PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin geleceğinin halkın görüşleri doğrultusunda şekillenmesi amacıyla anket çalışması başlattı. “Söz Şimdi Halkta!” sloganıyla duyurulan çalışmayla festivalin içeriği, korunması gereken değerleri ve geleceğine ilişkin öneriler toplanacak.
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), bölgenin en önemli kültürel ve sosyal etkinliklerinden biri olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne ilişkin kapsamlı bir anket çalışması başlattığını duyurdu.
“Söz Şimdi Halkta!” çağrısıyla kamuoyuna duyurulan ankette, başta Dersim halkı olmak üzere festivali takip eden ve bugüne kadar yurt içinden ya da yurt dışından festivale katılım sağlayan herkesin görüşlerine başvuruluyor.
DAM tarafından yapılan açıklamada, festivalin kolektif bir anlayışla örgütlenmesinin önemine vurgu yapılarak, katılımcıların festivalin geleceğine dair önerilerini paylaşmalarının amaçlandığı belirtildi.
“NASIL BİR MUNZUR FESTİVALİ İSTİYORSUNUZ?”
Anket kapsamında katılımcılara, “Nasıl bir Munzur Festivali istiyorsunuz?”, “Festivalin içeriği nasıl şekillenmeli?”, “Festival kapsamında neleri korumalı, neleri değiştirmeli?” soruları yöneltiliyor.
Açıklamada, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yalnızca bir eğlence etkinliği olmadığına dikkat çekilerek, festivalin aynı zamanda Dersim’in doğasını, suyunu, dilini ve kültürel değerlerini savunmanın önemli araçlarından biri olduğu ifade edildi.
KATILIM ÇAĞRISI
DAM, tüm duyarlı kesimleri ankete katılarak festivalin birlikte örgütlenmesine katkı sunmaya davet etti. Anketin, Dersim’in kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik ortak bir zeminin oluşturulmasına katkı sağlamasının hedeflendiği kaydedildi.
Ankete katılmak isteyenlerin, Dersim Araştırmaları Merkezi’nin sosyal medya hesapları ve duyurularında yer alan bağlantı üzerinden görüşlerini iletebilecekleri belirtildi.
PİRHA- Sultangazi Alevi Kültür Derneği Pir Sultan Abdal Cemevi, “Dersim Tertelesini Unutmadık, Affetmiyoruz” başlıklı bir panele ev sahipliği yaptı. DAD (Demokratik Alevi Derneği), DAM (Dersim Araştırmaları Merkezi) ve Gazi Dersimliler Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen etkinlikte, katliamın tarihsel süreci ve günümüze yansımaları ele alındı.
Anma programı, saygı duruşunun ardından pirin “delil uyandırması” ile manevi bir atmosferde başladı. Sanatçı Vedat Gündoğdu’nun seslendirdiği Dersim ağıtları salonda duygulu anlar yaşattı. Programın açılış konuşmalarını DAD adına Mercan Gül, DAM adına Ali Akdoğan ve Gazi Dersimliler Derneği adına Ali Haydar Benli gerçekleştirdi.
“DERSİM BİR TÜR LABORATUVAR OLARAK GÖRÜLDÜ”
Panelistlerden yazar Ergin Doğru, konuşmasında Dersim Tertelesi’nin henüz yüzleşilmemiş bir süreç olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Dersim kırımı bilinçli bir tercihtir. Tekçi resmi ideolojinin kendi kurumsallaşması önünde ‘çıbanbaşı’ olarak gördüğü Dersim, Kürt-Rea Haq kimliği nedeniyle hedef alınmıştır. Fiziki katliamın ardından Dersim, yeni Kemalist kişilik yetiştirme laboratuvarı olarak görülmüş; YİBO’lar ve Sıdıka Avarlar aracılığıyla asimilasyonist politikalar ve ‘Beyaz Katliam’ devreye sokulmuştur.”
Doğru, mücadelenin önce bireyin kendisinden başlaması gerektiğini belirterek, “Egemen anlayıştan kurtulmadan ve Dersim kişiliğini var etmeden başaramayız. Demokratik ulus perspektifiyle örgütlenmeliyiz,” dedi.
“SALDIRILAR PLANLI VE SİSTEMATİKTİ”
Diğer panelist araştırmacı-yazar Erdal Yıldırım ise Dersim’deki kırımın Osmanlı’dan bu yana süregelen bir zihniyetin devamı olduğuna dikkat çekti. Yıldırım, uluslaşma sürecini tamamlayamayan egemenlerin farklılıkları yok ederek “tek din, tek dil, tek ırk” anlayışını hakim kılmak istediğini söyledi:
“Dersim Tertelesi uydurma gerekçelerle, tamamen planlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Dönemin raporları bunu açıkça kanıtlıyor. Koçgiri katliamı doğru anlaşılsaydı; Şeyh Said, Zilan ve Ağrı yaşanmazdı. Bugün bu kıyımlara karşı çıkmak için toplumun tüm demokratik güçleri birlikte hareket etmelidir.”
Soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde sona eren panele; DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, çok sayıda kurum temsilcisi ve vatandaş katılım sağladı. Katılımcılar, Dersim hafızasını diri tutma ve adalet arayışını sürdürme kararlılığını vurguladı.
PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve divan seçimiyle başlayan kongrede, Dersim’in güncel sorunları, birlik ve dayanışma başlıkları ele alındı. Yapılan seçimlerde DAM Başkanlığı’na Hüseyin Deniz seçildi.
Kongre, saygı duruşunun ardından divan seçimiyle başladı. Divan kuruluna Hüseyin Ayrılmaz, Songül Aldoğan ve Gülseven Deniz seçildi.
Çok sayıda konuğun katıldığı kongrede, Dersim’e ilişkin yürütülen çalışmalar değerlendirildi; Dersimlilerin ortak mücadele hattının güçlendirilmesi, toplumsal hafızanın korunması ve Avrupa diasporası ile Dersim arasındaki bağların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Kongreye DEM Parti İl Eş Başkanı Çağdaş Çınar ile HDK İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz de katıldı. Konuşmalarda barış ve demokratik toplum sürecine dikkat çekilerek, sivil toplumun bu süreçteki sorumluluğuna vurgu yapıldı.
Kongrede ayrıca DEDEF, Munzur Çevre Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul yönetimi, DEM Parti Kağıthane ve Avcılar ilçe eş başkanları, 78’liler Hareketi temsilcisi Celalettin Can ile Mazgirtliler Derneği yöneticileri söz alarak görüş ve değerlendirmelerini paylaştı.
Dersim İnşa Kongresi, akademisyen Dilşa Deniz ve şair Hıdır Işık da kongreye gönderdikleri mesajlarla DAM’ın çalışmalarını selamladı.
YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ
Yapılan konuşmaların ardından yönetim seçimlerine geçildi. Seçimler sonucunda DAM Başkanlığı’na Hüseyin Deniz seçildi. Yönetim kuruluna ise Sabri Aslan, Ali Aldoğan, Müjgan Halis, Orhan Budak, Semra Demir ve Alişan Önlü seçildi.
Kongre, DAM’ın Dersim’e ilişkin araştırma, hafıza ve toplumsal mücadele çalışmalarını sürdüreceği vurgusuyla sona erdi.
PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) ve Pertekliler Derneği tarafından “Ervah-ı ezelden günümüze kızılbaşlık ve deyişler” etkinliği yapıldı.
Katılımın yüksek olduğu etkinliğin kolaylaştırıcılığını Hüseyin Tuluk’un yaptığı etkinlikliğe araştırmacı-yazar Hüseyin Deniz konuşmacı olarak katılırken, sanatçı Gökmen Görer deyişler okudu.
Eetkinliğe katılan ve yakın zamanda cezaevinde çıkan şair Nesimi Aday kısa bir teşekkür konuşması yaparak, cezaevlerinin boşalması dileğinde bulundu.
Yazar Hüseyin Deniz, konuşmasında, Alevilkteki kavramların tarihsel süreç içerisindeki akışını aktardı. Deniz konuşmasında pir-dede kavramlarının tarihsel süreç içerisindeki gelişmeleri ifade ederek, “Mürşit kavramının dilimize yerleştiği şekilde doğru oladığına inanıyorum. Rea Haq inancında piri piran kavramının karşılığına denk geliyor” dedi.
Hüseyin Deniz, konuşmasının devamında yazdığı kitaptaki kavramlardan yola çıkarak Alevilikteki değişimleri anlattı.
Etkinlik, sanatçı Gökmen Görer’in okuduğu deyiş ve nefeslerle sona erdi.
PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi Yöneticisi Tayfun Topuz, Munzur Gözeleri’nde yapılan mescide tepki gösterdi. Topuz, mesciti “asimilasyon politikası” olarak yorumladı.
Alevi toplumu için kutsal ziyaret mekânlarından sayılan Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, turizm gerekçesiyle adeta talan ediliyor. Bölgede inşa edilen yapılar içerisine bir de mescit eklenmesi, bardağı taşıran son damla oldu.
“MESCİDİ KABUL ETMİYORUZ”
Konuya dair tepkisini dile getiren kurumlara Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) de dahil oldu. DAM yöneticisi Tayfun Topuz, söz konusu yapının önüne giderek tepkisini dile getirdi. Topuz, “İnancımıza sahip çıkacağız” diyerek şunları söyledi:
“Yakın bir zamanda Alevi toplumunun kutsal mekanlarından biri olan Çemê Mizur (Munzur Gözeleri) üzerinde yapılan bir mescit var. Bu mescit maalesef inceltilmiş siyasetle yapılan asimilasyoncu politikalarının sonucudur. Yüz yıllardır inancımız üzerinde uygulanan bu asimilasyon politikaları kınıyoruz. Bu da onların bir devamıdır. Bizlerin bütün inançlara saygımız var. Dersim merkez ve ilçelerinde birçok cami var. Buradaki Sünni arkadaşlar, memurlar inançlarını bu camilerde yerine getiriyorlar. Ama Aleviler için kutsal sayılan bu mekana dikilen mescidi kabul etmiyoruz. Reya Hakk inancı evlatları olarak bu mescidi protesto ediyoruz. Bütün kurumlar ve Dersim halkı olarak bunun karşısındayız. Bütün herkesi duyarlılığa ve tepki göstermeye davet ediyoruz. Yolumuza, inancımıza sahip çıkacağız.”
PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Şair Fadıl Öztürk’ü andı. Anma programında, Öztürk’ün edebi eserlerine dair konuşmaların yanı sıra devrimci mücadelesine de ışık tutuldu.
1 Mayıs’ta Hakk’a yürüyen Şair ve Yazar Fadıl Öztürk için Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde anma düzenlendi.
Anmaya, Ayazağa Cemevi yöneticileri, DEM Parti Kağıthane ve Şişli İlçe yöneticileri, SODAP, Doğu ve Güneydoğu Dernekler Federasyonu yöneticileri ile şair ve yazar dostları katıldı.
“KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMALIYIZ”
DAM Yöneticisi Selman Yeşilgöz, Şair Öztürk’ün şiir ve edebiyatının derinliğine işaret etti. Yeşilgöz, Fadıl Öztürk’ün kaleme aldığı bir öyküyü de katılımcılarla paylaştı.
DAM yöneticisi Ali Rıza Demir de Fadıl Öztürk’ü anarak “Farklı çalışmalarla kültürümüzü koruma gibi bir amacımız var. Geldiğimiz aşamada inancımız da ciddi bir asimilasyon ile karşı karşıya. Dilimiz ise neredeyse tükenmiş durumda. Coğrafyamız da talan edilmekte. Bu nedenle hepimize görev düşmekte. Sümerlere dek giden bir direniş geleneğimiz de var. Bu nedenlerle kültürümüzü yaşatmalıyız. Hepinizin desteğine ihtiyacımız var” diye konuştu.
Anmada, Fadıl Öztürk’ün yaşamından kesitler ile şiirlerinin yer aldığı sinevizyon gösterimi de yapıldı.
Anmanın devamında Şair Özgün Enver Bulut, Fadıl Öztürk’ün yazdığı şiirleri seslendirdi, Şair Nusret Gürgöz ise Öztürk ile anılarını paylaştı.
DAM kurucularından Ergin Doğru da anmada konuşma yapanlar arasındaydı. Fadıl Öztürk’ün, Dersim için önemli bir değer olduğunu ifade eden Doğru “Fadıl Öztürk iyi bir devrimciydi, bizdeki o dinamizmi de tetikleyen önemli bir unsurdu. Cezaevi çıkış sürecinde safını demokratik Kürt hareketinin yanında yer alarak gösterdi. Yurtsever hareketinin çıkardığı bütün yayın organlarında yer aldı. Sözün ustalığı gibi siyaseti de farklı yapıyordu. Kurduğu her cümlenin bir felsefi altyapısı vardı. Her kurduğu cümlenin bir derinliği vardı. Vefalı bir dosttu. Zindan sürecinde beni hiç yanlız bırakmadı. Daima mektup yazdı. Onun sözünü, şiirini ve devrimci yanını da yaşatmalıyız” diye konuştu.
PİRHA- İdam edilişlerinin 87. yılında Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşları İstanbul Kadıköy’de yapılan basın açıklaması ile anıldı. Açıklamada, Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması talep edildi.
Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyid Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarını Kadıköy Rıhtım’da andı. Anmaya Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDK Eşsözcüsü Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Ortak basın açıklamasını DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir okudu.
“TÜM İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENMİŞTİR”
Bilir, devlet iradesinin 1937’den başlayarak Dersim’in kimliğini yok etmeye ve bunu başarabilmek için de yerel önderliklerin imhasına yöneldiğini belirterek, “Dersim’de gerçekleştirilen Tertele’nin başlıca sorumlusu, farklı olma hakkını düşman olarak kodlayıp yok eden ırkçı ideolojidir. Onun günümüzdeki devamı ise, aynı uygulamayı 87 yıl sonra bile sürdüren mevcut siyasal iktidardır. 1937/ 1938, Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir. 15 Kasım 1937 tarihinde Dersim’in önde gelenleri, Seyitleri idam edildi. İdam edilenlerin mezar yerleri belli değil. Dersim 87 yıldır, yaralarını sarmaya, inkar edilmişliğini aşmaya, eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve tabii atalarının mezar yerlerini bulmaya çalışıyor” dedi.
“BİR ÇİFT SÖZÜMÜZ DE KATLİAMCI ZİHNİYETİN BUGÜNKÜ TEMSİLCİLERİNEDİR!”
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı “Cumhuriyet devleti Şeyh Saitlere, Seyit Rızalara ne yaptıysa aynı muameleyi göreceksiniz. Herkes emin olsun, yapılması gereken şey ne ise o yapılacaktır. Gereği yerine getirecek olanlar da işte tam buradalar, karşımdalar, yanımdalar ve milyonlarcası da arkamızdadır” sözlerine tepki gösteren Bilir, şunları söyledi:
“Dervişoğlu açıkça katliamların yeniden hayata geçirilmesine dair cümleler sarf etmiştir. Dervişoğlu ve aynı katliamcı düşünceye sahip olanlar şunu iyi bilmeli ki, onca kırıma, katliama ve sürekli asimilasyon politikalarına maruz kalmasına rağmen Alevilikte, Kürtlükte bu coğrafyanın kadim kültürel gerçeklikleri olmaya devam etmektedir. Bu gerçekliği kimsenin söküp atmaya gücü yetmedi, yetmeyecek de! Müsavat Dervişoğlu’nun bu açıklamalarını ve benzer söylem ve politikaları kınıyor ve asla görmezden gelebileceğiniz bir yerde durmadığını dile getiriyoruz. Yalan ve hilelere karşı Seyid Rıza’nın diz çökmeyen duruşu bizler için onurlu bir mirastır. Pirlerimiz, İnsanı Kamillerimiz diz çökmedi, torunları da diz çökmeyecek! Bu da böyle biline..”
Bilir, açıklamanın devamında şu talepleri sıraladı:
“*Arşivler Açılsın, “Dersim” ismi iade edilsin.
*Dersim halkından özür dilensin.
*Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
*Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
*Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
*Munzur’daki Baraj ve maden projeleri iptal edilsin.
*Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın.”
“KATLİAMLARA DOYMADILAR!”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“87 yıl önce Dersim’de yapılan katliam makbul vatandaş yaratma sürecinin evrelerinden birisiydi. Türkiye Cumhuriyeti Türk ve Sünniliğin esas alındığı bir makbul vatandaş yaratmaya çalıştı ve bunun dışında kalan bütün kimliklere yönelik asimilasyon inkâr ve imha süreçleri işletti.
Dersim hem inancıyla hem kimliğiyle hem de ulus bilinciyle makbul vatandaş tanımı dışında kaldı, o nedenle de Dersim’de 1935 Tunceli kanunuyla bir katliam süreci başlatıldı. Seyit Rıza’yı ve arkadaşlarını katledenler katliamlara doymadılar ve 1938 de de katliamlarını sürdürdüler.
Bugün bizler onların temsilcileri, evlatları, torunları olarak onun yolunu yürüyerek mücadele edeceğiz. Bir yüzyıl katliam, inkar, imha ile geçti ve biz HDK olarak ve bu topraklarda yaşayan bütün kimlikler olarak önümüzdeki yüzyılın demokratik bir cumhuriyete everilmesi için mücadele edeceğiz. 87. Yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla anıyorum.”
“SEYİT RIZA’NIN ARDILLARI OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da şunları ifade etti:
“Seyit Rıza’nın ardılları olarak buradayız. Ardıllarıyız. Biz o coğrafyanın o inancın Kürt kimliğinin yaşatılması için buradayız. Kadın özgürlükçü inancı yaşatmak zorundayız. Dersim’de yapılan asimilasyonun özü orayı insansızlaştırmaktır. Seyit Rıza’nın ardılları olarak var olmaya devam edeceğiz. Bizden hala özür dilemesini bilmeyenler sizler de diz çökmesini barışmasını bilin ortak yaşamı birlikte kuralım.”
Açıklamaların ardından ağıtlar okundu, denize karanfiller bırakıldı ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA-Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten DAM Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, “Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir” dedi.
Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinin 87. Yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DERSİM KATLİAMI, BU HALKIN KÜLTÜRÜNE VE İNANCINA KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN BİR SÜRECİN SONUCUDUR”
Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten Selman Yeşilgöz, “Sonuç öncesi devletin yaptıkları vardır ve bunlar da bilhassa Seyit Rızaların idamlarının iddianamesini hazırlayan Sahan Ademoğlu’nun vurguladığı bu dava genç Tunceli’nin Dersim’e açtığı davadır diyor. Şimdi de onların ardılları olan İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu Cumhuriyet tarihinde Şeyh Sait ve Seyit Rızalara ne yaptıysak bugünde onu yapmaktan geri kalmayacağız diyor. Söylenen söz sıradan bir laf değil ve katliamcı zihniyetin devam ettiğini gösteriyor bizlere” dedi.
Seyit Rızaların idamının başlı başına bir idam olayı olmadığına vurgu yapan Yeşilgöz, “Çünkü Seyit Rıza ve yol arkadaşları bir dava için yola çıktılar. Dersim tarihi, kültürü, inancı için yola çıktılar. Geçmişten bu yana Dersimliler yaşadıkları topraklara Kırmanciye Beleke diyorlardı. Kırmanciye Beleke farklılıkların, çeşitliliklerin olduğu topraklardır. Kendi dili, inancı ve kültürünün yok sayılmasına karşı o gün gösterilen bir reaksiyondur. Bazı kesimler isyan vardı diyor ancak Dersim’de o dönem isyan yoktu, katliama karşı bir duruş vardı. Devletin kayıtlarında 13 bin 500 kişinin öldürüldüğü söylenirken sözlü tarihte ise 50 ile 70 bin kişi arasından insanın öldürüldüğü söyleniyor” diye konuştu.
“DEVLETİN GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”
Devletin bu acının unutulmasını istiyorsa geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğinin altını çizen Yeşilgöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak devleti yönetenlerin zihniyetleri şimdiye kadar hiç değişmedi. Biz her yıl 15 Kasım ve 4 Mayıs’ta anmalar yaparak görevimizi yaptık diye geri çekilip oturmak davaya aynı şekilde sahiplenmediğimiz anlamına gelir. Çünkü Seyit Rızalar bu dava uğruna bedel ödediler. Bugünün kuşağı açısından da bunu sahiplenmenin yolu o değerlere sahip çıkmayla gerçekleşebilir. Kendisine Dersim’in aydınıyım, yazarıyım diyen bazı şahıslar o dönemin kişilikleri üzerinden bu mücadeleyi hiçleştirmeye çalışıyorlar. Onların yaptığında İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun nezdinde zuhur eden anlayışın bir başka versiyonudur. Çünkü kişiliklerle başlatılan bir karalama sonuçta o günkü o davanın da yok sayılmasına kadar da götürebilecek bir anlayıştır.
Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir. Yüzleşmek için bizim taleplerimiz idam edilen seyitlerimizin mezar yerlerinin açıklanması ve onları uğruna mücadele ettikleri bu topraklara en azından cenazelerini getirebilmemizin yolu açılmalıdır. O gün evlatlık verilen çocuklarımızın nerelere verildiği açıklanmalıdır. Dilimize kültürümüze ve inancımıza yönelik sürdürülen asimilasyon ve tahammülsüzlük politikasına son verilmeli. Taleplerimizin yerine getirilmesi ve bir bütün olarak da bu halktan özür dilenmelidir.”
PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi, ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na tepki gösterdi. Yapılan açıklamada “Önce bu halkın kimliğini tanıyın ve akabinde bu alavere dalavere oyunlarına son verin ki Aleviliğin hakikat sofrasında bir yeriniz olsun” denildi.
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi tarafından 16-17 Ekim’de yapılacak sempozyuma ilişkin açıklama yaptı.
DAM’ın yazılı yaptığı açıklamada, söz konusu girişimin bir tür asimilasyon politikası olduğunun altı çizildi.
“DERSİM’E DAİR TÜRKLEŞTİRME PROJELERİ”
DAM’ın açıklamasında, 16-17 Ekim’de yapılacak sempozyumun “yıllardır uygulanan asimilasyon politikasının tekrarı niteliğinde” olduğuna vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“1938 Katliamı ile on binlerce insanı katledilen Dersim, aynı acımasızlıkla Cumhuriyet’in kuruluşundan beri asimilasyon ve inkâr politikasından kurtulamıyor. Bu nedenle yok etmekle susturulamayan bölge insanına yönelik birçok politika belli aralıklarla devreye konuluyor. ‘Türkleştirme’ projeleri, dün olduğu gibi bugün de bunların başında geliyor. Dolayısıyla Dersimlilerin Türk olduklarına yönelik olmadık yöntemler, resmi tarih tezi dayanağı üzerinden sürekli devreye konuluyor.
Buna göre vaktiyle Hozat’ta bir dağa çizilen koç figürüyle Dersimlileri Türk göstermeye yeltenenler, şimdi de aynı politika ve simgeler ile benzer bir niyete soyunmuş durumdalar. Akıllara zarar teorilerle koç başlarından Dersimlilerin tarihini çıkarmaya çalışanlar, şimdilerde bu sembolü sempozyumun simgesi haline getirmeye çalışıyor.
Bu yıl Tunceli Valisinin Pertek girişindeki dağa yazdırdığı ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’ yazısının ikinci ayağı olarak 16-17 Ekim 2024 tarihinde bir sempozyum düzenlenecek.
Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Munzur Üniversitesi’nin ortaklığıyla yapılan bu sempozyum, tam da yıllardır uygulanan asimilasyon politikasının bir tekrarı niteliğindedir.
Bu durumun yanı sıra sempozyumda Dersimli bazı akademisyen ve araştırmacılara yer verilmesi, tamamen yabancısı olmadığımız iktidarların bilindik politikalarının bir versiyonudur.
Diğer yanıyla AKP’nin Alevileri asimile amacıyla kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını yapan Turancı Ali Rıza Özdemir’in sempozyumdaki varlığı da Dersimlilerin dikkatinden kaçmamalıdır.
Sempozyumu organize edenlere ve katılımcılara son sözümüz şudur:
Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yoktur. Zira samimiyet, o halkı tanımaktan ve kültürüne saygı duymaktan geçer. Bir halk, dilinden ve inancından dolayı bu topraklarda ötekiyse, samimiyet öncelikle muhataplarının kendi gerçekliğiyle yüzleşmesidir. Tekrarın tekrarı, Dersim halkında bir karşılık bulmaz. Sonuç olarak önerimiz, önce bu halkın kimliğini tanıyın ve akabinde bu alavere dalavere oyunlarına son verin ki Aleviliğin hakikat sofrasında bir yeriniz olsun.”
PİRHA-Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul Kadıköy’de anma etkinliği düzenlendi. Anmada konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Alevilerin inançları, yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri, bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor” dedi.
Dersim Katliamı’nın 86. yılında hayatını kaybedenler İstanbul Kadıköy’de anıldı. Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) ortaklaşa düzenlediği anma etkinliğine Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ile İstanbul Milletvekili adayları Turgut Öker, Cemil Güngören, Hasan Cemal‘in yanı sıra Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Munzur Çevre Derneği (MÇD) de katıldı.
“DERSİMLİLERİN KARA GÜNÜ”
Kurumlar adına ortak basın açıklamasını DEDEF’ten Sebahat Babayiğit okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:
“Xo vira meke! Unutma! 4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nde hayatını kaybeden kendilerine bir kefen ve mezar yeri nasip olmayan on binlerce canımızı anma günüdür, Dersimlilerin kara günüdür.
Bildiğiniz üzere, Türkiye cumhuriyeti bakanlar kurulu 4 Mayıs’ta çıkardığı kanunun neticesinde 1937-1938 yıllarında Dersim’de tedip ve tenkil harekatı yapılmış, çoluk-çocuk, genç, yaşlı on binlerce masum sivil katledilmiş, yine on binlercesi ailelerinden koparılarak Anadolu’nun değişik illerine sürgün edilmiştir. Ayrıca, binlercesi de hapishanelerde, dağlarda ve mağaralarda ölüme terk edilmiş, küçük kızlar zorla alı konulmuş, inanç ve gelenekler yasaklanarak Dersim coğrafyası tarumar edilmiştir. Bu acıların üzerinden tam 86. yıl geçmiştir. Tüm bu yaşananlardan dolayı biz Dersim Halkı olarak 4 Mayıs’ları Tertele Dersim günü olarak anmaktayız.
1937-38 Dersim Tertelesi Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti, Dersim toplumunu sürekli bir biçimde bünyesi içinde yabancı bir varlık olarak görmüş Dersim’in kendine özgü yaşam tarzını, siyasi, sosyal ve kültürel kimliğini ortadan kaldırmak istemiş ve nihayetinde Tunceli tenkil harekatı ile bunu fiilen gerçekleştirmiştir.
“YALAN VE HİLEYLE ÖRTBAS EDİLMEK İSTENDİ”
”Dersim 37-38” resmi tarihin yazdığı ”birlik-beraberliğimizi nasıl kurduk” hikayesinin en kanlı sayfasıdır. Ve şimdi bu sayfada unutulmayan, unutturulamayan acı, bütün zamanların baskılarına, yasaklarına galebe çalmış bir gerçek olarak kendisini bize hatırlatıyor. Gerçek bir ”birlik ve beraberlik”, Dersim 37/38 acısı ile yüzleşmeden, bu yarayı onarmadan mümkün değildir.
Bu nedenle Dersim 37/38 sadece Dersimlilerin değil, ülkemizde ve dünyada yaşayan herkesin meselesi ve derdi olmalıdır. Bu sebeple Dersim’de devlet eliyle yaşatılan bu tertele, bugüne kadar yine yalan ve hileyle üstü örtbas edilmek istendi. Bu yalan perdesini yırtıp atmak Türkiye halklarının ortak çabasıyla ancak mümkündür.
Devletin olanaklarını elinde bulunduran bugünkü siyasilerin ”ileri demokrasi” adına yapacağı en büyük iyilik Dersim dosyasını siyasi malzeme olarak tutmadan tarihimizin en önemli kara kutusu olan dosyasının açılmasını sağlamasıdır. Bir kez daha sesleniyoruz, dünya devletleri ve insanlık ailesi de Dersimlilerin bu çığlığına kulak vermelidir. Dersim Tertelesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devleti evvela hiçbir günahı ve suçu olmadığı halde buna maruz kalan Dersimlilerden, sonra Türkiye toplumundan ve insanlık ailesinden resmi olarak özür dilemelidir.
“HİÇBİR ŞEYİ UNUTMADIK”
Dünyada pek çok örneği vardır; bu sebeple kurumsal olarak TBMM geçmişte yaptığı bu büyük hatayı bir kanunla düzeltmeli ve çıkarılacak bu yeni kanunla aşağıdaki taleplerimizi yerine getirmelidir:
Biz Dersimliler, hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın. Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listeleri açıklasın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin!”
“ALEVİLERİN İNANÇLARI HAK VE HAKİKATE TEKABÜL EDİYOR”
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ise Zazaca olarak başladığı konuşmasının devamında “Alevilerin inançları, Alevilerin yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor. Sizin mücadeleniz bugün bütün Türkiye toplumu tarafından sahipleniyor. Dersim’in hakkı ve hakikati yerini buluncaya kadar da bu devam edecek” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Dersim Katliamı’nın 86. yılında İstanbul Kadıköy ve Gazi Mahallesi’nde 4 Mayıs’ta saat: 19.37/38’de anma etkinlikleri düzenlenecek. Dersim dernekleri, tüm Dersimlileri ve Dersimlilerin dostlarını anmaya davet etti.
Dersim Katliamı’nın 86. yılında Türkiye ve dünyanın birçok yerinde anma programları düzenlenecek. İstanbul’daki anma etkinlikleri ise Kadıköy ve Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilecek.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) 4 Mayıs 2023 günü Kadıköy’e çağrı yaparken, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Gazi Cemevi önünde anma programı yapacağını duyurdu.
“KOCA BİR NESİL ANASIZ-BABASIZ BIRAKILDI”
DEDEF, ADEF ve DAM tarafından yapılan çağrı şöyle:
“Tunceli tenkil harekatı’ adıyla bilinen Dersim halkına yönelik soykırım, imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında alınmıştır. Aynı gün Dersim toprakları bombalanarak; yüzlerce, kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk demeden halktan binlerce insan öldürülmüştür.
Askeri operasyon yaklaşık iki yıl sürmüş ve bu operasyonlarda on binlerce Dersimli katledilmiş, bir o kadarı da bilinmedik yerlere sürgün edilmiş, aileler parçalanarak, tek tek köylere, ilçe ve vilayetlere dağıtılmıştır. Zorla sürgün edilmişlerdir.
Dersim 38 Katliamı ile koca bir nesil anasız-babasız bırakıldı. Çok sayıda Dersimli yakın akrabasını tanıma olanağından mahrum edildiler. Çoğumuz dede, nene, hala, kardeş, amca, dayı, duygusundan yoksun büyüdüler.
Bir insanın annesiz, babasız, yakın akrabasız yaşamasının ne demek olduğunu belki de Dersimliler kadar kimse bilemez. Bu duyguyu ancak benzeri soykırımlara uğramış topluluklar bilir ve anlarlar.
Bu yaraların bir nebze iyileştirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması için 4 Mayıs’ın (Roza Şae/ Kara Gün) Dersim 38 Tertelesi’nin anma günü olarak kabulu gerekmektedir.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersimde katledilen on binlerce masum insanı anmak ve başka 4 Mayısların yaşanmaması için 4 Mayıs 2023 (Saat: 19.37/38 ) Kadıköy Rıhtımda Buluşuyoruz. Anmaya (Roza Şae / Kara Gün ) tüm Dersimli ve Dersim Dostlarını bekliyoruz.”
PİRHA- Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim Katliamı’nın 85. yıl dönümünde hayatını kaybedenleri İstanbul Kadıköy’de andı.
Kadıköy Rıhtım’daki anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Halk Cephesi, Munzur Çevre Derneği temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı. Anma programı katliamda yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşu ile başladı.
Basın açıklamasını DEDEF’ten Hasan Şen okudu.
Açıklamada, “4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu bir bölgenin, bir halkın planlı ve sistemli olarak yok edilmesine karar vermişti. Biz Dersimlilerin Roca Şaâ – Kara Gün dediği o günden sonra halkımıza karşı kitlesel kırım yapıldı. Bu nedenle; Dersim Tertelesi’nin 85. yıldönümünde katliamda hayatlarını kaybedenleri saygı ve hürmetle anarken, katliamcı uygulamaları nefretle kınadığımızı ifade etmek istiyoruz” denildi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“4 Mayıs1 937 Bakanlar Kurulu kararıyla, Dersim’de köyler boşaltıldı, evler yakıldı; halkımız, dünyada eşi, benzeri görülmemiş bir katliama tabi tutuldu. Bu kırımda; canlarını kurtarmak için mağaralara sığınan kadın ve çocuklar, zehirli gazlarla öldürüldüler. Masum çocuklar; bilhassa da kız çocukları ailelerinden zorla alınarak, başta subaylar olmak üzere askeri personele savaş ganimeti olarak verildi. Bu uygulamalarla, sadece Dersim’e karş değil, tüm insanlığa karşı suç işlendi. Bu yönüyle Dersim’de bir insanlık suçu işlenmiştir. Bugün başta bizlere, bütün insanlığa karşı işlenmiş bu suçun teşhir edilmesi, insanllk huzurunda lanetlenmesini sağlamak sorumluluğu düşmektedir. Dersim’de gerçekleştirilen katliamın başlıca sorumlusu, farklı olma hakkını ‘düşman’ olarak kodlayıp yok eden tekçi, ırkçı ideolojidir. Bu tekçi uygulamayı savunan hükümetler 85 yıl boyunca aynı yaklaşımı göstermiş ve göstermektedirler. Müesses nizamın günümüzdeki devamı ise, benzer uygulamaları sürdüren mevcut siyasal iktidardır. Günümüzün siyasal iktidarı da o günlerden aldığı mirasla barajlar, HES’Ier, madenler, ormanların yakılması, arazi tahsisi ve inanç yerlerinin tahribatı ile bu siyaseti sürdürmekte; bu yönüyle de Tertele devam etmektedir.
1937/1938, Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir. 15 Kasım 1937 tarihinde başta Seyid Rıza olmak üzere Dersim’in önde gelenleri idam edildi. İdam edilenlerin mezar yerleri aradan 85 yıl geçmesine karşın halen açıklanmamıştır.
Dersim 85 yıldır, yaralarını sarmaya, inkâr edilmişliğini aşmaya, eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve atalarının mezar yerlerini bulmaya çalışıyor. Dersim toplumu ve Dersim kurumları olarak sonuç alıncaya kadar hak ve hakikat yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Devletin tüm kurumlarıyla bir soykırım olan Dersim Tertelesi’yle yüzleşmesini talep ediyoruz. Bu yüzleşme aynı zamanda yeni kırım ve katliamların yaşanmasının yolunu da kapatacaktır.
Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde, ilerde benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz. Dersim Katliamında yaşamını yitirenleri hürmetle anarken, 4 Mayıs gününün”1937-38 Dersim Tertelesi Günü” olarak resmen kabul edilmesini öncelikle talep ediyoruz.”
Açıklamada şu talepler de sıralandı:
Dersim Katliamı öncesi ve sonrasına dair arşivler açılsın.
Tertele’de ne kadar insanımızın katledildiği açıklansın.
Dersim ismi iade edilsin.
Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
Başta Seyid Rıza ve yol arkadaşları olmak üzere, idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın.
Dersim halkından resmen ve etkili bir şekilde özür dilensin.
Dersimde ekolojik tahribata yol açacak projeler derhal iptal edilsin.
HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü de yaptığı konuşmada, “Tertele’de hayatlarını kaybeden tüm canları sevgiyle selamlıyorum. 85 yıldır bir hakikat mücadelesi veriliyor. 85 yıldır soykırımın tanınması mücadelesi veriliyor. Katliamı gerçekleştirenler soykırımın devamını sağlamaktadır. Sadece Alevi halkına değil Kürt halkına yönelik de bir katliamdır. İttihak ve Terakki anlayışı hala sürüyor. Barış, demokrasi ve inanç özgürlüğünün hayat bulduğu güne kadar mücadelemiz devam edecek. Katliamı gerçekleştirenler bir gün bunun hesabını verecektir. Yaşananlar ile yüzleşilmesi gerekiyor” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise, “Türkiye tarihi artık her güne bir katliamın denk düştüğü bir tarih oldu. Nasıl vahşice bir katliam yapıldığını biliyoruz. Niye yaşandığını da biliyoruz. Asimilasyoncu, sömürgeci, tekçi anlayışın yaşattıkları devam ediyor. İnkarcı politika hep sürüyor. Bize düşen bu anlayışa karşı mücadele etmek olmalı. Katliamlara hep birlikte ‘hayır’ demeliyiz. Yüzleşilmesi, sorumluların ortaya çıkarılması gerekiyor. Hesap vermelidirler ki bir daha böyle bir katliam yaşanmasın. Resmî bir özür gerekiyor. Tunceli isminin Dersim olması gerekiyor. Asıl emri verenlerin açığa çıkarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Açıklamaların ardından sanatçılar Kırmançki “Daye Daye” ağıdını söylediler.
PİRHA-Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim Katliamı’nın 85. yıl dönümünde hayatını kaybedenleri İstanbul Kadıköy’de anacak.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), “Hiçbir şeyi unutmadık. Hiçbir şeyi affetmedik” başlığıyla yaptıkları duyuru ile Dersim Tertelesi’nin 85. yıl dönümünde İstanbul Kadıköy’de bir araya geleceklerini kaydetti.
Üç kurum 4 Mayıs 2022 Çarşamba günü saat 19.37’de Kadıköy Rıhtım alanında buluşarak, katliamda hayatını kaybedenleri anacak.
Çağrı metni şu şekilde:
“DERSİMLİLER VE DOSTLARI OLARAK KADIKÖY’DE BULUŞUYORUZ”
“4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan T.C. Bakanlar Kurulu bir bölgenin, bir halkın planlı ve sistemli olarak yok edilmesine karar vermişti. Biz Dersimlilerin Roca Şaê – Kara Gün dediği o günden sonra halkımıza karşı kitlesel kırım yapıldı. 4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla, halkımıza karşı büyük bir insanlık suçu işlendi.
Bizler 4 Mayıs Dersim 38 Tertelesi gününde; soykırımda yitirdiğimiz canlarımızı anmak için bir araya geliyoruz. Bu amaç ile coğrafyamızda yaşanan katliamların bilinmesini, tarihimizin, kültürümüzün, dilimizin ve inancımızın yaşamasını ve yaşatılmasını görünür kılmak istiyoruz.
Ayrıca 4 Mayıs’ın Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmesini ve ölülerimize saygı gösterilmesini talep ediyoruz. Dersimde katledilen on binlerce masum insanı anmak ve başka 4 Mayısların yaşanmaması için 4 Mayıs 2022 Çarşamba günü, Saat 19.38’de, Dersimliler ve Dersim dostları olarak Kadıköy Rıhtım’da buluşuyoruz.
Anmaya katılamayan dostlarımızı da aynı saatte, evlerinde mum / çıra yakmaya, sosyal medyada açacağımız #dersimrocasae hashtagına destek vermeye davet ediyoruz.”
PİRHA- Araştırmacı-yazar Haydar Işık, Hakk’a yürüdü. Işık’ın Hakk’a yürümesine dair açıklama yayınlayan Dersim İnşa Kongresi , “Baskıya, zulme ve sömürüye karşı özgürlük mücadelesi veren tüm mazlum halkların ve toplumsal kesimlerin acısıdır. Çünkü o, acıyı ayırmadan, kim olduklarına bakmadan ayrımsız tüm mazlumlardan yana taraf oldu” denildi.
Dersim İnşa Kongresi araştırmacı-yazar ve Dersim İnşa Kongresi’nin onursal başkanı Haydar Işık’ın Hakk’a yürümesine dair açıklama yayınladı.
Hayatını Dersim soykırımında adalet ve hakikate ulaşma mücadelesine adamış aydın, yazar, siyasi aktivist ve Dersim İnşa Kongresi Onursal Başkanı Haydar Işık’ın kaybının büyük ve üzüntülerinin de tarif edilemeyecek kadar ağır olduğunun belirtildiği açıklamada, “Öncelikle acılı ailesine başsağlığı diliyoruz. Acısı acımızdır, bir bütün Dersim ve Kürt halkının acısıdır. Baskıya, zulme ve sömürüye karşı özgürlük mücadelesi veren tüm mazlum halkların ve toplumsal kesimlerin acısıdır. Çünkü o, acıyı ayırmadan, kim olduklarına bakmadan ayrımsız tüm mazlumlardan yana taraf oldu” denildi.
Haydar Işık’ın katliam ve soykırımların görünür ve anlaşılır kılınması için yoğun bir mücadele içinde olduğunun vurgulandığı açıklamada şunlar dile getirildi:
“Özelde Dersim soykırımıyla yüzleşme sürecinin yaşanması, hakikatin kabul edilmesi ve yaraların sağaltılması için olanca enerjisiyle çaba gösterirken, diğer katliam ve soykırımlara da kayıtsız kalmadı. Kürt halkının özgürlüğü için mücadele yürüttü. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, Haydar Işık yoldaşımız, mazlum ve mağdurun hak ve hakikat arayışının cisimleştiği bir şahsiyet olarak öne çıktı. Her zaman çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir toplumsal yaşamı savundu. İdeallerini gerçekleştirmek için bir an olsun mücadeleden geri adım atmadı.
Haydar Işık yoldaşımız, Dersim özelinde soykırım hakikatinin ters yüz edilerek, resmi anlatıya uygun yeni bir hakikat üretilmesine karşı kesintisiz mücadele etti. Bu bağlamda kültürel soykırım politikalarıyla kesintisiz sürdürülen hafızasızlaştırma ve kültürel dokuyu başkalaştırma faaliyetlerine karşı edebiyatla karşı koydu : Romanlar yazdı, makaleler ve kitaplar yayınladı.
Dersim İnşa Cemiyeti Başkanı kimliğiyle Avrupa Parlamentosu ve Uluslararası Kurumlar nezdinde konferanslar düzenlenmesine öncülük etti, soykırım davasının Birleşmiş Milletler bünyesinde ele alınması için girişimler başlattı. Dersim soykırımını Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdı”
Haydar Işık’ın, ilerleyen yaşına, geçirdiği ağır sağlık sorunlarına rağmen ana toprağından ve Dersim kentinin toplumsallığından hiç kopmadığının altının çizildiği açıklamanın devamında,
“Soykırımlar yaşamış ve halen soykırım tehlikesi içinde olan bir toplumun sağlam bir tarih bilincine sahip olması için mücadele etti. Onuru hiç bir zaman yere düşürmeyen bir hayatı yaşadı. Ana topraklarına bağlığını sürdüren hakkı verilmiş bir yaşamın sahibi oldu. Dersim İnşa Kongresi olarak, Haydar Işık’ın mücadelesini sürdüreceğimizin ve ideallerini gerçekleştireceğimizin sözünü veriyoruz” ifadelerine yer verildi.
PİRHA-Dersim’de süren orman yangınlarına yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor. DAD, FEDA, DİK ve DAM bugün saat 20:00’de aynı anda Twitter’da #DersimOrmanlarıYanıyor ve #urzehardedewreşevatina hashtagi ile paylaşım yapacağını duyurdu.
Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Amutka, Koçeri ve Dereköy mevkiinde 9 Mayıs günü başlatılan askeri operasyonun ardından bölgede ormanlık alanda çıkan yangın sürüyor. Çıkan yangının söndürülmesi için herhangi bir müdahale olmazken, süren orman yangınına tepkiler de yükseliyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Orman yangınlarına dur demek için sosyal medyada #DersimOrmanlarıYanıyor ve #urzehardedewreşevatina hashtagi ile paylaşım yapacağını duyurarak herkesi yapılacak çalışmaya destek vermeye çağırdı. Çalışma bugün Türkiye saati ile akşam saat 20:00’ de aynı anda yapılacak.
DAD, FEDA, DİK VE DAM’dan yapılan ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“YANAN KÜLTÜRÜMÜZ, KUTSALIMIZ, VARLIĞIMIZDIR”
“Dersimli bir Ana, ‘Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım’ demişti soykırım için. Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve ateşe dökülünce canının yanacağına inanılır. İşte suyun bile canına hâk hatır gözeten bu Rêya Hakk coğrafyası tekrar kurduyla, kuşuyla yanıyor. Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Amutka, Koçeri ve Dereköy adlı köylerin bulunduğu mıntıkada yangın devam ediyor.
Ateş ateşliğinden utanır duruma gelmiştir. Adaletin, sağlığın, bilgeliğin terazisi olan ateşe karşı da suç işleniyor. İnancınıza göre toprak mülk değil Hakkın görünür olduğu yerdir. Cümle canlı toprakla ikrarlıdır, toprak yeniden doğuşun mekanıdır. Ana mezun ( Büyük Ana)’dur. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir. Ormanlarımız, doğamız, kutsal mekanlarımız Hakkın cemalidir. Mekânsız, kutsalsız kalmak köksüz kalmaktır. Yanan bizim kültürümüzdür, tarihimizdir, yaşam umurumuzdur, kutsalımızdır, varlığımızdır. Yanan, yakılan jiyarlarimizdir, nişangahlarımızdır, ziyaretlerimizdir.”
“SÖYLEYECEK SÖZÜN OLSUN”
Her yıl hemen hemen aynı zamanlarda ormanların yakılmasının tesadüf olmadığı belirtilen açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:
“Madem ormanlar milli servet ise bu güne kadar orman yangınlarının önlenmesi için neler yapıldı? Nasıl oluyor da söndürülemiyor bu yangın? Başta bütün Dersimliler, Dersim kurumları, ekolojistler, demokratik kamuoyuna sesleniyoruz; Coğrafyamız, yüreğimiz, tarihimiz, kutsallarımız yanıyor. Bulunduğun yerde durma haykır, ses ver. Söyleyecek sözün olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız mazlum çaresiz değildir.”
PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılına yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim, ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.
Açıklamada, Dersim’in, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet Türkiye’sine çözümlenmeyen bir sorun olarak kaldığı ifade edilerek, “Kürtlerin tüm hak, hukuk mücadeleleri ‘isyan’ olarak görülüp, şiddet ile bastırıldı ve Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı; 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.
Kurulacak yeni Cumhuriyet’in halklara bir yenilik ve tanınma hakkı vaat ettiğinin ama bunun yerine getirilmediğinin vurgulandığı açıklamada, “Kürdistan halkların temsilcileri bu umutla savaşa katılıp, yeni kurulan devletin kurucu kadroları arasında yer aldılar. Çünkü kurulmakta olan yeni devlet, Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacaktı. Fakat Lozan’dan sonra verilen sözler unutuldu. İtiraz edenlere de, ya sürgün ya da darağacı reva görüldü. Kürdistan halkı bu aldatılmışlığı kabul etmedi. Koçgiri’de dillendirilen statü edinme isteği başta Şeyh Said, Ağrı ve Zilan olmak üzere birçok yerde devam etti” ifadeleri yer aldı.
“TÜRKİYE’NİN YAŞANANLARLA YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”
Yapılan basın açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:
“Yakın tarihimize ‘’38 Katliamı’’ olarak geçen Dersim Tertelesi, yüzyıllar boyunca bağımsız yaşamış bir halkın; bu statüsünü koruma çabasından başka şey değildir. Ama bu insani talebe katliam ve sürgünle cevap verildi. 38’den bu yana devralınan inkarcı ve imhacı gelenek bugün de yeni politik versiyonları ile uygulanmaktadır. Aradan 84 yıl geçti ama inkâr ve asimilasyon tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Mevcut sistem dünün referansları üzerinden hala yol alıyor. Kürt halkının talepleri söz konusu olduğunda, Ankara partileri anında ‘ulusal’ zırha bürünüyorlar. Dilimize, inancımıza ve coğrafyamıza saygı gösterilmiyor hala. Halkımızın en temel yurttaşlık hakları dahi söz konusu olunca ‘devletin bekası’ gibi soyut bir kavram ile çıkılıyor karşımıza. Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız üzerindeki yasaklar hala devam etmektedir. Birlik içinde ve demokratik muhteva yoluyla taleplerimizi sıralamaktan geri durmayacağız. Devleti, topraklarımızda işlenen bu suçlarla yüzleştirme çabamızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin gerçek bir barış ve özgürlük yurdu olması için bütün yaşananlarla yüzleşmesi gerekiyor.”
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Dersim Soykırımı’nın 84. yılında, halkın taleplerini bir kez daha kamuoyuna açıkladı:
1937- 38 yıllarında Dersim’de bir soykırım yapıldığı resmen tanınsın ve toplumsal barışımız için gerekli yüzleşme yapılsın.
Dersim Soykırımı’nda ne kadar insanın katledildiği resmen açıklansın.
Katliamdan sonra; başta evlatlık verilen çocuklar olmak üzere sürgün edilen tüm insanların akıbeti açıklansın.
Başta Seyid Rıza ve oğlu olmak üzere idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın.
Halkımıza soykırımı hatırlatan “Tunceli” isminin yerine coğrafyanın kadim adı olan “Dersim”in kullanılması için yasal düzenleme yapılsın.
PİRHA-Eğitim-Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Munzur Üniversitesi’ndeki tarikatlaşmaya tepki gösterdi. Kurul, “Üniversiteler uzun zamandır söz hegemonyasını yitirdi. Etkin bir mücadele yürütemezsek eğer, kendi bedenimiz içerisine kıvrılmış, söz söyleyemeyen, üretemeyen üniversiteler haline geliriz ki bunu hiç birimiz istemeyiz” dedi.
Dersim Araştırmaları Merkezi’nin, Dersim’de ve Munzur Üniversitesi’ndeki tarikatlaşmaya dikkat çekmesi üzerine akademi camiasından da tepkiler geliyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Dersim özelinde tüm eğitim kurumlarının dinselleştirilmek istendiğini anlattı.
Aynı zamanda Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) ihraç edilen akademisyenlerden biri olan Nejla Kurul, Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) önemli bir kaygıya işaret ettiğini söyledi.
Günümüz üniversitelerinin yeterince demokratik olmadığını vurgulayan Kurul şunları kaydetti:
“DAM, İktidar destekli bazı dinsel yapılanmaların üniversite içerisinde çok ciddi bir etkiye sahip olduğuna ilişkin kaygıları dile getiriyor. Tabii ki araştırmada böyle bir sözün söylenmiş olması üniversite yönetimlerini çok bağlayan bir durum. Munzur Üniversitesi yönetimi, bu konuya dair bir açıklama yapmak zorunda. Çünkü bizim anladığımız üniversite; demokratik, laik, her konunun özgürce tartışılabildiği ve tüm din ve dillere saygılı bir üniversitedir.
O bölgede yaşayan yurttaşlarımızın böyle bir basınçla karşı karşıya kalmaması gerekli. Zaten son zamanlarda sömürü, tahakküm, eşitsizlikler had safhaya çıkmışken belli bir toplumsal kesimi rahatsız eden bu tarz uygulamalardan vazgeçilmesi için devlet, gereğini yapmak zorunda.”
Üniversitelerdeki tarikatlaşmanın akademik niteliği de zayıflatacağını söyleyen Nejla Kurul, şöyle devam etti:
“Bu tür yapılaşmalar tek bir görüşün açığa çıkmasına imkan verebilir ama diğer görüşler üzerinde iktidar kanalıyla bir baskı oluşturmaya başladıklarında, öğretim üyeleri araştırmalarını özgürce yapamadıklarında mevcut görüşe muhalif öğrenciler, kendi sözlerini ifade edemediklerinde o üniversitedeki bilim faaliyeti derinden zarar görür. Üniversitelerde akademik çalışmaları etkileyen duygulardan bir tanesi de korkudur. İnsan, korkusuz olup özgürlüğe sahip olduğunda toplumun gerçek sorunları üzerinde durabilir.
Üniversiteler gerçekten uzun zamandır söz hegemonyasını yitirdi. Artık üniversitelerde söz söylenemiyor ama bir yerden de başlamak zorundayız. Özgürce, hayatımızı nasıl yaşayacağımıza, ne olmak isteyeceğimize, toplumun diğer ya da ‘öteki’ dediğimiz kesimlerinin duygu ve düşüncelerine özen gösteren, dinleyen, söz söyleyen, yazan, çizen özgür bir üniversite hayalini getirmemiz gerekiyor. O nedenle üniversitedeki öğrenci ve öğretim üyelerine çağrım; cesaretimizi toplamazsak, toplumun bilgisini özgürce kamuoyuna paylaşamazsak, siyasal iktidar rahatsız etse bile ortodoks dogmalara karşı etkin bir mücadele yürütmezsek bir süre sonra kendi bedenimiz içerisine kıvrılmış, söz söyleyemeyen, üretemeyen, kamuoyunu bilgilendiremeyen üniversiteler haline geliriz ki bunu hiç birimiz istemeyiz.”
PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM), Dersim’de tarikat örgütlenmesine dair konuşan HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Bu yapılara karşı toplu itiraz furyası başlatmak lazım” diyerek, devlet eliyle zoraki bir asimilasyonun yürürlükte olduğuna işaret etti. Kenanoğlu, Dersimli ailelerin, çocuklar konusunda sıkı bir koruma geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler de sürüyor.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, DAM’ın yapmış olduğu çalışmanın çok değerli olduğunu vurgulayarak, “Okullarda, kahvehanelerde, ortak yaşam alanlarında, mezarlıklarda bile ciddi ayrımcılık ve Alevilere karşı asimilasyon politikaları yürütülüyor” dedi.
NEDEN DERSİM?
Kenanoğlu, Dersim’e ‘Alevilik üzerindeki asimilasyonun deneme sahası’ olarak yöneldiklerini söyleyerek, “Oradaki direnci kırdıkları zaman, gerisi kolay gelir anlayışı mevcut” dedi. Dersim’in Alevi toplumu tarafından da iyi tanınması gerektiğini belirten Kenanoğlu şunları söyledi:
“Dersim’e bir Muharrem Matemi orucu esnasında gittiğimde berber ve kebapçılar, camına şöyle bir yazı asmıştı; ‘Muharrem dolayısıyla kapalıyız’. Bunlar son derece önemli. Buna rastlayabileceğiniz başka bir il yok. Dükkanlarını kapatıp kapatmaları ayrı bir tartışma. Ama bu hassasiyeti sergileyen bir ilimiz var. Tabi ki tüm berber ve kebapçılar kapalı değildi. Ama inancı, geleneği gereğince o kebabı pişirmeyi, o eti sunmayı reddeden dükkânlar da vardı. Ama siz buna bir İstanbul’da, bir Tokat’ta rastlayamazsınız. Dersim bu anlamıyla bir Alevi kentidir. Alevi geleneğinin, inancının, öğretinin bütünüyle yaşandığı, izlerine rastlandığı bir yer. Bu önemi sadece biz bilmiyoruz. Aleviliği asimile etmeyi hedefine koymuş yapılar da biliyor.”
“İTİRAZ FURYASI BAŞLATMAK LAZIM”
Ali Kenanoğlu, Dersim’deki tarikat yapılanmalarının devlet eliyle inşa edildiğini vurguladı. “Güçlerini oradaki askeri teşkilattan, valilikten, kaymakamlıktan, üniversiteden alarak faaliyet yürütüyorlar” diyen Kenanoğlu, topyekün bir itirazın başlatılması gerektiğini de söyleyerek şu sözlerle devam etti:
“Bütün Alevi kamuoyunun öncelikle bunun ne anlama geldiğini idrak etmesi lazım. Dersim’e cemaatleri göndermek, onların yurt, yuva tutması ne anlama geliyor? Bunu Tekirdağ’daki Alevi de, Çanakkale’deki Alevi de iyi idrak etmesi gerekiyor. Çünkü bu tek başına Dersim’in asimilasyonu değil, bir bütün Alevi toplumuna yönelik deneme aşamasıdır. Dersim’e model il olarak başlıyorlar. Bunun için hakikaten topyekün bir itiraz furyası başlatmak lazım. Alevi kurumları, kişileri, milletvekilleri, gazetesi, yazarı, çizeri bunların hepsi itiraz etmesi gerekiyor. Bu zoraki bir asimilasyondur.”
“TARİKATLARA KARŞI DİRENMEK GEREKİYOR”
Ali Kenanoğlu, Dersimli ailelerin, çocuklar konusunda sıkı bir koruma geliştirmesi gerektiğini de söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Bunun bir asimilasyon olduğunu kabul ederek işe başlamak gerekiyor. Dolayısıyla Dersimliler çok ağır bir yük altındalar. Ama bu yüke karşı kabul değil direnmek gerekiyor.”
Dersim’deki kurumlar bu işe karşı çok uyanık davranmak durumundalar. Tarikatların orada bir yurt, yuva tutmasını engellemeleri gerekiyor. Söz konusu yapılar hani sadece polis, asker çocuklarını alıyorlarmış, onların sorunudur. Gönül ister ki o çocuklar da gitmesin. Ama Dersimli Alevi çocuklarını kabul edemeyiz. Buralara çekilmelerine kesinlikle engel olmak lazım.”
PİRHA- DAM, 1937-1938 yıllarında, Dersim’de bir insanlık suçu işlendiğini belirterek, “Devleti işlediği bu suçla yüzleşmeye davet ediyoruz. Mahkeme tutanaklarının ve kararın açıklanmasını, katliam sonrasında sürgüne gönderilenlere ait belgelerin açıklanması, evlatlık verilen çocuklara ait bilgilerin ve başta Seyid Rıza olmak üzere idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını istiyoruz” dedi.
15 Kasım 1937 tarihinde Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Resık Uşen (Seyit Rıza’nın oğlu), Aliye Mırzê Sıli, Hesenê İvraime Qıji ve Hesen Ağa, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmelerinin üzerinden 83 yıl geçti. Birçok merkezde pandeminin gölgesinde anmalar düzenlenecek.
“SEYİD RIZA VE ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİNİ SORUYOR VE CEVAP İSTİYORUZ”
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) de yaptığı açıklamada, “83 yıldır yanıtlanmayan sorular var ve bizler bir kez daha Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerini soruyor ve cevap istiyoruz” diyerek, şunları paylaştı:
“Dersim, Osmanlı’dan cumhuriyete sorun olarak kalmış bir bölge olarak tanımlandı. Osmanlı, Dersim’i kendi bakiyesi olarak görüyordu ve bunun içinde toprağına dâhil etmek istiyordu. 1800’lerin başından itibaren bölgeye sayısız sefer düzenledi. Yüzyıllara yayılan bu askeri seferler esnasında köyler yakıldı, ormanlar ateşe verildi, dağlar toplarla dövüldü, kılıçlar kan kustu. Ama bir türlü istediği hükümranlığı kuramadı. Devletsiz bir topluluk olan Dersim her türlü otoriteden bağımsız kendi toprağında, özgür ve kültürel değerleri ile bir yaşam sürdürdü. Bu yapısıyla da Osmanlı’nın hal yoluna koyamadığı bir sorun olarak cumhuriyete devrolundu. Cumhuriyetin ilk yılları havuç sopa politikasıyla geçti. Her fırsatta Osmanlıdan farklı oldukları propaganda edildi, vaatler ve hatta statü sözleri verildi. Ama Mustafa Kemal bütün iktidar dizginlerini elinde toplayınca inkâr ve tasfiye süreci başladı. Kürtler cephesinde bu hileli iktidar yürüyüşünün ilk yemi Koçgiri oldu. Lozan Antlaşmasından sonra inkar kurumsallaşınca bir itiraz da Şeyh Said hareketiyle gösterildi. Peşi sıra Ağrı, Zilan derken ittihatçı zihniyet bir kez daha baskın çıktı ve milyonlarca Kürdün hak ve adalet talebi kanla bastırıldı.”
“SEYİD RIZA VE ARKADAŞLARI ADALETTEN, HUKUKTAN UZAK BİR MAHKEMEDE YARGILANARAK İDAMA MAHKÛM EDİLDİ”
İtiraz eden tüm sesleri susturan ittihatçı kadroların yeni hedefi ”son kale” denilen Dersim olduğunun işaret edildiği açıklamanın devamında, şunlar dile getirildi:
“1935 Tunceli Kanunu, 1936 Genel Müfettişlik ve Silah Toplatma Programı ve 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı da eklenince planlı, programlı bir katliamın şartları oluşturuldu. 1937 yılında Alişêr Efendi ile Zarife Xatun’un katledilmesi, Dersimin önemli liderlerinden biri olan Sahan Ağanın öldürülmesiyle başlayan ölümlü süreç, felaketin habercisi olarak okunmuştu Dersim’de. Akabinde Dersim ileri gelenlerinin türlü oyunlar sonucu Elazığ Cezaevi’ne konulmasıyla toplumsal dinamikler kırılmaya başlandı. Kırılmaların en büyüğü Seyid Rıza alilesin üzerinde uygulandı. 17 Ağustos 1937’de, Seyid Rıza’nın ailesinin nerede ise tamamı katledildi. Bu katliamda 33 kişi öldürüldü. Kanlı bir sürecin başladığını gören Seyid Rıza, daha önceden tanıştığı Erzincan Valisi ile durumu müzakere etmek için Erzincan’a giderken, hile ile yakalanıp, düzmece bir mahkeme ile asıldı. Elazığ’da görülen Dersim Davasında, 72 kişi yargılandı. Türkçe bilmeyen Dersimliler için ne tercüman bulundurulmuş ne de avukat tutmalarına izin verilmemişti. Savunma hakkından yoksun Dersimlilere, mahkeme kararın temyizi hakkı bile tanımadılar. Seyid Rıza ve arkadaşları adaletten, hukuktan uzak bir mahkemede yargılanarak idama mahkûm edildi. Hafif suç kapsamına aldıkları birkaç kişi serbest bırakıldı. Çoğu yaşlı olan aşiret ileri gelenleri ise müebbet hapse mahkûm edilerek Türkiye’nin değişik ceza evlerine gönderildi. Bu insanlardan hiçbiri sağ olarak geri dönemedi ve hala akıbetleri bilinmiyor.”
1937-1938 yıllarında, Dersim’de bir insanlık suçu işlendiğinin vurgulandığı açıklamada “Devleti işlediği bu suçla yüzleşmeye davet ediyoruz. Mahkeme tutanaklarının ve kararın açıklanmasını, katliam sonrasında sürgüne gönderilenlere ait belgelerin açıklanması, evlatlık verilen çocuklara ait bilgilerin açıklanması, başta Seyid Rıza olmak üzere idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını istiyoruz” ifadelerine yer verildi.
PİRHA – Dersim Araştırmalar Merkezi(DAM) Erzincan’da bulunan Zini Gediği Anma Mekanı’nın tahrip edilmesine tepki gösterdi. DAM yaptığı yazılı açıklamada, bu saldırıların son bulmasını istedi.
Geçen günlerde 8 Ağustos 1938’de Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizilen 100’e yakın Alevinin anıldığı Zini Gediği Anma Mekanı’nın tahrip edilerek içindeki kemikler yeniden ortaya dağıtılmıştı.
Anma Mekanı’nın tahrip edilmesine bir tepki de Dersim Araştırmalar Merkezi’nden geldi.
1938 Dersim Tertelesi günlerinde, Erzincan/Dersim sınırındaki Zini Gediği’nde 8 Ağustos 1938’de topluca kurşuna dizilenler anısına inşa edilen Zini Gediği Anma-Hatırlama Mekanı’na gerçekleştirilen saldırıyı kınayan DAM, “İnsanlıktan nasibini almamış bu karanlık zihniyetin amaçları sonuçsuzdur” dedi.
Anma anıtının yakılmasıyla geçmişte yapılanların izinin silinmediğine dikkat çekilen açıklamada, “Bu tür saldırıların son bulmasını ve insanların hatıralarına saygı duyulmasını bir kez daha hatırlatıyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)