Etiket: DAKB

  • FEDA ve DAKB: Katliamlarla yüzleşmeden toplumsal barış mümkün değildir

    FEDA ve DAKB: Katliamlarla yüzleşmeden toplumsal barış mümkün değildir

    PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı açıklamada, tarih boyunca Alevilere yönelik katliamların unutulmadığını vurgulayarak, gerçek toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümü vesilesiyle basın açıklaması yayınladı.

    Açıklamada, Kerbela’dan bugüne kadar Alevilere yönelik saldırıların sürdüğü ifade edilerek, tek millet, tek din ve tek kimlik anlayışıyla farklı halkların, inançların ve kimliklerin hedef alındığı kaydedildi. Yaşananların, acıyı unutmamayı, direnmeyi ve ortak mücadeleyi büyütmeyi öğrettiği vurgulandı.

    KOÇGİRİ DİRENİŞİ VE ALİŞER EFENDİ İLE ZARİFE HATUN ANILDI

    FEDA ve DAKB, Kerbela’nın ardından Alevilerin yaşadığı tarihsel kırımlardan birinin Koçgiri olduğunu belirterek, 1920’de gerçekleştirilen Koçgiri Kırımı’nı hatırlattı. Açıklamada, Koçgiri direnişinin öncülerinden Alişer Efendi ile eşi Zarife Hatun’un 9 Temmuz 1937’de Ovacık’taki Tujik Dağı mağaralarında pusuya düşürülerek katledildiği ifade edildi.

    Alişer Efendi’nin özgürlük mücadelesinin, Zarife Hatun’un emeği, cesareti ve fedakarlığıyla birleştiği belirtilen açıklamada, Besê’nin direnci, Zarife Hatun’un kararlılığı ve Alevi kadınlarının mücadelesinin bugüne miras kaldığı vurgulandı. FEDA ve DAKB, Alişer Efendi ile Zarife Hatun’u saygıyla andıklarını ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına olan inançlarını dile getirdi.

    ÇORUM VE MADIMAK KATLİAMLARI 

    Açıklamada, Alevilere yönelik bir diğer katliamın ise Çorum’da yaşandığı belirtilerek, Mayıs 1980’de başlayan ve 4 Temmuz’a kadar süren saldırılarda 57 kişinin katledildiği hatırlatıldı. Çorum’da yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı açıklamada, katliamcı zihniyet ve sistemle er ya da geç yüzleşileceği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliamın da Alevi halkının hafızasında derin bir yara olduğunu vurguladı. Açıklamada, aralarında ozanların, yazarların, sanatçıların, aydınların ve gençlerin bulunduğu 33 kişinin göz göre göre yakılarak katledildiği belirtilerek, Madımak Katliamı’nın yalnızca yaşamını yitirenleri değil, eşitliği, özgürlüğü, birlikte yaşam umudunu, insanlık vicdanını, Alevi inancını, kimliğini, dilini ve kültürünü hedef aldığı ifade edildi.

    Açıklamada, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta yaşanan katliamların aynı inkar ve imha anlayışının sonucu olduğu belirtilerek, “Yezid ve beraberindeki zalimler düzenlerini korumak için hak ve hakikat yolcularını yok etmekten vazgeçmedi” değerlendirmesine yer verildi.

    “HAKİKAT MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR”

    Açıklamada, tarihin yalnızca acıları değil, direnişi de öğrettiği belirtilerek, hakikat yolunda yürüyenlerin hiçbir zaman zulme boyun eğmediği ifade edildi. Koçgiri’nin, Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un ve Madımak’ın unutulmadığı belirtilen açıklamada, “Madımak’ın ateşi hakikati küle çeviremedi” denildi.

    Direnişin anaların gözyaşları, pirlerin nefesi, hakikat yolunda yürüyenlerin anıları, semahlar ve hak talepleriyle bugün de sürdüğü belirtilen açıklamada, katliamlarda yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğilindiği ve hakikatin, adaletin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edileceği vurgulandı.

    “DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ’NİN YANINDAYIZ”

    FEDA ve DAKB, bütün bu katliamlarla yüzleşmek için Demokratik Barış Süreci’nin yanında olduklarını açıkladı. Açıklamada, “Katliamlarla yüzleşilmeden, sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden ve eşit yurttaşlık yasalarla güvence altına alınmadan gerçek bir toplumsal barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Devletin işlediği katliamlarla er ya da geç yüzleşeceğinin ifade edildiği açıklama, “Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Hakikat kazanacak, adalet kazanacak, halklar kazanacak” sözleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB’den Kiel’de Alevi mezarlığına saldırıya tepki: Toplumsal barışı hedef alıyor

    FEDA ve DAKB’den Kiel’de Alevi mezarlığına saldırıya tepki: Toplumsal barışı hedef alıyor

    PİRHA- Almanya’nın Kiel kentindeki Südfriedhof Mezarlığı’nda bulunan Alevi mezarlığında mezarlara kırmızı boyayla işaretlenmesi tepki çekti. FEDA ve DAKB, saldırının yalnızca mezar taşlarını değil, Alevi inancını, toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü hedef alan bir provokasyon olduğunu belirterek sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.

    Almanya’nın Kiel kentindeki Güney Mezarlığı’nda bulunan Alevi mezarları saldırıya uğradı. Mezarlara kırmızı boyayla çarpı işaretleri konulduğu belirtilirken, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ortak bir açıklama yayımlayarak saldırıyı kınadı.

    FEDA ve DAKB tarafından yapılan açıklamada, mezarlara konulan işaretlerin sıradan bir vandallık olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, Alevilerin tarih boyunca inançları nedeniyle hedef gösterildiği, dışlandığı ve katliamlarla karşı karşıya bırakıldığı hatırlatılarak Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Madımak katliamlarına dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Bütün inançların, halkların ve kimliklerin özgürce, eşitçe ve bir arada yaşamasını savunan biz Aleviler, bu işaretlerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz” ifadelerine yer verildi.

    “YOLUMUZA VE İNANCIMIZA YÖNELİK PROVOKASYON”

    Mezarların yalnızca defin alanları olmadığına dikkat çekilen açıklamada, Hakk’a yürüyen canların mezarlarının Alevi Yol’unun, hafızasının ve ikrarının emaneti olduğu belirtildi.

    Saldırının, yalnızca mezar taşlarını değil, Alevi inancını, halkların kardeşliğini, toplumsal barışı ve demokratik yaşam umudunu hedef alan tehlikeli bir provokasyon olduğu ifade edildi.

    “KORKUTMA VE SİNDİRME GİRİŞİMLERİNE BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında Alevilerin tarih boyunca zulme karşı direnen bir geleneğin temsilcileri olduğunu vurgulayarak, “Bugün Demokratik Barış Süreci’nin öznesi olan biz Alevileri korkutmak, sindirmek ve ötekileştirmek isteyenlere karşı duruşumuz nettir. Bu tür provokasyonlara gelmeyeceğiz” dedi.

    Açıklamada, nefret ve ayrımcılığa karşı barışın, eşit yaşamın ve birlikte yaşam kültürünün savunulmaya devam edileceği belirtilirken, “Hakk’a yürüyen canlarımız sahipsiz değildir. Yol’umuz sahipsiz değildir. Alevi halkı haklıdır ve güçlüdür” denildi.

    SORUMLULARIN BULUNMASI ÇAĞRISI

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Kiel’deki Alevi mezarlığına yönelik saldırıyı en güçlü biçimde kınadıklarını belirterek, olayın faillerinin bir an önce tespit edilmesini ve gerekli işlemlerin yapılmasını talep etti.

    PİRHA/ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

    Kiel’de Alevi mezarlarına saldırı

  • DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. DAKB, kararın cezasızlık politikalarının ve devletin uyguladığı çifte standardın bir göstergesi olduğunu belirterek, çocukların, kadınların ve engelli bireylerin korunmadığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığını vurguladı.

    DAKB tarafından yapılan açıklamada, İsmailağa Cemaati’nin Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, 6 yaşındaki kızı H.K.G.’nin 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile sözde “evlendirilmesi” yoluyla yıllarca cinsel istismara maruz bırakılmasına neden olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle yargılanan ve tutuklanan Gümüşel’in kısa süre önce sağlık sorunları gerekçesiyle tahliye edildiğinin ortaya çıktığı belirtildi.

    Açıklamada, “Bir çocuğun yıllarca istismar edilmesine sebep olan bir kişinin, devlet ve yargı tarafından sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması; buna karşılık siyasi tutsakların, düşünürlerin ve gazetecilerin ağır sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmemesi, devletin uyguladığı çifte standardın açık bir göstergesidir” denildi.

    DAKB, 33 yıl önce Madımak Oteli’nde katliam gerçekleştiren bazı faillerin de sağlık gerekçesiyle tahliye edildiğini hatırlatarak, Yas-ı Matem ayında ve Madımak Katliamı’nın yıldönümü öncesinde verilen bu kararın toplumsal vicdanı yaraladığını ifade etti.

    Açıklamada, H.K.G. gibi daha birçok çocuğun benzer istismarlara maruz kalmasında sakınca görmeyen çevrelerin etkisinin, çocuk istismarcılarının cezasız kalmasına hizmet ettiği belirtilirken, Cübbeli Ahmet’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım da dikkat çekici bulundu. DAKB, paylaşımda yer alan “Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâallah bunda olumlu bir tesiri olmuştur diye düşünüyorum” sözlerine işaret etti.

    “ERKEK EGEMEN DEVLET YAPISI İLE TARİKATLAR ARASINDAKİ İLİŞKİYİ GÖSTERİYOR”

    DAKB, tahliye kararının erkek egemen devlet yapısı ile tarikatlar arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin kadınlar ile çocuklar üzerindeki sonuçlarını gözler önüne serdiğini belirtti.

    Açıklamada ayrıca Batman’daki Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde engelli bireylere yönelik cinsel istismar, işkence, kötü muamele ve şüpheli ölüm iddialarına dikkat çekildi. Kurumda kalan engelli bireylerin sistematik hak ihlallerine maruz bırakıldığı yönündeki ağır iddialar karşısında etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütülmediği belirtilerek, mağdurların sesini duyurmaya çalışanların baskı altına alındığı ve insan hakları ihlallerinin üzerinin örtülmeye çalışıldığı ifade edildi.

    “ADALET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN YARA ALIYOR”

    Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve Narin Güran dosyalarına da değinilen açıklamada, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, engellilere yönelik şiddet ve kurumlarda yaşanan hak ihlallerinin cezasız bırakıldığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığı vurgulandı.

    Kadınların, çocukların ve engelli bireylerin yarın güvende olacağını söylemenin mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, kadın örgütlülüğü ve kadın dayanışmasının her zamankinden daha büyük önem taşıdığı kaydedildi.

    DAKB açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Biz Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak diyoruz ki; cezasızlık politikalarına karşı kadınların sesi yükseldikçe karanlık ilişkiler açığa çıkmakta, çocukların ve engellilerin hakları daha güçlü savunulmakta ve adalet talebi büyümektedir.

    Bizler biliyoruz ki hiçbir çocuk yalnız değildir, hiçbir kadın yalnız değildir, hiçbir engelli birey yalnız değildir. Adalet sağlanana, çocuklar, kadınlar ve engelli bireyler güven içinde yaşayabilene kadar mücadele edeceğiz. Tekrar ediyoruz; istismarcıları değil çocukları, kadınları koruyan adalet istiyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Frankfurt’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne ilişkin yaptıkları açıklamada, festivalin Dersim halkının kültürel, inançsal ve tarihsel değerleriyle yeniden buluşmasına önemli katkı sunduğunu belirtti.

    FEDA ve DAKB, 5-6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştirilen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, festivalin yalnızca bir kültür etkinliği olmadığı aynı zamanda hakikat, dayanışma, eşitlik ve ortak hafıza temelinde şekillenen güçlü bir toplumsal buluşma olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin Alevi toplumunun ve Dersim halkının tarihsel hafızasını, inançsal değerlerini ve kültürel mirasını yaşatmayı amaçlayan en önemli ortak çalışmalardan biri olduğu belirtilerek, Rea Heq öğretisinin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol üstlendiği ifade edildi.

    Festivalin, Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekilen açıklamada, Dersim’in binlerce yıllık kültürel ve inançsal birikiminin geniş kitlelerle buluşturulduğu kaydedildi.

    İNANÇ VE KÜLTÜREL DEĞERLER ÖNE ÇIKTI

    Festival boyunca Rea Heq inancının temel değerlerinin ve Dersim kültürünün çeşitli etkinliklerle görünür kılındığı belirtilen açıklamada, semahlar, deyişler, zakirlerin nefesleri, anadil çalışmaları, inanç erkanları, paneller, söyleşiler ve sanat etkinliklerinin kültürel aktarım açısından önemli bir işlev gördüğü ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, festivalin farklı kuşaklardan Dersimlileri, Alevileri ve dostlarını bir araya getirerek tarihsel köklerle bağların güçlenmesine katkı sunduğunu vurguladı. Açıklamada özellikle gençlerin kendi kültürleri, inançları ve tarihleriyle buluşmasının geleceğe dair umutları büyüttüğü belirtildi.

    KADINLARIN EMEĞİ VURGULANDI

    Festivalin her aşamasında kadınların örgütlü emeğinin belirleyici olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Rea Heq öğretisinin taşıyıcıları olarak kadınların kültürün, inancın ve toplumsal hafızanın yaşatılmasındaki öncü rolünün bir kez daha görünür hale geldiği ifade edildi.

    Açıklamada, festivalin kadınların eşit ve özgür temsiliyetini güçlendiren önemli bir dayanışma zemini oluşturduğu da kaydedildi.

    “KÜLTÜREL MİRASA YÖNELİK TEHDİTLERE KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında Dersim’in kutsal mekanlarının, ziyaretlerinin, doğal yaşam alanlarının ve kültürel mirasının halkın ortak değeri olduğunu belirterek, bu değerlerin korunmasının temel sorumluluklardan biri olduğunu vurguladı.

    Açıklamada, “Coğrafyamızın hafızasına, kutsallarına, doğasına ve kültürel varlıklarına yönelik her türlü tahribat, talan ve asimilasyon politikalarına karşı demokratik, meşru ve kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    Festivalin gerçekleşmesinde emeği geçen tertip komitesine, kurum temsilcilerine, Pir ve Analara, sanatçılara, yazarlara, kadınlara, gençlere ve katılım sağlayan tüm canlara teşekkür edilen açıklama, “Hizmetleri Hak katında kabul ola. Aşk ile” ifadeleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB’den 16. Dersim Kültür Festivali’ne çağrı

    FEDA ve DAKB’den 16. Dersim Kültür Festivali’ne çağrı

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 5–6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta düzenlenecek 16. Dersim  Kültür Festivali’ne katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, Dersim’in direnişin, ortak yaşamın ve hakikat arayışının simgesi olduğu belirtilerek, festivalin barış, demokrasi, inanç özgürlüğü, kadın mücadelesi ve doğa savunusunun ortak buluşma alanı olduğu vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 5–6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştirilecek 16. Dersim  Kültür Festivali için çağrı yaptı. Yapılan açıklamada, Dersim’in yalnızca bir coğrafya olmadığı, direnişin, rızalığın, kültürün ve ortak yaşamın simgesi olduğu vurgulandı.

    “DERSİM TARİHSEL HAFIZANIN ADI”

    Açıklamada, Dersim’in insanla toplumun, toplumla doğanın bütünleştiği kadim bir yaşam anlayışını temsil ettiği belirtilerek, Alevi inancının tarih boyunca en ağır katliam ve soykırımlarla yüzleştiği hafızalardan biri olduğuna dikkat çekildi.

    FEDA ve DAKB, Dersim’in yalnızca Dersimlilerin değil, inancı, dili, kimliği, kültürü, doğayı ve özgür yaşamı savunan herkesin ortak değeri olduğunu ifade etti.

    “FESTİVAL DAYANIŞMA VE BULUŞMA ALANI”

    Festivalin, farklı halklardan, inançlardan ve toplumsal kesimlerden insanların bir araya geldiği önemli bir dayanışma zemini olduğunun altı çizilen açıklamada, günümüz koşullarında bu buluşmanın daha da anlam kazandığı belirtildi.

    Açıklamada, savaşların, ayrımcılığın, kadın düşmanlığının ve doğa talanının arttığı bir dönemde Dersim’in çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü değerlerinin öneminin büyüdüğü kaydedildi.

    BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNE VURGU

    FEDA ve DAKB, barış ve demokratik toplum sürecinin yaşandığı tarihsel bir dönemde Dersim Festivali’nin çok daha önemli hale geldiğini belirtti.

    Festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olmadığı ifade edilen açıklamada, “Dersim Festivali, hakikate, inanç özgürlüğüne, kadınların mücadelesine, doğaya ve halkların ortak yaşam iradesine sahip çıktığımız; ortak hafızamızı canlı tutup ortak geleceğimizi birlikte kurduğumuz bir dayanışma alanıdır” denildi.

    Açıklamada, Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin, Alevi yolunun eşitlikçi değerlerini, kadın özgürlüğünü, demokratik çözüm arayışını, doğayla uyumlu yaşam anlayışını ve hakikatin izini sürenlerin barış ve demokrasi taleplerini esas aldığı vurgulandı.

    FRANKFURT’TA BULUŞMA ÇAĞRISI

    FEDA ve DAKB, 5–6 Haziran tarihlerinde iki gün sürecek festivalde tüm canları ve dostları Frankfurt’ta bir araya gelmeye çağırdı.

    Yapılan çağrıda, “Sazımızla, sözümüzle, deyişlerimizle, ana ve pirlerimizle Frankfurt’ta buluşalım. Dersim dayanışmadır. Dersim ortak hafızamız ve ortak geleceğimizdir” ifadelerine yer verildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    PİRHA-Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Demokratik Alevi Federasyonu, bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulayarak, “Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ve Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kurban Bayramı’na dair açıklama yaptı.

    Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulanan açıklamada, “Ancak bugün halkların yaşadığı coğrafyada savaş, baskı, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmektedir. Öte yandan Suriye’de Alevi halkına yönelik tehdit hâlâ devam etmektedir. Mezhepçi politikalar, silahlı çetelerin saldırıları ve savaşın yarattığı güvensizlik ortamı nedeniyle Alevi halkı ciddi bir yaşam tehdidi altında bulunmaktadır. Ayrıca bayram öncesi dönemde Düzgün Baba ve Elif Ana Türbesi gibi inanç merkezlerine yönelik Alevi toplumunun kutsallarına ve hafızasına saldırılar ciddi endişe yaratmıştır” denildi.

    “BARIŞ, HALKLARIN GERÇEK BAYRAMIDIR”

    Doğa talanı, JES projeleri ve benzeri uygulamalarla Alevi coğrafyasının ve yaşam alanlarının yok edilmek istenmesine dikkat çekilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Bilinmelidir ki Alevi inancında doğa kutsaldır; iktidarlık, tahakküm ve doğayı yok sayan anlayışlar bu inancın özüne terstir. Bizler bu yıkım politikalarını görüyor ve kabul etmiyoruz. Eğer demokratik barış süreci hayata geçirilir, eşitlikçi ve özgürlükçü yasalar çıkarılırsa; işte o zaman bayram gerçek anlamına kavuşacaktır. Çünkü barış; halkların demokratik bir ortamda huzur içinde yaşaması, gençlerin geleceğe umutla bakması, kadınların özgür olması, inançların eşit kabul edilmesi ve toplumun zamanla ekonomik refaha ulaşması demektir. İşte gerçek bayram budur.

    BARIŞ TALEBİNİ DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEK TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR

    Demokratik çözüm ne kadar gecikirse; baskılar, hukuksuzluklar, yoksulluk ve antidemokratik uygulamalar da o kadar derinleşmektedir. Türkiye’de demokratik alan giderek daraltılırken, muhalefete yönelik baskılar ve antidemokratik uygulamalar toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Cumhuriyet Halk Halk Partisi’ne yönelik siyasi baskılar, bağımlı yargı eliyle muhalefeti dizayn etme girişimleri ve halk iradesini hedef alan uygulamalar kabul edilemezdir. Bu nedenle halkın, demokratik kurumların, kadınların ve tüm toplumsal muhalefetin barış talebini daha güçlü sahiplenmesi tarihsel bir sorumluluktur.

    BAYRAMI BAYRAM YAPAN BARIŞTIR

    Alevi inancında esas olan; zalimin zulmüne karşı hakikatin yanında durmak, lokmayı paylaşmak ve rızalık temelinde yaşamı büyütmektir. Bayramlar ancak adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün olduğu yerde anlam kazanır. Bizler FEDA ve DAKB olarak; her türlü hile ve baskı politikalarına rağmen bu bayramda bir kez daha “onurlu ve demokratik barış” diyoruz. Çünkü gerçek bayram; yalnızca takvimlerde kutlanan günler değildir. Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz. Bayramı bayram yapan barıştır ve barış halkların gerçek bayramıdır.”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Dersim ve Maraş’ta bulunan Alevi inanç merkezlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara tepki gösterdi. Yapılan ortak yazılı açıklamada, inanç merkezlerinin tahrip edilmesine sert tepki gösterilerek acilen yasal önlemler alınması çağrısı yapıldı.

    Açıklamada, Dersim’deki Düzgün Baba Mekânı’na yönelik saldırıya dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli canlar, Dersim’in Qisle (Nazımiye) ilçesinde bulunan ve Alevi inancı açısından en kutsal merkezlerden biri olan Düzgün Baba Mekânı’na yönelik gerçekleştirilen saldırı, hepimizin yüreğinde derin bir yara açmıştır. “Ayak İzleri” olarak bilinen kutsal nişanelerin kazınarak tahrip edilmesi; yalnızca bir taşın değil, bir halkın hafızasının, inancının ve tarihinin hedef alınmasıdır.”

    Maraş’ın Pazarcık  ilçesindeki Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırıya da değinilen açıklamada, doğa ve inanç arasındaki kadim bağ vurgulanarak şöyle denildi:

    “Aynı şekilde Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki Mehmet Baba heykeline yönelik saldırı da Alevi halkının kutsallarına dönük sistematik düşmanlığın bir başka örneğidir. Çünkü biz Aleviler için dağ, taş, su, ağaç yalnızca doğa değildir; inancımızın kendisidir. Bu topraklarda binlerce yıldır varız. Taşımızla, toprağımızla, suyumuza ve ormanımıza bağlı bir hakikat yolunun taşıyıcılarıyız. Düzgün Baba’ya uzanan el aynı zamanda Dersim’in dağlarına, halkımızın hafızasına ve ortak yaşam kültürüne uzanmıştır.”

    “CEZASIZLIK YENİ SALDIRILARIN ÖNÜNÜ AÇMAKTADIR”

    Devlet yetkililerine faillerin bulunması için çağrıda bulunulan açıklamada, cezasızlık politikasının yeni saldırılara zemin hazırladığı şu cümlelerle ifade edildi:

    “Devlet bu saldırıları derhal soruşturmalı, failleri açığa çıkarmalı ve kutsallarımıza yönelik nefret saldırılarının karşısında sessiz kalmamalıdır. Sessizlik cesaret vermektir. Cezasızlık ise yeni saldırıların önünü açmaktadır.”

    Demokratik barış sürecine ve ortak yaşam iradesine vurgu yapan FEDA ve DAKB, provokasyon girişimlerine karşı demokratikleşme yasalarının acilen çıkarılması gerektiğini belirtti:

    “Bizler demokratik barış sürecinin en önemli öznesi olduğumuzu biliyoruz. Yıllardır acılarla, inkâr politikalarıyla ve saldırılarla sınanmış bir halk olarak; barışın, eşit yurttaşlığın ve ortak yaşamın savunucusuyuz. Tam da böylesi kıymetli bir süreçte kutsallarımıza yönelik gerçekleştirilen saldırılarla toplumu galeyana getirmek, halkları karşı karşıya bırakmak ve barış umudunu sabote etmek isteyenler bilsin ki; boşuna uğraşıyorlar. Şunu söylüyoruz; barış ve demokratik sürecin tartışıldığı bu koşullarda demokratikleşme yasalarının acilen çıkartılması, Alevilere yönelik saldırıları önleyecek yegane yoldur.”

    “PROVOKASYONLARA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Açıklamanın devamında, inanç ve doğaya sahip çıkma kararlılığı yinelenerek birlik olma çağrısı yapıldı:

    “Değerli canlar, bizler provokasyonlara teslim olmayacağız. Barış gibi büyük bir değeri, halkların ortak geleceğini ve birlikte yaşam umudunu kimsenin karanlık hesaplarına kurban etmeyeceğiz. Şu iyi bilinmelidir ki; biz Aleviler ne doğamızdan ne de inancımızdan vazgeçeriz. Kutsallarımıza, ziyaretgâhlarımıza, hafızamıza ve hakikat yolumuza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Düzgün Baba da, Elif Ana da, bu kadim toprakların hakikatidir ve bu hakikat asla yok edilemeyecektir. Bugün her zamankinden daha fazla birlik olma zamanıdır. Alevi halkının birliği; inancımıza, kültürümüze, kadınların öncülüğüne, doğamıza ve ortak yaşam değerlerimize sahip çıkmanın en güçlü güvencesidir. Çünkü biliyoruz ki birlik olan bir halkın hafızası da, inancı da, hakikat yolu da yok edilemez.”

    “BU SALDIRILARIN TEKİL SALDIRILAR OLMADIĞINI BİLİYORUZ”

    Saldırıların pervasızca yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, kurumsal olarak sürecin takipçisi olunacağı şu sözlerle duyuruldu:

    “Devletin kimliği belirsiz kişiler dediği şahıslar, kendilerinde bu gücü nereden buluyorlar? Kim ya da kimler, Alevi halkının kutsallarına saldırmayı bu kadar pervasızca göze alabiliyor? Bu saldırıların tekil saldirilar olmadigini biliyoruz. Yıllardır Alevi inancı, kültürü, dili, doğası ve yaşam felsefesi hedef alınmaktadır. Bugün kutsal mekânlarımız tahrip edilirken aslında bizim doğayla kurduğumuz kadim bağ koparılmak istenmektedir. Biz Demokratik Alevi Federasyon FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği DAKB olarak yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyor ve bu saldırıların hesabının verilmesi için takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz. Barışın ve ortak yaşamın savunucusu olmaya devam edeceğiz. Ya Xizir, Ya Hak, Ya Hakikat!”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB’den 15 Mayıs mesajı: Kürtçe en temel insan hakkıdır

    FEDA ve DAKB’den 15 Mayıs mesajı: Kürtçe en temel insan hakkıdır

    PİRHA- FEDA ve DAKB,  15 Mayıs Kürt Dil Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Kürtçenin özgürleşmesi, anadilde eğitim hakkının tanınması ve kültürel hakların anayasal güvence altına alınması çağrısı yaptı.

    15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. 1932 yılında Kürt dilinin alfabesini yazan Celadet Bedirxan ve dönemin Kürt aydınları tarafından Latin alfabesiyle çıkarılan Kürtçe dergi Hawar’ın ilk sayısının yayımlandığı 15 Mayıs tarihi, 2006 yılından beri Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)  ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı dolayısıyla Kürtçe yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada,  Kürtçenin özgürlüğünün en temel insan haklarından biri olduğunu vurgulandı. Açıklamada, anadilin bir halkın hafızası, kimliği ve kültürel varlığı olduğu belirtilerek, Kürtçenin yüzyıllardır baskı, inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığı ifade edildi.

    “KÜRTÇENİN TÜM ALANLARDA KULLANILABİLMESİ DEMOKRATİK BİR HAK”

    Kürt çocuklarının hâlâ anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakıldığına dikkat çekilen açıklamada, Kürtçenin eğitimden hukuka, sağlıktan sanata kadar yaşamın tüm alanlarında özgürce kullanılabilmesinin demokratik toplumun temel koşullarından biri olduğu kaydedildi.

    Lozan Antlaşması sonrası Kürtlerin kimlik ve dil haklarının görmezden gelindiği belirtilen açıklamada, Anayasa’nın 42. maddesinin anadilde eğitimin önünde engel oluşturduğu ifade edildi. FEDA ve DAKB, Türkiye’de kalıcı bir barış ve demokratik toplumun inşası için Kürtçenin anayasal güvence altına alınması ve anadilde eğitim hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

    Açıklamanın sonunda, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne konulan anadil çekincelerinin kaldırılması çağrısı yapılarak, “15 Mayıs Kürtçe Anadili Günü kutlu olsun. Bijî zimanê Kurdî!” denildi.

    Açıklamanın tamamı ise şöyle: 

    Zimanê Kurdî zimanê dayikê ye, nayê qedexekirin!

    Hevalên hêja,
    Em Roja Zimanê Dayikê ya 15ê Gulanê pîroz dikin û dixwazin diyar bikin ku zimanê Kurdî mafê herî bingehîn ê mirovan e ku divê azadiya wî were bidestxistin.

    Hevalên hêja,
    Bi vê sedemê; em hemû kesên ku ji bo ziman, çand û nasnameya xwe têdikoşin, bi taybetî gelê Kurd, bi rêz û silavê pîroz dikin.

    Ziman; bîranîna yek gelê, nasnameya wî, dîroka wî û ruhê wî ye. Zimanê dayikê jî pêwendiya yekem a mirovan bi cîhanê re ye, yekem hest û yekem vegotina ramanê ye. Ji ber vê yekê, karibûna axaftina azad a zimanê dayikê, fêr bûn, hilberandin û veguhestina wê ji nifşên pêşerojê re yek ji mafên herî bingehîn ên mirovî û demokratîk e.

    Hevalên hêja,
    Zimanê Kurdî, wek yek ji zimanên kevnar ên Mezopotamyayê, bi sedsalan berhemeke mezin a çandî afirandiye; ji dengbêjiyê heta edebiyatê, ji folklorê heta dîroka devkî, mîraseke berfireh gihandiye roja îro. Lê bi tevî vê dewlemendiya dîrokî û çandî, zimanê Kurdî ji bo demeke dirêj rastî siyaseta înkarkirin, qedexekirin, zordestî û asîmîlasyonê hatiye.

    Di çarçoveya Peymana Lozanê de mafên hindikên ne-misilman li Tirkiyeyê bi awayekî sînorkirî hatine naskirin; lê ev maf ji aliyê dîrokî ve bi awayekî teng hatine şîrovekirin. Di Lozanê de bi taybetî Kurd, bi şiklê ku di bin nasnameya Tirk û Îslamê de hatine hesibandin, şert û merc ji bo nedîtina mafê fêrbûna bi zimanê dayikê hatine afirandin. Di pêvajoyên piştre de jî rêya asîmîlasyona çandî hatiye vekirin. Wateya vê jî ew e ku mafê zarokên Kurd ji bo fêrbûna bi zimanê dayikê bi demek dirêj hatine înkarkirin an jî bi rêyên qanûnî û siyasî hatine sînorkirin. Madeya 42 ya Destûra Bingehîn a Tirkiyeyê ku dibêje perwerde û fêrbûn bi zimanekî din ji Tirkî re qedexe ye, bi vê rewşê ve tê girêdan. Lê mafê fêrbûna bi zimanê dayikê yek ji bingehên mafên mirovan ên gerdûnî û civaka demokratîk e.

    Îro jî milyonên zarokên Kurd ji mafê fêrbûna bi zimanê dayikê bêpar in; zimanê Kurdî di jiyana giştî, perwerdehiyê, dadgehê, tenduristiyê, hunerê û dezgehên fermî de cihê xwe yê guncaw nabîne. Lê jiyana zimanek tenê bi axaftina nav malê nayê domandin; divê di hemû warên jiyanê de bi azadî were bikaranîn.

    Azadiya zimanê dayikê, mafê fêrbûna bi zimanê dayikê û bikaranîna zimanê Kurdî di hemû warên jiyanê de, ji bo milyonan Kurd ên ku di bin zexta asîmîlasyonê de dijîn, girîngiyeke jiyanî heye. Ev mijar tenê daxwazeke çandî nîne; her wiha bingehê wekheviyê, edaletê û civaka demokratîk e.

    Îro li Tirkiyeyê tê gotûbêj kirin a aşitî û civaka demokratîk, tenê dema ku bi bingehê rast û domdar were avakirin pêkan e; ev jî tenê bi girtina tedbîrên demokratîk ên ku nasname, çand û zimanên gelan diparêzin dikare pêk were. Di şert û mercên ku zimanê Kurdî azad nebe, mafê fêrbûna bi zimanê dayikê neyê nasîn û mafên çandî neyên parastin de, pêkan nîne ku aşitî bi temamî were damezrandin.

    Hevalên hêja, em wek FEDA û DAKB careke din diyar dikin: Zimanê Kurdî şeref, bîranîn û pêşeroja gel e. Parastina zimanê dayikê, di heman demê de parastina demokrasiya, pirrengî û jiyana hevpar e.

    Bi vê sedemê; li gorî ruhê Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk a ku niha tê meşandin, em bang dikin ku hûn îtîrazê xwe yên li ser madeyên mafê zimanê dayikê di Peymana Mafên Zarokan ya Neteweyên Yekbûyî de rakin.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK’ten ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Asimilasyon politikaları güncelleniyor

    FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK’ten ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Asimilasyon politikaları güncelleniyor

    PİRHA- FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK, Dersim soykırımının 89. yılında yapılan “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek “asimilasyon ve soykırım politikaları sürdürülüyor” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de iki gün süren “Dedeler Zirvesi” gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde açıklamalarda bulunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin, Dersim’in, ocakların çoğuna ev sahipliği yapması nedeniyle merkez nokta olarak seçildiğini belirtmişti.Yaklaşık 130 dedenin katıldığı belirtilen toplantı, Alevi toplumunda tartışma yarattı. Söz konusu buluşmaya yönelik tepkiler artarak sürerken, birçok Alevi kurumu toplantıyı eleştiren açıklamalar yaptı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) ve Dersim İnşa Kongresi (DİK) tarafından yapılan açıklamada, Dersim’de yaşananların Kürt ve Alevi kimliğine yönelik sistematik bir yok etme politikası olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Canlarımız yediden yetmişe, bütün kirli ve kanlı yöntemler kullanılarak katledildiler” denilerek katledilenler saygıyla anıldı, soykırımcı politikalara karşı mücadele kararlılığı ifade edildi.

    “SOYKIRIMCI POLİTİKALAR GÜNCELLENMİŞTİR”

    Açıklamada, Dersim soykırımının yıldönümünde gerçekleştirilen toplantıya dikkat çekilerek, “Devletin yeni soykırım mekanizması olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, çeşitli dergâh ve ocak temsilcisi olduğu ve 81 ilden geldiği söylenen bir kısım “düşkün” ile bir araya gelmiştir. Böylece soykırım politikalarını güncellemişler, yeni soykırımların yolunu döşemeye çalışmışlardır” ifadelerine yer verildi. Toplantının özellikle 4 Mayıs’ta ve Dersim’de yapılmasının Alevi toplumunun hassasiyetlerine yönelik olduğu kaydedildi.

    “BU TOPLANTI MASUM, İYİ NİYETLİ VE TOPLUMSAL KATKISI OLAN BİR TOPLANTI DEĞİLDİR”

    Açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi:

    “Çok net ve açıkça ifade edilmelidir ki, “Alevi-Bektaşi Yol Erkânında İnanç Önderleri İstişare Toplantısı” adıyla gerçekleştirilen bu toplantı, masum, iyi niyetli ve toplumsal katkısı olan bir toplantı değildir. Bu toplantının soykırımın gerçekleştirildiği Dersim’de ve soykırımın başladığı gün olan 4 Mayıs’ta yapılması, Alevileri tahrik ve tehdit etmek, Alevilerin hassasiyetleriyle oynamaktır.Söz konusu kirli faaliyetin bir diğer temel amacı ise asimilasyonu derinleştirmek ve yaygınlaştırmaktır. Bu nedenle 81 ilde katılımın olması istenmiştir. Dersim’in merkez olarak seçilmiş olmasının nedeni ise asimilasyonun ve soykırımın temel hedefi olarak Reya Hak süreğinin belirlenmiş olmasıdır.”

    Açıklamada, geçmişte fiziki katliamlarla yürütülen politikaların bugün asimilasyon, manipülasyon ve ideolojik müdahale araçlarıyla sürdürüldüğü belirtilerek, “Dedeler Zirvesi bu amaçla yapılmış bir saldırıdır” denildi. Yapılanın bir yok etme faaliyeti olduğu vurgulandı.

    “ALEVİLERİN İNANCINI, KİMLİĞİNİ VE GELECEĞİNİ ÇALMAYI AMAÇLAYAN BİR KURUMDUR”

    Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumunun inanç ve kimliğini dönüştürmeyi amaçladığı kaydedilen açıklamada, bu girişimlerin aynı zamanda barış ve demokratik sürece yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, gerçek bir barışın ancak Dersim soykırımıyla yüzleşmekten geçtiği belirtilerek, başta Seyit Rıza ve arkadaşları olmak üzere katledilenlerin mezar yerlerinin açıklanması ve mağduriyetlerin giderilmesi çağrısı yapıldı.

    FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK imzasıyla yapılan açıklamada, söz konusu faaliyet sert sözlerle protesto edilirken, Alevi-Bektaşi toplumunun bu tür girişimlere karşı duyarlı olması çağrısı yapıldı. Açıklama, Alevi toplumunun geçmişte olduğu gibi bugün de hiçbir saldırıya teslim olmayacağı vurgusuyla son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB alın teri, inanç ve özgürlük için 1 Mayıs’a çağrı

    FEDA ve DAKB alın teri, inanç ve özgürlük için 1 Mayıs’a çağrı

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 1 Mayıs’a yönelik çağrılarında, emeğin sömürüsüne, eşitsizliğe ve inançlara yönelik ayrımcılığa karşı tüm halkları ortak mücadelede buluşmaya davet etti. Açıklamada, eşit yurttaşlık, barış ve demokratik toplum vurgusu öne çıktı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 1 Mayıs öncesinde yayımladıkları açıklamayla emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesine güçlü bir çağrı yaptı.

    Açıklamada, 1 Mayıs’ın yalnızca bir takvim günü değil, emeğin, adaletin, eşitliğin ve rızalığın simgesi olduğu ifade edildi. “Emek en yüce değerdir” vurgusuyla, zulme karşı durmanın ve mazlumdan yana saf tutmanın Alevi inancının temel ilkelerinden biri olduğu belirtildi.

    “SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI OMUZ OMUZAYIZ”

    Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan halkların, dil, inanç ve kimlik farkı gözetmeksizin sömürü düzenine karşı ortak bir mücadele yürüttüğüne dikkat çekilen metinde, 1 Mayıs’ın işçilerin kardeşleştiği, halkların rızalık temelinde buluştuğu tarihsel bir gün olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, 1 Mayıs’ın tarihsel arka planına da değinilerek, 8 saatlik iş günü mücadelesinin ağır bedellerle kazanıldığı hatırlatıldı. Türkiye’de de bu mücadelenin yasaklara ve baskılara rağmen sürdürüldüğü belirtilirken, 1977’de katledilenlerin anısı saygıyla anıldı.

    “EMEKÇİLER AĞIR KOŞULLAR ALTINDA YAŞAMAYA ZORLANIYOR”

    Bugün emekçilerin karşı karşıya olduğu tablo sert sözlerle eleştirildi. Ağır çalışma koşulları, düşük ücretler, güvencesizlik ve hayat pahalılığı altında yaşamaya zorlanan emekçilerin susturulmak istendiği ifade edilirken, eğitim ve sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddet ortamına dikkat çekildi. Gençlerin geleceksizliğe sürüklendiği, kadın emeğinin sömürüldüğü ve emeklilerin yoksulluğa mahkum edildiği vurgulandı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK YOKSA EŞİT YAŞAM DA YOKTUR”

    Alevilere yönelik ayrımcılığın altı çizilen açıklamada, inancın inkarı ve cemevlerinin tanınmamasının adaletsizliğin göstergesi olduğu belirtildi. “Eşitliğin olmadığı yerde emek de özgür değildir” denilerek, eşit yurttaşlık mücadelesinin 1 Mayıs’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, işçilerin özgürce 1 Mayıs’ı kutlayabilmesinin ancak barışın ve demokratik bir toplumun inşasıyla mümkün olduğu belirtildi. Bu nedenle birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin her zamankinden daha hayati olduğu vurgulandı.

    Ortadoğu’daki gelişmelere de değinilen açıklamada, Suriye’de yaşanan acılar hatırlatılırken, Rojava’da halkların ortak yaşam, kadın özgürlüğü ve demokratik irade temelinde yürüttüğü direnişin umut olduğu ifade edildi.

    “TÜM EMEKÇİLERİN ORTAK MEYDANI: 1 MAYIS”

    Son olarak yapılan çağrıda, Kürt, Alevi, Arap, Türk, Sünni, göçmen, kadın, erkek, genç, yaşlı tüm emekçilerin ortak mücadelede buluşması gerektiği belirtildi.

    FEDA ve DAKB, 1 Mayıs günü alanlarda olma çağrısını yineleyerek, emeğin, inancın, özgürlüğün ve geleceğin savunulması için dayanışmanın büyütülmesi gerektiğini vurguladı. Açıklama, 1 Mayıs’ın uluslararası birlik, kardeşlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğu mesajıyla son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • FEDA ve DAKB’den ‘Kılıç Artığı’ tepkisi: Bu dil nefreti meşrulaştırıyor

    FEDA ve DAKB’den ‘Kılıç Artığı’ tepkisi: Bu dil nefreti meşrulaştırıyor

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), “kılıç artığı” ifadesinin Alevi toplumunu hedef alan tarihsel bir aşağılamaya dönüştüğünü belirterek, bu dilin yalnızca bireysel bir söylem değil, toplumsal eşitsizliği ve nefreti besleyen bir zihniyetin ürünü olduğunu vurguladı.

    Mine Kırıkkanat’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik dile getirdiği ‘kripto kılıç artığı’ sözleri tepki çekmeye devam ediyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),  “kılıç artığı” ifadesine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, söz konusu ifadenin Alevi toplumunu hedef alan, tarihsel olarak derin acıları ve katliamları hatırlatan bir dil olduğu vurgulandı.

    “BİLMİYORDUM” SAVUNMASI KABUL EDİLEMEZ
    Kurumlar, bir yazar tarafından kullanılan ifadenin eleştirilmesinin ardından “bilmiyordum” şeklinde savunulmasını da değerlendirdi. Bu yaklaşımın kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, kullanılan dilin sıradan bir ifade değil, ayrımcılığı besleyen ve nefreti meşrulaştıran bir söylem olduğu ifade edildi. Açıklamada, egemen zihniyetin Aleviler, Kürtler, kadınlar ve doğa üzerinden kendini yeniden ürettiği belirtilerek, bu dilin yalnızca sözle sınırlı kalmadığı; aynı zamanda bir tahakküm biçimi olduğuna dikkat çekildi.

    “Kılıç artığı” ifadesinin tarihsel olarak katliamlardan sağ kalanları aşağılamak amacıyla kullanıldığı hatırlatılan metinde, bu söylemin özellikle Alevi toplumuna yönelik derin bir dışlama içerdiği kaydedildi.

    Kadın kimliği taşıyan bir yazarın bu dili kullanmasının ayrıca çarpıcı olduğu belirtilen açıklamada, eril ve dışlayıcı dilin ne ölçüde içselleştirildiğine işaret edildi. Bu durumun yalnızca bireysel bir çelişki değil, aynı zamanda toplumsal olarak sorgulanması gereken bir mesele olduğu ifade edildi.

    “BU SADECE BİREYSEL BİR HATA DEĞİL”
    FEDA ve DAKB, söz konusu söylemin bireysel bir hatadan öte, örgütlü bir sessizlik ve içselleştirilmiş eşitsizlikten beslendiğini belirterek şu soruları yöneltti:
    “Bir toplumu yok sayan, aşağılayan ve nefreti büyüten bir dil nasıl bu kadar rahat kullanılabiliyor? Tarihsel acılarla yoğrulmuş bir halkı hedef alan bu söylem nasıl yeniden üretilebiliyor?”

    Açıklamada ayrıca, geçmişle yüzleşilmeden ve halkların eşitliğini güvence altına alan demokratik bir anayasa oluşturulmadan benzer söylemlerin devam edeceği uyarısında bulunuldu.

    “ALEVİ KİMLİĞİ ONURUMUZDUR”
    Son olarak, bu tür ifadelere karşı örgütlü bir duruş sergilenmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, “Hiçbir inanç aşağılanamaz ve hedef gösterilemez. Alevi kimliği onurumuzdur. Aleviler ‘kılıç artığı’ değil, bu coğrafyanın kadim hakikatidir” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor’u coşkuyla kutluyoruz

    FEDA ve DAKB: Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor’u coşkuyla kutluyoruz

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Çarşema Sor vesilesiyle yaptıkları açıklamada Ezidi halkına yönelik tarihsel saldırılara ve inançların yok sayılmasına dikkat çekerek dayanışma çağrısı yaptı. Ezidiliğin korunması, eşit hakların sağlanması ve ortak yaşamın ancak inanç özgürlüğüyle mümkün olacağı vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Çarşema Sor’un yalnızca hayatın ve doğanın yenilenmesini simgelemediği, aynı zamanda Ezidiliğin varlığını sürdürmesi ve kültürel kimliğinin gelecek nesillere aktarılması açısından kritik bir öneme sahip olduğu vurgulandı.

    “ORTADOĞU’DA EZİDİLER, ALEVİLER VE DİĞER İNANÇLAR HEDEFTE”

    Açıklamada, Ortadoğu’da inançlarını özgürce yaşamak isteyen Ezidiler, Aleviler, Süryaniler, Dürziler ve diğer ezilen inanç topluluklarının tarih boyunca sistematik katliamlar, soykırımlar ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmek istendiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, toplumsal farklılıklardan korkan devletlerin bu saldırıların sorumlusu olduğunu belirterek, söz konusu yapıların kendi varlıklarını “tekçi” anlayış üzerine kurduklarını kaydetti. Açıklamada, “Kendileri gibi inanmamızı isteyen bu devletlerin dayatmaları, insanlığın bugününü ve geleceğini karartmaktadır” denildi.

    “EZİDİLERİN HER ACISI, İNSANLIĞIN ACISIDIR”

    Açıklamada, bu dayatmaları kabul etmeyen Ezidilik, Alevilik ve Dürzilik gibi inançların hedef haline getirildiği ve her fırsatta saldırıya uğradığı vurgulandı.

    Ezidi halkının tarih boyunca “ferman” olarak adlandırılan çok sayıda soykırım saldırısına maruz bırakıldığı hatırlatılan açıklamada, bu saldırıların yalnızca Ezidilere değil, tüm insanlığa yöneldiği ifade edildi. “Ezidilerin her acısı, insanlığın ve biz Alevilerin acısıdır. Onların her yarası, yüreğimizde açılmış bir yaradır” ifadelerine yer verildi.

    “DAYANIŞMA İNSANLIK GÖREVİDİR”

    FEDA ve DAKB, tüm hak ve hakikat yolcularını Ezidi halkıyla dayanışmaya çağırarak, inançlara ait kültürel ve inançsal mirasın korunmasının hayati bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.

    Açıklamada, Ezidi halkının Çarşema Sor bayramı kutlanırken, Ezidiliğin nesillere aktarılması için gerekli koşulların yaratılması ve eşit haklara sahip olması gerektiği vurgulandı. İnanç özgürlüğü ve toplumsal eşitlik olmadan demokratik ve barışçıl bir ortak yaşamın mümkün olmayacağı ifade edildi.

    “İNANÇ VE KÜLTÜREL KİMLİK YAŞAMSALDIR”

    Bir inancın güçlü ve diri olmasının yalnızca kendi topluluğu için değil, diğer inançlar için de cesaret ve ilham kaynağı olduğu belirtilen açıklamada, inancın kültürel kimliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının temel taşı olduğu kaydedildi. Farklı inanç mensuplarının özsavunma, örgütlenme ve dayanışmayı güçlendirmesi gerektiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, kadın dayanışmasını merkeze aldıklarını belirterek, farklı inançların güvenle, eşit haklarla ve özgürce yaşayacağı bir toplum için mücadele ettiklerini duyurdu. Açıklamada, Ezidi halkının ve özellikle kadınlarının direnişi ile kültürel mirası sahiplenme iradesi selamlandı.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA VE DAKB’den ‘JES’e Hayır’ açıklaması: Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!

    FEDA VE DAKB’den ‘JES’e Hayır’ açıklaması: Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Muş’un Varto ilçesinde yapılmak istenen JES projesine karşı sert tepki gösterdi. Projenin yalnızca doğayı değil, Alevi inancının yaşam alanlarını da hedef aldığı vurgulandı. Halkı göçe zorlama ve ekolojik yıkıma karşı mücadele çağrısı yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen jeotermal enerji santrali (JES) projesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, uzun süredir bölge halkının bu projelere karşı direndiği vurgulanarak, girişimlerin yalnızca teknik bir enerji yatırımı olmadığı, doğaya ve toplumsal değerlere yönelik sistematik bir müdahale olduğu ifade edildi.

    “BU PROJELER BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”

    Açıklamada, JES projelerinin Alevi halkının yaşadığı topraklarda hayata geçirilmek istenmesine dikkat çekilerek, bunun tesadüf olmadığı belirtildi. Projelerin iyi niyet taşımadığı ve doğrudan bir asimilasyon politikasıyla bağlantılı olduğu ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, projenin hayata geçirilmesi durumunda bölge halkının ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağını belirtti.”Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler açısından su kaynaklarının kirlenmesi, toprağın verimsizleşmesi ve meraların yok edilmesi, yaşamın sürdürülemez hale gelmesi anlamına geliyor” denilen açıklamada,  bu sürecin doğrudan zorunlu göçü beraberinde getireceği vurgulandı.

    “DOĞA, ALEVİ İNANCININ ÖZÜDÜR”

    Açıklamada Alevilikte doğanın yeri özellikle vurgulanarak, dağ, taş, su ve toprağın kutsal olduğu, insan ile doğa arasındaki bağın inancın temelini oluşturduğu belirtildi. Bu nedenle doğaya yönelik her müdahalenin aynı zamanda Alevi inancına yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.

    “FAY HATLARI ÜZERİNDE SONDAJ, DEPREM RİSKİNİ ARTIRIYOR”

    Projelerin teknik risklerine de dikkat çekilen açıklamada, sondaj çalışmalarının fay hatları üzerinde yürütülmesinin deprem riskini artırdığı, ekosistemin tahrip edilmesinin ise bölgedeki tüm canlı yaşamını tehdit ettiği belirtildi. Endemik bitkilerin yok olması, havanın kirlenmesi ve suyun zehirlenmesiyle birlikte bölgenin yaşanamaz hale geleceği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, JES projelerinin yalnızca bir enerji yatırımı olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun yaşamın, doğanın ve inancın tasfiyesi anlamına geldiğini vurguladı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI: MERSİN VE VARTO’DA MİTİNGLER

    “Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!” denilen açıklamada , JES projelerine karşı sürdürülen mücadeleye dikkat çekilerek, dayanışma çağrısı yapıldı. Bu kapsamda, 11 Nisan 2026’da Mersin’de, 24 Nisan 2026’da Varto’da mitingler düzenleneceği duyuruldu. Başta Vartolular olmak üzere tüm doğa savunucuları, Aleviler ve demokrasi güçleri bu eylemlere katılmaya çağrıldı.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB’den Colani’nin Almanya ziyaretine tepki: Bu bir meşrulaştırmadır

    FEDA ve DAKB’den Colani’nin Almanya ziyaretine tepki: Bu bir meşrulaştırmadır

    PİRHA- FEDA ve DAKB,  Colani’nin Almanya’ya davet edilip devlet protokolüyle karşılanmasına tepki gösterdi. Bu yaklaşımın şiddeti meşrulaştırdığı ve Ortadoğu’da savaş politikalarını derinleştirdiği vurgulandı.

    Cihatçı HTŞ’nin yönetimde olduğu Suriye’de geçici Cumhurbaşkanı Colani, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in daveti üzerine 30 Mart Pazartesi günü Berlin’e gidecek. Demokratik güçler de Başbakanlık binası önünde Colani’nin Berlin’e davet edilmesini protesto edecek.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı yazılı açıklamada ,  “Batının Colani’yi devlet protokolüyle karşılaması, yalnızca bir diplomatik tercih değil, aynı zamanda ciddi bir meşrulaştırma sorunudur. Bu yaklaşım, farklı inanç ve etnik topluluklara yönelik şiddeti görmezden gelmekte ve uluslararası kamuoyuna tehlikeli bir mesaj vermektedir” ifadelerine yer verildi.

    Colani’nin Almanya ziyaretinin, her yönüyle insanlığa ve insan haklarına karşı bir tutum olduğu belirtilen açıklamada, ” İnsanlık suçu işleyen İŞİD örgütünün uzantısı olan HTŞ’nin geçmişi, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere, Hristiyan ve diğer halklara yönelik olarak işlediği sayısız katliamlarla ve soykırımlarla anılmaktadır” denildi.

    “İNSANLIK DÜŞMANI BİR FİGÜRÜN KABULÜ SUÇLARA ORTAKLIKTIR”

    Açıklamanın devamında şu değerlendirmelere yer verildi:
    “İnsanlık düşmanı bir figürün siyasi bir aktör olarak kabul edilmesi, işlenen suçlara ortak olmaktır. Üstelik bu durum, halihazırda devam eden şiddet ortamını daha da güçlendiren bir etki yapacaktır. Dolayısıyla Colani’nin bundan sonra işleyeceği suçlara çanak tutulmaktadır. Kadınlara yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve farklı inanç ve etnik gruplara yönelik katliamlar ve soykırımlar, bölgedeki halkların yaşamını tehdit etmeye devam etmektedir.”

    Almanya’nın politikalarının da eleştirildiği açıklamada, “Almanya, bir yandan mülteci politikalarını sertleştirerek insan haklarını ihlal etmekte, diğer yandan Colani gibi bir ismi meşru siyasal bir figür olarak tanıyarak Ortadoğu’da savaşın derinleşmesi ve halkların acılar içinde dünyaya dağılmasına yol açmaktadır. Almanya’nın izlediği bu politikadaki tutarsızlığı açıkça halk görmelidir” diye belirtildi.

    “ŞİDDETLE ANILAN AKTÖRLERİN MEŞRULAŞTIRILMASINA SON VERİLMELİ”

    FEDA ve DAKB açıklamasında şu çağrı yapıldı:
    “Hiçbir siyasi ya da ekonomik çıkar, insan hayatının ve onurunun önünde tutulamaz. Bu nedenle Almanya’nın bu yaklaşımı yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Çağrımız nettir: Şiddetle anılan aktörlerin meşrulaştırılmasına son verilmeli, insan hakları ve toplumsal barış esas alınmalıdır. Ortadoğu’da krizi yaratan hiçbir kişiye veya güce destek verilmemelidir. O coğrafyada yaşayan halkların güvende yaşamasını sağlayacak bir politika ve tutum izlenmelidir.”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB, Haydar Sever’in Hakk’a yürümesi sonrası taziye mesajı yayımladı!

    FEDA ve DAKB, Haydar Sever’in Hakk’a yürümesi sonrası taziye mesajı yayımladı!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yayımladıkları mesajda geçtiğimiz gün Hakk’a yürüyen Haydar Sever’in toplumsal hafızadaki yerine ve mücadeleci kimliğine dikkat çekti.

    Dersim’in büyük değerlerinden, toplumun sevilen ismi Haydar Sever’in Hakk’a yürüdüğü haberi üzüntüyle karşılandı.

    FEDA ve DAKB, Haydar Sever’e ilişkin açıklama yaptı.

    Hayatını Kürt kimliği ve onuruyla sürdüren Haydar Sever’in, ana dilin önemine her zaman vurgu yaptığı belirtilen açıklamada, “Haydar Sever büyüğümüz, yaşamını ana diliyle sürdürmeyi hayatının merkezine koymuştur. Kürt edebiyatı ve kültürüne sahip çıkarak, halkımızın değerlerini korumayı kendine görev edinmiştir” denildi.

    Açıklamada ayrıca, Haydar Sever’in Dersim, Kürt halkı ve Reya Haq inancının tarihine gösterdiği özen ve toplumsal sorumluluğuna dikkat çekildi: “Haydar Sever, yakın tarihimizin canlı tanıklarından biri olarak toplumsal hafızamızın da bir parçasıydı. Onun hakka yürümesi, yeri doldurulamayacak büyük bir kayıptır.”

    FEDA ve DAKB, yayımladıkları mesajda başta ailesi olmak üzere tüm Reya Hakk inancı mensupları ile sevenlerine başsağlığı dileyerek, “Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Devri daim olsun” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA ve DAKB: Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır!

    FEDA ve DAKB: Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 12–15 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde yaşanan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, katliamın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması çağrısı yaptı. Açıklamada, toplumsal barışın ancak katliamlarla yüzleşilmesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde 12–15 Mart 1995 tarihlerinde yaşanan, Alevi ile Kürt toplumunu hedef alan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, katliamın devletin karanlık mekanizmalarında planlandığı ve paramiliter güçler aracılığıyla gerçekleştirildiği vurgulandı.

    “DEVLETİN DEĞİŞMEYEN ALEVİ DÜŞMANLIĞININ DÖNEMSEL UYGULAMASI”

    Açıklamada, Gazi Katliamı’nın devletin Alevilere yönelik tarihsel düşmanlığının ve asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Bununla birlikte saldırının, o dönem gelişen Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı da hedeflediği ifade edildi. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin hem genel toplumu hem de Alevi toplumunu etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, halkların birleşik mücadelesinin büyümesinin devlet tarafından tehdit olarak görüldüğü kaydedildi. Bu nedenle devletin, kanlı çeteler aracılığıyla Gazi Katliamı’nı gerçekleştirdiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB açıklamasında ayrıca, devletin asimilasyon politikalarının günümüzde de farklı araçlarla sürdürüldüğü ileri sürüldü. Son dönemde yayımlanan ve kamuoyunda “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemeye dikkat çekilen açıklamada, bu genelge ile öğrencilere Sünni İslam inancının dayatıldığı savunuldu. Açıklamada, bunun “dindar ve kindar nesil yetiştirme” politikasının bir parçası olduğu ve Alevi inancının yok sayıldığı kaydedildi. Bu politikalara karşı çıkan ve demokratik, laik ve anadilde eğitim talep eden kişilerin ise gözaltına alındığı ifade edildi.

    “GAZİ’DE KAYBETTİKLERİMİZİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Katliamın yıldönümünde yapılan açıklamada, Türkiye’de barış ve demokratik toplumun inşası için asimilasyoncu politikalardan vazgeçilmesi gerektiği vurgulandı. Gazi’de yaşamını yitirenlerin saygı ve özlemle anıldığı belirtilen açıklamada, onların anısının demokrasi, barış, adalet ve eşitlik mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biri olduğu ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, katliamların, soykırım politikalarının, inkarın, ayrımcılığın ve şiddetin olmadığı bir gelecek istediklerini belirterek, adalet ve eşitlik temelinde birlikte yaşamın sağlanması için mücadele ettiklerini vurguladı.

    Açıklamada ayrıca, Gazi Katliamı başta olmak üzere toplumsal katliamlarla yüzleşilmesi ve adil yargılamalar yapılması çağrısında bulunuldu. Yapılan kıyımların tüm yönleriyle aydınlatılmadan ve adalet sağlanmadan toplumsal vicdanın rahatlamayacağı ifade edildi. Açıklamada son olarak, “Gazi’de kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız. Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır” diye belirtildi.

    HABER MERKEZİ

  • Koçgiri Katliamı’nın 105. yılında anma ve hakikat çağrısı!

    Koçgiri Katliamı’nın 105. yılında anma ve hakikat çağrısı!

    PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 105. yıldönümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “1920–1921 yıllarında Sivas, Erzincan ve Dersim hattında yaşanan Koçgiri Direnişi’nin yalnızca bir başkaldırı değil; hakikat, rızalık, onur ve özgür yaşam talebinin ifadesidir” denildi.

    1920–1921 yıllarında Koçgiri’de binlerce Alevinin katledilmesinin 105’inci yıldönümü.

    FEDA VE DAKB’DEN 105. YIL MESAJI

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), ‘Koçgiri Direnişi’nin 105. yılı dolayısıyla bir açıklama yayımladı. 

    “KOÇGİRİ’Yİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    Kürt ve Alevi tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan Koçgiri Direnişi’nden bugüne hakikat arayışı devam etmektedir. 1920–1921 yıllarında Sivas, Erzincan ve Dersim hattında yaşayan Alevi Kürtlerin başlattığı bu direniş; yalnızca bir başkaldırı değil, yolumuzun, rızalığın, onurun ve özgür yaşam talebinin ifadesidir.

    Koçgiri direnişi, aynı zamanda yol önderlerinin ve anaların öncülüğünde yürütülen onurlu bir mücadeledir. Direnişin öncü isimlerinden Alişêr Efendi ve Zârife Ana, halkın onuru, inancı ve özgür yaşam talebi için mücadele etmiş; duruşlarıyla Alevi yolunun hakikat, rızalık ve adalet öğretisinin direnişle nasıl buluştuğunu göstermişlerdir.

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’da yeni bir düzen kurulurken, bölgedeki Alevi Kürt toplulukları kimliklerinin tanınmasını, yerel haklarının korunmasını ve inançlarının özgürce yaşanmasını talep etmiştir. Ancak bu talepler karşılık bulmamış, Koçgiri ağır askeri operasyonlarla bastırılmış; köyler yakılmış ve birçok can Hakk’a yürümüştür.

    Bizler Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, Koçgiri’yi anarken yalnızca geçmişte yaşanan acıları hatırlamıyoruz. Aynı zamanda hakikatle yüzleşmenin ve bu acıların bir daha yaşanmaması için ders çıkarılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Çünkü Alevi yolunun özü rızalık, adalet ve hakikat üzerinedir.

    Tarih, Kürtlerin bu toprakların kuruluşunda büyük emek ve bedeller verdiğini göstermektedir. 1071’den Çanakkale’ye kadar Kürtler bu toprakların savunmasında yer almış; bugün de demokratik toplum ve barış arayışına katkı sunmaya devam etmektedir.

    Koçgiri Direnişi’nin 105. yıl dönümünde, Koçgiri’de Hakk’a yürüyen canların anısı önünde saygıyla eğiliyor; onların mirasının eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, adalet ve barış mücadelesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

    Koçgiri’yi unutmadık, unutturmayacağız.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Ramazan genelgesi geri çekilsin!

    FEDA ve DAKB: Ramazan genelgesi geri çekilsin!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgesine tepki gösterdi. Açıklamada, uygulamanın tekçi ve mezhepçi bir anlayışın kamusal eğitim alanında kurumsallaştırılması anlamına geldiği belirtilerek, genelgenin geri çekilmesi istendi.

    FEDA ve DABK Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderilen “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgeye ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, son yıllarda devlet eliyle yürütülen tekçi ve mezhepçi politikaların hız kesmeden devam ettiği belirtilerek; Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, ÇEDES projesi ve cemevlerinin yönetmelikle “kültürel mekan” olarak tanımlanmasının aynı ideolojik programın adımları olduğu ifade edildi. Ramazan Genelgesi’nin de bu politikanın bir parçası olduğu kaydedildi.

    “OKULLARDA DİNİ ETKİNLİK DAYATILIYOR”

    Açıklamada, söz konusu genelgeyle Ramazan ayı boyunca okullarda “eğitsel ve sosyal etkinlikler” düzenlenmesinin istendiği belirtildi. Etkinlikler kapsamında öğrencilere “Ramazan Çetelesi” adı altında; oruç, namaz, teravih, sadaka, salavat-ı şerife ve kelime-i tevhid gibi ibadetlerin yer aldığı formlar dağıtılmasının planlandığı aktarıldı.

    Bu formlarda öğrencilerin dini terimlere ilişkin görüşlerini ya da ibadetleri yerine getirip getirmediklerini kutucuk işaretleyerek belirtmelerinin öngörüldüğü ifade edilerek, bunun çocuklara dini dayatma anlamına geldiği savunuldu.

    “FİŞLEME VE AYRIŞTIRMA RİSKİ”

    FEDA ve DAKB açıklamasında, “Ramazan Çetelesi” uygulamasının özellikle ibadet yapmayan öğrencilerin başta Alevi çocuklar olmak üzere, fişlenmesine ve dışlanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuldu. Çocuklar arasında ibadet yapan–yapmayan ayrımının güvensizlik, suçluluk ve dışlanma duygularını artıracağı belirtildi.

    Genelgede, ibadet etmek isteyen öğrencilere rehberlik yapılması adı altında yasal olmayan bir dini eğitimin dayatıldığı ileri sürüldü. Okul giriş ve koridorlarının “Ramazan sokağı” temasıyla süslenmesi, pano ve görsellerle dini kavramların tanıtılması ile öğle paydoslarının ibadet saatlerine göre düzenlenmesi planlarının da dini propaganda niteliği taşıdığı ifade edildi.

    “DEMOKRATİK EĞİTİMLE BAĞDAŞMIYOR”

    Açıklamada, söz konusu uygulamaların demokratik ve bilimsel eğitim politikasıyla bağdaşmadığı belirtilerek, tek din ve tek mezhep merkezli bir anlayışın kamusal eğitim alanında kurumsallaştırılmaya çalışıldığı savunuldu.

    Bu yaklaşımın başta Alevi çocuklar olmak üzere Hristiyan, Süryani, Ezidi ve farklı inanç gruplarını ve inançsız yurttaşları yok saydığı ifade edildi. Devletin kamusal imkanları kullanarak bir dinin bir mezhebini öğrencilere dayatamayacağı vurgulandı.

    Açıklamada, Aleviliğin Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu coğrafyasında yüzyıllardır varlığını sürdürdüğü; Aleviliğin süreklerinden biri olan Reya Hak inancının da Kürt Alevi toplumunun kadim inancı olduğu hatırlatıldı.

    Devletin Aleviliği ve Reya Hak inancını yok sayan uygulamalarının toplumsal barışı zedelediği belirtilerek, inançlara veya inançsızlığa müdahale edilmemesi gerektiği ifade edildi.

    “GENELGE GERİ ÇEKİLSİN”

    FEDA ve DAKB devletin tüm din ve inançlara eşit mesafede durması gerektiğini belirterek, kamusal eğitimin bilimsel, demokratik ve anadilde eğitimin mümkün olduğu bir çerçevede düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

    Açıklama, “Barış ve demokratik toplum projesinin tartışıldığı bugünün koşullarında, Reya Hak inancı olarak bu genelgenin en kısa sürede geri çekilmesini istiyoruz” ifadeleriyle son buldu.

    FEDA ve DAKB, “İnanca saygı, çocuklara özgürlük. Çocuklar üzerinden siyaset yapmayın” çağrısında bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Avrupa’nın bir çok ülkesinde Xızır cemleri yürütülecek

    Avrupa’nın bir çok ülkesinde Xızır cemleri yürütülecek

    PİRHA-Avrupa’da yaşayan Aleviler, Xızır ayı vesilesiyle inançlarını, kültürlerini ve dayanışma iradesini büyütmek için bir araya geliyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde İsviçre, Almanya, Fransa ve Avusturya’nın birçok kentinde Xızır cemleri gerçekleştirilecek.

    İsviçre’de Zürih’te 21 Şubat’ta Dübendorf’ta saat 17.00’de Pir Niyazi Bakır’ın yürüttüğü, zakirliğini Ali Sizer’in yaptığı cemle başlayan buluşmalar, 22 Şubat’ta St. Gallen’de Waaghaus’ta devam edecek. Cenevre’de 27 Şubat akşamı Rue de Savoises’te Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat’ın yürüttüğü cem, FEDA, YJAD ve Cenevre Alevi Kurumu’nun ortak organizasyonuyla gerçekleşecek. Lozan’da ise 28 Şubat’ta La Fraternité’de yine Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat ile Xızır cemi yürütülecek.

    Almanya’da Xızır ayı etkinlikleri Leverkusen’de 12 Şubat’ta Didar Ana ve Pir Cemal’in yürüttüğü Xızır muhabbetiyle başlarken, deyişler Ali Onuk tarafından seslendirilecek. Mannheim’da 15 Şubat’ta Pir Hüseyin Bildik’in yürüttüğü muhabbet erkanı gerçekleştirilecek.

    Yine Leverkusen’de 19 Şubat 2026 tarihinde Alevi gençlerinin öncülüğünde Ali Sizer’in katılımıyla Xızır cemi düzenlenecek.

    Hamburg’da 20 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır’ın, Stuttgart’ta 22 Şubat 2026 günü Kulturhaus Arena’da Pir Zeynel Kete’nin katılımıyla Xızır cemleri gerçekleştirilecek. Aynı gün Berlin’de Cevahir Altınok’un Ana, Pir Ali Baba’nın yer aldığı, zakirliğini Sevgi Yurtsever ve Erdem Maho’nun yaptığı Xızır cemi yapılacak. Dortmund’da yine 22 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır, Freiburg’da ise 1 Mart’ta Pir Hüseyin Bildik Xızır cemini yürütecek.

    Fransa’da Paris’te 19 Şubat 2026 tarihinde Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete’nin yürüttüğü Xızır cemi gerçekleştirilecek. Normandiya’da 26 Şubat’ta yine Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete ile Xızır cemi yürütülecek. Avusturya’da ise 27 Şubat’ta Pir Hüseyin ve Hediye Ana’nın katılımıyla Xızır cemi yapılacak.

    Avrupa’nın dört bir yanında gerçekleşecek bu buluşmalarda,  Alevi inancının barışçı, eşitlikçi ve kadın özgürlükçü özü, cem meydanlarında bir kez daha görünür kılınacak.

    PİRHA-ALMANYA

     

     

     

     

  • Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerin 3. yılı dolayısıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de anma yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) başta olmak üzere bir çok kurumun destek verdiği anmada Sinemilli Ocağı pirlerinden Cemal Özipek, yaşanan felaketin en ağır bedelini Alevi ve Kürt Alevi toplumunun ödediğini vurguladı.

    Depremde devletin yardımları bilinçli biçimde geciktirdiğini ve engellediğini ifade eden Özipek, bu nedenle binlerce insanın günlerce enkaz altında kurtarılmayı beklediğini söyledi.

    Kendisinin de deprem mağduru olduğunu belirten Özipek, ailesinden 11 canın ancak 7 gün sonra enkazdan çıkarılabildiğini dile getirdi. Resmî rakamlarla açıklanan can kayıplarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özipek, kayıpların yüz binlerle ifade edilebileceğini, hâlâ bulunamayan çocuklar olduğunu ve annelerin Hatay, Antakya, İskenderun ve Pazarcık’ta evlatlarını beklediğini söyledi.

    Konuşmasının ardından 6 Şubat depreminde, Rojava ve Kobani’de yaşamını yitiren canlar için gülbenk okuyan Özipek, “Hakka yürüyen canlarımızın devirleri daim, ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.

    Pir Özipek’in konuşmasının ardından kurum temsilcileri de kısaca söz aldı.

    PİRHA-BERLİN