlıklarına rağmen inancın, direncin, özgürlüğe adanmışlığın nelere kadir olduğunu tarihe not düştüğünün vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:
“Yüreği Kobanî halkıyla atan dünyanın eşitlik ve özgürlük isteyen bütün insanları an be an bu mücadeleye şahitlik etti, hayranlık duydu. Kobanî direnişi aynı zamanda insanlık vicdanını ayaklandırdı, ne zulme ne de buna karşı gösterilen bu direnişe hiç kimse seyirci kalamadı. Nobel Barış Ödülü sahipleri, akademisyenler, aydınlar, yazarlar ve demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere harekete geçen yüzbinlerce insanın çağrısı ile 1 Kasım 2014’te Dünya Kobanî ile Dayanışma Günü ilan edildi.
HDP olarak 7’inci yıl dönümünde Kobanî’de filizlenen umudu, insanlığın zaferini, IŞİD karanlığını yırtarak geleceği aydınlatan direniş meşalesini ve dünya halklarının onunla enternasyonalist dayanışmasını selamlıyoruz. Biliyoruz ki; IŞİD yenilmiş olsa da onun zihniyeti halen varlığını sürdürüyor, karanlık ile aydınlık arasındaki bu tarihsel hesaplaşma devam ediyor. IŞİD ortakları Kobanî’den intikam alma arzusuyla yanıp tutuşuyor, IŞİD’in başaramadığını başarmak istiyor. Bugün AKP iktidarının Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırı tehditleri, partimize yönelik Kobanî’yle dayanışma protestoları gerekçe gösterilerek 6 yıl sonra başlatılan kumpas davası işte bu intikamın dışavurumudur.
Dün IŞİD başaramadı, bugün de onunla aynı hevese kapılanlar başaramayacaktır. Kobanî’de filizlenen ve bir halklar-inançlar bahçesine ve dayanışmasına dönüşen bu tarihsel zafer yaşamaya ve dünya halklarına ilham olmayı devam edecektir. Bir kadın devrimi olarak hayat bulan Kobanî devrimi tekçiliğe, erkek egemen zihniyete karşı güçlenerek varlığını sürdürecektir.
1 Kasım Dünya Kobanî ile Dayanışma Gününü kutlarken, karanlığa, işgale, zorbalığa karşı mücadelede hak ve hakikatin, direnen halkların yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Kobanî ve Kuzey Doğu Suriye halklarına yöneltilen yeni saldırı tehditlerine karşı da tüm dünyadan aynı duyarlılığı bekliyoruz.”
PİRHA- DAİŞ’in Kobani’yi işgal girişimleri sürecinde gerçekleşen 6-8 Ekim protestolarından 6 yıl 3 ay sonra 28’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın ilk duruşması yarın başlıyor. 1200 avukatın savunmaya katılacağı davayı yurtdışından gözlemcilerde takip edecek.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 28’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın ilk duruşması yarın (26 Nisan) Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlıyor.
DAİŞ’in Kobani’ye saldırısına karşı 6-8 Ekim’de gerçekleşen protestolardan 6 yıl 3 ay sonra 30 Aralık 2020 tarihinde düzenlenen 3 bin 530 sayfalık iddianame ve 324 klasörden oluşan eklerle birlikte mahkemeye sunuldu. İddianamede 108 kişi için “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ve 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.
Duruşmayı aralarında Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar Grubu’nda bulunan İsveç Sosyal Demokrat Parti ve Katalonya Cumhuriyetçi Sol Parti’nin de bulunduğu 11 uluslararası heyet temsilcilerinin yanı sıra HDP Meclis Grubu, parti il ve ilçe yöneticileri, binlerce avukat ile Ankara ve çevre illerden mahkemeye katılım olacak.
Suruç’ta DAİŞ’in bombalı saldırısı sonucu katledilen 33 kişinin ölümüyle ilgili açıklan davanın 13’üncü duruşması yarın Urfa’da görülecek.
Urfa’nın Suruç ilçesi Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015’de Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) çağrısıyla bir araya gelen 33 kişinin, DAİŞ’in bombalı saldırısı sonucu katledilmesiyle ilgili açılan davanın 13’üncü duruşması, Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Urfa T Tipi Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde görülecek duruşmaya, yaşamını yitirenlerin aileleri ve Suruç gazilerinin yanı sıra Suruç Aileleri İnisiyatifi katılacak.
Bir önceki duruşmada, o dönem Halfeti’de imamlık yapan ve patlamanın yaşandığı gün Suruç’ta yaralıların ve çevrenin fotoğraflarını çekerken yurttaşlar tarafından yakalanan imam Abdullah Ömer Aslan hakkında, ara celsede suç duyurusunda bulunulduğu öğrenilmişti.
İMAMIN TUTUKLANMASI TALEBİ
Aile avukatlarından Sevda Çelik Özbingöl, imam Abdullah Ömer Aslan hakkında suç duyurusunda bulunulmasının önemli bir adım olduğunu, ancak bugüne kadar hakkında bir yakalama kararı dahi çıkarılmadığını, Aslan’ın dosyasının hızlıca birleştirilerek hakkında tutuklama kararı verilmesini talep etmişti.
DAVUTOĞLU’NUN DİNLENMESİ
Urfa Baro Başkanı Abdullah Öncel de, mahkemenin tarihsel sorumluluğu olduğunu belirterek, Abdullah Ömer Aslan hakkında suç duyurusunda bulunulmasının önemli olduğunu, ancak mahkemenin cesur bir adım atarak dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesine karar vermesi gerektiğini ifade etmişti. Türkiye’nin DAİŞ’lilerin Suriye’ye geçişine göz yumduğunu dile getiren Öncel, “Eğer bu geçişler engellenmiş olsaydı, bu patlamalar yaşanmayacaktı. Bu süreçte sorumluluğu olan herkesin dinlenmesi lazım ve ifade vermesi gerekiyor. DAİŞ’in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın, ‘Suruç patlamasından sonra hücrelerimiz, misafirhanelerimiz iki saate basıldı. Arkadaşlarımız gözaltına alındı’ itirafında bulundu. Devlet isteseydi bu patlamalar yaşanmayabilirdi” demişti.
TALEPLERE RET
Mahkeme heyeti, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun mahkemede tanık sıfatıyla dinlenme talebi ve Abdullah Ömer Aslan’ın tutuklanma talebini reddetmişti. Mahkeme, eksik olan görüntülerin tekrar istenmesine, Yakup Şahin, İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin malvarlıklarının araştırılmasına karar vermişti.
PİRHA- Ortadoğu Uzmanı, Yazar Hamide Yiğit, DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi’nin öldürülmesinin şüpheli olduğunu söyledi. CAN TV’ye konuşan Yiğit, “ABD’nin IŞİD’le mücadele özel temsilcisi, Bağdadi’nin neden Suriye ve Irak kontrolündeki yerlerde değil de Türkiye kontrolündeki bir yerde öldürüldüğünü soruyor” dedi.
Haberin videosu
Ortadoğu Uzmanı, Yazar Hamide Yiğit, DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi’nin öldürülmesine ve Kuzey Suriye operasyonuna ilişkin CAN Tv’de Veli Haydar Güleç’in sunduğu Can’da Gündem programında değerlendirmelerde bulundu.
Hamide Yiğit Bağdadi’nin Türkiye denetimindeki bir bölgede öldürülmesinin şüpheli olduğunu söyledi. Yiğit, İdlib’te IŞİD örgütlenmesinin yoğun olduğunu ve oraya geçişin Türkiye üzerinden yapılmasını ABD’li diplomatların sorguladıklarını belirtti ve ekledi:
“ABD’nin IŞİD’le mücadele özel temsilcisi, Bağdadi’nin neden Suriye ve Irak kontrolündeki yerlerde değil de Türkiye kontrolündeki bir yerde öldürüldüğünü soruyor.”
Yiğit, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik başlattığı operasyona ilişkin de, “8 yıldır süren Suriye savaşında Kürtlerin önemli bir pozisyonu vardı. Suriye ile çatışmasız anlaşmalar üzerinden önemli bir pozisyon elde etmeye başlamıştı” dedi.
“ORTAK BİR PAYDADA BULUŞULURSA ÇÖZÜME GİDİLİR”
Hamide Yiğit, “ABD’nin Kürtler üzerinden kendi projelerini yürütmeye başlamasından itibaren o bölgedeki Kürtlerin geleceğine dönük bir öngörüye sahip olmak mümkün olmaz” diyerek,
Kürtlerin ve Suriye’deki diğer halkların gerçek özneler olduğunu söyledi. Yiğit ortak bir paydada buluşulduğunda ancak çözüme gidileceğini kaydetti.