Etiket: dallıbahçe

  • Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yılında, Çır Deresi’nde katledilenler anıldı-VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yılında, Çır Deresi’nde katledilenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yılında, katliamın yapıldığı yerlerden biri olan Nazımiye’nin Yeresk (Dallıbahçe) köyünde Çır Deresi’nde anma yapıldı. Köylerinde 71 kişinin katledildiğini söyleyen katliam tanığı Turan Gül, “Küçük çocukları dahi okullardan alıp katlettiler. Katledilenlerin içinde olan bir anne yüzüstü düştüğü ve bebeği nefes alamadığı için öldü” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yılında katliamın yapıldığı yerlerden biri olan Nazımiye’nin Yeresk (Dallıbahçe) köyünde Çır Deresi’nde anma gerçekleştirildi.

    Anmaya, Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Yeşil Sol Parti il ve ilçe örgütleri temsilcileri, eski Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Emek ve Özgürlük İttifakı Bileşenleri, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve çok sayıda Alevi kurumu temsilcisi katıldı.

    Anmada çerağlar uyandırıldıktan sonra dönemin tanıkları yaşanılanları anlattı.

    “KÜÇÜK ÇOCUKLARI BİLE OKULDAN ALIP KATLETTİLER”

    Köylerinde 71 kişinin katledildiğini söyleyen katliam tanığı Turan Gül, “6’sını Kıl Köyü’ne götürdüler. Hüseyin Çavuş vardı, O’nun evinin aşağısında diğer hepsini öldürdüler. Çok feryat ettiler. O kadar çok çığlık geldi ki katliamın makinelerle yapılması istendi. Rivayete göre Akdoğan’a telgraf çekildi ‘süngüleri bırakın makineli tüfeklere’ geçin denildi. Küçük çocukları dahi okullardan alıp katlettiler. Katledilenlerin içinde olan bir anne yüzüstü düştüğü ve bebeği nefes alamadığı için öldü. Yetkililere bunun soykırım olduğunu söyledim ama kabul etmediler” diye belirtti.

    “AİLEMDEN 11 KİŞİ KATLEDİLDİ”

    Sonrasında söz alan Raime Kızılkan ise, “Kara gün diye adlandırdığımız bugün de geldiğiniz için teşekkür ederim. Katliamda benim ailemden 11 kişi katledildi, birçoğu da sürgün edildi. Bu katliamcı zihniyet halen de devam ediyor. 38 içimizde bir yaradır” diye belirtti.

    “İNSANLAR ÇOK EZİYET ÇEKTİ”

    ‘Aslan, Kılıç, Yıldız ve Yıldırım ailelerini toplayıp gece saatlerinde Çır Deresi’ne götürüp süngüyle katlettiler’ diyen Hıdır Baran da, “15 defa süngü darbesi alan bir kadın, cesetlerin altından çıkıp 3 gün yaprak yiyerek hayatta kalıyor. İnsanlarımız o dönemde çok eziyet çekti.

    Konuşmaların ardından katledilenlerin anısına suya karanfil bırakıldı. Dersimli müzisyen Raber Diler tarafından, katliamı anlatan bir ağıt okundu.

    PİRHA/DERSİM

  • Arduç ailesinin mağduriyeti sürüyor: Asma köprü çözüm olmadı, köprü istiyoruz -VİDEO

    Arduç ailesinin mağduriyeti sürüyor: Asma köprü çözüm olmadı, köprü istiyoruz -VİDEO

    PİRHA-Dersim-Elazığ-Bingöl sınırında bulunan Peri Suyu üzerinde yapımı tamamlanan Pembelik Barajı ve HES projesinin yol ve köprüleri su altında bırakması nedeniyle yıllardır zor bir yaşam sürdüren Dallıbahçe Köyü Ilısu Mezrası’nda yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, köprü yapılması gerektiğini yineledi. Arduç çifti, “Bizim talebimiz Nazımiye’ye gidebilmemiz için yol ve insanların buraya yerleşebilmeleri için bir köprü yapılsın” dedi.

    Türkiye’de doğası en çok tahrip edilen illerin başında Dersim geliyor. Bölgede son 10 yılda altı baraj ve Hidroelektrik Santral (HES) projesi tamamlanarak enerji üretimine geçildi. Dersim’in doğal sınırlarını oluşturan Karasu ve Peri çayları üzerinde yapılan projelerle ilin etrafı göllerle çevrelendi.

    Dersim’de 80’li yılların başından bu yana 4 baraj ve 6 HES’in yapımı tamamlanarak, işletmeye açıldı. Mercan HES’i, Uzunçayır Barajı ve HES’i, Dinar HES’i, Tatar Barajı ve HES’i, Seyrantepe Barajı ve HES’i ile Pembelik Barajı ve HES’i. Dersim, Elazığ ve Bingöl sınırındaki Peri Çayı üzerinde yer alan Pembelik Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) Limak Enerji tarafından 2008 yılında yapımına başlanarak 2015 yılında tamamlandı.

    Dersim-Elazığ-Bingöl sınırında bulunan Peri Suyu üzerinde yapımı tamamlanan Pembelik Barajı ve HES projesinin yol ve köprüleri su altında bırakması nedeniyle Dersim’in Nazımiye İlçesi Dallıbahçe Köyü Ilısu Mezrası’nda yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, yıllar geçmesine rağmen devam eden mağduriyetlerini PİRHA’ya anlattı.

    “SORUNLARIMIZ DEVAM EDİYOR”

    Barajın suyu tutulduktan sonra köylerinde mahsur kaldıklarını belirten Adile Arduç, “Bütün ÇED raporlarını yok sayarak bizi burada mahsur bıraktılar, bütün yaşamsal haklarımızdan mahrum kaldık. Bize çeşitli teklifler yaptılar sizi oradan çıkartalım, dediler ama biz çıkmadık kendi köyümüzde yaşamak istiyoruz dedik. O yüzden mücadele ettik. Biz burada 2015 yılında açlık grevine gittik. Açlık grevinin 10. günü Valilik köprü yapacağız diye açıklama yaptı. Aslında büyük bir köprü yapacaklardı insanların gelip ev yapabilecekleri, üzerinde eşyaların taşınabileceği. Biz açlık grevini sonlandırdık ama 1 yıl boyunca köprü sözü yerine getirilmedi biz yine mahsur kaldık. Daha sonra bize size tahtadan asma köprü yapacağız kabul edecekseniz edin etmeyeceksiniz onu da yapmayacağız dediler. Bize sus payı gibi dayatıldı mecbur kabul etmek zorunda kaldık ama biz yine mücadelemize devam ettik. Nazımiye’ye 15 dakika olan yolumuz iki saate çıkarılmış. Biz Nazımiye’ye bağlıyız, herhangi bir işimiz olursa iki saat sonra Nazımiye’ye gidebiliyoruz ve halen bu sorunumuz devam ediyor. Bizim talebimiz Nazımiye’ye gidebilmemiz için yol ve insanların buraya yerleşebilmeleri için bir köprü yapılsın” dedi.

    “BÜTÜN DEĞERLERİMİZ SUYUN ALTINDA KALDI”

    Pandemiden dolayı insanların artık köye gelemediklerini söyleyen Adile Arduç, şunları belirtti:

    “Bizim bütün değerlerimiz suyun altında kaldı, biz onları suyun altından nasıl çıkaracağız. Ben yaşadıklarımızı düşündüğümde hep ağlarım bunlar bizi var eden değerlerimizdir. Devlet vatandaşının haklarını koruması lazım, ben burada kendi topraklarımı korumak için bedenimi ölüme yatırmamalıyım, bu hak değil ve benim bir inanç merkezlerim var oraya gidip kendi inancımı yaşıyorum ama onu elimden aldılar. Şimdiye kadar yapılan yapıldı belki halk bilinçsizdi, belki biz değerlerimizin farkına sonradan vardık ama bundan sonra baraj yapılmasına kimse izin vermesin. Başka bir baraj projesinde hep birlikte tek yürek olarak karşı durmalıyız, yaşadığımız bu acıyı başkaları yaşamasın.”

    “KÖYLÜLERİN BİRBİRİYLE OLAN BAĞLANTILARI KOPTU”

    Barajın yapılmasıyla birlikte köylülerin birbiriyle olan bağlantılarının koptuğunu söyleyen Ayhan Arduç ise, “İnsanların değerleri, mezarları ve ziyaretleri sular altında kaldı. Baraj bitti, barajın önünde bir set vardı biz o setin üzerinden gelip gidiyorduk. Gece yarısı o seti yıkmışlardı, biz burada mahsur kaldık. Biz bir sene boyunca hiçbir yere gidemedik biz kimseye ulaşamadık kimse de bize ulaşamadı. Basının, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin ve milletvekillerinin desteği oldu bu süreçte. Ama baktık ki bir gelişme olmuyor biz de açlık grevine başladık. Açlık grevinin 10. Günü vali açıklama yaptı ‘biz şirket yetkilileri ile görüştük oraya köprü yapacağız, açlık grevine son verilsin’ dedi. Biz de avukatımızla konuştuk ve 10. Gününde açlık grevine son verdik ama bir sene geçmesine rağmen köprü yapılmadı.  Demir köprü yerine asma köprü yaptılar, köprüden araç geçemiyor. Bir sürü insan köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ama yapamıyor ulaşım olmadığı için. Baraj hem bize hem de çevrede ki köylere bir zulüm yaşattırdı” dedi.

    “BEN BÖYLE BİR MAĞDURİYETİ HİÇBİR YERDE GÖRMEDİM”

    Asma köprü çözüm olmadığını, aynı mağduriyeti halen yaşadıklarını vurgulayan Ayhan Arduç, şöyle devam etti:

    “Köylüler de buraya gelip ev yapmak istiyor ama insanlar gelemiyor bu durumdan dolayı. Ben böyle bir mağduriyeti hiçbir yerde görmedim. Bağlı olduğumuz ilçe ile iletişimimiz yok. Benim çocuğum hayvancılık, arıcılık yapmak istiyor ama yapamıyor çünkü biz buraya hiçbir şey getirtemiyoruz. İki-üç sene boyunca arkadaşlar bize botla yiyecek getiriyordu. İnsanlar köye geri dönmek istiyor. Buraya sağlam bir köprü veya yolun yapılması gerekiyor. Bunlar yapılmazsa kimse köye geri dönemez. Dünyanın birçok yerinde barajlar yapılıyor ama insanlara zulüm yaşatarak bir şey yapılmaz. Madem barajı yaptın o zaman yolumu yap, köprümü yap vatandaşını mağdur etme. Eskiden biz Gola Xızır’a gidip kurban keserdik, niyaz dağıtırdık, dua ederdik bunlar bizim kutsallarımızdı ama su altında kaldı.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Arduç ailesi: Hayatla olan bağımız koparıldı, Vali gelip görsün-VİDEO

    Arduç ailesi: Hayatla olan bağımız koparıldı, Vali gelip görsün-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de bulunan Peri Suyu üzerinde yapılan Pembelik Barajı ve HES projesiyle köylerinde esaret yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, yaşadıkları zorlukları, açlık grevi sürecini ve köye ulaşım sağlayan Direniş Köprüsü’nün hikayesini PİRHA’ya anlattı. 

    Dersim-Elazığ-Bingöl sınırında bulunan Peri Suyu üzerinde yapımı tamamlanan Pembelik Barajı ve HES projesinin yol ve köprüleri su altında bırakması nedeniyle Dersim’in Nazımiye İlçesi Dallıbahçe Köyü Ilısu Mezrası’nda yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, geçtiğimiz yıllar açlık grevine girmiş, 10 günlük açlık grevinin ardından Valiliğin köprü yapma sözü üzerine direnişi sonlandırmıştı. Sadece yayaların kullanabileceği tahta köprü yapıldı. Ancak Arduç ailesi yine mağdur.

    Ayhan ve Adile Arduç çifti, 1994 yılında köy boşaltmalardan açlık grevi direnişine kadar ve şu an yaşanan sürece ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    “SESİMİZİ DUYURMAYA ÇALIŞTIK, HİÇBİR NETİCE ALAMADIK”

    Adile Arduç, barajın ilk girişimini ve yaşananları şöyle aktardı:

    “Peri Suyu üzerinde 9 baraj inşa edilmiş. Bir baraj gelip diğer baraja dayanıyor. Bu yörede de Peri Vadisi bölgesinde birçok yerleşik köy var. Bizim köyümüz olan Ilısu Köyü de bu köylerden biri. Baraj yapılınca bizim Nazımiye’ye, Karakoçan’a olan geçiş yollarımız su altında kaldı.

    Baraj yapılacağı zaman bütün yolların yapılacağı taahhüt edildi. Herkes gidip gönül rahatlığıyla köyüne yerleşebilir denildi. Zaten çözüm sürecinden kaynaklı insanlar geri dönüş de yapmak istiyorlardı. Biz de o taahhütleri de düşünerek geldik köyümüzde ev yaptık. Baraj bitmeden önce bu köprünün sondajı vurulmuştu, burada büyük köprü yapılacaktı. Hafriyat doldurdukları yeri geçici geçiş yeri yaptılar. Hafriyatı kaldırdıktan sonra köprü ve yolları yapacağız dediler.

    Baraj bittikten ve su tutulduktan sonra bütün yollar kesildi ve biz burada mahsur kaldık, bizi mahsur bıraktılar. Biz mahsur kaldıktan sonra, zaten gerekli bütün kurumlara müracaat etmiştik. İlgili kurumların haberi vardı. Evimizi bütün prosedürleri yerine getirerek yaptık. Ruhsatlı yani burası. Zaten gidip başvurunca soruyorlar yol var mı diye, yol varsa ruhsat veriliyor. Mahsur kalınca ilgili yerlere duyurduk bunu ama hiçbir sonuç alamadık. Başbakanlık tarafından arandık. Kamuoyu oluştu, buraya bütün medya mensupları geldi, sesimizi duyurmaya çalıştık. Hiçbir netice alamadık.”

    “BÜTÜN HAYATİ ŞEYLERİMİZ KISITLIYDI”

    Arduç, açlık grevi sürecine ilişkin de şunları söyledi:

    “En sonunda açlık grevine başladık. Ve gerçekten kararlıydık. Çünkü biz topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Burası bizim kimliğimiz, biz burada var olduk ve burada var olacağız. Bizden sonraki nesil de yaşamını burada sürdürecek. Gidecek başka yerimiz yok.

    Bize altından köşk de yapsalar biz bu saklı cennetimizi bırakıp gitmeyiz. Biz burada doğmuşuz. Atalarımızın yeridir. Geçmişimiz de geleceğimiz de burada. Bizi buradan koparırlarsa ölürüz, yok oluruz. Var olduğumuz toprakları gelecek nesle de bırakacağız.

    Açlık grevinin 10. gününde, Valilik çelik konstrüksiyonlu köprü yapacağız diye açıklama yaptı. Biz 10. gününde açlık grevini sonlandırdık. Bekledik ve o çelik konstrüksiyonlu köprü yapılmadı ve biz yine mahsur olduk. Aracımızla mahsur kalmıştık. Karşı tarafa geçemiyorduk. Eski bir bot temin etmiştik. Bir sene de tamamen erzaksız, yiyeceksiz halde mahsur kaldık. AFAD ekipleri bize yiyecek getirdi. Medya mensupları, doğa aktivistleri geldiler. Onların getirdikleriyle idare ettik. Bütün hayati şeylerimiz kısıtlıydı. Köprü sözü verildikten sonra 1 yıl boyunca da öyle devam etti. Devlet bile bile seyirci kaldı. Sonrasında bu tahta asma köprü yapıldı. Zaten resmiyette burası yaya köprüsü diye geçiyor.”

    “TUNCELİ’YE GİTMEK İÇİN ELAZIĞ VE BİNGÖL’DEN GEÇMEK GEREKİYOR”

    Arduç, Dersim şehir merkezine gitmek için başka iller ve ilçelerden geçilmesi gerektiğini şöyle aktardı:

    “Bizim bağlı olduğumuz Dallıbahçe Köyü’ne ve Nazımiye ilçesine hiçbir bağlantımız yok. Yollarımız kesik, baraj göletinin altında. Bu Türkiye’de tek örnek de olabilir; bağlı olduğun köye ve ilçeye yolun, ulaşımın yok. Karşı taraf Elazığ Karakoçan, oradan Bingöl Yayladere’ye oradan Dallıbahçe Köyü’ne daha sonra Nazımiye ilçesine geçiyoruz. Tunceli merkeze gitmek için ya Seyrantepe Barajı’nın oradan gidiyoruz ya da Kovancılar’dan. Bu 2-3 saati buluyor zaten. Buradan yarım saatlik Nazımiye yolumuzu 4 saate çıkardılar.

    Bu hak değil. Devlet gerçekten kalkınmayı planlıyorsa köylüye bunu yapmamalı. Köylü bu zulmü görmemeli. Biz kendi toprağımızda üretmek istiyoruz. Bu da devlete katkıdır gerçekten.”

    “CENAZELERİMİZE GİDEMEDİK, TAMAMEN TECRİTTEYDİK”

    Adile Arduç, “Öncesinde de dilekçeler verilmiş bu yolla ilgili. En son köylüler 45-50’ye yakın dilekçe verildi. Bağlı olduğumuz ilçeye ve köye olan bağlantı yollarımızın yapılması için. Köylüler geri dönmek istiyor. Baraj yolları kesmeden önce köylüler ev yapmak istiyorlardı. Bu yollar kesilince köylüler öylece kalakaldı. Müracaatlar sürekli devam ediyor. Kaymakamla, valiyle görüşmeler sürüyor. Bize hep yapılacağı söyleniyor” diye konuştu.

    Arduç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüm bağlantılarımız koptu. Köye geri gelmek isteyen köylüler gelemedi. 4 yıl boyunca çocuklarımızdan, ailelerimizden ayrı yaşadık. Cenazelerimiz oldu gidemedik, seyrettik. Bu çok acı. Şimdi anlatıyorum ama bir de bunun yaşanmışlığı var. Yaşamsal haklarımız gasp edilmişti burada. Tamamen abluka altındaydık burada, tecritteydik.

    Beklemekteyiz, bu yolun yapılmasını istiyoruz. İnşallah da yapılır. Sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Bu bizim anayasal hakkımızdır. Hiç kimsenin ulaşım hakkı gasp edilemez. Bizim yaşamsal hakkımız bu. Hiçbir vatandaş buna maruz kalmamalı. Bizim muhatabımız devlettir. Biz devletimizden bunun yapılmasını talep ediyoruz. Köylüler şimdi bekliyorlar. Evini getirmek isteyen köylü nasıl yapacak evini? Betonu, çimentoyu getirecek, yol olmayınca bunlar nasıl gelecek. Mümkün değil gelemez. Devlet yol yapsın ki bu insanlar geri gelsin.

    “MEDYA OLMASAYDI ÖLÜME MAHKUMDUK”

    Bekliyoruz; devletimizden talebimiz, bağlı olduğumuz ilçeye yolumuzun yapılması, geçişlerimizin sağlanması. Biz insan olarak yaşamak istiyoruz. Bize yapılan muamele insanlık muamelesi değil. Burada insanlık suçu işlendi aslında.

    Düşünsenize kendi topraklarında mahsur kalıyorsunuz. Kimse size ulaşamıyor. Sesimizi bir telefonla duyurduk sadece. Medya olmasaydı biz burada ölüme mahkumduk.”

    “BÜTÜN CÜMLE CANLISIYLA ETKİLENDİ PERİ VADİSİ”  

    Pembelik Barajı’nın doğaya, bitkilere, yaban hayatına, Alevi ziyaretgahlarına olan etkilerini Adile Arduç şöyle anlatıyor:

    “Bütün cümle canlısıyla etkilendi burası. Orman kurumak üzere, meşe kurumak üzere. Bitkiler oluşmuyor. Mesela bostan ekiyoruz, bütün köylü geçimini bostandan sağlar. Ekinler olmuyor, bostan yetişmiyor. Barajın etkisinden dolayı kuruyor. Gece soğuk bastırır gündüz sıcak bastırır. Ama eskiden öyle değildi. Meyvelerimiz kurudu. Yeşile dair ne varsa gitti. Bir ay yeşil görebiliyoruz ondan sonrası kuraklık.

    YABAN HAYATI OLUMSUZ ETKİLENDİ

    Yaban hayatı etkilendi. Jiletli tellere takılıp telef oldular. Gölette boğulan boğulana. Dağ keçileri ve diğer yaban hayvanları eskiden nehir küçüktü karşıdan karşıya rahatça geçerdi. Ama şimdi atlıyorlar ve boğuluyorlar. Burada biz vaşak gördük, alaca porsuk gördük. Birçok çeşit hayvan gördük ve bunların nesli tükenmek üzere. Bitkiler de aynı şekilde. Eskiden yetişen bitkilerimiz şimdi çıkmamaya başladı. Cümle canlı nasıl etkileniyorsa biz de aynı şekilde etkileniyoruz.

    ALEVİ ZİYARETLERİ

    Ziyaret yerlerimiz, kutsal mekanlarımız; bütün köylü toplanırdık köprünün ayağının orada suyun altında kalmış Gola Xızır’ımız var, orada kurbanlar keserdik. Mart ayında Kara Çarşamba’da kurbanlarımızı, niyazlarımızı dağıtırdık. Bir birlikte yaşam kültürümüz vardı onu bizden aldılar. Hayatın da akışını durdurdular. Peri suyu artık akmıyor.

    “PERİ VADİSİ SUSKUN, BİZ PERİ VADİSİ’NE TERCÜMANLIK YAPIYORUZ”

    “Peri Vadisi suskun. Biz şu an Peri Vadisi’ne tercümanlık yapıyoruz sayılır. Biz bu vadide Peri Suyu’nun akışıyla uyuyorduk. Peri Vadisi böyle olmamalıydı” diye konuşan Arduç, barajın yapımı hakkında şu bilgileri verdi:

    “Pembelik Barajı kaçak yapıldı, kaçak inşa edildi, kaçak bitirildi ve kaçak çalıştırılıyor. Şu anda bu baraj kaçaktır. Ve Peri Vadisi’nin can damarını Pembelik Barajı kesmiştir, can suyunu almıştır. Devletin buna duyarlı olması lazım. Bu sular devletin. Bu devlet bizim. Bu topraklar sermayeye peşkeş çekilirse, sermaye buradan para kazanıyor ama bizim doğamız, yaşamımız gidiyor. Yarın gelecek nesil burada ne bulacak, çöl bulacak.

    Devletin, ilgili kurumların duyarlı olmasını istiyorum, bizi duymasını istiyorum. Bu köprü hiçbir talebimizi yerine getirmiyor.”

    “O ZAMANLAR BARAJ YOKTU, YASAKLARDAN DOLAYI KÖYÜMÜZE GİDEMİYORDUK”

    Köyün 1994’te boşaltılması hakkında konuşan Ayhan Arduç ise şöyle konuştu:

    “93 yılına kadar köylüler kendi köyünde yaşamaktaydı. Burası Ilısu Köyü’ydü. Buraya bağlı 3-4 mezra vardı. Askeriye tarafından köy boşaltmalar olunca bizim köyü, köy tüzelinden düşürdüler. Biz de göçtük buradan, İstanbul’a gittik. Sonrasında köye dönme yasağı vardı, kimse köyüne dönemiyordu. 6-7 yıl suyun karşısında Karakoçan’a bağlı yerde kaldık. O zaman da kendi köyümüze gidemiyorduk. Baraj daha yoktu, yasaklardan dolayı gidemiyorduk. O zamanlar da burada asma köprü vardı. O köprü de bombalanarak yıkılmıştı bağlantıyı koparmak için. Nazımiye ve Dallıbahçe’ye giden yolu barajı dikince kesildi, bizim bütün bağlantılarımızı kestiler.

    O dönemde bir savaş içerisinde terk ettik burayı. Herkes tarafından bilinen şeyler burada neler yaşandığı. Onlar bittikten sonra da barajlar inşa edilmeye başlandı. Barajlar daha büyük bir zulüm getirdi memlekete. Gördüğünüz gibi bu bir zulümdür.”

    “PEMBELİK BARAJI KAÇAK YAPILMIŞTIR”

    “Hiçbir yerde görülmemiş ki bir barajın suyu diğer baraja dayansın. Arada hiç mesafe yok. Yasal olarak bu baraj ile Seyrantepe Barajı arasında 3-4 km olması lazım” diye konuşan Arduç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz gelip köyde kendi yerimizde ev yaptık. Sonra bu manzarayla karşılaştık. Yapılan baraj kaçak yapılmıştır. Valimizin söz verdiği şekilde yapılmadı bu köprü. Yaya köprüsüdür. Arabayla geçmemiz bir risktir. Köyümüz, her zaman aklımızda, düşüncemizde vardı. Biz sonunda geldik evimizi yaptık, başardık. Bunu yaparken birçok şeyle karşılaştık. Önümüze birçok engel çıkarıldı buraya yerleşmememiz için. Ona rağmen biz pes etmedik, vazgeçmedik.”

    Medyanın desteğiyle, çevrecilerin desteğiyle, halkın desteğiyle tahta da olsa bu köprüyü yaptıklarını ifade eden Arduç, “Başvurduğumuzda tek ev için yol getiremeyiz, daha öncelikli yerler vardır diyorlar. Bu şeylerle geçiştiriyorlar. İnsanlar köylerine dönmek istiyor. En doğal haklarıdır. Kendi malıdır, tapulu malları vardır, mezarları var, geçmişi var. Bu köprü olmadan önce insanlar cenazesini bu tarafa getiremiyordu. Ne acı ki; biri botla getirmişti cenazesini yıllar önce. İnsanlar cenazesini Elazığ bölgesine defnediyorlar. Ne bir cenazeye ne bir düğüne ne bir hasta ziyaretine gidebildik. Bütün bağlantılarımız kopmuş durumda” dedi.

    Arduç, “Ben engelli bir vatandaşım. İki sene burada mahsur kaldım. İki öğrenci çocuğum vardı. Ne onları görebiliyordum ne onlara bir harçlık gönderebiliyordum ve ne de sağlıktan faydalanabiliyordum. İki sene boyunca burada çok sıkıntı yaşadık. Maaşımı gidip alamıyordum, eve bir erzak alamıyordum. Biz burada çok haksızlığa uğradık. Bizim anayasal hakkımızdır ulaşım ama aldığımız cevap hep şu; biz on eve mi hizmet getirelim bir eve mi hizmet getirelim. Burada bulunan 5 mezra mağdur şu an. Hiçbir yerle bağlantımız yok. Ne Tunceli ne Mazgirt. Sadece bu köprüyle Karakoçan’a oradan da Yayladere veya Kovancılar üzeri gidiliyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    TAHTA KÖPRÜNÜN ADI DİRENİŞ KÖPRÜSÜ OLDU

    Şu an Ilısu Mezrası’na tek bağlantı olan tahta köprüye ‘Direniş Köprüsü’ adı verdiklerini söyleyen Adile Arduç, şöyle devam etti:

    “Bedenimizi ölüme yatırarak, direnerek bu köprüyü yaptırdık. Bu köprü bir ‘Direniş Köprüsü’dür. Bizim can damarımız şu anda yaşam yolumuz. Kışları yaya gidip geliniyor köprüden. Aracımızı karşıda bırakıyoruz köye yürüyerek çıkıyoruz kış şartlarında. Bize reva gördükleri köprü de budur. 1 km yokuş çıkıyorum köye. Engelli haklarından bahsediyor. Bize öyle bir engel koydular ki burada.”

    YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Ayhan Arduç, son olarak Tunceli Valisi’ne çağrıda bulundu:

    “Tunceli Valisi gelsin, şu manzarayı görsün, yaptıkları bu işi görsünler. Ne şartlarla yaşadığımızı görsünler bunu istiyorum. Ve ona göre kendileri bir karar versinler.”

    İsmet SEFER-Hüseyin Yaşar SEZGİN

    DERSİM